Doğu'lu Toplumlarda Devlet Anlayışı Popüler
Makale
Ne zaman Doğu ile Batı'yı karşılaştırmaya kalksak hemen "Şarkiyatçılık"la suçlanırız; AKP gerçek yüzünü göstermeye başladıkça artık entellektüel bir şantaj olduğu ortaya çıkmaya başlayan "Darbecilik" suçlaması gibi, bunun da her türlü eleştirinin önünü tıkamaya yarayan teorik bir manipülasyon olduğu artık kabul edilmelidir. Bir Batılı yaparsa Şarkiyatçılık olan, bu toprakların kendi insanlarıı tarafından yapılırsa, ulusça eksikliğini çok fazla hissettiğimiz "özeleştiri" kurumunun işletilmesi anlamına gelir. Zira kendi Aydınlanmasından geçmiş her halk işe özeleştiri ile başlamıştır. Belli başlı büyük kadim halkların pekçoğu, karşı karşıya bulundukları sorunlara yönelik bir farkındalık içinde çözüm arayışlarına girebilirken, Anadolu halklarının hala arkaik feodal sorunlar içinde debelenip duruyor olması, kanımca biraz da bu özeleştiri eksikliğinden kaynaklanmaktadır.
Bu yazıda ben de işte böyle bir özeleştiri perspektifiyle, RTE'nin son günlere yaptığı üç çıkışı ele alarak bizim gibi Doğu'lu toplumlarda Devlet'in nasıl iktidarda olanın mutlak güç odağı olarak algılandığını göstermeye çalışacağım. Yüzlerce yıllık pratikleriyle Demokrasi'yi kurumsallaştırmış olan Batı'lı toplumlarda skandal yaratacak ve asla kabul edilemeyecek çıkışların, bu ülkede nasıl dikkat bile çekmediğini örnekleyerek evrensel kıstaslara göre ne denli çarpık bir Devlet algılayışımız olduğu yönündeki düşüncelerimi aktaracağım.
1. Galatasaray Arena'nın "RTE tarafından" yapılmış olması:
Önce konunun arkaplanını bir hatırlayalım;
"GALATASARAY’ın yeni stadı Türk Telekom Arena’nın açılışında isminin geçtiği anonslarda yükselen ıslık sesleri nedeniyle açılış konuşmasını ve başlama vuruşunu yapmadan, stadı terkeden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yaşanan olaylarla ilgili sert çıktı. Seyrantepe Stadı’nın yapımında Galatasaray Kulübü’nün bir kuruşu olmadığını, stadın TOKİ (toplu Konut İdaresi) tarafından yapıldığını belirten Başbakan Erdoğan “Sadece 310 trilyonluk (milyon) yatırımla kalmadık. Stada yaptığımız bu 310 trilyonun yanında gerek metro gerekse oradaki kavşak düzenlemesiyle birlikte oradaki yatırımın toplam bedeli 600 trilyon (milyon) lirayı bulmuştur. Herhalde böyle bir yatırımın karşılığı bu olmamalıydı diye düşünüyorum” dedi. Erdoğan, bu durumu “(İyilik yap) at denize, balık bilmezse halik bilir’ atasözüyle özetledi." Hürriyet: http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/16780118.asp?gid=373
Burda, sahip olunan mentaliteyi anlamamız açısından kilit önemde olan ifade şu; “(İyilik yap) at denize, balık bilmezse halik bilir’
Neyi ifade eder bu; RTE, stadı Galatasaray camiasına kişisel bir lütuf olarak yapmıştır. Yani eğer istemeseydi pekala yapmayabilirdi de. Şimdi soralım; hangi Hukuk Devletinde 600 Milyonluk bir yatırım, hangi pozisyonda olursa olsun tek bir sahışın tercihine, olur ya da olmaz demesine, yani -kendi mentalitelerine uygun bir ifadeyle- "iki dudağından arasındaki bir lafa" bağlıdır? Eğer bunu kişisel bir kıyak olarak yaptıysanız, -kendi cebinizden çıkarıp veremiş olamayacağınıza göre-, demek ki devletin başka alanlar, örneğin okul, hastane için ayrılan kaynaklarından aktardınız demektir. Yok eğer sözkonusu yatırım, diğer alanların aleyhine kısıtlamalara gidilmeden, gerekli prosedürlere uygun olarak belli bir bütçe planına göre yapıldıysa, bunu kendinizin kişisel lütfu olarak sunamaz, karşılaştığınız , her çağdaş ülkede görülebilecek demokratik tepkileri de nankörlük olarak suçlayamazsınız. Ne bekliyordunuz, kendinizin değil, halkın paralarıyla kaynak ayırdığınız bir yatırım için bütün Galatasaray taraftarlarının toptan size oy vermesini mi? Nasıl halkın kaynakları ile dağıttıkları bulgur karşılığında oy satın alınıyorsa, benzer bir mantıkla da halkın kaynakları ile yapılan bir yatırımı kendi kişisel servetleriyle yapılmış bir lütuf gibi göstererek en büyük taraftar kitlesine sahip kulübü toptan kapamaktı amaç herhade. Sağ partiler Zübük politikalarından vazgeçecek gibi görünmüyor; biz asıl konumuza dönelim; RTE'nin samimi olduğundan kuşku duymadığım bu serzenişi hangi mentaliteyi açığa çıkarır? Olayı ilginç kılan aslında tam da bu samimiyettir; gerçekten de seçim kazandığı için, Devletin bütün kaynakları üzerinde mutlak bir iktidarı olduğunu düşünebiliyor. İşin daha da ilginç olanı, insanlarımız da sırf seçildi diye bir Başbakanın ne isterse yapabileceğini kabul ediyor. Büyük bir olasılıkla RTE'nin bir nankörlüğe daha maruz bırakıldığına inanılarak, yeni bir mazlum tuluatı sergilemesine zemin hazırlanacaktır.
2. Sekiz Yıldır İçki İçenlere Müdahale Ettik Mi?
Bunun için de şu satırlara bakalım;
8 yıldır bizim samimiyetimiz test ediliyor. Birileri ısrarla bize gizli hedefler izafe ediyor. Soruyorum. 8 yıldır hangi özgürlüğü kısıtladık. 8 yıldır kimin yaşam tarzına müdahale ettik. Herkes istediği gibi giyiniyor. Herkes istediği gibi giyiniyor. Herkes istediği gibi içiyor. Iksırıncaya tıksırıncaya kadar içiyorlar. RTE, Hürriyet: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/16764408.asp
"Iksırıncaya tıksırıncaya kadar içiyorlar." ifadesindeki hınca dikkat edelim. Böyle sert bir ifade muhtemelen duyulan hıncın dizginlenememesi sonucu çıkıverdi ağızdan; bu sayede RTE'nin mentalitesini daha iyi görmemiz için bize sağlam bir veri sunulmuş oldu. Bu satırlarda kendini ele veren zihinsel yapılanma üzerine düşünmemiz gerekir; RTE kanımca, "İsteseydim bunları çatır çatır yasaklardım; ama ben öyle hoşgörülü bir Hünkarım ki, ıksırıncaya, tıksırıncaya kadar içmelerine bile ses etmedim". İnsanların "en temel" , hatta yemek, içmek gibi, insan olmaktan kaynaklanan "en doğal" hak ve özgürlüklerine dokunmadığı için bir Batılı başbakan övünmeye kalksa ne olur? Karşımızda öyle bir mentalite var ki, kendimiz gibi olmamıza , soluk alıp vermemize izin verdiği için minnet duyguları bekliyor tebası olan bizlerden; ne kadar yüce gönüllü olduğunun takdir edilmesini talep ediyor.
3. Başbakan Estetik Standartları Bile Belirler
"Heykelin içeriği ile ilgilenmiyorum. Heykelin ne olduğunu az çok bilirim. Heykel ile ilgili takdir yetkisi kullanmak için illa güzel sanatlar mezunu olmak şart değil. Şarkı türkü için yoldan geçen vatandaşa ‘Beğendin mi?’ diye soruyorlar. Konservatuar mezunu musun diye sormuyorlar." RTE - Hürriyet : http://www.hurriyet.com.tr/gundem/16750441.asp
Bir başbakanın işi midir bir eserin estetik açıdan "ucube" mi "başyapıt" mı olduğuna karar vermek? Nedir RTE'nin aldığı eğitim; sanat tarihi mi, güzel sanatlar mı?
RTE, devlet kaynaklarını kendi bireysel tasarrufuymuş gibi dilediğince tek başına yönlendireceğini sanması ve bunun bir takım özel şahısların ya da kurumların lehine olması durumunda müteşekkir olunmasını beklemesi gibi, insanlar için nelerin zararlı davranışlar, hangi beslenme kültürünün sağlıklı olacağını, ve tabii neyin güzel neyin çirkin kabul edilmesi gerektiğini belirleme yetkisini de kendinde görebiliyor. "Herkese üç çocuk yapın" öğüdüyle yatak odalarına da girdiğini hatırlarsak,karşımıza bir fügür çıkıyor, tarihsel bir fügür hem de; Doğu'nun "Baba"sı.
Bunun Şarkiyatçılık diye mahkum edilen literatürde başka bir adı da vardır da, onu şimdi zikretmeyelim.
Şu anda bu tür çıkışlar, maksadı aşan ama doğrudan etkisi olmayan tepkisel ifadeler olarak geçiştirilebilir; ancak kanımca bu tür bir geçiştirme bu toprakların insanlarının yapacağı en vahim hatalardan biri olacaktır. Bu çıkışlarla kendini ele veren zihniyet ürkülesi bir zihniyettir. Bu zihniyet, iktidar sahiplerinin sofra kültüründen, estetik kültüre, ordan da yatak odası kültürüne kadar herşeyi düzenleme yetkisine sahip olduğuna inanır. Ve bu Doğu'lu liderin kadim iktidar kaynağıdır. Şarkiyatçılığı falan geçelim, bu zihniyet buz gibi bir Doğu'lu zihniyettir, tarihin başlangıcından beri bu böyledir. Unutmamamız gereken, birileri kimin ne yediğine içtiğine neyi beğendiğine karışmaya başlarsa bunun arkasının çok daha sert geleceğidir. O kapı bir kez aralanarsa RTE'ye rahmet okutacaklar da illa ki çıkacaktır. O kapıdan gelenler gideni fazlasıyla aratacaktır.
Öyle bir başbakan var ki karşımızda, alkolün, insanın sanatsal yaratıcılığına olan katkısını geçelim, zira RTE'nin bunu umursaması pek beklenemez, ayrıca tarih boyunca pekçok uygarlıkta sofra kültürüne ait bir içecek olduğunun da farkında değil. Onun için alkol, eroin gibi, kokain gibi Batı özentisi sonucu sonyıllarda çıkmış bir dejenerasyon; birileri RTE'ye Biranın, şarabın ilk içinde yaşadığımız coğrafyada üretildiğini anlatmalı. Ortada daha Batı yokken bu coğrafyanın insanları içip içip güzelleşiyorlardı.
Üye eleştirileri
Toplam 2 üyeden ortalama puan:
Herşey daha kötüye gidiyor...
Sonuna kadar katılıyorum. Heykel, içki, stat derken her gün insanın sinirden tepesini attırmayacak, çileden çıkarmayacak şekilde bir günü boş geçmiyorlar.
Hatırlıyorum, Özal ve ailesi için neler yazıldı, çizildi, hiç birine bu adamların gösterdiği tepkilerin binde birini göstermediler. Bu kadar hazımsızını daha önce görmemiştik. Bürokrasinin her kesiminde yalakalık öyle boyuta ulaşmış ki kimse başbakana lütufta bulunmadan söze başlamıyor. İnalılır gibi değil. Sanki babasının parası ile yapıldı her şey. Son dönem padişahlar bile bu kadar fütursuz değildi herhalde.
Kesinlikle doğru söylüyorsun; bak fütursuzluğun bir başka boyutu da çıktı;
Şimdiye kadar söyledikleri yetmezmiş gibi bir "Stadyum için anlaşma henüz imzalanmadı" diye de tehditler savurmuş..Yani huzura gelin merhamet dileyin diyor
Galatasaray
Önder,
Dün, gece haberlerini seyredince, kendi kendime, Önder kesin meseleye değinir (değinse iyi olur) demiştim; yanılmamışım.
Şu itirazımı yapıp meseleye girmek istiyorum: Galatasaray taraftarı stadın "devlet" lütfuyla yapılmasına karşı çıksa çok çok daha hoş olurdu. Fakat diyelim böyle olmadı; en nihayetinde halkın parası halka harcandı bundan başbakana ne?
İçkiyle ilgili açıklamaya ben de denk gelmiştim ve "kimseye dokunduk mu?" demesine müthiş öfkelenmişti. "Tıksırmaya" gelene kadar bu cümle bile bir "lütuf" içermiyor mu? "Dokunmuyoruz, daha ne istiyorsunuz" diyor. Yani dokunmayı tasarrufunda ama dokunmamış olmayı da "büyüklüğüne" saymamızı istiyor.
Fotoğraf nasıl bu hale geldi anlayamadım. Bu, iktidar denen şey müthiş deforme ediyor. Şekil şemal bırakmıyor. Bunun en bariz örneğini Fatih Terim'de gördük. Yüz göz hareketlerindeki orantısızlık, iktidar dalgalarını içeride tutamadığını nasıl da ortaya koyuyordu. RTE de öyle, gücü bünyesinde tutamıyor; sığ olduğu için dalgaları sönümdüremiyor ve bir ülke bu zatın başbakanlığında idare ediliyor.
Devlet-Hükumet ayrımına gelince... Bence, benim ülkemde hükumetlerin yegane hükmü bu tür harcamaları tasarruflarında bulundurmalarıdır zira muktedirlik olarak addedilen siyasi erk olmak hiçbirine nasip olmamıştır/olmaz da. Hal böyle olunce RTE'nin öfkesini anlıyorum, anlıyorum da ava giderken avlanmanın da olabileceğini biliyorum; RTE bunu hesap edememişse bu onun sorunu...
Evet Hasan insanı deli eden tam da adamın bizi kendi halimize bırakmasını bir büyüklük olarak lanse etmesi..Bu lafları ettiren feodal zihinsel yapının görülmeyip, bundan demokrasi çıkacağının umulması..Bu ülkede niye kimse buna dikkat etmez akıl sır erdirmek mümkün..
Demokrasi bir takım yazılı yönetmelikler manzumesi değildir; demokrasi içselleştirilmesi gereken bir kültürdür..Karşımızda bir başbakanın insanların yediğine içtiğine karşıması, mahrem günlük hayatlarını düzenlemesi için seçilmediğini idrak edememiş, katıksız bir otoriter zihniyet yapısına sahip biri var..İsterse yarın Sosyalizm ilan etsin, böyle otoriter bir zihinsel yapılanmadan demokrasi çıkmaz..Ben ihsan ettim oldu mantığındaki biri nerde ne zaman demokrasiye hizmet etmiştir..
Türkiye demokratikleşti diye seviniiyorlar; tekrar edeceğim, bu ülkede 12 Eylül döneminde bile demokrasiden otoriter bir topluma doğru bu denli yol katedilmemişti..Tabii bunları direk iktidar referansı ile değil kültür olarak söylüyorum..
Cuntacılarınbütün derdi devrimci solu bitirmekti, komunizm tehlikesini bertaraf etmekti..Tutup bir toplumun bütün bir dokusunu değiştirmeye, baştan aşağı muhafazakar bir lebenswelt inşasına girişmemişler, batıdan doğu eksenine kaydırmaya kalkmamışlardı..Evrensel batı demokrasisin sırf şekilsel de olsa temel rituellerinden uzaklaşıp, ekseni doğuya kaydırmak on darbeden çok daha yıkcıdır bu ülkede..Zira her darbe zamanla aşılır normale dönülür..Ama tekrar yerleşen feodalitenin aşılması için yeni bir Rönesans gerekir, geri dönüşü yoktur..Rönesans dediğin de bin yılda bir olacak bir sıçrayıştır..
-

"alkolün, insanın sanatsal yaratıcılığına olan katkısını geçelim"
Benden Muhammet Mustafa' ya saygı ve selam:
Deyin ki, hoş görünürse, bir şey soracak Hayyam:
Neden Yüce Efendimizin buyruklarında
Ekşi ayran helal da güzelim şarap haram?
.........
Benden Hayyam' a selam söyleyin demiş peygamber;
Sözlerimi yanlış anlamışsa çiylik eder:
Ben şarabı herkese haram etmiş değilim ki
Hamlara haramdır, doğru, ama olgunlar içer.
-

Ey zahit şaraba eyle ihtiram
İnsan ol cihanda bu dünya fani
Ehline helaldir na ehle haram
Biz içeriz bize yoktur vebali
Sevap almak için içeriz şarap
İçmezsek oluruz dücar-ı azap
Senin aklın ermez bu başka hesap
Meyhanede bulduk biz bu kemali
Kandil geceleri kandil oluruz
Kandilin içinde fitil oluruz
Hakkı göstermeye delil oluruz
Fakat kör olanlar görmez bu hali
Sen münkirsin sana haramdır bade
Bekle ki içesin öbür dünyada
Bahs açma HARABİ bundan ziyade
Çünkü bilmez helal ile haramı
-

1- “Hurma ağaçlarının meyvesinden ve üzümlerden hem bir içki yapıyor, hem de güzel rızk ediniyorsunuz. Bunda aklı eren kavim için elbette ibret vardır.” (Nahl Sûresi, 67) Bu ayette içkinin güzel rızk olmadığı açıklanmıştır. Bu ayetin nüzulü ile, içkinin dinen tasvip edilmeyen bir madde olduğu anlaşıldığından, bazı sahabeler içkiyi terk etmişlerdi. Aslında bu ayetin inzali ile, içkinin ileride haram olacağı da anlaşılmıştı.
2- “Sana içkiyi ve kumarı soruyorlar. De ki: Onlarda hem günah, hem insanlar için faydalar vardır. Günahları ise faydalarından daha büyüktür.” (Bakara Sûresi, 219)
3- “Ey iman edenler! Siz sarhoşken, ne söyleyeceğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın.” (Nisa Sûresi, 43) Bu ayet-i kerime, sarhoşken namaz kılmayı men etmiştir. Bu durumda, beş vakit namazını hiç geçirmeksizin kılan bir sahabenin, gündüz iki namaz arasında içki içmemesi gerekiyordu. Aksi takdirde, yani gündüz iki namaz arasında içki içecek olsa, alkollü içkinin sarhoşluk edici tesiri geçmeyeceği için namazı kılamayacaktı. Belki yatsı namazından sonra içki içebilecekti. Bu durumda büyük bir sahabe kitlesi daha içkiden tamamen vazgeçmişlerdi. Çünkü alkole alışmış olan vücutlar, artık yavaş yavaş ondan uzaklaşıyordu.
4 -“Ey iman edenler! İçki, kumar, tapmaya mahsus dikili taşlar, fal okları ancak şeytanın amelinden birer murdardır. Onun için bunlardan kaçının ki, murada eresiniz.” (Maide Sûresi, 90)
5- “Şeytan, içkide ve kumarda aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık siz hepiniz vazgeçtiniz değil mi?” (Maide Sûresi, 91)
-

Be Hey Dürzü
Ne ararsın tanrı ile aramda;
Sen kimsin ki orucumu sorarsın;
hakikaten gözün yoksa haramda;
başı açığa neden türban sorarsın?
Rakı şarap içiyorsam sana ne ?
Yoksa sana zararım içerim!
İkimizde gelsek kıldan köprüye
Ben dürüstsem zaten geçerim!!!
Esir iken mümkün mü ibadet
Yatıp kalkıp Atatürk’e dua et
Senin gibi dürzülerin yüzünden
Dininden de soğuyacak bu millet
İşgaldeki hali sakın unutma
Atatürk’e dil uzatman gereksiz
Sen anandan yine doğardın amma
Baban kim olurdu bilemezdin
Şair Eşref öğrencisi Neyzen'e "bizim hoca ömrü boyunca tekkeden çıkmadı ama alının bir kere secdeye gittiğini kimse görmemiştir" demiştir.
ASLINDA DOĞRUSU AŞAĞIDAKİ GÜZELLEMEDİR ŞAİR EŞREF ÖĞRENCİSİ HAFIZ NEYZEN'E YAZIDIĞI BEYİTLER.....
Kimseler Hafiz‘a alni yere gelmis diyemez,
Dogdugundan beri kiç dönmedi Seytana bile !
Cok cevamide, mesacidde dolasti amma
Koymadi alnini hic secde-i Rahmana bile !
Haciyatmaz gibidir sanki köpek oglu köpek,
Ayaküstünde kalir düşşe de mizana bile !
-
HEYKELTIRAŞ MEHMET AKSOY’UN BAŞBAKAN ERDOĞAN’A YANITI
‘Barış öneren heykel yıkılı...r mı?’
“Bir yandan dışarıda barış çabaları gösterirken, arabuluculuklar yaparken, barış öneren bir heykeli yıkamazsınız. Bu davranış ikiyüzlü bir dış politika demektir.”
Kültür Servisi - Heykeltıraş Mehmet Aksoy, Kars’taki “İnsanlık Anıtı” adlı heykelini “ucube” olarak niteleyerek kaldırılmasını isteyen Başbakan Erdoğan’a verdiği yanıtta, “Siz, en iyisi, beni bırakın da heykelimi tamamlayayım. Siz de kendi işinizi yapın, Kars’ın sorunlarını çözün” dedi.
Aksoy’un yanıtını aşağıda sunuyoruz:
“Başbakan farıcıma ucube dedi. Halbuki müsaade etselerdi, kanadını tüyünü düzüp keklik olacaktı. Başbakan onun keklik olacağını göremedi, onu okuyamadı. Aslında haklı, sanat düz mantıkla, politik mantıkla anlaşılacak, idrak edilecek ve giderek dilde ifadesini bulacak bir şey değil. Heykel sanatı form diliyle konuşur. Bu dili öğrenmek, alfabesini, kodlarını çözmek bir kültür ve görgü işidir. Bir uğraşı ve eğitimi gerektirir. Politik arenanın çirkinliği, her şeyin politik rant sağlayan bir meta olarak algılanması ve maalesef sanatın da acımasızca ve kaba bir şekilde bu arenaya çekilmek istenmesi, Türkiye sanatı ve sanat kültürü adına bir kayıp, bir düşmanlıktır.
Başbakanımız vicdanını göğsünde taşımıyor, iktidar koltuğunun arkasında saklamış görünüyor. Görünen ve gösterdiği yalnızca güç... Yarın ahirette kalbi ağırlaşmış olarak terazinin kefesine konacak. Biliyorsunuz terazinin öteki kefesinde bir tüy var, kalbin tüyden hafif olması gerekiyor, o tüy belki de benim kekliğin tüyü olur. Kalbinizi, vicdanınızı ağırlaştırmayın Sayın Başbakanım.
Bakın bir sürü bakanlarınız, danışmanlarınız var, kültür bakanınız var, onlar bu heykel hakkında sizi bilgilendirsinler. Kulaktan dolma gerçek olmayan enformasyonlarla konuşmamış olursunuz. Sarıkamış’ta, Kars’ta, Çanakkale’de ölen tüm şehitlerimizin barış arzularını, ruhlarını göğe yükseltiyor bu anıt. Savaşları mahkûm ediyor. İnsan olma yolunda ilerleme kaydetmek istiyorsak barış içinde yan yana yaşamak, hayatı daha derinden, anlamlı, hoşgörü içinde birbirimizi kucaklamak gerekir duygusunu veriyor...
Böyle bir içerikteki heykele Başbakan’ın karşı olacağını düşünemiyorum. Heykel ortadan ikiye bölünmüş bir insanın bölünen parçalarının karşı karşıya konularak kendi kendine düşman edilmesini simgeliyor. Aralarındaki boşluk bir duvar gibi onları ayırıyor. Boşlukta uzanan el insanlığa uzanıyormuş gibi tutulmayı bekliyor. Bu el şu anda heykel yapımı durdurulduğu için yerde yerine takılmayı bekliyor. Yapılması bitmeyen, engellenen bir parçada ‘insani vicdan’ı sembolize eden göz ve ondan savaşların acısıyla akan gözyaşı... Heykelin şu anda yarısının kabası bitmiş durumda, bu dört senelik bir emeğe mal oldu.
Bu heykel yıkılır mı? Yıkılırsa ne olur? Fizik olarak yıkılması çok zor. Öyle kepçeyle, dozerle yıkılacak bir şey değil. Normal betondan üç misli daha dayanıklı akışkan beton içinde çelik borular ve güçlü bir demir konstrüksiyon var. 1500 ton ağırlığında uçurumun kenarında bazalt kütlelerin üzerinde duruyor. Altında bir tavya var. Ancak C4 ya da dinamitle patlatılabilir. Bu da Türkiye’de ve dünyada büyük tepkilere sebep olur. Taliban’ın Buda heykellerinin yıkımı eyleminden farksız olur.
Bu davranış ikiyüzlü bir dış politika demektir. İnandırıcılığımız kalmaz. Bir yandan dışarıda barış çabaları gösterirken, arabuluculuklar yaparken öte yandan barış öneren bir heykeli yıkamazsınız. Ayrıca yurtta ve dünyada sanatsever kamuoyu her yerde karşılarına dikilir.
Siz en iyisi beni bırakın da heykeli tamamlayayım. Bana sahip çıkın, heykele sahip çıkın, barışa sahip çıkın... Benim kafamı meşgul etmeyin, bana elleşmeyin, bırakın da heykelimi yapayım. Siz de kendi işinizi yapın. İşsizlik sorununu halledin, Kars’taki besicilik işini halledin, hayvancılık işini halledin, okul sorununu çözün, çiftçinin ürününü dalında çürütmeyin, aracıların, tefecilerin eline bırakmayın. Kanalizasyon problemlerini çözün. Doğaya sahip çıkın, doğayı parsel parsel satmayın.”
Yorumlar
‘Barış öneren heykel yıkılı...r mı?’
“Bir yandan dışarıda barış çabaları gösterirken, arabuluculuklar yaparken, barış öneren bir heykeli yıkamazsınız. Bu davranış ikiyüzlü bir dış politika demektir.”
Kültür Servisi - Heykeltıraş Mehmet Aksoy, Kars’taki “İnsanlık Anıtı” adlı heykelini “ucube” olarak niteleyerek kaldırılmasını isteyen Başbakan Erdoğan’a verdiği yanıtta, “Siz, en iyisi, beni bırakın da heykelimi tamamlayayım. Siz de kendi işinizi yapın, Kars’ın sorunlarını çözün” dedi.
Aksoy’un yanıtını aşağıda sunuyoruz:
“Başbakan farıcıma ucube dedi. Halbuki müsaade etselerdi, kanadını tüyünü düzüp keklik olacaktı. Başbakan onun keklik olacağını göremedi, onu okuyamadı. Aslında haklı, sanat düz mantıkla, politik mantıkla anlaşılacak, idrak edilecek ve giderek dilde ifadesini bulacak bir şey değil. Heykel sanatı form diliyle konuşur. Bu dili öğrenmek, alfabesini, kodlarını çözmek bir kültür ve görgü işidir. Bir uğraşı ve eğitimi gerektirir. Politik arenanın çirkinliği, her şeyin politik rant sağlayan bir meta olarak algılanması ve maalesef sanatın da acımasızca ve kaba bir şekilde bu arenaya çekilmek istenmesi, Türkiye sanatı ve sanat kültürü adına bir kayıp, bir düşmanlıktır.
Başbakanımız vicdanını göğsünde taşımıyor, iktidar koltuğunun arkasında saklamış görünüyor. Görünen ve gösterdiği yalnızca güç... Yarın ahirette kalbi ağırlaşmış olarak terazinin kefesine konacak. Biliyorsunuz terazinin öteki kefesinde bir tüy var, kalbin tüyden hafif olması gerekiyor, o tüy belki de benim kekliğin tüyü olur. Kalbinizi, vicdanınızı ağırlaştırmayın Sayın Başbakanım.
Bakın bir sürü bakanlarınız, danışmanlarınız var, kültür bakanınız var, onlar bu heykel hakkında sizi bilgilendirsinl er. Kulaktan dolma gerçek olmayan enformasyonlarl a konuşmamış olursunuz. Sarıkamış’ta, Kars’ta, Çanakkale’de ölen tüm şehitlerimizin barış arzularını, ruhlarını göğe yükseltiyor bu anıt. Savaşları mahkûm ediyor. İnsan olma yolunda ilerleme kaydetmek istiyorsak barış içinde yan yana yaşamak, hayatı daha derinden, anlamlı, hoşgörü içinde birbirimizi kucaklamak gerekir duygusunu veriyor...
Böyle bir içerikteki heykele Başbakan’ın karşı olacağını düşünemiyorum. Heykel ortadan ikiye bölünmüş bir insanın bölünen parçalarının karşı karşıya konularak kendi kendine düşman edilmesini simgeliyor. Aralarındaki boşluk bir duvar gibi onları ayırıyor. Boşlukta uzanan el insanlığa uzanıyormuş gibi tutulmayı bekliyor. Bu el şu anda heykel yapımı durdurulduğu için yerde yerine takılmayı bekliyor. Yapılması bitmeyen, engellenen bir parçada ‘insani vicdan’ı sembolize eden göz ve ondan savaşların acısıyla akan gözyaşı... Heykelin şu anda yarısının kabası bitmiş durumda, bu dört senelik bir emeğe mal oldu.
Bu heykel yıkılır mı? Yıkılırsa ne olur? Fizik olarak yıkılması çok zor. Öyle kepçeyle, dozerle yıkılacak bir şey değil. Normal betondan üç misli daha dayanıklı akışkan beton içinde çelik borular ve güçlü bir demir konstrüksiyon var. 1500 ton ağırlığında uçurumun kenarında bazalt kütlelerin üzerinde duruyor. Altında bir tavya var. Ancak C4 ya da dinamitle patlatılabilir. Bu da Türkiye’de ve dünyada büyük tepkilere sebep olur. Taliban’ın Buda heykellerinin yıkımı eyleminden farksız olur.
Bu davranış ikiyüzlü bir dış politika demektir. İnandırıcılığım ız kalmaz. Bir yandan dışarıda barış çabaları gösterirken, arabuluculuklar yaparken öte yandan barış öneren bir heykeli yıkamazsınız. Ayrıca yurtta ve dünyada sanatsever kamuoyu her yerde karşılarına dikilir.
Siz en iyisi beni bırakın da heykeli tamamlayayım. Bana sahip çıkın, heykele sahip çıkın, barışa sahip çıkın... Benim kafamı meşgul etmeyin, bana elleşmeyin, bırakın da heykelimi yapayım. Siz de kendi işinizi yapın. İşsizlik sorununu halledin, Kars’taki besicilik işini halledin, hayvancılık işini halledin, okul sorununu çözün, çiftçinin ürününü dalında çürütmeyin, aracıların, tefecilerin eline bırakmayın. Kanalizasyon problemlerini çözün. Doğaya sahip çıkın, doğayı parsel parsel satmayın.”
Ne ararsın tanrı ile aramda;
Sen kimsin ki orucumu sorarsın;
hakikaten gözün yoksa haramda;
başı açığa neden türban sorarsın?
Rakı şarap içiyorsam sana ne ?
Yoksa sana zararım içerim!
İkimizde gelsek kıldan köprüye
Ben dürüstsem zaten geçerim!!!
Esir iken mümkün mü ibadet
Yatıp kalkıp Atatürk’e dua et
Senin gibi dürzülerin yüzünden
Dininden de soğuyacak bu millet
İşgaldeki hali sakın unutma
Atatürk’e dil uzatman gereksiz
Sen anandan yine doğardın amma
Baban kim olurdu bilemezdin
Şair Eşref öğrencisi Neyzen'e "bizim hoca ömrü boyunca tekkeden çıkmadı ama alının bir kere secdeye gittiğini kimse görmemiştir" demiştir.
ASLINDA DOĞRUSU AŞAĞIDAKİ GÜZELLEMEDİR ŞAİR EŞREF ÖĞRENCİSİ HAFIZ NEYZEN'E YAZIDIĞI BEYİTLER.....
Kimseler Hafiz‘a alni yere gelmis diyemez,
Dogdugundan beri kiç dönmedi Seytana bile !
Cok cevamide, mesacidde dolasti amma
Koymadi alnini hic secde-i Rahmana bile !
Haciyatmaz gibidir sanki köpek oglu köpek,
Ayaküstünde kalir düşşe de mizana bile !
2- “Sana içkiyi ve kumarı soruyorlar. De ki: Onlarda hem günah, hem insanlar için faydalar vardır. Günahları ise faydalarından daha büyüktür.” (Bakara Sûresi, 219)
3- “Ey iman edenler! Siz sarhoşken, ne söyleyeceğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın.” (Nisa Sûresi, 43) Bu ayet-i kerime, sarhoşken namaz kılmayı men etmiştir. Bu durumda, beş vakit namazını hiç geçirmeksizin kılan bir sahabenin, gündüz iki namaz arasında içki içmemesi gerekiyordu. Aksi takdirde, yani gündüz iki namaz arasında içki içecek olsa, alkollü içkinin sarhoşluk edici tesiri geçmeyeceği için namazı kılamayacaktı. Belki yatsı namazından sonra içki içebilecekti. Bu durumda büyük bir sahabe kitlesi daha içkiden tamamen vazgeçmişlerdi. Çünkü alkole alışmış olan vücutlar, artık yavaş yavaş ondan uzaklaşıyordu.
4 -“Ey iman edenler! İçki, kumar, tapmaya mahsus dikili taşlar, fal okları ancak şeytanın amelinden birer murdardır. Onun için bunlardan kaçının ki, murada eresiniz.” (Maide Sûresi, 90)
5- “Şeytan, içkide ve kumarda aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık siz hepiniz vazgeçtiniz değil mi?” (Maide Sûresi, 91)
İnsan ol cihanda bu dünya fani
Ehline helaldir na ehle haram
Biz içeriz bize yoktur vebali
Sevap almak için içeriz şarap
İçmezsek oluruz dücar-ı azap
Senin aklın ermez bu başka hesap
Meyhanede bulduk biz bu kemali
Kandil geceleri kandil oluruz
Kandilin içinde fitil oluruz
Hakkı göstermeye delil oluruz
Fakat kör olanlar görmez bu hali
Sen münkirsin sana haramdır bade
Bekle ki içesin öbür dünyada
Bahs açma HARABİ bundan ziyade
Çünkü bilmez helal ile haramı
Benden Muhammet Mustafa' ya saygı ve selam:
Deyin ki, hoş görünürse, bir şey soracak Hayyam:
Neden Yüce Efendimizin buyruklarında
Ekşi ayran helal da güzelim şarap haram?
.........
Benden Hayyam' a selam söyleyin demiş peygamber;
Sözlerimi yanlış anlamışsa çiylik eder:
Ben şarabı herkese haram etmiş değilim ki
Hamlara haramdır, doğru, ama olgunlar içer.
www.galatasaray.org/kulup/haber/9050.php

Bugün ilk defa GS'nin internet sitesine girip neler yazılmış bakmak istedim ve Adnan Polat ve yönetiminin bence çok talihsiz ve yakışıksız duyurusunu okudum, yazık...
http://www.galatasaray.org/kulup/haber/9050.php