Makaleler Bütün Yazılar Makale Guncel İft(ih)arlık bir şey yok!
 

İft(ih)arlık bir şey yok! İft(ih)arlık bir şey yok! Popüler

İft(ih)arlık bir şey yok!

Makale

Yazar

Bir hastalığın hasta tenindeki tezahürü ile iftar çadırlarının bir ülkenin tenindeki tezahürü aynıdır. Bütün abartmalara, süslemelere ve düzülen methiyelere inat; ortada duran bir ülkenin, bir toplumun ve en nihayetinde bütün dünyaya hükmettiği iddiasındaki bir sistemin ayıbı, utancı ve çaresizliğidir. Bir şehrin en görkemli alanlarına niçin iftar çadırları kurulur?

İft(ih)arlık bir şey yok!

Müthiş bir kolaya kaçma, sınırdan korkma ve tereddütsüz teslim olma halidir. Beyni rölantiye almanın ataleti ve asaletsizliğin resmidir. Hesabın yekununu bilememe (anlayamama) ve bu yüzden kasaya bütün para uzatmanın toptancılığıdır. Nasıl sevişileceğinden nereye gömüleceğine kadar insan yaşamına yön verip, yine de her türlü insani olma riskinden kendini koruyabilmenin iltimasıdır. Ve bu iltimas olduğu sürece esaslı bir hesaplaşma ve meseleyi yerli yerine oturtmanın mümkünü yoktur. “İnanca duyulan saygı” ile başlayan cümleler kuran her kişi, din(ler)in bir ideoloji olarak yaşam sahnesinde yer aldığından bihaber ve o din(ler) karşısında savunmasız kalacaktır...

Çadır Meselesi

Niye çadır dendiği belki de esaslı bir tartışma meselesidir. Eğer dil bir toplumun hatta bütün toplumların birikimlerinden günümüze taşınan kelimeler toplamıysa, neyin veya kimin nasıl adlandırıldığı da önemli olsa gerek. Ramazan ayında kurulan “aş” dağıtma yerlerine “İftar Çadırı” denmesi belki de o toplumun önemli bir karakteristiğini ortaya koyuyor. Öyle ya, neden “iftar çadırı” deniyor de “iftar evi,” “iftar merkezi” denmiyor.  Bunu şimdilik bir beyin eksersizi olarak ortaya atıyor ve çadırın geçiciliğinden başka bir vurgu yapmıyor.

Bir hastalığın hasta tenindeki tezahürü ile iftar çadırlarının bir ülkenin tenindeki tezahürü aynıdır. Bütün abartmalara, süslemelere ve düzülen methiyelere inat; ortada duran bir ülkenin, bir toplumun ve en nihayetinde bütün dünyaya hükmettiği iddiasındaki bir sistemin ayıbı, utancı ve çaresizliğidir. Bir şehrin en görkemli alanlarına niçin iftar çadırları kurulur? İftar çadırlarında ne yapılır? Meseleyi süslemeden, var olanı saklamadan söylendiği zaman, bir utanç çıkıyor ortaya. Acıdır ama var olan da budur: Aç, yoksul ve yoksun olanlar için kuruluyor çadırlar. O çadırlara insanlar, her türlü nostaljik saçmalamanın çok ötesinde ve tamamen fizyolojik bir sebeple geliyorlar. O meydanlarda iddia edildiği gibi yardımlaşmanın, birlikteliğin ve kol kolalığın değil; çarpmanın, başkasının emeğine el koymanın ve emeğinden çalınmış insanların fotoğrafı duruyor. Yoksulluk, çadırı kurulacak, temaşaya sunulacak bir şey değildir. Bir “şey” değil, bir “şey” olamama halidir. Bu nasıl kanıksanır, niye “normal” değerlendirilir? Bu fotoğrafı çerçevelemenin bir manası var mıdır? Varsa kimin için vardır?

Sosyal devletten çadır devlete

Kapitalist sistem, sosyalizmin Sovyetler cephesinde prestij ve iktidar kaybından sonra, Fukuyama eliyle tarihin sonunu ilan etti ya, çok geçmeden tarihin bir sona yaklaşmadığı ama insanlığın kendi beyin kıvrımlarına bir sınır çizme çabasında olduğu fark edildi. İnsanın kendine sınır çizmesi mazoşist bir tepki değil elbet; bu, iktidarı elinde tutanların insan beynine yönelik topyekûn bir saldırısıdır. Bu furya günümüzde bütün acımasızlığı ve yüzsüzlüğüyle devam ediyor. Tarihin sınıfların çatışmasından ibaret olduğu tezine ek olması bakımından söyleyebilirim: Bu çatışmanın motoru sınıf çelişkisiyse sosu da dinler olagelmiştir. Dinler, bizatihi iktidarda olmadıkları dönemde, hep iktidarların koltuk değnekleri olagelmişlerdir. 21. yy.ın tezahürlerinden biri de bu koltuk değnekçiliğinin bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmış olmasıdır. Asya kıtası katı bir İslam sosuna batırılırken, Avrupa ve Amerika kıtası şehirleri, Papa eşliğinde devasa dini ayinlere sahne oluyorlar. İnsanlık bütün birikimine hakaret edercesine, hızla bir korku tüneline itiliyor...

Şimdi, kütüklerinde İslam yazan bütün ülkelerin şehirlerinde, surattaki şark çıbanı misali iftar çadırları boy veriyor. Ve garip olan, iç acıtan, buraya gelen insanların televizyon kameralarına bütün rahatlıklarıyla poz veriyor olmalarıdır. Artık iftar sırasına girmek bir gündelik uğraş haline gelmiş bulunuyor. Neresinde tutulsa elde kalır bir mesele: Ne fakir fakir bırakıldığının hesabını soruyor ne de fakir bırakan fakir bıraktığından utanıyor. Oysa ortada sadece dört kitaba değil, her türlü kitaba sığmayacak bir haksızlık durup duruyor; din(ler) ise bu haksızlığı katlanılabilir kılmaktan başka hiçbir şey demek oluyor. İftar çadırlarına toplanan insanların önüne sürülen bir kap yemek, derya içinde deryadan habersizlerin kursağına şükür ve sadakat (sabır) olarak akıtılırken, çadırlarda devasa bir trajedi sahneleniyor... Ve o sahnede ift(ih)arlık bir şey bulunmuyor!

Hasever
Zürich, Eylül 2008 = Zürich, Ağustos 2010

Resim Galerisi

İft(ih)arlık bir şey yok!
İft(ih)arlık bir şey yok!
İft(ih)arlık bir şey yok!
İft(ih)arlık bir şey yok!

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (17)
  • erdem_ozcan
    avatar

    MADEM KONU MARX'TAN AÇILDI, MARX'IN DOKTORA TEZİNDE EPİKÜR'DEN YAPMIŞ OLDUĞU ALINTIYI BURAYA KOYUYORUM VE BUNUNLA BİTİRMEK EN DOĞRUSUDUR.

    "DİNE KARŞI ASIL HÜRMETSİZLİĞİ YAPANLAR, KALABALIĞIN TAPTIĞI TANRILARI TANIMAMAZLIK EDENLER DEĞİL, BİLAKİS TANRILAR HAKKINDA KALABALIĞIN İNANDIĞINI TASTİK EDENLERDİR"


  • erdem_ozcan
    avatar

    TRT2'DE "CAN VEREN PERVANELER" DİYE BİR PROGRAM VAR. AVUKAT HAYATİ İNANÇ İSMİNDE "DİVAN EDEBİYATI" UZMANI ADAM DÜN "ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI"NIN MARİFETNAME'MESİNDEN BEYİTLER OKUYUP MEST OLUYORDU.
    ŞÖYLE BÜYÜK ADAMDIR BÖYLE BÜYÜK ADAMDIR DİYE YERLERE GÖKLERE SIĞDIRAMIYORLAR ADAMI..... MARİFET-BECERİ-NAME-MEKTUP

    BÜYÜK MUTASAVVIF İBRAHİM HAKKININ Mârifetname'SİNDEN FRRAGMANLAR.

    300 YIL ÖNCE YAZILAN MÁRİFETNAME’DEN CİNSEL DERSLER
    İbrahim Hakkı Erzurumlu, 18.yüzyılda Marifetname adında bir kitap yazmış. Bu kitapta, "cinsel öğütler" de veriyor. Okuyalım bakalım, "İslamî" cinsel öğütler neleri içeriyor?
    Cimada öpüşenin çocuğu sağır doğar

    Erkek, iç gömleğinden başka bütün elbiselerini soyacak.

    Kadın da aynı şekilde soyunacak.

    Cima esnasında öpüşme ve konuşma olmayacak. Çünkü bunlar, çocuğun sağır ve dilsiz olmasına sebep olabilir.

    Erkeğin suyu indikten sonra kadınınki de ininceye kadar karnı üzerinde durmak lazımdır ki kadın ikinci cimaya kadar tıkanıp tembel kalmasın. Yani erkek cimada horoz gibi davranmasın, birleşme bir anlık olmasın ve erkek kendisi kadar eşinin de cimadan lezzet duymasını sağlayacak şekilde hareket etsin.

    Cima çocuk ve hayvan yanında yapılmamalıdır.

    Cimadan sonra muhakkak idrarını yapmak lazımdır ki meninin son damlaları mesanede kalmasın ve onda tedavisi imkansız bir hastalık yapmasın.

    Yabancı kadınlarla yalnız kalmamalıdır. Çünkü hem haram hem de sonu fenadır. Bir şair şöyle diyor: Kadınlar, bizim için şeytan olarak yaratılmışlardır. Şeytanların şerrinden ise Allah'a sığınırım.

    Öğleden sonra yapılan çocuk şaşı gözlü olur

    Yeni ayın ilk günü cima yapılırsa çocuk güzel olur.

    Öğleden evvel cima yapılırsa çocuk hakim ve kerim olur.

    Pazartesi gecesi cima yapılırsa çocuk Kur'an hafızı olur.

    Salı gecesi cima yapılırsa çocuk cömert ve merhametli olur.

    Perşembe gecesi cima yapılırsa çocuk alim ve amil olur.

    Cuma gecesi cima yapılırsa çocuk ábid ve arif olur.

    Cuma namazından evvel cima yapılırsa çocuk mutlu ve ölümünde şehid olur.

    Kadının rızası dışında cima yapılırsa çocuk ahmak olur.

    Yeni ayın ilk gecesi veya onbeşinci veyahut da son gecesi cima yapılırsa çocuk deli olur.

    Pazar gecesi cima yapılırsa çocuk yol kesici olur.

    Çarşamba gecesi cima yapılırsa doğacak çocuk öldürmeye eğilimli olur.

    Gündüz öğleden sonra cima yapılırsa doğan çocuk şaşı gözlü olur.

    Ramazan bayramı gecesi cima yapılırsa doğan çocuk serkeş, inatçı olur.

    Kurban bayramı gecesi cima yapılırsa doğan çocuk altı veya dört parmaklı olur.

    Cima ayakta yapılırsa doğan çocuk uykuda yatağına işer.

    Erkek, yanılır da baldızıyla sevişir ve cima yaparsa doğan çocuk hünsa (kendisinde hem erkek hem de dişi alameti olan) olur.

    Cima meyve ağacının altında yapılırsa çocuk zalim olur.

    Kadının sesi kocadan fazla çıkmayacak

    Kocası kapıdan içeri girince hemen ayağa kalkıp karşılamak.

    Karı kocasına merhaba efendim, hoş geldiniz demeli.

    Karı kocasının her emrine itaatli olmalıdır.

    Karı kocasının cinsi arzu ve isteklerine karşı gelmemek, nefsini teslim etmekte gecikmemek şeklinde hareket etmelidir.

    Kadın sesini kocasının sesinden fazla yükseltmeyecek.

    Kadın kocası için bazı zararsız maddeler sürünüp süslenecektir.

    Kadının hainliğinden sakınmak lazımdır

    Erkek eşine rıfk ile muamele edecek, iyilikle idare edecek. Çünkü kadın eğri kaburga kemiğinden yaradılmıştır, aklı ve dini eksiktir, kocasına sığınmıştır. Güleryüzle sohbet için alınmıştır.

    Erkek, karısının öfkesi karşısında susmalıdır. Ta ki kadın pişmanlık duyup kocasından özür dileyinceye kadar. Çünkü kadın ruhen zayıftır. Susma onu yener.

    Kadının hainliğinden, aldatma ve tuzaklarından sakınmak lazım. Çünkü Hz. Adem, eşi Havva anamızın aldatmasıyla Allah'a asi olmuştur.

    Erkek, karısıyla şakalaşmalı, güldürücü sözler söylemeli. Yalnız kadın kıyafetine girmeyip başka şekilde nezih eğlenceler yapmalı.

    Erkek karısına üzüntülerini, kederlerini, düşmanlarını ve borçlarıyla alacaklarını söylememelidir.

    Yumurtası sıcak olmayan erkeğin sakalı olmaz

    Erkeklerin husye kasları dört tanedir. Bunlar husyeleri korumak ve uyarmak için yaratılmışlardır. Ta ki yavaşça bir uzantı olmasın, gevşeme ile aşağı inmesin ve çarpmalardan yumurtalar korunsun. Torbadaki yumurtalar katıdır, tabiatları sıcak olduğundan duman yaymakta ve bundan erkeklerin yüzünde sakal bitmektedir Çünkü yumurtaları olmayanların veya yumurtası sıcak olmayanın sakalı olmaz yahut yumurtalar kesilip alınsa, sakalı varsa dökülür kalmaz.

    Ayrıca, Hacı Mustafa Rakım isminde bir zatın bundan tam 128 sene önce yayınladığı ‘‘Mürşîd-i Müteehhilîn’’, yani ‘‘Evlileri İrşad’’ isimli kitabından alıntılar için burayı tıklayınız.

    İbrahim Hakkı Erzurumlu kimdir?

    18 Mayıs 1703'te Erzurum'un Hasankale ilçesinde doğdu. Babası Derviş Osman, Erzurum'un tanınmış kişilerinden. Annesi Hanife Hatun'un soyu ise kendisini peygamber ilan eden İslamiyet'in kurucusu Muhammed'e kadar uzanıyor. İlk eğitimini babasından alan İbrahim Hakkı, yedi yaşındayken annesini kaybetti. Derviş Osman, eşinin ölümünden sonra Tillo'ya giderek burada yaşayan Kadiri şeyhlerinden İsmail Fakirullah'ın müridleri arasına katıldı. İbrahim Hakkı dokuz yaşındayken amcası Ali Efendi onu babasının yanına, Tillo'ya götürdü.

    İbrahim Hakkı, Tillo'da tefsir, hadis ve fıkıh eğitimi gördü. Babasının arkadaşı Molla Muhammed al-Suhrani'den astronomi ve matematik dersleri aldı. İbrahim Hakkı, tasavvuftan edebiyata, dil, kelam ve ahlak konularından astronomiye kadar birçok eser veren İbrahim Hakkı, 18. Yüzyıl klasik İslam kültürünün Osmanlı'daki son temsilcilerinden biri sayılıyor.

    Kaynak: Hürriyet Pazar Gazetesi, 28.05.2000

  • EMEK FAZLASI KARL MARX

    Necm 39. İnsan için ancak çalıştığı vardır. ( DİYANET MEALİ )

    Necm 39. Doğrusu insanın çalıştığından başkası kendinin değildir.( E.HAMDİ YAZIR )

    Necm 39. İnsan, emek ve gayretinin neticesinden başka şey elde edemez. ( SUAT YILDIRIM )

    Necm 39. Gerçek şu ki, insan için çalışıp didindiğinden başkası yoktur.( Y.NURİ ÖZTÜRK )

    Necm 39. ve insana uğrunda çaba gösterdiği dışında bir şey verilmeyecektir; ( MUHAMMED ESED )

    EMEK FAZLASI (KARL MARX)

    Emek fazlası, Karl Marx`ın politik ekonomiyi eleştirisinde kullandığı bir kavramdır. İşçinin geçimini sağlayabileceğinden ("zorunlu emek";) fazla üretmesi sonucu ortaya çıkan emeğe denir. Marksist ekonomiye göre emek fazlası genellikle "ödenmemiş emek"tir ve emek fazlası kapitalist sistemin kârının kaynağını oluşturur
    Emek fazlasının kaynağı
    Marx, emek fazlasının kaynağını Kapital`in bir bölümünde şöyle açıklar:
    "İnsanların, kendilerini hayvanların bulunduğu düzeyin üzerine çıkartmalarından ve böylece de emeklerinin bir ölçüde toplumsallaşmasından sonradır ki, birinin artı-emeğinin, bir diğerinin varlık koşulu olduğu durumlar ortaya çıkmıştır. Uygarlığın şafağında, emeğin kazandığı üretkenlik azdır, ama, aynı şekilde, gereksinmelerini karşılama araçları tarafından ve onlarla birlikte gelişen gereksinmeleri de azdır. Ayrıca, bu ilk dönemde, toplumun, başkalarının emeğiyle yaşayan kesimi, doğrudan doğruya üretici olan kitle ile karşılaştırıldığında, son derece küçüktür. Emeğin üretkenliğindeki gelişmeyle birlikte toplumdaki bu küçük kesim de, hem mutlak ve hem de nispi olarak artmıştır.[3] Bundan başka, sermaye, beraberinde getirdiği ilişkilerle birlikte, uzun bir gelişme sürecinin ürünü olan ekonomik bir topraktan doğar. Sermayenin temeli ve çıkış noktası hizmetini gören emeğin üretkenliği, doğanın değil, binlerce yılı kucaklayan bir tarihin armağanıdır." [1]
    Marx`a göre emek fazlasının belirgin bir hale gelmesi ticaretin gelişmesiye ve toplumun sosyal sınıflara ayrılmasıyla yakından ilgilidir. Kısa bir süre sonra üretim fazlası ortaya çıkmaktadır. Bundan sonraki kısım üretilenin nasıl dağıtılacağı gibi ahlaki-politik bir sorudur. Güçlü olan güçsüzü yener, yani büyük olasılıkla üst tabaka emek fazlasının kontrolünü ele alacak ve diğerlerinin emeğiyle yaşayacaktır.

  • erdem

    Necm 39: Hakikaten insan için kendi yaptığından başka bir şey yoktur.

  • erdem

    Mevlam bana ömür vermiş
    Boşu boşuna boşu boşuna
    Vücuduma bir can girmiş
    Boşu boşuna boşu boşuna

    Su akar deryaya varır
    Deryadan mai çıkarır
    Gökyüzünde yağmur olur
    Damlaları boşu boşuna boşu boşuna

    İsa Meryem'e mi kalmış
    Musa asadan ne bulmuş
    Süleyman bir sultan olmuş
    Saltanatı boşu boşuna boşu boşuna

    Gahi gittim gahi geldim
    Aradım kendimi buldum
    Bir Mahsuni Şerif oldum
    Boşu boşuna boşu boşuna

  • Zam Zam

    Milliyet gzetesi, "zemzem suyunda kenserojen madde" haberini öyle bir çarpıtmış ki, "İmamın keçisi çalındı" haberinin "imam keçi çaldı" diye verilmesine benzedi.

    Milliyet’in “Zemzem suyunda kanserojen madde” haberi, asılsız, saptırma ve ters çevirme olduğu anlaşıldı. Milliyet’te 5 Ekim 2006’da yayınlanan haberde yasaklandığı iddia edilen zemzem değil, ülkede yaşayan İslam toplumunun şikayeti üzerine alınan bir karar olduğu anlaşıldı.

    ROTAHABER, son haftalarda asılsız haberleriyle dikkati çeken Milliyet gazetesinin “Zemzem suyuna yasaklama” haberinden sonra konuyu kaynağından araştırdı. İşte bütün ayrıntılarıyla Milliyet’in saptırdığı haberin iç yüzü:

    1- Söz konusu haberde alındığı belirtilen yasaklama haberi, bu yıla ilişkin değil 20 Ekim 2005 tarihine ait.

    2- Yasaklanan gerçek zemzem suyu değil, bir şirketin “zemzem suyu” iddiasıyla bunun ticaretini yaptığı suya ait.

    3- Hepsinden daha önemlisi de yasaklama kararı, İngiltere’de yaşayan İslam toplumunun “sahtecilik yaptığı” gerekçesiyle başvurusu ile alınan bir karar.

    İngiliz FSA (Gıda Standartları Enstitüsü)’nün resmi sitesinde 20.10.2005 tarihli http://www.food.gov.uk/news/pressrel...ampressrelease sayfasında ilgili haberin aslı şöyle:

    “FSA, tüketicilere gıda güvenliği açısından riskli olan Zam Zam suyunun hileli satışına karşı dikkatli olmalarını önermektedir.

    Müslümanlar açısında kutsal sayılan zemzem suyu, Suudi Arabistan’da belirli bir kaynaktan çıkarılmaktadır ve ülkeden yasal olarak ticari satış amaçlı ihracat yapılması mümkün değildir. Bu konu FSA’ya ilk olarak Müslüman cemiyetlerinin liderleri tarafından getirilmiştir.

    Londra’nın Westminster Belediyesi tarafından resmi olarak Zam Zam ticari markalı üründen nümune alınmıştır ve kanser riskinin artmasına neden olan arsenik miktarının normalde bulunması gerekenden üç kat fazla ihtiva ettiği belirlenmiştir. Yerel yetkililer, ürünün satışını engelleyecek önlemleri almıştır. Ayrıca ilgili ithalatçıyla ürünün ithalatının durdurulması için irtibat kurmuşlardır. Bu ürünü depolayan başka satış yerlerinin olduğu bilinmemektedir.

    Zemzem suyunun diğer markalarının İngiltere’de satışının yapıldığı ve bunlarında benzer şekilde ‘kirletildiği’ sanılmaktadır. Gerçek zemzem suyunun yasal olarak ticari amaçlı Suudi Arabistan’dan ihracat yapılmasına izin verilmediği için, mağazalarda bulunan herhangi bir zemzem ürünün kaynağı bilinmemektedir ve sağlık açısından risk taşıyabilmektedir. Bu nedenle FSA, insanların Zam Zam markasıyla ticari satışı yapılan ürünü almamalarını ve içmemelerini ve satışıyla karşılaşıldığında Yerel Çevre Sağlık Yetkilileri’ne veya Ticaret Standartları Bölümü’ne bildirmelerini önermektedir.

    Ramazan ayında zemzem suyuna olan talep arttığı için FSA, tüm Çevre Müdürlükleri’ne ve Ticaret Standartları İdarecileri’ne, yerel yetkililerin Zam Zam suyunun hileli satış yapan şüpheli yerleri kontrol altında bulundurmalarını yazmıştır.

    Bu önerinin, hacıların İngiltere’ye dönüşte beraberinde getirdikleri veya ‘bireysel ithalat’ yaptıkları gerçek zemzem suyuyla bir ilgisi yoktur,”.

    Söz konusu ithalatçı firma Amazon Communicate Ltd Şirketidir.

    Ayrıca FSA, diğer zemzem suyu satışı yapan markaların ürünlerinde şimdiye kadar yüksek arsenik miktarı bulunmadığını ve bunların şişeleme tüzüklerine uymadığını belirtmiştir.

    Kaynak: http://www.food.gov.uk/news/pressrel...ampressrelease



    Milliyet, haberi 5 Ekim 2006'da şöyle vermişti:

    “Kaynağı Mekke'de olan ve Müslümanlar tarafından "kutsal" kabul edilen "zemzem suyu"nun içinde kansere neden olan kimyasal maddeler bulunduğu tespit edildi.

    İngiltere'de yapılan testler sonucunda, Müslümanlar tarafından özellikle ramazanda daha çok rağbet edilen zemzem suyunda, normalde olması gereken arsenik miktarının 3 katı fazla ölçüde yer aldığı belirtildi.

    Belediyeden yasak

    İngiltere'de yetkililer, oradaki Müslüman toplumunu zemzem suyu içmemesi yönünde uyarırken, Londra'daki Westminster Belediyesi zemzem suyunun ithalatını yasakladı, kentteki satışlara da izin verilmeyeceği bildirildi. Mekke'ye giden hacılar tarafından getirilen ya da şişelerle Suudi Arabistan'dan ithal edilen zemzem suyunda özellikle çocuklar üzerinde olumsuz etkileri olan nitrik asit tuzu miktarının da yasal sınırlardan iki kat fazla olduğu tespit edildi.”

  • erdem

    Elmalılı Hamdi Yazır;
    Nisa 29: Ey o bütün iyman edenler! Mallarınızı aranızda batıl behanelerle yemeyin, kendiliğinizden rızalaşarak akdettiğiniz bir ticaret olmak başka, kendilerinizi öldürmeyin de, Allah size cidden bir rahîm bulunuyor

    Yaşar Nuri Öztürk
    Nisa 29: Ey inananlar! Mallarınızı aranızda bâtıl bir yolla/tutarsız bahanelerle yemeyin. Kendi hoşnutluğunuzla gerçekleşmiş bir ticaret olursa başka. Kendi canlarınıza kıymayın/intihar etmeyin. Hiç kuşkusuz, Allah, size karşı çok merhametlidir.

    Suat Yıldırım;
    Nisa 29 : Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda meşrû olmayan yollarla yemeyin. Karşılıklı rıza ile yapılan bir ticaret yapmanız ise, elbette meşrûdur. Sakın haram yiyerek, başkasının hakkını gasbederek kendinizi öldürmeyin. Allah size pek merhametlidir.

  • Nisa 66

    Nisa 66. Eğer biz onlara, "Hayatlarınızı feda edin veya yurtlarınızdan çıkın" diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de (imanlarını) daha çok pekiştirici olurdu. ( DİYANET MEALİ )

    Nisa 66. Eğer onlar üzerine, "Kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın!" diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Ama onlar kendilerine öğütleneni yapsalardı, onlar için hem daha hayırlı olurdu hem de ömürlü olmaları bakımından daha yarayışlı. ( Y.NURİ ÖZTÜRK )

    Nisa 66. Şayet onlara "Ölüme atılın!" veya "Vatanınızdan ayrılın!" (hicret edin) emrini vermiş olsaydık, pek azı müstesna, bunu yerine getirmezlerdi.Onlar kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette kendileri için hayırlı olur, durumlarını daha da sağlamlaştırırlardı. ( SUAT YILDIRIM )

    Nisa 66. Eğer onlara: "Nefislerinizi öldürün!" veya "Yurdunuzdan çıkın!" diye teklif etmiş olsaydık -pek azı hariç- bunu yapmazlardı. Fakat kendilerine öğütleneni yapsalardı, elbette haklarında çok hayırlı ve inançları ebedileştirmek itibariyle de en sağlam bir hareket olurdu. ( E.HAMDİ YAZIR )

    Nisa 66. Fakat biz onlara "Hayatlarınızı feda edin!" yahut "Yurtlarınızı terk edin!" diye emretmiş olsaydık, çok azı bunu yapardı. Oysa, tavsiye edilen şeyi yapmış olsalardı, bu, kesinlikle onların yararına olurdu ve onları [imanlarında] daha güçlü kılardı;
    ( MUHAMMED ESED )


    Ben Dönmezem Yolumdan

    Koyun beni hak aşkına yanayım,
    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan.
    Yolumdan dönüp de mahrum mu kalayım?
    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan.

    Kadılar, müftüler fetva yazarsa,
    İşte kement, işte boynum, asarsa,
    İşte hançer, işte başım, keserse,
    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan.

    Bir gün mahşer, olur divan kurulur,
    Suçlu suçsuz varsa, orda bulunur,
    Piri olmayanlar anda bilinir,
    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan.

    Pir Sultan'ım, arşa çıkar ünümüz,
    O da bizim ulumuzdur, pirimiz,
    Hakk'a teslim olsun garip canımız,
    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...

    Pir Sultan Abdal

  • erdem

    Nisa süresinde, "kendinizi öldürmeyiniz" hükmüyle intihar kesin olarak yasaklanmıştır. Cennetle müjdelendiğine yürekten inanan Cüheyman'ın pratiği kendi içinde tutarlı cihatmıdır yoksa intihar mıdır? Ancak Allah bilir.

  • Murat Hazine / Kudüs Yolu

    Yiğit evlatların...
    İmam gülümsüyor Tahran'dan...
    Cüheyman...
    İbrahim'e sesleniyor Kabe'den...
    "Yıkılacak Nemrud'un zulüm düzeni...
    Allah'ın evi kavuşacak özgürlüğüne..."
    Sonra Yezidi bir ses yükseliyor...
    Ansızın üşüşüyor zulmün eli Kabe'ye...
    Sonra bir destana dönüyor Kabe...
    "Allahuekber...
    Ölüm olsun tağutların Hepsine...
    Ölüm olsun...
    Kabe'yi uyuşukluk Meclisine çeviren...
    Zalim Suud ailesine..."
    Cüheyman...
    Tepeden tırnağa Kıyam kesilmiş yiğit...
    düşüyor Harem topraklarına...
    Düşüyor atası İbrahim'in kollarına...
    Şimdi...
    Cüheyman sesleniyor size...
    "Ey Uykunun sıcağına bürünenler...!
    İşte kanımız...
    Sizlerin geleceğine kurban...
    Sizin Kıbleniz, yeniden özgür olsun diye...
    Ve secdeleriniz...
    Erişsin diye hürriyetine İbrahim Dininin...
    Kurtulsun diye tuğyandan...
    Şehirlerine anası...
    Emanetimizi yüklenin haydi...
    Haydi birer alev olup tutuşun hepiniz...
    Eritiverin ziynetlerini Yezid saraylarının..."

    Murat Hazine / Kudüs Yolu

    Kaynak: www.kudusyolu.com

  • Solun Aklı Netleşirken/ Fatih

    Solun Aklı Netleşirken/ Fatih Yaşlı

    ......................

    Türkiye solu uzunca bir süre cemaati önemsemedi, cemaatin iktidar stratejisini anlamadı, devlet içerisindeki kadrolaşmasını ciddiye almadı, AKP ile olan varoluşsal ilişkisini ve biri olmadan diğerinin olamayacağı bir noktaya gelindiğini fark etmedi. Ancak özellikle son birkaç yıldır Türkiye’de yaşananlar cemaatin gücünün fark edilmesini, karşımızda devleti ve toplumu kontrol etmek isteyen ve emperyalizmle doğrudan bağlantılı bir siyasal özne olduğunun anlaşılmasını sağladı.

    Bugün gelinen noktada Türkiye solu, karşısındaki politik hasımlardan en önemlilerinden birinin cemaat olduğunu ve cemaatin Türkiye kapitalizmi ve emperyalizm açısından taşıdığı önemi anlamış durumda. Türkiye solu artık biliyor ki, Türkiye burjuvazisi ve emperyalizm Türkiye’yi AKP/cemaat dolayımıyla yönetiyor, Türkiye’nin dönüştürülmesi bu iki güç aracılığıyla hayata geçiriliyor.

    ..................

    http://haber.sol.org.tr/yazarlar/fatih-yasli/solun-akli-netlesirken-32802

  • 1979 Kabe İşgali

    1979 Kabe İşgali ve 16 Gün Süren Savaş

    1979 Ramazanında Arabistanın büyük kentlerinde dağıtılan bildiride Suudi rejimi eleştiriliyor, devletin dini niteliğini kaybettiği belirtiliyor, ülkede yeni bir İslami rejimin kurulmasının gerektiği anlatılıyordu. Bu bildirilerin Cuheyman el-Uteybi önderliğindeki radikal bir sünni gruba ait olduğu Mescid-i Haram'ın işgalinden çok sonraları anlaşıldı.

    Tarihler 20 Kasım 1979'u gösteriyordu. Kabe'ye sabah namazı kılmaya gelen binlerce kişi namazın bittiği anda bir yandan "Allahuekber" seslerini bir yandan da havaya sıkılan kurşun seslerini duydu. Eylemciler mescid'in mikrofon sistemini ele geçirdi. Eylemcilerin lideri Cuheyman konuşmaya başladı. Yanında bulunan kayınbiraderi Muhammed el-Kahtani'nin İslam aleminin beklenen mehdisi olduğunu söylüyordu. Mehdiliği sağlam kanıtlara oturtmak için ilgili hadisleri detayıyla anlatıyordu.

    Cuheyman Suudi rejiminin dini niteliğinin kalmadığını dolayısıyla Müslümanların rejime itaat etme yükümlülüklerinin kalmadığını söyledi. Ülkedeki kötü gidişatın önüne geçilmesi için hayatın her alanında şeriatin tekrar uygulanmaya başlamasının gerektiğini vurguladı.

    Cuheyman bu konuşmasını yaparken adamları da işgalden önce mescidin alt katlarına sakladıkları silahları mescidin ilk katına çıkardılar. Silahlar eylemcilere dağıtıldı, dış kapılar kapatıldı, yüksek minarelere silahlı nöbetçiler yerleştirildi, mevziler planlara göre hazırlandı. İçeriye giriş-çıkışlar yasaklandı.

    İşgalcilerin Talepleri

    Devrimcilerden bir tanesi mikrofonlar aracılığı ile isteklerini ilan ediyordu:

    1. Batıdan ithal edilen kültür, taklid ve değerlere son verilerek islamiyetin adaletli kültür ve değerlerinin yerleştirilmesi, emperyalist batılı ülkelerle ilişkilerin kesilmesi.

    2. Babadan oğula geçen kraliyet düzeninin yıkılarak İslam devletinin kurulması, hain Suud ailesinin yargılanması ve halktan çaldıklarının geri verilmesi.

    3. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyen, ülkeyi emperyalistler ve yabancı firmalara otlak yapan Kral Halid ve ailesinin kafirliklerinin ilan edilmesi.

    4. İslam'a ve müslümanlara karşı düşmanca tutumu nedeniyle ABD'ye petrol ihracatının durdurulması, ülkenin ihtiyaçlarına uygun olacak şekilde petrol üretiminin azaltılarak Milli Servetin heder edilmemesi...

    5. Arap yarımadasını ellerine geçiren tüm yabancı askeri uzmanlar ve danışmanların yurt dışı edilmesi, yabancı askeri üstlerin kaldırılması...

    Taleplerin ilanından sonra Hacerül-Esved ile İbrahim makamı arasındaki bölümde Mehdi Kahtani'ye biat etme merasimi düzenlenir. Kahtani'nin eli öpülüp sonuna kadar itaat edileceği bildirilir.

    Sabah namazına gelen binlerce sivile çıkmakta serbest oldukları söylenir. Çoğunluğu çıkar. yaklaşık 30 kişinin eylemcilerle kaldığı tahmin edilmektedir.

    Suudi Hükümetinin Şaşkınlık Dönemi

    İşgalden 3 saat sonra Mescid-i Haram çevresine gelen Suudi askerleri içeri girme denemelerinde yoğun ateşle karşılık görünce geri çekilirler.

    İşgalin ilk günlerinde Suudi hükümeti tam bir şaşkınlık ve ne yapacağını bilememe durumu içindedir. İçeride rehine var mıdır, varsa kimlerdir , kaç kişilerdir? Eylemciler kimler ve kaç kişilerdir gibi hiç bir bilgiye ulaşamazlar.

    Kabe'yi kuşatan Kraliyet Muhafız Alayı mutaasıp asker ve subaylardan müteşekkildir. İnançlarından dolayı Mescid'de silahlı bir çatışmaya girmeyeceklerini beyan ederler. Suudi hükümeti bu dönemde tam bir şakınlık dönemindedir. Kabe'nin kan dökülerek alınmasının İslam aleminde yaratacağı olumsuz etkiden çekinmektedir.

    Suudi kralı Halid hemen muhafızları teftişe gider. Kabe'nin Harici isyancılar tarafından işgal edildiğini, görevlerinin Allahın Evi'nin temizlenmesi olduğunu, görevlerini yapmazlarsa Pakistanlı paralı askerleri kullanacağını söyler. Bazı muhafızlar ikna olur olmayanlar ise tutuklanır.

    1979 Kabe baskını yapan eylemcilerin sayısı en az 500 olarak tahmin ediliyor.

    Eylemden önceki gecelerde büyük miktarda yiyecek malzemesi, ilk yardım malzemesi ve cephane mescidi haram'ın alt katındaki mahzenlerde saklanıyor. Böylece eylemcilerin çok uzun süre dış destek almaksızın direniş yapabilmesi mümkün oluyor.

    DÜNYADAN TEPKİLER

    Eylemcilerin ve onlara dışarıdan destek verenlerin tam olarak anlaşılabilmesi için dört günün geçmesi gerekecektir. Bu olaydan birkaç ay evvel İran'da islam devrimi olmuştur. Kabe baskınını İran devrimi izinde gören oldukça fazla kişi vardır başlarda. Bunlardan biri Mısır devlet başkanı Enver Sedat'tır. Hedefi İran göstermiştir.

    İran lideri Ayetullah Humeyni ise işgalden Amerika'yı sorumlu tutmaktadır. Humeyni "Büyük şeytan" Amerika'yı kutsal topraklardan çıkarmak için tüm dünya müslümanlarını cihata çağırmaktadır.

    Suudi yetkililerin işgalciler için "hariciler" terimini kullanması Pakistan basınında yanlış anlaşılarak yabancılar anlamına gelen hariciler terimiyle Amerikalıların/İsraillilerin kasdedildiği şeklinde yorumlanır ve Humeyni'nin ifadesiyle örtüşür. Fas'dan malezya'ya kadar dünyadaki hemen tüm İslam ülkeleri ayağa kalkar ve Amerika-İsrail alyehinde gösteriler düzenlenir. İslamabad'daki binlerce kişinin gösterisi sırasında bir ABD askeri linç edilir diğeri ise yakılılarak öldürülür.

    Türkiye'de ise Milli Talebe Birliği işgali "gerçekleştiren" siyonistleri kınayan basın açıklaması yapar. istanbul ve izmir'de kimi öğrenciler boykot yapar ABD ve İsrail bayrakları yakılır.

    SUUDİ REJİMİ İLK ŞOKU ATLATTIKTAN SONRA

    Suudi yönetimi ilk günlerdeki şoku atlattıktan sonra bazı önlemleri uygulamaya sokar:

    1) Eylemcilerle bağlantısı olacağı şüphesiyle tüm üniversiteleri geçici olarak kapatıp binlerce yabancı müslüman öğrenciyi uçaklarla memleketlerine gönderirler.

    2) Mısır El-Ehram Gazetesi'ne göre Mekke, Medine ve Taif şehirlerinde sokağa çıkma yasağı konuldu.

    3) Yabancı gazeteciler Mescid-i Haram'a yaklaştırılmadılar. Bu önlem kimilerine göre operasyonda kullanılacak Amerikalıları gözden gizlemek içindi.

    4) Silahlı Kuvvetlerde seferberlik ilan edildi. İzinler kaldırıldı.

    5) Kara ve deniz sınırlarında güvenlik artırıldı. Karayollarında zırhlı yelekli güvenlik kuvvetleri sık kontrol noktaları kurdu.

    6) Yönetim aleyhinde yayınları kontrol amacıyla postanelerde denetim kuruldu.

    HER İKİ TARAF DA KENDİ DURUMUNA UYGUN AYETLERİ TEMEL ALIYOR

    Cuheyman ve grubu için Maide suresinin 97. ayeti kendi durumlarını tanımlamada uygundu:

    "Allah, Beyt-i Haram (Olan) Kabe'yi İnsanlar İçin Bir Kıyam Yeri (Ayaklanma Yeri) Kıldı..."

    Diğer yandan Müslim referanslı bir hadis kendilerini motive ediyordu:

    "Resullullah buyurdu ki: Karanlık bir gecenin parçaları gibi olan fitneler ortaya çıkmadan önce, hayırlı ameller işlemede acele edin..."

    Cuheyman'a göre zaman gelmişti.

    Öte yandan Suudi rejimi Mescid'e operayon için devlete yakın İslam alimlerinden fetva almayı başardı. Fetvada kendilerini haklı gösteren ayet ve hadisler yer alıyordu örneğin:

    "Hz. Peygamber şöyle buyurdu: Siz birlik halinde iken size gelip de birliğinizi bozmak, bütünlüğünüzü parçalamak isteyen biri olursa boynunu vurun." (Ebu Müslim)

    Karşı tarafın da Ebu Müslim'in ilettiği bir diğer Hadisi kendisine dayanak yaptığına dikkat edin.

    Görünen o ki her iki taraf da kendi çıkarına/hedefine uygun hadis ve ayetleri kırpıp almaktadır.

    Suudi kraliyet tarafının elde ettiği fetvada başka hadis ve ayetler de kullanılmıştır. Bunlardan biri şuydu:

    "Kim orada (Kabe'de) zulümle haktan sapmak isterse ona acı bir azap tattırırız." (Hac Suresi, 25)

    Askeri operayon için artık fetva alınmıştı.

    CUHEYMAN EL-UDEYBİ KİMDİ?

    Cuheyman ve grubu kendilerini Yeni İhvancı olarak tanımlıyordu. Bu nedenle İhvancılığın ne olduğununa *değinmekte fayda var.

    İhvancılar, 1920 li yıllarda Suudi Arabistan'ı kuran Vehhabilerin yerleşik düzene geçirttiği göçebe kavimlere deniyordu. Cihatcı/militarist bir güçtü. Bugün Suudi Arabisitan haritasına baktığınızda oldukça geniş yüzölçümü olduğunu farkedersiniz. İşte Suudi Arabistan'ın bu kadar genişlemesini sağlayan güçte İhvancılar adı verilen cihatçı sünni grubub rolü büyüktür. Suudi sınırları o dönemde İngiliz egemenliğinde bulunan Ürdün, Irak, Kuveyt sınırlarına varınca kral Suud İngilizlerle çatışmamak için cihata son verir. Ancak İhvancılar devam etmek isterler. Böylece Vehhabilerle İhvancıların arası bozulur. Vehhabiler İhavancıların varlığına son verir.

    İşte Cuheyman eski İhvancı hareketin bu mirasını devralmştı. İhvanclığı yeniden canlandırmaya çalışıyordu. 1926'dan sonra Suudi yönetimi görece barışçıl politikalara dönmüştü. Cihatı bırakmıştı. petrolün çıkmasıyla batıyla ve ABD ile yakın ilişkilere girmişti. Kimi seküler kurum ve kuralları Suudi Arabistan'da uygulamaya başlamışlardı. Örneğin kadın ve erkek aynı işyerinde çalışabiliyordu. Alkol yasak olmasına rağmen üstünde sıkı bir denetim yapılmıyordu.

    Cuheyman 18 yıl boyunca Kraliyet Muhafız Birlikleri'nde çalıştıktan sonra meşru görmediği devletin kurumunda çalışmak istemez ve ayrılır. Medine İslam Üniversitesi'nde öğrenim görmeye başlar. Hocalarının devlete bağlılığını aşırı bularak derslerden uzaklaşmaya başlar. Kendi risalelerini yazar. Arkadaşlarıyla alternatif dersler hazırlar. Devletin şeriatten çıktığını düşünmektedir.

    Cuheyman'ın dedesi 1929 yılında Suud yönetimine karşı İhvancı saflarından çarpışırken öldürülmüştür. Şimdi torun Cuheyman da Suud yönetimine karşı savaşacaktır.

    MESCİD-İ HARAM'A ASKERİ OPERASYON

    Devlete yakın Suudi ulemasının fetvasını arkasına alan Suudi yönetimi biraz rahatlar. Fetva gereği önce işgalcilere süre verilip teslim olmaları isteniyor. Cuheyman bunu kabul etmiyor. Ardından askeri operasyon işgalin 6. günü başlar.

    Önce kapıları tutan direnişçilere yoğun ateş ile uzaklaşmaları denenir. Kapılar iyi istihkam edildiği için bu başarılamaz. İsyancılardan Mescid'in minareleri yerleşen keskin nişancılar Suudi askerlerini avlamaya başlar.

    Ardından ağır zırhlı araçlarla mescidin kapıları kırılarak içeri girilir. Bir yandan da helikopterlerden mescide indirme yapılır. İndirme sırasında gene çok sayıda Suudi askeri kaybedilir. Bu arada bazı helikopterler mesciddeki direnişçilerin üzerine bombalar atar. Mescidin zemin ve üst katlarından göğüs göğüse çarpışmalar sonucunda Suudi güçleri zemin katı ve üst katları ele geçirir.

    Direnişçiler bodrum katlarına sığınmıştır. Ancak Mescid'de hala namaz kılınacak durum yoktur. Bodrum katlarına müdahalenin kayıplarını iyice artıracağından çekinen Suudiler hala sıkıntıdadırlar.

    FRANSIZ ÖZEL TİMİ (GIGN) KABE'Yİ KURTARIYOR

    Kral Halid son çare olarak Fransızlara başvurmayı düşünür. Franszılar teklifi kabul eder. Anlaşma gizli kalacaktır çünkü gayrı-müslimlerin Mescid-i Haram'a girmesi İslam dininde uygun değildir.

    Fransız timi GIGN'de doğrudan doğruya alt katlara girmeyi düşünmez. Bunun yerine alt katlara göz yaşartıcı gazlar verilir bu gazların etkisiyle kimi direnişçi teslim olur kimisi elinde silah ateş ederek dışarı çıkar ve vurulur. Ancak alt kat hala temizlenememiştir. Bu sefer alt katlara tonlarca su boşaltılır. Su iyice yükseldiğinde ise yüksek voltajlı elektrik verilir. 5 aralık 1979 günü Kabe işgalcilerden kurtarılmış olur.

    Bir Fransız gazetesinin haberi üzerine Fransız özel timinin Kabe'yi kurtardığı açığa çıkar.

    Bilanço:

    Operasyonda Suudi güçlerinden ölenlerin sayısı 127, isyancılardan ölenlerin sayısı 117 olarak açıklanmıştır. Hacılardan, namaza gelenlerden ölenlerin sayısı 26'dır. Yüzlerce de yaralı vardır.

    Yargılamalar sonucunda 63 kişi idama mahkum olur, kafaları kesilerek infaz edilir.

    Kaynak: www.turandursun.com

  • onder
    avatar

    Hasan,

    Konu bence bizim memleketten çok dini kültürle ilgili bence..İslam dinin doğası bu..

    Birkaç yıl önce Malezyalı bir astronot'u yollamışlardı uzaya..O yıllarda Malezya'da en büyük tartışma konusu Astronot'un Kıble'nin yönünü nasıl saptayacağı olmuş..

    Yine Malezya'dan bir haber vardır birkaç yıl önce; İlk müslüman robot diye çıkmıştı haber..Peki bu robot ne işe yarıyormuş? Namaz kılıyormuş..

    Birgün hayalimim gerçekleştirir sosyal bilimlerde bir doktora işine girersem, farklı dinlerin farklı kollektif akıllara nasıl yolaçtığını araştırmak isterdim..Ama İslamı araştırmaya tırsardım doğrusu, kesin öldürürler..O yüzden Hristiyanlıkla, Budizmin nasıl farklı mentalitelere yolaçtığının karşılaştırmalı analizini yapardım..

    Doktorayı beklemeden burda biraz Zizek'ten kopya çekerek olaya gireyim, elden geldiğince..

    Malum, Hegel'in sistemi ünlü üçlemeye dayanır; Tez-Antitez-Sentez.

    Bu üçleme zinciri bir başladı mı durdurabilene aşkolsun..Malum bizim Marxismin de ana motoru budur..Sanırım sözkonusu üçlemenin akışının nasıl dinamik olduğu hakkında bu bile bir fikir verir..

    Peki benzer bir üçleme nerde var? Hristiyanlığın kökenlerinde, en temel teolojisinde; Baba-Oğul-Kutsal Ruh.

    Bu kökendeki üçleme Pandora'nın kutusunu açar..Oğul, Babayla aynı tözden midir, aynı Tözden ise neden sefil bir insanoğlu gibi acı çekti..Kutsal Ruh tam olarak nedir? vs.vs. Modern Felsefenin, Hristiyan skolastik okulundan çıkmasına şaşmak gerek..Daha en başta bela metafizik sorunlarla başbaşa kalıyorsun..Aklını ikna etmek ve "inanabimek" için kırk dereden su getiriyorsun..Dinamizm böylece başlamaya yazgılı oluyor..Hristiyanlık daha en baştan, mevcut dengeleri patlatmaya yazgılı oluyor..En temel Teolojik öncülleri sorgulamayı körüklüyor..

    Doktor yapma hevesimi gidermek için kamyon yüküyle para verip, Ortadoğu Tarihi diye bir ders almıştım..Orda eski ajan olduğundan şüphelendiğim hoca şöyle bir saptama yapmıştı; İslam doğduğu andan itibaren aynı zamanda bir Devlet biçimidir..Hz.Muhammed aynı zamanda devlet başkanıdır..Burda bir parantez açıp, temel İslam tarihini bile bilmeyen "güzel ruh" liberallere duyuralım; İslam yapısı gereği "ılımlı" olamaz. İslam yapısı gereği aynı zamanda "devlet" olmak zorundadır..En başından itibaren, daha peygamber hayattayken bir "cihat" devletidir..

    Buna karşın ilk hristiyanları düşünelim; mevcut devletlerin illegal yeraltı örgütlenmeleri, devlete isyan halinde ortaya çıkıyor..İsa'nın ilk sosyalist olduğu fikri çok temelsiz değil bu yüzden..

    Şimdi kökenlerdeki bu radikal farklılık, günlük mentaliteye yansımaz mı? Peki nasıl yansır? Bence şöyle;

    Hristiyanlık, sürekli iktidar odaklarını, yerleşik kalıpları sorgular..Binlerce farklı klise olması belki bunun göstergesi..Katolikliğe pek uymasa da, Protestanlık birey'i iktidar yapılarına karşı öne çıkarır..Weber'in Protestan Etiği çözümlemelerini hatırlayalım..Şimdi karşımızda burjuva-liberal bireyi diye gördüğümüz şey, kapitalizmin olduğu kadar Hristiyanlığın ürünüdür..Dolayısıyla, diyelim Makyaj bir dini gereğe ters düşüyorsa, Makyaj değil o dini gerek değişir...

    İslam, en başından merkezi bir devlet yapısı olarak ortaya çıktığı için, artık başedilemeyen merkez kaç kuvvetler, bünyeye yedirilecek şekilde revize edilir..Böylece ortaya başörtülü transparan mini etek gibi modalar çıkar..

    Namaz kılan robot da, aynı revize ederek eklemleme mantığının ürünüdür..Burdaki eğilim çok ilginç..Bilmiyorum ifade edebilecek miyim; şimdi ortaya tekniğin önlenemez yükselişi gibi bir durum çıkıyor..Balçıkla sınavamayacak bir güneş gibi..Bünyeye yabancı..Yapı değiştirilemeyecek denli bir heyula olduğu için, merkez kaç eğilim, eğilip bükülüp, bir ucube haline getirildikten sonra "özümseniyor"..İslam yapısı gereği yaşamın en küçük alanını dahi kapsamak zorundadır..En küçük şey bile kodlanmalıdır..Çünkü devlet mantığı bunu gerektirir..Merkez kaç kuvvetler, sistemi devrimcileştirip ileri götürecekbir ivme olarak değil, tehdit olarak algılanır..Ama sıvanamayacak kadar büyüdüğünde, yapıya yamanmak zorunda kalır..

    Özet; Baba-Oğul-Kutsal Ruh ile başlayan dinamik Robot'u üreten teknolijiyi yaratırken, cihat ile bütün mekanı ele geçirmeye çalışan süreç, Robot'a da namaz kıldırır..

    Namaz kılan Robot, Makyajlı oruç..Aynı kadim herşeyi kapsama sürecinin sonuçları..İşin daha detaylarına pek girmiyoruz, İslam tuvalet adabından, nasıl çiftleşileceğine dair herşeye bir cevap yaratmak zorundadır..

    Belirtmeye gerek yok, böylesine herşeyi kapsayan bir din haliyle otoriter olmak zorunda, inanları da sürekli yönlendirilmek durumundadır...

    Umarım E-hayalet hala çok az kişi tarafından takip ediliyordur..Benim bu paranoyaklığım da İslam hakkında bir başka temel fikir veriyor olmalıdır..

  • hasever
    avatar

    Sevgili Erdem,

    Resmi olmayan verilere göre Alevi, bana göre ise dinsiz bir ortamda büyüdüm. Bunun bir talih olup olmadığı bir yana ama müthiş bir köksüzlüğe işaret ettiğinden bir şüphem yok; düşünsene bir din bile yok ortada. Buna rağmen oruç konusunda ortalamanın üstünde bir bilgiye sahip olduğum rahatlıkla iddia edebilirim. Tamam 12 Eylül'ün rahleyi tedrisinden geçtik, dua ezberledik, öğretmen masasında namaz kılmak zorunda kaldık ama en nihayetinde Müslüman bir ülkede büyüdük. Hiçbir şey olmasa dahi her sene kulak misafiri olduğun bilgiler bile orucun ne olup olmadığını öğretir insana.

    Tamam, kabul, bir kısmını hatta belki de büyük bir kısmını medya körüklüyor ama alıcısı olmayan mal bu kadar dolar mı piyasaya? Hani gerçekten her sene her sene ne anlatılır, kime anlatılır ve o kim niye bunu bir türlü anlamaz? Yahu bu kadar mı kalın kafalı dolu memleket?

    Dediğin gibi, en kıytırığından en absürdüne bir sürü soru dolara meydana. Ramazan biter sorular çekilir. Mübarek sanki soru göçü. "Efendim bu mevsimde sorular kuzey steplerinden güney çöllerine katar tutarlar, geçerken bir kısmı da memleketimize uğrar" Tamam da bu sürünün en çürüğü çarığı benim memleketimi mi rota bilir?

    Dün yine bir TV kanalında haberdi."Makyaj orucu bozar mı?" Yahu bu daha kaç kere işlenecek. Bunun ortak bir aklı yok mu? Bu toplum bir birine hiç mi bilgi aktarmaz? Kuşaklar bu kadar mı kopuklar bir birinden? Ve en nihayetinde beyinler ne zaman çıkacaklar bu "memento" hastalığından, çıkacaklar mı?

  • erdem

    Herşeyi öğrenmek isteyen dini bütün müslüman kardeşimizlerimizden biri Posta Gazetesi'nin Ramazanla ilgili "sorun-cevaplayalım" bölümüne şöyle bir soru gönderiyor.

    "Şişme mankenle yatarsam orucum bozulur mu diye".

    İşin daha absürd tarafı, gazetenin bunu ciddiye alıp yayınlayarak cevap vermesi mi, yoksa nasıl bir beyin tarafından böyle bir sorunsalın üretilmesi midir? Ancak hiçbir simptomla açıklanacak bir durum değil. Herhalde.

    Soruyu yazan kişinin oruç tutmak isteyen muhafazakar biri ve önemli bir sıkıntısı olduğu sonucunu çıkarıyoruz. Ve hazır ve nazır olarak onu evde heran bekleyen plastikten de olsa bir sevgilisi de var. Oruçlu yada en azından bu yüzden tutamayan birinin ikilemini ve gerilimini yaşayan biri ve bu durum hiç aklından hiç çıkmıyor. Ulan diyor herhalde, Utanıyor besbelli. Düşünüyor. Buldum diyor kendi kendine, bunun cevabını Türkiyenin en fazla satan Posta gazetesinden alabilirim diyor. Alıyor da.

    Canım yurdum insanı paradoks yaratmanın en uç örneği veriyor değil mi.?

  • erdem

    Bizim halkımız orucunu tutar ama namazını kılmaz. Ama cuma namazını hiç kaçırmaz. Dini vardır ama yarimin ama imanı yoktur şarkı sözü bile olmuştur. Hal böyle olunca ahlakı çok zayıf olcaktır din kardeşlerimizin. Ha bu arada beleş yemekle orucunu açmayı farzı ayin kabul eder, seyirlik yerlerde kimi çadırda kimi menusü 150 Dolara 5 yıldızlı otellerde. Nerde eski Ramazan ayları diyor, 25-30 yaşında TV'nin birinde sakallı bir ibne. Nerede olacak ramazan ayı bu ülkenin kumar ayı eğlence ayıdır. Sahura kadar geğire geğire kumar oynanır ve oynatılır. Belediyeler tombala orgaznizasyonları düzenliyorlar. Hoşgeldin ya şehri bereketli ramazandan da beklenilen budur.

    Müslümanlık nerde, bizden geçmiş insanlık bile!
    Kaç hakiki Müslüman gördümse, hep makberdedir,
    Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir!
    Mehmet Akif Ersoy

    Adam ne kadar haklı.

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #17 YEWANDE 06-09-2010 14:42
MADEM KONU MARX'TAN AÇILDI, MARX'IN DOKTORA TEZİNDE EPİKÜR'DEN YAPMIŞ OLDUĞU ALINTIYI BURAYA KOYUYORUM VE BUNUNLA BİTİRMEK EN DOĞRUSUDUR.

"DİNE KARŞI ASIL HÜRMETSİZLİĞİ YAPANLAR, KALABALIĞIN TAPTIĞI TANRILARI TANIMAMAZLIK EDENLER DEĞİL, BİLAKİS TANRILAR HAKKINDA KALABALIĞIN İNANDIĞINI TASTİK EDENLERDİR"


Alıntı
 
 
0 #16 YEWANDE 06-09-2010 14:16
TRT2'DE "CAN VEREN PERVANELER" DİYE BİR PROGRAM VAR. AVUKAT HAYATİ İNANÇ İSMİNDE "DİVAN EDEBİYATI" UZMANI ADAM DÜN "ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI"NIN MARİFETNAME'MES İNDEN BEYİTLER OKUYUP MEST OLUYORDU.
ŞÖYLE BÜYÜK ADAMDIR BÖYLE BÜYÜK ADAMDIR DİYE YERLERE GÖKLERE SIĞDIRAMIYORLAR ADAMI..... MARİFET-BECERİ- NAME-MEKTUP

BÜYÜK MUTASAVVIF İBRAHİM HAKKININ Mârifetname'SİN DEN FRRAGMANLAR.

300 YIL ÖNCE YAZILAN MÁRİFETNAME’DEN CİNSEL DERSLER
İbrahim Hakkı Erzurumlu, 18.yüzyılda Marifetname adında bir kitap yazmış. Bu kitapta, "cinsel öğütler" de veriyor. Okuyalım bakalım, "İslamî" cinsel öğütler neleri içeriyor?
Cimada öpüşenin çocuğu sağır doğar

Erkek, iç gömleğinden başka bütün elbiselerini soyacak.

Kadın da aynı şekilde soyunacak.

Cima esnasında öpüşme ve konuşma olmayacak. Çünkü bunlar, çocuğun sağır ve dilsiz olmasına sebep olabilir.

Erkeğin suyu indikten sonra kadınınki de ininceye kadar karnı üzerinde durmak lazımdır ki kadın ikinci cimaya kadar tıkanıp tembel kalmasın. Yani erkek cimada horoz gibi davranmasın, birleşme bir anlık olmasın ve erkek kendisi kadar eşinin de cimadan lezzet duymasını sağlayacak şekilde hareket etsin.

Cima çocuk ve hayvan yanında yapılmamalıdır.

Cimadan sonra muhakkak idrarını yapmak lazımdır ki meninin son damlaları mesanede kalmasın ve onda tedavisi imkansız bir hastalık yapmasın.

Yabancı kadınlarla yalnız kalmamalıdır. Çünkü hem haram hem de sonu fenadır. Bir şair şöyle diyor: Kadınlar, bizim için şeytan olarak yaratılmışlardı r. Şeytanların şerrinden ise Allah'a sığınırım.

Öğleden sonra yapılan çocuk şaşı gözlü olur

Yeni ayın ilk günü cima yapılırsa çocuk güzel olur.

Öğleden evvel cima yapılırsa çocuk hakim ve kerim olur.

Pazartesi gecesi cima yapılırsa çocuk Kur'an hafızı olur.

Salı gecesi cima yapılırsa çocuk cömert ve merhametli olur.

Perşembe gecesi cima yapılırsa çocuk alim ve amil olur.

Cuma gecesi cima yapılırsa çocuk ábid ve arif olur.

Cuma namazından evvel cima yapılırsa çocuk mutlu ve ölümünde şehid olur.

Kadının rızası dışında cima yapılırsa çocuk ahmak olur.

Yeni ayın ilk gecesi veya onbeşinci veyahut da son gecesi cima yapılırsa çocuk deli olur.

Pazar gecesi cima yapılırsa çocuk yol kesici olur.

Çarşamba gecesi cima yapılırsa doğacak çocuk öldürmeye eğilimli olur.

Gündüz öğleden sonra cima yapılırsa doğan çocuk şaşı gözlü olur.

Ramazan bayramı gecesi cima yapılırsa doğan çocuk serkeş, inatçı olur.

Kurban bayramı gecesi cima yapılırsa doğan çocuk altı veya dört parmaklı olur.

Cima ayakta yapılırsa doğan çocuk uykuda yatağına işer.

Erkek, yanılır da baldızıyla sevişir ve cima yaparsa doğan çocuk hünsa (kendisinde hem erkek hem de dişi alameti olan) olur.

Cima meyve ağacının altında yapılırsa çocuk zalim olur.

Kadının sesi kocadan fazla çıkmayacak

Kocası kapıdan içeri girince hemen ayağa kalkıp karşılamak.

Karı kocasına merhaba efendim, hoş geldiniz demeli.

Karı kocasının her emrine itaatli olmalıdır.

Karı kocasının cinsi arzu ve isteklerine karşı gelmemek, nefsini teslim etmekte gecikmemek şeklinde hareket etmelidir.

Kadın sesini kocasının sesinden fazla yükseltmeyecek.

Kadın kocası için bazı zararsız maddeler sürünüp süslenecektir.

Kadının hainliğinden sakınmak lazımdır

Erkek eşine rıfk ile muamele edecek, iyilikle idare edecek. Çünkü kadın eğri kaburga kemiğinden yaradılmıştır, aklı ve dini eksiktir, kocasına sığınmıştır. Güleryüzle sohbet için alınmıştır.

Erkek, karısının öfkesi karşısında susmalıdır. Ta ki kadın pişmanlık duyup kocasından özür dileyinceye kadar. Çünkü kadın ruhen zayıftır. Susma onu yener.

Kadının hainliğinden, aldatma ve tuzaklarından sakınmak lazım. Çünkü Hz. Adem, eşi Havva anamızın aldatmasıyla Allah'a asi olmuştur.

Erkek, karısıyla şakalaşmalı, güldürücü sözler söylemeli. Yalnız kadın kıyafetine girmeyip başka şekilde nezih eğlenceler yapmalı.

Erkek karısına üzüntülerini, kederlerini, düşmanlarını ve borçlarıyla alacaklarını söylememelidir.

Yumurtası sıcak olmayan erkeğin sakalı olmaz

Erkeklerin husye kasları dört tanedir. Bunlar husyeleri korumak ve uyarmak için yaratılmışlardı r. Ta ki yavaşça bir uzantı olmasın, gevşeme ile aşağı inmesin ve çarpmalardan yumurtalar korunsun. Torbadaki yumurtalar katıdır, tabiatları sıcak olduğundan duman yaymakta ve bundan erkeklerin yüzünde sakal bitmektedir Çünkü yumurtaları olmayanların veya yumurtası sıcak olmayanın sakalı olmaz yahut yumurtalar kesilip alınsa, sakalı varsa dökülür kalmaz.

Ayrıca, Hacı Mustafa Rakım isminde bir zatın bundan tam 128 sene önce yayınladığı ‘‘Mürşîd-i Müteehhilîn’’, yani ‘‘Evlileri İrşad’’ isimli kitabından alıntılar için burayı tıklayınız.

İbrahim Hakkı Erzurumlu kimdir?

18 Mayıs 1703'te Erzurum'un Hasankale ilçesinde doğdu. Babası Derviş Osman, Erzurum'un tanınmış kişilerinden. Annesi Hanife Hatun'un soyu ise kendisini peygamber ilan eden İslamiyet'in kurucusu Muhammed'e kadar uzanıyor. İlk eğitimini babasından alan İbrahim Hakkı, yedi yaşındayken annesini kaybetti. Derviş Osman, eşinin ölümünden sonra Tillo'ya giderek burada yaşayan Kadiri şeyhlerinden İsmail Fakirullah'ın müridleri arasına katıldı. İbrahim Hakkı dokuz yaşındayken amcası Ali Efendi onu babasının yanına, Tillo'ya götürdü.

İbrahim Hakkı, Tillo'da tefsir, hadis ve fıkıh eğitimi gördü. Babasının arkadaşı Molla Muhammed al-Suhrani'den astronomi ve matematik dersleri aldı. İbrahim Hakkı, tasavvuftan edebiyata, dil, kelam ve ahlak konularından astronomiye kadar birçok eser veren İbrahim Hakkı, 18. Yüzyıl klasik İslam kültürünün Osmanlı'daki son temsilcilerinde n biri sayılıyor.

Kaynak: Hürriyet Pazar Gazetesi, 28.05.2000
Alıntı
 
 
0 #15 EMEK FAZLASI KARL MARX 06-09-2010 09:24
Necm 39. İnsan için ancak çalıştığı vardır. ( DİYANET MEALİ )

Necm 39. Doğrusu insanın çalıştığından başkası kendinin değildir.( E.HAMDİ YAZIR )

Necm 39. İnsan, emek ve gayretinin neticesinden başka şey elde edemez. ( SUAT YILDIRIM )

Necm 39. Gerçek şu ki, insan için çalışıp didindiğinden başkası yoktur.( Y.NURİ ÖZTÜRK )

Necm 39. ve insana uğrunda çaba gösterdiği dışında bir şey verilmeyecektir ; ( MUHAMMED ESED )

EMEK FAZLASI (KARL MARX)

Emek fazlası, Karl Marx`ın politik ekonomiyi eleştirisinde kullandığı bir kavramdır. İşçinin geçimini sağlayabileceği nden ("zorunlu emek") fazla üretmesi sonucu ortaya çıkan emeğe denir. Marksist ekonomiye göre emek fazlası genellikle "ödenmemiş emek"tir ve emek fazlası kapitalist sistemin kârının kaynağını oluşturur
Emek fazlasının kaynağı
Marx, emek fazlasının kaynağını Kapital`in bir bölümünde şöyle açıklar:
"İnsanların, kendilerini hayvanların bulunduğu düzeyin üzerine çıkartmalarında n ve böylece de emeklerinin bir ölçüde toplumsallaşmas ından sonradır ki, birinin artı-emeğinin, bir diğerinin varlık koşulu olduğu durumlar ortaya çıkmıştır. Uygarlığın şafağında, emeğin kazandığı üretkenlik azdır, ama, aynı şekilde, gereksinmelerin i karşılama araçları tarafından ve onlarla birlikte gelişen gereksinmeleri de azdır. Ayrıca, bu ilk dönemde, toplumun, başkalarının emeğiyle yaşayan kesimi, doğrudan doğruya üretici olan kitle ile karşılaştırıldı ğında, son derece küçüktür. Emeğin üretkenliğindek i gelişmeyle birlikte toplumdaki bu küçük kesim de, hem mutlak ve hem de nispi olarak artmıştır.[3] Bundan başka, sermaye, beraberinde getirdiği ilişkilerle birlikte, uzun bir gelişme sürecinin ürünü olan ekonomik bir topraktan doğar. Sermayenin temeli ve çıkış noktası hizmetini gören emeğin üretkenliği, doğanın değil, binlerce yılı kucaklayan bir tarihin armağanıdır." [1]
Marx`a göre emek fazlasının belirgin bir hale gelmesi ticaretin gelişmesiye ve toplumun sosyal sınıflara ayrılmasıyla yakından ilgilidir. Kısa bir süre sonra üretim fazlası ortaya çıkmaktadır. Bundan sonraki kısım üretilenin nasıl dağıtılacağı gibi ahlaki-politik bir sorudur. Güçlü olan güçsüzü yener, yani büyük olasılıkla üst tabaka emek fazlasının kontrolünü ele alacak ve diğerlerinin emeğiyle yaşayacaktır.
Alıntı
 
 
0 #14 erdem 06-09-2010 08:53
Necm 39: Hakikaten insan için kendi yaptığından başka bir şey yoktur.
Alıntı
 
 
0 #13 Zam Zam 06-09-2010 08:53
Milliyet gzetesi, "zemzem suyunda kenserojen madde" haberini öyle bir çarpıtmış ki, "İmamın keçisi çalındı" haberinin "imam keçi çaldı" diye verilmesine benzedi.

Milliyet’in “Zemzem suyunda kanserojen madde” haberi, asılsız, saptırma ve ters çevirme olduğu anlaşıldı. Milliyet’te 5 Ekim 2006’da yayınlanan haberde yasaklandığı iddia edilen zemzem değil, ülkede yaşayan İslam toplumunun şikayeti üzerine alınan bir karar olduğu anlaşıldı.

ROTAHABER, son haftalarda asılsız haberleriyle dikkati çeken Milliyet gazetesinin “Zemzem suyuna yasaklama” haberinden sonra konuyu kaynağından araştırdı. İşte bütün ayrıntılarıyla Milliyet’in saptırdığı haberin iç yüzü:

1- Söz konusu haberde alındığı belirtilen yasaklama haberi, bu yıla ilişkin değil 20 Ekim 2005 tarihine ait.

2- Yasaklanan gerçek zemzem suyu değil, bir şirketin “zemzem suyu” iddiasıyla bunun ticaretini yaptığı suya ait.

3- Hepsinden daha önemlisi de yasaklama kararı, İngiltere’de yaşayan İslam toplumunun “sahtecilik yaptığı” gerekçesiyle başvurusu ile alınan bir karar.

İngiliz FSA (Gıda Standartları Enstitüsü)’nün resmi sitesinde 20.10.2005 tarihli http://www.food.gov.uk/news/pressrel...ampressrelease sayfasında ilgili haberin aslı şöyle:

“FSA, tüketicilere gıda güvenliği açısından riskli olan Zam Zam suyunun hileli satışına karşı dikkatli olmalarını önermektedir.

Müslümanlar açısında kutsal sayılan zemzem suyu, Suudi Arabistan’da belirli bir kaynaktan çıkarılmaktadır ve ülkeden yasal olarak ticari satış amaçlı ihracat yapılması mümkün değildir. Bu konu FSA’ya ilk olarak Müslüman cemiyetlerinin liderleri tarafından getirilmiştir.

Londra’nın Westminster Belediyesi tarafından resmi olarak Zam Zam ticari markalı üründen nümune alınmıştır ve kanser riskinin artmasına neden olan arsenik miktarının normalde bulunması gerekenden üç kat fazla ihtiva ettiği belirlenmiştir. Yerel yetkililer, ürünün satışını engelleyecek önlemleri almıştır. Ayrıca ilgili ithalatçıyla ürünün ithalatının durdurulması için irtibat kurmuşlardır. Bu ürünü depolayan başka satış yerlerinin olduğu bilinmemektedir.

Zemzem suyunun diğer markalarının İngiltere’de satışının yapıldığı ve bunlarında benzer şekilde ‘kirletildiği’ sanılmaktadır. Gerçek zemzem suyunun yasal olarak ticari amaçlı Suudi Arabistan’dan ihracat yapılmasına izin verilmediği için, mağazalarda bulunan herhangi bir zemzem ürünün kaynağı bilinmemektedir ve sağlık açısından risk taşıyabilmekted ir. Bu nedenle FSA, insanların Zam Zam markasıyla ticari satışı yapılan ürünü almamalarını ve içmemelerini ve satışıyla karşılaşıldığın da Yerel Çevre Sağlık Yetkilileri’ne veya Ticaret Standartları Bölümü’ne bildirmelerini önermektedir.

Ramazan ayında zemzem suyuna olan talep arttığı için FSA, tüm Çevre Müdürlükleri’ne ve Ticaret Standartları İdarecileri’ne, yerel yetkililerin Zam Zam suyunun hileli satış yapan şüpheli yerleri kontrol altında bulundurmaların ı yazmıştır.

Bu önerinin, hacıların İngiltere’ye dönüşte beraberinde getirdikleri veya ‘bireysel ithalat’ yaptıkları gerçek zemzem suyuyla bir ilgisi yoktur,”.

Söz konusu ithalatçı firma Amazon Communicate Ltd Şirketidir.

Ayrıca FSA, diğer zemzem suyu satışı yapan markaların ürünlerinde şimdiye kadar yüksek arsenik miktarı bulunmadığını ve bunların şişeleme tüzüklerine uymadığını belirtmiştir.

Kaynak: http://www.food.gov.uk/news/pressrel...ampressrelease



Milliyet, haberi 5 Ekim 2006'da şöyle vermişti:

“Kaynağı Mekke'de olan ve Müslümanlar tarafından "kutsal" kabul edilen "zemzem suyu"nun içinde kansere neden olan kimyasal maddeler bulunduğu tespit edildi.

İngiltere'de yapılan testler sonucunda, Müslümanlar tarafından özellikle ramazanda daha çok rağbet edilen zemzem suyunda, normalde olması gereken arsenik miktarının 3 katı fazla ölçüde yer aldığı belirtildi.

Belediyeden yasak

İngiltere'de yetkililer, oradaki Müslüman toplumunu zemzem suyu içmemesi yönünde uyarırken, Londra'daki Westminster Belediyesi zemzem suyunun ithalatını yasakladı, kentteki satışlara da izin verilmeyeceği bildirildi. Mekke'ye giden hacılar tarafından getirilen ya da şişelerle Suudi Arabistan'dan ithal edilen zemzem suyunda özellikle çocuklar üzerinde olumsuz etkileri olan nitrik asit tuzu miktarının da yasal sınırlardan iki kat fazla olduğu tespit edildi.”
Alıntı
 
 
0 #12 erdem 06-09-2010 08:47
Mevlam bana ömür vermiş
Boşu boşuna boşu boşuna
Vücuduma bir can girmiş
Boşu boşuna boşu boşuna

Su akar deryaya varır
Deryadan mai çıkarır
Gökyüzünde yağmur olur
Damlaları boşu boşuna boşu boşuna

İsa Meryem'e mi kalmış
Musa asadan ne bulmuş
Süleyman bir sultan olmuş
Saltanatı boşu boşuna boşu boşuna

Gahi gittim gahi geldim
Aradım kendimi buldum
Bir Mahsuni Şerif oldum
Boşu boşuna boşu boşuna
Alıntı
 
 
0 #11 erdem 06-09-2010 08:35
Elmalılı Hamdi Yazır;
Nisa 29: Ey o bütün iyman edenler! Mallarınızı aranızda batıl behanelerle yemeyin, kendiliğinizden rızalaşarak akdettiğiniz bir ticaret olmak başka, kendilerinizi öldürmeyin de, Allah size cidden bir rahîm bulunuyor

Yaşar Nuri Öztürk
Nisa 29: Ey inananlar! Mallarınızı aranızda bâtıl bir yolla/tutarsız bahanelerle yemeyin. Kendi hoşnutluğunuzla gerçekleşmiş bir ticaret olursa başka. Kendi canlarınıza kıymayın/intiha r etmeyin. Hiç kuşkusuz, Allah, size karşı çok merhametlidir.

Suat Yıldırım;
Nisa 29 : Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda meşrû olmayan yollarla yemeyin. Karşılıklı rıza ile yapılan bir ticaret yapmanız ise, elbette meşrûdur. Sakın haram yiyerek, başkasının hakkını gasbederek kendinizi öldürmeyin. Allah size pek merhametlidir.
Alıntı
 
 
0 #10 Kuran Kelamımızdır 04-09-2010 14:04 Alıntı
 
 
0 #9 Nisa 66 04-09-2010 13:39
Nisa 66. Eğer biz onlara, "Hayatlarınızı feda edin veya yurtlarınızdan çıkın" diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de (imanlarını) daha çok pekiştirici olurdu. ( DİYANET MEALİ )

Nisa 66. Eğer onlar üzerine, "Kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın!" diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Ama onlar kendilerine öğütleneni yapsalardı, onlar için hem daha hayırlı olurdu hem de ömürlü olmaları bakımından daha yarayışlı. ( Y.NURİ ÖZTÜRK )

Nisa 66. Şayet onlara "Ölüme atılın!" veya "Vatanınızdan ayrılın!" (hicret edin) emrini vermiş olsaydık, pek azı müstesna, bunu yerine getirmezlerdi.O nlar kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette kendileri için hayırlı olur, durumlarını daha da sağlamlaştırırl ardı. ( SUAT YILDIRIM )

Nisa 66. Eğer onlara: "Nefislerinizi öldürün!" veya "Yurdunuzdan çıkın!" diye teklif etmiş olsaydık -pek azı hariç- bunu yapmazlardı. Fakat kendilerine öğütleneni yapsalardı, elbette haklarında çok hayırlı ve inançları ebedileştirmek itibariyle de en sağlam bir hareket olurdu. ( E.HAMDİ YAZIR )

Nisa 66. Fakat biz onlara "Hayatlarınızı feda edin!" yahut "Yurtlarınızı terk edin!" diye emretmiş olsaydık, çok azı bunu yapardı. Oysa, tavsiye edilen şeyi yapmış olsalardı, bu, kesinlikle onların yararına olurdu ve onları [imanlarında] daha güçlü kılardı;
( MUHAMMED ESED )


Ben Dönmezem Yolumdan

Koyun beni hak aşkına yanayım,
Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan.
Yolumdan dönüp de mahrum mu kalayım?
Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan.

Kadılar, müftüler fetva yazarsa,
İşte kement, işte boynum, asarsa,
İşte hançer, işte başım, keserse,
Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan.

Bir gün mahşer, olur divan kurulur,
Suçlu suçsuz varsa, orda bulunur,
Piri olmayanlar anda bilinir,
Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan.

Pir Sultan'ım, arşa çıkar ünümüz,
O da bizim ulumuzdur, pirimiz,
Hakk'a teslim olsun garip canımız,
Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...

Pir Sultan Abdal
Alıntı
 
 
0 #8 erdem 03-09-2010 14:06
Nisa süresinde, "kendinizi öldürmeyiniz" hükmüyle intihar kesin olarak yasaklanmıştır. Cennetle müjdelendiğine yürekten inanan Cüheyman'ın pratiği kendi içinde tutarlı cihatmıdır yoksa intihar mıdır? Ancak Allah bilir.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile