“Für mich und dich” Popüler
Makale
Her gün olmasa da iki günde bir mutlaka uğradığım bu mağazada yaşadığım anons huzursuzluğuna, sizi de ortak etmeye çalışacak; bu slogandan, bir sistem tarifi yapmaya gayret edeceğim. Ricam, bunu, bir ukalalık olarak değil, dert dökme olarak algılamanızdır. Velhasıl, sizi (yine) huzursuzluğuma daha davet ediyorum... (Doğruya doğru!)
“Für mich und dich”
Temiz, düzenli, harıl harıl bir yerdir girdiğiniz yer. Düzenini alışkanlık ettiğiniz reyonların dizaynında, ihtiyaçlarınızdan sıyrılır, bir ihtiyaç deryasında yolunuzu bulmaya çalışırsınız. Derken bir anons başlar: Cümlemizi selamlayan, günün veya haftanın promosyonlarını sayan ve “für mich und dich”le biten, artık, alışıldık bir anonstur o. Duymamanız mümkün değil; kasada, reyonlarda, tartı sırasında veya liste taraması yaparken mutlaka bir yerlerinize çarpan bu anons, her seferinde, yazıya konu olan sloganla noktalanır. İsviçre’nin, perakende satışta iki numaralı mağazasının sloganından bahsediyorum. Türkçeye “bana ve sana” veya “melodik” olması için “hem bana hem sana” olarak çevirebilirim. Sıralamada ben (ich, mich) başta, sen (du, dich) sonda yer alır; zaten “ben” ve “sen”den başkası da yoktur...
Hem bu sıralamayı hem “sen” ve “ben”i dert edinen bir denemede bulunacağım. Her gün olmasa da iki günde bir mutlaka uğradığım bu mağazada, yaşadığım anons huzursuzluğuna sizi de ortak etmeye çalışacak; bu slogandan, bir sistem tarifi yapmaya gayret edeceğim. Ricam, bunu, bir ukalalık olarak değil, dert dökme olarak algılamanızdır. Velhasıl, sizi (yine) huzursuzluğuma daha davet ediyorum... (Doğruya doğru!)
“Für mich und dich” / “bana ve sana”
Versiyon 1: Sıralama
İşe, bu yazıya ilham veren sorumla başlamak istiyorum. Niye, “bana ve sana” da “sana ve bana” değil? Kaba bir “ben” ve “sen” tartışmasını konu dışı tutuyorum. “Sen” için yaşayan “ben” adanmışlığını da tartışma dışı tutuyorum. Bu sloganı üreten kişiler muhakkak bu sıralamayı tartışmışlardır; sahi tartışmışlar mıdır?. Onların nasıl düşündüğünü düşünmeye çalışıyorum. Muhtemelen ellerinde İsviçre toplumuna dair, benim sahip olmadığım, bir sürü veri bulunmaktaydı. Masada, ekranda, kitapta ve broşürde duran bu bilgiler, birilerinin beyninde evvela fikir, sonra slogan en nihayetinde de para olmuştur. Para, sloganı üreten ajansa; slogan, mağazaya; bana da, ki aslında esas objeyim; bütün davanın üzerinde tohumlandığı alanım, tasası kaldı.
“Yangının ortasındasın, yanında en sevdiklerin, ya kendini kurtaracaksın ya da herkesle birlikte öleceksin. Ne yaparsın?” Veya “denize uçmuş bir dolmuşun içinde, aynı koltukta eşin ve çocuğun, bir tek kendini kurtarabilmişsin. Ne diyeceksin?” Bu soruları soran, eğer içgüdülerini rehabilite edememiş biriyse, (hala) hayvandır. Yok eğer bir düşünü dile getiriyor, “ben” vurgusunun ne kadar doğaya ait bir öncelik taşıdığını ispatlamaya çalışıyorsa da bir ahlaksızdır. Ahlaksızdır çünkü her iki durum da insani değildir. “Ben”in önce geldiğini bilmeyen herhangi bir canlı var mıdır acaba? Bir bitkiden, bir hayvana ve onun en gelişmiş türü olan insana kadar bütün canlılar önce “ben” der. Bu, hayatta kalma stratejisidir; mülkiyet ve iktidardan bağımsız bir “var olma” “var olabilme” kavgasıdır; gereklidir de.
Slogan, tam da bu “önceliği” sömürüyor. Kapitalizmin insan doğasında yarattığı en büyük tahribatlardan biri, bence, insan doğallığına ait olan davranışları alıp, kendi çıkarı doğrultusunda vahşileştirmesidir (1). “Ben”i bu kadar “bencil” yapmak olsa olsa bir düşmanlık olabilir. Peki kapitalizm bu “bencil”e niye ihtiyaç duyar. Şöyle sorayım, kapitalizm niye insanı böler. Evvela bir deliği kapatayım. Kapitalizm bireysel değil toplumsaldır. Bireyi, en ilkel haliyle, öne çıkarması, bütün bireyler üzerinden bir toplumsal proje yaratmak istediği içindir. Bu böyle midir? Böyledir, tek tip giyim, tek tip yeme, tep tip müzik ve tek tip aşk başka türlü nasıl yaratılabilir. Yalnız bunu yaparken, piyasaya, sürekli, “farklı olma,” “orijinal kalabilme” ve “bireysel özgünlük” pompalar. Ortalama bir insanın kıta avrupasındaki tüketim kalıpları (her alandaki), amerika kıtasındaki ve hatta asya kıtasındakine paralellikler gösteriyor ve yer yer birebir örtüşüyorsa bu bir toplumsallık projesinin ürünüdür. Dolayısıyla, bize (sola) ait olduğunu düşündüğümüz ve her şeyin ilacı olarak sunduğumuz toplumsallık tek başına kurtuluş değildir. Onun, bunu hangi birey üzerinden yarattığı esas olandır.
Buradan bakınca “ben ve sen” sıralamasında bir yanlış yok; sıra tam da böyle olmalıdır. Peki, daha ileri gidip soruyu şöyle formüle edeyim: “sen” şart mıdır, “sen” sloganda gerekli midir?
Versiyon 2: Gereklilik
Gereklidir hem de en az “ben” kadar. Bakın ne çıktı ortaya: Kapitalizm en az bir “ben” kadar “sen” de ister. Çelişki olmasın? “Ben”den sonrası tufan diyen bir ideolojinin “sen” vurgusu, o ideolojinin kendisiyle çelişmesi değil midir? Değildir. Ve bence, tam da tam da böyle olmalıdır. Yine bir deliği kapatarak işe başlayayım.
“ben” + “sen” = ?
Evet, nedir “ben”in ve “sen”in toplamı. Hadi biraz daha sorgulayayım: “Ben” ve “sen” toplanabilir şeyler midir? Öyle ya, “ben” “sen” değil, “sen” de “ben” değil. Buradaki büyük aldatmaca
“ben” + “sen” = “biz” gizli eşitliğidir.
Kapitalist bu vesileyle hem “birey” olabilmeyi olanaklı kıldığını hem de o bireylerden “toplum” yarattığını iddia etmektedir fakat inatla “biz” demez çünkü kapitalist toplumsallık “biz” üzerinden değil “ben” üzerinden tarif edilir. Kaldı ki böyle bir eşitlik yok. “Biz” “ben” ve “sen”in toplamı değildir. Biz, “ben” değildir, biz “sen” değildir. Peki, “biz” vurgusu niye vardır; çünkü insan toplumsal bir hayvandır ve bunu kapitalistler de bilir. O zaman şöyle bir şey çıkmıyor mu ortaya, kapitalizm, “işine gelmeyen” kavramlarla işini gören ve bu arada iş gördüğü kendine ait kavramları da insanlardan saklayan bir ideolojidir...
İsviçre toplumuna geliyorum.
Slogan şöyle olsa ne olurdu? “Sana ve bana” Ne olurdu biliyor musunuz, mağaza müşteri kaybederdi. Ya da müşterisine büyük bir huzursuzluk yaşatıyor olurdu. “Sen” i ön plana almanın yüceliği, “canan”ı bahtiyar etmenin huzuru ve kişisel orgazmın illa ki “sen”i zaruri kıldığı (ister hayali ister fiziki) gerçekliği neden müşteri kaybettirirdi? Çok sevdiğim ve şu anda kime ait olduğunu unuttuğum bir söz var. Der ki “düşman da düşünüyor” Savaş alanındasınız, şükür o alandan çıktığımız yok, sürekli plan yapıyor, strateji üretiyorsunuz. Unutmayın ne kadar büyük bir komutan olduğunuz ne kadar büyük bir komutanla karşı karşıya olduğunuza bağlıdır; ahmak yenen zafer kazanmış olmaz. Kapitalistler de düşünüyor, ve belki de itiraf etmek lazım, bizim kavramlarımızla bizden daha çok düşünüyorlar. “Sen” i başa almak demek riziko almaktır. Ya “sen” yoksa! Ki bu büyük bir olasılık. İşte o zaman slogan ortada kalır. Slogan bir merdivenin basamaklarına benzer; basamağın biri yoksa bir üste geçemezsiniz. Ya da bugünü bilgisine benzeteyim: Slogan bir yazılımdır. Satırlar arasında mutlak bir hiyerarşi ve iletişim ister.
global GESELLSCHAFT;
if(preg_match("dich", GESELLSCHAFT)
{
echo "Für dich und mich";
}else{
echo "not found!";
}
Gerçek hayatta “not found” bir sorgulama sonucundan çok daha fazlasına tekabül eder. Sorgulama “not found”la biterse slogan oluşmaz, slogan oluşmazsa insan olmaz bu da kapitalist için düşük kasa demektir. Bunu biliyorlar; hem de bizden biliyorlar. “İş, ekmek, özgürlük” sloganını bilmeyen, bunu irdeleyemeyen birini değil reklam ajansında, o ajansın temizlik işlerinde bile çalıştırmazlar
Bir çelişki mi ortaya çıktı? Hem “sen”in zaruriyetinden bahsedip hem de onun olmama riskinin büyük olduğunu söylemek bir çelişki değil midir? Evet, çelişkidir; fakat slogandaki “sen” ile günlük hayatta “ben” olmayan “sen” aynı şey değildir. Sloganın içerdiği “sen” kapitalizme ait olmayan “toplumsallık içeren”(Gesellschaft); insan doğasına ait olan “sen”dir (“ben”in “sen”idir). Sloganın doğasına uygun zira slogan idealize eder. Peki böyle olduğu halde “sen”in başa alınması neden bir sakatlık doğurur çünkü insanlar çevrelerinde, “o” “onlar”a değil de kendisine ait olabilecek bir “sen” ararlar. (Ben ve sen arasında “ait olma”ya dair; “ben” ile “o” ya da “sen” ile “o” arasında ise “ait olmama”ya dair bir bağ vardır. Sen, sloganın başına alındığında “o” olma riski taşır çünkü kapitalist insanları daha önceden ayırmıştır) Yani slogan, “sen ve ben” olsaydı muhtemelen insanların yalnızlığına çarpacaktı; onları kanatacak ve onlara acı verecekti ki hoş olmayan bir karışıma sebep olacak, bu da göze alınmayacak bir risk demektir.
“Sen” “ben”den sonra gelince neden “hoş olmayan bir karışım” yaratmıyor. Bunu, sevmediğim bir kavramla açmaya çalışayım: “sigara altı” Sigara altı ne demektir? Pek tabii ki sigara içmeyenler için yazıyorum, sigara içmeden önce aldığınız küçük bir katı ya da bir kaç yudum sıvıdır. Sigaranın vücuda kötü karışımını minimize eder ve daha ziyade psikolojik bir etkide bulunur. Slogandaki “sen ve “ben” de daha ziyade psikolojik bir tesir peşindedir. “ben”, bir parça kek ya da bir iki yudum “İsviçre kahvesi” “sen” ise sigaradır. Kapitalizmde “sen” bağımlılıktır.
Versiyon 3: Olması gereken
Olması gereken şudur: “bana” (für mich) nokta
Fakat bu bir tanımsızlık içerir. “Ben” tek başına doğada hiçbir anlam ifade etmez. Bunu bilen kapitalist “ben”i hiç yalnız bırakmaz ama “ben” hep yalnızdır. Çünkü hayatı belirleyen, kapitalistin manipülasyonu değil onun eylemidir. Zaten günümüzde, insanın, gittikçe anlamsız olmasının sebebi de o eylemin sonucudur.
Bir not da (sırf) kendim için düşeyim: Akşama ekmek ve yoğurt almayı unutma! Bizim için / Für uns
Hasever
Zürich, 1 Kasım 2010
(1) Ortada bir otomobil, etrafında iki erkek, erkeklerden biri müşteri diğeri satıcı. Her ikisinin de eli yüzü düzgün. Satıcı; ortama bir hoşluk, samimiyet katmak için, müşterisinin ihtiyaç gerekçesini tahmin etmeye çalışır. Geçmeden, yüzlerin neleri çağrıştırdığını yazayım: Alıcı otomobile, satıcı alıcıya, otomobil ise her ikisine birden; “sana sahip olacağım” der.
Satıcı: “Hobinize uygun, geniş bir bagaj istiyorsunuz.” Bu, İsviçre versiyonu. Türkiye versiyonunda şöyledir: “Gelen gideniniz çok, bunun için geniş bagaja ihtiyacınız var.”)
Müşteri: Hayır
...
Diyalog kelimesi kelimesine böyle olmasa da, bu minval üzere devam eder. Mantık açık: Toplumlara uygun belirlemelerle ihtiyaç körüklemek. Sonuçta, satıcının bütün tahminleri boşa çıkar ve diyalog şu şekilde noktalanır:
Satıcı: Bu otomobile gerçekten ihtiyacınız var mı?
Müşteri: Yok, ama istiyorum.
Anahtar kelimeler: “İhtiyaç” ve “isteme”
Bir çocuğa niye yaramazlık yapıyorsun diye sorsanız ve çocuk size “canım istiyor” dese ne yaparsınız? Ben, çocuğu alnından öperim çünkü çocuk için “istemek” kişisel gelişimin motoru mahiyetindedir. Peki kapitalist ne yapıyor? Alıyor o çocukluk naifliğine otomobil satıyor. İşte tahrip bu!
İhtiyaca gelince; belki de üzerinde en çok oynanmış kavramdır. Kapitalist ihtiyacı şöyle deforme eder: “Çay bardağına mı ihtiyacınız var? Gelin, akar-kokar petrollerine, yüz birimlik akaryakıt alın 6ltı çay bardağınız bizden!” Bunun Türkçesi şudur: Sizin ne çay bardağına ne de akaryakıta ihtiyacınız var; fakat bunun bizim için zerre kadar değeri yok çünkü biz bunları size satmak istiyoruz; satacağız da. Size bu güne kadar, talep arzı yaratır denmiş olabilir fakat biz onu çoktan aştık, artık, arz talebi yaratmaktadır yani sizin talebiniz de bizim bir arzımızdır (marketing)!
Reklamdaki çalışılmışlığa dikkatinizi çekmek isterim. “İnsan sadece ihtiyaçlardan ibaret değildir” belirlemesi nasıl da “saf tüketim”e indirgeniyor. “İhtiyacınız var mı?” (ya da daha güzeli, “ihtiyaç sizin mi?”) sorusu kapitalistin sorusu değil benim sorumdur? Ve yine, “istiyorum” yanıtı kapitalistin yanıtı değil benim yanıtımdır. Benim soru ve yanıtımla kendisine diyalog yaratma tüccarlığı ise kapitaliste ait; bunu adı mı? Hırsızlık. Meşrebine uygundur!
Üye eleştirileri
Yorumlar
öyleyse ben kimim,
o olan o kim; ey o,
sen, benini de! Ey o olan ben,
Sen osun,
Hayır, ben, ben olan oyum
o, o olan o değil
Eğer o, onunla onun için gözümüzün gördüğü o olsaydı, bizim dışımızda olan olmazdı/
Ben ve o, o ve o bizimle bizim için bizde olan kim
Onunla onun için onda olan kim gibidir.
İbni Arabi....

Ben ne benim ne oyum
öyleyse ben kimim,
o olan o kim; ey o,
sen, benini de! Ey o olan ben,
Sen osun,
Hayır, ben, ben olan oyum
o, o olan o değil
Eğer o, onunla onun için gözümüzün gördüğü o olsaydı, bizim dışımızda olan olmazdı/
Ben ve o, o ve o bizimle bizim için bizde olan kim
Onunla onun için onda olan kim gibidir.
İbni Arabi....