Makaleler Bütün Yazılar Makale Guncel Önce riyakarlığa son verelim!
 

Önce riyakarlığa son verelim! Popüler

Utangaç milliyetçi Türklerin temsilcileri, yıllardan beri tekrarlanan bir teraneyi bugün daha telaşla ve daha yüksek sesle dile getiriyor. Bu iddiaya göre, Türkiye’de Türk milleti teriminin herhangi bir etnik vurgusu yoktur. Sadece ve sadece Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağı ile bağlanan, bu bağın hak ve görevlerinin bilincinde olan yurttaşları temsil eder. Türk milleti, Türkü, Kürdü, Ermenisi, Boşnağı, Lazı, Arabı, Yahudisi ve Rumuyla bu ülkenin yurttaşlarını ifade eder.

Bu elbette güzel bir temennidir. Gerçekten böyle olabilmiş olsaydı, belki bugün 25 yıldan beri devam eden son Kürt isyanının ağır acılarını yaşamamış, toplum olarak çok ağır bir insani bedel ödememiş olacaktık. Devletin en yüksek makamlarında, yüksek yargının onaylamaktan çekinmediği bazı kararlarda Türkiye Cumhuriyeti devletinin gayrimüslim yurttaşları için “yabancı uyruklu T.C. vatandaşı”, “memleket içindeki yerli yabancılar (Türk tebalı)”, “ecnebi yurttaşlar” gibi tabirler kullanılmayacaktı. Gayrimüslimler en iyi durumda “hoşgörülü” davranmayla sınırlı bir radikal dışlayıcı bakışa maruz kalmayacaklar ve bu ülkeden gitmeyi zorunlu kurtuluş olarak görmeyeceklerdi. Kürtlerin aslen Türk olduklarını ispat etmek için çaba harcamayacak, bu şarlatanca çalışmalarla akademik yaşam lekeletilmeyecekti. “Kürtçe diye bir dil yoktur” yalanını, büyükelçilerden, kuvvet komutanlarından, gazeteci ve öğretim üyelerinden oluşan büyük bir okumuş cahil veya kasıtlı yalancı erkanı halkımıza yıllar boyunca öğretmeyecekti.
Gelgelelim Türk milleti tabirinin ne geçmişte ne de bugün bu biçimde işlediğini istisnasız herkes biliyor. Bunun böyle olmadığını iddia etmeye devam edenler, kiminin kendinden gizlediği utangaç milliyetçiliği, kiminin fütursuz bir küstahlıkla sergilediği ırkçı dozu yüksek milliyetçiği riyakarlıklarına katık yapıp, bu kuyruklu yalana en azından inanırmış gibi yapmamızı öfkeyle istiyorlar. Tehdit ediyorlar.
Bugün Türkiye’de Kürtlerin “Türk” tabirinin herhangi bir etnik vurgusu olmayan bir yurttaşlık bağını ifade ettiğine inanmalarını isteyenler, birçok örnek arasından seçilen aşağıdaki iki sorunu nasıl açıklıyorlar, bilmiyoruz.
Birincisi 19 Temmuz 2006’da yürürlüğe giren yeni İskan Kanunu. Bu kanunun Göçmenlerin Kabulü başlıklı bölümünde yer alan 4. maddesi şöyle: “Türk soyundan ve Türk kültürüne bağlı olmayan yabancılar ... göçmen olarak kabul edilemezler.” Kanun, “Göçmen olarak kabul edilecekler bakımından Türk soyundan olmanın ve Türk kültürüne bağlılığın tayin ve tespiti(nin), ilgili bakanlıkların görüşü alınarak Dışişleri Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile” yapılacağını öngörüyor. Bu münferit bir örnek değil. Türk soyu, Türk ırkı ifadelerinin kanunlarımızda pozitif ayrımcılık olarak tanımlayacağımız bir işlevle yer alması yaygın bir uygulama. Örneğin istisnai vatandaşlığa alma koşullarından biri, “Türk soyundan olmak”tır.
Biliyorsunuz eski İskan Kanunu’na 1989’da yapılan bir ek maddeyle, “Bulgaristan’dan göçe zorlanarak 1.1.1984 tarihinden sonra Türkiye’ye yerleşmek isteyen Türk soylu kişiler”in ülkeye serbest veya iskanlı göçmen olarak alınması sağlanmıştı. Yapılan doğru bir girişimdi. Bundan sadece iki yıl sonra, bu kez Saddam Hüseyin’in katliamından kaçan Irak Kürtlerinin Türkiye’ye göçmen olarak sığınma talebi ise reddedildi. Bu Kürtlerin çoğu “Türk milleti” içinde yer aldığı iddia edilen Kürtlerle akraba idiler. Akraba olmasalar bile soydaşdılar.
Pozitif ayrımcılık Bulgaristan Türklerine uygulandı. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olan önemli bir kitleyle benzer bir akrabalık ve soy ilişkisi olan Iraklı Kürt mültecilere uygulanmadı.
Yürürlükteki ceza yasasının ünlü 301. maddesinin gerekçesi, kanun koyucunun Türklüğü Türk milletinden daha geniş olarak tanımladığını belirtiyor. Dolayısıyla her gün okulda “varlığım Türk varlığına armağan olsun” diye haykırttığımız Türkiyeli Kürt, Arap, Ermeni, vs... ailelerin çocuklarından varlıklarını armağan ettikleri şeyin soy, sop, ırktan bağımsız bir yurttaşlar topluluğu simgesi olduğuna samimiyetle inanmalarını istiyoruz. Buna samimiyetle inanmanın bazı topluluklar için pek mümkün olmadığını bildiğimiz için de, devletimiz bu toplulukları “potansiyel iç düşman” olarak görüp yakinen izliyor.

16 yıldız
Gelelim ikinci örneğe. Türkiye Cumhuriyetinin en üst kurumu, devleti temsil eden makam Cumhurbaşkanıdır. Bu makam soy, sop, ırk referanslarından arınmış mıdır? Cumhurbaşkanlığı forsu ve armasında bulunan simgeler bunun böyle olmadığını gösteriyor.
Büyük Hun İmparatorluğu’ndan başlayarak Osmanlı İmparatorluğu’yla son bulan “tarihteki bağımsız 16 büyük Türk devleti”ni temsil eden 16 yıldızlı bir armayı içeren bu forsu, cumhurbaşkanlığı sitesi şöyle tanımlıyor: “Cumhurbaşkanlığı Forsu pek çok anlam, motif ve değeri bünyesinde barındırmakta; yüzlerce yılın birikimini, tarihteki Türk topluluklarını, dolayısıyla Türk birliğini ve Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil etmektedir.”
Sitede yer alan açıklamada, Mustafa Kemal’in 1922’de İzmir’e giderken bindiği otomobile bugünkü forsa benzer bir fors çekildiği ancak bu fotoğrafın dışında bu forsun bugünkü biçimiyle ilk kez hangi dayanağa bağlı olarak ve hangi gerekçelerle kabul edildiği ve kullanılmaya başlanıldığına dair resmi bir kayıt ve belge saptanamadığı belirtiliyor. Buna karşılık, forstaki güneşin Türkiye Cumhuriyet’ni, 16 yıldızın ise bağımsız Türk devletlerini temsil ettiği görüşünün ilk kez 1969’da, Harita Yüzbaşı Akib Özbek’in kitabında ortaya konduğu ve bu görüşün ilerleyen yıllarda kabul gördüğü hatırlatılıyor.
Resmi fors, arma gibi simgeler boşuna kullanılmazlar. Bunların ne zaman ve hangi koşullarda ortaya çıktıkları, sonra hangi yeni anlamlar yüklendiği son derece anlamlıdır. Cumhurbaşkanlığı forsunun 1970’lerden sonra bilinçli biçimde “Türk topluluklarını, dolayısıyla Türk birliğini ve Türkiye Cumhuriyeti’ni” temsil edecek şekilde tasarlanması, bu devletin kendine atfettiği kimliği tüm çıplaklığıyla göstermektedir. Bu elbette kurgusal bir tarihsel kimliktir ama kurgusal olması etkin olmadığı anlamına gelmez.
Kendini tarihteki 16 Türk devletinin devamcısı ve sonuncusu olarak gören, dünyada Türk birliğini temsil ettiğini iddia eden, bunu Cumhurbaşkanlığı forsunda perçinleyen, “Türk soyu”na pozitif ayrımcılık uygulayan bir devlete yurttaşlık bağı ile bağlanılması istendiğini başka onlarca örnek arasından seçtiğimiz bu iki örnek tüm çıplaklığıyla gösteriyor. Ondan sonra da bu yurttaşlar topluluğunu ifade eden “Türk milleti”nin herhangi bir etnik vurguya sahip olmadığına herkesin gözü kapalı inanması isteniyor. Riyakarlığın ince ve usta biçimi değil epey kaba bir örneği var karşımızda.
Bu riyakarlığı kabul etmediğiniz zaman tehditler hemen başlıyor. Bölücülükle, toplumu ayrıştırmakla, ihanetle suçlanıp “sözde yurttaş” oluyorsunuz. Bu işin bir yanı. Diğer ve daha önemli yanı, aynı çevrelerin, böyle bir riyakarlığın, karnından konuşmanın, koskocaman çelişkilerin egemen olduğu ortamda, Türkiyeli Kürtlerden açık, net, kendi içinde çelişkili olmayan, karnından konuşmayan çözüm önerileri talep etme küstahlığını göstermeleridir.
Kürtlerden önce bu ülkede Türkler eteklerindeki taşları dökmeye başlamalıdır. Bunu yapmaya başlandığında Kürtlerden de karınlarından konuşmamaları ve çözüm önerilerinde daha tutarlı olmalarını talep etme hakkı doğacaktır.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=951272&Date=28.08.2009&CategoryID=42

 

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile