Makaleler Bütün Yazılar Makale Guncel TARİH BABA İŞİNİ BİLİR Mİ?
 

TARİH BABA İŞİNİ BİLİR Mİ? Popüler

Tarih Baba işini bilir derler. Gerçekten bilir mi? Biliyorsa şu aklıma gelen soruları bir yanıtlasa fena olmaz:

1. Neden Saadet Partili Bekaroğlu, Kılıçdaroğlu’ndan daha solda gözükmektedir gözüme? Yoksa Numan Kurtulmuş da Baykal'dan daha solcu mudur? Bu böyle ise ne zaman olmuştur, bu olurken ben nerede imişimdir?

2. Türkiye’de (şu kıçıkırık haliyle) varolan demokrasiyi savunmak neden Doğan Yayın Holding’e kalmıştır?

3. İslamcı bir parti nasıl demokrasi havarisi olmakta ve böyle kabul edilmektedir? Hadi onlar kendini havari sanmaktadır, bizler neden buna inanmaktayız? Bunlar havari ise Mesih kimdir, neden bu kadar gecikmiştir?

4. Murat Belge, sosyalist midir? 1844 elyazmalarını çeviren Murat Belge ile Taraf’ta yazan Murat Belge aynı kişi midir?

5. Deniz Baykal, seçim konuşmalarında neden bir kerecik olsun İşçi Sınıfının sorunlarından bahsetmemiştir? “Asgari ücret, insanca yaşamak için yeterli değildir” gibi bir cümle neden ağzından çıkmamıştır? Yoksa bu, sınıf tahakkümüne mi girmektedir?

6. Neden bu ülkede kişi başına iki sosyalist parti düşmektedir?

7. Darbe girişimine kafayı takan, Türkiye’yi bulduğundan daha demokrat bırakmaya ahdetmiş hükümet, neden darbelerin ağababası 12 Eylül’ü es geçmektedir? Yoksa AKP’nin gayrımeşru babası Kenan Evren midir ve babaya el kaldırmak günah mıdır?

8. Erkekler takmadığı halde başörtüsü neden bir erkek sorunu olmuştur?

9. “Sofradaki yeri öküzümüzden sonra gelen” bizim kadınlarımız, başörtüsü sorununu, neden dayak, taciz, bireyleşememe, mal yerine konma, iş yerinde ayrımcılık gibi birsürü sorunu varken en son sıraya koymamaktadır?

10. Eskilerden bir soru: Bir zamanlar, aşırı milliyetçi sağ parti lideri Türkeş’in, Demokratik Sol Parti lideri Ecevit’i faşistlikle suçlaması senin bir şakan mıdır?

11. Sosyalizm, bütün iktisadi çözümlemeleri bir yana bırakarak, herkesten yeteneğine göre almak ve herkese ihtiyacına göre vermek ise, bizim sosyalistler neden bu en asgari müşterekte birleşememektedirler?

12. Sermayenin en yeşili, bizim ihtiyar laik sermayeyi yenmekte midir? Durum kaç milyar dolara kaç milyar dolardır? Maç daha kaç yıl sürecektir?

13. Bir Mayıs’ta Taksim’e gidersem dayak yeme ihtimalim nedir?

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (13)
  • onder
    avatar

    Fetekoş,

    Bir önceki tartışmayı "fazla katılım olmadığına göre herhalde bu tür konular kimsenin umrunda değil, dolayısıyla siteyi ikili tartışmayla domine etmiş olmayalım" diye kesmiştim ama o tür tartışmalar yapılmayınca yerine başkaları da yapılıyor değil..O yüzden herhalde ikili falan da kalsa tartışmaları sürdürmek daha iyi son tahlilde..Hiç olmazsa iki kişi olarak birbirimizin düşüncelerini etkileriz..

    Bir konuda çok haklısın;

    Alýntý:
    Benim derdim, Marxismi kapitalizme karşı yalnızca bir ahlaki meydan okumaya indirgeyen, onu sistemin tüm hücrelerine bir saldırı olarak göremeyen zihniyetle.



    Ahlaki boyut asla dışlanamaz (ahlaki öğretiler olarak dinlerin gücünü düşün) ancak Marksizm tabii ki asla bir ahlaki protesto değildir son derece somut maddi çözümlemeleri vardır. Ancak -şahsen kimde böyle sadece ahlaki protestoya indirgeme eğilimi görüyorsun bilmiyorum ama diyelim ki var böyle bir pozisyon- bu ahlaki indirgemeci ekstreme ucun karşıt ucu nedir: "Bilimsel" marksizm. Yani Marksizm fizik gibi kesin bilimsel yasalarla belirlenmiş, tarih/zaman ötesi evrensel "yasalar"lar belirlenmiş, aşkın, mutlak bir teoridir..Nasıl yerçekimi yasası zamana göre değişmezse Marksizmin yasaları da değişmez..Şimdi senin benim Marksizmin kendini yenileyen özünün farkında olmamızı geçelim şunu soralım: Türkiye sosyalistlerinin genel tahayyülünde Marksizm böyle sürekli kendini yenileyen, dönüşen bir teori gibi mi algılanır yoksa benim tasvir ettiğim gibi zaman ötesi evrensel bir bilim olarak mı? İkinci şık her zaman daha kolaydır; "ben bilimsel bir teorinin şaşmaz ilkelerinin savunucusuyum" der çekilir oturursun bir kenara (figüratif konuşuyorum). Bir örnek vereyim;

    Mesala klasik marxsimin temellerinden biri olan diyalektik materyalizm konusunda ne düşünüyoruz? Hala geçerli mi? Diyalektik materyalizmi tartışabilmek bile neleri gerektirir farkında mıyız? Ama işte tez, anti-tez, sentez üçlemesi öğrenildi mi başka bir düşünsel faaliyete gerek kalmaz..Toplumdaki sınıfsal çelişkiler bile diyalektiğin evrensel olduğunu kanıtlamaz mı? İşte tez olarak sermaye vardır, anti-tez olarak emek vardır, bunların diyalektik kavgası yeni bir toplumu doğurur..Engels "Doğanın Diyalektiği"nde insanlığın şimdiki fizik bilgilerine göre resmen çocukca sayılacak uslamlamalara girişir, doğada bile her yanda diyalektiğin nasıl iş başında olduğunu göstermek için..İşte pozitif yüklü protonlar vardır, karşısında negatif yüklü elektronlar vardır bu da diyalektiğin olduğunu kanıtlar..Ama şimdi quantum fiziği göstermiştir ki onlarca başka atom altı parçacığı vardır ve bunların etkileşimi bir diyalektik ikili mantıkla açıklanamaz..Bizim bilimsel diyalektik materyalizmimiz binlerce yıllık kadim manikeizm'in iyi ile kötünün savaşının bir adım ötesine geçemez. Bugün en temel felsefeye giriş kitabı ya da herkes için quantum fiziği türü kitap okuyan biri diyalektiğin sonuna kadar savunulamayacağını bilir..Toplum ve doğa böyle sığ iki kutupluluk üzerinden işlemez. Aktif olarak karşılıklık etkileşim içinde olan onlarca güç vardır..Hal böyleyken hadi gel bu ülkenin tipik bir sosyalistine diyalektiği biraz sorunsallaştıralım yahu de bakalım, nasıl bir tepki alıyorsun..Alışkanlıklar rahatlatıcıdır..Diyalektik düşünmek de fazla yormaz insanı..Bir iyi vardır bir de kötü..Bunlarında savaşında pozisyon almaktır politika..Daha detaylı düşünmene gerek kalmaz..Böylece Marksizm mistifiye edilir ve politika da Marksizm adı altında marksizmle alakası olmayan sıradan rutinler olarak icra edilir.

    Bir başka örnek de "Emek/değer Teorisi". Sosyalist camiada haşa kim emek/değer teorisini sorgulamaya cesaret eder?

    Emek/değer teorisinin marksizmdeki inanılmaz önemini kim yadsıyabilir..Okudukça görüyorum "zavallı" Marx inanılmaz kafa patlatmış, binbir açmaz (aporia) ile karşılaşmış. Tutarlı bir emek teorisi oluşturacağım diye Ne büyük düşünsel işkenceler çekmiş olduğunu Negri ortaya koyuyor. Ve karşımıza tek bir Marx değil bir kaç tane Marx çıkıyor. Yeni öğrendim Grundrisse'deki Marx Kapital'deki Marx'tan çok farklı. Keza Kapital'in yayınlanmamış efsanevi bir 6.bölümü var. Burda da çok farklı bir Marx var. Keza 1844 Elyazmaları'ndaki Marx da çok farklı..Bütün bu farklı Marx'lar onun nasıl devasa bir yükün altına girdiğini, süreç içinde düşüncesinin nasıl farklı aşamalardan geçtiğini gösteriyor. 40 küsür yıllık teorik yaşamında bu kadar gidip gelen bir Marx 20.yüzyılı katedecek kadar yaşasaydı ne gibi aşamalardan geçerdi? Dönüşümü durur muydu, kaç tane daha farklı marx görürdük? Bütün bunlar neyi gösterir? Marxism asla kapanmış bir üst anlatı değildir..Peki bizim sosyalistler öyle mi algılar? Bence değil..Onlar için Marxism bitmiş, kapanmış dört dörtlük bir teoridir..Bütün yapılması gereken uygulamaktır..

    Emek/değer teorisine dönelim. Bizim solcumuz emek/değer teorisi deyince ne anlar: Artı-değer. Kapital'in sosyalistler arasında okunma yüzdesi nedir sence? Kapital okunmamıştır, zira okunması da gerekmez. Hızlı bir devrimci arkadaş bana açık açık Marx'ın iktisadi eserlerinden ziyade politik eserlerini tercih ettiğini, Kapital'den ziyade "Alman ideolojisi"ni daha çok önemsediğini söylemişti..Sanki manavdan armut değil de elma almayı tercih ediyorsun. Sanki bir teori bütünü tek bir unsuru ile kavramak mümkünmüş gibi..Türkiye sosyalisti Kapital'deki çözümlemeleri bilmez ama onun matıki sonucu olan şeyi bütün politik programını belirlemek için kullanır..Sermaye'nin artı-değer'e el koyduğu bilgisi yeterlidir..Kapital adlı eser sömürü denen birşey olduğunu, artı-değer'e kapitalist tarafından el konduğunu kanıtlar, bu da bizim direniş örgütlememiz için yeterlidir..Mantık bu mu değil mi? Peki ya artı-değer teorisinde radikal açmazlar (aporia'lar) varsa?

    Şimdi Negri'nin "Time For Revolution" adlı kitabını okuyorum. Adamın temel derdi bu. Kapital'da analiz edildiği şekliyle emek/değer teorisi bugünün emek/değer süreçlerine sonuna kadar uygulanamaz, uygulamaya kaltığında pekçok açmazla karşılaşırsın diyor..İnsanı derin bir umutsuzluğa sevk edecek kadar kompleks argumantasyonlara giriyor..Çok zor olduğunda değil umutsuzluk, bunları kavrayıp pratik politik alana sokmanın bu ülkede ne kadar imkansız olduğunu görmekten kaynaklanan yılgınlık yüzünden yaşanan bir umutsuzluk bu..Egemen sosyalist kavrayış için artı-değer diye bir nosyonun olması yeterlidir..Ama dedim ya, peki ya bu artı-değer nosyonunu doğuran analizlerde çok ciddi ve kompleks açmazlar varsa? (ha bu arada bu açmazların olması Negri için kötü birşey değil tam aksine yeni bir düşünsel dinamizme vesile olan yaratıcı dinamiklerdir) Aman canım bunlar pratik politika alanında etkisi çok fazla olmayan teorik, akademik detaylar diye geçiştirilebilir mi? mümkün değil..Zira Marxist politikanın bütün diğer düzlemlerinin belirlendiği ana kaynaktır emek/değer teorisi, bütün bir muhalefet paradigmasının çıktığı kaynaktır..Mesala neden devrimci özne veya kollektif toplumsal fail olarak İşçi Sınıfı belirlenmiştir? Keyfiyetten mi? Yani Marx şöyle bir bakmış, "en kalabalık kesim bunlar hadi bunları devrimci özne olarak atayayım mı" demiştir? Tabii ki hayır.."İşçi sınıfı devrimci öznedir" saptamasının yegane kaynağı emek/değer teorisidir..Tekrar o sorumuzu soralım; peki ya senin bütün politik programını, devrimci özne adayını belirleyen emek teorisinde çok önemli açık noktalar varsa? Bu bütün bir mücadele perspektifini radikal bir biçimde gözden geçirmeyi gerektirmez mi?.

    Negri'nin çok ciddi bir felsefi birikim gerektiren kompleks analizlerini kollektif olarak tartışabilmemiz çok zor görünüyor..Böylesi bir adanmışılığı gösterecek ve ayıracak zamanı olan pek az insan var..Ha burdan "ben anladım" anlamı çıkmasın..Adamın, yani Negri'nin meramı nedir flu bir şekilde hissedebiliyorum ama anladım diyebilmekten çok uzağım..Ancak şunu hissedebiliyor insan, ki bunu Negri'yle tanışmadan çok daha önce kendim bir mühendis olarak çalışmaya başladığımda hissetmiştim; Marx'ın analiz ettiği şekliyle emek teorisi bütün emek süreçlerini kapsayıcı olamaz..Sorardım kendime; bir mühendis olarak benim emek zamanımın ne kadarı ücret olarak ödeniyor, ne kadarı artı-değer üretimine gidiyor diye..Benim mühendis emeğime uygulayamıyordum..Zira "prangalarımdan başka kaybedecek birşeyim yok" da diyemiyordum..

    Negri'nin de o karmaşık analizlerinde aslında göstermeye çalıştığı iş hayatı içinde olan herkesin aklına gelebilecek bu tür şeyler..

    Bütün karmaşıklığına rağmen, Negri'nin temel itiraz noktasını özetlemeye biraz cüret edeceğim (zaten bu konuda bir yazı da planlıyorum): Negri'nin temel itiraz noktası şu merkezi "soyut emek" kavramı.

    Malum Marx der ki; farklı emek türleri için geçerli olacak bir değer teorisini yapabilmek ve emeğin değer yaratıcı niteliğini evrensel olarak ölçebilmek için ortak bir ölçüye gerek vardır. Nasıl elma ile armut karşılaştırılmazsa, otomobil işçisi ile maden işçisinin de emekleri karşılaştırılamaz, aynı ölçüyle teraziye vurulamaz..Bu farklı emek tiplerinin değer yaratıcı niteliklerinin ortak ölçüsü homojen bir "soyut emek"tir der. Soyut emek nasıl belirlenir: üretim araçlarının o anda ulaşmış olduğu genel üretkenlik seviyesine göre bir "toplumsal olarak geçerli ortalama emek"e göre. İşte bunun adı soyut emek'tir..Soyut emek bilimsel teknik gelişmelere göre sürekli yeniden belirlenir..Buna göre örneğin bir otomobilin veya bir televiyonun değeri, ortak bir ölçüte yani "soyut emek" kategorisine göre belirlenir. Otomobil o anda geçerli soyut emek ölçeğine göre "500 saat emek zamanı değerindedir, Tv ise 100 saat emek zamanı değerindedir" denir. İşte bu noktada çok ilginç bir durum çıkıyor; bütün değerin ölçütü olarak "zaman" beliriyor. Felsefe ile az buçuk haşır neşir olmuş biri de bilir ki "zaman" mefhumu en temel felsefi sorunsallardan biridir..Negri burdan kompleks bir "zaman" analizlerine geçer ve bütün değerin ölçütü olarak zaman'ın (homojen emek zamanın) ortaya çıkmasının yarattığı açmazlarla boğuşur..Felsefe tarihi boyunca Zamanın materyalist bir kavranışının ne kadar zayıf kaldığına vurgu yapar vs.vs..

    Neyse bu soyut emek dolayısıyla çıkan kompleks zaman teorisini tartışmaya açmak değil derdim..asıl derdim ve göstermeye çalıştığım şey şu; Sosyalistler olarak bütün kavrayışımızı, bütün mücadele pratiklerimizi belirlemiş olan, bunların asli kaynağı olan değer teorisi, hiç de öyle çantada keklik kesin bir bilgi, sorgusuz sualsiz olduğu gibi kabul edilecek birşey değil..Bu o kadar bela bir konu ki sadece 19. yüzyıl Marx'ı açıklayamaz, her yüzyılda hatta her onyılda bir marx gerekirdi..Batı idealist felsefesi 3 aşağı 5 yukarı Plato ve Aristo tarafından ilk kez ortaya atılmış sorularla 2500 yıldır uğraşmış durmuş: Varlık nedir, varoluş nedir, zaman nedir, tek bir töz mü var yoksa birden fazla töz mü var, aşkın/zaman ötesi bir bilgi alanı var mıdır yoksa bilgi sadece ampirik deneyimden mi çıkar vs.vs..Bütün filozoflar bunların etrafında dolanmış durmuş..İşte değer teorisi de böylesine marxistlerin üzerinde tartışıp duracağı bir meseledir..Bu öyle fantezi bir entellektüel gevezelik meselesi değil..Emek/değer teorisine yaklaşımın bütün bir mücadele hattını belirler..19.Yüzyıl Marx'ının analiz ettiği manchester tarzı fabrika işçisi emek/teorisinin teorisinin yegane nesnesidir dersen, mücadeleni de atıyorum sendikalist olarak kurgularsın, "devrimci" kurumların da, hiyerarşik, merkezi bir parti, örgüt olur..Ama buna karşın emek/değer teorisini farklı yönleriyle sorgulamaya başlarsan, henüz olmayan farklı mücadele pratiklerinin olanaklılığını düşünmeye başlarsın..Toplumda temel devrimci özne sadece fabrika işçisi değil, hizmet sektörü işçisi, entellektüel, bilimsel emekçidir de dersen, şimdiye kadar egemen olandan bambaşka bir mücadele hattı çizmek zorunda kalırsın..

    Şimdi soruyorum, Türkiye'de böyle bir iradeyi, böyle muazzam bir heyacanı yaşatacak bir politik hareket görebiliyor musun? Türkiye sosyalistleri kendileri tarafından belirlenmemiş olan aktüel politik gündemin kuyruğuna takılıp ona yönelik iki kelam laf ettiği zaman görevini yapmış varsayıyor kendini..İşte Ergenokon'du, Laiklik tartışmalarıydı, kürt meselesiydi, ermeni meselesiydi derken o anda ne tartışılıyorsa onun hakkında "politika üretmiş" olmayı yeterli sayıyor..Çok değil 5 yıl sonra dünyanın ve Türkiye'nin nerde olacağına dair tek bir ögörüsü yok..

    Türkiye sosyalistlerini bugün tanımlayan teorik öncüller nelerdir diye sorunca cevap verebiliyor muyuz? Gerçekten tanımlayıcı hangi teorik ayrımları çizebiliyoruz? İşte nedir: Türkiye sosyalist hareketi AB'ye ve emperyalizme karşıdır, neo-liberal politikalara karşıdır, emek yanlısı politikaları benimser..Elimizde olan bütün "teorik" veriler bunlar.

    İşte bu..var mı daha ötesi? (hareket bazında konuşuyorum kişiler bazında değil)..Mesala TKP var, ÖDP var, EMEP var vs. Bunlar hangi teorik konularda uzlaşamaz da ayrı yapılar olarak çıkar? Koyabilecek olan var mı? Eskinin tabiriyle nedir bunların 2009'un dünyasında Türkiye tahlilleri (günümüze uyarlarsak nedir bunların dünya tahlilleri?)

    Lenin çok erken bir tarihte, içerik olarak olmasa bile kapsam olarak muazzam tuğla kadar kalın, binlerce istatistikle dolu bir kitap yazıyor: "Rusya'da Kapitalizmin Gelişmesi". Niye yazıyor bu kitabı?
    "Rusya'da kapitalizm henüz yerleşemediği dolayısıyla yeteri kadar güçlü bir işçi sınıfı olmadığı için devrimin proleter değil burjuva içerikli olması gerekli" şeklindeki menşevik tezine karşı sosyalist devrimi savunan bolşevik tezi kanıtlamak için..Yani bizde olsa "kardeşim bu böyledir, uysa da uymasa da" diye geçiştirilecek tek birşeyi, "hayır Rusya'da yeteri kadar bir kapitalizm vardır" tezini kanıtlamak için böylesi yoğun bir çalışmaya gidiyor ve Bolşevik bir duruşun teorisini yapıyor.

    Örneği vermemdeki amaç şu; Bir hareket/parti işte böyle olunur, kendini işte böyle ortaya koyar..Var mı 1980 sonrası benzer bir Türkiye/Dünya tahlili tapan sosyalist hareket Türkiye'de? Yani "kardeşim bak ben dünyada şunların olup bittiğini düşünüyorum, sen de bu yönde düşünüyorsan gel partimize" diyebiliyorlar mı? Hayır..
    Kuşkusuz kimseyi Lenin olamadıkları için suçlayamayız..Ama bu yönde karınca kararınca da olsa düzenli, disiplinli bir yaklaşım var mı? Eskiden iyi kötü vardı; bir Maocu gelenek vardı, bir Sovyetik, bir Hocacı, bir Doktorcu falan..Bunların bazıları devrim kırdan başlayacak, bazıları şehirden başlayacak derdi..İyi kötü bu bir teorik pozisyonu dile getirirdi..Peki şimdi kim nasıl bir teorik pozisyona sahip biliyor muyuz?

    Ne diyorlar peki? Bir parti olarak çıkmayı nasıl meşrulaştırıyorlar? "Ya işte dar günler için bir köşede iyi kötü bir örgütün olması iyidir..Şu konjüktürde maddi koşullar olgunlaşmamış durumda ama illa ki 3 vakte kadar çelişkiler keskinleşecektir, o zaman geldiğinde hazır olmamız gerekir". Bütün argümantasyonları bu..Eeh peki hadi o vakitler geldi diyelim, insanlara ne vaat edeceksin, nasıl bir dünya kurgusu koyacaksın, hadi diyelim iyi kötü birşeyler söyledin ve insanlar da inandı ve hatta velev ki hadi diyelim devrimi de yaptın, iktidar merkezini de ele geçirdin..Ya sonra? Var mı bir açılım? Ha işte bu noktada uzun zamandır aklımda olan, şu yarım kalmış tartışmamızda yönelttiğin bir soruna cevap vermek için de bağlam oluşmuş oldu böylece. Sorun şuydu:

    Alýntý:
    “Üretici güçlerin sorunsallaştırılması” nın ne demek olduğunu bilmiyorum, hiç rastlamadım bu deyime ya da gözden kaçırmış olmalıyım. Kolaycılık olmasın diye biraz araştırdım ama bir şey öğrenemedim. Bu nedenle önerin hakkında bir fikrim yok.



    Burda şunu kastediyordum: Klasik marksist teoriye göre feodalizmi yel değirmeni, kapitalizmi buhar makinesi, sosyalizmi de elektrifikasyon tanımlar. Yani sosyalizm insanlığın üretici güçlerinin gelişimindeki bir sonraki aşamadır. Kapitalizm üretici güçlerin gelişiminin önünü açar ama bir süre sonra artık daha fazla geliştiremez..Çünkü üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet buna engel olur..Sosyalizm üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti kaldırarak üretici güçler üzerindeki boyunduruğu kaldırır..Yani sonuç itibariyle sosyalizm kapitalizmin mutlak bir reddi, radikal biçimde farklı bir toplumsal düzen olarak değil, kapitalizmin zorunlu devamı, ardışık sonraki aşaması gibi algılanır..yani sosyalizm sonuç itibariyle bir başka iktisadi büyüme, üretici güçleri geliştirme projesidir..Yani tıpkı kapitalizm gibi Modernizmin/Aydınlanmanın çocuğudur..Üretici güçleri soprunsallaştırmak derken kasettiğim buydu..Düşük bir ifade olmuş..Bulamaman doğal...Yani sosyalistler olarak sadece üretim süreçleri üzerine politika yapmakla sınırlayamayız kendimizi..Bambaşka kökten farklı bir dünya tasavvuru, yeni bir uygarlık tasavvuru sunmak zorundayız..

    Bugün HaberTürk'te Taraf'tan süleyman diye biri karşısında Mustafa Sönmezi dinledim..Çok güzel konuştu Mustafa Sönmez..Taraf'çının temel tezi kapitalistlerin son krizden ders aldığı, artık aç gözlü olamayacaklarını anladıklarını ve dolayısıyla global regulatif kurumlarla kapitalizmin ehlileştirileceğini ve insan yüzlü bir kapitalizm yaratılacağını söyledi..Yani Taraf'ın klasik hoş, güzel, iyi bir başka kapitalizm de mümkün şeklindeki teranelerini geveleyip durdu..Mustafa Sönmez kapitalizmin hiçbir şekilde revize edilemeyeceğini, bunun doğasına aykırı olduğunu söylerken performansı mükemmeldi..ancak o kaçınılmaz soru geldiğinde, yani peki sizce insanlık bundan sonra ne yapmalı diye sorulduğunda öz itibariyle "herşey kamusallaştırılmalı" demekten zerre öte birşey diyemedi..Moderator haliyle yani tekrar devletçiliğe mi dönülmeli diye bel atına vurunca, hayır devletleştirmeli demedim toplumsallaştırılmalı dedim diyebildi..Mustafa Sönmez'in içine düştüğü durum, tıkanma bütün sosyalistlerin karşı karşıya olduğu tıkanmadır..Bugün kapitalizmin insanlığı büyük bir felakete doğru götürdüğü belki hiçbir zaman olmadığı kadar genel kabul gören bir saptama..Bunu söylemek aslında hiçbirşey söylememektir..Önemli olan, peki kapitalizm değilse ne? sorusuna verilebilecek bir cevabın olmasıdır..Basitçe sosyalizm demek tatmin etmiyor, çünkü mevcut beşerin aklına tabii ki sovyetler, hantal, üretken olmayan devletçi kapitalizm geliyor..Bunun için insanlara kızılabilir mi? Kaldı ki insanlığın bugün yegane sorunu iktisadi kurtuluş, gelir dağılımın adil olması mıdır? ekolojik kriz ne olacak? Kimlik farklılıklarına cevabımız ne? İşin kültürel boyutunda sözümüz ne? İşte üretici güçler sorunsallaştırılmalı derken, sadece altyapısal süreçlere, büyümeye, üretici güçleri arttırmaya odaklı bir sosyalizm hayalimiz olmamalı demek istedim..Çok daha zengin bir sosyalizm kavrayışına sahip olmalıyız demek istedim..

    Parantezi kapatıp sorarsak, Türkiye sosyalistleri trafından Örtük olarak kabul edilen ne? Tam bir kendiliğindecilik, tam bir pasifizm..
    Yalçın Hoca bazı köylü mentaliteli radikal örgütler için şöyle derdi:

    "Bunlar teorileri sonuç vermeyince teorilerini sorgulamak yerine, teorilerine uymadıkları için halkı 'yanlış' olmakla suçlarlar"

    Mevcut durumda da farklı bir yaklaşım yok..Açık açık dile getirildiğini biliyorum, şöyledir yaklaşım: Bizim politikalarımızda yanlış olan birşey yok..tek kişi kalsak da "doğruları" savunacağız..Toplumsal dönüşümler bugünden yarına olmaz..Biz daha 10 yıllık bir partiyiz..20 yıl, 30 yıl daha aynen bu şekilde sabredersek bizim de zamanımız gelecektir..

    Ha üstelik benim bu eleştirilerim seçimlerde niye 10-20% oy alamadıkları için değil..Mevcut hareketler, partiler sosyalistlerin birinci halkasını dahi kendilerine çekemiyorlar..hali hazırda sosyalist olanlar için bile bir cazibe merkezi olamıyorlar..Olmaya da niyetleri yok, Zira eldeki teori ne der? Aydın sınıfı devrimin asli öznesi değildir..Proleterya uyanana kadar beklemek zorundayız..Aydınları çekmiş olmanın bir hükmü yok.."Dev Uyandığında" aydınlar zaten koşa koşa gelecektir..Eldeki mevcut emek/değer teorisi bunu dikte eder..Mevcut emek/değer teorisi ışığında devrimin öznesi olarak işçiden başka kuş tanımaz..Ancak o kuş uçmaya başlarsa politika yapabilir, bütün ezberleri buna dayalıdır..Ya da mesala klasik fabrika işçisine yönelik iyi kötü açılımları vardır: sonuçta koskoca bir sendikalizm var..Peki klasik işçilerin dışındaki emek kategorileri için ne gibi bir açılım var? Tamam odalar, meslek birlikleri falan var ama sendikaları doğurmuş olan süreç kadar merkezi bir öneme sahip midir bunlar? Daha dün bir konuşmacı TV türkiyede istihdam edilmiş nüfusun 60% hizmet sektöründe diyordu. Buna entelketüel, bilimsel emekçileri de ekleyelim Kapital'da analiz edildiği şekliyle çalışan işçilerin istihdam edilmiş olan nüfusun küçük bir bölümünü oluşturduğu ortaya çıkar..Olgular böyleyken bizim sosyalist muhalefet ve örgütlenme pratiklerimiz bunu dikkate alıyor mu?

    Alýntý:
    Marx insan eyleminin etkilerine kapalı bir toplumsal analizi kapitalist toplumun yapısı için bile uygun bulmamışken, sosyalizm tartışmasını böyle bir kısırlığa mahkum etmemizi gerektiren bir neden var mı ki? Aklı başında kim bunu savunuyor, neden böyle bir endişen var, bilmiyorum



    Demişssin ya, Bilmiyorum endişelenmek için yeterince makul sebebimin olduğunu gösterebildim mi? Gösteremediysem sonra devam ederiz..

  • fetekos
    avatar

    Ben de tüm tespitlerinin önümüzdeki günlerde gerçekleşeceğini sanıyorum. Düğmeye basıldığı anlaşılıyor. Kim bilir bu oyunda daha ne "taraf"lar çıkacak ortaya...

    İlgisiz olacak burada, senin önemli son yazına yorum olarak devam etmeli aslında ama ufak bir operasyon geçireceğimden devamını getiremeyebilirim yorumun diye bir iki şey söyleyeyim:
    Marx insan eyleminin etkilerine kapalı bir toplumsal analizi kapitalist toplumun yapısı için bile uygun bulmamışken, sosyalizm tartışmasını böyle bir kısırlığa mahkum etmemizi gerektiren bir neden var mı ki? Aklı başında kim bunu savunuyor, neden böyle bir endişen var, bilmiyorum. Teorinin zenginliği, sanırım Marksizmin birçok kuramının kendi içinde yeniden üretilebilmesinin araçlarını sunuyor. Çoğu kez yapıldığı gibi koşulların gerekliliği indirgemesi yerine Marksizmin içerisinde öze ilişkin pek çok belirlenim update edilebilir. Bu, hiç de Marksizmin özüne aykırı nitelik taşımaz. Senin gibi ben de Kapital’in 2 cildini okudum henüz. Ama gene de bir bütün olarak Marx’ta determinist sınırlar bulunmadığını, her zaman bu updateler için sistemin ipuçları barındırdığını tespit etmek mümkün. Benim derdim, Marxismi kapitalizme karşı yalnızca bir ahlaki meydan okumaya indirgeyen, onu sistemin tüm hücrelerine bir saldırı olarak göremeyen zihniyetle. Bunun da nedenini devrimci çıkışlara yönelik umudunu yitirmişlik olarak görüyorum. Özü bu...

  • onder
    avatar

    Ha bir de sistem tarafında çok fena halde kazıklandığımızı düşünüyorum..

    Şimdi AKP'in yıpranmaya başladığını görüyorlar ya, ya da önümüzdeki dönemde sınıf çelişkilerinin kaçınılmaz olarak artacağını hissediyorlar ya, hani şu "Bu ülkeye komunizm lazımsa onu da biz getiririz" mantığıyla AKP'nin yeni dönemdeki yedeğini şimdiden hazırlıyorlar gibi..Daha "solda" duran, sınıfsal çelişkilere daha çok vurgu yapan vs..

    Saadet Partisin o çok konuşulan dönüşümü, ya da Abdüllatif Şener'in ısındırılması belki de bu yüzden..Şener Küba'yı falan da ziyaret etmiş hatta komunizme sempatisi olduğunu falan da söylemişti..Şener'in de sol içinde pekçok hayranı olacağını tahmin ediyorum..

    Yaw şu fırıldak gibi dönenlerin işi ne zordur kimbilir..Moda olan, yükselen değerlere tam yeni yeni adapte olmuşken, hoop rüzgar yön değiştiriyor ve IN olanlar değişiyor..Gelecek zamanlarda muhafazakar severlik OUT, sol değerler tekrar IN olacak gibi görünüyor..Şimdi demokrasi vs diye AKP şak şakçılığı yapan profesyonel aktivistler galiba tekrar hızlı tefrimci olmaya doğru evrilecekler..

    Gün olup devran döndüğünde ve rüzgar tekrar sosyalizmden yana esmeye başladığında, olası yeni sosyalist hareket içine şimdiki fırıldakları toplumsal konsensus adına tekrar alacak olurlarsa şimdiden yuh olsun olası yeni Türkiye sosyalist hareketine..

  • onder
    avatar

    Klavyene sağlık Fetekoş..Bütün kalbimle katılıyorum..Son derece güzel tespit etmişsin

    Şimdi Taraf'ı çıkaran süreç de muhtemelen 20 yıl kadar önce Ali Bulaç vs gibi tiplere sempati duyarak başlamıştır..

    Solcuların dönüp dönüp yeni açılım adına bu tür yollara sapması çok hüzünlendiriyor beni..Açılımı sosyalist solun kendi düşünsel çerçevesinde aramak yerine başka yerlere yöneliyoruz..Ancak bu bence kesinlikle klasik/ortodoks teorinin çok ciddi anlamda yeniden düşünülmesi, zenginleştirilmesi gerektiği gerçeğini değiştirmez..
    Sonuçta beğensek de beğenmesek de kapitalizmin 2009'daki üretim modeli, temel alanlarda çok değişmemiş olsa da 19.yüzyıldaki fabrika modelini de bir hayli aştı..

    Çağdaş düşünürlere kolayca mahkum etmeden önce biraz daha kulak vermeliyiz..Sonuçta Marx 20 yüzyılı yaşamamışken mevcut marksist teorisyenler yaşadı ve Marx'ın öngörmesi mümkün olmayan süreçleri birebir gözlemlediler..

  • fetekos
    avatar

    "İşçinin alın teri kurumadan emeğinin hakkını vermek lazım" da bir hadistir. Müslümanlık özünde bir sol duruş barındırır diye yorumlanabilir mi bu hadis, Hz. Ömer’in hak hukuk düsturuna sahip insanlar sol duruşa sahip olabilir mi acaba, bilemiyorum. Belki bu geniş sol kavramı bunları kapsar. Hatta belki Bekaroğlu’nun takip etmediğimden bilemediğim solda duruşunu kanıtlayan pek çok niteliği mevcuttur. Ama yoksulluğu ortadan kaldırmak isteyeceğini düşünemeyeceğimiz, zekat gibi 5 şartından birinin yoksulluğun sürdürülmesi üzerine kurulu olduğu bir dini, aksi davranışın kendini çökertmesi demek olan bir yapıyı içine alacak bir sol kavramını düşünemeyiz sanırım. Bunun bir rejim, yaşam biçimi halini almasını militanca savunan bir yapıda hangi nedenle olursa olsun çalışan kişi, ne kadar iyi yürekli ne kadar samimi ne kadar insancıl olursa olsun, bana göre bir sol yöneliş içerisinde değerlendirilmemeli.

    Kendine uygun sosyalist ya da sosyal democrat parti bulamadığı için şeriatçı bir partide çalışmak zorunda kalmış olması benim için solda duruşunu açıklamaya yeterli bir veri oluşturmadı. Bundan sonra derdini anlatabilecek, "sol" duruşunu ortaya koyabilecek bir alan bulabilir, SP'den kopabilir, yeni oluşumlara katılabilir, "sol"a yaklaşabilir. Ama bu kişinin benim "sol" değerlendirmeme girebileceğini pek zannetmiyorum.

  • guclu
    avatar

    Güzel sorular. Aklıma gelenleri paylaşayım.

    Bekaroğlu'nun "solcu" olduğunu düşünüyorum. Kendisini anlatabileceği, görüşlerini ifade edebileceği herhangi bir sosyalist/sosyal demokrat parti yok, en azından şu anda yok, bu nedenle de eski arkadaşlarıyla beraber siyaset yapıyor. Bir kavram olarak "sol" ile "sosyalist" denk veya eşit değil. "Sol" daha çok bir tavır, bir duruş iken, bir bakış açısı iken; "sosyalist", iyi kötü bir tarihsel hedef, bir politik gelenek, görece şekilli ve çerçevesi az çok kestirilebilir bir şeyi alatıyor bana. Buna bağlı olarak da Bekaroğlu pekala "solcu" olabilir, "sosyalist" olmadan üstelik. Deniz Baykal ise "solcu" değil mesela, "sosyal demokrat" olabilir ama bu onun "solcu" olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde Nabi Yağcı, Murat Belge, Altan familyası da "solcu" değiller.

    Türban meselesine gelince... Bütün haklar ve özgürlikler birer mücadele alanı olarak tahayyül edilebilir. Hegemonya mücadelesini de doğrudan belirleyen bir faktördür bu. Türban meselesi aslında hem "inanç özgürlüğünün" hem de "kılık kıyafet özgürlüğünün" kesişimsel, belki de vektörel bir bileşimi olarak tanımlanabilir. Bunu yerseniz tabi ki. Çünkü olayın reel düzeydeki karşılığı aslında düpedüz islamcı, tutucu hegemonyaya sac ayağı oluşturmaktır. Bu aslında toplumun bütün gözeneklerine kadar yayılmış islamcı hayat tarzının kamu alanında da kendisine yer açma çabasıdır. Yani bu olay sosyalistlerin destek olacağı, omuz verebilecei bir mahiyette değildir. Ayrıca her şey bir yana, sosyalistlerin her türden "hakkı" sahiplenmesi türünden bir görevi de olamaz. Bütünlüklü ve tarihsel bakmadıktan sonra, ABD, emperyalizm, Türkiye'deki dinsel tutuculuğun serbest piyasa diktatörlüğü ile hemen hiçbir çelişkisi olmadığı gerçeğini göz ardı ettiğimiz müddetçe, avanak avni tadında, "güzel ruhlu solcular" olmaktan öteye gidemeyiz.

    Taraf ve Altan kardeşler ise, çok açık bir biçimde basındaki ABD hegemonyasının taşeronluğunu yapiyorlar. "Ergenekon"un ABD eliyle yürütüldüğünü açı açık anlatan M. Altan'ın pervasızlığına dikkatinize çekerim.

    Benim gayet şahsi bir kriterim var. Son aylarda geliştirdiğim bu kriter çok basit aslında. F tipi gazete, dergi, televizyon, internet sitesi, radyo vs'de yazan, çizen, düzenli katkı yapan, bu çevrenin düzenlediği konferans, etkinlik vs'ye katılan ve bunu savunarak yapan "solcu" kılıklı herkesi, mazisi ne olursa olsun, "portföyümden" çıkarıyorum. İster "1844 el yazmalarını" çevirmiş olsun, ister "Türkiye'de sol akımları" yazmış olsun...

  • onder
    avatar

    Fetekos Pardon ya..Önceki yorumumda ilk cümlenin son kelimesinin harfini eksik yazmısım..Sanki ünlemli bir ifade gibi olmuş.

    "Sosyalistlerin konjuktürel olarak bazı partileri desteklemesine karşı değilim aslında be"

    "be" değil "ben" olacaktı tabii ki..Şimdi düzelttim tabii..Küçük birşey ama yanlış anlaşılabilir..

  • fetekos
    avatar

    Bir “n” harfi mi Önder? Ben de okurken tüm şerhi kaldırıyorsun sanmıştım :D

    Şaka tabii bu. Açıklaman için teşekkürler...

  • onder
    avatar

    Sosyalistlerin konjuktürel olarak bazı partileri desteklemesine karşı değilim aslında ben..Ama dışssalığı koruyarak, hariçten destek..

    Politikanın hep iki düzlemde ele alınması taraftarıyım; reel politik düzlemde kısa erimli, pragmatik, opportunist ve günlük hayatın ağ gibi yapılanmış muhalefetinde ilkeli, uzun erimli, yavaş yavaş, sabırlı politika..

    Reel Politik'in opportunist alanında bence en büyük tehlike toplumun muhafazkarlaştırılmasıdır.Bu yüzden bu eğilime karşı olacak her partinin yanında olunabilir..Buna CHP ve hatta liberaller de dahil..

  • fetekos
    avatar

    Birkaç yıl önce bir solcu arkadaşım A. Gül’ün “özünde iyi bir insan” olduğunu savunmuştu bana. Y. Türker’in onunla ilgili bir yazısını da söylediklerine referans olarak bana göndermişti. Hayret etmiştim. Kendisine “İslamcı sosyalist” denmesinden mutlu olduğunu belirten Bekaroğlu’na karşı ciddi ciddi solda böyle bir eğilimin, algının bulunmasını da tehlikeli buluyorum ben de.

    Ancak Erkan’ın asıl Bekaroğlu’nun “solculuğundan” ziyade, Kılıçdaroğlu’nun ve partisinin “solcu” olmayışına vurgu yapması, yalnızca Bekaroğlu’na değil de sorunun diğer muhatabına eğilmeyi de gerektiriyor. Erkan’ın sorularından sonra benim de aklıma şöyle bir soru ve karşılaştırma geldi: CHP’nin bu seçimlerde emekçi kesimin yaşadığı kimi yerlerde elde ettiği görece başarıda, Kılıçdaroğlu’nun temiz pak siyaseti temsil etmesi, bu partinin oralarda “sol” siyaset yapması mı, yoksa izleyebildiğim kadarıyla, giderek dinci gerici unsurların etkisi altına giren bu kesime yönelik daha çok çarşaf siyaseti, türban promosyonu vs. mi etkili oldu? Eğer ikincisiyse, Bekaroğlu’nun şeriatçı partide işçi haklarından bahsetmesi kadar sahte bir “solculuk” ve gene Bekaroğlu'nun 19 Aralık “Hayata Dönüş” operasyonlarında göstermiş olduğu arabuluculuk çabasının kimi solcularda oluşturduğu kadar yanlış bir algıyla karşı karşıyayız demektir. Dini motiflere eğilimi artmış emekçi kesiminin sempatisini kazanma yolunu böyle bulmaktan sıkıntı duymayan “solcu” partinin “insancıl” adamı ile şeriatçı partinin solcu kılıklı “insancıl” adamı bugünlerde bana üst üste çekilmiş fotoğraf gibi gelmekte. Bilmem çok mu kötü niyetliyim bugün.

    "sosyalistler olarak kendi öz gücümüze güvenemediğimiz, çok yalnız hissettiğimiz için sağdan soldan hiç olmasa bizi anıştıran birilerine tav oluyoruz.. "

    Çok doğru. Bu cümle benim bütün sıkıntımı mükemmel özetliyor. Artık bu “3. yolcu”luk trajedisi ürünü açıklamalar (Çakmak'ınkiler vs.), gerçekten “iyi ki benim başıma gelmedi” denecek türden bir felaket gibi geliyor bana.

  • AliOsman
    avatar

    Murat Belge, sosyalist midir? 1844 elyazmalarını çeviren Murat Belge ile Taraf’ta yazan Murat Belge aynı kişi midir?........... İnanması zor olabilir ama sanıyorum aynı kişiler

    Deniz Baykal, seçim konuşmalarında neden bir kerecik olsun İşçi Sınıfının sorunlarından bahsetmemiştir? “Asgari ücret, insanca yaşamak için yeterli değildir” gibi bir cümle neden ağzından çıkmamıştır? Yoksa bu, sınıf tahakkümüne mi girmektedir? .......... İşçi sınıfı terminolojisini Sosyal Demokratlar en son 1980'de kulandılar.

    Neden bu ülkede kişi başına iki sosyalist parti düşmektedir?........ Bu çok uzuuuun bir mesele :-)))

    Eskilerden bir soru: Bir zamanlar, aşırı milliyetçi sağ parti lideri Türkeş’in, Demokratik Sol Parti lideri Ecevit’i faşistlikle suçlaması senin bir şakan mıdır?........ Bu tarz çelişik durumların sayısı türk siyasi hayatında gırla diyebilirim. Mesela, Maraş Katliamının önemli kişilerinden Ökkeş Şemdiller, milletvekili seçildikten sonra Meclis İnsan Hakları Komisyonuna girmişti ( Yanlış hatırlamıyorsam başkanlık da ettmişti).

  • onder
    avatar

    Ahmet Çakmak'ın bahsettiğim yazıları şunlar:

    http://www.birgun.net/writer_index.php? category_code=1185986455&news_code=1239749506&year=2009&month=04&day=15

    Alýntý:
    Ozan Kütahyalı ’ya yapılan saldırı konusunda Türk medyasının (BirGün dahil) tavrını gördük. Aslında sadece biz Taraf okuyanlar gördük, kalan büyük çoğunluğun bundan haberi bile olmadı. Bu medya da büyük çoğunluğu itibarıyla çağdaş yaşam savunucusudur.



    http://www.birgun.net/writer_index.php? category_code=1185986455&news_code=1239316299&year=2009&month=04&day=10

    Alýntý:
    şimdi Türk sosyalistlerinin halini görebilme durumunda olabilenleri, haliyle arayış içindeler. Bu noktada, mesela Taraf gazetesi, belki biraz da Radikal gazetesi iyi bir cazibe merkezi oluşturuyor. Çünkü onlar, başta Taraf gazetesi olmak üzere ülkemizdeki askeri vesayet rejimine karşı cesurca mücadele ediyorlar ve üstelik bunu demokrasiyi ve insan haklarını baş tacı eden bir yerden yapıyorlar. Hal bu olunca cemaatleşmemiş Türk sosyalistlerinde haliyle soru işaretleri oluşuyor, o yöne doğru kayma eğilimi oluyor. Burada yaptığımız tabii ki hangi gazeteyi okuyalım tartışması değildir. Bana sorarsanız özellikle Tarafı okumak, savunmak iyi bir şeydir. işte sorun tam da bu noktada başlıyor. Bahsettiğimiz gazeteler demokrasi ve insan hakları bayraklarını kullanan küresel kapitalizmin savunucularıdır.
  • onder
    avatar
    Alýntý:
    1. Neden Saadet Partili Bekaroğlu, Kılıçdaroğlu’ndan daha solda gözükmektedir gözüme?



    Benim en çok dikkatimi çeken işin bu yönü..Durum bu açıdan vahim..

    Çok sevdiğim, yazılarını, ortaya attığı tartışma başlıklarını çok sevdiğim bir Birgün yazarı vardır...Ahmet Çakmak..

    Son 2-3 yazısında "Biz Taraf okurları", "Demokrasini savunucusu Taraf" vs gibi ifadeler gördüm şok oldum..Gerçekten çok üzüldüm, Çakmak'tan böyle birşey hiç ama hiç beklemiyordum..Büyük hayal kırıklığı..

    Çakmak'tan şuraya gelmek istiyorum; Şimdi bizim sekter/ortodoks soldan sittin sene hiçbişi olmayacağını anlayan insanlar (Çakmak gibi), alternatif ne olabilir diye etrafa bakıyor, koca bir boşluk görüyor..Alternatif yok..Resmen yok..Elin mahkum..Ya eskinin arkaik anlayışlarından birine angaje olup politika yapacaan, ya da iyi kötü değişimin sözcülüğünü yapan birilerine armudun sapı üzümün çöpü demeden yamanmaya..Eh bakıyor insan etrafına, Ortodoks sol değilse geriye kalıyor yegane alternatif Taraf..Eh hadi Taraf'çı olalım, hiç olmazsa orda bir hareket var..

    Örneği vermemdeki amaç şu; sosyalistler olarak kendi öz gücümüze güvenemediğimiz, çok yalnız hissettiğimiz için sağdan soldan hiç olmasa bizi anıştıran birilerine tav oluyoruz..

    Bu açıdan Obama'nın İkinci adı Hüseyin diye "bizim adam", "müslüman adam" diye bir teselli bulmak ile Bekaroğlu'nda solcu bir yan bulmak arasında bence hiç fark yok..

    Bu adam İslamcı partide solculuk yapacağına mesala sosyalist partide niye islamcılık yapmıyor diye niye sormuyoruz?

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #13 Önder Kurt 23-04-2009 04:49
Fetekoş,

Bir önceki tartışmayı "fazla katılım olmadığına göre herhalde bu tür konular kimsenin umrunda değil, dolayısıyla siteyi ikili tartışmayla domine etmiş olmayalım" diye kesmiştim ama o tür tartışmalar yapılmayınca yerine başkaları da yapılıyor değil..O yüzden herhalde ikili falan da kalsa tartışmaları sürdürmek daha iyi son tahlilde..Hiç olmazsa iki kişi olarak birbirimizin düşüncelerini etkileriz..

Bir konuda çok haklısın;

Alıntı:
Benim derdim, Marxismi kapitalizme karşı yalnızca bir ahlaki meydan okumaya indirgeyen, onu sistemin tüm hücrelerine bir saldırı olarak göremeyen zihniyetle.
Ahlaki boyut asla dışlanamaz (ahlaki öğretiler olarak dinlerin gücünü düşün) ancak Marksizm tabii ki asla bir ahlaki protesto değildir son derece somut maddi çözümlemeleri vardır. Ancak -şahsen kimde böyle sadece ahlaki protestoya indirgeme eğilimi görüyorsun bilmiyorum ama diyelim ki var böyle bir pozisyon- bu ahlaki indirgemeci ekstreme ucun karşıt ucu nedir: "Bilimsel" marksizm. Yani Marksizm fizik gibi kesin bilimsel yasalarla belirlenmiş, tarih/zaman ötesi evrensel "yasalar"lar belirlenmiş, aşkın, mutlak bir teoridir..Nasıl yerçekimi yasası zamana göre değişmezse Marksizmin yasaları da değişmez..Şimdi senin benim Marksizmin kendini yenileyen özünün farkında olmamızı geçelim şunu soralım: Türkiye sosyalistlerinin genel tahayyülünde Marksizm böyle sürekli kendini yenileyen, dönüşen bir teori gibi mi algılanır yoksa benim tasvir ettiğim gibi zaman ötesi evrensel bir bilim olarak mı? İkinci şık her zaman daha kolaydır; "ben bilimsel bir teorinin şaşmaz ilkelerinin savunucusuyum" der çekilir oturursun bir kenara (figüratif konuşuyorum). Bir örnek vereyim;

Mesala klasik marxsimin temellerinden biri olan diyalektik materyalizm konusunda ne düşünüyoruz? Hala geçerli mi? Diyalektik materyalizmi tartışabilmek bile neleri gerektirir farkında mıyız? Ama işte tez, anti-tez, sentez üçlemesi öğrenildi mi başka bir düşünsel faaliyete gerek kalmaz..Toplumdaki sınıfsal çelişkiler bile diyalektiğin evrensel olduğunu kanıtlamaz mı? İşte tez olarak sermaye vardır, anti-tez olarak emek vardır, bunların diyalektik kavgası yeni bir toplumu doğurur..Engels "Doğanın Diyalektiği"nde insanlığın şimdiki fizik bilgilerine göre resmen çocukca sayılacak uslamlamalara girişir, doğada bile her yanda diyalektiğin nasıl iş başında olduğunu göstermek için..İşte pozitif yüklü protonlar vardır, karşısında negatif yüklü elektronlar vardır bu da diyalektiğin olduğunu kanıtlar..Ama şimdi quantum fiziği göstermiştir ki onlarca başka atom altı parçacığı vardır ve bunların etkileşimi bir diyalektik ikili mantıkla açıklanamaz..Bizim bilimsel diyalektik materyalizmimiz binlerce yıllık kadim manikeizm'in iyi ile kötünün savaşının bir adım ötesine geçemez. Bugün en temel felsefeye giriş kitabı ya da herkes için quantum fiziği türü kitap okuyan biri diyalektiğin sonuna kadar savunulamayacağını bilir..Toplum ve doğa böyle sığ iki kutupluluk üzerinden işlemez. Aktif olarak karşılıklık etkileşim içinde olan onlarca güç vardır..Hal böyleyken hadi gel bu ülkenin tipik bir sosyalistine diyalektiği biraz sorunsallaştıralım yahu de bakalım, nasıl bir tepki alıyorsun..Alışkanlıklar rahatlatıcıdır..Diyalektik düşünmek de fazla yormaz insanı..Bir iyi vardır bir de kötü..Bunlarında savaşında pozisyon almaktır politika..Daha detaylı düşünmene gerek kalmaz..Böylece Marksizm mistifiye edilir ve politika da Marksizm adı altında marksizmle alakası olmayan sıradan rutinler olarak icra edilir.

Bir başka örnek de "Emek/değer Teorisi". Sosyalist camiada haşa kim emek/değer teorisini sorgulamaya cesaret eder?

Emek/değer teorisinin marksizmdeki inanılmaz önemini kim yadsıyabilir..Okudukça görüyorum "zavallı" Marx inanılmaz kafa patlatmış, binbir açmaz (aporia) ile karşılaşmış. Tutarlı bir emek teorisi oluşturacağım diye Ne büyük düşünsel işkenceler çekmiş olduğunu Negri ortaya koyuyor. Ve karşımıza tek bir Marx değil bir kaç tane Marx çıkıyor. Yeni öğrendim Grundrisse'deki Marx Kapital'deki Marx'tan çok farklı. Keza Kapital'in yayınlanmamış efsanevi bir 6.bölümü var. Burda da çok farklı bir Marx var. Keza 1844 Elyazmaları'ndaki Marx da çok farklı..Bütün bu farklı Marx'lar onun nasıl devasa bir yükün altına girdiğini, süreç içinde düşüncesinin nasıl farklı aşamalardan geçtiğini gösteriyor. 40 küsür yıllık teorik yaşamında bu kadar gidip gelen bir Marx 20.yüzyılı katedecek kadar yaşasaydı ne gibi aşamalardan geçerdi? Dönüşümü durur muydu, kaç tane daha farklı marx görürdük? Bütün bunlar neyi gösterir? Marxism asla kapanmış bir üst anlatı değildir..Peki bizim sosyalistler öyle mi algılar? Bence değil..Onlar için Marxism bitmiş, kapanmış dört dörtlük bir teoridir..Bütün yapılması gereken uygulamaktır..

Emek/değer teorisine dönelim. Bizim solcumuz emek/değer teorisi deyince ne anlar: Artı-değer. Kapital'in sosyalistler arasında okunma yüzdesi nedir sence? Kapital okunmamıştır, zira okunması da gerekmez. Hızlı bir devrimci arkadaş bana açık açık Marx'ın iktisadi eserlerinden ziyade politik eserlerini tercih ettiğini, Kapital'den ziyade "Alman ideolojisi"ni daha çok önemsediğini söylemişti..Sanki manavdan armut değil de elma almayı tercih ediyorsun. Sanki bir teori bütünü tek bir unsuru ile kavramak mümkünmüş gibi..Türkiye sosyalisti Kapital'deki çözümlemeleri bilmez ama onun matıki sonucu olan şeyi bütün politik programını belirlemek için kullanır..Sermaye'nin artı-değer'e el koyduğu bilgisi yeterlidir..Kapital adlı eser sömürü denen birşey olduğunu, artı-değer'e kapitalist tarafından el konduğunu kanıtlar, bu da bizim direniş örgütlememiz için yeterlidir..Mantık bu mu değil mi? Peki ya artı-değer teorisinde radikal açmazlar (aporia'lar) varsa?

Şimdi Negri'nin "Time For Revolution" adlı kitabını okuyorum. Adamın temel derdi bu. Kapital'da analiz edildiği şekliyle emek/değer teorisi bugünün emek/değer süreçlerine sonuna kadar uygulanamaz, uygulamaya kaltığında pekçok açmazla karşılaşırsın diyor..İnsanı derin bir umutsuzluğa sevk edecek kadar kompleks argumantasyonlara giriyor..Çok zor olduğunda değil umutsuzluk, bunları kavrayıp pratik politik alana sokmanın bu ülkede ne kadar imkansız olduğunu görmekten kaynaklanan yılgınlık yüzünden yaşanan bir umutsuzluk bu..Egemen sosyalist kavrayış için artı-değer diye bir nosyonun olması yeterlidir..Ama dedim ya, peki ya bu artı-değer nosyonunu doğuran analizlerde çok ciddi ve kompleks açmazlar varsa? (ha bu arada bu açmazların olması Negri için kötü birşey değil tam aksine yeni bir düşünsel dinamizme vesile olan yaratıcı dinamiklerdir) Aman canım bunlar pratik politika alanında etkisi çok fazla olmayan teorik, akademik detaylar diye geçiştirilebilir mi? mümkün değil..Zira Marxist politikanın bütün diğer düzlemlerinin belirlendiği ana kaynaktır emek/değer teorisi, bütün bir muhalefet paradigmasının çıktığı kaynaktır..Mesala neden devrimci özne veya kollektif toplumsal fail olarak İşçi Sınıfı belirlenmiştir? Keyfiyetten mi? Yani Marx şöyle bir bakmış, "en kalabalık kesim bunlar hadi bunları devrimci özne olarak atayayım mı" demiştir? Tabii ki hayır.."İşçi sınıfı devrimci öznedir" saptamasının yegane kaynağı emek/değer teorisidir..Tekrar o sorumuzu soralım; peki ya senin bütün politik programını, devrimci özne adayını belirleyen emek teorisinde çok önemli açık noktalar varsa? Bu bütün bir mücadele perspektifini radikal bir biçimde gözden geçirmeyi gerektirmez mi?.

Negri'nin çok ciddi bir felsefi birikim gerektiren kompleks analizlerini kollektif olarak tartışabilmemiz çok zor görünüyor..Böylesi bir adanmışılığı gösterecek ve ayıracak zamanı olan pek az insan var..Ha burdan "ben anladım" anlamı çıkmasın..Adamın, yani Negri'nin meramı nedir flu bir şekilde hissedebiliyorum ama anladım diyebilmekten çok uzağım..Ancak şunu hissedebiliyor insan, ki bunu Negri'yle tanışmadan çok daha önce kendim bir mühendis olarak çalışmaya başladığımda hissetmiştim; Marx'ın analiz ettiği şekliyle emek teorisi bütün emek süreçlerini kapsayıcı olamaz..Sorardım kendime; bir mühendis olarak benim emek zamanımın ne kadarı ücret olarak ödeniyor, ne kadarı artı-değer üretimine gidiyor diye..Benim mühendis emeğime uygulayamıyordum..Zira "prangalarımdan başka kaybedecek birşeyim yok" da diyemiyordum..

Negri'nin de o karmaşık analizlerinde aslında göstermeye çalıştığı iş hayatı içinde olan herkesin aklına gelebilecek bu tür şeyler..

Bütün karmaşıklığına rağmen, Negri'nin temel itiraz noktasını özetlemeye biraz cüret edeceğim (zaten bu konuda bir yazı da planlıyorum): Negri'nin temel itiraz noktası şu merkezi "soyut emek" kavramı.

Malum Marx der ki; farklı emek türleri için geçerli olacak bir değer teorisini yapabilmek ve emeğin değer yaratıcı niteliğini evrensel olarak ölçebilmek için ortak bir ölçüye gerek vardır. Nasıl elma ile armut karşılaştırılmazsa, otomobil işçisi ile maden işçisinin de emekleri karşılaştırılamaz, aynı ölçüyle teraziye vurulamaz..Bu farklı emek tiplerinin değer yaratıcı niteliklerinin ortak ölçüsü homojen bir "soyut emek"tir der. Soyut emek nasıl belirlenir: üretim araçlarının o anda ulaşmış olduğu genel üretkenlik seviyesine göre bir "toplumsal olarak geçerli ortalama emek"e göre. İşte bunun adı soyut emek'tir..Soyut emek bilimsel teknik gelişmelere göre sürekli yeniden belirlenir..Buna göre örneğin bir otomobilin veya bir televiyonun değeri, ortak bir ölçüte yani "soyut emek" kategorisine göre belirlenir. Otomobil o anda geçerli soyut emek ölçeğine göre "500 saat emek zamanı değerindedir, Tv ise 100 saat emek zamanı değerindedir" denir. İşte bu noktada çok ilginç bir durum çıkıyor; bütün değerin ölçütü olarak "zaman" beliriyor. Felsefe ile az buçuk haşır neşir olmuş biri de bilir ki "zaman" mefhumu en temel felsefi sorunsallardan biridir..Negri burdan kompleks bir "zaman" analizlerine geçer ve bütün değerin ölçütü olarak zaman'ın (homojen emek zamanın) ortaya çıkmasının yarattığı açmazlarla boğuşur..Felsefe tarihi boyunca Zamanın materyalist bir kavranışının ne kadar zayıf kaldığına vurgu yapar vs.vs..

Neyse bu soyut emek dolayısıyla çıkan kompleks zaman teorisini tartışmaya açmak değil derdim..asıl derdim ve göstermeye çalıştığım şey şu; Sosyalistler olarak bütün kavrayışımızı, bütün mücadele pratiklerimizi belirlemiş olan, bunların asli kaynağı olan değer teorisi, hiç de öyle çantada keklik kesin bir bilgi, sorgusuz sualsiz olduğu gibi kabul edilecek birşey değil..Bu o kadar bela bir konu ki sadece 19. yüzyıl Marx'ı açıklayamaz, her yüzyılda hatta her onyılda bir marx gerekirdi..Batı idealist felsefesi 3 aşağı 5 yukarı Plato ve Aristo tarafından ilk kez ortaya atılmış sorularla 2500 yıldır uğraşmış durmuş: Varlık nedir, varoluş nedir, zaman nedir, tek bir töz mü var yoksa birden fazla töz mü var, aşkın/zaman ötesi bir bilgi alanı var mıdır yoksa bilgi sadece ampirik deneyimden mi çıkar vs.vs..Bütün filozoflar bunların etrafında dolanmış durmuş..İşte değer teorisi de böylesine marxistlerin üzerinde tartışıp duracağı bir meseledir..Bu öyle fantezi bir entellektüel gevezelik meselesi değil..Emek/değer teorisine yaklaşımın bütün bir mücadele hattını belirler..19.Yüzyıl Marx'ının analiz ettiği manchester tarzı fabrika işçisi emek/teorisinin teorisinin yegane nesnesidir dersen, mücadeleni de atıyorum sendikalist olarak kurgularsın, "devrimci" kurumların da, hiyerarşik, merkezi bir parti, örgüt olur..Ama buna karşın emek/değer teorisini farklı yönleriyle sorgulamaya başlarsan, henüz olmayan farklı mücadele pratiklerinin olanaklılığını düşünmeye başlarsın..Toplumda temel devrimci özne sadece fabrika işçisi değil, hizmet sektörü işçisi, entellektüel, bilimsel emekçidir de dersen, şimdiye kadar egemen olandan bambaşka bir mücadele hattı çizmek zorunda kalırsın..

Şimdi soruyorum, Türkiye'de böyle bir iradeyi, böyle muazzam bir heyacanı yaşatacak bir politik hareket görebiliyor musun? Türkiye sosyalistleri kendileri tarafından belirlenmemiş olan aktüel politik gündemin kuyruğuna takılıp ona yönelik iki kelam laf ettiği zaman görevini yapmış varsayıyor kendini..İşte Ergenokon'du, Laiklik tartışmalarıydı, kürt meselesiydi, ermeni meselesiydi derken o anda ne tartışılıyorsa onun hakkında "politika üretmiş" olmayı yeterli sayıyor..Çok değil 5 yıl sonra dünyanın ve Türkiye'nin nerde olacağına dair tek bir ögörüsü yok..

Türkiye sosyalistlerini bugün tanımlayan teorik öncüller nelerdir diye sorunca cevap verebiliyor muyuz? Gerçekten tanımlayıcı hangi teorik ayrımları çizebiliyoruz? İşte nedir: Türkiye sosyalist hareketi AB'ye ve emperyalizme karşıdır, neo-liberal politikalara karşıdır, emek yanlısı politikaları benimser..Elimizde olan bütün "teorik" veriler bunlar.

İşte bu..var mı daha ötesi? (hareket bazında konuşuyorum kişiler bazında değil)..Mesala TKP var, ÖDP var, EMEP var vs. Bunlar hangi teorik konularda uzlaşamaz da ayrı yapılar olarak çıkar? Koyabilecek olan var mı? Eskinin tabiriyle nedir bunların 2009'un dünyasında Türkiye tahlilleri (günümüze uyarlarsak nedir bunların dünya tahlilleri?)

Lenin çok erken bir tarihte, içerik olarak olmasa bile kapsam olarak muazzam tuğla kadar kalın, binlerce istatistikle dolu bir kitap yazıyor: "Rusya'da Kapitalizmin Gelişmesi". Niye yazıyor bu kitabı?
"Rusya'da kapitalizm henüz yerleşemediği dolayısıyla yeteri kadar güçlü bir işçi sınıfı olmadığı için devrimin proleter değil burjuva içerikli olması gerekli" şeklindeki menşevik tezine karşı sosyalist devrimi savunan bolşevik tezi kanıtlamak için..Yani bizde olsa "kardeşim bu böyledir, uysa da uymasa da" diye geçiştirilecek tek birşeyi, "hayır Rusya'da yeteri kadar bir kapitalizm vardır" tezini kanıtlamak için böylesi yoğun bir çalışmaya gidiyor ve Bolşevik bir duruşun teorisini yapıyor.

Örneği vermemdeki amaç şu; Bir hareket/parti işte böyle olunur, kendini işte böyle ortaya koyar..Var mı 1980 sonrası benzer bir Türkiye/Dünya tahlili tapan sosyalist hareket Türkiye'de? Yani "kardeşim bak ben dünyada şunların olup bittiğini düşünüyorum, sen de bu yönde düşünüyorsan gel partimize" diyebiliyorlar mı? Hayır..
Kuşkusuz kimseyi Lenin olamadıkları için suçlayamayız..Ama bu yönde karınca kararınca da olsa düzenli, disiplinli bir yaklaşım var mı? Eskiden iyi kötü vardı; bir Maocu gelenek vardı, bir Sovyetik, bir Hocacı, bir Doktorcu falan..Bunların bazıları devrim kırdan başlayacak, bazıları şehirden başlayacak derdi..İyi kötü bu bir teorik pozisyonu dile getirirdi..Peki şimdi kim nasıl bir teorik pozisyona sahip biliyor muyuz?

Ne diyorlar peki? Bir parti olarak çıkmayı nasıl meşrulaştırıyorlar? "Ya işte dar günler için bir köşede iyi kötü bir örgütün olması iyidir..Şu konjüktürde maddi koşullar olgunlaşmamış durumda ama illa ki 3 vakte kadar çelişkiler keskinleşecektir, o zaman geldiğinde hazır olmamız gerekir". Bütün argümantasyonları bu..Eeh peki hadi o vakitler geldi diyelim, insanlara ne vaat edeceksin, nasıl bir dünya kurgusu koyacaksın, hadi diyelim iyi kötü birşeyler söyledin ve insanlar da inandı ve hatta velev ki hadi diyelim devrimi de yaptın, iktidar merkezini de ele geçirdin..Ya sonra? Var mı bir açılım? Ha işte bu noktada uzun zamandır aklımda olan, şu yarım kalmış tartışmamızda yönelttiğin bir soruna cevap vermek için de bağlam oluşmuş oldu böylece. Sorun şuydu:

Alıntı:
“Üretici güçlerin sorunsallaştırılması” nın ne demek olduğunu bilmiyorum, hiç rastlamadım bu deyime ya da gözden kaçırmış olmalıyım. Kolaycılık olmasın diye biraz araştırdım ama bir şey öğrenemedim. Bu nedenle önerin hakkında bir fikrim yok.
Burda şunu kastediyordum: Klasik marksist teoriye göre feodalizmi yel değirmeni, kapitalizmi buhar makinesi, sosyalizmi de elektrifikasyon tanımlar. Yani sosyalizm insanlığın üretici güçlerinin gelişimindeki bir sonraki aşamadır. Kapitalizm üretici güçlerin gelişiminin önünü açar ama bir süre sonra artık daha fazla geliştiremez..Çünkü üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet buna engel olur..Sosyalizm üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti kaldırarak üretici güçler üzerindeki boyunduruğu kaldırır..Yani sonuç itibariyle sosyalizm kapitalizmin mutlak bir reddi, radikal biçimde farklı bir toplumsal düzen olarak değil, kapitalizmin zorunlu devamı, ardışık sonraki aşaması gibi algılanır..yani sosyalizm sonuç itibariyle bir başka iktisadi büyüme, üretici güçleri geliştirme projesidir..Yani tıpkı kapitalizm gibi Modernizmin/Aydınlanmanın çocuğudur..Üretici güçleri soprunsallaştırmak derken kasettiğim buydu..Düşük bir ifade olmuş..Bulamaman doğal...Yani sosyalistler olarak sadece üretim süreçleri üzerine politika yapmakla sınırlayamayız kendimizi..Bambaşka kökten farklı bir dünya tasavvuru, yeni bir uygarlık tasavvuru sunmak zorundayız..

Bugün HaberTürk'te Taraf'tan süleyman diye biri karşısında Mustafa Sönmezi dinledim..Çok güzel konuştu Mustafa Sönmez..Taraf'çının temel tezi kapitalistlerin son krizden ders aldığı, artık aç gözlü olamayacaklarını anladıklarını ve dolayısıyla global regulatif kurumlarla kapitalizmin ehlileştirileceğini ve insan yüzlü bir kapitalizm yaratılacağını söyledi..Yani Taraf'ın klasik hoş, güzel, iyi bir başka kapitalizm de mümkün şeklindeki teranelerini geveleyip durdu..Mustafa Sönmez kapitalizmin hiçbir şekilde revize edilemeyeceğini, bunun doğasına aykırı olduğunu söylerken performansı mükemmeldi..ancak o kaçınılmaz soru geldiğinde, yani peki sizce insanlık bundan sonra ne yapmalı diye sorulduğunda öz itibariyle "herşey kamusallaştırılmalı" demekten zerre öte birşey diyemedi..Moderator haliyle yani tekrar devletçiliğe mi dönülmeli diye bel atına vurunca, hayır devletleştirmeli demedim toplumsallaştırılmalı dedim diyebildi..Mustafa Sönmez'in içine düştüğü durum, tıkanma bütün sosyalistlerin karşı karşıya olduğu tıkanmadır..Bugün kapitalizmin insanlığı büyük bir felakete doğru götürdüğü belki hiçbir zaman olmadığı kadar genel kabul gören bir saptama..Bunu söylemek aslında hiçbirşey söylememektir..Önemli olan, peki kapitalizm değilse ne? sorusuna verilebilecek bir cevabın olmasıdır..Basitçe sosyalizm demek tatmin etmiyor, çünkü mevcut beşerin aklına tabii ki sovyetler, hantal, üretken olmayan devletçi kapitalizm geliyor..Bunun için insanlara kızılabilir mi? Kaldı ki insanlığın bugün yegane sorunu iktisadi kurtuluş, gelir dağılımın adil olması mıdır? ekolojik kriz ne olacak? Kimlik farklılıklarına cevabımız ne? İşin kültürel boyutunda sözümüz ne? İşte üretici güçler sorunsallaştırılmalı derken, sadece altyapısal süreçlere, büyümeye, üretici güçleri arttırmaya odaklı bir sosyalizm hayalimiz olmamalı demek istedim..Çok daha zengin bir sosyalizm kavrayışına sahip olmalıyız demek istedim..

Parantezi kapatıp sorarsak, Türkiye sosyalistleri trafından Örtük olarak kabul edilen ne? Tam bir kendiliğindecilik, tam bir pasifizm..
Yalçın Hoca bazı köylü mentaliteli radikal örgütler için şöyle derdi:

"Bunlar teorileri sonuç vermeyince teorilerini sorgulamak yerine, teorilerine uymadıkları için halkı 'yanlış' olmakla suçlarlar"

Mevcut durumda da farklı bir yaklaşım yok..Açık açık dile getirildiğini biliyorum, şöyledir yaklaşım: Bizim politikalarımızda yanlış olan birşey yok..tek kişi kalsak da "doğruları" savunacağız..Toplumsal dönüşümler bugünden yarına olmaz..Biz daha 10 yıllık bir partiyiz..20 yıl, 30 yıl daha aynen bu şekilde sabredersek bizim de zamanımız gelecektir..

Ha üstelik benim bu eleştirilerim seçimlerde niye 10-20% oy alamadıkları için değil..Mevcut hareketler, partiler sosyalistlerin birinci halkasını dahi kendilerine çekemiyorlar..hali hazırda sosyalist olanlar için bile bir cazibe merkezi olamıyorlar..Olmaya da niyetleri yok, Zira eldeki teori ne der? Aydın sınıfı devrimin asli öznesi değildir..Proleterya uyanana kadar beklemek zorundayız..Aydınları çekmiş olmanın bir hükmü yok.."Dev Uyandığında" aydınlar zaten koşa koşa gelecektir..Eldeki mevcut emek/değer teorisi bunu dikte eder..Mevcut emek/değer teorisi ışığında devrimin öznesi olarak işçiden başka kuş tanımaz..Ancak o kuş uçmaya başlarsa politika yapabilir, bütün ezberleri buna dayalıdır..Ya da mesala klasik fabrika işçisine yönelik iyi kötü açılımları vardır: sonuçta koskoca bir sendikalizm var..Peki klasik işçilerin dışındaki emek kategorileri için ne gibi bir açılım var? Tamam odalar, meslek birlikleri falan var ama sendikaları doğurmuş olan süreç kadar merkezi bir öneme sahip midir bunlar? Daha dün bir konuşmacı TV türkiyede istihdam edilmiş nüfusun 60% hizmet sektöründe diyordu. Buna entelketüel, bilimsel emekçileri de ekleyelim Kapital'da analiz edildiği şekliyle çalışan işçilerin istihdam edilmiş olan nüfusun küçük bir bölümünü oluşturduğu ortaya çıkar..Olgular böyleyken bizim sosyalist muhalefet ve örgütlenme pratiklerimiz bunu dikkate alıyor mu?

Alıntı:
Marx insan eyleminin etkilerine kapalı bir toplumsal analizi kapitalist toplumun yapısı için bile uygun bulmamışken, sosyalizm tartışmasını böyle bir kısırlığa mahkum etmemizi gerektiren bir neden var mı ki? Aklı başında kim bunu savunuyor, neden böyle bir endişen var, bilmiyorum
Demişssin ya, Bilmiyorum endişelenmek için yeterince makul sebebimin olduğunu gösterebildim mi? Gösteremediysem sonra devam ederiz..
Alıntı
 
 
0 #12 fetekos 23-04-2009 02:53
Ben de tüm tespitlerinin önümüzdeki günlerde gerçekleşeceğin i sanıyorum. Düğmeye basıldığı anlaşılıyor. Kim bilir bu oyunda daha ne "taraf"lar çıkacak ortaya...

İlgisiz olacak burada, senin önemli son yazına yorum olarak devam etmeli aslında ama ufak bir operasyon geçireceğimden devamını getiremeyebilir im yorumun diye bir iki şey söyleyeyim:
Marx insan eyleminin etkilerine kapalı bir toplumsal analizi kapitalist toplumun yapısı için bile uygun bulmamışken, sosyalizm tartışmasını böyle bir kısırlığa mahkum etmemizi gerektiren bir neden var mı ki? Aklı başında kim bunu savunuyor, neden böyle bir endişen var, bilmiyorum. Teorinin zenginliği, sanırım Marksizmin birçok kuramının kendi içinde yeniden üretilebilmesin in araçlarını sunuyor. Çoğu kez yapıldığı gibi koşulların gerekliliği indirgemesi yerine Marksizmin içerisinde öze ilişkin pek çok belirlenim update edilebilir. Bu, hiç de Marksizmin özüne aykırı nitelik taşımaz. Senin gibi ben de Kapital’in 2 cildini okudum henüz. Ama gene de bir bütün olarak Marx’ta determinist sınırlar bulunmadığını, her zaman bu updateler için sistemin ipuçları barındırdığını tespit etmek mümkün. Benim derdim, Marxismi kapitalizme karşı yalnızca bir ahlaki meydan okumaya indirgeyen, onu sistemin tüm hücrelerine bir saldırı olarak göremeyen zihniyetle. Bunun da nedenini devrimci çıkışlara yönelik umudunu yitirmişlik olarak görüyorum. Özü bu...
Alıntı
 
 
0 #11 Önder Kurt 23-04-2009 02:14
Ha bir de sistem tarafında çok fena halde kazıklandığımız ı düşünüyorum..

Şimdi AKP'in yıpranmaya başladığını görüyorlar ya, ya da önümüzdeki dönemde sınıf çelişkilerinin kaçınılmaz olarak artacağını hissediyorlar ya, hani şu "Bu ülkeye komunizm lazımsa onu da biz getiririz" mantığıyla AKP'nin yeni dönemdeki yedeğini şimdiden hazırlıyorlar gibi..Daha "solda" duran, sınıfsal çelişkilere daha çok vurgu yapan vs..

Saadet Partisin o çok konuşulan dönüşümü, ya da Abdüllatif Şener'in ısındırılması belki de bu yüzden..Şener Küba'yı falan da ziyaret etmiş hatta komunizme sempatisi olduğunu falan da söylemişti..Şen er'in de sol içinde pekçok hayranı olacağını tahmin ediyorum..

Yaw şu fırıldak gibi dönenlerin işi ne zordur kimbilir..Moda olan, yükselen değerlere tam yeni yeni adapte olmuşken, hoop rüzgar yön değiştiriyor ve IN olanlar değişiyor..Gele cek zamanlarda muhafazakar severlik OUT, sol değerler tekrar IN olacak gibi görünüyor..Şimd i demokrasi vs diye AKP şak şakçılığı yapan profesyonel aktivistler galiba tekrar hızlı tefrimci olmaya doğru evrilecekler..

Gün olup devran döndüğünde ve rüzgar tekrar sosyalizmden yana esmeye başladığında, olası yeni sosyalist hareket içine şimdiki fırıldakları toplumsal konsensus adına tekrar alacak olurlarsa şimdiden yuh olsun olası yeni Türkiye sosyalist hareketine..
Alıntı
 
 
0 #10 Önder Kurt 23-04-2009 02:07
Klavyene sağlık Fetekoş..Bütün kalbimle katılıyorum..So n derece güzel tespit etmişsin

Şimdi Taraf'ı çıkaran süreç de muhtemelen 20 yıl kadar önce Ali Bulaç vs gibi tiplere sempati duyarak başlamıştır..

Solcuların dönüp dönüp yeni açılım adına bu tür yollara sapması çok hüzünlendiriyor beni..Açılımı sosyalist solun kendi düşünsel çerçevesinde aramak yerine başka yerlere yöneliyoruz..An cak bu bence kesinlikle klasik/ortodoks teorinin çok ciddi anlamda yeniden düşünülmesi, zenginleştirilm esi gerektiği gerçeğini değiştirmez..
Sonuçta beğensek de beğenmesek de kapitalizmin 2009'daki üretim modeli, temel alanlarda çok değişmemiş olsa da 19.yüzyıldaki fabrika modelini de bir hayli aştı..

Çağdaş düşünürlere kolayca mahkum etmeden önce biraz daha kulak vermeliyiz..Son uçta Marx 20 yüzyılı yaşamamışken mevcut marksist teorisyenler yaşadı ve Marx'ın öngörmesi mümkün olmayan süreçleri birebir gözlemlediler..
Alıntı
 
 
0 #9 fetekos 23-04-2009 01:43
"İşçinin alın teri kurumadan emeğinin hakkını vermek lazım" da bir hadistir. Müslümanlık özünde bir sol duruş barındırır diye yorumlanabilir mi bu hadis, Hz. Ömer’in hak hukuk düsturuna sahip insanlar sol duruşa sahip olabilir mi acaba, bilemiyorum. Belki bu geniş sol kavramı bunları kapsar. Hatta belki Bekaroğlu’nun takip etmediğimden bilemediğim solda duruşunu kanıtlayan pek çok niteliği mevcuttur. Ama yoksulluğu ortadan kaldırmak isteyeceğini düşünemeyeceğim iz, zekat gibi 5 şartından birinin yoksulluğun sürdürülmesi üzerine kurulu olduğu bir dini, aksi davranışın kendini çökertmesi demek olan bir yapıyı içine alacak bir sol kavramını düşünemeyiz sanırım. Bunun bir rejim, yaşam biçimi halini almasını militanca savunan bir yapıda hangi nedenle olursa olsun çalışan kişi, ne kadar iyi yürekli ne kadar samimi ne kadar insancıl olursa olsun, bana göre bir sol yöneliş içerisinde değerlendirilme meli.

Kendine uygun sosyalist ya da sosyal democrat parti bulamadığı için şeriatçı bir partide çalışmak zorunda kalmış olması benim için solda duruşunu açıklamaya yeterli bir veri oluşturmadı. Bundan sonra derdini anlatabilecek, "sol" duruşunu ortaya koyabilecek bir alan bulabilir, SP'den kopabilir, yeni oluşumlara katılabilir, "sol"a yaklaşabilir. Ama bu kişinin benim "sol" değerlendirmeme girebileceğini pek zannetmiyorum.
Alıntı
 
 
0 #8 Güçlü Kuvvetli 21-04-2009 21:03
Güzel sorular. Aklıma gelenleri paylaşayım.

Bekaroğlu'nun "solcu" olduğunu düşünüyorum. Kendisini anlatabileceği, görüşlerini ifade edebileceği herhangi bir sosyalist/sosya l demokrat parti yok, en azından şu anda yok, bu nedenle de eski arkadaşlarıyla beraber siyaset yapıyor. Bir kavram olarak "sol" ile "sosyalist" denk veya eşit değil. "Sol" daha çok bir tavır, bir duruş iken, bir bakış açısı iken; "sosyalist", iyi kötü bir tarihsel hedef, bir politik gelenek, görece şekilli ve çerçevesi az çok kestirilebilir bir şeyi alatıyor bana. Buna bağlı olarak da Bekaroğlu pekala "solcu" olabilir, "sosyalist" olmadan üstelik. Deniz Baykal ise "solcu" değil mesela, "sosyal demokrat" olabilir ama bu onun "solcu" olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde Nabi Yağcı, Murat Belge, Altan familyası da "solcu" değiller.

Türban meselesine gelince... Bütün haklar ve özgürlikler birer mücadele alanı olarak tahayyül edilebilir. Hegemonya mücadelesini de doğrudan belirleyen bir faktördür bu. Türban meselesi aslında hem "inanç özgürlüğünün" hem de "kılık kıyafet özgürlüğünün" kesişimsel, belki de vektörel bir bileşimi olarak tanımlanabilir. Bunu yerseniz tabi ki. Çünkü olayın reel düzeydeki karşılığı aslında düpedüz islamcı, tutucu hegemonyaya sac ayağı oluşturmaktır. Bu aslında toplumun bütün gözeneklerine kadar yayılmış islamcı hayat tarzının kamu alanında da kendisine yer açma çabasıdır. Yani bu olay sosyalistlerin destek olacağı, omuz verebilecei bir mahiyette değildir. Ayrıca her şey bir yana, sosyalistlerin her türden "hakkı" sahiplenmesi türünden bir görevi de olamaz. Bütünlüklü ve tarihsel bakmadıktan sonra, ABD, emperyalizm, Türkiye'deki dinsel tutuculuğun serbest piyasa diktatörlüğü ile hemen hiçbir çelişkisi olmadığı gerçeğini göz ardı ettiğimiz müddetçe, avanak avni tadında, "güzel ruhlu solcular" olmaktan öteye gidemeyiz.

Taraf ve Altan kardeşler ise, çok açık bir biçimde basındaki ABD hegemonyasının taşeronluğunu yapiyorlar. "Ergenekon"un ABD eliyle yürütüldüğünü açı açık anlatan M. Altan'ın pervasızlığına dikkatinize çekerim.

Benim gayet şahsi bir kriterim var. Son aylarda geliştirdiğim bu kriter çok basit aslında. F tipi gazete, dergi, televizyon, internet sitesi, radyo vs'de yazan, çizen, düzenli katkı yapan, bu çevrenin düzenlediği konferans, etkinlik vs'ye katılan ve bunu savunarak yapan "solcu" kılıklı herkesi, mazisi ne olursa olsun, "portföyümden" çıkarıyorum. İster "1844 el yazmalarını" çevirmiş olsun, ister "Türkiye'de sol akımları" yazmış olsun...
Alıntı
 
 
0 #7 fetekos 19-04-2009 14:13
Bir “n” harfi mi Önder? Ben de okurken tüm şerhi kaldırıyorsun sanmıştım :D

Şaka tabii bu. Açıklaman için teşekkürler...
Alıntı
 
 
0 #6 Önder Kurt 19-04-2009 03:45
Fetekos Pardon ya..Önceki yorumumda ilk cümlenin son kelimesinin harfini eksik yazmısım..Sanki ünlemli bir ifade gibi olmuş.

"Sosyalistlerin konjuktürel olarak bazı partileri desteklemesine karşı değilim aslında be"

"be" değil "ben" olacaktı tabii ki..Şimdi düzelttim tabii..Küçük birşey ama yanlış anlaşılabilir..
Alıntı
 
 
0 #5 Önder Kurt 18-04-2009 22:03
Sosyalistlerin konjuktürel olarak bazı partileri desteklemesine karşı değilim aslında ben..Ama dışssalığı koruyarak, hariçten destek..

Politikanın hep iki düzlemde ele alınması taraftarıyım; reel politik düzlemde kısa erimli, pragmatik, opportunist ve günlük hayatın ağ gibi yapılanmış muhalefetinde ilkeli, uzun erimli, yavaş yavaş, sabırlı politika..

Reel Politik'in opportunist alanında bence en büyük tehlike toplumun muhafazkarlaştı rılmasıdır.Bu yüzden bu eğilime karşı olacak her partinin yanında olunabilir..Bun a CHP ve hatta liberaller de dahil..
Alıntı
 
 
0 #4 fetekos 18-04-2009 21:45
Birkaç yıl önce bir solcu arkadaşım A. Gül’ün “özünde iyi bir insan” olduğunu savunmuştu bana. Y. Türker’in onunla ilgili bir yazısını da söylediklerine referans olarak bana göndermişti. Hayret etmiştim. Kendisine “İslamcı sosyalist” denmesinden mutlu olduğunu belirten Bekaroğlu’na karşı ciddi ciddi solda böyle bir eğilimin, algının bulunmasını da tehlikeli buluyorum ben de.

Ancak Erkan’ın asıl Bekaroğlu’nun “solculuğundan” ziyade, Kılıçdaroğlu’nu n ve partisinin “solcu” olmayışına vurgu yapması, yalnızca Bekaroğlu’na değil de sorunun diğer muhatabına eğilmeyi de gerektiriyor. Erkan’ın sorularından sonra benim de aklıma şöyle bir soru ve karşılaştırma geldi: CHP’nin bu seçimlerde emekçi kesimin yaşadığı kimi yerlerde elde ettiği görece başarıda, Kılıçdaroğlu’nu n temiz pak siyaseti temsil etmesi, bu partinin oralarda “sol” siyaset yapması mı, yoksa izleyebildiğim kadarıyla, giderek dinci gerici unsurların etkisi altına giren bu kesime yönelik daha çok çarşaf siyaseti, türban promosyonu vs. mi etkili oldu? Eğer ikincisiyse, Bekaroğlu’nun şeriatçı partide işçi haklarından bahsetmesi kadar sahte bir “solculuk” ve gene Bekaroğlu'nun 19 Aralık “Hayata Dönüş” operasyonlarınd a göstermiş olduğu arabuluculuk çabasının kimi solcularda oluşturduğu kadar yanlış bir algıyla karşı karşıyayız demektir. Dini motiflere eğilimi artmış emekçi kesiminin sempatisini kazanma yolunu böyle bulmaktan sıkıntı duymayan “solcu” partinin “insancıl” adamı ile şeriatçı partinin solcu kılıklı “insancıl” adamı bugünlerde bana üst üste çekilmiş fotoğraf gibi gelmekte. Bilmem çok mu kötü niyetliyim bugün.

"sosyalistler olarak kendi öz gücümüze güvenemediğimiz , çok yalnız hissettiğimiz için sağdan soldan hiç olmasa bizi anıştıran birilerine tav oluyoruz.. "

Çok doğru. Bu cümle benim bütün sıkıntımı mükemmel özetliyor. Artık bu “3. yolcu”luk trajedisi ürünü açıklamalar (Çakmak'ınkiler vs.), gerçekten “iyi ki benim başıma gelmedi” denecek türden bir felaket gibi geliyor bana.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile