Makaleler Bütün Yazılar Makale Guncel Orhan Pamuk Hakkında...
 

Orhan Pamuk Hakkında... Popüler

Orhan Pamuk'un yeni romanı 29 Ağustos'ta çıkıyor. Önümüzdeki günlerde bol bol gündeme gelecek bir konu olacağı için, hafiften ısınalım dedim.

 

Türkiye’de üzerinde ortaklaşılan pek az konu vardır ve muhtemelen bunlardan biri de Orhan Pamuk’un zor okunan, anlaşılması oldukça güç bir yazar olduğu hakkındaki kuvvetli inançtır. Çevrenizdeki kitap okuyan, en azından popüler yayınları izleyen grup içinde azımsanmayacak sayıda insan Pamuk’un en az bir kitabına başlamış; otuz, kırk, bilemedin elli sayfa okuduktan sonra kitabı bir kenara bırakarak ardına bakmadan kaçmıştır. Pamuk’un zor okunduğuna ilişkin duyulan inanç bununla da sınırlı değildir; Pamuk aynı zamanda okunmadığı halde en çok satın alınan kitapların yazarıdır. Yani okur kitlemiz, Orhan Pamuk’un kitaplarını satın almakta ama okumayı başaramamaktadır, bu inanca göre.

 

Orhan Pamuk’un edebi kişiliği, dünyaya bakışı, politik yaklaşımları, “uluslararası bağlantıları”, memleketiyle ve doğduğu şehirle kurduğu ilişki ve hatta özel yaşamı, aldığı Nobel Edebiyat Ödülü ve öncesindeki kimi açıklamalarıyla bir ara Türkiye gündeminin tam ortasına yerleşmişti. Türkiye toplumunca O’na karşı hissedilen yoğun ve karmaşık duygular, muhtemeldir ki, ancak kendisi ayarında güçlü bir yazarın cümleleri aracılığıyla kâğıda dökülebilir ve edebi bir kalıcılığa kavuşabilir. Çünkü Pamuk’a karşı gelişen, “Nobel’i, romanlarıyla değil Türkiye aleyhine söyledikleri sayesinde aldı; hatta almadı, O’na verdiler” biçiminde özetlenebilecek ve azımsanmayacak bir desteğe sahip görüşün, tek boyutlu bir sevmeme/nefret hissinden kaynaklandığını söyleyebilmek, makul gözükse de tek başına yeterli değildir.

 

Pamuk, Türkiye ortalamasına göre oldukça varlıklı ve “şehirli” bir ailenin üyesidir. Şehirleşmenin ve şehirli nüfusun son yıllarda artan hızını göz önüne alacak olursak, önemli bir kısmımızın şehir bağlantısı en fazla bir kuşak öteye gider. Pamuk ise evvel ezeli İstanbulludur, Nişantaşlıdır. “Avrupa Yakası” isimli, ortalama değer ve mizah anlayışının düzeysiz yeniden üretiminden ibaret televizyon seyirliğine konu olan mekanın asli sahiplerindendir Pamuk. Televizyon seyircisinin bu dizi vasıtasıyla, haftadan haftaya, türlü şaklabanlık ve soytarılık aracılığıyla edindiği Nişantaşı/Teşvikiye izlenimlerine konu olan “cemiyet hayatı”, Pamuk’un zihin dünyasında ve edebi yanında dolaysız olarak bir iz bırakmıştır. Hayır, Orhan Pamuk’un Nişantaşı/Teşvikiye sosyetik aleminin aktif bir üyesi olduğu, bir çeşit “cemiyet insanı” falan olduğu iddiasında değilim doğal olarak; zaten biliniyor ve kendisi tarafından da yeteri kadar dile getirildi ki kendisi öyle ortalıkta olan, gezen tozan, “alemlere akan” bir kimse değil. Zamanının büyük çoğunluğunu yazı yazmak için masasının başında geçiren, neredeyse etraftan yalıtılmış biçimde yaşayan, okuyan ve yazan birisi Pamuk.

 

Muhtemeldir ki öncelikle bu birkaç öğedir Orhan Pamuk’u ortalama vatandaş gözünde tuhaf ve uzak yapan. Zengin bir aileden gelen, iyi eğitim almış biri; elit ama ortalarda gözükmüyor ve durmadan, okunması imkansız romanlar yazıyor. Şekli şemali de bir değişik. Uzunca boylu, hafif kambur, dağınık saçlı ve gözlüklü. Çözülmesi güç fizik problemleri ile uğraşan, deha derecesinde zeki ama anti sosyal, beyaz önlüğüyle laboratuarından çıkmayan münzevi bilim adamı portresi de olabilir bu. Yapılan işten bağımsız olarak, sürekli görünür olmaya dayanan bir “ünlülük” kriterinin geçer akçe olduğu günümüz Türkiyesinde, hemen hiç ortalıkta görünmeden ve sadece mesleğindeki başarısıyla üne kavuşan çok az sayıdaki insandan biridir Orhan Pamuk.

 

Romanlarında anlattığı konular ise ne macera, ne aşk, ne tarih ne de felsefe, hepsi ama hiçbiri. Üstelik giriş, gelişme, sonuç var mı yok mu tam belli değil. Zaman zaman hızlanan, sonra aniden yavaşlayan, sıçrayarak ilerleyen, kimi zaman anlatıcının kim olduğu dahi anlaşılamayan romanlar. Okunup bitirildiğinde, ne için yazıldığı, ne anlatmak istediği üzerinde kafa patlatmak, üzerinde düşünmek gerektiren kitaplar. Öncülleri olan Tanpınar, Atılgan ve Atay’ın kaleminden daha akıcı olmayan ama en az onlar kadar yoğun ürünler veren bir kalemdir Pamuk’un ki. Tarihsel bilgiyi de, edebiyat birikimini de, güncelliği de anlatmak istediği biçime uygun bir temelin üzerine ustalıkla yerleştirir; biçim çoğunlukla özden daha öndedir. Cümleler uzun ve kimi zaman zorlayıcıdır, tekrar tekrar okumak gerekebilir. Denebilir ki hem dilin kullanımı hem de romanın biçimi deneyseldir. Anlatımın bütün çeşitlerinden yararlanmaya çalışılır. “Kara Kitap” neredeyse bir “puzzle”dır. “Kar”, kitabın içine de konan şemaya uygun biçimde bir kar tanesi şeklinde tasarlanmıştır. Yazılanların ne kadarı gerçek, ne kadarı yaratıcılık sonucudur, okuyucunun kafa yorması, hatta araştırma yapması gerekir. Mesela, “Kara Kitap”ta anlatılan “Alaaddin’in Dükkanı” gerçekten de vardır. İçinde her türlü şeyin satıldığı bu dükkan, fena halde Orhan Pamuk’un çok parçalı romanlarının yapısını hatırlatır. Kurgu, aynı zamanda bir oyun olarak da işlev görür. Hakkında intihal suçlaması yapılan “Beyaz Kale”nin daha ilk satırlarında, kitap boyunca anlatılacak hikayenin zaten el yazması eski bir kitaptan alındığı açıkça yazılmıştır. Yapıtlarını yaşam deneyiminden yola çıkarak değil, araştırarak, bol bol inceleme yaparak ortaya koyması da, romanlarına konu olan “yurdum insanına” hemen her zaman serin bir mesafeyle yaklaşmasına neden olabilmektedir; bu bağlamda popülist bir tarafı da asla yoktur. Sözün kısası, kendisine hap biçiminde aşk, tarih, macera ve bilgi verilmesini bekleyen “şu çılgın Türk” okuru için hazmı zor bir yazardır.

 

Bir dönem tamamen sola angaje olan edebiyat ortamı içinde, solcu/sosyalist olmayan bir isimdir Orhan Pamuk. Zaten kendisi de liberal eğilimli olduğunu çeşitli defalar belirtmiştir. Bu açıklık ve alenilik, Pamuk’u benim gözümde, yıllarca solcu olduğu iddiasıyla yazıp yaşarken dönem değişip de ilk buldukları milliyetçi/ulusalcı limanda karaya çıkan onlarca edebiyatçıdan daha üstün ve haysiyetli yapar. Bu edebiyatçıların önemli bir bölümü, Pamuk Nobel Ödülü kazandığında milliyetçi temalarla bezeli tuhaf bir bildiri kaleme almışlar, bir yandan da solculuğu kimseye bırakmamışlardır. Pamuk’un “Kar” romanında konu ettiği gittikçe milliyetçileşen, eski solcu/yeni aşırı Kemalist görüşlere sahip kültür/sanat alemi tiplerinin gerçek yaşamda da var oldukları, Nobel Ödülü sonucu verilen tepkilerle de açığa çıkmış oldu. Bu tiplerin eli silah tutanlarının ise “başka işler” içine girmiş olduklarını son aylardaki gelişmelerle de görüyoruz. “Kar”, zaten bunlar hakkında bir roman değil miydi?

 

Yine de es geçilemeyecek bir husus daha var ki, o da liberaller ve İslamcılar arasında Kemalizm karşıtlığı temelinde günümüzde kurulmuş olan açık/zımni ittifakın düşünsel arka planını izlediğimizde, bunun bazı izlerinin Pamuk’un romanlarında hem tema hem de ayrıntı düzeyinde var olduğunu görürüz. Kemalist Profesör Ahmet Taner Kışlalı’nın israrlı “forward mesajlara” konu olan bir köşe yazısında da belirttiği gibi, “Kara Kitap”ta kuşlar Atatürk heykellerinin üzerine pislerler mesela. Ya da “Kar” romanında, romanın başkahramanı “Ka” huzur bulmak için kentin önemli kişilerinden birisi olan şeyhin huzuruna çıkar. Pamuk’un gözünde ideolojilerin, doğal olarak Kemalizm’in herhangi bir kutsallığı yoktur. O, edebiyatın kendi içindeki değerine inanır ve buna göre yazar. Toplumsal ya da gerçekçi olmak bir kaygısı olmadığı gibi, son derece bireysel bir uğraş olan yazarlığı da yüksek düzeyde bir kurmaca uğraşının emrine sokar. İzlediği temalar bellidir; Doğu – Batı, Türk Modernleşmesi, kimlik sorunu, yer değiştiren karakterler, devamlı bir arayış ve kovalamaca içindeki kahramanlar.

 

Pamuk’un uluslararası edebiyat dünyası ile de “oyunun kurallarına” uygun bir ilişkisi olduğu bilinmektedir. İşinin ehli çevirmenlerle çalışan Pamuk, yazdıklarının onlarca dile çevrilmesini de yetkin telif ajansları vasıtasıyla sağlar. Üstelik Pamuk Nobel aldıktan sonra karşısına çıkarılmaya çalışılan büyük yazarımız Yaşar Kemal de oyunun kurallarını benzer şekilde oynamaktadır. Ancak kabul edelim, bir yazarın başka dillerde de sevilir, okunabilir ve çoksatar olması yalnızca iyi çevirmenler ve başarılı halkla ilişkiler çalışmaları sayesinde olmasa gerek. Ama birçok eleştirmeni, hatta düşmanı da olan bir yazardır Orhan Pamuk. Kendisi hakkında yazılan kitap sayısı, kendisinin yazdığı kitap sayısı kadardır neredeyse. Hakkında yazılan makale ve köşe yazısı ise sayısızdır. Bu bile aslında Pamuk’un ne kadar önemsendiğinin, sevmeyenlerinin bile O’nu gözden düşürmek için ne kadar büyük bir çaba sarf ettiğinin göstergesidir.

 

Milliyetçiler 1915 Olayları hakkındaki yorumları yüzünden sevmezler O’nu. Kemalistler ise son dönemde girdikleri savunmacı, kendileri dışındaki herkesi düşman belleyen ruh halleri nedeniyle hoşlanmazlar. Solcuların büyük çoğunluğu ise postmodern edebiyatın önemli bir temsilcisi olduğunu, toplumsal ve gerçekçi bir çabası olmayan, elit bir mücadele kaçkını olduğunu düşündükleri için beğenmezler. Dindarların önemli bir kısmı kalem, kitap işleriyle alakalı değildir ama olanları da son yıllarda sevmiş olsa gerekir Pamuk’u. Benim kendisi hakkındaki düşüncelerim ise genel olarak olumludur. Okuduğum en iyi romanlardan birisi olan “Kara Kitap”ın yazarını, cesur bireysel çıkışları ile de takdir ederim. Söylediği şeyin içeriğinden ziyade, söyleyebilme cesareti ile severim.

 

Sözlerinin kefaretini ABD’ye giderek, yani hakkında bir kitap yazacak kadar çok sevdiği şehrinden ayrı kalarak ödeyen yazarın en büyük dramı da, en büyük hayali kendisini Batı’ya kabul ettirmek olan bir kültürden gelip o kültür tarafından neredeyse lanetlenerek Batı’nın en saygın ödülünü kazanması olsa gerek. Büyük bir geri kalmışlık duygusuyla kıvranan bir ülkede, benzemeye çalıştığı uygarlığın kural ve ilkeleriyle başarılı olan çok az sayıdaki insandan birisi olan bir yazarın ihanetle suçlanıp ülkesinden kaçmaya zorlanması, yazarın tüm hayatını adadığı edebiyatın ilgi alanına girecek kadar trajiktir.

 

Solun bir zamanlar ilgi alanına giren toplumsal ve gerçekçi edebiyat yaratımının son yıllarda sona ermesi başlı başına bir sorundur. Bunun en önemli nedenlerini, edebi olanın ticarileşmesi,  toplumsal değil bireysel olanın daha çok satması ve kalemle geçinebilmenin artık mümkün hale gelmesi olarak sayabiliriz. Toplumsal mücadelenin dibe vurduğu şu yaşadığımız dönemde, “gündüz insan, gece kurt” misali “gündüz metin yazarı, gece solcu” tipte bir insan grubu da türemiştir. Amacım kimseyi kınamak değil ama yaşam ve düşünceler arasındaki açının olabildiğince daralmasının da bir erdem olduğunu unutturmamak. Bu bağlamda, Orhan Pamuk, hiçbir zaman olmadığı birisi gibi gözükmemiştir diye düşünürüm. Zamanının çoğunu yazı masasında geçiren, kallavi kitaplar yazan ve bunun karşılığını da parasal olarak kazanan bir yazardır. Para kazanma sürecinde pazarlamanın da azımsanmayacak bir yeri vardır ki zaten verili edebiyat piyasası böyle işlemektedir. Belki beni rahatsız edecek en önemli husus da burada yatmaktadır. Edebi üretimin metalaşması ister istemez neyin daha çok satacağına endeksli bir anlayışın doğmasına da yol açmıştır. Pamuk’un anlaşılması zor ürünlerinin aslında “ihracata yönelik” olduğu biçiminde getirilen bir eleştiri de vardır ki dışa açık üretim yapılan hiçbir sahada bu türden bir kuşku tümden giderilemez. Yani, dış talebe uygun arz yaratmak yazarın belirleyici motivasyonu olabilir gerçekten de. Bunun gerçek olup olmadığı ise niyet ve takdirinize bağlıdır bir yerde. Ben Pamuk’un çok önemli ve büyük bir yazar olduğunu düşünüyorum ve bırakın bir şeyler karalamayı, düzgün bir cümle bile kuramayan insanların Pamuk’u kötü bir yazar olarak değerlendirmesini de Türkiye’ye özgü bir şuursuzluk olarak görüyorum.

 

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (21)
  • emrahpolat
    avatar

    Çok teşekkürler Önder.
    Ben de sitedeki solportal.net meselesini hallettim, çok basitmiş, kendim halledebildim, bi sevindirik oldum sorma; sosyal bilimlerden gelince böyle oluyor.

  • emrahpolat
    avatar

    Güzel sözleriniz için teşekkürler arkadaşlar.

    Güçlü, aksilik çıkmazsa yeni kurulan bir yer olan Açık Defter yayınevinden çıkacak.

  • emrahpolat
    avatar

    Önder hocam, benim yazılara yer açtığın için teşekkürler. Bir kaç sorum olacak;
    1-Ana sayfaya fotografımı nasıl koyabilirim.
    2-Ana sayfaya eklediğim yazıya yorum yazılmıyor, bu neden acaba?
    3-Yazının intro'su ana sayfada gözükmedi, nedenini bulamadım valla. Ana sayfaya yazı koymadığımdan biraz acemiyim de bu konularda.

    Not: Umarım kendi dertlerimi, uygun olmayan bir sayfaya yazmıyorumdur.

  • KİBELE
    avatar

    Orhan Pamuk2un iki kitabı elime geçti her ikisini de okudum. Dediğiniz gibi kitabında benim adım kırmızı idi biri hattaları ve sanatıda romanın içinde somutlamış soyutlamış bir romandı. Gıcıklık yapmayım ama bana kalırsa zor bir dil değildi yada bana kolay kitapları denk geldi.
    Ajanlığı olma ihtimali ve olmama ihtimaliylede can yakan bir durumdur. Hayatını yazma ve okumaya vermiş biri için acıklı bir durumdur. Kaleminize sağlık

  • onder
    avatar

    Korestier,

    Tolstoy'a sağdan soldan duyduklarıma göre bile saygım büyüktür. Çok köklü soylu bir aileden gelmesine rağmen bu durum onun büyük bir yazar/düşünür olmasına engel değildir demek istedim. http://en.wikipedia.org/wiki/Tolstoi. Orhan Pamuk bir aristokrat olması iyi bir yazar olmasına engel değildir saptamasına örnek babında.

    Emrah söylediklerini ben hallettim. Önsayfadaki yazılara intro koyma konusunu Yardım bölümünde açıkladım. İleride başka sorun olursa bu bölümde sorulursa arşivlenmesi daha kolay olur. Ama burda da bir açıklayayım; yazıların kısa bır tanıtımını, tamamını değil, ön sayfada göstermek için, makale yaz dediğimizde karşımıza gelen metin editöründe, yazıyı, tanıtım ve ana gövde diye ikiye ayırmak istediğimiz yere mouse işaretini (cursor'i) getiriyoruz ve tıklıyoruz, ardından editörün hemen altındaki devamını oku tuşuna basıyoruz..Bu devamını oku tuşu ayracı koyuyor..Arından kaydediyoruz..Bazen ayıraç default olarak geliyor..Bir çizgi olarak görünüyor..Yazıyı save etmeden önce bu çizgiyi seçtikten sonra ayırmak istediğimiz yere sürüklüyoruz..Ya da seçtikten sonra siliyoruz ve devamını oku tuşunu kullanarak istediğimiz yere yeni bir tane koyuyoruz..

  • guclu
    avatar

    Önder,

    Hem Pamuk hem de Atay'ın çok önemli ortak paydaları var: Türk Modernleşmesi ve Doğu - Batı tartışması. İki yazarın da aşağı yukarı bütün kitapları bu iki mesele hakkında. Belki de Pamuk'un yalnızca fantezi edebiyatı yaptığını düşünmen buna neden oluyor. Doğrudur, Pamuk fantezilerden yararlanır, dille oynar, anlatıcıyı değiştirir falan ama bunların belli biçimlerde Atay'da olmadığını söyleyebilir miyiz? Ayrıca mesela "Kar" romanı, "buraları" hakkında da gerçekçi bir şeyler yazabileceğini göstermiştir Pamuk'un ve gayet de güzeldir. "Tutunamayanlar" Türkçe yazılan en güçlü edebi metinlerden birisi olduğu için, onunla karşılaştırılan bütün yapıtlar doğal olarak zayıf kalıyor. Bu da Atay'ın kudreti olsa gerek.

    Ayrıca, İki yazarın sosyal-sınıfsal pozisyonundan yola çıkarak romancılıkları hakkında doğrudan yorum yapılabilir mi, yani arada böyle bir belirlenim kurulabilir mi, çok emin değilim. Pamuk'un elit olduğu kesin ama mesela Nermin Bezmen de elitin krali ama sosyete için pornografik bestseller yazıyor. Hem sınıfsal pozisyonların otomatik zihinsel belirlenime yol açtığı fikri sorunlu değil mi zaten?

    Yol romanı Türkçede yazıldı, üstelik çok da güzel oldu. Adalet Ağaoğlu'nun, sonrada "Sarı Mersedes" adıyla filme çekilen, "Fikrimin İnce Gülü" çok güzel bir yol romanıdır. Herkese şiddetle tavsiye ederim.

  • emrahpolat
    avatar

    Önder Hocam ilgin için teşekkür ederim.
    Tesadüf bu ya, dün ajanstan ve yayınevinden haber geldi: Romanı aralık ayında basıyorlar. Çıkar çıkmaz imzayı basıp gönderirim sana.

    Doğru söylüyorsun bu aralar biraz ihmal ettim siteyi; ikinci romanın son okumalarını yapıyorum, ekimde ajansa göndericem, o zaman elim biraz rahatlayacak.

    solportal meselesi benim de dikkatimi çekti, aslında o tür sorunları backend'den kendim de halledebiliyordum ama belki unutmuşumdur, bi kontrol etmek lazım.

    Bu arada, sizler için sakıncası yoksa kitapta özgeçmiş bölümüne, "e-hayalet.net'in yazarlarındandır" diye bir cümle girsin istiyorum. Biraz raklam yapalım di mi:-)

    Önder, "Şundan Bundan" başlıklı yazıları bundan böyle ana sayfaya taşımak gibi bir projem var. Ali Osman, Güçlü ve senin yerlerin gibi bir yer ayarlayabilirseniz daha düzenli ve disiplinli yazabileceğimi düşünüyorum. Sanırım, edebiyat ve genel olarak kültür sanat ağırlıklı yazılar olur bunlar; okuduklarım, çağrıştırdıkları, falan filan. Biraz da çalışma masamı açmak istiyorum. Gündelik yaşam da olacak elbette. Dolayısıyla ana sayfa'da ilgi çekebilecek yazılardan biri olabilir diye düşünüyorum. Bilmem ne dersiniz?

  • AliOsman
    avatar

    Emrah, ben e-hayalet yazarı olmayı gurur ile taşıyor ve yaşıyorum. aynı şeyi senin de hissediyor olman çok hoş. Kitabın arkasına böyle bir not düşmeyi düşünmen de ayrıca çok ince ve iyi bir düşünce...

    Müsait olduğunda yazacağın yazılarını sabırsızlıkla bekliyorum.

    Kitabın için siteye bir reklam koyabiliriz. 'E-Halalet yazarı Emrah Polat'ın ilk kitabı .... Yayınevi'nden çıktı, kitapçılarda' :-) gibi bir şeyler düşünülebilir.

  • onder
    avatar

    Emrah bizim için sakıncası olur mu? Aksine ben şahsen çok memnun olurum, kitabın tanıtımında bizden bahsetmen çok iyi fikir bence..

    Yazılarını ösayfaya taşıma işini, yani ali osman, güçlü ve benimki gibi sana da bir bölüm hazırlama işini hemen hallediyorum..aslında bu konuda bir duyuru yapacaktım ama valla açıkcası üşendim..ön sayfaya bu üç ismi koymamın herhangi seçimle ilgisi yoktu, torpilli olduğumuzdan değil..önsayfada ençok yazı yayınlamış arkadaşlar olarak yaptım bu seçimi..söylemeye gerek yok ama elbette ben ön sayfaya düzenli aralıklarla yazacağım diyen herkese açık..

    yalnız bu sistemi işletmek için sitenin bölüm/kategori yapısında bir değişiklik yapmam gerekti..Ön sayfa yazıları artık, makale/politika vs kategorisi altında değil, "yazarlar" bölümü altında herkesin kendi adı altına yazması gerekiyor..böylece herkesin önceki yazılarına tek bir tuşla ulaşmak mümkün olacak..Dolayısıyla Ali Osman ve Güçlü, siz de bundan sonra yazılarınız "Yazarlar" altında kendi adınız altında yayınlanlayım...Makale/Politika, makale/güncel vs olarak değil..oraya da yayınlayabilirsiniz ama filtrelemesi daha zor olur..

  • guclu
    avatar

    Emrah tebrik ederim. Benim hayalimdeki işi başarıp bir roman yazmışsın ve şimdi de bunu okurların önüne çıkarıyorsun. Ellerine sağlık. Ayrica site yazarlığını vurgulaman da çok ince bir düşünce. Kitabını merakla bekliyorum. Hangi yayınevinden çıkacak?

    Bu arada öğlen "Masumiyet Müzesi"ni aldım. Beyoğlu'nda bütün kitapçılara yığmışlar, millet almaya başlamıştı..

  • onder
    avatar

    Güçlü,

    Ortodoks bir yaklaşım ile ancak çeliğe su verildi, durgun akardı don tarzı ancak gerçekçi edebiyat taraftarlığı yapmak değil derdim aslında..Marquez usulü büyülü gerçekçilik, ya da bilinç akımı tarzı edebiyat, ya da borges usulu tam fantestik edebiyat da çok hoşuma gider..

    Ama Pamuk'da bana itici gelen birşeyler var..Bizim Tuğrul geçen bir pasajını aktartmıştı, 5-6 cümlelik bir paragrafta en az 5-6 hata vardı, ilber ortaylı eleştiriyordu..Benim hatırladığım hata ki, Tuğrul aslında onun için yollamamıştı, "sabah namazı için caminin balkonuna çıktı" gibi bir ifade vardı..

    Balzac her bir cümlesini tahtaya yazar üzerinde günlerce düşünürmüş, ya da bazı kahramanları kontrölden çıkar kendi başına hareket etmeye başlar ve Balzac kendi kahramanlarının kontrol edemediği davranışları için ağlarmış falan..Toplumsal statü belirleyici değil tabii, bayağı bayağı aristokrat yazarlar var..Koca Tolstoy çok büyük feodal/soylu bir ailenin çocuğuymuş, binlerce köleleri varmış falan..Ama Tolstoy'un eserleri malum..Benim demek istediğim, sahte bir gerçekçilik de mümkün olabilir..Mesala Taraf..Hani geçen sen de dedin ya benim son yazımda..Ortada olan sol içi bir tartışma değil 3-5 aydının kendi hesaplaşması diye..Yani Taraf'ın tekabül ettiği bir toplumsal kesim yok..Tuzu kuru 5-10 adam, meslekleri yazı yazmak olan, geçim derdi, sıkıntısı olmayan, somut bireylerin yaşadıkları yabancılaşma, varoluş krizlerinden, ya da en bildik günlük koşusturmacalardan haberi olmayan, yani en bildik anlamıyla sırça köşkte yaşayan adamların bir ülkenin kaderi hakkında ahkam kesmeleri sözkonusudur..Kendi bireysel kaprislerini, çelişkilerini toplumsal ekrana yansıtan, genel problemlermiş gibi aktaran şımarık tipler sözkonusudur..Pamuk da ben de böyle bir izlenim bırakıyor..Belki Taraf'a olan gıcığımdan ve o kesimin Pamuk'u sevmesinden dolayı subjektif yorum yapıyor olabilirim..Ama sözün kısası Pamuk dahil şu anda Türkiye'de vitrindeki isimlerin hiçbirinin gerçek edebiyatçı olduğunu sanmıyorum..Kafayı sıyırmış olmadan edebiyatçı olunmaz..Yani soğukkanlı, akademik bir yaklaşımla seneryo yazılır ama roman yazılamaz gibi geliyor..Roman yazmanın bedeli yüksek gibi geliyor bana..

    Neyse edebiyattan pek anlamam zaten..atıp tutmayalım..

  • Korestierus
    avatar

    Önder, Tolstoy dışında bu yazdındaki fikirlerine büyük ölçüde katıldığımı söyleyebilirim...
    "Koca Tolstoy çok büyük feodal/soylu bir ailenin çocuğuymuş, binlerce köleleri varmış falan..Ama Tolstoy'un eserleri malum..."
    Bu durum Tolstoy çocukken öyleydi belki...
    Tolstoy, kölelik karşıtı, hıristiyanlığa karşı hıristiyandı...
    Onun roman ve hikaye tarzında yazdıklarını edebiyattan çok birer felsefe eseri olarak değerlendirmek mümkündür...
    Zamanında ilgilenmediği sosyal konu, tartışmadığı kimse (mesela Lenin, Kropotkin) nerdeyse yoktur...
    Mesela Tolstoy'un son makalesi 1910 yılında yazılan "sosyalizm Üzerine" adlı makalesidir...Türkçe'de çevrisi yoksa bir ara çevirebilirim.
    Şu sıcaklar geçsin de:-)

  • Korestierus
    avatar

    "Koca Tolstoy çok büyük feodal/soylu bir ailenin çocuğuymuş, binlerce köleleri varmış falan..Ama Tolstoy'un eserleri malum..."
    Önder, bu durum Tolstoy çocukken öyleydi belki...
    Tolstoy, kölelik karşıtı, hıristiyanlığa karşı hıristiyandı...
    Onun roman ve hikaye tarzında yazdıklarını edebiyattan çok birer felsefe eseri olarak değerlendirmek mümkündür...
    Zamanında ilgilenmediği sosyal konu, tartışmadığı kimse (mesela Lenin, Kropotkin) nerdeyse yoktur...
    Mesela Tolstoy'un son makalesi 1910 yılında yazılan "sosyalizm Üzerine" adlı makalesidir...Türkçe'de çevrisi yoksa bir ara çevirebilirim.
    Şu sıcaklar geçsin de:-)

  • onder
    avatar

    Ya bu arada boşverin Orhan Pamuk'u, Emrah Polat'ın romanı "Tanrının Çocukları"nı okuyan yok mu?

    Emrah hocam nerelerdesin ya, kayboldun uzun zamandır. Romanını bulabilir miyiz kitapçılarda? Ben bu hafta sonu bir kontrol edeceğim..Bu arada sitende bizim Hayalet linki hala www.solportal.net adresine yönlendirilmiş. webmaster arkadaş düzeltirse iyi olur.

  • onder
    avatar

    Şu görüşüne katılmıyorum Güçlü;

    "Atay'ın yazamadıklarının bir bölümünü de yüklenmiş gibime geliyor Orhan Pamuk."

    Uzlaşmaz karşıtlıklarını sıralayalım;

    1. Her iki yazarın da yaşamöykülerini okumadım ama kulaktan duyduğumuz genel bilgilere göre Atay bir mühendis ve bu mesleği de icra etmiş. Pamuk ise tam bir aristokrat. Hayatı boyunca çalışmak geçinmek derdi olmamış.

    2. Pamuk birinci durumun sonucu olsa gerek, bu topraklarda gerçek insanların yaşadığı gerçek sorunlara uzak, bir fantezi dünyasında yaşayan ve pek de bir gerçeklik gönderisi olmayan kurgular yazıyor. Atay ise, bu toplumun tipik entellektüelinin daha doğrusu yarı-entellektüelinin resmen trajedisini birebir anlatıyor. Kanımca son derece somut, elle dokunabilecek kadar gerçek bir durumu "aktarıyor". "Tutunamayanlar" manifesto gibi brişeydir, çoğumuz onu heran nerdeyse birebir yaşıyoruz. Orda dile getirilen yabancılaşmayı her "disconnectus erectus" yaşamının her düzleminde deneyimliyor..Tutunamayanlar için son derece yerinde bir şekilde "tam da benim hayatımı anlatıyor" diyebilecek bir toplumsal profil var. Buna karşın Pamuk'un romanlarında, en azından benim okuduğum iki tanesinde, Yeni Hayat ve Cevdet Bey'de, böyle somut bir toplumsal karşılık yok. Ha bu kesinlikle kötü olduğu anlamına gelmez. Fantezi yazını da sevilir, "Lost" da olduğu gibi.

    Pamuk, adeta amerikan anlatı geleneğinden geliyor gibi. Mesala Yeni Hayat. Bir yol romanı..İki tip atlıyorlar şehirlerarası otobüse, amaçsızca dolaşıyorlar..Kerouac'ın On The Road kitabının, bir zamanlar müzikte yapıldığı gibi bir tür tükçe aranjmanı gibi..Türkiye'de yol edebiyatı bence olmaz. Hani bunun altını nasıl doldururum bilemem ama olmaz gibi hissediyorum ve bu his çok güçlü..Yol edebiyatı, bu topraklarda çok eğreti durur, tıpkı polisiye edebiyatı gibi. Alıp başımı gideceğim bu diyarlardan sendromu yoktur bu toplumun hissiyatında..

    Pamuk ve Atay bence kesişim kümesi sıfır olan iki ayrı ekole ait.

  • guclu
    avatar

    Oğuz Atay'ın yazamadığı birçok romanı düşünür, hayıflanır dururum. Beni Pamuk'a yönelten biraz da bu. Tabi ki bire bir örtüşemez ama Atay'ın yazamadıklarının bir bölümünü de yüklenmiş gibime geliyor Orhan Pamuk.

  • ülker
    avatar

    Pencereden Bakmak öyküsünü hararetle öneririm.

  • guclu
    avatar

    Başlamak için en iyi kitabı "Sessiz Ev". İlk onu okuyup hayran olmuştum.

  • emrahpolat
    avatar

    Cevdet Bey ve Oğulları'nı beğenirim, bence klasik eserlere benzer. İşin tuhafı, yabancı dillere en az çevrilen eseri budur. Sessiz Ev, Beyaz Kale, Yeni Hayat'ı da okumuştum. Başlayıp bıraktığım bir kaç kitabı da var. Orhan Pamuk okuması yapmayı düşünmüyorum; belki bir ara yeniden Cevdet Bey ve Oğulları'nı okurum ama.

  • ülker
    avatar

    Orhan Pamuk, yazıda da geçen Tanpınar, Atay ve Atılgan gibi çok iyi,ortalama Türk okuruna göre fazla iyi; bu yüzden de kötü yazdığı iddia edilen bir yazardır bence. İnsanı anlayan, insan ruhunu gören; tıpkı adı geçen üç öncülü gibi Türkiye'nin kitabını yazan bir kalemdir. Her halde tek bir kalem Türkiye'nin tamamını yazamaz. Her biri bir yüzünü. Saçma milliyetçi görüşlerimiz ve komplocu düşünce sistemimiz nedeniyle gerçekleri görmekten giderek uzaklaştığımız,kendi içimizde düşmanlar yaratıp durduğumuz için ve ortalamayı yücelttiğimiz için durmadan; Orhan Pamuk gözümüze batıyor tabi.

    Ben kitabı almak için yarını bekliyorum heyecanla:-)

  • AliOsman
    avatar

    Pamuk'un okuduğum kitapları arasında Yeni Hayat, beni okuma, kitaba konsantrasyon açısından zorlamıştı. Benim Adım Kırmızı, Beyaz Kale, Cevdet Bey ve Oğullarını ise görece daha rahat okudum. Kara Kitap'a bir kaç defa başlamak istedim ama eğrisi doğrusuna denk gelmedi. Yeni olanları ise henüz okuyamadım. Ama özellikle Kar ve İstanbul romanları ise nedendir bilmem öyle çok zor okunan kitaplar olduğu kanısında değilim.

    Ortalıklarda 'Git Kendini Çok Sevdirmeden', 'Bu İşte Bir Yanlızlık Var', 'Latife Hanım' gibi romanlar veya Ayşe Kulin gibi yazarların romanları aylaca liste başı kaldığı bir ülkede, Orhan Pamuk'un dili biraz zor kaçabilir elbet.


Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #21 emrah polat 31-08-2008 09:21
Çok teşekkürler Önder.
Ben de sitedeki solportal.net meselesini hallettim, çok basitmiş, kendim halledebildim, bi sevindirik oldum sorma; sosyal bilimlerden gelince böyle oluyor.
Alıntı
 
 
0 #20 Önder Kurt 31-08-2008 07:34
Korestier,

Tolstoy'a sağdan soldan duyduklarıma göre bile saygım büyüktür. Çok köklü soylu bir aileden gelmesine rağmen bu durum onun büyük bir yazar/düşünür olmasına engel değildir demek istedim. en.wikipedia.org/wiki/Tolstoi. Orhan Pamuk bir aristokrat olması iyi bir yazar olmasına engel değildir saptamasına örnek babında.

Emrah söylediklerini ben hallettim. Önsayfadaki yazılara intro koyma konusunu Yardım bölümünde açıkladım. İleride başka sorun olursa bu bölümde sorulursa arşivlenmesi daha kolay olur. Ama burda da bir açıklayayım; yazıların kısa bır tanıtımını, tamamını değil, ön sayfada göstermek için, makale yaz dediğimizde karşımıza gelen metin editöründe, yazıyı, tanıtım ve ana gövde diye ikiye ayırmak istediğimiz yere mouse işaretini (cursor'i) getiriyoruz ve tıklıyoruz, ardından editörün hemen altındaki devamını oku tuşuna basıyoruz..Bu devamını oku tuşu ayracı koyuyor..Arında n kaydediyoruz..B azen ayıraç default olarak geliyor..Bir çizgi olarak görünüyor..Yazı yı save etmeden önce bu çizgiyi seçtikten sonra ayırmak istediğimiz yere sürüklüyoruz..Y a da seçtikten sonra siliyoruz ve devamını oku tuşunu kullanarak istediğimiz yere yeni bir tane koyuyoruz..
Alıntı
 
 
0 #19 BAŞAK 30-08-2008 05:34
Orhan Pamuk2un iki kitabı elime geçti her ikisini de okudum. Dediğiniz gibi kitabında benim adım kırmızı idi biri hattaları ve sanatıda romanın içinde somutlamış soyutlamış bir romandı. Gıcıklık yapmayım ama bana kalırsa zor bir dil değildi yada bana kolay kitapları denk geldi.
Ajanlığı olma ihtimali ve olmama ihtimaliylede can yakan bir durumdur. Hayatını yazma ve okumaya vermiş biri için acıklı bir durumdur. Kaleminize sağlık
Alıntı
 
 
0 #18 emrah polat 29-08-2008 14:46
Önder hocam, benim yazılara yer açtığın için teşekkürler. Bir kaç sorum olacak;
1-Ana sayfaya fotografımı nasıl koyabilirim.
2-Ana sayfaya eklediğim yazıya yorum yazılmıyor, bu neden acaba?
3-Yazının intro'su ana sayfada gözükmedi, nedenini bulamadım valla. Ana sayfaya yazı koymadığımdan biraz acemiyim de bu konularda.

Not: Umarım kendi dertlerimi, uygun olmayan bir sayfaya yazmıyorumdur.
Alıntı
 
 
0 #17 emrah polat 29-08-2008 14:38
Güzel sözleriniz için teşekkürler arkadaşlar.

Güçlü, aksilik çıkmazsa yeni kurulan bir yer olan Açık Defter yayınevinden çıkacak.
Alıntı
 
 
0 #16 Korestierus 29-08-2008 10:37
"Koca Tolstoy çok büyük feodal/soylu bir ailenin çocuğuymuş, binlerce köleleri varmış falan..Ama Tolstoy'un eserleri malum..."
Önder, bu durum Tolstoy çocukken öyleydi belki...
Tolstoy, kölelik karşıtı, hıristiyanlığa karşı hıristiyandı...
Onun roman ve hikaye tarzında yazdıklarını edebiyattan çok birer felsefe eseri olarak değerlendirmek mümkündür...
Zamanında ilgilenmediği sosyal konu, tartışmadığı kimse (mesela Lenin, Kropotkin) nerdeyse yoktur...
Mesela Tolstoy'un son makalesi 1910 yılında yazılan "sosyalizm Üzerine" adlı makalesidir...T ürkçe'de çevrisi yoksa bir ara çevirebilirim.
Şu sıcaklar geçsin de:-)
Alıntı
 
 
0 #15 Korestierus 29-08-2008 10:30
Önder, Tolstoy dışında bu yazdındaki fikirlerine büyük ölçüde katıldığımı söyleyebilirim. ..
"Koca Tolstoy çok büyük feodal/soylu bir ailenin çocuğuymuş, binlerce köleleri varmış falan..Ama Tolstoy'un eserleri malum..."
Bu durum Tolstoy çocukken öyleydi belki...
Tolstoy, kölelik karşıtı, hıristiyanlığa karşı hıristiyandı...
Onun roman ve hikaye tarzında yazdıklarını edebiyattan çok birer felsefe eseri olarak değerlendirmek mümkündür...
Zamanında ilgilenmediği sosyal konu, tartışmadığı kimse (mesela Lenin, Kropotkin) nerdeyse yoktur...
Mesela Tolstoy'un son makalesi 1910 yılında yazılan "sosyalizm Üzerine" adlı makalesidir...T ürkçe'de çevrisi yoksa bir ara çevirebilirim.
Şu sıcaklar geçsin de:-)
Alıntı
 
 
0 #14 Önder Kurt 29-08-2008 08:50
Güçlü,

Ortodoks bir yaklaşım ile ancak çeliğe su verildi, durgun akardı don tarzı ancak gerçekçi edebiyat taraftarlığı yapmak değil derdim aslında..Marque z usulü büyülü gerçekçilik, ya da bilinç akımı tarzı edebiyat, ya da borges usulu tam fantestik edebiyat da çok hoşuma gider..

Ama Pamuk'da bana itici gelen birşeyler var..Bizim Tuğrul geçen bir pasajını aktartmıştı, 5-6 cümlelik bir paragrafta en az 5-6 hata vardı, ilber ortaylı eleştiriyordu.. Benim hatırladığım hata ki, Tuğrul aslında onun için yollamamıştı, "sabah namazı için caminin balkonuna çıktı" gibi bir ifade vardı..

Balzac her bir cümlesini tahtaya yazar üzerinde günlerce düşünürmüş, ya da bazı kahramanları kontrölden çıkar kendi başına hareket etmeye başlar ve Balzac kendi kahramanlarının kontrol edemediği davranışları için ağlarmış falan..Toplumsa l statü belirleyici değil tabii, bayağı bayağı aristokrat yazarlar var..Koca Tolstoy çok büyük feodal/soylu bir ailenin çocuğuymuş, binlerce köleleri varmış falan..Ama Tolstoy'un eserleri malum..Benim demek istediğim, sahte bir gerçekçilik de mümkün olabilir..Mesal a Taraf..Hani geçen sen de dedin ya benim son yazımda..Ortada olan sol içi bir tartışma değil 3-5 aydının kendi hesaplaşması diye..Yani Taraf'ın tekabül ettiği bir toplumsal kesim yok..Tuzu kuru 5-10 adam, meslekleri yazı yazmak olan, geçim derdi, sıkıntısı olmayan, somut bireylerin yaşadıkları yabancılaşma, varoluş krizlerinden, ya da en bildik günlük koşusturmacalar dan haberi olmayan, yani en bildik anlamıyla sırça köşkte yaşayan adamların bir ülkenin kaderi hakkında ahkam kesmeleri sözkonusudur..K endi bireysel kaprislerini, çelişkilerini toplumsal ekrana yansıtan, genel problemlermiş gibi aktaran şımarık tipler sözkonusudur..P amuk da ben de böyle bir izlenim bırakıyor..Belk i Taraf'a olan gıcığımdan ve o kesimin Pamuk'u sevmesinden dolayı subjektif yorum yapıyor olabilirim..Ama sözün kısası Pamuk dahil şu anda Türkiye'de vitrindeki isimlerin hiçbirinin gerçek edebiyatçı olduğunu sanmıyorum..Kaf ayı sıyırmış olmadan edebiyatçı olunmaz..Yani soğukkanlı, akademik bir yaklaşımla seneryo yazılır ama roman yazılamaz gibi geliyor..Roman yazmanın bedeli yüksek gibi geliyor bana..

Neyse edebiyattan pek anlamam zaten..atıp tutmayalım..
Alıntı
 
 
0 #13 Güçlü Kuvvetli 29-08-2008 07:14
Emrah tebrik ederim. Benim hayalimdeki işi başarıp bir roman yazmışsın ve şimdi de bunu okurların önüne çıkarıyorsun. Ellerine sağlık. Ayrica site yazarlığını vurgulaman da çok ince bir düşünce. Kitabını merakla bekliyorum. Hangi yayınevinden çıkacak?

Bu arada öğlen "Masumiyet Müzesi"ni aldım. Beyoğlu'nda bütün kitapçılara yığmışlar, millet almaya başlamıştı..
Alıntı
 
 
0 #12 Önder Kurt 29-08-2008 06:50
Emrah bizim için sakıncası olur mu? Aksine ben şahsen çok memnun olurum, kitabın tanıtımında bizden bahsetmen çok iyi fikir bence..

Yazılarını ösayfaya taşıma işini, yani ali osman, güçlü ve benimki gibi sana da bir bölüm hazırlama işini hemen hallediyorum..a slında bu konuda bir duyuru yapacaktım ama valla açıkcası üşendim..ön sayfaya bu üç ismi koymamın herhangi seçimle ilgisi yoktu, torpilli olduğumuzdan değil..önsayfad a ençok yazı yayınlamış arkadaşlar olarak yaptım bu seçimi..söyleme ye gerek yok ama elbette ben ön sayfaya düzenli aralıklarla yazacağım diyen herkese açık..

yalnız bu sistemi işletmek için sitenin bölüm/kategori yapısında bir değişiklik yapmam gerekti..Ön sayfa yazıları artık, makale/politika vs kategorisi altında değil, "yazarlar" bölümü altında herkesin kendi adı altına yazması gerekiyor..böyl ece herkesin önceki yazılarına tek bir tuşla ulaşmak mümkün olacak..Dolayıs ıyla Ali Osman ve Güçlü, siz de bundan sonra yazılarınız "Yazarlar" altında kendi adınız altında yayınlanlayım.. .Makale/Politik a, makale/güncel vs olarak değil..oraya da yayınlayabilirs iniz ama filtrelemesi daha zor olur..
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile