“Bayan Gül”
Popüler
Makale
İşim gereği, pek çoğumuz gibi, mesaim bilgisayarın başında geçiyor. Hal böyle olunca, bilgisayarımda, tablı tarayıcıların yüzü suyu hürmetine, özel genel beş altı site hep açık durur. Bu tabımız (babımız) Radikal’den...
“Bayan Gül”
Hayatımda okuduğum en iğrenç kitap “Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı” adlı Dale Carnegie’ye ait kitaptır. Bu yazıyı klavyeye almadan önce kitapla ilgili şöyle bir google çektim (kompütüre vurdum) karşıma iğrençliğin boyutu çıktı: Kitabın Wikipedia maddesinde şöyle bir bilgi var: “Dale Carnegie'ye göre, İngilizce'ye bir deyim yerleştirmek, bir milyon dolar kazanmaktan daha zordur.” İğrenç bulmakta haklıymışım. Mışım diyorum zira ben kitabı ortaokul yıllarımda ve “ağabey zoruyla (tavsiyesiyle)” okumuştum.
Kitap niye iğrenç? Çünkü “pazarlıklı olmanın” “kıç yalamanın” “insan tavlamanın” ve “hesap yapmanın” yollarını öğretiyor(du). Bu yollara, aklım erdikçe nefretim arttı. Bu arada, nefretime paralel, kitabın da popülaritesi artmış. Şimdilerde iş görüşmelerinde, ortaklık anlaşmalarında veya pazarlama tekniklerinde, hayal meyal hatırladığım Dale Carnegie fikirleri revaçta. Eğer bir insana bir ürün satmak istiyorsanız (ki bunun dışında bir ilişki zaman kaybıdır) onun nelerden hoşlandığını bilmeniz lazım (ki onun üzerinden insan kalesine bir yol bulabilesiniz) Kişinin hoşlandığı şey, herhangi bir şey olabilir ve hatta siz ondan nefret de ediyor olabilirsiniz fakat onu kullanmayı, işinizi bitirinceye kadar o şeyin çok değerli bir şey olduğunu o kişiye hissettirmelisiniz: Kısacası kapitalizm ahlakı!
Derdim, Dale Carnegie’nin kitabının iğrençliğinin anlatmak değil; buna ne hacet. Peşrevi “Bayan Gül” için bu kadar uzun tuttum. İşim gereği, pek çoğumuz gibi, mesaim bilgisayarın başında geçiyor. Hal böyle olunca, bilgisayarımda, tablı tarayıcıların yüzü suyu hürmetine, özel genel beş altı site hep açık durur. Bu tabımız (babımız) Radikal’den...
Sırayla okudum, önce haber: “CHP Gül’ün resepsiyonuna katılmayacak” (normal) arkasından, “Gül’e davetiye tepkisi: Umarız matbaa hatasıdır” (hata ne?) Davetiyeyi okumaya başladım: “Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Bayan Gül.” Bir an dondum, elim ayağım boşalır gibi oldu. “Böyle bir kabalık nasıl yapılır” dedim kendi kendime. (Bazen, salaklığı zorlayan bir saflıkla malul olduğumu itiraf ediyorum.) Habere tıkladım. Derdim, CHP’lilerin tepkilerini nasıl dile getirdiklerini öğrenmek. O da ne! CHP’liler bambaşka bir şeye takılmışlar. Baktığım ama fark etmediğim bir şey: “Türkiye Cumhurbaşkanı” Hala anlamadım meseleyi, meğer “cumhuriyeti” unutulmuş... “Haa” dedim kendi kendime, “bu muymuş matbaa hatası!” Evet buymuş. (Saflık derecemi belirymiştim)
Hiç CHP’li olmadım. CHP’ye hiç oy da vermedim (gerçi hayatında hiç oy kullanmamış biri için bu pek bir veri sayılmaz) ama bu kadar CHP’li olmadığımı bilmiyordum. Üzüleyim mi sevineyim mi? Üzüldüm.
Davetiye “Bayan Gül[1]” diyor. “Bayan Gül” “Bay Gül”den sonra geliyor. “Bay Gül”ün hem adı hem soyadı var. “Bay Gül”ün üstünü herhangi bir şeyle kapatın geriye “Bayan” ve “Gül” kalıyor. Bu haliyle herhangi bir bayan ve herhangi bir gül. Nasıl bir gül? Kaderi iki kere yazılan. Nasıl bir gül? Üç adım mesafeyle yürüyen. Nasıl bir gül? Önünde bir tamlama varsa anlamlı olan. Nasıl bir gül? Bilmiyorum!
İğrenç “erkekliğin” iktidar savaşında helak ettiği kadınlığın trajedisidir bu. Ne kadar kötülense o kadar kötü, ne kadar lanetlense o kadar lanet olan bir şey. Üzerinde siyasetin yürütüldüğü, üzerinde iktidarın bina edildiği, üzerinde erkeğin debelendiği paramparça bir vücut! Kelimelerimin vurgusunu ne kadar arttırmaya çalışsam da, hissettiklerimi anlatmakta kifayetsiz kalıyorum...
CHP’lilere soruyorum. Kadının isimsiz olduğu bir cumhuriyeti ne yapacaksınız? Nüfusun en az yarısının (ve hepsinin) sadece erkek soyadından müteşekkil olduğu bir cumhuriyetin derdine mi düştünüz? Derdiniz buysa boş verin. Bayan cumhurun olmadığı yerde cumhuriyet mi olur? Doğadaki hangi erkek “şey” üremiştir ki o cumhuriyet de üresin.
Bir insanın isminin çok ama çok önemli olduğunu, hayatımda okuduğum en iğrenç kitaptan öğrendim. Dale Carnegie bunu “milyon dolar” hesabıyla biliyormuş, bense birey olabilmenin zaruriyetine yorumladım. Davetiyenin ortaya çıkardığı gerçeğe gelince; aslında şaşırmamam lazım, bu nezaketsizlikle en fazla devlet yönetilir! Baksanıza, bundan ne yöneten ne de yönetmek isteyen rahatsız!
Ek:
Ülke: Mısır
Haber: "El Arabiya'nın haberine göre, "Bıyıklı Fethi" lakaplı Fethi Ahmed Mahmud, 1987'den bu yana tasarladığı ancak yıllardır ruhsat almak için uğraştığı derneği, "Bıyıksız erkek, kuyruksuz eşeğe benzer" sloganıyla hayata geçirdi."
Bıyıksız bir erkek olarak, Fethi’yi ve daha çok da sloganını destekliyorum; zira "erkeklik" söz konusu olduğunda "eşeklik" baki!
Hasever
Zürich, 16 Ekim 2010
[1]İşin bu tarafına girmeyeyim demiştim ama dayanamadım. Kitabi ingilizce bilenlerin yakından tanıdığı iki tip var: Mister&Misses Johnsen. Bu tiplere Türkçede nasıl hitap edilir? Bay&Bayan Johnson olarak çevrilebilir mi? Yaşadığım yerde de (Zürich) bu sorunla sık sık karşılaşıyorum. Almanca’da kadınlar için “Frau” erkekler için “Herr” hitabı kullanılır. Büyük şirketler, son dönemlerde, insanlara kendi dilleri üzerinden gitmenin daha “karlı” bir yol olduğunu keşfettiklerinden, gün geçmiyor ki posta kutumuzda bir İsviçre firmasından mektup gelmemiş olsun. Bu mektupların bir kısmını eğlenmek, bir kısmını da sinirlenmek için okurum (neylersin). Mektuplar, genellikle Almanca metnin çevirisi olup, buram buram Almanca kokarlar. Türkçeleri bir yana, beni en irrite eden tarafları hitap kısımlarıdır. “Sayın Bayan Karakuş” der mesela. Karakuş soyaddır ve Almancası şöyledir “Sehr geehrte Frau Karakus” Doğal olarak Almancasında bir sorun yok zira Almanca’da soyadla hitap edilir. Bunun Türkçesi nasıl olmalıdır? “Çok değerli Bayan Karakuş” türkçe midir? Peki “Bayan Gül” Türkçe midir? (Mrs Gül veya Frau Gül’e fena öykünüyor. İster misiniz, 29 Ekim davetiyesi, bir “yabancı” ülke davetiyesinden çevrilmiş olsun) 864 metrede de Türkçe böyle kullanılıyorsa “elin gavuruna” ses çıkarmamak lazım(mış).
Bu davetiyeden “esaslı” bir makale çıkarılabilir. Yazının bütünlüğünü bozmamak adına dokunmamaya çalışıyorum ama klavyemi zapt edemiyorum. Gerçekten bütün iktidar bu davetiyede gizli. Sadece maddeleri sıralayayım: (Bir) Erkek önce yazılır. (İki) Erkeğin cinsiyeti belirtilmez; buna gerek yok. (Üç) Erkeğin hem adı hem soyadı vardır. (Dört) Kadın sadece bir ektir. (Beş) Kadının ismi şart değildir; o eştir, zevcedir, sevgilidir, maşuktur; tek başına “hiçbir şey”dir. Ve kadın-erkek ilişkisi, iktidar kodlarının en sadeleşmiş/karmaşıklaşmış halidir (misal: e=emcekare)
Resim Galerisi
Üye eleştirileri
Yorumlar
Bu vesileyle sevgili Zileli'nin sitesini tavsiye etmiş olayım (gunzileli.com) . "Heyecanlı Çocuk" çocuk kalmakta diretiyor, ben de onun en çok bu tarafını seviyorum.
Hasan
Oral Çalışlar'ın yazısı: http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1024923&Yazar=ORAL&Date=22.10.2010&CategoryID=98


Oral Çalışların yazısını, yazımı yayına verdikten sonra okudum (okumamak için kendimi çok zorladım). "Madem buraya gelecektin niye o kadar uzaklara gittin" diyesi geliyor insanın. Oral Çalışlar'a dikkatim, Gün'ün (Zileli)son dönem yazıları üzerine yoğunlaştı. Bu bir bedel ödentisi midir yoksa mükafat mıdır? Radikal'de yazmanın bir "sınırlayıcılığı" var kabul ama sanırım Radikal Oral Çalışlar için bedel değil mükafat mekanı; kalemi şad olsun.
Bu vesileyle sevgili Zileli'nin sitesini tavsiye etmiş olayım (gunzileli.com). "Heyecanlı Çocuk" çocuk kalmakta diretiyor, ben de onun en çok bu tarafını seviyorum.
Hasan
Oral Çalışlar'ın yazısı: http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1024923& Yazar=ORAL&Date=22.10.2010&CategoryID=98