Makaleler Bütün Yazılar Makale Guncel Demokrasi De Ama İçselleştirme
 

Demokrasi De Ama İçselleştirme Popüler

Makale

Türban meselesi solun bir türünün de desteğiyle adeta yegane mağduriyet konusu haline getirilirken, bu ülkenin geleneksel normları dışında bir hayat sürmek isteyenlere uygulanan kadim muhafazakar despotluk hakkında o malum liboş çığırtkanlardan nedense benzer bir demokratik duyarlılığı göremiyoruz. Hiç olmazsa bu sayede farklı kimliklerin birarada yaşayabilmesi taleplerinin ne kadar ikiyüzlü olduğunu anlayabiliyoruz. Çok ilginç bir şekilde, "Yala Ama Yutma" adlı oyuna karşı Vakit'in klasik hedef gösterme operasyonu sonucu uygulanan baskı ve gelen faşist  tehditler, Başbakanın eşinin GATA'ya alınmaması kadar medyada yer bulamadı.

Neden? Daha mı az vahim? Bence tam aksine çok daha ürkütücü, zira GATA'da vuku bulduğu iddia edilen olay kurumsal düzeyde, yani Kafkaesk bürokratik bir yapının bireye uyguladığı "standart", başka bir ifadeyle sadece türbanlıların değil, her türlü bireyin maruz kaldığı bir otoritenin uygulanmasıdır. Buna karşın Vakit'in "Yala Ama Yutma" oyununa, ondan birkaç ay önce de Topkapı Sarayında düzenlenen Konsere yönelik başlattığı galeyanlar ya da Batman'da Tango kursuna gösterilen tepki, toplumun dokusunda kronik hale gelmiş "sıradan faşizmin" tezahürüdür, ki bunun çok daha kalıcı, çok daha tehlikeli,  "ontolojik" , dolayısıyla aşılması çok daha zor bir despotluk olduğunu uzun uzun analiz etmeye gerek yok sanırım. Lakin yine de derdimin bir "İyi Otorite", "Kötü Otorite" indirgemeceliği yapmak, yani "toplumsal despotluğa" karşı "kurumsal" olanın yanında yer almak  olmadığını gösterebilmek için biraz açayım:

Tam ters kutuptan bir örnekle, toplum tarafından özümsenmiş bir ideolojinin, kurumsal ideolojiden çok daha sağlam olduğu iddiasını açalım; Sovyetlerin çökmesi, sosyalizmin yukarıdan kurulamayacağını gösterdi. Kurumsal olarak tepeden uygulanan bir otoritenin, toplumun bağrındaki genel tahayyülü dönüştürmeye yetmeyeceği dersini aldık. Bir ikinci ders daha aldık; eski rejiminin müktedirleri, toplumun bağrındaki asıl belirleyici maddi süreçler yeni bir rejimi dayattığında "yeni" sistemin de kolayca "yeni" efendileri haline gelebilirler. Yani tepedeki iktidar/gömlek değişimi, tabandakinden  çok daha hızlı ve pürüzsüz yapılır. Bir başka ifadeyle söyle kodlayabiliriz; son tahlilde Kurumsal İktidar iktidarsızdır ya da "Köylü gerçekten de Yurdun efendisidir.". Tarihsel materyalizmin klasik "nicel birikimlerin nitel dönüşümü" dinamiklerini dikkate alarak düşünmekten farklı değil bu söylediklerim. İddiam şu; Mevcut nitelliklere karşı çıktığımız sanarken, nicelin farklı bir nitele dönüşmek üzere biriktiğini gözden kaçırıyoruz.

Bu toplum demokrasiye doğru falan gitmiyor, faşist bir nitel dönüşüme doğru yavaş yavaş nicel birikim sürecinden geçiyor. "Yala Ama Yutma" adlı oyuna karşı başlatılan kampanya ve sayısız başka benzerleri, tabana yönelik çok daha büyük bir iktidar savaşının sessiz sessiz verilmekte olduğunu gösteriyor. Ki klişe bir ifadeyle, bunun buzdağının sadece görünen yüzü olduğunu söyleyebilmek için bu ülkede sadece yaşıyor olmak yeterlidir.

Kafkaesk Kurumsal yapıların birey üzerinde uyguladığı iktidar şu ya da bu şekilde, şu ya da bu derecede her kapitalist toplumda perde arkasında işler, zira sınıfsal bir aygıttır. Kapitalizmin gelişme seviyesine ya da konjüktüre göre sahneye çıkar ya da çekilir. Çıktığında da uyguladığı despotizm çok açık bir şekilde deşifre olur, zira kendini gizlemeye ihtiyacı pek de yoktur. Ancak sıradan günlük hayatta cereyan eden sıradan faşizm, mağdurları isimsiz insanlar olduğu için patlama noktasına gelene dek yüzeye çıkmaz.

Geçenlerde bir türbanlı, Fatih Altaylı'ya "Bu ülkede Atatürk'ü sevmemek mümkün mü?" diye sormuştu. Altaylı'dan "Tabii ki mümkün..Pek çok insan da sevmediğini beyan etti" cevabını alınca, "Hapse falan girmeyeceksem söylüyorum o zaman; ben de sevmiyorum". Bunu söyleyince aklıma hemen şu geldi; "Ne güzel bu kişi, bu ülkenin kurucusunu sevmediğini söyleyebilme özgürlüğünü edinmiş. Peki ben de benzer bir özgürlüğe sahip miyim, yani ben de onların değerlerini sevmediğimi söyleyebilme hakkına sahip miyim? Yasal olarak bir yaptırım yoktur ama açık açık beyan edebilir miyim? Edersem ne olur? Demokrasilerde olduğu gibi hoşgörüyle mi karşılanırım yoksa...". Bakın içtenlikle, çok az insanın takip ettiği şu ufacık sitede bile konu hakkında düşüncelerimi dile getirmeye çekiniyorum, daha büyük bir medyada tanınan bir yazar olsam herhalde bu kadarını bile söyleyemezdim, zira Uğur Mumcu'nun, Turan Dursun'un, Bahriye Üçok'un, Muammer Aksoy'un akibetiyle karşılaşacağımdan , üstelik gerçek saldırganı aklamak için suçun da derin devlete atılacağından endişelenirdim.

 

Vakit'in sesi olduğu gerçek saldırganın mazlum olarak lanse edilmesi hele solcuların da bu oyuna gelmesi ne kadar trajik.

Üye eleştirileri

Toplam 1 üyeden ortalama puan:

Genel Puan 
 
10.0
İçerik/Fikir 
 
10.0  (1)
Üslup 
 
10.0  (1)
Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Demokrasi De Ama İçselleştirme 2010-02-23 11:58:34 Murat
Genel Puan 
 
10.0
İçerik/Fikir 
 
10.0
Üslup 
 
10.0
Murat Eleştiren Murat    Şubat 23, 2010
Son Güncelleme: Şubat 23, 2010
İlk 10 Eleştirmen Arasında  -   Bütün eleştirilerime bakın

Başka bir yazıdaki tartışmamızda, kendi lokal çevremden örnek vererek, bunu yapabildiğimi söylememe rağmen, başka değerler hakkında düşüncelerimizi rahat ifade edemeyişimiz konusundaki görüşlere katılıyorum. Acayip bir aldatmaca yaşanıyor.



Yazara not: Uzun yazılarından sonra böyle de yazabildiğini görmek sevindirici.

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
00
Bu eleştiriyi ihbar et
 
Powered by JReviews
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile