Makaleler Bütün Yazılar Makale Guncel Film Koptu: Lars von Trier
 

Film Koptu: Lars von Trier Popüler

Makale

Yazar

Lars von Trier, Hitler’i düşünürken acaba nasıl bir bakış geliştiriyor? Onun “mutlak kötü”, “mutlak felaket” olmadığını düşünmekle meseleye “sanatçı bakışı” getirdiğini mi düşünüyor? Bu “mutlakiyet” insanlığın başına çok bela olacak gibi görünüyor.

Film Koptu: Lars von Trier

Galiba, 21.yy insanının en büyük özelliği parçalılığı olacak. Öyle görünüyor ki, daha uzun bir süre, Da Vinci bütünlüğünde bir yaratıcılık, Dostoyevski çapında bir yazarlık ve Nazım kapsayıcılığında bir şairliği göremeyeceğiz. Her asır kendi insanını yaratır, belki de “ah vah” etmeye gerek yok. Tarihin, her daim üretimde olduğunu düşünürsek, sanırım, bu dönemi de “parçacık dönemi” olarak adlandırabiliriz..

Sinema yönetmeni Lars von Trier, ki yönetmen sineması yapanlardandır, katıldığı Cannes film festivalinde, İsrail devleti üzerinden Nazi faşizmine gönderme yapınca, tezimin ucu biraz daha görünür oldu: Bir bütünlük yok. Toplu kalite yok. Yer yer yeşermiş otların dışında gerisi çöl kurusu.

Anlamakta güçlük çekiyorum. İnsan, bir kötülüğü nasıl başka bir kötülükle iyiler? İsrail devletinin sakatlığından bahsedebilmek için, Nazi faşizmini övmek mi gerekir? İkisinin birden kötü olabileceği akıllara gelmez mi? Sanatçının, yaratıcının, bir nebze olsun saklıdaki nüveden haberdar olmasını beklemek haksızlık mıdır?

Bu eksik bakışla nasıl sanat yapılıyor? Kusursuz bir sanatçılıktan  ya da aydın, entelektüel; aynı zamanda yaratıcı bir “mit”ten bahsetmiyorum; ortalama bir tutarlılıktan bahsediyorum. Dünyaya şekil vermiş, insanlığa korkunç acılar yaşatmış, içinde, milyonlarca tab edilmemiş hayat barındıran bir olgu hakkında, Lars von Trier’in ne düşünemediğinin peşindeyim. Bence sanat, doğduğu yere, zanaata, hızla ve çok büyük bir cehaletle rücu ediyor. Sanat, zanaatın içinden doğarken, estetik ve görme rafinesini terkisine almıştı ya, şimdi çok acımasız şekilde o “yüklerinden” arınmaya çalışıyor.

“Çaplı” bir sinema yönetmeninin, değil milyon, ölmüş bir insanın hikayesinden dahi dünyayı kırk kere ters ve düz açılarla yeniden yaratması beklenirken, nasıl olur da, o “büyük felaket” “sanatçı gevezeliğine” malzeme edilir? (Lars von Trier, kaldı ki, "Breaking the waves" (1996)’le aşık bir kadının ve  "Dancer in the Dark" (2000) filmiyle de anne bir kadının trajedisini perdeye başarıyla aksetmiş bir yönetmendir).  Fakat görünen o ki, sanatçı yaratıcılığından ziyade, zanaatkar üretkenliğiyle iş yapılmış.

Verilen demeçteki İsrail vurgusuna gelince; İsrail devletinin kötülüğünden bir şüphem yok; kaldı ki bütün devletler, Danimarka da dahil, kötüdürler. Devlet, bence, bütün kötülüklerin cümle olduğu haldir; özne, nesne, yüklem ve geriye kalan bütün parçalar tanıma dahildir. Bu tanımdan “iyilik” çıkar mı? Devletler arasında bir sıralama yapılsa kim başta gelir bilemem ama o sıralamanın adı “kötülük sıralaması” ve dosya da “kötülük dosyası olur.”

Lars von Trier, Hitler’i düşünürken acaba nasıl bir bakış geliştiriyor? Onun “mutlak kötü”, “mutlak felaket” olmadığını düşünmekle meseleye “sanatçı bakışı” getirdiğini mi düşünüyor? Bu “mutlakiyet” insanlığın başına çok bela olacak gibi görünüyor.

Hitler’in Eva’ya gösterdiği “alakayı” veya Göbbels’in çocuklarına duyduğu “şefkati” gördüğünüzde, onun, belki de, çoğu erkekten daha ince bir ruha sahip olduğunu düşünebilirisiniz. Fakat mesele burada değil, mesele, faşizmi ortaya çıkaran ve günümüzde “sıradanlaştıran/gündelikleştiren” sistemin kendisinde. Onu görmek gerekiyor. Avrupa’nın konfora batmış bütün şehirlerinde sabah-akşam köşe başlarında beliren faşizm öyle sanıldığı gibi, ürkünçlük içermiyor. Bugünden baktığımızda bize net görünüyor olabilir ama 1938’lerin Almanyasında Naziler de son derece hayata dair insanlardı.

Zaten faşizm hayata dair olmaya başladığında kurumlaşıyor. Araba/ Bir 12 Eylül Hikayesi adlı hikayemde de vurguladım:

“12. Köylü, “Bana benziyor” dedi, kimseye duyurmadan”

Bence işin sırrı burada. Faşizmi kendinize benzetmeye başladığınız ya da onda, kendinize dair bir şeyler bulmaya başladığınız anda; klasik manada, onu içselleştirdiğinizde, faşizm yaparsınız. Bu “lanet”, bütün iktisadi ve siyasi tanımlarının yanında, insandan insana bulaşan ve öyle büyüyen bir şey.

Lars von Trier, Hitler için, “onu, sığınağında yalnız başına otururken hissedebiliyorum demiş” Eee? Buradan nereye varacağız? Hitler’e yaklaşırsanız, Hitler’in çekim alanına girersiniz. Herkes gibi Hitler’in de bir çekim alanı var. Kaldı ki o çekim, Hitler gibi birinde, sıradan insanlara nazaran, çok daha geniş bir alanı kapsıyor.

Bir insanın Nazi faşizmine karşı olması, Nazi faşizminin Yahudi düşmanlığıyla sınırlı kalırsa orada bir sakatlık vardır; ya da tersi. Nazi faşizmi ne tek başına Hitler’dir; ne de Yahudi düşmanlığı. Bu sakat anlayışta, İsrail devletinin de payı var; zira yapılan bütün zulmün kendi ırklarına yönelik olduklarını söylemekle hem bir “prestij” peşindeler hem de fotoğrafı, güya, kendi lehlerine deforme etmektedirler. Çokça yazıldı söylendi, Nazi faşizmi tek başına Yahudileri değil, yoluna çıkan herkesi hatta her şeyi yok etti, tıpkı bugün vuku bulan faşizm gibi.

Avrupa’da bugün faşizm mi var?

Var, fakat bir hayli saklıda. Bir İsviçreli devrimcinin, maruz kaldığımız kaba polis-jandarma şiddetine gıpta ederek, söylediği “siz saldırının nereden geldiğini görüyorsunuz, biz onu da göremiyoruz” sözünü genişletirsem:

İşte, bence, 21.yy sanat ve siyasetinin en mühim mesaisi, geçmiş dönem faşizm sembollerine duygusal kementler atmak yerine, tenimizde, kanımızda hatta günlük pratiğimizde saklı duran faşizmi bulup ortaya çıkarmak olmalı.


Hasever
Zürich, 20 Mayıs 2011

Üye eleştirileri

Toplam 1 üyeden ortalama puan:

Genel Puan 
 
10.0
İçerik/Fikir 
 
10.0  (1)
Üslup 
 
10.0  (1)
Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Film Koptu: Lars von Trier 2011-05-24 09:23:47 Gökhan
Genel Puan 
 
10.0
İçerik/Fikir 
 
10.0
Üslup 
 
10.0

Perudan adam çıkmaz

Vikipedi`de Lars von Trier`in „Dogma 95“ film yapım akımının öncülerinden olduğu bilgisi yer almakta. Akımın amaçlarını ve kurallarını -yazıldığı gibi- aktarıyorum:

Dogma 95 tarafından belirlenen kurallar:

1. Çekimler stüdyo dışında yapılmalıdır. Sahne donanımı ve setler içeri taşınmamalıdır. (Hikaye özel bir sahne donanımı gerektiriyorsa, stüdyo dışında bu donanıma uygun bir mekân seçilmelidir.)

2. Ses, kesinlikle görüntülerden ayrı olarak üretilmemelidir ya da tersi. (Sahne içinde üretiliyor olmadığı sürece müzik kullanılmamalıdır.)

3. Kamera, elde taşınıyor olmalıdır. Elde taşınan kamera ile elde edilecek hareketlilik ya da hareketsizlikler serbesttir. (Film, kameranın durduğu yerde çekilmemeli; kamera filmin olduğu yerde olmalıdır.)

4. Film, renkli olmalıdır. Özel ışıklandırma kullanılamaz. (Eğer çekilecek olan sahnede filmin pozlandırması için çok az bir ışık söz konusuysa, sahne kesilmeli ya da tek bir lamba kameraya iliştirilmelidir.)

5. Optik numaralar ve filtreler kesinlikle yasaktır.

6. Film, gelişigüzel aksiyon içermemelidir. (Öldürme, silahlar, vs. bulunmamalıdır.)

7. Zamansal ve coğrafi yabancılaştırmalar yasaktır. (Kısaca film, şimdi ve burada geçmelidir.)

8. Tür filmleri kabul edilemez.

9. Film formatı 35 mm olmalıdır.

10. Yönetmen, jenerikte belirtilmemelidir.

Buna ne denir Hasan?

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
00
Bu eleştiriyi ihbar et
 
Powered by JReviews
Yorumlar (3)
  • hasever  - Dünyaya dair
    avatar

    Gökhan,

    Evvela bir dilek: Yüzüne ağaç gölgesinden gayrı gölge düşmesin! Alnına pul pul güneş düşmüş; beşi birlik.

    Soruna gelince:

    Bence tezimi destekliyor. İnsanlar en fazla yaptıkları işe dair bir fikir sahibi oluyorlar; gerisi yok. Koca bir dünya sadece iş alanıyla nasıl tanımlanabilir; mümkün değil. Evet, bir Avrupalı bizden çok daha disiplinli, çok daha üretken ve çok daha çalışkan fakat bu, alanıyla sınırlı.

    Kaç gündür Yılmaz Güney'i düşünüyorum. Yılmaz'ın sinemadaki farkı her şeyden önce dünyaya dair bir fikri olmasından kaynaklanıyor. Beğenilir beğenilmez ama elde bir görüş, yorum, bütüne dair tahayyül var. Angelopoulos da öyle. Önder'in uzun bir yorumla yorumladığı Ulis’in Bakışı’nda aslında bir kişisel yolculuk vardır ama o kişisel yolculuk dünyaya dair fikri olan birinin yolculuğudur. Birilerinin, cebine 100 dolar koyup kendini dünyaya vurduğu yolculuktan çok farklıdır. İşte, ve sanırım, Lars von Trier bir nebze olsun siyasetten haberdar olsaydı, en azından bir nebze soldan beslenmiş olsaydı 2. Paylaşım Savaşı'nı geyik malzemesi yapmzadı. Dahilikle delililik arasında bir yerde olduğu söyleniyor. Öyle midir bilmem ama en azından son yaptığı "şımarıklığa" bakılırsa siyasi cahilliğinden şüphe duymamak gerekiyor.

    Gökhan,

    Yazıda yazmamak için kendimi çok zorladım. Biliyorsun, gerek iş, gerek siyaset, gerek sanat alanında “Yahudi ağırlığı” diye bir tevatür vardır. Bir takım yerlere varmak için en azından bir “klandan” olunması gerektiği söylenir. Fakat bunun siyasi ve sosyal karşılığı yoktur. Dünya Yahudiliğinin merkezi New York’tur denir. Bence ve halbuki dünya kapitalizminin başkenti orasıdır. Kapitalizm günahlarını Yahudilik’e yüklerken, Yahudilik siyaseti, kapitalizmin günahlarını sevap gibi koynunda taşımaktadır. Tuhaf bir durum ama aslında yaşadığımız Kapitalizm gerçeğinden başka bir gerçek yok.

    Bu, böyle sarmal, sonu gelmez bir tartışmadır... Tuzağından uzak durmak sadece bir sanatsal yaratıcılık değil, siyasi ve felsefi bir doygunluk da gerektirmektedir. İşte, olmayan; günümüzde hızla soyu tükenen türlerden biri de bu türdür. artık hepimiz birer “fach idiot”uz. Öyleyse slogan şöyle olmalı: “Ey dünyanın bütün fach idiotları, dağılın.”

  • Gökhan  - İnsanlık
    avatar

    Güzel dileklerin için sağol Hasan.

    Bahsi geçen o ilginç akımın kurallarını sıralamamdaki amaç zaten yazının son paragrafındaki 21.yy sanat ve siyasetinin en mühim mesaisi, geçmiş dönem faşizm sembollerine duygusal kementler atmak yerine, tenimizde, kanımızda hatta günlük pratiğimizde saklı duran faşizmi bulup ortaya çıkarmak olmalı sözüne ve genel anlamda tezine açıkça destek olmaktı. Lars von Trier`in İtalyan faşizmine tepki olarak doğmuş olan yeni gerçekçilik akımını bir adım öteye taşıma çabaları, epey bir adım gerideki -istemi dışında ve istem dışı- bir frekansı yakalamasına sebep olmuş düşüncesindeyim. Beylem puşt gibin ibnem gibim bi frekans.

    Faşizm, yaşamın tüm alanlarını ve özünde insanlığı ve düşüncelerini bir nevi arzulanılan kalıba sokma, bu düşünceleri filitreleyerek keyfine göre şekillendirme ideolojisidir. Faşizm denilince insanların aklına Hitler, Mussolini, yahudiler, gaz odası ve soykırım kelimelerinin getirilmesi, belki de işin özünün perdelenmesine ve bu perdenin üzerinde başka filmler oynatılmasına imkan verebilmektedir. Örneğin, Türkiye`de bugün yaşanılan durum bu tezi (veya tezini Hasan) destekler niteliktedir.

    Artık faşizm, kendini sözüm ona çağdaş/modern topluma kabul ettirebildiği yöntemler de geliştirmiş ve bunu bu „vay anasını çağdaş“ toplumun büyük bir kesimine özgürlük olarak da yutturabilmiştir. Yeri gelmiş kendini „liberal“ olarak kabul ettirmiş, yeri geldiğinde de kendini „demokrasi havarisi“ ilan edebilmiştir. Kendi karşıtını dahi, kendine göre ve işine geldiği gibi şekillendirebilen; yani kısacası kendi destekçisi yapabilen sinsi bir yöntemle de yoluna devam etmektedir. „Buna faşizm diyemeyiz ama“ veya „neo-liberal denseydi keşke“ şeklindeki tepkiler çıktıkları temel ve kaideye göre haklı olabilirler ama bu da yaşanılan boktan durumu zerre kadar ırgalayacak cinsten değildir. „İNSANLIK“ ve bütün medeni kazanımları şu an bu sinsi inisiyatife terkedilmiştir. Bizi ırgalayan da bu olmalıdır.

  • hasever  - RE: İnsanlık
    avatar

    Çok güzel ve vurucu açıklamışsın. Tam da bunları ifade etmek istemiştim.

    Alýntý:
    Artık faşizm, kendini sözüm ona çağdaş/modern topluma kabul ettirebildiği yöntemler de geliştirmiş ve bunu bu „vay anasını çağdaş“ toplumun büyük bir kesimine özgürlük olarak da yutturabilmiştir.


    İşte bunu görecek bir siyaset ve sanat lazım...

    Bugünki gazetede var. Lars von Trier: "Ich war dumm und verletzend" demiş. Buyur. Madem "salak saçma bir şey" (ki şüphem yok) de niye yaptın? Bence işin "niye"si daha çok malzeme barındırıyor.

    Alýntý:
    Beylem puşt gibin ibnem gibim bi frekans.

    :)
    Frekans bozucu olmamız gerekiyor. :)

    ---

    Birgün gazetesinin internet sitesinde (www.birgun.net) "Açık açık ırkçılık" diye bir haber var. Güya, Balıkesir'den bağımsız (bu da ayrı bir terane. Ne demek bağımsız? Diğerleri bağımlı mı?) bir aday seçim afişi hazırlamış. "Balıkesir balıkesirlilerindir" diye başlıyor saçmalık. Mesela ben merak ediyorum, Hürriyet gazetesi bu haberi nesıl verirdi? Görüyorsun saçmalık da bulaşıcı. Bir gazete hem de memleketin en büyük gazetesi "Türkiye türklerindir" sloganıyla çıkarsa, birileri de çıkar böyle der. Bence geç bile kalındı. Bu hesapla her köy, ker kasab ve her şehir kendi sınırlarıyla sınırlı ve diğerlerine vize uygulamalıdır. Örneğin, Çanakkaleliler Balıkesire vize almalılar. Balıkesirden yolu geçenler transit vize uygulamasına tabi tutulmalılar. Saçma değil mi? Saçma da, yaşanılan hayat da bu. Haberde adayın fotoğrafı da var. Kadın son derece "normal" "bu güne dair" ve hatta "modern."

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #3 hasever 26-05-2011 06:24
Çok güzel ve vurucu açıklamışsın. Tam da bunları ifade etmek istemiştim.Alıntı:
Artık faşizm, kendini sözüm ona çağdaş/modern topluma kabul ettirebildiği yöntemler de geliştirmiş ve bunu bu „vay anasını çağdaş“ toplumun büyük bir kesimine özgürlük olarak da yutturabilmiştir.
İşte bunu görecek bir siyaset ve sanat lazım...

Bugünki gazetede var. Lars von Trier: "Ich war dumm und verletzend" demiş. Buyur. Madem "salak saçma bir şey" (ki şüphem yok) de niye yaptın? Bence işin "niye"si daha çok malzeme barındırıyor.

Alıntı:
Beylem puşt gibin ibnem gibim bi frekans.
:-)
Frekans bozucu olmamız gerekiyor. :-)

---

Birgün gazetesinin internet sitesinde (www.birgun.net) "Açık açık ırkçılık" diye bir haber var. Güya, Balıkesir'den bağımsız (bu da ayrı bir terane. Ne demek bağımsız? Diğerleri bağımlı mı?) bir aday seçim afişi hazırlamış. "Balıkesir balıkesirlileri ndir" diye başlıyor saçmalık. Mesela ben merak ediyorum, Hürriyet gazetesi bu haberi nesıl verirdi? Görüyorsun saçmalık da bulaşıcı. Bir gazete hem de memleketin en büyük gazetesi "Türkiye türklerindir" sloganıyla çıkarsa, birileri de çıkar böyle der. Bence geç bile kalındı. Bu hesapla her köy, ker kasab ve her şehir kendi sınırlarıyla sınırlı ve diğerlerine vize uygulamalıdır. Örneğin, Çanakkaleliler Balıkesire vize almalılar. Balıkesirden yolu geçenler transit vize uygulamasına tabi tutulmalılar. Saçma değil mi? Saçma da, yaşanılan hayat da bu. Haberde adayın fotoğrafı da var. Kadın son derece "normal" "bu güne dair" ve hatta "modern."
Alıntı
 
 
0 #2 Gökhan 25-05-2011 13:18
Güzel dileklerin için sağol Hasan.

Bahsi geçen o ilginç akımın kurallarını sıralamamdaki amaç zaten yazının son paragrafındaki 21.yy sanat ve siyasetinin en mühim mesaisi, geçmiş dönem faşizm sembollerine duygusal kementler atmak yerine, tenimizde, kanımızda hatta günlük pratiğimizde saklı duran faşizmi bulup ortaya çıkarmak olmalı sözüne ve genel anlamda tezine açıkça destek olmaktı. Lars von Trier`in İtalyan faşizmine tepki olarak doğmuş olan yeni gerçekçilik akımını bir adım öteye taşıma çabaları, epey bir adım gerideki -istemi dışında ve istem dışı- bir frekansı yakalamasına sebep olmuş düşüncesindeyim . Beylem puşt gibin ibnem gibim bi frekans.

Faşizm, yaşamın tüm alanlarını ve özünde insanlığı ve düşüncelerini bir nevi arzulanılan kalıba sokma, bu düşünceleri filitreleyerek keyfine göre şekillendirme ideolojisidir. Faşizm denilince insanların aklına Hitler, Mussolini, yahudiler, gaz odası ve soykırım kelimelerinin getirilmesi, belki de işin özünün perdelenmesine ve bu perdenin üzerinde başka filmler oynatılmasına imkan verebilmektedir . Örneğin, Türkiye`de bugün yaşanılan durum bu tezi (veya tezini Hasan) destekler niteliktedir.

Artık faşizm, kendini sözüm ona çağdaş/modern topluma kabul ettirebildiği yöntemler de geliştirmiş ve bunu bu „vay anasını çağdaş“ toplumun büyük bir kesimine özgürlük olarak da yutturabilmişti r. Yeri gelmiş kendini „liberal“ olarak kabul ettirmiş, yeri geldiğinde de kendini „demokrasi havarisi“ ilan edebilmiştir. Kendi karşıtını dahi, kendine göre ve işine geldiği gibi şekillendirebil en; yani kısacası kendi destekçisi yapabilen sinsi bir yöntemle de yoluna devam etmektedir. „Buna faşizm diyemeyiz ama“ veya „neo-liberal denseydi keşke“ şeklindeki tepkiler çıktıkları temel ve kaideye göre haklı olabilirler ama bu da yaşanılan boktan durumu zerre kadar ırgalayacak cinsten değildir. „İNSANLIK“ ve bütün medeni kazanımları şu an bu sinsi inisiyatife terkedilmiştir. Bizi ırgalayan da bu olmalıdır.
Alıntı
 
 
0 #1 hasever 24-05-2011 19:57
Gökhan,

Evvela bir dilek: Yüzüne ağaç gölgesinden gayrı gölge düşmesin! Alnına pul pul güneş düşmüş; beşi birlik.

Soruna gelince:

Bence tezimi destekliyor. İnsanlar en fazla yaptıkları işe dair bir fikir sahibi oluyorlar; gerisi yok. Koca bir dünya sadece iş alanıyla nasıl tanımlanabilir; mümkün değil. Evet, bir Avrupalı bizden çok daha disiplinli, çok daha üretken ve çok daha çalışkan fakat bu, alanıyla sınırlı.

Kaç gündür Yılmaz Güney'i düşünüyorum. Yılmaz'ın sinemadaki farkı her şeyden önce dünyaya dair bir fikri olmasından kaynaklanıyor. Beğenilir beğenilmez ama elde bir görüş, yorum, bütüne dair tahayyül var. Angelopoulos da öyle. Önder'in uzun bir yorumla yorumladığı Ulis’in Bakışı’nda aslında bir kişisel yolculuk vardır ama o kişisel yolculuk dünyaya dair fikri olan birinin yolculuğudur. Birilerinin, cebine 100 dolar koyup kendini dünyaya vurduğu yolculuktan çok farklıdır. İşte, ve sanırım, Lars von Trier bir nebze olsun siyasetten haberdar olsaydı, en azından bir nebze soldan beslenmiş olsaydı 2. Paylaşım Savaşı'nı geyik malzemesi yapmzadı. Dahilikle delililik arasında bir yerde olduğu söyleniyor. Öyle midir bilmem ama en azından son yaptığı "şımarıklığa" bakılırsa siyasi cahilliğinden şüphe duymamak gerekiyor.

Gökhan,

Yazıda yazmamak için kendimi çok zorladım. Biliyorsun, gerek iş, gerek siyaset, gerek sanat alanında “Yahudi ağırlığı” diye bir tevatür vardır. Bir takım yerlere varmak için en azından bir “klandan” olunması gerektiği söylenir. Fakat bunun siyasi ve sosyal karşılığı yoktur. Dünya Yahudiliğinin merkezi New York’tur denir. Bence ve halbuki dünya kapitalizminin başkenti orasıdır. Kapitalizm günahlarını Yahudilik’e yüklerken, Yahudilik siyaseti, kapitalizmin günahlarını sevap gibi koynunda taşımaktadır. Tuhaf bir durum ama aslında yaşadığımız Kapitalizm gerçeğinden başka bir gerçek yok.

Bu, böyle sarmal, sonu gelmez bir tartışmadır... Tuzağından uzak durmak sadece bir sanatsal yaratıcılık değil, siyasi ve felsefi bir doygunluk da gerektirmektedi r. İşte, olmayan; günümüzde hızla soyu tükenen türlerden biri de bu türdür. artık hepimiz birer “fach idiot”uz. Öyleyse slogan şöyle olmalı: “Ey dünyanın bütün fach idiotları, dağılın.”
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile