Beseri Kantini Popüler
Belki o nedenle hazirlikta iken kantinden hep uzak durdum. Gerci bunda, sigara icmememin ve orada oturanlarin bana pek benzememesinin katksı büyüktü. Benim kantinsel tarihim beseri binasindaki bolume gecince basladi. O zamanki yaygin tabiriyle beseri kantini L seklinde genis bir oturma alani, havalar iyi oldugunda disarida kullanima acik minik bir bahcesi, gazete-kitap kosesi ve ayak ustu Deniz’den hikayeler anlatan kantincileriyle esine az raslanir bir atmosfer sunuyordu. Okuldaki son 4 yilim o kantinde gecti.
Gazetelerimizi okur, arkadaslarla saatlerce suren siyasi, gayri-siyasi, edebi, gayri adabi tartismalara girer, yanlizca dersaralarinda degil, bazan saatlerce ayni masanin etrafinda donenip dururduk. Universitedeki butun asklarimin, arkadasliklarimin, siyasal uyanislarimin ve bireysel bunalimlarimin bir nevi sahnesiydi beseri kantini. Beseri kantininde pek cok guzel ruhlu, guzel guluslu mudavimler vardi. Herkesin belli bir masasi ve belli bir grubu elbette vardi ama biz pek oyle durulmak taraftari degildik. Masadan masaya gecer, Beseri kantini doluysa Fizik kantinine ugrar, o da olmazsa asagidaki eksantrik Mimari kantinine ya da olmadi Idari kantinine acilirdik. Iste o kantin alayi arasinda su an bu metni okudugunuz sayfanin da kuruculari yer aliyordu: Haluk, Murat ve Ahmet! Haluk ve Murat Idari merkezliydi, Ahmet ise muhendisliklerden gelirdi. Ama gene de merkezde bulusuldugunda Beseri kantini ortak adresti pek cok muhabbet icin. Ayni zamanda yurttan da arkadasim olan benim o yillardaki Guzin Ablam Haluk (312 Haluk!) kardesimle oturup bir dergi kurma projesini o kantinde hayata gecirmistik (Kultur-Yasam, sonra Torpak, sonra ABRA!). Ahmet’i de asil yurt kantinlerinden taniyordum ama o da gonul/siyasi baglarin dogal bir sonucu olarak Beseri kantinin mudavimleri arasindaydi okulda gecirdigi yillarda. Sevgili Ahmet’le (ki kendisi bu efendisiz sayfanin resmi masteridir!) o kantinde 80 sonrasi cikan edebi dergiler uzerine sohbet etmis, o yillarda insanlarin utanarak okudugu Fakir Baykurt ve Bekir Yildiz uzerine muhabbet etmistik. Bu sayfanin ikinci Izmir ayagi olan Murat kardesimi ise Kantin’den kantine haber ucuran kosulariyla daha cok hatirliyorum. Turkulerin tarihine merakliydi o zamanlar (kendisinin 45lik meraki bugunlerde profesyonel bir kolleksiyonculuk asamasinda) ve bir yolunu bulup da ikna edebildigimiz zamanlarda soyledigi icli ege turkuleri hala orada bir yerlerde yankilanir... Izmir’in kavaklari dokulur yapraklari...
Okul bitip de kantin muhabbeti dagilinca hemen kendimi benzer bir surecte cogaltmak sevdasiyla Patika seruvenine katildim. Universite sonrasi gecen yillarimin Patika dergisi toplantilari esine az raslanir bir ictenligi kurumsallastigi bir ortamdi benim icin. Her birimiz baska baska patikalardan geliyor olsak da ortak sevdamiz kendimizi ifade etme arzusuydu. Mehmet (Demir!) ve Beyhan’la, yani bu sayfanin diger iki kurucusu ile, iste o surecte dost oldum ilk. Haftada bir bulusur dergiye gelen yazilari okuyup, birbirimizin yazdigi metinler uzerine bazan saatler suren tartismalara girerdik. Toplantilar bir yolunu bulup hep “Dostlar” meyhanesinde biterdi. O zamanlar gurultulu muzikten uzak, nezih bir ickili “kantin” ortami idi dostlar bizim icin. Patika’nin pek cok ozel kapak konusu o muhabbetlerden cikardi: ask uzerine, sonbahar uzerine dort bes kalemden birden ortak yazilar yazma arzusu baska nasil aciklanabilirdi ki...
Memleketten ayrilip da beseri kantini ve Patika’yi geride birakinca email denen yeni bir seyle tanistim. Ilk defa bu sayfanin kurucularindan olan sevgili kardesim Cagdas’la durmak bilmeyen bir email alisverisine giristim. Cagdas bizim Beseri kantinindeki gruptan ya da Patikia’dan degildi. Ama benden ceyrek kusak sonra da olsa o da ODTU’nun kantinlerinde bir o kadar senesini gecirdi. Email olayi yayginlasinca birer birer eski dostlar biryerlerden gelip sanal masamiza oturmaya basladilar. Evvela kucuk bir “idari kantini” olusturduk Haluk, Murat ve Cagdas’la birlikte. Ardindan Ahmet geldi ve kantinin adi da “Beseri Kantini” oldu. Sonra Mehmet ve son olarak da Beyhan ortak email zincirimize dahil oldu. Emaillerde tadina doyulmaz metinler gidip gelince sanal muhabbetimiz bir cesit muptelaya cevirdi bizi. Bazan gunde sayisi 50’i bulan emailler heyecanli bir surecin isarediydi. Bu guzel sohbetlerin okunup kaybolmasindan duydugumuz rahatsizlik bizdeki dergicilik sevdasi ile bulusunca ortaya bir internet sayfasi olusturmak fikri cikti. Ahmet’in de bu tur konularda teknik bir meraki olunca ortaya “SOSYAL AYRINTILAR ANSIKLOPEDISI” cikti.
Son olarak: bizim derdimiz kantinde dostlarla muhabbet etmekti. Ansiklopedi onun dogal bir ciktisi olarak gelisti. Bunun altini cizmekte yarar goruyorum cunku sayfamizin basarisi simdilerde cok yuceltilen “profesyonel bir ahlakin” urunu olarak gorulsun istemiyorum. Tam anamiyla bir imece mahsulu olan bu sayfalari biz bu sanal ortamda zevkle ve gene “kendimizi ifade etme arzusu” ile cogaltiyoruz. Eger siz de bu sayfalarda kendinizi bulacaginiz bir iki ayrinti yakalayabildiyseniz ne guzel!Üye eleştirileri
-
2008-03-16 13:51:30 |Publisher| bulent
-
2008-03-17 08:27:28 |SAdministrator| onder

Çok tekrarlanan ve sanırım Wily Brandt'ın dile getirmiş olduğu bir klişe vardır; haniz akıllı biri gençliğinde komunist/anarşist, orta yaşlarında sosyalist, olgunluğunda ise sosyal-demokrat olur diye. Aslında bunun sadece bir klişe değil, belli bir doğruluk payı olan gerçekçi bir saptama olduğunu çoğumuz yaşarak öğrendik. Gerçi bizde daha da radikal yaşandı bu dönüşüm; gençliğinde sıkı devrimci olanları çoğu mezun olduktan sonra ya borsada tutunmaya çalıştı,ya da patronluğa soyundu. Kimi başarılı oldu kimi değil. Ama hepsinde ortak birşey var ki, o da bence şu; bırakalım sosyal-demokrat olmayı, çoğu politikayla pek alakası olmayan sinik bireyler olup çıktı. Gençliğinde politikaya hiç bulaşmamış olanlarda bile geri bir noktaya düştüler.
Neyse asıl değinmek istediğim şu; insanları öğrencilik yıllarında solcu , ileri yaşlarında ise sinik yapan nedir?
Benim cevabım kantinlerin olması ya da olmaması ile belirlenen durum. Tabii burda kantini daha genel birşeyin, kamusal alanın özel bir görünümü olarak ele alıyorum. Öğrencilik yıllarında kantinlerin arkaplanında devam eden toplumsal bir durum vardır. Bu durumda solculuğun rantının yenebildiği belli bir toplumcu pazar vardı. Okuduğunuz kitap, dinlediğiniz müzik para ediyordu..Siz de haliyle pazara yönelik birşeyler arz etme motivasyonu bulabiliyordunuz. Ama "büyüyüp" iş hayatına atılınca, bambaşka bir pazarın ilişkileri ile karşılaşıldı. Sponsorluğu üstelenecek kantin gibi bir toplumsal mekan yoktu. Başka bir ifade ile kantinler kaybedilince solculuk da kaybedildi.
Yetişkinlere yönelik kantinler lazım.
-
2008-03-17 09:55:57 |Administrator| AliOsman
-
2008-03-17 15:08:07 |Publisher| KenanKenan
-
2008-03-17 15:45:44 |SAdministrator| onder

Çok yıpratıcı olur gibime geliyor Kenan hocam. Ankara, hele hele ODTU kampüsüne gitmek şahsen beni hüzünlendiriyor. Kaçan balıkları görüyorum. :-)
Bir de ODTU'nün geçirdiği kötü dönüşümü görmek üzüyor insanı. Mezun olduktan çok da uzun olmayan bir zamanda ble gittiğimde nerdeyse tanınmayacak haldeydi..Tabii özellikle kantinler..Zaman zaman kantinlerin özelleştirirlmesine karşı çıkmak doğru muydu diye soruyordum..Artık kuşkum yok.Biz o zamanlar şimdi aklımızda olanları düşünerek değil de sırf muhalefet olsun diye karşı çıkmış olsak da, bu kadarının bile yeterli olduğunu görüyorum.
Kantinler aldığı şimdiki biçimle, eski işlevini yerine getirmesi bana zor görünüyor. Hepsi herhangi bir cafe halini almış..O beton oturaklar yok..Mekanın amerikanlaşması daha ilk baştan toplumsal bir yakınlaşmayı dışlıyor. Selçuk'un yazısında ele aldığı ilişkiler hala devam ediyorsa şaşarım..
-
2008-03-20 13:46:04 |Publisher| bulent
-
2008-03-20 13:49:14 |SAdministrator| onder
Yorumlar
Bir de ODTU'nün geçirdiği kötü dönüşümü görmek üzüyor insanı. Mezun olduktan çok da uzun olmayan bir zamanda ble gittiğimde nerdeyse tanınmayacak haldeydi..Tabii özellikle kantinler..Zama n zaman kantinlerin özelleştirirlme sine karşı çıkmak doğru muydu diye soruyordum..Art ık kuşkum yok.Biz o zamanlar şimdi aklımızda olanları düşünerek değil de sırf muhalefet olsun diye karşı çıkmış olsak da, bu kadarının bile yeterli olduğunu görüyorum.
Kantinler aldığı şimdiki biçimle, eski işlevini yerine getirmesi bana zor görünüyor. Hepsi herhangi bir cafe halini almış..O beton oturaklar yok..Mekanın amerikanlaşması daha ilk baştan toplumsal bir yakınlaşmayı dışlıyor. Selçuk'un yazısında ele aldığı ilişkiler hala devam ediyorsa şaşarım..
hani bir gün toplanıp gitsek.. bir de bu kafayla değerlendirme yapsak..
Neyse asıl değinmek istediğim şu; insanları öğrencilik yıllarında solcu , ileri yaşlarında ise sinik yapan nedir?
Benim cevabım kantinlerin olması ya da olmaması ile belirlenen durum. Tabii burda kantini daha genel birşeyin, kamusal alanın özel bir görünümü olarak ele alıyorum. Öğrencilik yıllarında kantinlerin arkaplanında devam eden toplumsal bir durum vardır. Bu durumda solculuğun rantının yenebildiği belli bir toplumcu pazar vardı. Okuduğunuz kitap, dinlediğiniz müzik para ediyordu..Siz de haliyle pazara yönelik birşeyler arz etme motivasyonu bulabiliyordunu z. Ama "büyüyüp" iş hayatına atılınca, bambaşka bir pazarın ilişkileri ile karşılaşıldı. Sponsorluğu üstelenecek kantin gibi bir toplumsal mekan yoktu. Başka bir ifade ile kantinler kaybedilince solculuk da kaybedildi.
Yetişkinlere yönelik kantinler lazım.

evet bır anda kendımı ege fen fakultesı motbe ve orta kantınde buldum.80 yıllar ve kantınler bızım yetısdıgımız yerlerdı. bırcok ınsanla burda tanısdım kavgalar etdık sevgılılerımız burlardaydı.yasam alanlarıydı. bızım sosyallestıgımız alanlardı.yenı olgu dergısının ızmır aya buralarda fılızlenmıs ve dıger kantınlerle tanısılmısdı.kantın kelımesı subay cocugu oldugu ıcın bana yabancı gelmemıs.ortak mekenlar olarak hafızamda kalmıs.hatda subay ve astsubay olarak ayrılır bırbırlerıne gıdılmezdı.bızdede maocular ve ıgd ler dıye ayrılmıs bu benzerlık bıle sasıtmamısdı. ve bogaz ıcının kantınlerı nı ve kuluplerını gorunce bunların benzerlerını de bızde ugyulama calısmaları baslamısdı.kantınler benı etkılemıs olmalıkı.sımdıkı yasamında da kalabalık ıcınde calısmayı sevıyorum sevgı ıle kalın