Makaleler Bütün Yazılar Makale Guncel “Kapitalismus hat keine Fehler...”
 

“Kapitalismus hat keine Fehler...” Popüler

Hoş, dünyaya yeni bir çehre sunma iddiasında bulunan bütün ideolojiler buna yakın söylem ve eylemler içinde olmuşlardır ama benim bilebildiğim en çarpıcı olanı budur. Bu kadar olmasa da buna yakın bir belirlemeyi de Zürich şehrinin "1 Mayıs Avlusu"nu çevreleyen duvarların birinde okudum: "Kapitalismus hat keine Fehler..." diye başlar cümle.


"Ekmek yedim, su içtim ben nasıl yadsıyayım"

Hasan Hüseyin Korkmazgil

 

"La ilahe" diye başlar İslam manifestosu. Çok çarpıcı ve muhteşem bir giriştir. "La ilahe" diye başlayan reddiye "illallah" diye biter. Aynı cümlede bütün tanrılar silinir ve yeni "bir" tanrı oluşturulur. Bence, İslam'ın ideolojik gücünün "hikmeti" bu girizgahta gizli. Hoş, dünyaya yeni bir çehre sunma iddiasında bulunan bütün ideolojiler buna yakın söylem ve eylemler içinde olmuşlardır ama benim bilebildiğim en çarpıcı olanı budur. Bu kadar olmasa da buna yakın bir belirlemeyi de Zürich şehrinin "1 Mayıs Avlusu"nu çevreleyen duvarların birinde okudum: "Kapitalismus hat keine Fehler..." diye başlar cümle. Parantezi açıyorum...

Günlük tartışmalarımın kapitalizmle ilgili olanları sonrasında hep şu duyguya kapılırım: "Yine havanda su dövdüm" alt Gerçekten de, bu tartışmaların sonrasında hep, üstüme başıma sinmiş bir aptallıkla kirlenmiş bulurum kendimi. Bütün enerjimin vücudumdan boşaldığı, özellikle kollarımın tonlarca ağırlıkta olduğu hissine kapılırım. Yaprak kıpırdamaz içimde. Tartışmanın içindeyken göremediğim ve dillendiremediğim yüzlerce argüman üşüşür kafama ve ben hep, söylediklerimin çok çok yetersiz kaldığı duygusuyla baş başa kalırım. Aynı duyguyu başka hiçbir tartışma sonrasında yaşadığımı hatırlamıyorum (İnanan biriyle tanrının varlık-yokluğunu tartışmamayı ortaokul yıllarımdan beri ilke edinmişliğim bir tarafa tabi)

Belki bir manasıza mana addetmeye çalıştığım için düşünsel bir kanama geçiriyorumdur. Belki de beynim, onu apaçık bir olguyu tartışmak zorunda bıraktığım için, benden öç alıyordur. Yaşadığım boşluk hissini ve tatminsizliği vurgulayabildim mi bilemiyorum. Jack London bir romanında, bir deniz fırtınasını tasvir ederken, "bir çamur duvarının size çarptığını düşünün" dedikte sonra (bütün alçakgönüllülüğüyle) "belki de onu tasvir etmeyi hiç denememeliydim" der. Var olanı, yaşanılanı yeterince vurgulayamamanın çaresizliğidir bu. Belki de o tartışmalar sonrasını hiç tasvir etmemeliydim. Çünkü, eğer anlatamamışsam, bu, azabımı bir kat daha arttıracaktır.

En çok, korkusuna kılıf arayan ve (olmayan) rahatı yerinde olanlar/bulanlar bela oluyor dünyanın başına. Tüm hegemonyalar bu tiplerin omuzları üzerinde iktidar oluyor.

Korkaklar...

(...) Running over the same old ground.

What have we found?

The same old fears.  (...) (1)

Korku, insanların günlüklerinin ana teması olunca geriye iki yol kalıyor: Korkan, ya insanca davranıp, korktuğunu açık seçik beyan edecek ya da bunu saklamanın bin bir kılıfını uyduracak. "Korkar mısınız?" sorusuna Aziz Nesin'in "hayvanlıktan insanlığa evrileli çok oldu" yollu bir yanıt verdiği rivayet edilir. Kaldı ki hayvanlar bile (içgüdüsel de olsa) korkar. Korkunun insan bünyesinde baki olduğu ve fakat insanlığın yine de ayakta kalmayı başardığı da hepimizin malumu. Korkmamak değildir mesele, mesele korkularımıza söz geçirebilmeyi becerebilmektir. Kaldı ki, devasa devlet organizasyonları karşısında savunmasız kalan bireyin durumunu göremeyen; sürekli "kriminalite" üreten sistem mekanizmalarına "herkese lazım" diyerek onay veren, işi beyin küçültmek olan sektörlerde entelektüel dirsek çürüten biri neden ve niye korkar ki!

Avrupa'nın irili ufaklı şehirlerinde iki türlü kalabalık mevcuttur. Kalabalıklardan biri, her yıl "Aşk" temasını ayakları altına alarak meydanlarda tepinir; tüketir, kirletir ve tükenir. Bilen bilir, "Woodstock"un öcünü alanlara piyon olurlar ve biz de bu güçsüzlüğümüzle bunu hak ederiz. İkinci tür kalabalık ise "Papa is here" kalabalığıdır. Her iki kalabalığın ortak paydası korkaklıktır; yaşamaktan, değişmekten, değiştirmekten, konuşmaktan, düşünmekten ve en önemlisi de düşlemekten... Bu kalabalıkların bir ortak paydası daha mevcuttur ve en az birincisi kadar da can yakıcıdır: "kapitalist özgürlükler deryası"nda "kendi olabildiği sanı"yla ömür tüketmek.

Kurak beyinlerin ve ruhların turabında ot yetişmiyor. Bu insanlar ya bir ilahinin monotonluğunda ya da "tekno" denen tek sesliliğin eşliğinde kendilerinden geçiyorlar. Kendinden geçen bünyelerin tekellere müşteri olmaları ise sistemin ekonomik özünü oluşturuyor. İki yıl evvel Papa, memleketi Almanya'da düzenlediği açık hava toplantısına gençleri rüşvet karşılığında katabilmişti. Rüşvet, günahların affedilmesiydi. Kimin günahlarını? Sistemin mi yoksa bireylerin mi? Bireyin günahı topluma, toplumunki ise sisteme yazılır. Korkmaya gerek yok oysa ki, "günah" taşıyan bir birey yoktur.

Bir ara paragraf da Papa'ya ayırmak gerekecek. Şu günlerde kilise duvarlarını aşan sapıklıklarla başı dertte olan Katolik dünya, "ruhaniliğine" tezat "maddi" dünyayla çok haşir neşirdir. Avrupa radikal solunun, ki kilise karşıtlıkları bizim cami karşıtlığımıza nazaran çok daha esaslı ve cesurdur, büyük bir nefretle tavır aldığı Vatikan, yine Avrupalı kapitalistin dünyaya açılmasında epey mesai görmüştür. Bu mesaisinde edindiği tecrübelerden olsa gerek, rüşvet vermeyi (diplomasi), beyin devşirmeyi (eğitim) ve ticareti (kurumlaşma) iyi bilir. Vatikan açısından meydanlarda "hap" tüketen kalabalık, Aziz Petrus meydanına geldiği sürece sorun yoktur çünkü aslolan müşteriliktir... Kaldı ki orta Avrupa gençliğinin esaslı bir kısmı, kiliseye uğramasa dahi, kilisenin dünya yorumuna paralel bir mantıkla günlük hayatını idame ettirir.

Rahatı yerinde olanlar...

"Özel mülkiyet hırsızlıktır" dedikten sonra rahatı yerinde olan kimse var mıdır diye sorası geliyor insanın. Durmadan "burg"lar inşa edenlerden, "bürger" olmak istiyorum diyen köşe kapmaca oynayanlara kadar herkes, bir azabın içinde kulaç atıyor. Zenginin malı züğürdün çenesi yorarmış ya, ona bir katkı sunmak istiyorum. Zenginin malı "budalanın" konforu olurmuş. Eğer öyle olmasaydı bunca "çulsuzun" kapitalizmden ne tür bir zevk aldığını nasıl açıklayabilirdik ki! Başkasının atıyla yarışa giren yığınların, nasıl bir efendi özdeşleşmesi yaşadığını varın siz tasavvur edin. Efendinin dizginsizliğini özgürlüğü, muktedirliğini gücü ve malını zenginliği sayan insanların evvela bir ruhsal rehabilitasyona ihtiyaç duyduğu aşikar değil midir? Kapitalist ideoloji merkezleri beyinleri en çok bu kavramlar üzerinden esir almıyorlar mı?

Başkasının emeğine el koymanın özgürlük, buna yeltenenin de hapislere atılmak yerine müteşebbislikle taltif edilmesi olsa olsa insan beyniyle dalga geçmek olabilir. Bunları tartışmak ve ya bunların manasızlıklarına cümleler kurmak ruhumda fırtınaların kopmasına sebep oluyor. Ve ben o fırtınalar sonrası, yıkılmış viran olmuş kentler gibi yolsuz, susuz kalıyorum. Viran olası hanede evladı ayal olmasa canı cehenneme diyesi geliyor insanın ama insan halim hale bırakmıyor ki beni. Köşeyi dönen erkeğin "tövbe"sini unutması gibi, her seferinde aynı "günah"la baş başa kalıyorum.

Parantezi kapatıyorum. Cümlenin devamı şöyledir:   "... er ist der Fehler"

Ve varsayın ki bu yazı sadece bir cümleden mürekkep: Kapitalismus hat keine Fehler, er ist der Fehler! (2)

Hasever,

Zürich, 24-25 Nisan 2010

Not: Öteki İsviçre Dergisi olarak hazırladığımız ve daha önce sergilediğimiz Dünyada 1 Mayıs Afişleri çalışmamızı ziyaret etmek isterseniz buraya tıklayınız. Afişler yüksek çözünürlülüğe sahip olup, en iyi gösterim için Firefox tarayıcısı tavsiye olunur. Toplu yükleme mümkünse afişler HayalET'e de aktarılabilir zira 40 adet fotoğrafı tek tek yüklemek oldukça eziyetli olacaktır.

(1) "Aynı yerlerde debelenmekten Ne geçti elimize? Hep aynı korkular" Pink Floyd, Wish You Were Here, 1975

(2) Kapitalizmin hatası yoktur, kendisi hatadır.

 

Üye eleştirileri

Toplam 1 üyeden ortalama puan:

Genel Puan 
 
10.0
İçerik/Fikir 
 
10.0  (1)
Üslup 
 
10.0  (1)
Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
“Kapitalismus hat keine Fehler...” 2010-05-03 16:20:23 hasever

Merhaba Önder,
Teşekkür ediyorum. Demek ki Zizek'le yakınlaşmanın zamanı gelmiş. Bir iki yerde rastlamışlığımın dışında hiç okumadım. Bu kadar önplana çıkardığına göre yakınlaşmak gerekecek.

Önder, söylediğin, söylediğim aynı: Tartışmasız kabuller üzerine bina ediyorlar hayatlarımızı. Bize verili bir sürü şeyi değişmez olarak kabul ettirdikten sonra, bizi, "kendi halimize" bırakıyorlar. Ne mümkün! Verili yapıyı tartışmadığımız sürece herzaman o yapının içinde kalmaya mahkumuz. Zaten olan da o...

Dikkat edersen önce radikalliği alıp götürdüler. Artık bu tür davranış ve düşünceler "ayıp" "modası geçmiş" (ne demkse artık) ve "çağdışı" kabul ediliyor. Bu baskıyı oluşturmayı başardılar; bunu kabul etmek gerekiyor. Artık yüksek sesli sosyalizm cümleleri kuramıyor insanlar, daha ziyade fısıldaşma şeklinde çıkıyor ağızlardan. Bu bir ricat...

İkinci kısma gelince... Cami bizde ya alan dışıdır ya da tartışma... Alan ve tartışma dışı olmasına bir sözüm yok ama bu kadar hayatımıza dair olduktan sonra böyle kabul görülmesi meseledir. Kendi özelimde alevi bir ortamda büyüdüğüm için her ikisi de olmadı; doğam dışıydı. Ama öğrencilik yıllarımda "tartışmalarımın" çoğu inanmak-inanmamak üzerineydi. Durum şu bence: düşünsel dünyamıza islamdan gelen bir damar yok; iyi veya kötü... "Minare" tartışmalarında yakından izleme fırsatım oldu, kiliseyle esaslı bir kavga içinde olan isviçre entelektüellerinin kimi cümle ve davranışları kilise orijinliydi. Bu en doğalı olsa gerek; bilmek ama çark olmamak.

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
00
Bu eleştiriyi ihbar et
“Kapitalismus hat keine Fehler...” 2010-05-02 18:32:51 Önder Kurt
Genel Puan 
 
10.0
İçerik/Fikir 
 
10.0
Üslup 
 
10.0
Önder Kurt Eleştiren Önder Kurt    Mayıs 02, 2010
Son Güncelleme: Mayıs 02, 2010
#1 Eleştirmen  -   Bütün eleştirilerime bakın

"Tıpkı Filmlerdeki Gibi"

Hasan beynine sağlık yine çok güzel bir yazıya imza atmışsın.

Yazındaki, teorik/politik önemi bence çok büyük olan iki noktaya dikkat çekmek istiyorum;

İlki şu satırda dile getirdiği durum;

"Zenginin malı "budalanın" konforu olurmuş. Eğer öyle olmasaydı bunca "çulsuzun" kapitalizmden ne tür bir zevk aldığını nasıl açıklayabilirdik ki!"

Bu noktayı masaya yatıran benim bildiğim senden başka sadece bir kişi daha var; Zizek.

Zizek, kendi dar çevresi içindeki sol dışında, kapitalizmin bir kavram olarak son bir kaç on yıldır tedavülden kalktığına dikkat çeker. Kapitalizm'in bu "normalleştirilmesi"nin, "malumlaştırılması"nın, bu ideolojilerin sonu kavrayışının bizzat kendisinin katıksız bir ideoloji olduğunu dile getirir. Bu anlayışa göre insanlığın bir sürü sorunu vardır, ama bunların hiçbirinin kapitalizmle bir ilgisi yoktur. Kapitalizm hayatın doğal durumudur, mevcut sert gerçekliktir..Tipik liberalin söyleyeceği gibi, ideal, çelişkisiz bir dünyada yaşamayı biz de istemez miyiz ama hayatın bir gerçekliği var, gerçekçi olup o gerçekliği kabul edip, makul çözümler üretmeliyiz..Böylece kapitalizm sorunsallaştırılacak değil, insanlığın normal durumu olarak kabul edilmesi gereken bir veri olarak ele alnır. Bu normalleştirmeyi sistemin efendilerinin kendisi de yapmaz aslında; bizzat kendi aile ilişkilerimiz, yakınlarımız, annemiz babamız, eşimiz yapar. Öğrencilik yıllarında, "Aman evladım dünyayı sen mi kurtaracaksın, işine gücüne bak, derslerine çalış " vs diyen bizzat kendi annemiz/babamız değil miydi? İşte böyle işlemez mi kapitalizm içinde bir yer edinmenin "sağduyu" haline getirilmesi. Bu sürece bir kez girince de, ardı arkası kesilmez artık "sağduyusal" beklentilerin. Şu müdürlüğü kapsam, şu yazlığı alsam vs. diye uzar gider.

Çok uluslu dev bir mühendislik şirketi olan ilk işyerimde, anadolunun bağrından Kahramanmaraş'tan kopup gelmiş, henüz şivesini bile düzeltememiş bir tip vardı. Mühendis bile değildi ama şantiye şefine, Ahmet Yılmaz karikatürlerinde çok işlenen eziklerin yalaklığıyla -elinde tesbihiyle yüzen bir köpek balığına "Ferit abi az ileride ağzına layık kefaller dolaşıyor abi" diyen çöpcü balığı gibi mesala - yanaşması sonucu Deputy Şantiye şefliğine yükseltilmişti. İşte bu tip birgün şirketin bir yemeğine katılmıştı. Ertesi gün hemen bizim odaya damladı, ODTÜ'lüyüz ya, bize satacak müthiş deneyimlerini. "Önder bir görecektin ya..Şampanya kadehlerini alıp, ayakta sohbet etmeye başladık..Tıpkı filmlerdeki gibiydi". aynı tip bir başka gün de Antalya'daki bir plaj anısını anlattı..Kuma uzanmış güneşleniyormuş..Derken aklında şu geçmiş "Ulan burda kumda üstünde sadece bir mayoyla yatıyorsun..Şu yandakı maganda gibi..Senin bir çok uluslu bir şirkette yönetici bir mühendis olduğunu nasıl anlaşılacak? Derine bakıp anlayamazlar ya."


Kapitalizmin asıl güc merkezi bence işte kendisini bu sağduyu haline getirdiği yerdir. Dolayısıyla bence gerçek sol politika işte tam da bu merkeze yönelen karşı-ideolojik saldırı olmak durumundadır. Kapitalizmin insanlığın "normal" durumu değil, büyük kapsamlı ideolojik operasyonlarla "dengede" tutulan bir kurgu olduğunu gösterebilmek..Tıpkı Para fetişminde olduğu gibi. Para, insan toplumun organizasyonu bir değer yüklediği için değerlidir. Kendinde ele alındığında bir kağıt parçasıdır. Büyük ustanın gösterdiği bu meta fetişizmi, post-modern dünyada kültür fetişizmi durumuna kadar yükselmiş. Belli bir kültürün, kendi kendine "normal" olduğundan değil, biz onu öyle kabul ettiğimiz için, "normal", "sağduyusal" gibi göründüğünü farkedemiyoruz..


Solun genel teorisine yönelik bu ilk noktadan sonra geleyim İkinci noktaya;

"Avrupa radikal solunun, ki kilise karşıtlıkları bizim cami karşıtlığımıza nazaran çok daha esaslı ve cesurdur, büyük bir nefretle tavır aldığı Vatikan, yine Avrupalı kapitalistin dünyaya açılmasında epey mesai görmüştür"

Tamamen aynı şey şimdi de bizde olmuyor mu? Ancak arada büyük fark var; Avrupa solcusu, korkusuzca Vatikan'ın üzerine giderken, bizim solcu dincilerden "sistem" karşıtı cephede bir müttefik çıkarıyor..Bunu söylerken de aklımda Taraf şurekası falan yok; iyi niyetli dürüst solculardan bahsediyorum..Birdenbire herkes Dr.Kıvılcımlı'yı keşfeder oldu..Biraz sol söylemlerden devşirme yapan dinciler, nerdeyse yeni teorik önderler haline getirildi..Bekaroğlu vs gibiler birazcık sol bir söylem tutturduklarında, bizimkiler zil takıp oynuyor nerdeyse..Patetik düzeyde bir zayıflığın, özgüven eksikliğinin göstergesi değil midir bu?..

Böyle bir yaklaşım içinde olanlara, Zizek'in "Post-ortodoksinin" ya da "post-leninizm"in manifestosı niteliğindeki "In Defense Of Lost Causes" adlı eserlerini okumalarını tavsiye etmekten başka yapacak birşey kalmıyor. Bu kitabın büyük bir bölümünde Zizek temel olarak liberalizme karşı muazzam bir taarruza girişmiş, her önüne gelene vermiş veriştirmiş -maalesef buna Negri'de dahil- ancak Türkiye'yi de ele alıyor ve yer yer de, radikal islamdan sistem karşıtı bir öz bulanlarla hesaplaşıyor..Bu adama olan sevgim katlandıkça katlanıyor, onca yenilgi, geri çekiliş ruh halinden sonra, kendine güveni ve liberalizme karşı gerçek anlamda radikal sol politikanın çoşkusunu yeniden bizlere sunuyor..Yaşa Varol Zizek..Negri'ye gıcık olsa da Adamım benim..Sen olmasan ne yapardım ben..

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
00
Bu eleştiriyi ihbar et
 
Powered by JReviews
Yorumlar (6)
  • hasever
    avatar

    Desene "Selamsız Kasabası" durumundayız. Ben bu kuraklığı avrupadaki durumumuza özgü sanıyordum. Memleket de böyleyse vaziyet kötü. Demek, daha çok yazmak gerekecek :-) Teknik olarak çok fazla birşey gelmiyor elimden. Tanıdığım/ulaşabileceğim "software"cilerin çoğuna sanırım sen de bir şekilde temas edebiliyorsundur. Oradan birşey olsaydı şimdiye olurdu sanırım. Yine de "yahudi" defterimi karıştırayım bir. Sevgiyle

  • onder
    avatar

    Doğrusu biz birini "arayabilsek" çok iyi olur tabii de, bu devirde çözüm olmayı bırak çözüm olacak birini aramaya çalışma iradesini gösterebilmek bilmek bile büyük bir etik eylem olarak ortaya çıkıyor..Post-modern sinizm ve "güç istemi" çağında zor be hoca..Yukarıdaki derme çatma "logo"muzu görmüşsündür..Yaklaşık 3 yılda üretebildiğimiz bu..Onu bile ben oturdum bir çizim programında yaptım, ki grafik tasarımın konularınd ortaokulda bile berbattım..Grafik konusunda yetenekli biri için ise, taş çatlasa yarım saatlik bir iş; kişinin kendisinin oturup yapmasını da geçtim, çevremiz o kadar dar ki, nerdeyse 3 yılda bir grafik sanatçısına bile ulaşamadık.

    İşin ilginç tarafı ne biliyor musun? Şu Joomla tamamen parasız, kollektif bir çaba..Az çok takip ettiğim için biliyorum, orta çaplı bir kapitalist proje kadar büyük bir organizasyon ve gönüllü çaba gerektiriyor..ABD gibi herşeyin alınıp satıldığı bir ülkede böylesine muazzam bir ürün tamamen gönüllü olarak yaratılabilmiş...Bizde niye olmaz? Kollektivite, dayanışma konusunda nasıl oldu da ABD'nin bile gerisine düştük sorusu da kafalara çakılıyor tabii..

    Yani parasını verip çalıştırmadıkça, bir softwarecinin kasabamıza yolunun düşmesi çok zor.

  • hasever
    avatar

    Biliyorum. Ben de aynı amatörlükle bir iki site yürüttüğüm için meseleyi yakından tanıyorum. Benim kullandığım sistemler Joomla kadar büyük olmadığı için düzeltmesi daha kolay oluyor. Neyse, bakarsın bir gün eli kalem tutan bir "software"ci uğrar kasabamıza. Yoksa biz mi birini arasak :-) Sevgiyle

  • onder
    avatar

    Doğru söylüyorsun..Ama elden birşey gelmiyor maalesef..Sitenin teknik işleri ile uğraşan bir ben varım..Ve ben de internet programcısı değilim..Joomla denen bir hazır pakett bir sistem var..Site çıkarmaya karar verince oturup bu nasıl çalışıyor diye birkaç yıl önce baktım..Bu site de böyle tamamen amatör bir girişim olarak yaınlanabildi..Ama malum hazır paket sistem olsa da sağlam bir programcının elinin değmesi lazım..Daha kullanıcı dostu bir hale getirilse tabii çok iyi olur da, kim yapacak? Eminin sitenin bu kullanım zorluğu, hiç aktif olamamasında bir etken..Ama tek başıma maalesef elimden bu kadarı geliyor..Yakında Joomla'nın yeni versiyonu çıkacak..Belki daha kolay bir hale getirmişlerdir.

  • hasever
    avatar

    Önder,
    Yazıyı yayınlamak yazmaktan daha çok zamanımı alıyorum desem sadece biraz abartmış olurum. Editörlere epey zamanını vermiş biri olarak, bu beni bir hayli huzursuz ediyor. Hayır, format takıntım olmasa sorun değil, her bir paragrafı bir dağda görünce bütün şevkim kırılıyor. Neyse sizin orda nasıl görünüyor? Ha bu arada süpürge bende işe yaramıyor ama Notepad'i henüz denemedim. Artık gelecek yazıya. Selamlar...

  • onder
    avatar

    Hasever,

    Saniyorum yaziyi Word'ten ya da bir başka siteden direk yapıştırdın. Bu durumlarda yazıyla birlikte format kodları da geliyor ve bizim sitenin kullandığı sistemle uyumsuzluk yaratıyor. Buna iki türlü çözüm var;

    Ya yazıyı kopyaladıktan sonra, sitenin metin editöründeki süpürge ikonunu kullanmak ya da siteye kopyalamadan önce yazıyı Notepad'e kopyalayıp, bir kez daha bu sefer Notepad içinden kopyalamak..Notepad, plain text olduğu için kodları temizliyor..Supurge ikonu da aynı şeyi yapıyor. Yazı tamamen seçtikten sonra bu süpürge ile temizlemek mümkün..

    Yazı çok güzel bu arada..Eline sağlık..

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #6 hasever 30-04-2010 14:43
Desene "Selamsız Kasabası" durumundayız. Ben bu kuraklığı avrupadaki durumumuza özgü sanıyordum. Memleket de böyleyse vaziyet kötü. Demek, daha çok yazmak gerekecek :-) Teknik olarak çok fazla birşey gelmiyor elimden. Tanıdığım/ulaşa bileceğim "software"ciler in çoğuna sanırım sen de bir şekilde temas edebiliyorsundu r. Oradan birşey olsaydı şimdiye olurdu sanırım. Yine de "yahudi" defterimi karıştırayım bir. Sevgiyle
Alıntı
 
 
0 #5 Önder Kurt 30-04-2010 12:40
Doğrusu biz birini "arayabilsek" çok iyi olur tabii de, bu devirde çözüm olmayı bırak çözüm olacak birini aramaya çalışma iradesini gösterebilmek bilmek bile büyük bir etik eylem olarak ortaya çıkıyor..Post-m odern sinizm ve "güç istemi" çağında zor be hoca..Yukarıdak i derme çatma "logo"muzu görmüşsündür..Y aklaşık 3 yılda üretebildiğimiz bu..Onu bile ben oturdum bir çizim programında yaptım, ki grafik tasarımın konularınd ortaokulda bile berbattım..Graf ik konusunda yetenekli biri için ise, taş çatlasa yarım saatlik bir iş; kişinin kendisinin oturup yapmasını da geçtim, çevremiz o kadar dar ki, nerdeyse 3 yılda bir grafik sanatçısına bile ulaşamadık.

İşin ilginç tarafı ne biliyor musun? Şu Joomla tamamen parasız, kollektif bir çaba..Az çok takip ettiğim için biliyorum, orta çaplı bir kapitalist proje kadar büyük bir organizasyon ve gönüllü çaba gerektiriyor..A BD gibi herşeyin alınıp satıldığı bir ülkede böylesine muazzam bir ürün tamamen gönüllü olarak yaratılabilmiş. ..Bizde niye olmaz? Kollektivite, dayanışma konusunda nasıl oldu da ABD'nin bile gerisine düştük sorusu da kafalara çakılıyor tabii..

Yani parasını verip çalıştırmadıkça , bir softwarecinin kasabamıza yolunun düşmesi çok zor.
Alıntı
 
 
0 #4 hasever 30-04-2010 03:55
Biliyorum. Ben de aynı amatörlükle bir iki site yürüttüğüm için meseleyi yakından tanıyorum. Benim kullandığım sistemler Joomla kadar büyük olmadığı için düzeltmesi daha kolay oluyor. Neyse, bakarsın bir gün eli kalem tutan bir "software"ci uğrar kasabamıza. Yoksa biz mi birini arasak :-) Sevgiyle
Alıntı
 
 
0 #3 Önder Kurt 30-04-2010 03:49
Doğru söylüyorsun..Am a elden birşey gelmiyor maalesef..Siten in teknik işleri ile uğraşan bir ben varım..Ve ben de internet programcısı değilim..Joomla denen bir hazır pakett bir sistem var..Site çıkarmaya karar verince oturup bu nasıl çalışıyor diye birkaç yıl önce baktım..Bu site de böyle tamamen amatör bir girişim olarak yaınlanabildi.. Ama malum hazır paket sistem olsa da sağlam bir programcının elinin değmesi lazım..Daha kullanıcı dostu bir hale getirilse tabii çok iyi olur da, kim yapacak? Eminin sitenin bu kullanım zorluğu, hiç aktif olamamasında bir etken..Ama tek başıma maalesef elimden bu kadarı geliyor..Yakınd a Joomla'nın yeni versiyonu çıkacak..Belki daha kolay bir hale getirmişlerdir.
Alıntı
 
 
0 #2 hasever 30-04-2010 03:41
Önder,
Yazıyı yayınlamak yazmaktan daha çok zamanımı alıyorum desem sadece biraz abartmış olurum. Editörlere epey zamanını vermiş biri olarak, bu beni bir hayli huzursuz ediyor. Hayır, format takıntım olmasa sorun değil, her bir paragrafı bir dağda görünce bütün şevkim kırılıyor. Neyse sizin orda nasıl görünüyor? Ha bu arada süpürge bende işe yaramıyor ama Notepad'i henüz denemedim. Artık gelecek yazıya. Selamlar...
Alıntı
 
 
0 #1 Önder Kurt 30-04-2010 03:31
Hasever,

Saniyorum yaziyi Word'ten ya da bir başka siteden direk yapıştırdın. Bu durumlarda yazıyla birlikte format kodları da geliyor ve bizim sitenin kullandığı sistemle uyumsuzluk yaratıyor. Buna iki türlü çözüm var;

Ya yazıyı kopyaladıktan sonra, sitenin metin editöründeki süpürge ikonunu kullanmak ya da siteye kopyalamadan önce yazıyı Notepad'e kopyalayıp, bir kez daha bu sefer Notepad içinden kopyalamak..Not epad, plain text olduğu için kodları temizliyor..Sup urge ikonu da aynı şeyi yapıyor. Yazı tamamen seçtikten sonra bu süpürge ile temizlemek mümkün..

Yazı çok güzel bu arada..Eline sağlık..
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile