Makaleler Bütün Yazılar Makale Guncel Avrupada Siyaset Yeşilleniyor
 

Avrupada Siyaset Yeşilleniyor Popüler

Makale

Yazar

Fukoşima’yla birlikte bir kez daha ortaya çıktı ki makro sistem bu tempoda devam edecek olursa biz “fanilerin” yeşil sevdası hiçbir derde derman olamayacak. Kaldı ik kapitalizm açısından bir tehlike de görünmüyor. Antikapitalist olmayan her çevre hareketi önünde sonunda kapitalizmin bendinde birikiyor. Ve o bent, birilerince düzenli aralıklarla kapak açıyor.

Avrupada Siyaset Yeşilleniyor

Fukoşima’nın hemen ötesinde Merkel, onun da ötesinde Sarkozy duruyor. Tesadüf olmasa gerek. Biri sıkı çevre muhalefetiyle, diğeriyse akıllar ziyan nükleer müptelalığıyla “malül.” “Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış”ın tam manasını kestiremesem de sanırım bu durumlar için kullanılıyor.

Nükleer’den çekmiş bir ulusun yine nükleerle terbiye olmasında ilk başta tezat bir durum görünse de sanırım mesele, kendisini sonsuz tekrarlayan elektrik düzeneğine benziyor; düzenek değişmediği sürece ortaya hep aynı sonuç çıkacak; en azından şimdiye kadar böyle oldu.

Sarkozy Japonya’ya varıp “önümüzdeki Gelişmişler Toplantısı’na bir de nükleer dosyası getireceğiz” deyince, kıt kanat ayakta tuttuğum siyaset bilimi saygımı tümden yitirdim; artık çok eminim, üniversitelerin siyaset bilimi kürsülerini kapatmak gerekir; tümden ve yekten gereksizler.

Fransa enerjisinin yüzde yetmişbeşini nükleer santrallerden karşılıyor. Bu şu demek; İspanya’nın hemen üstünde, Londra’nın az altında ve Cenevre’nin iki adım batısında bir sürü gayya kuyusu var. Avrupa bu kuyulardan birine düştüğü gün, değil kırk, kırkbin kişi de toplansa nafile; zira taşı atan sadece deli değil bir de muktedir. Durum bu kadar vahim. Peki Fransa bu kadar “kör göze parmak” enerji politikasına niye mahkum? Bunun yanıtı Renault’nun, Pegaout’nun ve Citreon’in konforunda gizli.

İşte o konforun müptelaları bu günlerde elde oy pusulası kıta avrupasını yeşile boyama gayretindeler. Almanya’da oyları Yeşiller’e kaptıran FTP şimdiden ilk kurbanını verdi; partinin başkanı ve Merkel hükümetininin dış işleri bakanı Westervelle parti başkanlığından isitifa etti. Yine Almanya Rheinland-Pfalz’da (Mainz) ilk kez Sosyal Demokrat-Yeşiller koalisyonu hükümete gelmiş oldu. İsviçre Zürich’te Yeşiller tarihlerinde ilk kez Kanton Yönetimi’ne girdiler. Sanırım 21.yy.’ın tuhaflıklarına başlamış bulunuyoruz. Siyasetin insan tarlasında yeşerdiğini düşünürsek, “bu tarladan bu ürün” demekten kendimi alamıyorum.

Bir Batı Avrupa’lı tipi çizmeye çalışsak ortaya nasıl bir tablo çıkar? Kişisel tecrübelerimden çıkardığım bir sonuçla işe başlayayım. Ben hiç çevre düşmanı bir “Avrupalı” tanımadım. Ve yine, sokağına çöp atan bir Batı Avrupalı’ya da rastlamadım. Ama tuhaftır, dünya siyasetine/ekonomisine yön veren bu kıta, “nedense!” hızlı bir kirlenmeye de sebebiyet veriyor. Bence burada siyasetten çok sanata malzeme var. Örneğin, Türkiye gibi “çevre düşmanı” bir ülkenin kıyılarında sigara izmariti toplayan bir Batı Avrupalı ya da Kuzey Amerikalı ilk bakışta insana derviş adanmışlığı hatırlatır. Fakat aynı kişi, her sabah duş alma müptelalığından yılda neredeyse ortalama bir Asya/Afrika kasabasının sıcak suyunu bedenine boca etmiş olur. Ve yine aynı kişi, ucuzlayan araba fiyatlarına karşın pahalılaşan tren biletlerini hiç sorun etmez. Kişinin niyetinde bir sakatlık arıyor değilim, vurgulamaya çalıştığım, bilerek veya bilmeyerek, vicdan mastürbasyonunun dünyamızın yaklaşan sonuna “dur” diyemeyeceğidir. 

Güncel olması babında dillendiriyorum. Tanıdığım Avrupa ülkelerinden; İsviçre, Almanya, Fransa, Avusturya, İtalya ve İngiltere’de tren taşımacılığı neredeyse bir zengin gereksinimidir. Tren, parasal hidayete ermişlerin birinci sınıf konforunda işlerine ara vermeden kullandıkları bir ulaşım aracı haline gelmiştir. İki ve üstü insan içeren her gezi planı arabayla çok çok daha uzudur. Ve meseleyi belirleyen de burasıdır. Herkesin en az bir otomobil sahibi olduğu yerde cam şişelerin ya da gazete kağıtlarının yüzde doksanlara varan bir dönüşümle tekrar kazanılması ne anlama gelir?

Fukoşima’yla birlikte bir kez daha ortaya çıktı ki makro sistem bu tempoda devam edecek olursa biz “fanilerin” yeşil sevdası hiçbir derde derman olamayacak. Kaldı ik kapitalizm açısından bir tehlike de görünmüyor. Antikapitalist olmayan her çevre hareketi önünde sonunda kapitalizmin bendinde birikiyor. Ve o bent, birilerince düzenli aralıklarla kapak açıyor.

Bu kapak açmaların benim gözlemleyebildiğim birincisi 2000li yılların başında gerçekleşti. O sırada İngilter’de  Blair; Almanya’da Schröder; Fransa’da Jospin; İtalya’da D’alema hükümet ediyorlardı. Bunların imanları şüpheli olsa da dinleri sosyal demokratlık. İşte bu Sosyal Demokratlık, içine son dönemlerde Yeşiller’i de alarak, galiba, dolan kapitalizm kovasını boşaltmaya kullanılacak. Fukuşima, süreci hızlandıran bir katalizatör olacak gibi duruyor. Fransada Sarkozy’nin, Almanya’da Merkel’in ve İtalya’da Berlusconi’nin son damlaları bekleniyor. Durum, gerek şekli gerek periyodikliği bakımından biraz da dolaba bağlı kovalarla kuyudan su çekmeye benziyor, malum, kuyudan su almak için kovaları boşaltmak gerekiyor.

Babı, İsviçreli devrimcilerden duyduğum ve çok manidar bulduğum (Almanya menşeli) bir sloganla bitireyim:

“Wer hat uns verraten? Die Sozialdemokraten!” (Kim bizi gammazladı? Sosyal Demokratlar!)


Hasever
Zürich, 4 Nisan 2011

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (2)
  • AliOsman  - Bir Cinnet Herşeyi Çözer.
    avatar

    Bu içi seni, dışı beni yakar durumuna mesleğimden bir örnek vereyim. Çalıştığım şirketin bir ayağı da deniz suyundan içme suyu tesisleri için ana madde olan membranlara uzanıyor. Haliyle bu konunun detaylarına biraz hakimiz. Kara Afrika'daki insanların 'içme'(senin benim için içme suyu değil onlar için içme suyu) suyuna ulaşmak için günde ortalama 6 Km yürüdüğü ve hergün onlarca kişinin susuzluk ve onun yarattığı hastalıklardan öldüğü düşünülürse; Ve temel su sıkıntısının çözülebilmesi için 1 Milyar Dolar gibi komik denebilecek bir rakama ihtiyaç duyulması da yukarıda Hasan'ın ifade ettiği gibi manidardır.
    Kişisel servetlerin 50 milyar dolarları aşıp 100 milyar dolar seviyelerine çıktığı şu günlerde, tüm kıtanın su sorununun sadece 1 milyar dolar ile çözülüyor olması... Sadece Avrupadaki yıllık dondurma için verilen paranın ( 3 milyar dolar /yıl) Afrika'da temel sağlık sorunlarını çözüyor olması...Ve 'Medeni' toplumların ve onunların 'medeni' insanlarının her gün geri kalan dünyaya yaptıkları 'medeni olun' çağrısı bende "Bir cinnet herşeyi halledecek" duygusu uyandırıyor.

  • hasever  - RE: Bir Cinnet Herşeyi Çözer.
    avatar

    Ali Osman,

    Geçenlerde Gates AB'nin bilmem ne toplantısına katıldı ve fakirlere yardım için kesesinden bir kaç kuruş attı. İnsanın beyni almıyor ama bu adamın kişisel serveti, yani sahip olduğu tüzel kişilikler hariç, 60-65 milyar dolar civarındaymış. Yani dünyayı kemiren fakirliğin tezahürlerinden biri tam da kendisi. Ve bu kişi AB toplantısında o kadar büyük bir hüsnü kabulle ağırlandı ki tahmin edilmez. Mikrofona konuşan herkes onun ne kadar büyük ve ne kadar cömert bir kalbe sahip olduğunu söyledi. Demişsin ya "bir cinnet her şeyi çözer" diye, ne güzel. Ben de, uyanacağız ve bunun bir kabus olduğunu fark edeceğiz diyorum. Ne zaman mı? Artık ne zaman olursa. Sahi bir insanın 60 milyar dolarının olması öte yandan bir kıtanın aç kalması kabus değil de nedir.

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #2 hasever 14-04-2011 11:07
Ali Osman,

Geçenlerde Gates AB'nin bilmem ne toplantısına katıldı ve fakirlere yardım için kesesinden bir kaç kuruş attı. İnsanın beyni almıyor ama bu adamın kişisel serveti, yani sahip olduğu tüzel kişilikler hariç, 60-65 milyar dolar civarındaymış. Yani dünyayı kemiren fakirliğin tezahürlerinden biri tam da kendisi. Ve bu kişi AB toplantısında o kadar büyük bir hüsnü kabulle ağırlandı ki tahmin edilmez. Mikrofona konuşan herkes onun ne kadar büyük ve ne kadar cömert bir kalbe sahip olduğunu söyledi. Demişsin ya "bir cinnet her şeyi çözer" diye, ne güzel. Ben de, uyanacağız ve bunun bir kabus olduğunu fark edeceğiz diyorum. Ne zaman mı? Artık ne zaman olursa. Sahi bir insanın 60 milyar dolarının olması öte yandan bir kıtanın aç kalması kabus değil de nedir.
Alıntı
 
 
0 #1 AliOsman KOCAK 06-04-2011 09:05
Bu içi seni, dışı beni yakar durumuna mesleğimden bir örnek vereyim. Çalıştığım şirketin bir ayağı da deniz suyundan içme suyu tesisleri için ana madde olan membranlara uzanıyor. Haliyle bu konunun detaylarına biraz hakimiz. Kara Afrika'daki insanların 'içme'(senin benim için içme suyu değil onlar için içme suyu) suyuna ulaşmak için günde ortalama 6 Km yürüdüğü ve hergün onlarca kişinin susuzluk ve onun yarattığı hastalıklardan öldüğü düşünülürse; Ve temel su sıkıntısının çözülebilmesi için 1 Milyar Dolar gibi komik denebilecek bir rakama ihtiyaç duyulması da yukarıda Hasan'ın ifade ettiği gibi manidardır.
Kişisel servetlerin 50 milyar dolarları aşıp 100 milyar dolar seviyelerine çıktığı şu günlerde, tüm kıtanın su sorununun sadece 1 milyar dolar ile çözülüyor olması... Sadece Avrupadaki yıllık dondurma için verilen paranın ( 3 milyar dolar /yıl) Afrika'da temel sağlık sorunlarını çözüyor olması...Ve 'Medeni' toplumların ve onunların 'medeni' insanlarının her gün geri kalan dünyaya yaptıkları 'medeni olun' çağrısı bende "Bir cinnet herşeyi halledecek" duygusu uyandırıyor.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile