“Kimlik Hareketi” Olarak Solculuk Popüler
Makale
“Dağınık bir ağ saldırıya geçtiğinde düşmanı sarmalar:Sayısız bağımsız güç adeta her yönden aynı noktaya saldırır ve ardından çevrede kaybolur.” (Hardt-Negri “Çokluk” sh.107)
1. “AĞ-MUHALEFET”
Negri ve Hardt yeni kitapları “Çokluk”ta doğmakta olan sol tarz olarak gördükleri “ağ-muhalefeti” böyle betimliyorlar.Oldukça olasıdır ki, kimi “Ortodoks parlak zihinler” bu tarzı ipinden boşanmış “sürü” davranışı olarak yorumlayacaklar ve solun rakibi gibi düzenli,disiplinli,hiyerarşik bir şekilde örgütlenmek zorunda olduğunu buyurarak “bir kez daha” akılları sıra Negri-Hardt’ı “çürütmüş” olacaklardır, hani “ulus-devletlerin sönümlenmekte olduğu” tezi de çürütülmüştü ya. Bu “parlak zihinlerle” polemiğe girmek için bu alıntıyı yapmadık tabii ki, üzerinde düşünmek istiyoruz.
Bir merkezi ya da iktidar odağı olmayan,yani “ağ-muhalefet toplumsallıkları”,bireyleri bir araya getirecek olan ortak paydaların tasfiyesi anlamına mı gelir? Eğer her birey merkezi bir aklın buyruklarına göre değil de kendi bireysel kaprislerine göre hareket edeceklerse,aralarındaki harmoni ve koordinasyon nasıl sağlanacaktır.?Bu otonom birliktelikler, kitle kültürünün bayraktarlığını yaptığı imaj prodüksiyonlarından hangi açılardan farklı kılınacaktır?Zira geride bıraktığımız onyıllarda muhaliflik adına popüler kültürü yeniden üreten pek çok akıma tanık olduk.Ancak yazarlarımızın bahsettiği bu türden otonomluklar değil.
”Yapay zeka” araştırmaları yapan yazarlar hakkında şu bilgiyi veriyorlar: “Bu yazarlar,daha önceki yapay zeka araştırmalarının sorunun,zekanın bireysel bir zihinde yerleşik olduğunu varsaymak olduğunu,oysa zekanın temelde toplumsal olduğunu belirtiyor”.(a.g.y sh.107. Vurgular benim) Tropik ormanların mükemmel kubbeler yapan termitleri örnek veriliyor.Kısacası,kastedilen birbirine rakip çıkarlarla hareket eden değil, kendi bireysel çıkarları toplumun sathına dağılmış, dolayısıyla onu toplumsalın alanında arayıp bulması gereken bireylerin ağı.Başka bir deyişle bireysel öznellikleri, ancak toplumsallık içinde kurulabilecek olan bireylerin ağı. Peki bireyselin ve toplumsalın böyle bir muhalefet-ağı yaratan örtüşmeleri nasıl mümkün olacaktır.? Benim bu soruya yanıtım,solu bir “kimlik hareketi” olarak yaşamaktır.
2.BİR “KİMLİK HAREKETİ” OLARAK SOL
Bir “kimlik hareketinden” bireyin varoluşsal talepleriyle, siyasi talepleri arasındaki makasın kapanmış olduğu hareketi anlıyorum.Başka bir deyişle temsil müessesine gerek olmayan bir hareketi.Peki bu tanım ışığında “sol” bir “kimlik hareketi” midir?.Kanımca hayır.Kavramın doğmasına neden olan Amerika’daki eşcinsel hareketler,siyahların demokratik hareketleri ya da genel olarak azınlık hareketleri birer “kimlik hareketidir”, ancak “solculuk” bir kimlik hareketi değildir. Solculuk bugün yaşandığı haliyle birilerinin, “kurban ötekilerin” temsilcileri olma iddiasından başka bir şey değildir.Yani solcular kendi birebir deneyimledikleri sorunları değil, ezilenlerin sorunlarının çözülmesine talip olurlar.Bu durum ise kaçınılmaz olarak kendi özgün taleplerini yükselten özgün bir “solcu” kimliğinin oluşmasını engeller.Adeta başka kimliklerin özgün sorunları üzerinden asalak bir muhalefet yaparız,bunu da bir Robin Hood romantizmiyle yüceltiriz.Peki “kimlik hareketi” olmak politikanın tasfiyesi anlamına gelmez mi?Politika kaçınılmaz olarak temsili bir uğraş olmak zorunda değil midir?Modern zamanlarda belki, ama post-modern durumda temsiliyetin aracılığının kaldırılması gerekir diye düşünüyorum.
Peki bir “kimlik hareketi olarak sol” mümkün müdür? Zira biliyoruz ki bu tanımlamayı kullanan hareketlerin kendi spesifik ve dışlayıcı bir ortak paydaları vardır, genelleştirilemez.Oysa “sol” evrensel taleplerde bulunur.Ben “sol”un evrensel ortak paydalar bulma iddiasından vazgeçmeden de bir “kimlik hareketi” olabileceğini düşünüyorum, zira solun talepleri aslında bir kimliği ortaya koymaya uygun olan taleplerdir. Belki son tahlilde aynı geleneksel talepleri ileri süreceğiz.Ancak fark, bunları işçi sınıfınkiler olarak değil, bir temsilcilik rolü üstlenmeden,kendi yaşamakta olduğumuz hayatların önümüze koyduğu sorunlar olarak yükseltmekten ortaya çıkacaktır.
Bizim sol hareketimiz hep kendisinin olmayan sorunları çözmeye soyunur. En tipik örneklerinden biri de mesela YÖK’ün kaldırılması talebidir.Bir mühendis olarak aldığım eğitim esnasında YÖK, benim günlük hayatımda YOK’tu, tembel bir öğrenciydim.İlkesel olarak karşı çıkış nedenlerini anlıyorum tabii ki ve kesinlikle de haklı taleplerdir.Kastettiğim, solcular YÖK’e layıkıyla karşı çıkmak için gerekli bir yaşamı sürdürmüyor iken, sırf alışkanlıktan karşı çıkıyor olmaları.Benim tanıdığım bütün solcular akademik hayatlarında başarısız,pek de bilim yapmak gibi dertleri olmayan insanlardı.Hani uluslararası bilim organlarında çatır çatır makale yayınlamak istiyorsundur da mevcut üniversite organizasyonu bunun önünde engeldir, bilimsel araştırma için ödenek ayırmıyordur vb.vb. o zaman karşı çıkışın bir anlamı olur.Ha kuşkusuz bu engelleri gerçekten hisseden akademisyenler,araştırmacılar vardır, ama niye bu insanların ayrı bir kimlik olarak kendi mücadelelerini yapmalarına izin vermiyoruz da, nerde bir toplumsal sorun görsek pelerinimizi çıkarmak için en yakın telefon kulübesine koşuyoruz.Derslere girmeyip, bütün gün kantinlerde fosur fosur sigara içerekten, devrimin kaç vakte kadar olacağını tartışıp sonra 6 Kasım’larda rutin bir görevi icra etmek solculuk olmamalıdır.
Bu konular burada bitemez maalesef.Devamı var.
{mos_fb_discuss:20}
Üye eleştirileri
-
2008-02-22 17:16:05 |Administrator| guclu
-
2008-02-22 17:21:57 |SAdministrator| onder
-
2008-02-22 11:58:22 |Administrator| AliOsman
-
2008-02-22 12:06:06 |SAdministrator| onder

Aynen..Demek istediğim tam da oydu. Solcular da genellikle orta-sınıf olduklarına ve bu sınıfın oranı 19.yüzyıla göre bayağı bir arttığına göre, yeni politik özne kimdir?
Bu ortamda solcuların sendikalarda olmasının anlamı nedir? Mesala sen bir sendikaya üye misin? Ya da çevremizdeki arkadaşlardan sendikal mücadeleye kendi iktisadi durumu açısından ihtiyaç duyan var mı? Ben 15 yıllık meslek hayatım boyunca sendikanın uzağından bile geçmedim, bizim mühendislik mesleğinde sendika diye bir mefhum yok..Dolayısıyla senin benim gibi adamların politik hayattaki rolü nedir?
-
2008-02-22 12:07:11 |Administrator| AliOsman
-
2008-02-22 15:12:21 |Administrator| AliOsman
-
2008-02-22 15:20:00 |SAdministrator| onder
-
2008-02-22 11:23:51 |Administrator| AliOsman

Önder, böyle bir solculuk hala yaşanıyor mu ya da üniversitelerdeki solcu arkadaşların yaşadıkları ortama olan müdahaleleri 80'ler 90'lar boyutunda mı bilmiyorum. Ama referansların bence en az 15 yıllık. Aynı şekilde 'senin tanıdığın' solcular 15 sene öncekiler... Åžimdilerde bu derece 'kantin solculuğunun' yapıldığını sanmıyorum. Ya da yapanların sayısı belli bir gücün çok altında kalmış durumda...
Kimlik mevzusuna gelince. Sonuçta Marks'ın anladığı anlamda sosyalizm, öncelikli olarak sana, bana yani orta sınıfa değil, işçi sınıfı için dizayn edilmiş bir ideolojidir. Gelişen orta sınıf, bu kesimlerin 'sözcüsü-vicdanı' olma misyonunu üstlendi. Olması gereken yeni mentalite, işçi sınıfı teorilerini red etmeden, orta sınıf için yeni bir duruş noktası yaratmak. Yani sahip oldukları her türlü ekonomik olanaklara rağmen 'Başka bir hayatı tercih eden' insanlar yaratmak. Yani orta sınıf için sol bir ideoloji yaratmak. Yoksa senin de dediğin gibi normal hayatına devam eden Clark Kent, problem görünce Süperman kimliğine dönüşür. Ama bizim Süpermenlere değil, hayatın içindeki Clarklar'a ihtiyacımız var. Başkaların haklarının savunucu Clark değil ! Daha mutlu, huzurlu, adaletli, eşitlikçi ( denklikçi), kötüğün ve kötülerinde olduğu ( cennet değil!)bir dünya için duruşu olan Clark !!!
-
2008-02-22 11:36:50 |SAdministrator| onder

Ali Osman bence çok iyimsersin. Umarım sen doğrusundur ama çok üyeli listelere git, gelen duyurulara bak, bence hala aynı mentalitenin yürülükte olduğunu görürsün.Verdiğim spesifik örneğe takılma, o tabii ki bizim zamanımızdan bir örnek (gerçi dinciler de artık YÖK'e karşı çıktığında, onarla aynı kategoride olmamak için YÖK karşıtlığı "Out" olmuş olsa da hala devam ediyor. Daha geçtiğimiz 6 kasımda listelere protesto duyurları geldi). Benim asıl anlatmaya çalıştığım, birilerinin kendini işçi sınıfının savunucuları olarak görmelerine dayan politika anlayışının yetersizliği.Ki kanımca bu hala çok taze bir sorun.
Bir kere bence işçi sınıfı son derece tartışmaya açık bir kavram.
İkincisi işçi sınıfının devrimci toplumsal özne olarak Marx tarafından gösterilmesi, teorinin zorunlu bir sonucu değil, konjuktürel politik bir manevradır. Bu teorinin çökmesi anlamına gelmez. Marx'ın bence hala geçerliliğini koruyan iktisadi analizleri başka birşey, işci sınıfının devrimci toplumsal özne olarak belirtilmesi başka..Birincisi sağlam bir teorik analizdir, ikincisi konjuktürel ideolojik bir strateji.
Aynı teorinin günümüze uygulanması bence farklı bir politik perspektif çıkarır.
Yorumlar
Cok genel ve geyik bir sey yazayim, "Bugune uygun emekci orgutlenmelerin i yaratmak gerekir" Sanirim boyle bir onerme fazlasiyla kufuru hak eder. Adama, "kur o zaman" derler
Bu ortamda solcuların sendikalarda olmasının anlamı nedir? Mesala sen bir sendikaya üye misin? Ya da çevremizdeki arkadaşlardan sendikal mücadeleye kendi iktisadi durumu açısından ihtiyaç duyan var mı? Ben 15 yıllık meslek hayatım boyunca sendikanın uzağından bile geçmedim, bizim mühendislik mesleğinde sendika diye bir mefhum yok..Dolayısıyl a senin benim gibi adamların politik hayattaki rolü nedir?
Bir kere bence işçi sınıfı son derece tartışmaya açık bir kavram.
İkincisi işçi sınıfının devrimci toplumsal özne olarak Marx tarafından gösterilmesi, teorinin zorunlu bir sonucu değil, konjuktürel politik bir manevradır. Bu teorinin çökmesi anlamına gelmez. Marx'ın bence hala geçerliliğini koruyan iktisadi analizleri başka birşey, işci sınıfının devrimci toplumsal özne olarak belirtilmesi başka..Birincis i sağlam bir teorik analizdir, ikincisi konjuktürel ideolojik bir strateji.
Aynı teorinin günümüze uygulanması bence farklı bir politik perspektif çıkarır.
Kimlik mevzusuna gelince. Sonuçta Marks'ın anladığı anlamda sosyalizm, öncelikli olarak sana, bana yani orta sınıfa değil, işçi sınıfı için dizayn edilmiş bir ideolojidir. Gelişen orta sınıf, bu kesimlerin 'sözcüsü-vicdan ı' olma misyonunu üstlendi. Olması gereken yeni mentalite, işçi sınıfı teorilerini red etmeden, orta sınıf için yeni bir duruş noktası yaratmak. Yani sahip oldukları her türlü ekonomik olanaklara rağmen 'Başka bir hayatı tercih eden' insanlar yaratmak. Yani orta sınıf için sol bir ideoloji yaratmak. Yoksa senin de dediğin gibi normal hayatına devam eden Clark Kent, problem görünce Süperman kimliğine dönüşür. Ama bizim Süpermenlere değil, hayatın içindeki Clarklar'a ihtiyacımız var. Başkaların haklarının savunucu Clark değil ! Daha mutlu, huzurlu, adaletli, eşitlikçi ( denklikçi), kötüğün ve kötülerinde olduğu ( cennet değil!)bir dünya için duruşu olan Clark !!!

Sendikalar, 19. yuzyil vahsi kapitalizmi doneminde, biraz da kendiliginden olusan dayanisma kurumlaridir. Yani 200 yil onceki sartlara dayanirlar.
Cok genel ve geyik bir sey yazayim, "Bugune uygun emekci orgutlenmelerini yaratmak gerekir" Sanirim boyle bir onerme fazlasiyla kufuru hak eder. Adama, "kur o zaman" derler :-)