Makaleler Bütün Yazılar Makale Guncel İsmet Özel'in, Ünlü Olmak İçin Skandala İhtiyaç Duyan Şarkıcı Adayı Tavırları
 

İsmet Özel'in, Ünlü Olmak İçin Skandala İhtiyaç Duyan Şarkıcı Adayı Tavırları Popüler

Makale

Yaratilan "cemiyet skandalları" tiplerinin  bir ülkenin içinde bulunduğu genel ruh halinin göstergeleri arasında yeraldığını düşünüyorum. Bunların en bilinen tipi malum besinci siınıf şarkıcı, manken, aktör adaylarının isimlerini duyurmak için daha ünlü biriyle bir seks skandalı yaratmasıdır. Ancak anlaşılan sadece magazin dünyasında duyulmuyor skandala ihtiyaç. ABD'de soğuk savaş ortamının popüler anti-komunizm havası, mantık sınırlarının ötesine geçen ucubik McCarthy'ciliği doğurmuştu.

Türkiye'de iyice tavan yapan dincilik ve milliyetçiliğin de kendine has bir garabet yaratacağı belliydi; İsmet Özel'in son beyanatlarından bahsediyorum. Habertürk'te Balçiçek Pamir'in programında işfa ettiği hazeyanlarını doğrudan dinlemedyiseniz de herhalde duymuşsunuzdur.

Bu şahıs hakkında hidayete eren eski marksistlerden biri olduğundan başka bir bilgim yoktu. Şiirle uzaktan yakından ilgilenmişliğim olmadığından, sanatçı kişiliği zaten pek ilgimi çekmiyordu. Bu topraklarda "halkımızın değerlerini"/"tasavvufu" keşfeden dönekler standart bir tipoloji olduğu için de, Vakit yazarlarını yaya bırkacak saldırgan muhazafakar beyanlarında dikkate değer birşey bulamamıştım.

Ancak iş gündeme kalmak için porno kasetlerini piyasaya süren Paris Hilton seviyesine inince, üzerinde kafa yormak şart oldu; ardı ardına sorular kafaya üşüşmeye başladı.

Örneğin genel tarih, felsefe, ilahiyat vs bilgisi, ilgili dersleri almış ortalama bir lise öğrencisinden çok daha geri olan böyle birinin "entellektüel" sıfatı alması nasıl mümkün olmuştur?; bir yerel radyo kanalı spikeri kadar diksiyon, bir kasaba politikacası kadar hitabet yeteneği olmayan bu şahısa "şair" sıfatını kim vermiştir? Bu gibi verilerle şairliği hakkında yeteri kadar fikir sahibi olacağımız biri, porno kasedi numarasının kendi alanındaki benzerini sahnelerken kullandığı, bugünlerde iyice popüler olan malum terminoloji, retorik, ideoloji unsurları seçmesini sağlayan toplumsal dinamikler nelerdir? Yoksa cevap sorunun kendisinde mi gizli? Yani bu unsurlar geçer akçe olduğu için, onca yıl aradan sonra, solcuyken verdiği ürünler sonucu yaygın olarak bilinip tanınmayan bir "şairin" hatırlanmak için başvurduğu ucuz bir kurnazlık mıdır bu, tıpkı unutulup gitmektense bir porno kasediyle gündemde kalmayı yeğleyecek ünlü bir artist olma heveslisi gibi? Peki ya çok daha vahim ve şahsın kendisini aşan birşeyler sözkonusuysa?

Söylediklerimi yine çok sert bulacak olanlar vardır; ancak sanıyorum bu arkadaşlar İsmet Özel denen şahsın indiği düzeyden haberdar olmayanlar arasından çıkacaktır. Merak edenler, bir internet taramasıyla bu şahsın ettiği lafları kolayca bulabilir. Ben bunlarla vakit kaybetmek istemiyorum, yazının konusu bunlar değil. Sadece şu kadarını hatırlatayım; bu şahsa göre kürtler asimile edilmez, aleviler sunnileştirilmezse Türkiye'den hiçbirşey olmaz; aleviler haçlıların kalıntılarıdır, müslüman olmayan türk kavmi yoktur, türkçe islami bir dildir, alevilik sunnilik düzeyine çıkamamış bir "ilkelliktir"; modernizm Amerika'nın/Batının islamiyeti dolayısıyla onun yegane savunucusu türklüğü sindirmek için icat ettiği birşeydir; bugün insanlığın sadece iki seçeneği vardır: ya türk olmak ya da amerikan olmak, üçüncü bir seçenek yoktur; sokrates'i demokrasi katletmiştir, demokrasi olmasaydı Sokrates gibi büyük bir filozof öldürülmezdi vs.vs

Kısacası ciddiye alınamayacak, tutup polemiğe girmeye değmeyecek zırvalıklar, hezeyanlar.. Değil bir "şairin" kötü bir lise öğrencisinin bile ağzından çıkamayacak saçmalıklar. Nasıl Paris Hilton'un ve diğer pekçok ünlünün porno kasetlerinin piyasaya verilmesini etik açısından değerlendirmeye tabii tutmak bir saflık olursa, bu "fikirlerle" muhattap olmak da bir naiflik olacaktır.

Ben işin göstergesel boyutuyla ilgileniyorum; yani bu adamın insanı tiksindiren böylesine cüretkar bir skandalı sahnelemesi için uygun bir zaman olduğuna inanması neyin göstergesidir? Deleuze'un "Proust ve Göstergeler" kitabında Proust'un ünlü eserinde sevgi objesinin yaydığı göstergeleri çözmeye çalışmasını analiz ederken kullandığı yönteme benzer bir yaklaşım aklımda. Başka bir ifadeyle somut "göstergelerden", yani ele aldığımız konu bağlamında bu adamın sarfettiği zırvalıkların kendisinden ziyade o göstergelerin gösterdiği "gösterilenlerle" ilgilenmek. Yani bu nevrotik ya da aklı sıra çok kurnaz adamın gösterdiği semptomlar toplumdaki hangi hastalığa işaret eder? Bu bir mankenin ünlü olmak için skandal yaratması türünden, üzerinde kafa yormaya değmez sıradan bir kişisel kazanç yönelimli kurnazlık mıdır yoksa şahsın kendisini aşan çok daha ciddi toplumsal bir patalojiye mi gönderme yapar? Ben ikinci ihtimal üzerinde düşünmeliyiz diyorum.

Bazı göstergeler, daha derinde yatan çok daha önemli bir sürecin semptomlarıdır. Farelerin terk etmesi geminin batmakta olduğunun göstergesidir mesala; "İğrenç fareler işte" deyip geçiştiremezsiniz eğer geminin yolcularından biriyseniz.

Bazılarının türlü nedenlerle başvurduğu skandalların belli dönemlerde belli biçimlere evrilmesinin de işte bu nedenlerle göstergesel anlamları olduğunu düşünüyorum. Başka bir ifadeyle, göstergelerin/semptonların geçirdiği biçimsel değişikliklerin, temsil ettikleri maddi süreçlerde değişikliğe göndermede bulunduğunu sanıyorum. Tıpkı eskiden ünlü olmak için yaratılması gereken skandal, bir barda biriyle görülmekle sınırlıyken, artık internete bir seks kasedinin sızdırılmak zorunda olunması noktasına kadar gelmesinin, toplumun cinselliği yaşama şeklinin fena halde şirazesinden çıkmış olduğunu ve magazin farelerinin burda da durumu ilk farkedenler olduğunu göstermesi gibi.

Eskiden bir marksist hidayete erdiğinde bunu az çok efendice yapardı; örneğin Cem Karaca. Peki Cem Karaca'dan, Timur Selçuk'tan,  İsmet Özel denen şahsın böylesine kraldan çok kralcı, -çok hafif kaldı- böylesine şirret  Türk-İslamcı yaklaşımlarına gelinmesine neden olan nedir? Magazin dünyasında eskinin Papparazzi'lerinin ortaya çıkardıklarını masum bırakan günümüzün şahsen, bizzat yayılan yani "self-promoted" sınır tanımayan skandallarına gelinmesine paralel bir eğilim, taban taban zıt gibi görünen bir alanda da geçerli olamaz mı? Yani demek istediğim, şişede durduğu gibi durmayan tek şey içki değildir.

Daha genel ifade etmem gerekirse; sadece eğilim gibi görünen süreçler, uygun koşulları bulduğu zaman logaritmik olarak güçlenecektir. Marjinal olan, "aşırı uç olan" norm haline gelebilir.

İsmet Özel denen şahısda bir zekanın bulunduğundan bahsetmek mümkünse,  bu zeka türünün toplumdaki eğilimleri okuma yönünde iyi çalıştığını kabul etmek gerekiyor. Eğer bir zamanlar Marksist idiyse, ondan işte bu yöntemi öğrenmiş;  toplumda egemen olan eğilimleri okuyabilmenin yöntemini, tabii öğrendiği bu marksist yöntemi kendi amaçları için toplumu manipule etmede kullanmayı da.

Bu gibi adamların varlığı, marxist olmak için sadece nesnel, analitik bir düşünme yeteneğinin değil, etiksel bir bağlanımın da gerekli olduğunu gösteriyor.

80'lerin 90'ların yükselen liberal değerleri Sinan Çetin'i yaratmıştı; 2000'lerin yükselen İslamcılığı da İsmet Özel'i yeniden yaratıyor anlaşılan.

İsmet Özel bir semptomdur; maalesef gelmekte olan bir faşizmin, yoğun bir gericiliğin semptomudur.

Nasıl internet çağının magazin dünyasında gündemde kalabilmek için eskinin masum seks skandalları yetmiyor, direk seyredilebilecek hard-core porno kasetlerin sızdırılması gerekiyorsa, genel beklenti bu kadar talepkar hale gelmişse, Türkiye'nin gittikçe gericileşen ortamı da çok daha radikal talepler bekliyor  artık, sadık "edebiyatçı" palyaçolarından; ılımlı/"demokratik"  talepleri için bir takım "solcuları" atadılar ya, kendileri maksimum programa geçebilirler artık.

 

 

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (4)
  • AliOsman
    avatar

    İsmet Özel'i şair olarak severim.Zapping yaparken fark ettim. Biraz bakayım dedim. Hani bir insan 2-3 saat konuşuyorsa itiraz edeceğiniz yerler artmaya başlar ki bu gayet normaldir. Hatta anlatan kişinin, benim neznimde, bu kadar uzun konuşma yaptığında az da olsa zırvalama hakkı bile vardır. Lakin İsmet Özel ki bu sınıflandırmaya giremeyecek bir durumdaydı.İnsan 1 saat konuşur da bunu 50 dakikası zırva olabilir mi yaa... Abartmıyorum zırıl zırıl zırva.. Ama öyle böyle değil. Alevilerin haçlı tohumu oldukları mı , dağda yaşayanlar Alevilerin, düze inince sunni olmalarını mı ? Her Türkün müslüman olması, Her müslümanın da komunist olması gerektiği mi...

  • onder
    avatar

    Yazıyı kafamda olduğu gibi yazamadım aslında; kendi yazımı beğenmedim.
    Gündeme getirmeye çalıştığım İsmet Özel'in zırvalıkları değil. Bu ülkede zırvalamak çok dikkat çeken birşey değil.

    Bu adamın durumunda ilginç olan zırvalıkta saturasyon eşiğini geçmiş olması. Paris Hilton'la benzerlik kurarak anlatmaya çalıştım durumu; adamın yalnızca zırvalıkları değil, vücut dili, iki lafı biraraya getiremeden kem küm etmesi, bir önceki programda aleni söylediklerini redetmesi, programcı yönetmenimizden isteyelim hemen bandı koysun demesi üzerine kıvırıp söğylemişsem söylemişimdir ben tükürdüğümü yalamam falan deyişi; yani ortada radikal derecede zırvalıkların dile getirlmesi türünden tipik bilinen durum yok..Adam resmen bir mecnun profili çiziyor.

    Şair olduğu iddiasındaki bir adam bütün bunları göremiyor olabilir mi? en bariz tarihsel olguların hilafına absürdlükler dile getirebilir mi? Minimal bir nesnelliğe, bir gıdım birikime sahip biri bu lafları etmez; bir şair hiç etmez..Peki niye? Kitleleri hiçbirşeyin, hiçbir radikal düşüncenin şaşırtmadığı bir dünyada, ancak şok edici olmak, deli profili çizmek ilgi doğuruyor..

    Nazi faciasını Hitler'in yarattığı gibi genel bir algılayiş var ya; aslında tam tersi doğru değil midir? Hitler toplumun bağrında yükselen faşizm dalgasina binmiştir sadece. Anti-komunizm McCarthy'yi dogurmustur, sozde bir komunizm Pol Pot'u dogurmustur vs..Yani bu tur ucubelerin çıkmış olması toplumda birseylerin radikal bicimde ters gittinin ipucunu verir..Yani basitçe mecnun deyip gecistirilemez..Bu adamın çıkısı da bana benzer şeyleri ima ediyor gibi geldi..

  • onder
    avatar

    Sevgili Erdem,

    güzel yorumun için çok teşekkürler. bu denli benzer düşünmemiz çok güzel..

    "Marxsistken" de mümin olanların, esen ruzgarlarin etkisiyle ortama uygun tapacak yeni bir dogma bulmalarında dedigin gibi sasacak birşey yok aslinda.

    Nietzsche der ya "Uçuruma bakarsan, uçurum da sana bakar" diye. Marxist olmak da aslinda korkunc uçurumdan asagi bakabilmektir. Marxistler için Şimdiki ucurum da yalniz olmaya katlanabilmektir, kimse dinlemese bile inandiklarini herhangi bir revizyona tabii tutmadan, bas dusmandan dost yaratmaya calismadan savunabilmektir.

    Bu söylediklerim ortodoks hamaset gibi gibi oldu biraz. Ancak demek istedigim, Marxist düsünce sadece Marx ve Lenin'le sınırlı olmayan, insanlığın ulaştığı en yüksek felsefi/politik sistemdir. Kendi dışından hele hele dinlerden destek almaya hiç ihtiyacı yoktur. Mesele Marxistlerin kendi zengin külliyatlarini hakkını vererek insanlara ulaştırmaktır, avam sak sakciligi degil.

  • erdem_ozcan
    avatar

    Sevgili Önderin tespitlerine eklenecek çok fazla bir şey yok gibi görünüyor olsa da...
    Freud “asla değişmeyiz, sadece birini ötekiyle değiştiririz” diyor. İnanç temelinde algılanan ve bir din haline getirilen marksizmden doğan - Önder’in bir önceki makalesinde ifade ettiği üzere mega anlatılarda meydana gelen katastropik kırılmalar ve bunun neticesinde doğan büyük bir boşluklar neyle doldurulabilir ki? Elbette başka bir dinle veya yeni bir imanla. Garipsememek, kızmamak ve diş bilememek gerekiyor. İnanç ve tabu temelinde, insanın kendi ruhunun ve kendi bilincinin haklı ihtiyaçlarla, sonsuzluğa erişme ve onu ele geçirme eğiliminde olduğu, kendi totemlerini yaratabileceğini Marks öğretmedi mi?
    Samarra’daki o helezonik kulede yıldızları gözlemleyen Babil rahiplerinin birinci kattan başlayarak yedi kat inşa ettirdiğini ve son katta gördüklerini ve kavradıklarını sloganlaştırarak “enuma eliş- daha ileriye !!- daha ileriye !!” diye çığlık attıklarını, bu çığlıktan yola çıkarak Sümerlerin aşılamayacak büyüklükte tektanrılı bir din yaratıp insanlığa miras bıraktıklarını, bu mirasın hala elden ele, gönülden gönüle sorgulanmasızın keyfi, hoyratça ve zulumle gelgitlerle tüketilemeyeceğini Marks kaç defa anlatmak zorunda kalmıştır? Su bile kendine en az direnç gösteren yoldan akmak istiyor; tarihin akışı ve evrimin gelişme sürecide insan ömrü; hani o onyedi sene toprak altında bekledikten sonra, larvasından aynı gün içinde çıkıp aynı gün içinde ölen ve bir günlük o kısa ömründe yinede neşeyle şarkı söyleyen ateş böceklerini hatırlatıyor. Çok görmemek gerekior. İnsan kendi sorunlarının bir çırpıda çözülerek, hemen cennete kavuşma kolaycılığı ve arzusunda olduğu yönünde bilincin kendi cilveleri ve yanlış tezahürlerinin olabileceğini bize ilk defa kim söyledi?
    Sorun nerededir? Şuradadır….. Biz zavallıların eline, dünyayı değiştirme ve dönüştürmek için Marksın elimize sihirli bir değnek vermemiş olmasıdır.
    Peki Marks ne demiştir, bence babil rahipleri gibi “enuma eliş” demiştir.
    Yarım bilim, yanlış bilinç ve önyargılarımızda o hala havarisi olmayan bir peygamber gibidir, tıpkı İsa gibi; kendi öğretisini anlatamayan bir peygamber, ve işi diye peygamberlerden daha zordur.
    Bu yüzden Marksistlikten müslümanlığa avdet etmenin çok şaşırtıcı bir tarafı yok. Boşluk bir şekilde doldurulacaktır. Kaldi ki koskoca Fransız Komünist partisinin genel sekreterliği yapmış, Roje Garodi’nin bile Müslüman avdeti olduğu söylenir. Ben kendi ağzından duymadım. Eserlerinde islam inancı ve özellikle onun mülkiyet anlayışındaki eşitlikçi yanlar ortaya koyarak yekten tüm insanlığa yeni bir kurtuluş reçetesi sunmayı arzular. Özne insan olacaktır. Ama Tanrı muhakkak olmalıdır. Veya vardır inanıyorum ey insanlık!!! Nereden ve hangi pozisyondan döndüğüme bakın. Bu dönüş ilginç değil mi? Üretim araçları üzerinde toplumun ortak hegomanyası ve denetimi olsa bile, azgın nefis ve sui-irade ortaya çıkacaktır. Bu kaçınılmazdır. Ancak tanrı insana baş eğdirebilir. Devrim olsun da, öznesi ister adem; ister tanrı olsun. Ne fark eder babında samimi itirafları vardır. Cezayirli olduğunu hatırlıyorum. DNA meselesi; kendi kültür ve köklerinden her ne yaparsan yaş ilerledikçe kopamayışın hazin öyküsü. Ancak adamın argümanları Kuran’a ve İslam tarihine ve pratiğine dayanıyor. Estetik tarafları var. Ne de olsa avrupalı….
    Bizdeki dönekler için ne diyebiliriz. “Ben döndüm. EEEE. İşte döndüm…. …. Değiştim. Gerekçe ???? Gerekçeleri olmaz. Başka bir bok bulamazsın bunlarda. Dönüşümü huşu içinde, hafıza kaybıyla yaşarlar. Hesaplaşmaları içseldir, iz bırakmazlar, herhalde tanrıyla kendi aralarında olacak ki. Bir şeyi kaleme almazlar, dönüşümü ve değişimlerini anlatmazlar. Verilecek hesap batini olarak sadece tanrıyadır. Borçları yoktur. Çok kolaycıdırlar. En önemli yetenekleri; hızlarıdır ve o hızla hemen iktidarın refah ve bolluğuna sinek gibi bulaşmak istemeleri maharetleridir. V.S.

    İsmet nereden dönmüştür? Hangi pozisyondan…
    “İsmet Özel”e kendi özelinde söylenebilecek tek söz şu olmalıdır.
    “Bay Özel; geç kaldınız ve trenin son vagonunda bile size yerimiz yok. Dersten bir güzel de çaktınız. Öğretmeniniz marksın değişim algılaması dersini yarım yamalak kıçından anlayanlar bile 30 sene önce, yılanların gibi gömlek değiştirmesi gibi “değişerek” bu trene bindiler ve varlıklarını yağlı bedenleriyle kıvrıla kıvrıla ve tısssslayarak sürdürüyorlar ve bu pazarda, inanın, bizleri sizden daha fazla eğlendiriyorlar”

    Efendilerimiz tarafından belirlenen oyun kurallarına uymak şartıyla; fikrin değiştirici ve dönüştürücü nitelikleri tarafı hatırlatılmaksızın, incir çekirdeğini doldurmayan konulardan tutunda en iğrenç ve katlanamaz sapkınlıklara kadar, gerçek hariç her şey, büyük gösteri pazarının saydam camdan kafesinde herkesimden,koskoca ilahiyat profesörlerinin bile maymunluk yapmalarına izin verilir. Manifesto’da dile getirildiği üzere artık herkes; efendinin “ücretli memurlarıdır”.

    selam ve sevgilerle

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #4 Önder Kurt 05-01-2010 19:48
Yazıyı kafamda olduğu gibi yazamadım aslında; kendi yazımı beğenmedim.
Gündeme getirmeye çalıştığım İsmet Özel'in zırvalıkları değil. Bu ülkede zırvalamak çok dikkat çeken birşey değil.

Bu adamın durumunda ilginç olan zırvalıkta saturasyon eşiğini geçmiş olması. Paris Hilton'la benzerlik kurarak anlatmaya çalıştım durumu; adamın yalnızca zırvalıkları değil, vücut dili, iki lafı biraraya getiremeden kem küm etmesi, bir önceki programda aleni söylediklerini redetmesi, programcı yönetmenimizden isteyelim hemen bandı koysun demesi üzerine kıvırıp söğylemişsem söylemişimdir ben tükürdüğümü yalamam falan deyişi; yani ortada radikal derecede zırvalıkların dile getirlmesi türünden tipik bilinen durum yok..Adam resmen bir mecnun profili çiziyor.

Şair olduğu iddiasındaki bir adam bütün bunları göremiyor olabilir mi? en bariz tarihsel olguların hilafına absürdlükler dile getirebilir mi? Minimal bir nesnelliğe, bir gıdım birikime sahip biri bu lafları etmez; bir şair hiç etmez..Peki niye? Kitleleri hiçbirşeyin, hiçbir radikal düşüncenin şaşırtmadığı bir dünyada, ancak şok edici olmak, deli profili çizmek ilgi doğuruyor..

Nazi faciasını Hitler'in yarattığı gibi genel bir algılayiş var ya; aslında tam tersi doğru değil midir? Hitler toplumun bağrında yükselen faşizm dalgasina binmiştir sadece. Anti-komunizm McCarthy'yi dogurmustur, sozde bir komunizm Pol Pot'u dogurmustur vs..Yani bu tur ucubelerin çıkmış olması toplumda birseylerin radikal bicimde ters gittinin ipucunu verir..Yani basitçe mecnun deyip gecistirilemez. .Bu adamın çıkısı da bana benzer şeyleri ima ediyor gibi geldi..
Alıntı
 
 
0 #3 AliOsman KOCAK 05-01-2010 19:11
İsmet Özel'i şair olarak severim.Zapping yaparken fark ettim. Biraz bakayım dedim. Hani bir insan 2-3 saat konuşuyorsa itiraz edeceğiniz yerler artmaya başlar ki bu gayet normaldir. Hatta anlatan kişinin, benim neznimde, bu kadar uzun konuşma yaptığında az da olsa zırvalama hakkı bile vardır. Lakin İsmet Özel ki bu sınıflandırmaya giremeyecek bir durumdaydı.İnsa n 1 saat konuşur da bunu 50 dakikası zırva olabilir mi yaa... Abartmıyorum zırıl zırıl zırva.. Ama öyle böyle değil. Alevilerin haçlı tohumu oldukları mı , dağda yaşayanlar Alevilerin, düze inince sunni olmalarını mı ? Her Türkün müslüman olması, Her müslümanın da komunist olması gerektiği mi...
Alıntı
 
 
0 #2 Önder Kurt 04-01-2010 22:28
Sevgili Erdem,

güzel yorumun için çok teşekkürler. bu denli benzer düşünmemiz çok güzel..

"Marxsistken" de mümin olanların, esen ruzgarlarin etkisiyle ortama uygun tapacak yeni bir dogma bulmalarında dedigin gibi sasacak birşey yok aslinda.

Nietzsche der ya "Uçuruma bakarsan, uçurum da sana bakar" diye. Marxist olmak da aslinda korkunc uçurumdan asagi bakabilmektir. Marxistler için Şimdiki ucurum da yalniz olmaya katlanabilmekti r, kimse dinlemese bile inandiklarini herhangi bir revizyona tabii tutmadan, bas dusmandan dost yaratmaya calismadan savunabilmektir.

Bu söylediklerim ortodoks hamaset gibi gibi oldu biraz. Ancak demek istedigim, Marxist düsünce sadece Marx ve Lenin'le sınırlı olmayan, insanlığın ulaştığı en yüksek felsefi/politik sistemdir. Kendi dışından hele hele dinlerden destek almaya hiç ihtiyacı yoktur. Mesele Marxistlerin kendi zengin külliyatlarini hakkını vererek insanlara ulaştırmaktır, avam sak sakciligi degil.
Alıntı
 
 
0 #1 YEWANDE 03-01-2010 22:08
Sevgili Önderin tespitlerine eklenecek çok fazla bir şey yok gibi görünüyor olsa da...
Freud “asla değişmeyiz, sadece birini ötekiyle değiştiririz” diyor. İnanç temelinde algılanan ve bir din haline getirilen marksizmden doğan - Önder’in bir önceki makalesinde ifade ettiği üzere mega anlatılarda meydana gelen katastropik kırılmalar ve bunun neticesinde doğan büyük bir boşluklar neyle doldurulabilir ki? Elbette başka bir dinle veya yeni bir imanla. Garipsememek, kızmamak ve diş bilememek gerekiyor. İnanç ve tabu temelinde, insanın kendi ruhunun ve kendi bilincinin haklı ihtiyaçlarla, sonsuzluğa erişme ve onu ele geçirme eğiliminde olduğu, kendi totemlerini yaratabileceğin i Marks öğretmedi mi?
Samarra’daki o helezonik kulede yıldızları gözlemleyen Babil rahiplerinin birinci kattan başlayarak yedi kat inşa ettirdiğini ve son katta gördüklerini ve kavradıklarını sloganlaştırara k “enuma eliş- daha ileriye !!- daha ileriye !!” diye çığlık attıklarını, bu çığlıktan yola çıkarak Sümerlerin aşılamayacak büyüklükte tektanrılı bir din yaratıp insanlığa miras bıraktıklarını, bu mirasın hala elden ele, gönülden gönüle sorgulanmasızın keyfi, hoyratça ve zulumle gelgitlerle tüketilemeyeceğ ini Marks kaç defa anlatmak zorunda kalmıştır? Su bile kendine en az direnç gösteren yoldan akmak istiyor; tarihin akışı ve evrimin gelişme sürecide insan ömrü; hani o onyedi sene toprak altında bekledikten sonra, larvasından aynı gün içinde çıkıp aynı gün içinde ölen ve bir günlük o kısa ömründe yinede neşeyle şarkı söyleyen ateş böceklerini hatırlatıyor. Çok görmemek gerekior. İnsan kendi sorunlarının bir çırpıda çözülerek, hemen cennete kavuşma kolaycılığı ve arzusunda olduğu yönünde bilincin kendi cilveleri ve yanlış tezahürlerinin olabileceğini bize ilk defa kim söyledi?
Sorun nerededir? Şuradadır….. Biz zavallıların eline, dünyayı değiştirme ve dönüştürmek için Marksın elimize sihirli bir değnek vermemiş olmasıdır.
Peki Marks ne demiştir, bence babil rahipleri gibi “enuma eliş” demiştir.
Yarım bilim, yanlış bilinç ve önyargılarımızd a o hala havarisi olmayan bir peygamber gibidir, tıpkı İsa gibi; kendi öğretisini anlatamayan bir peygamber, ve işi diye peygamberlerden daha zordur.
Bu yüzden Marksistlikten müslümanlığa avdet etmenin çok şaşırtıcı bir tarafı yok. Boşluk bir şekilde doldurulacaktır . Kaldi ki koskoca Fransız Komünist partisinin genel sekreterliği yapmış, Roje Garodi’nin bile Müslüman avdeti olduğu söylenir. Ben kendi ağzından duymadım. Eserlerinde islam inancı ve özellikle onun mülkiyet anlayışındaki eşitlikçi yanlar ortaya koyarak yekten tüm insanlığa yeni bir kurtuluş reçetesi sunmayı arzular. Özne insan olacaktır. Ama Tanrı muhakkak olmalıdır. Veya vardır inanıyorum ey insanlık!!! Nereden ve hangi pozisyondan döndüğüme bakın. Bu dönüş ilginç değil mi? Üretim araçları üzerinde toplumun ortak hegomanyası ve denetimi olsa bile, azgın nefis ve sui-irade ortaya çıkacaktır. Bu kaçınılmazdır. Ancak tanrı insana baş eğdirebilir. Devrim olsun da, öznesi ister adem; ister tanrı olsun. Ne fark eder babında samimi itirafları vardır. Cezayirli olduğunu hatırlıyorum. DNA meselesi; kendi kültür ve köklerinden her ne yaparsan yaş ilerledikçe kopamayışın hazin öyküsü. Ancak adamın argümanları Kuran’a ve İslam tarihine ve pratiğine dayanıyor. Estetik tarafları var. Ne de olsa avrupalı….
Bizdeki dönekler için ne diyebiliriz. “Ben döndüm. EEEE. İşte döndüm…. …. Değiştim. Gerekçe ???? Gerekçeleri olmaz. Başka bir bok bulamazsın bunlarda. Dönüşümü huşu içinde, hafıza kaybıyla yaşarlar. Hesaplaşmaları içseldir, iz bırakmazlar, herhalde tanrıyla kendi aralarında olacak ki. Bir şeyi kaleme almazlar, dönüşümü ve değişimlerini anlatmazlar. Verilecek hesap batini olarak sadece tanrıyadır. Borçları yoktur. Çok kolaycıdırlar. En önemli yetenekleri; hızlarıdır ve o hızla hemen iktidarın refah ve bolluğuna sinek gibi bulaşmak istemeleri maharetleridir. V.S.

İsmet nereden dönmüştür? Hangi pozisyondan…
“İsmet Özel”e kendi özelinde söylenebilecek tek söz şu olmalıdır.
“Bay Özel; geç kaldınız ve trenin son vagonunda bile size yerimiz yok. Dersten bir güzel de çaktınız. Öğretmeniniz marksın değişim algılaması dersini yarım yamalak kıçından anlayanlar bile 30 sene önce, yılanların gibi gömlek değiştirmesi gibi “değişerek” bu trene bindiler ve varlıklarını yağlı bedenleriyle kıvrıla kıvrıla ve tısssslayarak sürdürüyorlar ve bu pazarda, inanın, bizleri sizden daha fazla eğlendiriyorlar

Efendilerimiz tarafından belirlenen oyun kurallarına uymak şartıyla; fikrin değiştirici ve dönüştürücü nitelikleri tarafı hatırlatılmaksı zın, incir çekirdeğini doldurmayan konulardan tutunda en iğrenç ve katlanamaz sapkınlıklara kadar, gerçek hariç her şey, büyük gösteri pazarının saydam camdan kafesinde herkesimden,kos koca ilahiyat profesörlerinin bile maymunluk yapmalarına izin verilir. Manifesto’da dile getirildiği üzere artık herkes; efendinin “ücretli memurlarıdır”.

selam ve sevgilerle
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile