Makaleler Bütün Yazılar Makale Politika Can Dündar Duyarlılığı
 

Can Dündar Duyarlılığı Popüler

Makale

Can Dündar şu linkteki yazısında, Almanya'da bir Sex Shop'a yaptığı ziyarette yaşadığı büyük şaşkınlığı ve insanlık adına duyduğu utancı dile getiriyor.

http://www.milliyet.com.tr/2006/08/10/yazar/dundar.html Raflarda gördüğü bok yedirme, ağza işeme vs türü "fantezileri" işleyen  tematik porno DVD'ler karşısında duyduğu şaşkınlığı anlatıyor şaşırmış bir edayla:

"Daha önce "seks Shop" gezmiş olanlar için tanıdık manzara...
Beni hayrete düşüren bu değil: Moda olan seks filmleri...
Girişte en öne konulan DVD'lerin konusu neydi biliyor musunuz?
Pislik yedirme!
Bu, çoktandır böyle ise, mevzuu bilenler cehaletimi bağışlasın; ama ben eskiden tezgâh altında "meraklısına" sunulan bu tür fantezilerin bunca popüler hale geldiğini bilmiyordum.
DVD'lerin kapağında, ortalarına yatırdıkları kadının ağzına işeyen erkeklerin, hemcinsinin ağzına kusan kadınların, birbirlerinin vücuduna sıvadıkları ("havyar" diye adlandırılan) dışkıyı teninden yalayan grupların fotoğrafları vardı"

Can Dündar'ın yazılarını her okuduğumda olduğu gibi yavan bir rahatlama yaşadım, mastürbasyon sonrası rahatlığa benzetilebilir sanırım. Çabuk, fazla çaba gerektirmeyen, kolayca elde edilen, bir sonraki stres birikimine kadar geçici bir gevşeme sunan bir boşalma. "Ne iyi ya, sermaye medyasında da benim gibi duyarlı bir insan var, bütün bunları dert etmeden rahat ve ünlü yaşayabilecekken, artık kimsenin iplemediği bu tür ahlaki sorunları ele alabiliyor. Ne güzel bir insan" türü duygulara kapıldım. Derken bir anda fena halde kazıklanmışım gibi his peyda oldu ve aşağıdaki düşünceler sökün etti beynime.

Can Dündar nerdeyse, daha Türkiye'deki büyük şehirleri görmemişken Avrupa'yı ziyaret etmek zorunda kalmış, temiz Anadolu delikanlısının kültürel şokuna benzer bir şey yaşamış. Büyük sermayenin yayın organlarının birinde çalışıyorken, dolayısıyla  insanlar arasında bu tür garabetlerin yaşandığından haberdar olması için Almanya'dan örnek vermesine bile gerek olmayıp, çalıştığı gazetenin 3.sayfa haberlerini okuması yetecekken," bu tür fantezilerin bunca popüler hale geldiğini" bilmeyecek kadar saf ve temiz kalabilmesi de başlı başına ilgi çekici bir durum ama ben başka bir şeyle ilgileniyorum; Kapitalist koşullarda toplumsal dinamiklerin  bu tür sonuçlar doğuracak bir rota izlemek zorunda kalacağını, 158 yıl önce o günkü sınırlı veriler göz önüne alındığında nerdeyse birebir öngörmüş olan Marks'ın, hakkında bilgi sahibi olmaması mesleği gereği imkansız sayılması gereken, son derece yaygın bilinen ve çok sık alıntılanan meşhur pasajlarını,onun tam da kastettiği bu tür toplumsal vakalara neden uygulamadığıyla. Elbette  her köse yazarından ele alınan her konuda Marks'a başvurmasını bekleyemeyiz, lakin sanki son zamanlarda birdenbire ortaya çıkmış gibi algıladığınız bir "çürümeden" , "Eros'un ölümü" gibi eski değerlerin kaybedilmesinden falan bahsedecek, bunların yitimine karşı romantik bir ağıt kaleme alacaksanız, sizin olmasa bile okurların aklına şu çok bilinen pasaj gelecektir;

"Üretimin sürekli olarak devrimci biçimde  değiştirilmesi, bütün toplumsal ilişkilerin kesintisiz biçimde altüst edilmesi, hiç bitmeyen bir belirsizlik ve çalkalanma (insan bugüne uygunluğunu göstermek için hangisine vurgu yapması gerektiğine karar veremiyor), bunlar burjuva çağını kendinden önceki bütün dönemlerden ayırt eder. Sabit, donmuş bütün ilişkiler, bunlara eşlik eden bütün saygıdeğer fikir ve düşüncelerle birlikte, tarih sahnesinden süpürülür gider; yeni oluşanlar ise, daha kemikleşmeden kadük hale gelir. KATI OLAN HER ŞEY BUHARLAŞIR, KUTSAL OLAN HER ŞEY SAYGISIZCA KİRLETİLİR ve insanlar nihayet yaşamlarının gerçek koşulları ve öteki insanlarla ilişkileri üzerine uyanık bir bilinçle düşünmeye zorlanır." (Komünist Manifesto. Vurgular, duble vurgular, üç-dört katlı vurgular bana ait)

Ya da şu:

"insanı 'doğal üstleri'ne bağlayan her türden feodal bağı acımasızca paramparça etmiş ve insanla insan arasında duygusuz bir 'nakit ödemesi'nden başka hiçbir bağ bırakmamıştır (...) Bugüne kadar önünde saygı ile eğilinen ve hürmetkar bir huşu ile yaklaşılan her bir mesleği halesinden yoksun bırakmıştır. Doktoru, avukatı, papazı, şairi, bilim adamını kendi paralı ücretli emekçileri haline getirmiştir" (Komünist Manifesto. Vurgular, duble vurgular, üç-dört katlı vurgular bana ait. Bunca eğitimli ve yetenekli insanları ücretli kölesi haline getirebilen bir sistemin, bunlar kadar şanslı olmayan, gerekli eğitimleri alma şansı bulunmayan insanlardan da başkalarının bokunu yiyebilen yaratıklar yaratmasında şaşılacak bir şey olmasa gerek)

Bu ünlü pasajlar, basitçe formüle etmek istersek,  hiçbir toplumsal ilişkinin -bu örnekte cinsel ilişkinin- sermayenin , üstat tarafından detaylı bir şekilde analiz edilen soğuk mantığının çarklarından kaçamayacağını dile getirmektedir. Can Dündar gibi yazarların "güzel ruh eleştirelliği" ile gözden kaçırdığı ya da üzerine fazla gitmek istemedikleri nokta bu olsa gerek. Bu gözden kaçırmanın/isteksizliğin de, kötücül ve şahsa yönelik bir tavırla akla gelebilen daha pek çoğu yanında,  en empatik/anlayışlı yaklaşımla ilk anda beliren  iki olası nedeni var gibi görünüyor; ya istenmeyen bu tür sonuçlar kapitalizmin işleyiş mantığıyla doğrudan alakalı olmayan, sağlıklı  "cinsel eğitimle", cinsel yasakların ortadan kaldırılmasıyla, bastırılmış cinselliğin aşılmasıyla, hiç olmadı demokratik yasal önlemlerle (sigara içmeye karşı uygulanan yasaklar gibi) aşılabilecek arızi sorunlar olarak düşünülüyordur, ya da dizginsiz bir kapitalizmin bu tür sonuçlar doğurduğu kabul ediliyordur da, çözümün topyekun bir kapitalizm eleştirisiyle aşılamayacağına, böyle bir tavrın "artık aşılmış olan" "büyük anlatılar" mantalitesine bir dönüş olacağına, problemlerin tikel olarak ele alınması gerekliliğine inanılıyordur. Birinci olasılığı, wikipedia'ya göre porno piyasasının  2003'de, sadece Amerika'da 8-10 milyar dolarlık bir endüstri olduğu verisiyle çürütmek kolay görünüyor. 70 milyonluk bir ülke olarak fındık gibi  en büyük ihraç kalemlerimizin 1-2 milyarlık getirisi olduğu düşünülürse,porno sektörünün ne kadar ciddi boyutta kapitalist bir pazar olduğu görülür.  Ha denebilir ki porno olsun da, "normal" ölçütlere uygun olsun. Ama o zaman da yine Marks'ın çözümlemeleri akla geliyor. Kapital'in ikinci cildinde analiz ettiği gibi, bir sektörün karlılığının diğerlerinden fazla olduğu ortaya çıktığında farklı sermayeler oraya yönelecektir, bu da ilk anda çok karlı olan bu yeni sektörün karlılığını rekabetten dolayı düşürecektir. Doygunluğa ulaşmış ve karlılığı sabitlenmiş olan pazarda, tekrar fazladan kar elde edebilmek için sürekli yeni talepler, yenilikler yapay olarak yaratılmak zorunda kalınacaktır. Böylelikle Slyvia Kritel'in masum "Emmanuel" serisinden, bok yedirmeye, çocuk pornosuna kadar giden yol alabildiğine açılacaktır. Can Dündar'ın dehşetini daha da arttırma riskini göze alarak belirtelim,üstelik  o yolun sonu burası da değildir; Yıllar önce okuduğum bir habere göre, çocukların tecavüz edilirken öldürüldüğü, asit havuzlarında eritildiği porno filmler de üretilmektedir. Hem böyle uç örneklerle, saygıdeğer CEO'ların güneydoğu Asya'ya çocuk seksi turizminin, golf turizmi gibi standart bir elit'e eğlence türü haline gelmesi arasındaki mesafe çok mu fazla?

Kuşkusuz birilerine bok yedirmekten cinsel haz alınmasına varan süreci, salt iktisadi dinamiklere bağlamak, sosyalist sola oldukça pahalıya mal olmuş ve olmaya devam eden bildik bir indirgememeliğe teslim olmak anlamına gelecektir. Bireyler arası iktidar ilişkilerine, ve bunun sonucu olarak artan sadizme, post-modern insanın artan yalnızlığına, sürekli şiddet üreten bir popüler kültüre vs dair söylenecek çok şey vardır. Ama kendi adıma bu tür kültürel etkenlerin de geç kapitalizmin kültürel mantığıyla ilgili olduğunu düşünmekteyim.

Gelelim "güzel ruh"ların şikayet ettiği çürümenin kapitalizmin mantığıyla ilgili olduğunu kabul etmelerine karşın bunun topyekun bir kapitalizm eleştirisini gerektirmediğine inanıyor olmaları olasılığına; Böyle bir yaklaşım belli bir süredir bizleri etkisi altına almış bulunan post-modernizm tartışmalarına, Deleuze/Foucault/Negri gibi düşünürler sayesinde gündemimize giren, çok katmanlı, çok özneli, pek çok mikro muhalefetin birlikte yürütülmesi gerekliliği türünden fikirlere benziyor görünmektedir. Kanımca bu tür bir benzerlik kurmak yanıltıcı olacaktır. Adı geçen düşünürlerdeki temel izlek, yine de bir kapitalizm karşıtlığıdır. "Büyük Anlatı" muhalefetinden farklı olarak, kapitalist ilişkilerin birbirinden bağımsız olarak pek çok farklı muhalefet öznesi yarattığı fikri egemendir. Aslında bunlarda da bir topyekun kapitalizm eleştirisi söz konusudur, farkları topyekun eleştirinin çeşitli söylemler, çeşitli pratikler üretebildiği fikrinde yatıyor gibi geliyor bana. Ele almakta olduğumuz örnek ışığında Ortodoks Marksist yaklaşımla, post-yapısalcı/post-Marksist yaklaşım arasındaki farkı açığa çıkarmak için spekülasyon yapmamız gerekirse şunu söyleyebiliriz; Ortodoks Marksizm'e göre pornografi politik programı revize etmeyi gerektirmeyecek, kapitalist kokuşmuşluğun bildik tezahürlerinden biridir. Asli ve merkezi  politik mücadele kazanıldığı zaman bu tür arızi çürümeler de otomatik olarak çözülmüş olacaktır. Yukarıda andığımız düşünürlerse, pornografi vesaire tikel alanları kapitalist ilişkilerin farklı bir tarzda deşifre edilebileceği ,kendinde özgül bir mücadele alanı olarak ele alırlar. Bu gibi tikel alanlarındaki anti-kapitalist mücadelenin genel kapsayıcı bir mücadelenin sınırları içinde ele alınamayacak denli kendine özgü dinamikleri olduğunu ileri sürerler. Bu gibi benzer pek çok tikel mücadeleler öngörülemeyecek, tek bir strateji içinde kapsanamayacak olumsal dinamiklerle birbirine eklemlenecektir. Ama her tikel alan içerisinde kendi özgün dinamikleriyle yönlendirilen sistem karşıtı radikal bir muhalefet vardır. Belki indirgemeci bir yorum ve ucuz bir analoji olacak ama, söz konusu düşünürler, hiçbir insan vücudunun bokla kaplanmasından, ağzına sıçılmasından ya da işenilmesinden zevk alamayacağına göre, porno endüstrisinin mağdurlarını sistem karşıtı muhalefetin olası pek çok toplumsal faillerinden biri olarak görür, sistemin iktidar ilişkilerinin bu alandaki özgül tezahürlerini deşifre etmeye çalışır. Can Dündar gibi yazarların metinlerde bu tür deşifre etmeye yönelik bir derinlik göremiyoruz. Aksine açık görüşlü olmayan, çağdışı, sekter biri izlenimi veriyor olma kaygısıyla, hemen çekincesini dile getiriyor: "Ahlakçılık taslamak istemem; herkesin zevki kendine..", diyerek  birilerinin ağzına sıçmaktan zevk almayı, bireysel bir tercih olabilirmiş gibi  adeta meşrulaştırıyor, insanlık onurunu bu seviyelere kadar indirenlere karşı nefretini haykıramıyor. Kim bilir belki de Ertuğrul Özkök tarafından dinozorlukla suçlanmaktan çekinmiştir.

Ve Can Dündar yazısını şöyle bitiriyor, vakti zamanında hocası Ünsal Oksay'ın tespitlerini bugüne uyarlayarak:

"Değişim, küresel boyutta hızlandı. Ütopyalar çöktü. Yarın endişesi derinleşti. Güven bitti. Zemin çamurlaştı.
Çürüyoruz.
Bu çürüme ilişkilere de yansıyor.
Özgürlük sanılan bir serbesti ve sevdadan arındırılmış şehvet, azgınlıkta sınır tanımıyor"

"Ütopyalar çöktü" kısmını çıkarırsak, Can Dündar,ın hocasının sandığı tespitlerin ondan bir 150 yıl kadar önce komünist teorinin manifestosunda dile getirildiğini görmek için yukarıdaki alıntılara bakmak sanırım yeterlidir:

"Değişim, küresel boyutta hızlandı." = "Üretimin sürekli olarak devrimci biçimde  değiştirilmesi, bütün toplumsal ilişkilerin kesintisiz biçimde altüst edilmesi"

"Yarın endişesi derinleşti. Güven bitti. Zemin çamurlaştı." = "hiç bitmeyen bir belirsizlik ve çalkalanma"

"Bu çürüme ilişkilere de yansıyor." = "insanla insan arasında duygusuz bir 'nakit ödemesi'nden başka hiçbir bağ bırakmamıştır "

"Özgürlük sanılan bir serbesti ve sevdadan arındırılmış şehvet, azgınlıkta sınır tanımıyor" = "katı olan her şey buharlaşır, kutsal olan her şey kirletilir"

Can Dündar"ın bu tür yazarlarda Standard olduğu üzere melankolik bir ruh haliyle yeni belirmeye başlayan bir toplumsal durummuş gibi algıladığı şey, aşağı yukarı bir 400 yıl kadardır kesintisiz bir şekilde insanlığın  başına gelmekte olan şeydir. Adına da kapitalizm denmekte.

Peki nerdeyse birebir Marks'ın 158 yıl önce dile getirdiği saptamalar aynı olan saptamalar, nasıl bu denli zıt bir etki bırakıyor?

Marks söz konusu saptamaları "Bugün Avrupa'nın üzerinde bir hayalet dolaşıyor: Komünizm'in hayaleti" diyerek başladığını ilan ettiği bir mücadelenin amaçlarına uygun bir şekilde, verili olan toplumsal durumun soğukkanlı bir analizinin önermeleri olarak yeni bir "başlangıç" adına sunarken, Can Dündar aynı saptamaları, bir tükenişin, bir çöküşün melankolik bir "sonucu" olarak sunuyor. Eğer böyle bir konuda kaleme alınan bir metin böylesine tükeniş satırlarıyla bitecek idiyse, en başta böyle bir zahmete girmeye iten saik neydi, bu gibi sorunları kendine dert eden insanlar zaten halihazırda bu tür duygulardan yeterince muzdarip değil mi? Nasıl bir ruhsal etki bırakmak  istiyordu yazar , eğer "ütopyalar bitti"yse,"zemin çamurlaştıysa" ve artık "çürüyorsak"?

Böyle bir sonuç, karşısında dehşete düşülen durumu yeniden-üretmez mi? Böylesine bir tükenmişlik, mutlak bir anlamsızlık duygusu yüzünden değil midir ki,insanlar  kendilerini yokmuş gibi hissettiren  geç kapitalizmin atomize edici ve gittikçe sanallaşan "olağan" pratiklerinin dışına çıkıp var olduklarını deneyimleyebilmenin "alternatif" yollarını arıyorlar. Zizek'e inanacak olursak kesinlikle neden bu. Soft-porno'dan bok yedirmeye ,hard-core ötesi pornoya kadar giden sürecin bir benzerini, Zizek'ın "masum" bir yeniyetme hevesi olarak artık çok sıradan sayılan "piercing" akımından, "body-modifiers", "trans-species" gibi ekstrem örneklere varan yolda gördüğünü söyleyebiliriz. Çok büyük acılara katlanarak ehliyetli olmayan amatörlere anestezi olmadan yaptırılan çatal diller, alında şeytanvari boynuzlar, vücudun kızgın şişlere dağlanarak yara izlerinden oluşturulan şekiller, işkenceye katlanma yarışmaları vs, bütün bunları, hiçbir şey üzerinde kontrolleri kalmayan insanların en azından kendi bedenleri üzerinde söz sahibi olduklarını kanıtlamak istemelerinin bir işareti olarak yorumluyor Zizek, gerçek bir insan olarak var oluşu ancak bu şekilde deneyimleyebildiklerini söylüyor. Başka bir yerde ise, "Güzel Ruh"ların olayların ardındaki nedenleri anlamaya çalışmak ve çözüm üretmeye çalışmaktansa, sürekli yakınarak ve ancak sürekli yenilgi hissiyle var olabileceklerini söylüyor Zizek. Onlar sürekli bir yenilmişlik ideolojisi içinde yaşabilirler ancak:

"Güzel ruhun öğelerini, çürümekte olan "reel sosyalizmin" muhaliflerinin belli bir türünde görebiliriz.Sistem sonal çözülüşüne başladıktan sonra bile, böyle bir muhaliflik hala ısrarla hiçbirşeyin aslında değişmediğini , yeni bir maskenin ardında hala o eski totaliter Bolşevik çekirdeğin olduğunu, ve bunu gibi şeyleri ileri sürer. Böyle bir "muhaliflik" tam anlamıyla bir "Bolşeviğe", totaliter bir düşmana ihtiyaç duyar. (...) Böyle bir "muhalifin" gerçek "arzu nesnesi" düşmanı yenmek değildir, onun  diğerleriyle eşit koşullarda, iktidar için mücadele eden siyasi bir rakip olmaya zorlanacağı demokratik bir düzen kurmak hiç değildir, aksine " Düşmana karşı suçlamalarımda haklı olduğumu gösterebilmek için yenilmeyelim, sert bir darbe yemeliyim" mantığıyla uygunluk içinde kendi öz mağlubiyetidir.

Can Dündar'ın yazısını bitiriş şekline ne çok benziyor bu çözümleme. Tek farkla; kendi yenilgisinden daha çok okuyucunun yenilgisine hizmet ediyor gibi.

Ve "güzel ruh"lar alemindeki klasiklerden biri oluyor Can Dündar'ın son iki cümlesindeki tema; Sevgi.

" İnsanoğlu sevgiden koptukça b.ka bulanıyor.
Ve aşk, ayağa düştükçe kuburda boğuluyor."

Bu sevgi nerde satılır, nasıl ele geçirilir bir de o açıklansa ya bu sevgi retorikleriyle işlenmiş yazılarda. Neden sadece "aşkın" dolayısıyla bir "boş-gösteren" olarak sunulur bu sevgi. Mistik bir varoluşa sahiptir, herkes onun hakkında konuşur ama kimse nerde hangi koşullarda yetiştiğini bilmez. Sulugöz bir felsefenin master-signifier'ı gibidir, ya da Zizek(Lacan)'in terminolojisini kullanacak olursak adeta tanımı gereği katedilmemesi gereken "arzu"nun nesnesidir," objet petit a"dır. Bütün bir yaklaşım onun üzerine kurulur ama kendisinin bir gösterileni yoktur. Bütün toplumsal sorunların sayesinde çözüleceği bir "joker" gibidir. Analiz tıkandığında sür masaya. Kızacak birşey yok, alıcısı oldukça satıcısı da olacaktır. İnsanlar birbirini sevseydi dünyada hiçbir sorun kalmazdı, ne sınıfsal sömürü olurdu, ne ekolojik kriz kapıda beklerdi, ne geçim derdi, ne eğitim derdi kalırdı.

Ah şu güzel ruhlar! Bu arada ben de bir "güzel ruh" muyum acaba? Hiçbir şey yapmayıp herkesi bu kadar eleştirdiğime göre.

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile