İŞ İLİŞKİLERİ Popüler
Konu iş ilişkileri.. Yani sermayenin emek-gücünü kiralamasından kaynaklanan ilişkiler. Bu ilişki, iki metanın değişiminden ibarettir. Sen meta olarak emek-gücünü verir, karşılığında çok özel bir metayı yani parayı cebine indirirsin. Asıl olay budur; ama bu basit ilişki çok daha kompleks bir şeye dönüşür; Marks'ın Hegel'in diyalektiği için söylediği gibi, kendine bir mistik kabuk bulmuştur. Bu kabuk ilişkinin kolayca açıklanmasını imkansız hale getiren tek nedendir. İşyerindeki durum seni, sermayenin ücretli prensi olan müdürüne abi demeye, öğle yemeklerine katılmaya, şirket gecelerinin demirbaşlığına mecbur eder. Müdürünün hasta karısı seni zerre kadar ilgilendirmez ama son durumunu sorarsın bir şebeğin mahçup gülümsemesiyle. Futboldan nefret ettiğin halde, öğle yemeğinde bahsini açmak için son puan durumuna bakarsın internetten. Senden üstteki dalda oturan maymunun kıçını göre göre, mide bulantını bastırıp yaptığı boktan espriye basarsın kahkahayı.
Bu komedide suç, aslında sadece para kazanmak için o işyerinde çalışan emek-gücü sahibinde midir yoksa tek derdi en ucuz rakama mümkün olduğu kadar uzun süre emek-gücünü kiralamak olan sermaye temsilcisinde mi? Tahminim, hem emek-gücü sahibi, hem de sermayenin görünürdeki temsilcileri olan müdürler bu yabancılaşmayı kendileri açısından dayanılır bir hale getirmeye çalışıyorlar. İnsanız nihayetinde ve insani ilişkilere girmek istememiz doğaldır, ama işçi-işveren (veya temsilcisi) ilişkileri insanlar arasındaki ilişkiler değil, iki özel meta (emek-gücü ve para) arasındaki ilişkilerdir (Bakınız Kapital 1.Cilt, Metaların Fetişizmi ve bunun sırrı). Anlayamadığımız sır da budur.
Kendimizi kandırmaya çalışmayalım. Bütün doğallığı ve çıplaklığıyla yaşayalım bu ilişkileri. Müdüre abi demeyelim; Öğle yemeğinde bizi ilgilendirmeyen konulardan bahsetmeyelim, hatta öğle yemeğine katılmayalım. Boktan esprilere ağzımızı yırtacak kadar açıp gülmeyelim. Yani diyorum ki, emek-gücümüzü kiralayalım, paramızı alalım, gerisi yalan dolan..
Üye eleştirileri
-
2009-07-17 17:40:22 |Publisher| erkan
-
2009-07-15 16:33:34 |Administrator| AliOsman

Anlatılmak isteneni anlamak ve hak vermekle ile beraber, uzunca saatler beraber olduğumuz insanlar ile ilişkilerin çoğu bu maksatladır demek biraz ağır oluyor. Lakin öte taraftan , kendimle de çelişmeyi göze alarak, kanka olduğumuz insanların işten şu ya da bu sebeple ayrılması sonrasında kaç tanemiz kaç tanesi ile ilişkileri devam ettiriyoruz ? Aslında bu durum iş hayatı ve hayatın geri kalan kısmı ile ilgili ne kadar şizofrenik bir durumda olduğumuzun en iyi göstergelerinden biri. Çoğunlukla çift kişilikli yaşıyoruz.
Arkadaşlarının/Dostlarının 'kahrını' çekmek istemeyen liberalleşmiş insanlara bazen şunu söylerim : İşte patronunun, müdürünün kahrını çekiyorsun. Neden ? Aysonunda para alıyorsun. Ne kadar istiyorsan söyle ödeyeyim, benim de kahrımı çek. Kaldı ki benim yarattığım 'kahır' onlarınkinin yanında devede kulak kalır.
Dost edinme süresi diye bir şey yok. Lakin 3-5 yıldan önce de (hele hele işhayatında 5-10 sene) bir dost yaratmak pek mümkün görünmüyor. Adam bakıyorsun kıl kıytırık sebeplerden dostluğunu askıya alıyor, özen göstermiyor, ihmal ediyor... Öte yandan iş yerinde, 'normal hayatında' belkide selam bile vermeyeceği müdürünün derdini, stresini çekiyor. Bu mevzu çok parametreli bir denklem. Fakat mutlaka kafa yormak lazım.
Baştaki ifademe geri dönecek olursam, 9-10 saat beraber geçirdiğimiz insanlar ile öğle yemeğine gitmeyelim, ayaküstü çay-kahve içmeyelim... vs. benim tarzım değil. Ve doğru da bulmam. İş yerinde gizli ya da açık kimliğinle aktif ve sevilen biri olmak bence çok anlamlı ve yapılması gereken birşey. Bu elbetteki dangalaklıkları görmeme, garip şakalara gülme, müdür yalakalığı anlamına gelmez.
Sanırım benzer şeyleri düşünüyoruz. Ama ben kendi tarafımdan biraz açmak istedim.
-
2009-07-15 18:37:22 |SAdministrator| onder

Önemli bir konuya dikkat çekmişsin Ali Osman. Kesinlikle katılmakla beraber, üstüne üstlük farklı bir versiyonunu da ben ilave edeceğim. Hani demişsin ya;
Alýntý:Arkadaşlarının/Dostlarının 'kahrını' çekmek istemeyen liberalleşmiş insanlara bazen şunu söylerim : İşte patronunun, müdürünün kahrını çekiyorsun. Neden ? Aysonunda para alıyorsun. Ne kadar istiyorsan söyle ödeyeyim, benim de kahrımı çek. Kaldı ki benim yarattığım 'kahır' onlarınkinin yanında devede kulak kalır.
Benim varyasyonum da şöyle;Alýntý:İşte eşinin, sevgilinin kahrını çekiyorsun. Neden ? Hafta sonunda cinsellik alıyorsun. Ne kadar istiyorsan söyle ben de vereyim, benim de kahrımı çek.
Tabii örnek birebir oturmuyor. İşin içinde cinsellik girdiği için, ikinci kısmı uygulamak pek mümkün görünmüyor. ;-)
Ancak bu gene de önemli bir mevzu; eskinin devrimcileri de öyle miydi bilmiyorum ama post-modern zamanlarda şöyle ya da böyle kendini solcu diye tanımlayan insanlar aşırı ölçülerde evcümen oldu. Nerdeyse muhafazakar kesimlere benzer bir aile hayatı/özel hayat yüceltimi post-modern zamanlarla beraber gündeme geldi.
Özel hayat fetişizmi, başka dinamiklerle de birleşince sosyalist toplumsal ilişkiler/sosyalist toplumsal alan bütün cazibesini yitirdi.
Böyle bir toplumsal alan üzerinde teorinin ilahını icat etsen bi numara olmaz. Sorun çok daha derin dokularda yatıyor. Hep diyorum ya, yabancılaşma en temel marksist özeleştiri başlıklarından biridir. Ki yabancılaşmadan kastım da sadece ekonomi-politiğin meta fetişimzden kaynaklanan yabancılaşma da değildir..
Fırsat geldikçe vurgumu yapmaya devam edeyim; "Yeni Sol" talebinin yöneldiği, değişiklik, ötesine geçme vs aranan alanlar bu gibi alanlardır. Sosyalizmin teorisi değil, toplumsal varoluşu krizde.
Bunda iş hayatı fetişleştirmesi ne kadar sorumluysa, aile/özel hayat fetişletştirmesi de en az o kadar sorumludur.
Yorumlar
Ali Osman, dediklerine katılıyorum, ama bu yazıda konu yan masandaki iş arkadaşın değildi. Konu emek-gücünün temsilcisi ile sermayenin temsilcisinin sosyalleşme oyunudur. Yoksa öteki ile aynı kaderi paylaşıyoruz. Bu durum da, yukarıdaki dallardan birinde boşalan yere o seçilinceye kadar sürüyor.
Karışık mesele.. Görüngüler ne kadar ilişkisiz olsa da, özünde Herr Marks'ın bahsettiği fetişizm olduğuna inanıyorum.
Alıntı:
Benim varyasyonum da şöyle;Arkadaşlarının/Dostlarının 'kahrını' çekmek istemeyen liberalleşmiş insanlara bazen şunu söylerim : İşte patronunun, müdürünün kahrını çekiyorsun. Neden ? Aysonunda para alıyorsun. Ne kadar istiyorsan söyle ödeyeyim, benim de kahrımı çek. Kaldı ki benim yarattığım 'kahır' onlarınkinin yanında devede kulak kalır.
Alıntı:
Tabii örnek birebir oturmuyor. İşin içinde cinsellik girdiği için, ikinci kısmı uygulamak pek mümkün görünmüyor.İşte eşinin, sevgilinin kahrını çekiyorsun. Neden ? Hafta sonunda cinsellik alıyorsun. Ne kadar istiyorsan söyle ben de vereyim, benim de kahrımı çek.
Ancak bu gene de önemli bir mevzu; eskinin devrimcileri de öyle miydi bilmiyorum ama post-modern zamanlarda şöyle ya da böyle kendini solcu diye tanımlayan insanlar aşırı ölçülerde evcümen oldu. Nerdeyse muhafazakar kesimlere benzer bir aile hayatı/özel hayat yüceltimi post-modern zamanlarla beraber gündeme geldi.
Özel hayat fetişizmi, başka dinamiklerle de birleşince sosyalist toplumsal ilişkiler/sosya list toplumsal alan bütün cazibesini yitirdi.
Böyle bir toplumsal alan üzerinde teorinin ilahını icat etsen bi numara olmaz. Sorun çok daha derin dokularda yatıyor. Hep diyorum ya, yabancılaşma en temel marksist özeleştiri başlıklarından biridir. Ki yabancılaşmadan kastım da sadece ekonomi-politiğ in meta fetişimzden kaynaklanan yabancılaşma da değildir..
Fırsat geldikçe vurgumu yapmaya devam edeyim; "Yeni Sol" talebinin yöneldiği, değişiklik, ötesine geçme vs aranan alanlar bu gibi alanlardır. Sosyalizmin teorisi değil, toplumsal varoluşu krizde.
Bunda iş hayatı fetişleştirmesi ne kadar sorumluysa, aile/özel hayat fetişletştirmes i de en az o kadar sorumludur.
Arkadaşlarının/ Dostlarının 'kahrını' çekmek istemeyen liberalleşmiş insanlara bazen şunu söylerim : İşte patronunun, müdürünün kahrını çekiyorsun. Neden ? Aysonunda para alıyorsun. Ne kadar istiyorsan söyle ödeyeyim, benim de kahrımı çek. Kaldı ki benim yarattığım 'kahır' onlarınkinin yanında devede kulak kalır.
Dost edinme süresi diye bir şey yok. Lakin 3-5 yıldan önce de (hele hele işhayatında 5-10 sene) bir dost yaratmak pek mümkün görünmüyor. Adam bakıyorsun kıl kıytırık sebeplerden dostluğunu askıya alıyor, özen göstermiyor, ihmal ediyor... Öte yandan iş yerinde, 'normal hayatında' belkide selam bile vermeyeceği müdürünün derdini, stresini çekiyor. Bu mevzu çok parametreli bir denklem. Fakat mutlaka kafa yormak lazım.
Baştaki ifademe geri dönecek olursam, 9-10 saat beraber geçirdiğimiz insanlar ile öğle yemeğine gitmeyelim, ayaküstü çay-kahve içmeyelim... vs. benim tarzım değil. Ve doğru da bulmam. İş yerinde gizli ya da açık kimliğinle aktif ve sevilen biri olmak bence çok anlamlı ve yapılması gereken birşey. Bu elbetteki dangalaklıkları görmeme, garip şakalara gülme, müdür yalakalığı anlamına gelmez.
Sanırım benzer şeyleri düşünüyoruz. Ama ben kendi tarafımdan biraz açmak istedim.

Öğle yemeğine müdürle gitmemekten daha iyisi nedir? Hiç işe gitmemek
Ali Osman, dediklerine katılıyorum, ama bu yazıda konu yan masandaki iş arkadaşın değildi. Konu emek-gücünün temsilcisi ile sermayenin temsilcisinin sosyalleşme oyunudur. Yoksa öteki ile aynı kaderi paylaşıyoruz. Bu durum da, yukarıdaki dallardan birinde boşalan yere o seçilinceye kadar sürüyor.
Karışık mesele.. Görüngüler ne kadar ilişkisiz olsa da, özünde Herr Marks'ın bahsettiği fetişizm olduğuna inanıyorum.