BURASI TÜRKİYE Popüler

Kafası olmayan cesedi çöp konteynerında bulunan Münevver ile ilgili olarak İstanbul Emniyet Müdürü ile konuşan Ayşe Arman arasında şöyle bir diyalog geçiyor (Can Dündar'ın bugünkü köşesinden):

Celalettin Cerrah'ı Ayşe Arman arıyor:
"54 gündür aileye neden bilgi verilmediğini" soruyor.
Cevap:
"Ekiplerimi onlara yollamadığımı nereden biliyorsunuz?"
"Çünkü onlarla konuşuyorum" diyor Ayşe...
Cerrah soruyor:
"Kızlarını neden takip etmediklerini de söylediler mi size?"
Şaşırıyor Ayşe:
"Nasıl yani" diyor.
Bundan sonraki cümleler en hafif tabiriyle utanç verici:
"Sizin kızınız olsa, kaçta eve gelmesini istersiniz? Gece erkek arkadaşının evinde geç saatlere kadar kalmasına izin verir misiniz?"

Bu konuşmayı okuduktan sonra kendi kendime "Burası Türkiye" dedim. Burası Türkiye demek, burada her türlü kötü, iç yakan, anormal olay olabilir demektir. Yani

- Trabzon'da Andrea Santorro sadece bir rahip olduğu için öldürülebilir,

- Yüzünden insan sevgisinden başka bir şey okuyamadığınız Hrant Dink'i Marquez'in 'Kırmızı Pazartesi'sini tekrar eden bir şekilde bir suikastte kaybedebiliriz,

- Altı kişilik bir maganda çetesi sadece tecavüz için bir kadını saçlarından tutup yerlerde sürüyerek kaçırabilir,

- Başbakan, bütün halkını keriz yerine koyarak, "teğet de teğet" deyip durabilir,

- Kukla olduğunu bildiğim ama iplerini ekranların göstermediği İstanbul Valisi, Taksim'i işçilere çok görebilir,

- Kimsenin sallamadığı bir yarışma için yegane hüneri kalçaları olan yeniyetme popçu ülke ülke dolaşabilir,

- Oynanması doksan dakika süren bir futbol maçının yorumu, her televizyonda beş saat, her gazetede, on sütun sürebilir.

- Yenidoğan bebekler hastanede enfeksiyon kapıp onlarcası birarada ölebilir,

- Kadınların IQ'sunun yetmiş civarında olduğuna inanılarak, en dandik sabah kuşağı programları hazırlanabilir,

- Her bayram sektirmeden hiçbir tuhaflık yokmuş gibi en az yüz kişi trafiğe kurban gidebilir.

Bu bildik listenin dibini bulamayız. Birşeyleri değiştirmek için de yormayalım kendimizi, ama yapabileceğimiz bir şey var: Yatmadan önce, bir duayı tekrar eder gibi, "Burası Türkiye" cümleciğini tekrar edebiliriz yüz kere. Bu tekrarı bir ay yaptıktan sonra artık, her garip olay karşısında bu sözü söylemek bir refleks haline gelir, kendimizi çok daha çabuk toparlar hayatımıza devam ederiz. Mesela yolda yürürken son hızla bir minibüs, kaldırıma çıkıp önümüzde yürüyen adamı biçer, biz hemen yapıştırırız "Burası Türkiye" lafını. Korku, gerginlik bir anda yokolur. Hatta, adam son nefesini verirken, eğiliriz kulağına, "kardeş, hadi benimle beraber tekrar et. Burası Türkiye" deriz. Sonra iyi bir şey yapmış olmanın huzuruyla devam ederiz yolumuza. Biraz sonra, karşıdan gelen bir genç kızın kafasına cam düşer çerçevesiyle bilmemkaçıncı kattan. Kızcağız, kanlar içinde yerde yatarken, biz hemen etrafta olanlardan bir koro toparlayıp, la minör gamından "Burası Türkiye" şarkısını yerde yatanın gözünün içine bakarak seslendiririz. Akşam haberlerini okuyan spiker der ki "Tokat'ın nokta nokta ilçesinde, insanlar, temiz olmayan şebeke suyundan dolayı hastanelik oldular". Deriz ki "Burası Türkiye". Spiker ısrar eder:

- Beş yıl önce Boşadığı kocası Nalan K.'yı, "benden sonra nasıl evlenirsin" diyerek yirmi yerinden bıçakladı.

- Burası Türkiye

- Hastayı ambulansa götürürken sedyeden düşürdüler.

- Burası Türkiye

- Seçim gecesi, sadece ve sadece sandıkların bulunduğu yerlerde elektrik kesildi.

- Türkiye dedim ya

- Kadın programında, bir şahıs, uçmaya çalıştı. "Allah" diye nara atarak havalandı, 30 cm yükseldikten sonra, serbest düşüşe geçti.

- Lan oğlum, Türkiye diyorum, asabımı bozma.

Bu sözlerin kifayetsiz olduğu bir durumdur. Yapmanız gereken, spikerle kapışmaya devam etmek yerine hemen TV'yi kapatıp, ayda bin lira kira ödediğiniz, 70 metrekare evinizin, bir metrekarelik balkonuna çıkmak, kirli havayı içinize çekerek tekrarlamaktır: "Burası Türkiye"..

 

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (10)
  • guclu
    avatar

    Şunu unutmamak lazım: bu adamlar gerilla tarzı bir mücadele yürütüyorlar; yani ilerleyebildikleri mesafeye kadar ilerleyebildikleri sürece devam edecekler. Kurumlar arasında parça parça ele geçirme yönetemi uyguluyorlar. Ele geçirdikleri ya da böyle kabul ettikleri kurumları ise "dışarıya" karşı sonuna kadar savunuyorlar.

    Örnek vereyim: Mesela Emniyet ve THY'yi "kendilerinden" sayıyorlar. Hem gündelik konuşmalarında hem yayınlarında bu iki kuruma toz kondurmuyorlar. Aynı şekilde İBB'de toz kondrulmayan kurumların başında geliyor. Bu kurumları resmen ele geçirmiş durumdalar. Kendilerinden olmayan hiç kimsenin buralarda barınma hakkı yok. İBB'nin ihale süreçleri sadece ve sadece yeşil sermaye ile hallediliyor. THY'nin acentaları bilet paralarını Çalık'ın bankası olan Aktif Bank denen şubesi falan olmayan bir bankaya yatırılması için zorlanıyor. Emniyet zaten ortada.

    Sırada büyük mahkemeler, TCMB, SPK, Hazine falan var. Baklaım kim kazanacak?

  • onder
    avatar

    Buyrun bu da "entellektüel" muhafazakar Ali Bulaç'ın demeci. Yorumsuz:

    Alýntý:
    “BÜYÜK ölçüde buna katılıyorum, çünkü biz hem modernleşmeyi hem de bireyselleşmeyi yanlış algılıyoruz. Sınırsız ve denetimsiz bir özgürlük olarak
    algılıyoruz. Yani modern toplumda birey kendisi dışındaki kurumlara ve tehlikelere karşı savunmasızdır. Bu kurumların başında güvenlik teşkilatı gelir ancak her bireyin başına bir polis dikemeyiz. Eğitim kurumları da neyin doğru neyin yanlış olduğunu insanlara öğretmiyor. Durum böyle olunca ailenin, cemaatlerin, sivil toplum kuruluşlarının bireye sahip çıkması gerekir. Bu onların temel hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılması anlamına gelmez. Fakat bir ailenin çocuğunu takip etmesi, okulun vermediğini vermesi gerekir.”
  • guclu
    avatar

    Aşırı bile gelse, bu adamların bilinçlerinin bir yerinde bu var. Yani kadın-erkek ilişkisinin ancak dinin ve tutucu gelenekler içinde yaşanması. AKP'nin ve temsil ettiği zihniyetin billurlaşmış hali çeşitli vesilelerle "kıymetli" düşüncelerini kamuoyu ile paylaşan bürokratlar olsa gerek. Yani, hani yılbaşında doğal gaz zehirlenmesi sonucu hayatını yitirmiş genç insanların "yarı çıplak" olmasından bahseden, kafası bir yanda vücudu öte yanda bulunan genç bir kadın için gece geç saatlerde dışarıda olmasını söz konusu eden bürokratlar bunlar. Bu insanlar her ne hikmetse çoğunlukla yerlerini sapasağlam koruyorlar.

    Sırf Cerrah'ı yerinden edebilecek bir imza ve protesto kampanyası bile başlı başına önemli bir muhalif etkinlik olacaktır.

  • onder
    avatar

    Can Dündar'ın aktarılan "Azıcık Vicdan lütfen!" adlı yazısında bir cümle çok dikkatimi çekti:

    Alýntý:
    İnanın şüpheleniyorum artık:
    Acaba kimse kızını evden çıkarmasın, çıkaranlara da ibret olsun diye mi katilleri bulmuyorlar?



    Çok paranoyakça belki ama bu saptama gerçekten düşündürüyor insanı.

    Bu durum bana önümüzdeki yılların özgürlük mücadelesinde kadınların ne kadar büyük bir sorumluluk altında olduğunu hatırlattı.

    Genel politika alanında toplumu sindirmenin araçları belli. Bizden farklı olarak yeni egemenler iktidar çekişmesinin sadece klasik politika alanında değil belki ondan da önemli olarak günlük sıradan varoluş alanında da sürdüğünü biliyorlar. Kamusal alana yansıtmadan günlük hayattaki mikro iktidarlarını pekiştirmeye çalışıyorlar. Kanımca günlük hayat üzerindeki mikro iktidarı sağlamlaştırmanın yolunun da öncelikle kadınları sindirmekten geçtiğini görüyorlar. Aslında Türban tartışmasını biraz da bu açıdan okumak gerekiyor belki.

    Mehmet Özgür ile yaptığımız AKP'inin temsil ettiği kesimlerin modernist olup olmadığı tartışmasında, toplumun "lebenswelt"ini, günlük hayat içindeki "yaşam çevresini" değiştirmenin gündemde olduğunu söylemiştim. Kanımca bunun en önemli aşaması da kadını toplumsal hayatın, kamusal alanların tamamen dışında itmektir ya da bu alanlarda görüleceklerse bile sadece kendi kabul ettikleri formatta görünmesini istiyorlar.

  • onder
    avatar

    Ali Osman,

    Yorumunu çok beğendim. İçinde bulunduğumuz durumu Osmanlı'nın mirasına bağlamak çok mantıklı. Ancak şunu da sormalı: Osmanlı'nın belirleyici özelliği neydi?

    Osmanlı insanlık tarihini hatırı sayılır büyük imparatorluklarından biri. Diğer imparatorlukların kalıntıları birey olabilmiş özneler yaratbilmişken, neden Osmanlı yaratamamıştır.

    Bunun yanıtı bence İslam'ın oldukça muhafazakar yorumudur. Erkan'ın verdiği bütün örneklerin nerdeyse birebir bütün İslam ülkelerine uygulanabileceğini düşünüyorum. İslam'ın maalesef en tutucu, en hoşgörüsüz akımı egemen oldu.

    Düşünsene koca bir metropolün emniyet müdürü, gece başka bir yerde yattı diye bir genç kızı yargılayabiliyor. Kızınıza sahip olmazsanız bu tür sonuçlar kaçınılmazdır demeye getiriyor.

    Peki şu konsomatris kızın saçından sürüklenerek götürülüp tecavüz edilmesi nasıl bir mentalitenin ürünüdür?

    İşte makbul, iffetli bir kadın protipi vardır. Kocasının, babasının, abisinin dediğinden çıkmayan, erkeklerin bulunduğu ortamın uzağından bile geçmeyen. Bu profile uymayan kadın, bu toplumun kavrayışında af buyrulsun "o??*pu"dur. Dolayısıyla hayatta kalmak için mecburen konsomatrsilik yapacağına gitsin ölsün, intihar etmiyorsa demek ki "yolludur". Tecavüz edilmesi de, kıtır kıtır kesilmesi de vaciptir.

    Irak'taki intihar eylemcisi kadınlara öncesinde organize bir şekilde tecavüz edilmiş. Dolayısıyla onurlarını korumak için intihar etmelerinden başka "çare" bırakılmamış.

    "Honor Killing" diye wikipedia'ya bakın, bu çağdışı uygulamanın hala yürülükte olduğu bütün ülkeler istisnasız İslam ülkeleri.

    Ergenekon konusunda da CHP'li bir kadın milletvekili mükemmel bir saptama yaptı; Hukuk Devletlerinde Torba Dava olmaz. Herbir tikel olay ayrı ayrı davalar olarak ele alınır.

  • guclu
    avatar

    Ali Osman,

    Yunanistan çok enteresan bir vaka. Benim büyükler de oradan oldukları için de bana ayrıca çekici geliyor. İlk Çağlardaki demokrasi tecrübesi bir yana, Yunan ve Türkiye halklarının çok ciddi bir farklılığı var: Yunanlılar Osmanlı'ya isyan ederek kurulmuş ve kendi bağımsız, müstakil devletini kuran ilk halklardan birisi. Hatta 1789'un devamcısı olarak görülmüş ve döneminin romantik, liberal ve devrimci aydınlarının da göz bebeği haline gelmiş bir ülke. Türkiye ise, bırakın Osmanlı'nın reddini,tarihsel devamı olarak kuruldu. Cumhuriyet rejimi çok ciddi üst yapı reformları yoluyla önemli bir atılım gerçekleştirdiyse de mazinin etkilerini hep üzerinde taşıdı.

    Unutulmaması gereken bir diğer husus da Osmanlı'nın asla ve kat'a sömürgeleşmemesidir. Bir zamanlar yapılan "yarı sömürge" tahlinin bugünden bakınca gerçekçi olmadığını düşünüyorum. Osmanlı'nın "ezen ulusu" Türklerdi ve "ezilen ulusların" başlıcası olan Ermenilerin ne hale getirildiğini de biliyoruz. Konuyu dağıtmayayım, bir zamanlar kimin isyan geleneği varsa, onlar hala isyan etmeye devam ediyorlar. Dersim hep bir isyan yatağıydı mesela, hala da öyle. Rum ve Ermeniler gönderildikten sonra kalan bakiyeye mübadele sonucu öbür Türk/müslümanların gelmesiyle oluşan karışımın herhangi bir ayaklanmaya tevessül ettiği 1960-80 arası hariç hiç görülmedi. Yok bu ülkede öyle bir isyan geleneği falan.

  • AliOsman
    avatar

    Bu genel duyarsızlık için bir kaç noktanın altını çizmek isterim. İlki kültürel de sayılabilecek nedenler. Osmanlı'nın yöneten/emperyal bir devlet olmasından kaynaklı, altakilerin yarattığı/yaratılan 'Padişahım çok yaşa !' kültürü... Yani bu durum basitçe şöyle deşifre edilebilir sanırım : Genel olarak halk halinden memmun ve yönetenlere güveniyor. Ve geleceği için hemen hemen hiç kafa yormuyor. Çünkü onun adına bunu düşünenler var.

    Devletin ve yönetenlerin görece de olsa başarılı olmaları, muhalefetin gücünü azaltır. En yakın örnek AKP'nin seçildiği ilk dönemde yaptığı 'ataklar' gerek CHP, gerek sol kesimde ' adamlar çalışıyor arkadaş' duygusu uyandırmıştı ve süngüler düşmüştü. Osmanlı ile benzerlik ise başarılı olan bir devletin tebaasının tüm kontrolü devlet erkanına bırakmasıdır.

    İkinci durum, benzer coğrafyalar, kültürlerde olmamıza rağmen neden Yunan Halkı dünyanın en muhalif/duyarlı halklarından biriyken, hemen komşu halk neden bu kadar teslimiyetçi, bu kadar devletçi olmuştur ?

    Bunda eski Yunan'ın, demokrasinin beşiği olmasının katkısı büyük. Bir başka deyişle adamların milliyetçisi bile demokrat olmak durumda... Fakat en az bunu kadar önemli bir şey Yunanistan 1974 Cuntası sonrasında tekrar demokrasiye dönerken, Cunta-ABD yazışmaları ve her türlü belge dönemin iktidarı tarafından ifşa edildiği için Yunan sağcılarında bile ABD karşıtlığı mevcuttur. Demem o ki temcit pilavı gibi söylenip duran 12 Eylül ve tüm darbe/darbeciler ile hesaplaşma bir ülkenin siyasi kültürü açısından hayati önem taşıyor.

    Burada Ergenekon ile ilgili iki çift laf da etmeden geçemeyeceğim. İşin çivisini çıkarmasalardı, sulandırmasalardı yargılama süreci fena gitmiyordu. Ergenekon'a iki noktadan itirazım oldu. İlki, tamam demokrasi gelsinde, kimin için ve nasıl bir demokrasi getirilmeye çalışılıyor ? Yani Sınıfsal, ABD, BOP, Fetullah/AKP ekseni merkezli bir eleştiri. İkincisi, hesaplaşılması gereken şey sadece İslamcılara karşı girişilen darbe girişi mi ? Orada taş gibi 'girişim' falan da değil koçlar gibi duran 12 Eylül varken ve onca siyasi ve ahlaki deformasyon yapmışken, onca can acıtmışken, böyle bir şey hiç olmamış gibi ya da kerhen iki laf ile geçiştirilirken, kafayı bu kadar Ergenekon ile bozmaları, en basit haliyle samimi gelmiyor. Hadi yiğitseniz Ergenekon dosyası ile 12 Eylül'ü birleştirin !!! Ya da münferit olarak 12 Eylül'ü yargılayın... Önc Ergenekon sonra 12 eylül diyenler var. Kardeşim, Özgürlükçüyüz, demokratız da salak değiliz ! Liberal taraftan bakınca öyle mi görülüyoruz ?

  • didemgulmez
    avatar

    Gercekten cok guzel bir hiciv olmus. Tesekkurler Erkan. Keske anormallikler toplumumuzda kabul gormeseydi. Listene eklenmesi gereken o kadar cok abuk sabuk sey var ki her gun karsilastigimiz.
    Bir kadin gozuyle bakinca da enteresan seyler var. Namus cinayeti gibi. Bir genc gozuyle bakinca, Torpil ve kayirma var. Bunlar kabul edilemez seyler oldugu halde, herkes bir sekilde bu ahlaksizliklari yapip bunlari mesrulastiriyor. (Torpil degil, referans vs.)
    Guclu ve Onder onemli hususlara deginmis. Ozellikle mitinglere olan ilgisizlikle ilgili yasadigim bir olay var. Obama gelisi arifesinde TRde bulunuyordum ve annemle kadikoye gitmistik. Orada toplanan greenpeace'cilere annem ve ben saskinlikla baktik. Cok kalabalik degildi, cevredeki kimse de ilgilenmiyordu, destek vermiyordu. Biz pankartlarini gormeden, kim olduklarini ogrenmeden once annem soyle bir saptamada bulundu. 'Demek ki gercekten iyi bir sey icin toplanmislar. Eger oyle olmasaydi cevrelerinde binlerce saksakci bulunurdu' Maalesef icinde bulundugumuz duzen icinde annemin varsayimi dogrulaniyordu. Eger Tulin ve Caner (Evlenme programindan sohretlenenler) ya da yeniyetme bir pop sarkicisi (Kerem Cem'in basina gelmisti) olsaydi, binlerce kadin, coluk cocuk bir meydanda toplanirdi. Bu belki cogu yerde boyledir. Yurdum insani, Burasi Turkiye gibi kavramlara karsi savas acmak lazim. Normal olmayani normal gormemeliyiz.

  • onder
    avatar

    İşte muhafazakar severlere sinir olmamın en büyük gerekçesi de ülkenin bu tablosu. Ülkenin yüzlerce yıllık sağlam kökeni olan bu genel kültürünü görmezden gelip, salt militarist statükoya karşı çıkıyor diye o kültürün asli yaratıcısı anlayışı yüceltmeleri.

    Liste o kadar uzatılabilir ki..Bütün bu iğrençlikleri doğuran Kemalist statüko mu? Bu ülkenin en büyük problemi aslında bu kültürel iklim değil midir?

    1950'den beri ülkeyi bir kaç yıl hariç kesintisiz yönetmiş, gerici, muhafazakar sağ anlayış böyle bir kültürü bizzat beslemişken, şimdi kendi yarattığı enkazdan çıkaracak yegane aktörmüş gibi lanse ediliyor.

  • guclu
    avatar

    Maalesef tüm bu rezillikleri, buraya özgü olduklarına inandığımız ve değiştirilmelerinin de hemen hemen imkansız olduğunu kabul etmemiz nedeniyle, bir şekilde doğallaştırmış vaziyetteyiz. Bunların çok çok azı dahi normali bozacak aşırılıklar olarak algılanabilecekken, biz artık normal hale geldiklerini düşünüyoruz.

    Bana en tuhaf gelen hadiselerden birisi, nerdeyse onbeşte bir, ayda bir Kadıköy'de yapılan mitinglere zerre kadar ilgilenmeyen insan kitlelerinin varlığı. Ortalama insanımız, basit bir trafik kazası veya sokakta birbirine giren sarhoşların etrafında müthiş bir merakla büyük bir ilgi çemberi oluşturur. Ama gelin görün ki tam da şehrin ortasında yapılan Kadıköy mitinglerine kortejler halinde yürüyüşe katılanlar dışında bir Allah'ın kulu bile katılmaz, hatta dönüp de kafasını çevirip bakmaz dahi. Yahu arkadaşım, adamlar biryerlerini yırtıp bir şeyler bağırıyorlar, ellerinde renkli bir şeyler taşıyıp bir yerlere yürüyorlar, üstelik bütün mevzular da doğrudan seni ilgilendiriyor. Nasıl olur da bu kadar ilgisiz olmayı başarabiliyorsun. Tamam, katılma ama yahu dur da bir kaldırımda iki dakika bekle de izle bu insanları ne yapıyorlar. O da yok! Hani deseler ki korkularından ilgilenmiyorlar bu olaylarla, o zaman bu kadar manyakça cinayet, hırsızlık, sahtekarlık, linç, bu kadar kara cehalet, bu kadar cinsel açlık nasıl kimseyi korkutmuyor da bu kadar fazla üçüncü sayfa haberi oluşuyor? Biri bana anlatsın lo!!

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #10 Güçlü Kuvvetli 28-04-2009 17:37
Şunu unutmamak lazım: bu adamlar gerilla tarzı bir mücadele yürütüyorlar; yani ilerleyebildikl eri mesafeye kadar ilerleyebildikl eri sürece devam edecekler. Kurumlar arasında parça parça ele geçirme yönetemi uyguluyorlar. Ele geçirdikleri ya da böyle kabul ettikleri kurumları ise "dışarıya" karşı sonuna kadar savunuyorlar.

Örnek vereyim: Mesela Emniyet ve THY'yi "kendilerinden" sayıyorlar. Hem gündelik konuşmalarında hem yayınlarında bu iki kuruma toz kondurmuyorlar. Aynı şekilde İBB'de toz kondrulmayan kurumların başında geliyor. Bu kurumları resmen ele geçirmiş durumdalar. Kendilerinden olmayan hiç kimsenin buralarda barınma hakkı yok. İBB'nin ihale süreçleri sadece ve sadece yeşil sermaye ile hallediliyor. THY'nin acentaları bilet paralarını Çalık'ın bankası olan Aktif Bank denen şubesi falan olmayan bir bankaya yatırılması için zorlanıyor. Emniyet zaten ortada.

Sırada büyük mahkemeler, TCMB, SPK, Hazine falan var. Baklaım kim kazanacak?
Alıntı
 
 
0 #9 Önder Kurt 28-04-2009 16:53
Buyrun bu da "entellektüel" muhafazakar Ali Bulaç'ın demeci. Yorumsuz:

Alıntı:
“BÜYÜK ölçüde buna katılıyorum, çünkü biz hem modernleşmeyi hem de bireyselleşmeyi yanlış algılıyoruz. Sınırsız ve denetimsiz bir özgürlük olarak
algılıyoruz. Yani modern toplumda birey kendisi dışındaki kurumlara ve tehlikelere karşı savunmasızdır. Bu kurumların başında güvenlik teşkilatı gelir ancak her bireyin başına bir polis dikemeyiz. Eğitim kurumları da neyin doğru neyin yanlış olduğunu insanlara öğretmiyor. Durum böyle olunca ailenin, cemaatlerin, sivil toplum kuruluşlarının bireye sahip çıkması gerekir. Bu onların temel hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılması anlamına gelmez. Fakat bir ailenin çocuğunu takip etmesi, okulun vermediğini vermesi gerekir.”
Alıntı
 
 
0 #8 Güçlü Kuvvetli 28-04-2009 16:07
Aşırı bile gelse, bu adamların bilinçlerinin bir yerinde bu var. Yani kadın-erkek ilişkisinin ancak dinin ve tutucu gelenekler içinde yaşanması. AKP'nin ve temsil ettiği zihniyetin billurlaşmış hali çeşitli vesilelerle "kıymetli" düşüncelerini kamuoyu ile paylaşan bürokratlar olsa gerek. Yani, hani yılbaşında doğal gaz zehirlenmesi sonucu hayatını yitirmiş genç insanların "yarı çıplak" olmasından bahseden, kafası bir yanda vücudu öte yanda bulunan genç bir kadın için gece geç saatlerde dışarıda olmasını söz konusu eden bürokratlar bunlar. Bu insanlar her ne hikmetse çoğunlukla yerlerini sapasağlam koruyorlar.

Sırf Cerrah'ı yerinden edebilecek bir imza ve protesto kampanyası bile başlı başına önemli bir muhalif etkinlik olacaktır.
Alıntı
 
 
0 #7 Önder Kurt 28-04-2009 14:28
Can Dündar'ın aktarılan "Azıcık Vicdan lütfen!" adlı yazısında bir cümle çok dikkatimi çekti:

Alıntı:
İnanın şüpheleniyorum artık:
Acaba kimse kızını evden çıkarmasın, çıkaranlara da ibret olsun diye mi katilleri bulmuyorlar?
Çok paranoyakça belki ama bu saptama gerçekten düşündürüyor insanı.

Bu durum bana önümüzdeki yılların özgürlük mücadelesinde kadınların ne kadar büyük bir sorumluluk altında olduğunu hatırlattı.

Genel politika alanında toplumu sindirmenin araçları belli. Bizden farklı olarak yeni egemenler iktidar çekişmesinin sadece klasik politika alanında değil belki ondan da önemli olarak günlük sıradan varoluş alanında da sürdüğünü biliyorlar. Kamusal alana yansıtmadan günlük hayattaki mikro iktidarlarını pekiştirmeye çalışıyorlar. Kanımca günlük hayat üzerindeki mikro iktidarı sağlamlaştırman ın yolunun da öncelikle kadınları sindirmekten geçtiğini görüyorlar. Aslında Türban tartışmasını biraz da bu açıdan okumak gerekiyor belki.

Mehmet Özgür ile yaptığımız AKP'inin temsil ettiği kesimlerin modernist olup olmadığı tartışmasında, toplumun "lebenswelt"ini , günlük hayat içindeki "yaşam çevresini" değiştirmenin gündemde olduğunu söylemiştim. Kanımca bunun en önemli aşaması da kadını toplumsal hayatın, kamusal alanların tamamen dışında itmektir ya da bu alanlarda görüleceklerse bile sadece kendi kabul ettikleri formatta görünmesini istiyorlar.
Alıntı
 
 
0 #6 Önder Kurt 27-04-2009 20:05
Ali Osman,

Yorumunu çok beğendim. İçinde bulunduğumuz durumu Osmanlı'nın mirasına bağlamak çok mantıklı. Ancak şunu da sormalı: Osmanlı'nın belirleyici özelliği neydi?

Osmanlı insanlık tarihini hatırı sayılır büyük imparatorluklar ından biri. Diğer imparatorluklar ın kalıntıları birey olabilmiş özneler yaratbilmişken, neden Osmanlı yaratamamıştır.

Bunun yanıtı bence İslam'ın oldukça muhafazakar yorumudur. Erkan'ın verdiği bütün örneklerin nerdeyse birebir bütün İslam ülkelerine uygulanabileceğ ini düşünüyorum. İslam'ın maalesef en tutucu, en hoşgörüsüz akımı egemen oldu.

Düşünsene koca bir metropolün emniyet müdürü, gece başka bir yerde yattı diye bir genç kızı yargılayabiliyo r. Kızınıza sahip olmazsanız bu tür sonuçlar kaçınılmazdır demeye getiriyor.

Peki şu konsomatris kızın saçından sürüklenerek götürülüp tecavüz edilmesi nasıl bir mentalitenin ürünüdür?

İşte makbul, iffetli bir kadın protipi vardır. Kocasının, babasının, abisinin dediğinden çıkmayan, erkeklerin bulunduğu ortamın uzağından bile geçmeyen. Bu profile uymayan kadın, bu toplumun kavrayışında af buyrulsun "o??*pu"dur. Dolayısıyla hayatta kalmak için mecburen konsomatrsilik yapacağına gitsin ölsün, intihar etmiyorsa demek ki "yolludur". Tecavüz edilmesi de, kıtır kıtır kesilmesi de vaciptir.

Irak'taki intihar eylemcisi kadınlara öncesinde organize bir şekilde tecavüz edilmiş. Dolayısıyla onurlarını korumak için intihar etmelerinden başka "çare" bırakılmamış.

"Honor Killing" diye wikipedia'ya bakın, bu çağdışı uygulamanın hala yürülükte olduğu bütün ülkeler istisnasız İslam ülkeleri.

Ergenekon konusunda da CHP'li bir kadın milletvekili mükemmel bir saptama yaptı; Hukuk Devletlerinde Torba Dava olmaz. Herbir tikel olay ayrı ayrı davalar olarak ele alınır.
Alıntı
 
 
0 #5 Güçlü Kuvvetli 27-04-2009 19:29
Ali Osman,

Yunanistan çok enteresan bir vaka. Benim büyükler de oradan oldukları için de bana ayrıca çekici geliyor. İlk Çağlardaki demokrasi tecrübesi bir yana, Yunan ve Türkiye halklarının çok ciddi bir farklılığı var: Yunanlılar Osmanlı'ya isyan ederek kurulmuş ve kendi bağımsız, müstakil devletini kuran ilk halklardan birisi. Hatta 1789'un devamcısı olarak görülmüş ve döneminin romantik, liberal ve devrimci aydınlarının da göz bebeği haline gelmiş bir ülke. Türkiye ise, bırakın Osmanlı'nın reddini,tarihse l devamı olarak kuruldu. Cumhuriyet rejimi çok ciddi üst yapı reformları yoluyla önemli bir atılım gerçekleştirdiy se de mazinin etkilerini hep üzerinde taşıdı.

Unutulmaması gereken bir diğer husus da Osmanlı'nın asla ve kat'a sömürgeleşmemes idir. Bir zamanlar yapılan "yarı sömürge" tahlinin bugünden bakınca gerçekçi olmadığını düşünüyorum. Osmanlı'nın "ezen ulusu" Türklerdi ve "ezilen ulusların" başlıcası olan Ermenilerin ne hale getirildiğini de biliyoruz. Konuyu dağıtmayayım, bir zamanlar kimin isyan geleneği varsa, onlar hala isyan etmeye devam ediyorlar. Dersim hep bir isyan yatağıydı mesela, hala da öyle. Rum ve Ermeniler gönderildikten sonra kalan bakiyeye mübadele sonucu öbür Türk/müslümanla rın gelmesiyle oluşan karışımın herhangi bir ayaklanmaya tevessül ettiği 1960-80 arası hariç hiç görülmedi. Yok bu ülkede öyle bir isyan geleneği falan.
Alıntı
 
 
0 #4 AliOsman KOCAK 27-04-2009 18:52
Bu genel duyarsızlık için bir kaç noktanın altını çizmek isterim. İlki kültürel de sayılabilecek nedenler. Osmanlı'nın yöneten/emperya l bir devlet olmasından kaynaklı, altakilerin yarattığı/yarat ılan 'Padişahım çok yaşa !' kültürü... Yani bu durum basitçe şöyle deşifre edilebilir sanırım : Genel olarak halk halinden memmun ve yönetenlere güveniyor. Ve geleceği için hemen hemen hiç kafa yormuyor. Çünkü onun adına bunu düşünenler var.

Devletin ve yönetenlerin görece de olsa başarılı olmaları, muhalefetin gücünü azaltır. En yakın örnek AKP'nin seçildiği ilk dönemde yaptığı 'ataklar' gerek CHP, gerek sol kesimde ' adamlar çalışıyor arkadaş' duygusu uyandırmıştı ve süngüler düşmüştü. Osmanlı ile benzerlik ise başarılı olan bir devletin tebaasının tüm kontrolü devlet erkanına bırakmasıdır.

İkinci durum, benzer coğrafyalar, kültürlerde olmamıza rağmen neden Yunan Halkı dünyanın en muhalif/duyarlı halklarından biriyken, hemen komşu halk neden bu kadar teslimiyetçi, bu kadar devletçi olmuştur ?

Bunda eski Yunan'ın, demokrasinin beşiği olmasının katkısı büyük. Bir başka deyişle adamların milliyetçisi bile demokrat olmak durumda... Fakat en az bunu kadar önemli bir şey Yunanistan 1974 Cuntası sonrasında tekrar demokrasiye dönerken, Cunta-ABD yazışmaları ve her türlü belge dönemin iktidarı tarafından ifşa edildiği için Yunan sağcılarında bile ABD karşıtlığı mevcuttur. Demem o ki temcit pilavı gibi söylenip duran 12 Eylül ve tüm darbe/darbecile r ile hesaplaşma bir ülkenin siyasi kültürü açısından hayati önem taşıyor.

Burada Ergenekon ile ilgili iki çift laf da etmeden geçemeyeceğim. İşin çivisini çıkarmasalardı, sulandırmasalar dı yargılama süreci fena gitmiyordu. Ergenekon'a iki noktadan itirazım oldu. İlki, tamam demokrasi gelsinde, kimin için ve nasıl bir demokrasi getirilmeye çalışılıyor ? Yani Sınıfsal, ABD, BOP, Fetullah/AKP ekseni merkezli bir eleştiri. İkincisi, hesaplaşılması gereken şey sadece İslamcılara karşı girişilen darbe girişi mi ? Orada taş gibi 'girişim' falan da değil koçlar gibi duran 12 Eylül varken ve onca siyasi ve ahlaki deformasyon yapmışken, onca can acıtmışken, böyle bir şey hiç olmamış gibi ya da kerhen iki laf ile geçiştirilirken , kafayı bu kadar Ergenekon ile bozmaları, en basit haliyle samimi gelmiyor. Hadi yiğitseniz Ergenekon dosyası ile 12 Eylül'ü birleştirin !!! Ya da münferit olarak 12 Eylül'ü yargılayın... Önc Ergenekon sonra 12 eylül diyenler var. Kardeşim, Özgürlükçüyüz, demokratız da salak değiliz ! Liberal taraftan bakınca öyle mi görülüyoruz ?
Alıntı
 
 
0 #3 didemgulmez 27-04-2009 18:50
Gercekten cok guzel bir hiciv olmus. Tesekkurler Erkan. Keske anormallikler toplumumuzda kabul gormeseydi. Listene eklenmesi gereken o kadar cok abuk sabuk sey var ki her gun karsilastigimiz .
Bir kadin gozuyle bakinca da enteresan seyler var. Namus cinayeti gibi. Bir genc gozuyle bakinca, Torpil ve kayirma var. Bunlar kabul edilemez seyler oldugu halde, herkes bir sekilde bu ahlaksizliklari yapip bunlari mesrulastiriyor . (Torpil degil, referans vs.)
Guclu ve Onder onemli hususlara deginmis. Ozellikle mitinglere olan ilgisizlikle ilgili yasadigim bir olay var. Obama gelisi arifesinde TRde bulunuyordum ve annemle kadikoye gitmistik. Orada toplanan greenpeace'cile re annem ve ben saskinlikla baktik. Cok kalabalik degildi, cevredeki kimse de ilgilenmiyordu, destek vermiyordu. Biz pankartlarini gormeden, kim olduklarini ogrenmeden once annem soyle bir saptamada bulundu. 'Demek ki gercekten iyi bir sey icin toplanmislar. Eger oyle olmasaydi cevrelerinde binlerce saksakci bulunurdu' Maalesef icinde bulundugumuz duzen icinde annemin varsayimi dogrulaniyordu. Eger Tulin ve Caner (Evlenme programindan sohretlenenler) ya da yeniyetme bir pop sarkicisi (Kerem Cem'in basina gelmisti) olsaydi, binlerce kadin, coluk cocuk bir meydanda toplanirdi. Bu belki cogu yerde boyledir. Yurdum insani, Burasi Turkiye gibi kavramlara karsi savas acmak lazim. Normal olmayani normal gormemeliyiz.
Alıntı
 
 
0 #2 Güçlü Kuvvetli 27-04-2009 16:45
Maalesef tüm bu rezillikleri, buraya özgü olduklarına inandığımız ve değiştirilmeler inin de hemen hemen imkansız olduğunu kabul etmemiz nedeniyle, bir şekilde doğallaştırmış vaziyetteyiz. Bunların çok çok azı dahi normali bozacak aşırılıklar olarak algılanabilecek ken, biz artık normal hale geldiklerini düşünüyoruz.

Bana en tuhaf gelen hadiselerden birisi, nerdeyse onbeşte bir, ayda bir Kadıköy'de yapılan mitinglere zerre kadar ilgilenmeyen insan kitlelerinin varlığı. Ortalama insanımız, basit bir trafik kazası veya sokakta birbirine giren sarhoşların etrafında müthiş bir merakla büyük bir ilgi çemberi oluşturur. Ama gelin görün ki tam da şehrin ortasında yapılan Kadıköy mitinglerine kortejler halinde yürüyüşe katılanlar dışında bir Allah'ın kulu bile katılmaz, hatta dönüp de kafasını çevirip bakmaz dahi. Yahu arkadaşım, adamlar biryerlerini yırtıp bir şeyler bağırıyorlar, ellerinde renkli bir şeyler taşıyıp bir yerlere yürüyorlar, üstelik bütün mevzular da doğrudan seni ilgilendiriyor. Nasıl olur da bu kadar ilgisiz olmayı başarabiliyorsu n. Tamam, katılma ama yahu dur da bir kaldırımda iki dakika bekle de izle bu insanları ne yapıyorlar. O da yok! Hani deseler ki korkularından ilgilenmiyorlar bu olaylarla, o zaman bu kadar manyakça cinayet, hırsızlık, sahtekarlık, linç, bu kadar kara cehalet, bu kadar cinsel açlık nasıl kimseyi korkutmuyor da bu kadar fazla üçüncü sayfa haberi oluşuyor? Biri bana anlatsın lo!!
Alıntı
 
 
0 #1 Önder Kurt 27-04-2009 16:34
İşte muhafazakar severlere sinir olmamın en büyük gerekçesi de ülkenin bu tablosu. Ülkenin yüzlerce yıllık sağlam kökeni olan bu genel kültürünü görmezden gelip, salt militarist statükoya karşı çıkıyor diye o kültürün asli yaratıcısı anlayışı yüceltmeleri.

Liste o kadar uzatılabilir ki..Bütün bu iğrençlikleri doğuran Kemalist statüko mu? Bu ülkenin en büyük problemi aslında bu kültürel iklim değil midir?

1950'den beri ülkeyi bir kaç yıl hariç kesintisiz yönetmiş, gerici, muhafazakar sağ anlayış böyle bir kültürü bizzat beslemişken, şimdi kendi yarattığı enkazdan çıkaracak yegane aktörmüş gibi lanse ediliyor.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile