avatar

Murat, Erkan teşekkür ediyorum...

Aynı durumu Ahmet Kaya'yla ilgili yazımda da yaşamıştım; piyasadaki genel tepkiyle zaman olarak paralel ama içerik olarak farklı bir düzlemde bulunuyorum. Türkiye'de, sanırım, sayısını dizi sektörünün dahi bilemediği kadar dizi çekiliyor olmalı. Bunların hepsi hakkında oturup yazı yazmam ne teknik olarak mümkün ne de "üstüme vazife". Muhteşem Yüzyıl'ı konu almamın bir tek sebebi var o da Meral Hanım'ı kendime yakın hissetmem. Kişisel bir tanışıklığım yok ama "standart"ın üstünde bir yerde olduğunu düşünüyorum. Hal böyle olunca, "dostun gülü" elin taşından daha çok acıtıyor. Yoksa bir diziden ne beklenebilirse onu beklemek gerektiğini bilebilecek durumdayım.

Büyük bir şaşkınlıkla çevremde hep dile getirmişimdir. Osmanlı tarihi okuduk, seferler, istilalar, zaferler, mağlubiyetler, komediler, trajediler; kısacası bir imparatorlukta olması gereken her şey. Bırakalım savaş meydanını, en küçük seferin levazım işini konu alan onlarca sinema filmi çekilemez mi? O koca ordunun geçerken değdiği her yerin ayrı bir kitabı yazılamaz mı? Peki elde ne var; topu topu on onbeş tane Malkoçoğlu. Birilerinin "ecdadım" diyerek "yüz sürdüğü" mihrabın hepsi bu kadar. Kaldı ki o ecdatla, yüz sürenin hiçbir ortak ruhi şekillenmesi yok.

Muhteşem Yüzyıl dizisi kim hedef alınarak çekilmektedir? Yanıtı mı, çok öğretici, şu anda ona karşı olanlar... Yani dizi müşterisi tarafından istenmemektedir. Buna bir şey diyebiliri miyim diye kara kara düşünüyorum. Cana kastlar elbetteki bu yazının konusu dışındadır ama bu kastlardan diziyi alıp başka başka bir yere koymak en azından ahlaki değil. Ortalamaya ortalanmış bir topun yine ortalama tarafından auta gönderilmesinde “ilerici” bir yan bulamıyorum. Bu yüzden dizinin bir övgü hakkettiğini hiç düşünmüyorum. Kim, ne diyerek karşı çıkmış beni ilgilendirmiyor. Evvela kendi doğrumu yaşamak istiyorum. Her türlü “yaratıcı” riskten uzak ve bütünüyle “izlenme oranı” üzerine bina edilen bir yapıdan, “aydınlanmacaı” “ilerici” “ezber bozucu” diye bahsetmek sanırım bu kavramlara haksızlık yapmak olacak. Benden duyulmuş olunması ama çaresi bu değil. Piyasa düşünülerek yapılan her şey önünde sonunda piyasa olur; ki esnaf hovardalığından öte ahlaki bir değeri yoktur: Dışarıda çapkın, evde mazbut...

Bugünün Türkiyesine Kanuni’nin nesi lazım? Bu soruyu deşmek gerekiyor. Mektup için biraz da mizah uslubu kullanarak dünyanın siyasi haritası çıkarılmış dedim. Elbette imparatorluk geleneğidir ama kabul edelim ki bir tarafı da “çocukça” ve gülünçtür... İşte bu “çocukluk” ve gülünçlük üzerinden insanlara “kudret” pompalıyorlar. Ortalama seyircinin, yani genel kitlenin “Vay be, Kanuni, Macar kralını nasıl da madara etmiş” demesi bekleniyor. “Avrupa avrupa duy sesimizi” vakasının devamı... Ama o seyirci oraya gelene kadar başka yerlerde sıkıntı çekiyor. Seyircinin bu güne dair, şimdiki zamanla, sokakla, iş yeriyle, alış veriş merkeziyle, evin içiyle sorunu var. Biz biraz da bunu unutuyoruz.

Evet, tarih günlük histerilerle yaşanan geçmiş değildir. Değildir değil olmasına ama yine tarih insan üzerinde boy verir. Siz dünü bugüne çare olsun diye değil, bugünü kurtarsın diye kullanırsanız her ikisini birden heba etmiş olursunuz. Kanuni’nin mektubunda “lazizstan” da geçiyor, “karaman eli” de geçiyor. Bugün pekala bir “karaman” veya “lazistan” sorunumuz da olabilirdi; ne yapılacaktı?