Makaleler Bütün Yazılar Makale Guncel Seçim sonrası dönem hakkında bazı notlar ve öngörüler (3)
 

Seçim sonrası dönem hakkında bazı notlar ve öngörüler (3) Popüler

 

1.      Önümüzdeki dönemde yeri en sağlam partinin CHP olduğunu düşünüyorum. Yani CHP ana muhalefet olma pozisyonunu, muhtemelen oylarını da artırarak koruyacaktır. Bunda büyük etken, merkez sağın AKP’den kaçan ve MHP’nin kapsayamadığı daha modern, şehirli ve laiklik hassasiyeti taşıyan kesiminin CHP’ye oy vermesidir. Ama kuşkusuz durum bundan ibaret değildir.

 

 

 

2.      Son yıllarda, 60’lardaki “Orta’nın Solu”  açılımına duyulan tepkinin sonucunda ortaya çıkıp Sağ-Kemalist bir çizgide Turan Feyzioğlu liderliğinde kurulan Cumhuriyetçi Güven Partisi’ne şiddetle benzemeye başlayan CHP’nin, kendi olağan çizgisine geri döneceğini öngörebiliriz. Bu çizgi, Kemalizm’in hem tarihsel hem de ideolojik olarak sahiplenilmesini ama bununla yetinilmeyip sosyal demokrat ve daha soldaki düşünsel öğelerin popülist ve eklektik bir yaklaşımla birbirine teyellenmesini içerir. Yani Kemalizm bağlamında anti-emperyalist damarı daha belirgin, solculuğu bağlamında popülizm düzeyinde yer yer anti-kapitalist söylemi kullanan ama gündelik politik çözüm öneriler sepetini sosyal demokrat bir dille donatan karmaşık bir ideolojik sepet. Bu sepet eklektik bir biçimde hem kamuculuğu hem özel girişimciliği hem milliyetçiliği hem de yurtseverliği içerir. Kürtlerin vatandaşlık haklarını, DTP ve sosyalist sol dışında, savunan bu çizgidir ama aynı zamanda üniter devlet ve ulusal devletçi milliyetçiliği de belirgindir. Özelleştirmelere sadece kamucu olması bağlamında değil, “Atatürk döneminde kurulan işletmelerin, yabancılara satıldığı” için de karşı çıkar. Laikliği ödünsüzdür. Modernist çizgiyi doğrudan ve katı biçimde savunur. Eğitim düzeyi görece yüksek insanları daha rahat kapsar. Solun doğrudan etkileyip etkilenebildiği toplumsal katman ve yüzeylerle dolaysız ilişkisi vardır. Sözün özü, bu ülkede herhangi bir sol politik yönelimin göz ardı etmesi imkansız olan bir partidir CHP.  Özellikle Kılıçdaroğlu-Tekin ikilisi önderliğinde İstanbul’daki şehir yoksullarına ve işçi semtlerine yönelik açılımları, toplam sol gücü artırabilecek bir nitelik taşıyabilir. Bunun ihtimali ve olanağı vardır. AKP’nin “varoşlardaki” gücünün azalması her bakımdan hayırlıdır.

3.      Sosyalist solun, bu nedenlerle, CHP’ye liberallerin baktığı gibi düşman gözüyle bakmasının herhangi bir nedeni yoktur. Bundan ne bir politik kazancı vardır ne de tarihsel koşullar buna müsaittir. Sosyalizm ve Kemalizm birbirinden ayrı duruşlardır kuşkusuz ama ülkenin tarihsel ve sosyal koşulları bu iki çizginin devamlı surette birbirine yaklaşıp uzaklaşmasına, zaman zaman da kesişmesine yol açmaktadır. Bu iki çizginin arasındaki en sorunlu alan ise doğal olarak Kürt sorunudur. Patolojik bir Kemalizm düşmanlığını solculuk diye yutturmaya çalışmak, AKP treninden inmeye hiç mi hiç gönülleri olmadığını her gün belli eden liberallerin ördüğü bir çoraptır. Bu çorabı giymeyelim. Ama CHP ile nereye kadar ve nasıl bir ilişki kurulacağı da üzerinde durulması gereken bir “sorunsaldır”. Bunu da unutmayalım.

4.      Bir iddiada bulunalım: CHP’nin içine girme eğilimi taşıdığı popülist – demokratik yönelimin arka planını, “Ergenekon davası” neticesinde ideolojik bakımdan güç ve itibar kaybına uğramış “Sırf Kemalist” ak saçlı zevatın “kullanım süresinin” dolması oluşturmaktadır. Önder Sav, Onur Öymen, Şükrü Elekdağ, Nur Serter, Necla Arat ile temsil edilen devletçi ve sağcı çizginin, TSK’nın örtük biçimde AKP ile aynı safta yer alması sonucunda iflas etmesi, CHP içindeki görece solcu, sosyal adaletçi çizginin öne çıkmasına yol açmıştır ya da zaten varolan ama silik kalan bu çizginin önünü açmıştır. Yılların kurt politikacısı Deniz Baykal’ın ülkedeki değişen politik atmosferi fark ettiği, “Sırf Kemalist” zevatı geri plana çekip, daha solda gözüken bir ekibi öne çıkmasına izin verdiği görülmektedir. Geçmişte sosyalistler ve Kürt siyasal hareketiyle seçim ittifakı yapmakta sakınca görmemiş Karayalçın’ın Ankara’dan aday gösterilmesini de bu şekilde okuyabiliriz. “Sırf Kemalist” hegemonyasında bunun olanağı pek yoktu. Bunun sonucunda da CHP uzun yıllar sonra TSK’nın herhangi bir biçimde etkilemediği bir seçimde, belki de ilk kez laiklik söylemine başvurmadan oyunu artırmıştır.

5.      Bir kitle partisi olan CHP’ye tabi ki laiklik kaygılarıyla oy veren insanlar vardır, tabi ki “yaşam tarzlarının” tehdit altına düştüğünü hissedip çözümü CHP’nin güçlenmesinde bulanlar olacaktır; bu durum nereden bakarsak bakalım, laikliğin korunmasını TSK’dan bekleyen şehirli orta sınıf tavrından daha olumludur. Burada dikkat edilmesi ve üzerinde kafa patlatılması gereken asıl durum, hali hazırda zaten CHP’ye oy veren “Beyaz Türklerin” dışında CHP’ye yönelen ilgiyi dönüştürebilecek sol politikaların ne olabileceği hakkında kafa yormaktır.

6.      Bunun yolunun “gidelim CHP’de çalışalım” olmadığını düşünüyorum. Belirli bölge ve durumlarda bu da yapılabilir kuşkusuz. Ama sosyalist siyasetin kendi özgül alanını geliştirmesi, kendi yatay ve dikey etkileşim alanlarını büyütmek için çaba sarf etmesi gerekliliği ortadadır. Bu, hem CHP’nin daha sola açılabilmesi için gereklidir hem de sosyalistlerin politik alanı etkileyip dönüştürebilme güçleri açısından değer taşımaktadır. Tam da bu çerçevede bu seçimde kazanılmış olan Samandağ, Mazgirt ve Çamlıhemşin belediyelerinin, bu ilçelerin büyüklüğünden bağımsız bir önemi bulunmaktadır. Buralarda gösterilecek “performans”, katılımcılık ve iş yapabilmenin biraradalığının sağlanmasına, demokratik yönetim ve verimli hizmetin baş başa gitmesine bağlıdır.

7.      Bitirirken, DTP’ye de kısaca değinelim. Kişisel olarak bu seçimlerde beni mutlu eden sonuçlardan biri, AKP’nin sonuna kadar kullandığı cemaatçilik kartına, bölgeye yağdırdığı yardımlara rağmen Kürt halkının önemli bir bölümünün bu rüşveti reddetmesi ve kendi siyasal temsilcisi olarak gördüğü kadrolara destek vermesidir. Zaman zaman burun kıvırdığımız, milliyetçi olarak gördüğümüz DTP, bu seçimden göründüğü kadarıyla, hitap ettiği bölgenin ve kendi insanlarının nezdindeki rüştünü bir kez daha  ispat etmiştir. HEP’in kurulmasından bu yana, yaklaşık yirmi yıldır sürdürdükleri inişli, çıkışlı, zorlu ve hakikaten cefakâr mücadele göstermektedir ki, DTP ve temsil ettiği sosyal güçler, Kürt meselesinin çözümü bağlamında anahtar öneme sahiptir. Bu nedenle de önümüzdeki dönemde bu parti ile öteki büyük partilerin kuracakları ilişki ve birbirlerine karşı alacakları tavır, karşılaşacağımız çelişkili dinamiklerden birisini oluşturacaktır. Bu konuyu başka bir yazıya ve tartışmaya bırakarak, seçimin genel olarak solun, özel olarak da sosyalistlerin önünü açacak sosyal şartları hazırlamaya başlamış olmasını dileyerek yazımızı bitirelim.

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (32)
  • onder
    avatar

    Besili Karga,

    Yaklaşımın hiç hoş değil. Bariz şekilde çok hassas meseleleri çarpıtıyorsun. Yanlış anladığından mı, yoksa maksatlı mı yapıyorsun bilmiyorum ama her iki durumda da tartışmayı takip eden başka arkadaşları yanıltmaman için açıklamak gerekiyor;

    1. AİDAT KONUSU

    Bu sitenin homojen bir yapı olduğunu söylemek mümkün değildir. Çok farklı düşünen insanlar var, dolayısıyla pekçok konuda tansiyonu yüksek tartışmalar yapıldı. Ancak asla ve asla para konusu tartışılmadı. Bu hiçbir zaman üzerinde kavga edilen bir mesele olmadı. Kimsenin aklının ucundan bile geçmedi. Siteye yapılan maddi katkılar tamamen gönüllüdür. Kimseye sen niye katkı yapmıyorsun diye hesap sorulmadı, ya da ben daha fazla katkı yaptım, öteki niye yapmadı gibi ilkellikler hiç yaşanmadı..Bu sitenin devamı çok basit bir mantığa dayanır; bu sitenin devam etmesinde fayda olduğunu düşünen ve bunun için kendince katkı yapan olduğu sürece devam eder. Sitenin devamı için gönüllü olan kimse çıkmadığı anda da kapanır. Bu kadar basit..Senin bahsettiğin yerde yaşanan tartışmaların maddiyatla zerre kadar ilgisi yoktur. tartışılan böyle bir siteye gerçekten ihtiyaç var mı, bu site için para yatırmaya değer mi, çevremizdeki arkadaşlar yazı, resim, blog, forum vs olarak siteye niye aktif olarak katılmıyorlar vs gibi ahlaki meselelerdir, maddi değil. Site aidatlarının tartışıldığı yerler şunlardır, ilgilenen arkadaşlar bakabilir..Yorum tartışmayı takip eden arkadaşların. Bakılsın bakalım, para aidat konusunda zerre kadar tartışma olmuş mu insanlar arasında;

    http://www.e-hayalet.net/index.php? option=com_content&task=view&id=11592&Itemid=409

    http://www.e-hayalet.net/index.php? option=com_kunena&Itemid=453&func=view&catid=50&id=356

    2. KLAN SUÇLAMASI

    Bu sitede biraraya gelen insanların birlikteliğine Klan demek bütün izan ve terbiye sınırlarını aşıyor. Bu oldukça saldırgan bir yaklaşım. Uslubunu gözden geçirmeni tavsiye ediyorum..Oturup biraz yaklaşımını sorgularsın diye gözden kaçırdığın bazı ayrıntılara vurgu yapayım.

    Bu sitede aktif olarak katkı yapan insanların sadece 3, 5 tanesi birbirini tanır. Bu site üzerinden iletişime geçen insanların pekçoğu daha birbirinin yüzünü bile görmedi. Hiç tanımadığımız insanlar sitenin bütün bölümlerine en küçük bir kısıtlama olmadan katılıyor..Aha işte sen, gerçek kimliğini belirtmeden istediğin gibi atıp tutabiliyor, yersiz suçlamalar ithamlar yapabiliyorsun..Yazdıklarını engellemek bir tuş basımı uzaktayken kimse müdahale etmiyor..Aksine bu sitedeki insanların genel dünya görüşüne göre hiç hoş şeyler söylememene rağmen bak bu kadar insan tutup seni kaale alıyor ve cevap yetiştiriyor..Böyle bir yapı nasıl Klan olabiliyor bir açıklaman var mı? Eğer biz klansak sen nasıl böyle bir tartışmaya dahil olabiliyorsun?

    Alýntý:
    Kotu niyetli insanlardan kurulu bir gruba karsi klaninizi korumak icin kurallara ve sinirlara ihtiyac duymayacak misiniz acaba?



    Eğer bu sitede yapılan ilgili tartışmaları takip etmiş olsaydın, bu tür kurallara ve sınırlara sonuna kadar karşı olduğumuzu anlardın. Ha bu sitenin Mevlana tekkesi olduğu anlamına gelmez, ancak iyi niyetli olduğu sürece ve sadece kamusal bir iletişim platformu olarak site için değil, normal günlük hayat içindeki bütün insani ilişkileri için de bağlayıcı olan minimal iletişim kodlarına saygı gösterdiği sürece her görüşteki insan yazabilir..Art niyetli insanlara karşı da tepkimizi sınırlamalarla, moderasyonla vs değil kollektif tepki ile koyarız..Herkese anladığı dilden kollektif tepkimizi koyarız. Buraya gelip atıp tutan, küfreden, ithamlarda bulunan, tehdit eden karşısında üst bir yetkenin sınırlamalarını, kurallarını, yasaklarını değil, sitenin kollektif tepkisini bulur..

  • guclu
    avatar

    Besili Karga kardeşim,

    Sanırım sen bizimle dalga geçiyorsun. Çünkü sayfalarca yazı yazdırtıp, sonra da "sizi test ediyordum" demek başka bir anlama gelmez. Allah selamet, akıl, fikir ve azıcık da mantık versin sana.

    Bu da benim sana son mesajımdır.

  • Murat
    avatar

    Bence de selametle... Kimseye kafasına silah dayayıp yazı yazdırtmıyoruz burada.

  • fetekos
    avatar

    Besili Karga,

    Son mesajınmış ama açık bir alanda yazı yazmış olduğuna ve bir de soru sormuş bulunduğuna göre bu yazıdaki bir yanlışı düzeltmek ve sorunu yanıtlamak yalnızca sana hitap etmek demek değildir. Umarım sen de okursun da verdiğin örnekler hakkında biraz daha düşünürsün.

    “Güçlü olan, hayatta kalır veya büyük balık küçük balığı yer, sözlerine de itirazınız var mı?" Evet, var.

    “Darwin de bir kapitalistti ve bunları mutlu insan ırkına nifak sokmak için mi ileri sürdü dersiniz?”

    Darwin hakkında yanılıyorsun, eğer okumuşsan da yanlış anladığın noktalar var. Darwin’in “yaşama savaşı” adını verdiği fenomen, hayvan ve bitki türlerinin doğada bulunan tohumlarının sayısı ile bunların olgunluğa erişme sayısı arasında gözlemlediği orantısızlığa getirdiği bir açıklamadır. Yaşamak üzere daha fazla gün ışığı ya da besin için “savaşan” canlı organizmalardan söz eder. Bu türler arasında olgunluğa erişme ve yaşama şansını elde edebilen türün bireysel örnekleri, bu savaşta üstünlük sahibi olan bireysel niteliklere sahip canlı organizmalardır ve bu bireysel özellikler güçlenerek kalıtım halinde sonraki türlere aktarılır. Bu özelliklere sahip bulunan türler yaşama savaşını kazanır, diğerleri zamanla ortadan kalkar. Buna da doğal seleksiyon der. Darwin’in amacı, bu organizma türlerinde değişikliğe yol açan süreçleri izleyebilmektir. Darwin şöyle de der: “Doğal seleksiyon deyimi yalnızca değişikliklerin korunmasını içerir, ama meydana getirilişini içermez”. Darwin’in bu tür canlı organizmaların bilinçsiz eyleminde gözlemlemiş olduğu çelişki ile kapitalist sisteme özgü insanlar arasında oluşturulan rekabeti öne çıkaran bilinçli amaç arasında bir paralellik kurulamaz. Darwin’e böyle bir şey söyletmeye çalışmak, onun buluşunu Malthus’un nüfus teorisi ile benzer kılmaya, kapitalist sistemin güçlü güçsüz kıyaslamasını meşrulaştırmaya uğraşmak çok çok eski bir çarpıtmadır ve defalarca çürütülmüştür. Dolayısıyla büyük balık küçük balığı yer diye kapitalist sömürüyü onamak fazlaca kaba bir indirgemedir, Darwin’in soyutlamasından bihaber olmaktır. Buna gönderme yapmadan da kapitalizm savunusu yapılabilir. Kendi çıkarı peşinde koşarken toplumun çıkarını da maksimize etmesi beklenen rasyonel insanı savunsun birileri mesela ama bu işi Darwin’e havale etmesin.

    “Ya sosyalizm ya barbarlık” diyen biri pek de yazılı olmayan, verili olmayan gerçeklere, koşullar gereği indirgemeciliğine başvurmak zorunda değildir. Bilimsel kanıtları incelemek, onlar üzerinde çalışmak zor gelebilir. O zaman yakın geçmişe bir göz atmak, yeterli gelmezse okyanus ötesine şöyle bir uzanmak gelecek toplumun şekillenişi hakkında bilgi vermeye yeterlidir.

    Son yazında da bir hayli yanılmışsın. Benim anladığım kadarıyla burası homojen bir “klan” değil. Örnek vereyim: ben de kendini Güçlü ve diğer arkadaşlar gibi sosyalist olarak tanımlayabilen biriyim. Ama sanıyorum ki bu tartışmanın altında yürütüldüğü yazıda sen Güçlü ile benden daha fazla anlaşma sağlayabilirsin. Benim CHP’ye bu seçimlerde en ufak bir sıcak tavrım olmadı. Tabanına verdiğim önem dışında solla ilişkisini reddeden CHP’yi amiyane tabiriyle sağa havale etmiş biriyim. Daha bunun gibi pek çok anlaşmazlık noktamız da bulunabilir. Ancak ben bundan rahatsızlık duymam. Senin de dediğin gibi “ülkemizin tıkanmış sorunları”nı, insanlığı tarihi boyunca meşgul etmiş ve etmekte olan türlü sorunların ülkemize özgü görüngüsü olarak algılarım ve bu büyük işte yalnızca kendi aklıma güvenmem, başkalarıyla birlikte düşünebilmeyi isterim. Keşke bu, son mesajın olmasaydı da tartışmaya devam ederek, bu etkileşimi sürdürebilseydik.

  • Besili karga

    Gordugunuz gibi herkes sizin kadar iyi niyetli olamayabiliyor... Kotu niyetli insanlardan kurulu bir gruba karsi klaninizi korumak icin kurallara ve sinirlara ihtiyac duymayacak misiniz acaba? Eger cekirdek aile en kucuk devlet ise barinacak yer ve yiyecek de en temel mulklerdir ve barbarlarin gelip bunlari sizin elinizden almamasi icin Misak-i Milli sinirlarinin ve anayasayanin koruyuculuguna siginmakta fayda vardir. Amaciniz ulkemizin tikanmis sorunlarina care bulmak ise utopyalari bir an evvel kenara birakip ayaklari yere saglam basan modeller kurmak lazim gelir. Bu son mesajimdir, lufen cevaplarinizi bana hitaben yazmayin ki cevapsiz birakmisim gibi gorunmesin. Saygilarimla...

  • Murat
    avatar

    Sayın Besili Karga,

    Site aidatı ile ilgili yazışmaların neresinde dediğiniz anlamda bir tartışma yaşandığını alıntılayarak gösterir misiniz? Tartışmamız sadece site devam etsin mi, etmesin mi veya gerek var mı, yok mu temelinde gerçekleşmiştir. Bunu dediğiniz anlamda(ödeme için birbirine girmek gibi) anlamak için nasıl bir görüş açısına sahip olmak gerekir? Yapılan tartışmayı veya yazışmaları dediğiniz yönde vermek sadece kötü niyetle açıklanabilir.

  • Besili karga

    Komün hayatı içerdiği insan sayısı arttıkça güzelleşir, çünkü paylaşım da artar ve çeşitlenir. Ama bilindiği üzere katılımcı sayısı arttıkça ister istemez pislik katsayısı da artar. Bunlar roket bilimi değil, kütüphaneler devirmeye gerek yok!..

  • guclu
    avatar

    Sayın Besili Karga,

    Bence yazılanları kavramakta güçlük çekiyorsunuz. Çünkü "Ya Sosyalizm Ya Barbarlık" sizin anladığınız biçimiyle "Sosyalist değilseniz barbarsınız" demek değildir. "Sosyalizmi kuramazsak, dünya barbarlaşacaktır, medeniyet yıkıma uğrayacak" demektir. Bunu sizin anladığınız haliyle anlamak ve Bush'un sözüne yakın bir anlamda kavrayabilmek için ya çok derin bir anlayışsızlığa mahkum olmak ya da yeminli sosyalizm düşmanı olmak gerekir, belki de ikisini birden olmak gerekiyordur, bilemiyorum. Ayrıca "Ya sev ya terk et" ile "Ya Sosyalizm Ya Barbarlık" sadece ve sadece cümle yapıları bakımından benzer ifadeler. Bunların anlam bakımından benzer olduğu sonucunu hangi mantıki süreçlerle çıkarıyorsunuz?

    Bence amacınız tartışmak değil, demagoji yapmak. İnsanların bahsettiğiniz biçimde egoist, bencil, yayılmacı olduğunu ispatlayamıyorsunuz ama yazdıklarımızla alay ederek bunu çürütebileceğinizi düşünüyorsunuz. Hem ayrıca bizim bu sitenin genel giderlerini nasıl karşılayacağımız hususunda yaptığımız ve tüm katılımcılara açık, yani şeffaf olarak sürdürdüğümüz yazışmaların konumuzla ne alakası var?

    Biz mümkün mertebe ahlaken komünist yaşamaya çalışan insanlarız, paylaşımcılık ve dayanışmayı tüm hayatımıza yaymayı isteyen kişileriz. Muhtemelen bu da sizin için alay konusu olacaktır. Bu site için ödenen paranın dolar, ruble, riyal, lira olmasının hiçbir önemi yok bizim için. Bu paranın ödenmesi gerekiyor ve bunu da sırayla ve imkana göre yapıyoruz. Şu ana kadar her şey gönüllülük üzerinden oldu. Bundan sonra da öyle olacak. Bunu anlamak sanırım sizin için çok zor. Çünkü zooloji kitapları böyle yazmıyor, değil mi?

  • Besili karga

    Madem önceki yazımda Ted Kaczynski'i ile bağ kurmam ilginizi çekti, aynı manifestonun devamını da alıntılıyorum. İbretle okuyun:
    "Aşağı yukarı herkes çok sorunlu bir toplumda yaşadığımızı kabul edecektir. Dünyamızın içinde bulunduğu çılgınlığın en yaygın göstergesi solculuk olduğu için, solculuğun psikolojisi üzerine bir tartışma, günümüz toplumunun sorunları arasında genel bir tartışmaya giriş görevi yapabilir. Peki ama solculuk nedir? 20. yüzyılın ilk yarısında solculuk pratikte sosyalizmle özdeşleştirilebilirdi. Bugün ise bu hareket parçalanmıştır ve kime tam anlamıyla solcu denilebileceği açık değildir. Biz, solcu dediğimizde, temelde sosyalistleri, kollektivistleri, “politik açıdan dürüst” tipleri, feministleri, gay ve özürlü hakları savunucularını, hayvan hakları eylemcilerini ve benzerlerini düşünüyoruz. Ancak bu hareketlerin herhangibiriyle ilgisi olan herkes solcu değildir. Çağdaş solculuğun temelinde yatan iki eğilime “aşağılık duygusu” ve “aşırı toplumsallaşma” adını veriyoruz. Aşağılık duygusu, çağdaş solculuğun bütününde görülen bir özellikse de, aşırı toplumsallaşma çağdaş solculuğun yalnızca belirli bir kesiminde görülen bir özelliktir; ancak bu kesim oldukça etkilidir. Aşağılık duygusundan kastımız yalnızca katı anlamda aşağılık duygusu değil, buna ilişkin özelliklerin bütün bir yelpazesidir. Kendine az değer verme, güçsüzlük duyguları, depresif eğilimler, yenilmişlik, suçluluk, kendinden nefret etme, v.b. Bizce çağdaş solcular böyle duygulara meyillidirler ve bu duygular çağdaş solun yönünü belirlemede etkilidir. İnsanların çoğu öenmli oranda uygunsuz davranışlarda bulunur. Yalan söylerler, önemsiz hırsızlıklar yaparlar, trafik kurallarını çiğnerler, işlerini asarlar, birbirlerinden nefret ederler ya da başka birini geçmek için sinsi hileler yaparlar. Aşırı toplumsallaşmış bir insan ise bunları yapamaz; ya da yapsa bile kendi içinde bir utanç ve öznefret duygusu geliştirir. Genel ahlaka uygun olmayan duygu ve düşünceleri suçluluk duymadan yaşayamaz, “temiz” olmayan fikirleri düşünemez. Toplumsallaşma sadece bir ahlak meselesi değildir; ahlak başlığı altında toplanamayacak pek çok davranış normuna da uymak üzere sosyalleşiriz. Aşırı toplumsallaşan insan topluma psikolojik bir tasmayla bağlanır. Aşırı toplumsallaşma insanlığın, bireye yaptığı en büyük zulümdür. Çağdaş solun önemli ve etkili bir bölümü bu dertten muzdariptir. Aşırı toplumsallaşmış tipte bir solcu, isyan ederek psikolojik tasmasını çıkarmaya ve bağımsızlığını ilan etmeye çalışır ama bu kadar güçlü değildir. Tam tersine, sol, kabul edilmiş ahlaki bir prensibi alarak kendisininmiş gibi benimser ve sonra da toplumu bu prensibe uymamakla suçlar. Irklar arası eşitlik, cinslerin eşitliği, fakirlere yardım etmek, savaşa karşı barış, genel olarak şiddet karşıtlığı, ifade özgürlüğü, hayvanlara iyi davranmak… Güç süreci, yapay etkinlik, bağımsızlık İnsanlar bizim “güç süreci” adını verdiğimiz, büyük olasılıklar biyolojik bir ihtiyaç içindedir. Bu güç ihtiyaçla yakından ilgiliyse de tam olarak aynı şey değildir. Güç sürecinin dört öğesi vardır. Bunların en açık olan üçüne Amaç, Çaba ve Amaca Ulaşma adını veriyoruz. Dördüncüsü olan Bağımsızlık ise tanımlanması biraz zor bir öğe. Herkeste bulunmayabilir. Herkesin amaçları vardır; en azından yaşamak için gereken fiziksel ihtiyaçları karşılamak gibi: yiyecek, su, giyim, barınak, vb.. Ancak hali vakti yerinde bir aristokrat bütün bunları çaba harcamadan elde eder. Sonra da sıkıntı ve moral bozukluğu başlar. Yani, ciddi psikolojik problemlere yakalanmamak için bir insan, uğruna çaba harcaması gereken amaçlara gerek duyar ve bu amaçlara ulaşmada en azından makul bir oranda başarıya sahip olmalıdır. İnsanlar, fiziksel gereksinimlerini karşılamak için çabalamak zorunda kalmadıklarında, kendilerine “yapay amaçlar” bulur."
    Hala onun kadar zeki olmadığınızı düşünüyor musunuz?

  • Besili karga

    George W. Bush'un “Bizden olmayan düşmanımızdır” sloganı ile MHP'nin "Ya sev, ya terket"ine karşısınız ama acaba "Ya sosyalistsin ya barbar" söyleminin aynı soydan olduğunun farkında mısınız? Bu dayatmayı şiar edinenlerin, "sınırlar kalksın, hepimiz kardeşiz" tezini savunmaları olsa olsa ya safdillik ya da samimiyetsizlik ile açıklanabilir kanaatindeyim. Tıpkı bu web sitesini ayakta tutmak için gerekli USD cinsinden aidat parası için düne kadar birbiriyle tartışan sosyalistlerin, bu "bedava?" teknolojiyi barbarlara övmesi gibi!..
    Atatürk'ün fenerbahçeli olduğu iddiasına benzer bir savunma ileri sürmeniz de ilginç doğrusu. "Aslında FB'liydi, ama bir yangında tüm deliller yok olduğu için ispatlayamıyoruz." Tarih öncesi toplumlarda gül gibi geçinip gidiyordu, ne yağma, ne tecavüz, ne cinayet olmuyordu, ama istatistik veremiyoruz, çünkü henüz yazı keşfedilmemişti! Güçlü olan, hayatta kalır veya büyük balık küçük balığı yer, sözlerine de itirazınız var mı? Adalet, eşitler arasında mümkündür. Acaba Darwin de bir kapitalistti ve bunları mutlu insan ırkına nifak sokmak için mi ileri sürdü dersiniz? İnsan bir hayvandır ve onun doğasını anlamak için sadece antropoloji yetmez. Hayvanlarda mülkiyet yoktur, ama yine de eş bulma, bölge sahiplenme, liderlik vb kavgalar eksik olmaz. En ilkel organizamalar bile yayılmacı bile politika izler ve kendi türünden olmayanlar ile karşılaştığında kendisi çoğalabilmek için diğerini yer. Her nedense bu bilgiler Marx, Engels veya Spinoza kitapları yerine biyoloji, zooloji ve tıp kaynaklarına girmiştir... Belki de size zorluk çıkartmak isteyen kapitalist bilimadamlarının bir oyunu bu ;-)

  • onder
    avatar

    Sevgili "Besili Karga",

    Gerçekci olacağım derken, ütopist olmayacağım derken aslında siz kendiniz bir ütopyacı ama ters-ütopyacı oluyorsunuz. Uygarlığın yıkıcı eğilimlerini kaçınılmaz doğası diye kabul edip, karanlık bir geleceği, bir ters-ütopyayı meşrulaştırıyorsunuz.

    Sosyalistlerin bir şiarıdır; "Ya sosyalizm ya barbarlık"

    İçinde bulunduğumuz kojunktür bu şiarın ne kadar doğru olduğunu her geçen gün gösteriyor..Sizin de savunusunu yaptığınız güç tapınımı, açgözlülük, sınırsız tüketim insanlığı bugün topyekün yokoluşun eşiğine getirdi..Sosyalistlerin şiarı istenilen yönde tezahür etmedi belki ama yine de doğru olduğunu gösterdi..Sosyalizm olmuyor belki ama barbarlık hergeçen gün olası bir gelecek olarak ufukta beliriyor. Kapitalizmin ölçüsüz, plansız, açgözlü, egoist büyüme modeli kaynakları tüketti..Her geçen gün artan işssizler ordusunu besleyecek iş olanakları üretemiyor..Dünyayı sınırsız tüketim açgözlülüğüyle yaşanamaz, soluk alınamaz bir mekan haline getirmeye devam ediyor..

    İnsanın doğası gereği yarışmacı, egoist olduğunu iddia etmek katıksız bir metafizikten öte birşey değildir. Bilimsel bir yöntemle bu saptamayı doğrulayacak tek bir veri sunulamaz.

    Aksine koca bir Antropoloji disiplini insan denen yaşam formunun dayanışmacı, toplumsal, kollektif bir canlı olduğunun kanıtlarıyla doludur. Bugün hala Papua Yeni Gine, Amazon Bölgesi, Avustralya vs gibi yerlerde varlığını sürdüren tüm ilkel komünal toplumlar mutlak olarak dayanışmacı, kollektif, dayanışmacı toplumlardır. İnsanlığın hamurunun bözulmaya başladığı yer, Özel Mülkiyetin çıktığı noktadadır.

    Bu konuda biraz araştırma yapmanızı tavsiye ederim

    Mesala sanırım türkçede de olan şu adamın kitaplarına bakabilirsiniz;

    http://en.wikipedia.org/wiki/Lewis_H._Morgan

    Keza bu adamdan esinlenerek bizim üstat Engels'in "Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni" adlı mükemmel çalışmasına bakabilirsiniz..

    İnsanların yarışmacı, egoist, bencil yaratıklar olduğu efsanesi kapitalist şarlatanların yaydığı tarihin en büyük mitlerinden biridir..Kapitalizm varolabilmek için insanları birbirine düşman etmek zorundadır, anasına babasına bile güvenmeyen piskopat tiplere ihtiyaç duyar..

    Ama insanın gelişimine biraz bakarsanız insanların çok kısa sayılabilecek özel mülkiyet döneminden önce paylaşımcı bir tür olduğunu görürsünüz..Siz 5000 yıllık yazılı tarihi, yani özel mülkiyetçi babaerkil toplumları referans alıyorsunuz..Burda bir biyolojik türün evriminden konuşuyoruz..5000 yıl bir biyolojik türün evriminde hiç de uzun bir süre değildir..Sizin özel mülkiyetçi babaerkil döneminizden önce çok daha uzun bir ortaklaşmacı anaerkil toplum düzeni vardı..

    Kaldı ki eğer yeterince bakarsanız, bu 5000 yıllık özel mülkiyet çağında bile, özel mülkiyetin prangalarından kurtulmuş, dayanışmacı, paylaşımcı, kollektif bir toplumu, komünü yaşatan sayısız deneyim olduğunu görürsünüz..Her ne kadar sonuçta başarısız olmuşsa bile Osmanlı gibi feodal olan bir toplumu alıp uzaya ilk çıkan toplumu yaratan 75 yıllık bir sovyet deneyimi var..Bu daha ileri , daha adil bir toplumun ilk eskizlerinden biriydi..Bir ilk eskiz olan sosyalist deneyim bir süper güç yarattı, daha iyi bir girişimin neler yaratacağını çıkarsamak zor olmasa gerek....

    Ayrıca insanlardaki dayanışmacı ruhun pekçok tikel örneği de teknoloji alanında yaşanıyor..Wikipedia yüzbinlerce insanın gönüllü katksıyla ortaya çıkmış muazzam bir referans kaynağı..Sitemizin altyapısı olan Joomla, tamamen ücretsiz bir platform, kusursuz bir dayanışma örneği..Bunlar şöyle bir aklıma gelen örnekler..

    Görmek istedikten ve doğru yerlere baktıktan sonra sayısız pekçok örnek daha çıkarılabilir..

    Ama insan ideolojik bir varlık..Öncesinde neye inanıyorsa, çevresinde de o yönde kanıtlar bulmaya eğilimli oluyor..Spinoza'nın güzel bir lafı vardır;

    "Eğer üçgenler düşünebilseydi bütün evrenin üçgenlerden oluştuğu sonucuna varırdı".

    Bu bağlamda insan otoriter güce inanınca her tarafında otorite ve güç tapınımı görüyor.

  • guclu
    avatar

    Sayın Besili Karga,

    Unabomber ile aramda paralellik kurmanız ilginç. Kendisinin matematik profesörü olduğunu biliyordum da şizofren olduğunu ilk kez duyuyorum. Benden de benzer bir manifesto yazmamı bekliyorsunuz yine ama ben o kadar zeki değilim.

    Sınırların kalkması ve politik değil coğrafi ayrımlara göre insanların yaşaması talebinin ütopik olduğunu yazmıştım zaten ama çeyrek yüzyıldır aralıksız bir iç savaşı devam ettirmek veya dünyayı durmadan kirleterek sonunu getirmek, kar hırsı uğruna milyarlarca insanı açlık sınırına itmek de pek gerçekçi ve akıllıca olmasa gerek, öyle değl mi?

  • AliOsman
    avatar

    Sosyalist ütopya cennet vaat etmez. Keza sosyalist ütopya kırlarda dolaşalım, hadi oynayalım zıplayalım pastoralliğinde ve rüya aleminde de değildir. Önce burada hem fikir olmak lazım. İnsanın doğasındaki bencilliğe ( kötülük olarak ifade etmiyorum), verili şartlar, onun nasıl ortaya çıkacağın karar verir. Yani rekabetin sert olduğu, yaşam koşulların bir yarişma gibi algılandığı ortamlarda daha belirgin; kollektif dayanışmanın, hayatın olduğu durumlarda daha çekinik olarak karşımıza çıkar. Haliyle o'ego'dan kurtuluş yoktur, bunun bilincindeyiz. Lakin ortalıkta ego var diye de insana güvenimizi temelli kaybetmeye de hiç niyetimiz yok. Tersine inanmak (siyaseten) saflıktır.

    Madem insan kötüde neden herkes hırsız değil, katil değil, tecavüzcü değil ? Ekonomik ve kültürel durum buna bir parça cevap olabilir. O zaman şu soruyu da sormak gerekir : Neden tüm fakir ve eğitimsiz insanlar hırsız, katil ve tecavüzcü değil ? Demek ki daha fazla parametre kullanmız lazım. Din, milliyet, meshep, model kişilikler...vs hal böyle olunca insanın doğası denen şeyin kendisinin de mekandan mekana, kültürden kültüre değişiklikler gösterebildiği aşikar olarak karşımıza çıkıyor. Ama bu durum temelde 'ego' denen şeyide red etmez. Zaten sosyalist ütopya da bu reddiyenin içinde yer almaz.

    İnsan 'kötüdür' söylemi, tanrıdan korkmalıyız söyleminden farklı değildir. Tanrı o kadar büyükse ve affediciyse benim korkmamda ziyade onu sevmem gerekmez mi ? Tüm insanlar hırsız, katil ve tecavüzcü olmadığına göre hatta tüm kötülük yaratan bu ortama rağmen (fakirlik, eşitliksizlik ve adaletsizlik), çok az bir kesim böyle olduğuna göre, insanın 'doğası' iyi olmaya daha yatkındır demek çok mu yanlış olur acaba ? Bizim elele verip bu güzelliği mi parlatmamız ve insan temelli düşünmemiz lazım, yoksa insan 'kötüdür' önermesi ile insan insanın kurdu olduğu bir dünya mı yaratmalıyız ?

    Sosyalistler eşitlikçi, dayanışmacı, adil bir dünya istyorlar diye onları ütopiklikle itham etmek acaba nasıl bir adaleti temsil etmektedir ? O bizim düşmanımız, onu asimile edelim, olmadı zulm edelim, daha da olmadı dışlayalım desek rasyonel olacağız öyle mi ?

    Sizlere rasyonel dünyanızda başarılar dilerim. Ben burada ütopik ütopik yaşarım.

  • onder
    avatar

    Sayin Etrix,

    Bu sitede aktif olarak yazanlar sosyalist görüşteki insanlardır. Ancak bu siteyi sadece sosyalist insanlar yazsın diye kurmadık. Her anlayıştaki insanların birbirlerini anlamak için karşılıklı saygı ve hoşgörü içinde iletişimde olmalarını hayal ettik..Sizin gibi Kemalist insanların yazması da bence gayet iyi. Zira bu ülkede en çok ihtiyacımız olan şey farklı anlayışlar arasındaki ayrımları kronikleştirmek değil, asgari müşterekler üzerinden bir ortaklık yakalamaktır..Aslında bana sorarsanız, kendi konumlarından asla taviz vermeyen, ötekileri anlamak istemeyen insanlar bu ülkedeki en büyük bölücülerdir.

    Öncelikle şu vurguyla başlamak isterim; Sosyalist teori ile ne kadar yakınsınız bilmem ama sosyalist anlayışı tanıtan alfabe türü kitaplarda bile yazar; Sosyalistler sizin teriminizi kullanarak söyleyeyim "bölücü"lüğe sonuna kadar karşıdır..Sosyalistler bütün halkların kardeşliğini, barışı, dayanışmayı savunur..Halkları bölen birbirine düşman yapan, din, dil, kültür, gelenek vs gibi ayrımları körükleyen, sonra bu çatışmalar üzerinden beslenen kapitalizmin efendileridir..Kapitalizm sürekli bir çatışma ortamından beslenir, yaratılan korku ortamı sayesinden insanların gerçek problemleriyle uğraşmasını önlerler..Bu açıdan Türk Kapitalisti ile dış mihrak kapitalistler arasında da hiç fark yoktur..Bu açıdan bu ülkede gerçek bölücüler kim, çok daha derin düşünmek lazım.

    "İnsanların köylerini boşalttılar, milyonları zorla göç ettirdiler. Bu saatten sonra birlik kurabilmek çok çok zor"

    Bu laf ülkenin bölünmesi yönünde bir talebi dile getirmez, şimdiye kadar yapılan yanlış politikalar ve hamaset dili yüzünden artık bölünmeyi önlemenin çok zorlaştığı yönünde bir durum tespiti yapar. Gerçekten de öyle değil mi?

    Bilmem hatırlıyor musunuz, bu ülkede 15-20 yıl öncesine kadar devlet kürt diye bir halkın varlığını tanımıyordu..Bu traji komik bir durum..15-20 yılı geçelim, daha birkaç yıl öncesine kadar kürt sorununu açık açık tartışmaya çekinirdik..Eğer baskı, silah, polisiye önlemler bu sorunu çözmeye yetseydi aradan geçen bunca zamana kadar çözülürdü değil mi? Ortada kültürel halklarını isteyen 15-20 milyonluk bir halk var..Ne yapacaksınız ben kürdüm diyen 15 milyon insanı tek tek öldürecek misiniz? Naziler tomplama kamplarında 6.5 milyon Yahudi'yi katletti diye insanlık tarihin en korkunç eylemini yapmış olmakla tarihe geçti..20 milyon insanı ortadan kaldırmaya yetecek bir polisiye/askeri örgüt olabilir mi? Bakın işte onca son teknoloji ürünü silahına rağmen ABD Irak'ta bir avuç direnişciyle başedemedi, 15 milyon insanı polisiye/askeri yöntemlerle ancak bir yere kadar kontrol edebilirsiniz..

    Bakın birkaç gün önce bir türk öğrenci Kanada'dan bir uçak kaçırıp ABD'ye uçtu. İki F-16 beş saat boyunca takip etmiş. Bir askeri yetkili açıkladı, bizim vatandaş Amerikan Hava Kuvvetlerini bu 5 saatlik takip yüzünden 500 bin dolar zarara uğratmış. İki F-16'ının 5 saatlik uçuşunun bedeli 500 bin dolarmış..Demek ki tek bir jet'in bir saatlik uçuşunun masrafı 50 bin dolar. Bu akıllara zarar ölçüde pahallı birşey değil mi? Bir F-16'ının bir saatlik uçuşunun parasıyla bir öğrencinin doktorası dahil bütün eğitim masraflarını karşılarsınız. Koca bir ailenin asgari geçim ölçütlerine göre belki 5 yıllık gelirini sağlamış olursunuz..

    Benzer bir örnek; ABD şimdiye kadar Afganistan müdahalesi için 40 milyar dolar harcamış (1-2 yıl önceki bir makalede geçiyordu, rakam şimdi çok daha artmıştır). Adamın biri dikkat çekiyordu: "Yahu 40 milyar doları gidip yoksul Afgan halkına dağıtmış olsaydınız, hastane, okul yaptırsaydınız ortada radikal dinci minci kalmazdı".

    Sizin bölünmeyi istiyor olmakla suçladığınız cümlenin dikkat çekmek istediği bu çarpıklıktır bence. Milliyetçilik karşı milliyetçiliği körükler, şiddet kendi karşıtını üretir.

    Ben şuna inanırım; işinde gücünde olan, dehşet bir gelecek korkusu olmadan önünü görebilen, insanca bir yaşam kurma şansı olduğunu bilen bir insan dağa çıkmaz. Doğudaki insanlarımıza hem devlet, hem de batıdaki insanlar olarak bizler güvenmedik. Doğu anadolu pkkdan bile once bır surgun yeri olarak görüldü. Bundan 15 yıl once kurtce yayın yapan bir TV istemek hapishanelerde çürümek için yeterli bir sebebti..Ahmet Kaya kürtçe şarki söyledi diye gurbet ellerde kırgın bir şekilde öldü..Bugün bunlar var: ülke de bölünmedi. Ha demek ki çok önceden askeri polisiye yöntemlerle değil de daha hoşgörülü bir politika izlenseydi durum bugün bu kadar vahim olmazdı..Gelinen noktada doğu ve güneydoğu illerinde AKP ve DTP'den başka parti yok. CHP'inin bu illerde sıfır çekmesi son derece vahim bir durumdur.

    Ben DTP'inin politikalarına sonuna kadar karşıyım. Milliyetçiliğe karşıyım. Ancak Türk milliyetçiliğine olduğu kadar Kürt milliyetçiliğine de karşıyım. Bağımsız bir kürt devleti Amerikan'ın kuklası olmanın ötesine geçemez.

    DTP bu ülkenin asli sorunlarına el atmaktansa, kendini tamamen milliyetçi bir pozisyona sıkıştırdı..Kapitalizmin, neo-liberalizmin yıkıcılığına karşı tek bir söz etmedi. DTP kürt meselesi dışında tek bir söz söylemeyen tamamen bir etnisite partisi haline geldi..Bütün bu çarpık tablo her iki taraftda yürütülen hamaset politikalarının sonucu..

    Oysa bu ülkenin daha az ciddi olmayan binlerce sorunu var..ABD'inin gazıyla da ülkemizi bir ortaçağ ılımlı islam devleti haline getirmeye çalışıyorlar. Son seçimlerde bir DUR mesajı verilmese, AKP 51% oyla çıksaydı kimbilir neler olacaktı.Hayatında daha önce bir kez oy kullanmış biri olarak ben bile koşa koşa gidip CHP'ye oy verdim.

    İşte birbirimizi yersiz suçlamalarla mahkum etmeye çalışmaktansa, asli tehlikelere karşı birlikte hareket etmemiz gerekir diye düşünüyorum. Ben öncelikle sosyalistim, ama Türkiye'de feodal arkaik yapılara karşı Kemalist modernleşme projesi tamamlanmadan daha ilerici politikaların yaşama şansı olduğuna da inanmam. Bu anlamda aşamacı bir mantıkla aynı zamanda Atatürk'çüyüm..Bu ülkede bütün farklılıkları geçelim, en büyük tehlike Türkiye'nin Atatürk'ün çizdiği modernleşme çizgisinden ayrılıp "ılımlı bir islam devleti" modeline doğru gitmesidir. İşte bu tehlikeye karşı, , farklı kimliklerin barış içinde birarada yaşadığı çağdaş, demokratik bir ülke özlemi içinde olan bütün kesimlerin bütün görüş ayrlıklarına rağmen birlikte hareket etmeyi öğrenmesi gerekiyor..Bu birlikteliğe kürtler de dahil..Bakın güneydoğu illerinde DTP'den başka tek bir parti var o da AKP. Asıl üzülmemiz gereken budur. Sol, sosyal-demokrat partiler bu coğrafyada nasıl olamaz? Bunun mazareti olabilir mi? Eğer siz milliyetçi, statükocu hamasi söylemlerle giderseniz, sonuna kadar karşı olduğunuzu düşünseniz bile bölücülüğün ekmeğine yağ sürmüş olursunuz, ya da gerici dinci güçlerin. Siz hoşgörlülü, anlayışlı bir politik programla çıkmayınca, her türlü gerici, kürt milliyetcisi politikaları kendi elinizle desteklemiş oluyorsunuz..

    Güneydoğu'da sıfır çekmesi CHP'inin en büyük başarısızlığıdır..Ama şöyle bir bakın CHP sizin savunduklarınızdan farkli birşey mi söylüyordu yıllardır..Demek ki olmuyor, tutmuyor bu tür politikalar..Olmazsa zorla oldururum da diyemezsiniz ki..Ha demek ki Zorla şiddetle olmuyor bu işler.. "Dış Mihraklar"ın oyunu derseniz, "dış mihraklar" olacak, her zaman olacak. Bu hava su gibi kesin bir veri..Çözüm onlara rağmen bu coğrafyanın insanları olarak, din, dil, kültür farklılıklarına rağmen inadına barış içinde yaşamayı istemek değil midir?..Gerilim, zor, şiddet, baskı politikalarını savunursanız tam da o dış mihrakların beklediği gibi davranmış olursunuz..Zira o mihraklar barış değil savaş ortamında tezgahlarını daha iyi kurarlar..

  • guclu
    avatar

    Sayın Etrix,

    Yazdıklarınızın son kısmından beni düelloya çağırdığınız gibi bir sonuca ulaşıyorum. Halbuki görüş alış verişinde bulunduğumuzu sanıyordum. Argümanlar bazında tartışmaya devam etmeyi neden düşünmüyorsunuz? Yoksa "şehitlerin tertemiz kanı, bölücüler" falan dışında bir düşünsel cephaneniz yok mu? Gelin mesela genel olarak milliyetçiliği tartışalım, eğer bu konuda herhangi bir fikriniz varsa tabi ki.

  • etrix

    Sukut ikrardan gelirmis! Ben istedigim cevabi aldim...

  • guclu
    avatar

    Hangi cevabı aldınız? Benim "bölücü, terörist" falan olduğum cevabını mı? Azıcık daha zihinsel uğraşa tevessül etseniz de tartışmayı sürdürsek nasıl olur acaba?

  • fetekos
    avatar

    Etrix,

    İstediğin yanıtı almış olmana sevinmekle birlikte, yazıyı okuyan ve tartışmayı izleyen biri olarak, ben bu önemli tartışmada senin argümanlarını ve özellikle önerilerini öğrenmeyi ve anlamaya çalışmayı çok isterim. Genellemeci ve baştan bir görüşü redde dayalı metinleri okumakta da anlamakta da zorluk çekiyorum. Bu nedenle bir önceki metinde yazdıklarını daha formal bir çerçeveyle, biraz da kavramsal göndermelerle destekleyerek yeniden anlayışımıza sunarsan ben pek memnun olurum. Ciddi anlamda değer verdiğim için bunu rica ediyorum.

  • etrix

    Haklisiniz Fetekos Ustadim, bastan reddettigim iki temel gorus var; Biri bu vatani Ataturk'un bize emanet ettigi medeniyet seviyesinden geriye goturmeye calismak digeri de hangi bahaneye siginilmis olursa olsun bolmek/boldurtmektir. Sizde zaten sahsi mail adresim var, arzu ederseniz daha detayli konusabiliriz, ama burayi mesgul etmek anlamsiz.
    Panzehir uretebilmek icin once zehiri ve zehirliyi tanimak lazim gelir. Ben kendi fikirlerimi, cozum onerimi sundum ve cevaplanmasi gereken sorulari da tek tek ortaya koydum. Bu asamada "guclu kuvvetli" namli buyugumun yardimlari sayesinde ilk asamayi tamamladigimi dusunuyorum. Cunku sorularimi cevaplamak yerine konuyu dagitmak disinda bir caba goster(e)medi kendisi. Demek ki artik ikinci asamaya gecerek laboratuvarda calismak ve laf yerine panzehir uretmek zamani gelmis! Bana musaade...

  • Murat
    avatar

    Etrix,

    Ara sıra hayalet ekibi olarak isteyen herkesin katılabileceği toplantılar düzenliyoruz. Yüzyüze tartışmak elbette daha iyi olabilir ama bunu her istediğimizde yapamıyoruz maalesef. Fakat bunu hiçbir zaman birbirimize lise yıllarındaki gibi (okul çıkışında görüşürüz vb.) yapmıyoruz.

    Her türlü tartışmayı yürütmek için elimizde de bu sitenin bize verdiği çok güzel olanaklar var. Eğer burasının bu tartışmayı devam ettirmek için uygun olmadığını düşünen varsa "Forum" altında istediği konuda tartışma için konu başlığı açmakta özgürdür.

    Fetekos'un da belirttiği gibi savunduğun görüşlerini bizimle paylaşmaya devam etmeni isteriz.

  • guclu
    avatar

    Etrix,

    Ne bu ülkenin daha geriye gitmesini isterim ne de bölünmesini. Ben sosyalistim; yani yalnızca bu ülkede değil tüm dünyada sınırların kalkmasını isterim, insanların tuhaf ulusal devlet sınırlarına göre "bölünmesini" istemem. Ulusal devlet sınırlarının, daha da ötesi devlet denen örgütlenmenin en büyük bölücü olduğunu düşünürüm. Öte yandan, geriye gitmek bir yana, tüm insanların insanlığın ulaşmış olduğu kültürel ve medeni düzeye eşit haklarla ulaşmasını ve bu medeniyete özgürce katkıda bulunmasını isterim. Buna engel olacak her türlü dinsel, gerici ve milliyetçi dogmanın da şiddetle karşısındayım.

    Normalde bu konuyu başka bir yerde tartışmak lazım ama açıkça yazayım: Kürt meselesinin, müstakil ve "bağımsız" bir Kürdistan ile çözülebileceği kanaatinde değilim. Bu ülke sınırları içinde bir federasyon olabilir mi sorusunun cevabını ise doğal olarak konunun bütün muhattaplarına sormak lazım; yani Kürtlere, Türklere, devleti yönetenlere falan. Ama ideal çözüm hakkındaki görüşüm Orta Doğu, Kafkasya, Balkanlar ve Anadolu'da yaşayan tüm halkları kapsayacak, siyasal değil doğal ve coğrafi sınırlara dayanan, gevşek bir federatif birleşik cumhuriyetin kurulması yönünde. Bunun bir ütopya olduğu kesin ama yaşadığımız ulusal devlet ölçeğine göre daha insani olduğunu da düşünüyorum.

    Bilmem bu görüşler beni bölücü yapar mı?

  • AliOsman
    avatar

    'Vatanı bölmek parçalamak' edebiyatının, ' şehit kanları' söyleminin hala sıkıntı vermemesi ve sorgulanaması beni hep ziyadesi ile üzmüş ve korkutmuştur. Ve bunun hafiyeliğini yapıp, orada burada devlet söylemi dışında fikir üretmeye çalışanı bölücü, terörist, işbirlikçi...vs gibi gayet bayat ve sıkıcı bir yaklaşım göstermenin de mide bulantısı yarattığını itiraf etmeliyim.

    Önce şunu doğru dürüst koymak lazım : Seçim sonuçlarının değerlendirilmesinin yapıldığı bu yazının her hangi bir satırında bölücülük ifadeleri kullanılmadığı gibi kullanıldığını iddia etmekse yukarıda ifade etmeye çalıştığım gibi ' niyet hafiyeliği' yapmaktır. Söylenmeyen şeyi söylenmiş gibi değerlendirmek en basit haliyle kolaya kaçmak, kendice diğerini köşeye sıkıştırmaktır. Bu da uslüp itibarı ile abesttir. Hadi populer bir ifade de kullanayım : Şık değildir.

    1985 Ağustosundan beri yani yaklaşık 25 senedir devam eden bu süreçte, 10 binlerce insan ölmüş, 200 milyar doların üzerinde bir para harcanmıştır. Sonuç 1985 ( hadi onu geç 1995) ile karşılanamayacak kadar vahim bir çizgiye oturmuştur. Dünyanın gelişmiş her ekonomisinde, her aklı selim topluğunda bu sorgulanması gereken bir durumdur ve sorgulanır. Hani Amerikan mantığıyla bile baksan, bunca vergi toplayarak yapılan savaşın 'müsbet' sonuçlarını öğrenmek her vatandaşın hakkıdır.

    Din nasıl kendi başına bir tabu ise bu memlekette Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Yunanistan sorunu, Kıbrıs sorunu da birer tabudur. Nasıl ki dindar ( sofu anlamında) kesim dini tartıştırmazsa; milliyetçi, ulusalcı ( daha ileriye gideyim faşist) kesim de aynı refleks ile bu konuların tartışılmasını istemiyor. Kendi resmi söylemleri dışındaki herkesi çemberin dışına çıkarmaya ve böylelikle boş alanda kendileri at koşturmaya çalışıyor.

    Bu sitede aktif olan hemen herkesi iyi tanırım. Beraber ziyadesi ile zaman geçirdik. Ve kimsenin, sadece şimdi değil, burada ifade edilmeye çalışdığı ölçüde siyasi bir yaklaşımı olmamıştır. Yanlış anlaşılmak istemem, bunu söylerken resmi söylemle kendi siyasi hayatımız boyunca da hiçbir zaman aynı düzlemde olmamışızdır. olmayız da... Burada anlatılmaya çalışılan farklı bir bakış açısıdır. Ya resmi söylem ya bölücülük! açmazında kurtulalım artık. 'Şehit kanı' ve 'vatan' edebiyatı yapan nice insanların askere giderken torpil aradığını ( sonra da bunu övüne övüne anlattığını), komando olmamak için askeri muayenede gözlük taktığını, hasbel kader Oraya giden olursa ana-babasına telefon açıp 'kurtarın beni buradan' diye ağladığını, tayini Doğu-Güneydoğuya çıkan devlet memurlarının meslekten istifa ettiğini, hayatında tatil amaçlı bile olsa bir kere bu bölgelere gitmediği, hatta aklına bile gelmediğini gayet yakından biliyoruz. Orada ölen ya da şehit olan ( inanç anlamında ikisini de yazdım) insanlarımız için içi boş mesnetsiz 'şehit kanı' söylemini acilen terk etmemiz ve soruna daha objektif bir noktadan bakmaya başlamalıyız.

    Senin deden Çanakkale'de, Anafartalar'da çarpışırken bizimkisi mahallede misket oynamıyordu! Yaşadığımız toprakların değerini en az diğerleri kadar biliyoruz. Bunu iki dedesi de Köy Enstitüsü mezunu olan, kendilerini bu yurt için hemen her kademede memur hisseden ve halen de öyle yaşan insanların torunu ve oğulları olarak söylüyorum. 'Benim vatan sevgim seninkisini döver !' yaklaşımı bize bir şey katmamıştır, katmaz da... Neye göre senin ki fazla ? Ne yapıyorsun da kendini daha vatanperver hissediyor ve diğerini bölücülükle suçluyorsun ?

    Kelimeler önemlidir. Kanatır... Maksatını aşmamak lazım. Kendimize olmadığımız misyonlar yüklemeyelim. Keza karşıdakine de olmadığı gibi davranmayalım.

    Şurası açık ki bu site, resmi görüşü temsil eden bir site değil. Yüzlercesi var zaten. Kuru bir vatan, millet edebiyatı yapmak isteyen için onları bulmak pek sorun olmamalı. Biz burada 'Evet farklı bir dünya var ya da olmalı' diyenler ile beraber fikir üretmenin peşindeyiz. Külhanbeyliği yapmak bizim site için doğru bir tarz değil. Bu tercihimiz o üslubu bilmediğimizden ya da anlamadığımızdan değil. Lakin bu tarz, memlekete, kültürüne ne kattı ki biz bunu bu siteye taşıyalım ?

    Her tür fikre açığız... Eteğimizdeki taşları dökelim. Ancak böyle bir birimizi tanır, anlarız.

  • Besili karga

    Politik sınırlar kalksın, coğrafi sınırlar olsun vb fikirler, sizin de belirttiğiniz gibi ne yazık ki ütopik. İnsan psikolojisi, biyolojisi kusursuz bir denge kurmayı engelliyor, engelleyecek. Dövüş ve savaşın insanlık tarihi kadar eski olduğu malum. Dolayısıyla oyunun sürmesi için kurallar ve sınırlar şart. Güç kimdeyse kuralları o koyar, dolayısıyla güçsüz olma lüksümüz yoktur. En basit güç göstergesi bu ülkenin sınırlarını korumaktır. Bakın aşağıdaki yazı da kağıt üstünde ne kadar güzel duruyor, ama bu satırların sahibi bir şizofren ve kendisi ömür boyu hücre hapsine mahkum. Harvard'dan mezun olup, Berkeley'de öğretmenlik yapmış bir katil, namı diğer Unabomber. Deha ile delilik arasında kalmış bir ütopist!
    Bakın ne diyor, "Sanayi devrimi ve sonuçları insan soyu için bir felaket oldu. Bu sonuçlar gelişmiş ülkelerde yaşayan bizlerin yaşamdan beklentilerimizi oldukça arttırırken toplumun dengesini bozdu, yaşamı anlamsızlaştırdı, insanları aşağılamalara maruz bıraktı, yaygın psikolojik acılara (Üçüncü Dünya’da fiziksel acılara da) yol açtı ve doğal dünyayı şiddetli zarara uğrattı. Teknolojik ilerlemenin devam etmesi durumu daha da kötüleştirecek;insanları daha büyük aşağılamalara maruz bırakıp, doğal yaşamda daha fazla zarara sebep olacak. Endüstriyel teknolojik sistem, devam edebilir veya yıkılabilir. Eğer devam ederse, sonunda psikolojik ve fiziksel acılar daha düşük seviyelere inebilir, ancak uzun ve acı dolu bir alışma döneminden sonra ve insanlarla diğer pek çok yaşayan organizmayı işlenmiş birer ürün ve çark dişlilerine indirgemek pahasına. Üstelik, sistem devam ederse, sonuçları kaçınılmaz olacak. Sistemi, insanların saygınlığı ve bağımsızlığını elinden almayacak bir şekilde yenilemenin veya değiştirmenin bir yolu yok. Eğer sistem çökerse, sonuçları yine çok acı verici olacak. Ancak, sistem büyüdükçe çökmesinin sonuçları da daha dehşetli olacağından, eğer çökecekse en kısa zamanda çökmesinde fayda var. Biz bu nedenle, endüstriyel sisteme karşı bir devrimi savunuyoruz. Bu devrim şiddetli veya şiddetsiz olabilir; hemen gerçekleşebilir veya birkaç on yıla yayılarak görece daha aşamalı olabilir. Bunların hiçbirini şimdiden bilemeyiz. Bu, politik bir devrim olmayacaktır. Amacı ise hükümetleri değil, bugünkü toplumun ekonomik ve teknolojik temelini yıkmak olacaktır."
    Doğaya dönelim, şehir hayatının şekilciliğinden kurtulalım benzeri sözler çoğumuzun içki masasına mezedir çoğu kez, ama var mı 3-5 istisna haricinde uygulamaya sokabilen, yok! Dolayısıyla sizlerin de iyi niyetli sözleriniz eğer fiiliyatta mümkün ise aktivist olun lütfen, manifestonuzu hazırlayıp ayağa kalkın! Takipçileriniz olursa belki -ve de umarım- başarılı olursunuz. Aksi takdirde gök kubbede hoş bir seda!..

  • etrix

    "İnsanların köylerini boşalttılar, milyonları zorla göç ettirdiler. Bu saatten sonra birlik kurabilmek çok çok zor" türevi, sözlerinizden açıkça bir özerklik istediğiniz ve bu ülkenin bölünmesine taraf olduğunuz sonuçlarını çıkarıyorum. Gelin laf kalabalığı yapmayın itiraf edin, nasılsa 301'den suçlanmak tarih oldu.
    1984-1991 arasında doğunun eğitim seviyesinin arttırılması için bölgeye onlarca öğretmen gitti. Ekonomiyi canlandırmak, altyapıyı düzeltmek için onlarca iş makinesi, mühendis gitti. Kandırılmış çapulcular bu gencecik idealistleri öldürdü, iş makinelerini yaktı, okulları kapattı. Üstelik kendilerine yardım etmeye geldiklerini bildiği için bu insanlara kucak açan siviller de terör örgütünün hayvanlığından payını aldı. Kadın, çocuk demeden yüzlercesi kurşunlandı.
    İddia ettiğiniz gibi eğer birlik kurmak zorlaştı ise bu İmralı faresinin ve yandaşlarının marifetidir. Bu örgüt kanlı eylemleri için silahı, cephaneyi nasıl buldu sizce? Para kaynakları acaba Fransa, Danimarka, Belçika, ABD'deki güçler olabilir mi? Sizce bu güç odaklarının Sevr'de yapmaya çalıştıklarını tekrarlamak dışında bir emelleri var mıdır? 1920'de harita üstünde vatan toprağını parçalara ayırırken bölge insanına danışmışlar mıdır acaba bugünün "özgürlük savaşçısı" sponsorları?
    Eğer varsa yapıcı, bütünleştirici, kucaklayıcı çözüm önerilerinizi duymak isterim. Aklınızdaki tek çözüm şehitlerimizin tertemiz kanlarıyla sulanan bu ülkeden bir parça toprak kopartıp teröristlere hediye etmek ise sizinle sanal ortamda yazışmak yerine yüzyüze tartışmayı tercih ederim. Buluşabileceğimiz adres ve saat bildirirseniz sevinirim.

  • Besili karga

    Karsilastirmaya konu olan iki sujenin benzesmesi gerekir ki aralarinda bir gorecelilik iliskisinden bahsedilebilsin. Kalemtiras ile armut, tiras kopugu ile kamyon, Fettullah Gulen ile Samantha Fox, Sergen Yalcin ile Imrali'daki akbaba nasil ilgisiz alakasiz ise Ataturk ile RTE ve/veya A.Gul'u kiyaslamak da ayni derecede anlamsizdir.

  • guclu
    avatar

    Sayın Besili Karga,

    Sizin görecelilik ilişkisi kur(a)mamanız, o türden bir ilişki olmadığını göstermez. İmralı'daki şahsiyeti sevip sevmemek başka bir şey, o şahsiyetin peşinden gitmeyi kabul etmiş yüzbinlerce kişinin varlığını kabul etmek başka bir şeydir. Siz RTE'yi Atatürk ile karşılaştırılmasını doğru bulmayabilirsiniz ama daha bir ay önce bu zatın "Son Osmanlı Padişahı" olduğunu savunan pankartlar açılmıştı bu ülkede. Hem AKP'nin aldığı yüzde 39 oyun en az yüzde 25'i RTE'nin şahsına veriliyor. En azından benim okuduğum anketlerde bu yazıyordu.

    Hem ayrıca bir yöntem sorunu da var burada sanki. Ağzını bozmadığı, terbiye sınırlarını zorlamadığı, ırkçı, cinsiyetçi, dinsel bir görüşün aleni propagandacısı olmadığı sürece, bu sitede herkes istediği gibi yazabiliyor sanırım; her türlü elmayı her türlü armutla da özgürce karşılaştırabiliyor.

  • guclu
    avatar

    Görüşlerinize ve hassasiyetlerinize malesef iştirak edemiyorum ama sizi anlıyorum. M. K. Atatürk ve Kemalizm'i birbirinden ayırmak gerektiği düşüncesindeyim. Atatürk önemli bir insandır, önemli bir devrimcidir, İttihatçıların başlattığı burjuva demokratik devrimini ilerletmiş kişidir, kurduğu sistemi ve devamcılarının geliştirdiği ideolojiyi benimsemem ama Osmanlı'ya göre veya feodaliteye göre daha "ileri" olduğunu teslim ederim. Bir şahıs olarak da M. Kemal'in A. Gül'den de RTE'den de kat kat ileri bir figür olduğunu kabul ederim.

    Bunlar vakıadır ama benim paradigmam sizinkinden farklıdır. Ben Kemalist arkadaşların savunduğu "ulusal devlet"i savunmam ya da "ulus devlet milliyetçiliği"ni benimsemem, çünkü oluşan sınırların halklara sorulmadığını ve bu sınırların içine hapsedilmiş halkların, devletlerin kuruluşunda hemen hiçbir etkisinin olmadığını düşünürüm. Bütün burjuva cumhuriyetleri gibi Türkiye'nin de başta emek -sermaye çelişkisi olmak üzere, ulusal, etnik, dinsel çelişki ve baskıların üzerine inşa edildiğini düşünürüm. Ulusal baskıların en büyüğünün de Kürtler üzerine kurulduğunu, Kürtlerin ancak kimliklerini redderek ve kendilerini Türk olarak kabul ederlerse bir şey olabildikleri bu düzenin değişmesini isterim. Ülkedeki Kürt sorununun basitçe "emperyalizmin oyunu" diye damgalanıp bir kenara atılacak bir şey olmadığını, kökeninin on yıllardır devam eden inkar politikalarına dayandığını düşünürüm. Kürt sorununun sadece bizim ülke sınırlarımızla da ilgili olmadığını, dört beş ülkeyi birden ilgilendirdiğini düşünürüm. Dünyada bu kadar kalabalık olan ama devleti olmayan tek halkın Kürtler olması zaten fazlasıyla işleri karmaşık ve içinden zor çıkılır hale getiriyor. Kuzey Irak'taki Kürt devletinin de, bu saatten sonra kabul etsek de etmesek de, bir gerçeklik olarak kabul etmek gibi zorunluluk var.

    Kürtlerle beraber Laz, Arap, Çerkez ve tüm etnik kimliklerin de hiçbir baskıya ve inkara maruz kalmadan kendilerini ifade edebilmesinin yolunun açılmasını isterim. İnsanların ille de Türk olmaktan mutlu olmasının mecbur olmadığını düşünürüm. İnsanların, sizin de belirttiğiniz türden bir birlik kurabilmeleri için Türk kimliğini benimsemelerinin bu saatten sonra çok ama çok zor olduğunu da düşünüyorum. Hadi biz kendimizi öyle tanımlıyoruz, azımsanmayacak sayıda Kürt bu kimliği benimsemiyor ve kendisinin ayrı bir antite olarak kabul edilmesini talep ediyor. Bu öyle basitçe, "gidin Kuzey Irak'ta yaşayın" diyerek, yani zamanında uygulanan zorunlu iskan ile de hallolabilecek bir şey değil. İnsanların köylerini boşalttılar, milyonlarca insan ülkenin batısına zorla göç ettirildiler, ne onlar mutlu oldular ne de batıdakiler. Halbuki zamanında azıcık akılcı davranılabilse, bu sorun bu kadar inkar ve baskı mekanizmasına havale edilmese kangren haline gelemeyebilirdi. Kemalizm'in ömrünü doldurduğunu tam da bu bağlamda söylüyorum. Önerdiği çerçeve ve cumhuriyetçilik ve laiklik dışındaki ilkeleri günümüz gerçekliğine denk gelmiyor ve toplumda ortaya çıkmış dinamikleri etkileyemiyor. Ne taşra muhazafakarlığı üzerinde bir etkisi var Kemalizmin, ne Kürtler üzerinde. Hatta şehirli orta sınıflar üzerinde bile, sadece hayat tarzı simgesi olması üzerinden bir etkisi var.

    Aslına bakarsanız, ortada, Atatürk resimleri, Türk bayrakları ve 10. yıl marşı türünden çeşitli simgeler dışında Kemalizm de kalmamış durumda. Bunun da ne kadar devam edeceği bence muammadır.

  • etrix

    CIA ajani olduguna gun gectikce iyiden iyiye inanilan Deniz Baykal, yapistigi koltuktan ayrilmadigi muddetce CHP ne yazik ki sahip oldugu potansiyeli tam anlamiyla kullanamayacak, oy orani 0'lari gecemeyecektir. Parti icinde yonetimin el degistirmesi, hatta gerekirse bu yonde bir mini-darbe yapilmasina ihtiyac vardir. Secim sonuclarini "sol artik kan kaybetmiyor" seklinde yorumlamamak lazim, cunku CHP'nin vitrini bozuk. Cevremdeki onlarca insan son secimde oylari bolmemek adina Deniz'e ragmen CHP'ye oy vermislerdir. Deniz sebebiyle vermeyenler oldugu da malumunuzdur. Ilk etapta DSP ile CHP'nin birlesmesi ve Deniz'in emekli olmasi belki CHP'nin ufuklarini acacak, onu genis kesimlere sempatik kilacaktir. Ancak unutulmamalidir ki, hedefi "ana muhalafet" pozisyonunu kaptirmamak olan bir partiyi halk iktidara getirmez. Onumuzdeki 5 yillik donemde hem masa basinda hem de sokakta cok calisilmasi, ekonomik kalkinma programinin olusturulup her kesime etraflica anlatilmasi sarttir. Ayrica egitim seviyesi dusuk yerlerde "koy enstitusu" benzeri yapilanmalara gidilmedigi ve yerel ekonomik acilimlar getirilmedigi surece CHP'nin etkinligi buyuk sehirler ile sinirli kalacakatir kanaatindeyim. "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesinin mikro-ekonomik bir yorumu aranan recete olabilir. Birey icin Yurt'un icinde yasanilan kent, Cihan'in da Turkiye Cumhuriyeti anlamina gelecegi dusunulurse her sehrin/bolgenin kendine ozgu bir urunu, hizmeti sahiplenmesini ve bu sayede hem lokal kalkinma ile gocun duracagini hem de bolge insani sadece kendi urunu/hizmeti ile yetinmeyecegi icin birbirinden koparilamayan yek bir vucut idealinin gerek fikren gerek fiilen olusturulabilecegine inaniyorum. Aksi takdirde Menderes doneminde bindirildigimiz trenden sag salim inmemiz kolay olmayacaktir. Umarim kisa zamanda liderlik vasiflarina sahip bir Kemalist CHP'de bayragi devralir ve gercekci kadrolarin da destegiyle Ataturk'un partisi onumuzdeki yillar genis kitleleri pesinden kosturacak, ugrunda mesai harcanacak bir kimlige burunur. Saygilarimla,

  • etrix

    Her bölgenin kendi uzmanlık alanını geliştirmesi ve özgün ürün/hizmetine odaklanmasının tek koşulu güçlü bir lojistik alt yapıdır. Aksi takdirde ekonomik hayatın idame ettirilmesi için gerekli diğer tüm ürün ve hizmetlerden mahrum kalınması kaçınılmazdır. Lojistik alt yapı kurmanın en hızlı, ekonomik, performanslı yolu da demiryoludur. Bu tespiti büyüklerimiz de çok önceden yapmışlar zaten ve bu gerçek ile paralellik gösterecek şekilde Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde demiryolları bilinçli olarak geliştirilmeye ve Türkiye “demir ağlarla örülmeye” başlanmıştır. 2008 yılına gelindiğinde toplam demiryolu hattının uzunluğu yaklaşık 11.000 km’ye ulaşmıştır. İronik bir şekilde bunun yuzde 40’i yabancı şirketlerin imtiyazında Osmanlı döneminde yapılan ve Kurtuluş Savaşı'ndan sonra devletleştirilen hatlardır. 1923-1950 arasında da yaklaşık aynı uzunlukta demiryolu inşa edilirken, 1950’li yıllarda ulaştırma sisteminde zihniyet değişikliği başlamıştır. Marshall Planı uyarınca ABD demiryolu taşımacılığını bir kenara bıraktırtmış ve karayollarının geliştirilmesine öncelik verdirtmiştir. 1950'den sonraki ilk 50 yıllık dönemde ise yaklaşık 1700 km (yuzde 15) hat döşenmiştir ki, yıllık ortalaması 34km gibi komik bir seviyedir. Ulusal çıkarlarımızla örtüşmeyen karayolu taşımacılığı artan bir hızla halen devam etmektedir. Siyasi şov uğruna gerekli hazırlıkları yapmadan hızlı lokomotif getirip eski raylara koymanın vehameti 2004’te yaşanan Pamukova faciasında görülmüştür. Dilerim yaşanan acı olaylardan ders çıkartılmış ve bundan sonra atılacak adımlar çok daha dikkatlice planlanmıştır. Atatürk’ün koyduğu çağdaş medeniyetler seviyesine önümüzdeki 10 yıl içinde ulaşmaktan başka çaremiz yoktur. Aksi takdirde korkarım ki, çok geç olacaktır. 10 yılda her savaştan açık alınla çıkan ve her yaştan 15 milyon genç yaratan bir ulus için bu başarılması güç bir görev olmamalıdır!..

  • guclu
    avatar

    CHP, her zaman uluslararası konjonktürden ve içerdeki genel havadan etkilenen bir parti olmuştur. Genel politika değişimleri, aldıkları kritik kararlar, hatta genel başkan değişimleri bile bunu yansıtır. Kemalizm çok uzun zamandan beridir bu ülkede belirleyici bir güç değil. Bunun en önemli nedeni de, tamamen dönemsel olarak ortaya çıkmış ve süreç içinde vadesi büyük oranda dolmuş bir düşünce olmasıdır. Zaten CHP'nin 60'lardaki sosyal demokratlaşma eğilimi de aslında bunun pratikteki karşılığından başka bir şey değildir. 23-50 arasından devleti kuran ve idare eden partinin resmi düşüncesi diyebileceğimiz Kemalizm'den geriye kalanlar "M. K. Atatürk'ün manevi şahsiyetinin korunması" ve tavizsiz bir laiklik savunuculuğudur. Toplumdaki genel milliyetçileşmeden de belli oranda nasip alınarak Kemalizmin milliyetçi yorumlarında da artış görülmüştür. Bunlara ek olarak, Kemalizmin bu ülkedeki insanları daha özgür ve eşit bir toplum yaratma yolunda enerji verebilecek bir tarafının da pek kalmadığını düşünüyorum. Ancak ve ancak sola yaklaşıp, miiliyetçi tutumundan sıyrıldığı oranda Kemalizmin sol ile sağlıklı etkileşime girebilecektir. Bunun gerçekleşip gerçekleşememesi ise karşılık temennilerin ötesinde, memleketin gidişatına da bağlı.

    Benim kişisel olarak Kemalizmden öğrenebileceğim ya da teorik düzeyde yararlanacağim bir şey olduğunu sanmıyorum ama bu Kemalizm'i reddettiğim veya düşman olarak gördüğüm anlamına gelmez, önceden de yazdığım gibi. Derdimi anlatabileceğim, görüşlerimi aralarında yaygınlaştırabileceğim insanların başında Kemalistler geliyor. Modernleşmenin Türkiye'ki kadim temsilcileri olmaları nedeniyle görüşlerimizi de kafadan reddetmeyecek, kulak verebilecek insanlar da onlar yine. Birlikte karşı olduğumuz siyasal islamcılar ve liberaller de var ayrıca. Dananın kuyruğunun kopacağı temel mesele, yazımda da belirtiğim gibi Kürt meselesidir.

  • etrix

    Kürt meselesinin, Laz, Çerkez, Abaza, Arap, Arnavut, Rum, Ermeni, Çingene, Alevi, Süryani, Hanefi, Sünni, Şii ve benzeri meselelerden farkı yoktur kanımca. Önemli olan kişinin “adam/insan” olması ve bu topraklarda eşit hak ve koşullara sahip olarak yaşamasıdır. Dostça kardeşçe yüzyıllardır bir arada yaşadığımız insanları etnik kökenine, dinine göre kategorize etmek ayrımcılıktır. Bu açıkça “parçala, böl, yönet” taktiğini uygulayanların bir tuzağıdır. Bu mantıkla sağcı/solcu, ilerici/gerici, laik/anti-laik, fenerli/galatasarayli gibi onlarca alt grup üretmek olasıdır... Zaman bütünleşme zamanıdır. Ne mutlu Türküm diyene!, sözünün ifade ettiği değerlere sarılmak lazımdır. Bu ülke sınırları içinde yaşamanın kuralları vardır ve kimse zorla alıkonulmamaktadır. Irak’ın kuzeyinde bağımsız? bir Kürt devleti kurulursa hiçbir hükümet gitmek isteyen Kürt kökenli vatandaşını engellemez. Kim gitmek ister peki? Hiç kimse! Görün bakın, üç beş göstermelik numune haricinde kimse toprağını bırakıp gidecek mi? Türkiye’deki terörü besleyenlerce uydurulmuş bir meselenin adıdır bu, suni bir gündemdir. Ermeni meselesi, Kıbrıs meselesi ve diğer suni gündemler gibi büyük bir planın parçası olan göz boyama aracıdır “Kürt masalı”. Masal kelimesinin eski Türk dili anlatımlarında ve eski metinlerde zaman zaman "misal" ve "mesele" karşılığında kullanıldığı görülmektedir ki, bence dikkat çekicidir. Çocukken oynadığımız arkadaşlarımızın hangisinin ailesinin kökenini sorguluyorduk. Kurtuluş Savaşı’nda omuz omuza dövüşen Mehmetçikleri kim, hangi kritere göre birbirinden ayırabilir. Bu yaşta, bu çağda arkadaşını derisinin rengine göre seçmek de neyin nesi? Birbirimize masal anlatacağımıza veya başkalarının masallarını dinleyeceğimize Ulu Önder’in vecizelerini idrak etmek, onun açtığı yolda ilerlemek bizi içine düştüğümüz karanlıklardan kurtaracaktır. Lütfen Atatürk’e kulak verelim, “Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız. Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz. Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir. Gerçi bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir. Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar. Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır. Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır. Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır. Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir. Ekonomik kalkınma, Türkiye'nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin belkemiğidir.” Sözün özü Kemalizm’den öğrenilecek ve yararlanılacak hala çok şey olduğunu sanmıyor, biliyorum!

  • onder
    avatar

    CHP hakkında Tamamıyla nerdeyse birebir katıldığım çözümlemeler. Kendi "Beyaz Türklerin Dönüşü" yazımda da gündeme getirmeye çalıştığım büyük oranda böyle bir yaklaşım.

    Burdan Fetekoş'a özel bir mesaj göndereyim, CHP konusunda yazımın altına yazdığım yorumlarda getirmeye çalıştığım perspektif böyle birşey. Orda devam edeceğim, ama burda şu kadarını söyleyeyim;

    Şu yadsınamaz bir "Olgu"dur kanımca; CHP olmasa bile CHP'yi besleyen taban bu ülkenin sosyalist politikasının milliyetçi, statükocu, sabit laik fikirli vs diyerek dışlayacağı bir kesim değildir. Toplam oyu 3%'ü bile bulamayan solun böyle bir lüksü olamaz..Sosyalistlerin birinci halkası geçen Çulhaoğlu'nun bahsettiği 60 bin sosyalist ise CHP tabanı da ikinci halkadır..Pekçok sol gelenek daha dün kadar sol kemalizm esinleriyle kurulmuştur..

    Muhafazakar insanları anlamalıyız modasından biraz başımızı kaldırıp, tarihsel olarak aynı kökenlere sahip insanlara yönelmeliyiz..Bu elbette CHP içinde çalışmak anlamına gelmek zorunda değildir..Sadece ve sadece reel politik alanda dışarıdan desteklemek anlamında CHP'yi gözönünde bulundurmak zorundayız..Lakin şu anda olmasa bile, bahsedilen sol dönümler yapılırsa CHP içinde aktif olarak çalışmak bile düşünülebilir..Zira ben toplumun dinselleştirilmesinin önüne geçmek gibi kısa vadeli politik hedefin ancak böyle başarılabileceğine inanıyorum..

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #32 Önder Kurt 09-04-2009 17:43
Besili Karga,

Yaklaşımın hiç hoş değil. Bariz şekilde çok hassas meseleleri çarpıtıyorsun. Yanlış anladığından mı, yoksa maksatlı mı yapıyorsun bilmiyorum ama her iki durumda da tartışmayı takip eden başka arkadaşları yanıltmaman için açıklamak gerekiyor;

1. AİDAT KONUSU

Bu sitenin homojen bir yapı olduğunu söylemek mümkün değildir. Çok farklı düşünen insanlar var, dolayısıyla pekçok konuda tansiyonu yüksek tartışmalar yapıldı. Ancak asla ve asla para konusu tartışılmadı. Bu hiçbir zaman üzerinde kavga edilen bir mesele olmadı. Kimsenin aklının ucundan bile geçmedi. Siteye yapılan maddi katkılar tamamen gönüllüdür. Kimseye sen niye katkı yapmıyorsun diye hesap sorulmadı, ya da ben daha fazla katkı yaptım, öteki niye yapmadı gibi ilkellikler hiç yaşanmadı..Bu sitenin devamı çok basit bir mantığa dayanır; bu sitenin devam etmesinde fayda olduğunu düşünen ve bunun için kendince katkı yapan olduğu sürece devam eder. Sitenin devamı için gönüllü olan kimse çıkmadığı anda da kapanır. Bu kadar basit..Senin bahsettiğin yerde yaşanan tartışmaların maddiyatla zerre kadar ilgisi yoktur. tartışılan böyle bir siteye gerçekten ihtiyaç var mı, bu site için para yatırmaya değer mi, çevremizdeki arkadaşlar yazı, resim, blog, forum vs olarak siteye niye aktif olarak katılmıyorlar vs gibi ahlaki meselelerdir, maddi değil. Site aidatlarının tartışıldığı yerler şunlardır, ilgilenen arkadaşlar bakabilir..Yoru m tartışmayı takip eden arkadaşların. Bakılsın bakalım, para aidat konusunda zerre kadar tartışma olmuş mu insanlar arasında;

http://www.e-hayalet.net/index.php?option=com_content&task=view&id=11592&Itemid=409

http://www.e-hayalet.net/index.php?option=com_kunena&Itemid=453&func=view&catid=50&id=356

2. KLAN SUÇLAMASI

Bu sitede biraraya gelen insanların birlikteliğine Klan demek bütün izan ve terbiye sınırlarını aşıyor. Bu oldukça saldırgan bir yaklaşım. Uslubunu gözden geçirmeni tavsiye ediyorum..Oturu p biraz yaklaşımını sorgularsın diye gözden kaçırdığın bazı ayrıntılara vurgu yapayım.

Bu sitede aktif olarak katkı yapan insanların sadece 3, 5 tanesi birbirini tanır. Bu site üzerinden iletişime geçen insanların pekçoğu daha birbirinin yüzünü bile görmedi. Hiç tanımadığımız insanlar sitenin bütün bölümlerine en küçük bir kısıtlama olmadan katılıyor..Aha işte sen, gerçek kimliğini belirtmeden istediğin gibi atıp tutabiliyor, yersiz suçlamalar ithamlar yapabiliyorsun. .Yazdıklarını engellemek bir tuş basımı uzaktayken kimse müdahale etmiyor..Aksine bu sitedeki insanların genel dünya görüşüne göre hiç hoş şeyler söylememene rağmen bak bu kadar insan tutup seni kaale alıyor ve cevap yetiştiriyor..B öyle bir yapı nasıl Klan olabiliyor bir açıklaman var mı? Eğer biz klansak sen nasıl böyle bir tartışmaya dahil olabiliyorsun?

Alıntı:
Kotu niyetli insanlardan kurulu bir gruba karsi klaninizi korumak icin kurallara ve sinirlara ihtiyac duymayacak misiniz acaba?
Eğer bu sitede yapılan ilgili tartışmaları takip etmiş olsaydın, bu tür kurallara ve sınırlara sonuna kadar karşı olduğumuzu anlardın. Ha bu sitenin Mevlana tekkesi olduğu anlamına gelmez, ancak iyi niyetli olduğu sürece ve sadece kamusal bir iletişim platformu olarak site için değil, normal günlük hayat içindeki bütün insani ilişkileri için de bağlayıcı olan minimal iletişim kodlarına saygı gösterdiği sürece her görüşteki insan yazabilir..Art niyetli insanlara karşı da tepkimizi sınırlamalarla, moderasyonla vs değil kollektif tepki ile koyarız..Herkes e anladığı dilden kollektif tepkimizi koyarız. Buraya gelip atıp tutan, küfreden, ithamlarda bulunan, tehdit eden karşısında üst bir yetkenin sınırlamalarını , kurallarını, yasaklarını değil, sitenin kollektif tepkisini bulur..
Alıntı
 
 
0 #31 fetekos 09-04-2009 15:53
Besili Karga,

Son mesajınmış ama açık bir alanda yazı yazmış olduğuna ve bir de soru sormuş bulunduğuna göre bu yazıdaki bir yanlışı düzeltmek ve sorunu yanıtlamak yalnızca sana hitap etmek demek değildir. Umarım sen de okursun da verdiğin örnekler hakkında biraz daha düşünürsün.

“Güçlü olan, hayatta kalır veya büyük balık küçük balığı yer, sözlerine de itirazınız var mı?" Evet, var.

“Darwin de bir kapitalistti ve bunları mutlu insan ırkına nifak sokmak için mi ileri sürdü dersiniz?”

Darwin hakkında yanılıyorsun, eğer okumuşsan da yanlış anladığın noktalar var. Darwin’in “yaşama savaşı” adını verdiği fenomen, hayvan ve bitki türlerinin doğada bulunan tohumlarının sayısı ile bunların olgunluğa erişme sayısı arasında gözlemlediği orantısızlığa getirdiği bir açıklamadır. Yaşamak üzere daha fazla gün ışığı ya da besin için “savaşan” canlı organizmalardan söz eder. Bu türler arasında olgunluğa erişme ve yaşama şansını elde edebilen türün bireysel örnekleri, bu savaşta üstünlük sahibi olan bireysel niteliklere sahip canlı organizmalardır ve bu bireysel özellikler güçlenerek kalıtım halinde sonraki türlere aktarılır. Bu özelliklere sahip bulunan türler yaşama savaşını kazanır, diğerleri zamanla ortadan kalkar. Buna da doğal seleksiyon der. Darwin’in amacı, bu organizma türlerinde değişikliğe yol açan süreçleri izleyebilmektir . Darwin şöyle de der: “Doğal seleksiyon deyimi yalnızca değişikliklerin korunmasını içerir, ama meydana getirilişini içermez”. Darwin’in bu tür canlı organizmaların bilinçsiz eyleminde gözlemlemiş olduğu çelişki ile kapitalist sisteme özgü insanlar arasında oluşturulan rekabeti öne çıkaran bilinçli amaç arasında bir paralellik kurulamaz. Darwin’e böyle bir şey söyletmeye çalışmak, onun buluşunu Malthus’un nüfus teorisi ile benzer kılmaya, kapitalist sistemin güçlü güçsüz kıyaslamasını meşrulaştırmaya uğraşmak çok çok eski bir çarpıtmadır ve defalarca çürütülmüştür. Dolayısıyla büyük balık küçük balığı yer diye kapitalist sömürüyü onamak fazlaca kaba bir indirgemedir, Darwin’in soyutlamasından bihaber olmaktır. Buna gönderme yapmadan da kapitalizm savunusu yapılabilir. Kendi çıkarı peşinde koşarken toplumun çıkarını da maksimize etmesi beklenen rasyonel insanı savunsun birileri mesela ama bu işi Darwin’e havale etmesin.

“Ya sosyalizm ya barbarlık” diyen biri pek de yazılı olmayan, verili olmayan gerçeklere, koşullar gereği indirgemeciliği ne başvurmak zorunda değildir. Bilimsel kanıtları incelemek, onlar üzerinde çalışmak zor gelebilir. O zaman yakın geçmişe bir göz atmak, yeterli gelmezse okyanus ötesine şöyle bir uzanmak gelecek toplumun şekillenişi hakkında bilgi vermeye yeterlidir.

Son yazında da bir hayli yanılmışsın. Benim anladığım kadarıyla burası homojen bir “klan” değil. Örnek vereyim: ben de kendini Güçlü ve diğer arkadaşlar gibi sosyalist olarak tanımlayabilen biriyim. Ama sanıyorum ki bu tartışmanın altında yürütüldüğü yazıda sen Güçlü ile benden daha fazla anlaşma sağlayabilirsin . Benim CHP’ye bu seçimlerde en ufak bir sıcak tavrım olmadı. Tabanına verdiğim önem dışında solla ilişkisini reddeden CHP’yi amiyane tabiriyle sağa havale etmiş biriyim. Daha bunun gibi pek çok anlaşmazlık noktamız da bulunabilir. Ancak ben bundan rahatsızlık duymam. Senin de dediğin gibi “ülkemizin tıkanmış sorunları”nı, insanlığı tarihi boyunca meşgul etmiş ve etmekte olan türlü sorunların ülkemize özgü görüngüsü olarak algılarım ve bu büyük işte yalnızca kendi aklıma güvenmem, başkalarıyla birlikte düşünebilmeyi isterim. Keşke bu, son mesajın olmasaydı da tartışmaya devam ederek, bu etkileşimi sürdürebilseydi k.
Alıntı
 
 
0 #30 Murat 09-04-2009 13:43
Bence de selametle... Kimseye kafasına silah dayayıp yazı yazdırtmıyoruz burada.
Alıntı
 
 
0 #29 Güçlü Kuvvetli 09-04-2009 13:33
Besili Karga kardeşim,

Sanırım sen bizimle dalga geçiyorsun. Çünkü sayfalarca yazı yazdırtıp, sonra da "sizi test ediyordum" demek başka bir anlama gelmez. Allah selamet, akıl, fikir ve azıcık da mantık versin sana.

Bu da benim sana son mesajımdır.
Alıntı
 
 
0 #28 Besili karga 09-04-2009 13:09
Gordugunuz gibi herkes sizin kadar iyi niyetli olamayabiliyor. .. Kotu niyetli insanlardan kurulu bir gruba karsi klaninizi korumak icin kurallara ve sinirlara ihtiyac duymayacak misiniz acaba? Eger cekirdek aile en kucuk devlet ise barinacak yer ve yiyecek de en temel mulklerdir ve barbarlarin gelip bunlari sizin elinizden almamasi icin Misak-i Milli sinirlarinin ve anayasayanin koruyuculuguna siginmakta fayda vardir. Amaciniz ulkemizin tikanmis sorunlarina care bulmak ise utopyalari bir an evvel kenara birakip ayaklari yere saglam basan modeller kurmak lazim gelir. Bu son mesajimdir, lufen cevaplarinizi bana hitaben yazmayin ki cevapsiz birakmisim gibi gorunmesin. Saygilarimla...
Alıntı
 
 
0 #27 Murat 09-04-2009 12:14
Sayın Besili Karga,

Site aidatı ile ilgili yazışmaların neresinde dediğiniz anlamda bir tartışma yaşandığını alıntılayarak gösterir misiniz? Tartışmamız sadece site devam etsin mi, etmesin mi veya gerek var mı, yok mu temelinde gerçekleşmiştir . Bunu dediğiniz anlamda(ödeme için birbirine girmek gibi) anlamak için nasıl bir görüş açısına sahip olmak gerekir? Yapılan tartışmayı veya yazışmaları dediğiniz yönde vermek sadece kötü niyetle açıklanabilir.
Alıntı
 
 
0 #26 Besili karga 09-04-2009 12:03
Komün hayatı içerdiği insan sayısı arttıkça güzelleşir, çünkü paylaşım da artar ve çeşitlenir. Ama bilindiği üzere katılımcı sayısı arttıkça ister istemez pislik katsayısı da artar. Bunlar roket bilimi değil, kütüphaneler devirmeye gerek yok!..
Alıntı
 
 
0 #25 Güçlü Kuvvetli 09-04-2009 11:09
Sayın Besili Karga,

Bence yazılanları kavramakta güçlük çekiyorsunuz. Çünkü "Ya Sosyalizm Ya Barbarlık" sizin anladığınız biçimiyle "Sosyalist değilseniz barbarsınız" demek değildir. "Sosyalizmi kuramazsak, dünya barbarlaşacaktı r, medeniyet yıkıma uğrayacak" demektir. Bunu sizin anladığınız haliyle anlamak ve Bush'un sözüne yakın bir anlamda kavrayabilmek için ya çok derin bir anlayışsızlığa mahkum olmak ya da yeminli sosyalizm düşmanı olmak gerekir, belki de ikisini birden olmak gerekiyordur, bilemiyorum. Ayrıca "Ya sev ya terk et" ile "Ya Sosyalizm Ya Barbarlık" sadece ve sadece cümle yapıları bakımından benzer ifadeler. Bunların anlam bakımından benzer olduğu sonucunu hangi mantıki süreçlerle çıkarıyorsunuz?

Bence amacınız tartışmak değil, demagoji yapmak. İnsanların bahsettiğiniz biçimde egoist, bencil, yayılmacı olduğunu ispatlayamıyors unuz ama yazdıklarımızla alay ederek bunu çürütebileceğin izi düşünüyorsunuz. Hem ayrıca bizim bu sitenin genel giderlerini nasıl karşılayacağımı z hususunda yaptığımız ve tüm katılımcılara açık, yani şeffaf olarak sürdürdüğümüz yazışmaların konumuzla ne alakası var?

Biz mümkün mertebe ahlaken komünist yaşamaya çalışan insanlarız, paylaşımcılık ve dayanışmayı tüm hayatımıza yaymayı isteyen kişileriz. Muhtemelen bu da sizin için alay konusu olacaktır. Bu site için ödenen paranın dolar, ruble, riyal, lira olmasının hiçbir önemi yok bizim için. Bu paranın ödenmesi gerekiyor ve bunu da sırayla ve imkana göre yapıyoruz. Şu ana kadar her şey gönüllülük üzerinden oldu. Bundan sonra da öyle olacak. Bunu anlamak sanırım sizin için çok zor. Çünkü zooloji kitapları böyle yazmıyor, değil mi?
Alıntı
 
 
0 #24 Besili karga 09-04-2009 10:43
Madem önceki yazımda Ted Kaczynski'i ile bağ kurmam ilginizi çekti, aynı manifestonun devamını da alıntılıyorum. İbretle okuyun:
"Aşağı yukarı herkes çok sorunlu bir toplumda yaşadığımızı kabul edecektir. Dünyamızın içinde bulunduğu çılgınlığın en yaygın göstergesi solculuk olduğu için, solculuğun psikolojisi üzerine bir tartışma, günümüz toplumunun sorunları arasında genel bir tartışmaya giriş görevi yapabilir. Peki ama solculuk nedir? 20. yüzyılın ilk yarısında solculuk pratikte sosyalizmle özdeşleştirileb ilirdi. Bugün ise bu hareket parçalanmıştır ve kime tam anlamıyla solcu denilebileceği açık değildir. Biz, solcu dediğimizde, temelde sosyalistleri, kollektivistler i, “politik açıdan dürüst” tipleri, feministleri, gay ve özürlü hakları savunucularını, hayvan hakları eylemcilerini ve benzerlerini düşünüyoruz. Ancak bu hareketlerin herhangibiriyle ilgisi olan herkes solcu değildir. Çağdaş solculuğun temelinde yatan iki eğilime “aşağılık duygusu” ve “aşırı toplumsallaşma” adını veriyoruz. Aşağılık duygusu, çağdaş solculuğun bütününde görülen bir özellikse de, aşırı toplumsallaşma çağdaş solculuğun yalnızca belirli bir kesiminde görülen bir özelliktir; ancak bu kesim oldukça etkilidir. Aşağılık duygusundan kastımız yalnızca katı anlamda aşağılık duygusu değil, buna ilişkin özelliklerin bütün bir yelpazesidir. Kendine az değer verme, güçsüzlük duyguları, depresif eğilimler, yenilmişlik, suçluluk, kendinden nefret etme, v.b. Bizce çağdaş solcular böyle duygulara meyillidirler ve bu duygular çağdaş solun yönünü belirlemede etkilidir. İnsanların çoğu öenmli oranda uygunsuz davranışlarda bulunur. Yalan söylerler, önemsiz hırsızlıklar yaparlar, trafik kurallarını çiğnerler, işlerini asarlar, birbirlerinden nefret ederler ya da başka birini geçmek için sinsi hileler yaparlar. Aşırı toplumsallaşmış bir insan ise bunları yapamaz; ya da yapsa bile kendi içinde bir utanç ve öznefret duygusu geliştirir. Genel ahlaka uygun olmayan duygu ve düşünceleri suçluluk duymadan yaşayamaz, “temiz” olmayan fikirleri düşünemez. Toplumsallaşma sadece bir ahlak meselesi değildir; ahlak başlığı altında toplanamayacak pek çok davranış normuna da uymak üzere sosyalleşiriz. Aşırı toplumsallaşan insan topluma psikolojik bir tasmayla bağlanır. Aşırı toplumsallaşma insanlığın, bireye yaptığı en büyük zulümdür. Çağdaş solun önemli ve etkili bir bölümü bu dertten muzdariptir. Aşırı toplumsallaşmış tipte bir solcu, isyan ederek psikolojik tasmasını çıkarmaya ve bağımsızlığını ilan etmeye çalışır ama bu kadar güçlü değildir. Tam tersine, sol, kabul edilmiş ahlaki bir prensibi alarak kendisininmiş gibi benimser ve sonra da toplumu bu prensibe uymamakla suçlar. Irklar arası eşitlik, cinslerin eşitliği, fakirlere yardım etmek, savaşa karşı barış, genel olarak şiddet karşıtlığı, ifade özgürlüğü, hayvanlara iyi davranmak… Güç süreci, yapay etkinlik, bağımsızlık İnsanlar bizim “güç süreci” adını verdiğimiz, büyük olasılıklar biyolojik bir ihtiyaç içindedir. Bu güç ihtiyaçla yakından ilgiliyse de tam olarak aynı şey değildir. Güç sürecinin dört öğesi vardır. Bunların en açık olan üçüne Amaç, Çaba ve Amaca Ulaşma adını veriyoruz. Dördüncüsü olan Bağımsızlık ise tanımlanması biraz zor bir öğe. Herkeste bulunmayabilir. Herkesin amaçları vardır; en azından yaşamak için gereken fiziksel ihtiyaçları karşılamak gibi: yiyecek, su, giyim, barınak, vb.. Ancak hali vakti yerinde bir aristokrat bütün bunları çaba harcamadan elde eder. Sonra da sıkıntı ve moral bozukluğu başlar. Yani, ciddi psikolojik problemlere yakalanmamak için bir insan, uğruna çaba harcaması gereken amaçlara gerek duyar ve bu amaçlara ulaşmada en azından makul bir oranda başarıya sahip olmalıdır. İnsanlar, fiziksel gereksinimlerin i karşılamak için çabalamak zorunda kalmadıklarında , kendilerine “yapay amaçlar” bulur."
Hala onun kadar zeki olmadığınızı düşünüyor musunuz?
Alıntı
 
 
0 #23 Besili karga 09-04-2009 10:31
George W. Bush'un “Bizden olmayan düşmanımızdır” sloganı ile MHP'nin "Ya sev, ya terket"ine karşısınız ama acaba "Ya sosyalistsin ya barbar" söyleminin aynı soydan olduğunun farkında mısınız? Bu dayatmayı şiar edinenlerin, "sınırlar kalksın, hepimiz kardeşiz" tezini savunmaları olsa olsa ya safdillik ya da samimiyetsizlik ile açıklanabilir kanaatindeyim. Tıpkı bu web sitesini ayakta tutmak için gerekli USD cinsinden aidat parası için düne kadar birbiriyle tartışan sosyalistlerin, bu "bedava?" teknolojiyi barbarlara övmesi gibi!..
Atatürk'ün fenerbahçeli olduğu iddiasına benzer bir savunma ileri sürmeniz de ilginç doğrusu. "Aslında FB'liydi, ama bir yangında tüm deliller yok olduğu için ispatlayamıyoru z." Tarih öncesi toplumlarda gül gibi geçinip gidiyordu, ne yağma, ne tecavüz, ne cinayet olmuyordu, ama istatistik veremiyoruz, çünkü henüz yazı keşfedilmemişti ! Güçlü olan, hayatta kalır veya büyük balık küçük balığı yer, sözlerine de itirazınız var mı? Adalet, eşitler arasında mümkündür. Acaba Darwin de bir kapitalistti ve bunları mutlu insan ırkına nifak sokmak için mi ileri sürdü dersiniz? İnsan bir hayvandır ve onun doğasını anlamak için sadece antropoloji yetmez. Hayvanlarda mülkiyet yoktur, ama yine de eş bulma, bölge sahiplenme, liderlik vb kavgalar eksik olmaz. En ilkel organizamalar bile yayılmacı bile politika izler ve kendi türünden olmayanlar ile karşılaştığında kendisi çoğalabilmek için diğerini yer. Her nedense bu bilgiler Marx, Engels veya Spinoza kitapları yerine biyoloji, zooloji ve tıp kaynaklarına girmiştir... Belki de size zorluk çıkartmak isteyen kapitalist bilimadamlarını n bir oyunu bu ;-)
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile