Referandumda evet ile hayırın ortasına yakın bir yerden HAYIR dedim. Bu gönül rahatlığı içinde veremediğim hayırın başlıca sebebi salt 12 Eylül ile hesaplaşma falan değildi. Üniversite yıllarımdan beri, artık 1. Cumhuriyet diyebileceğimiz Kemalist Devlet Bürokrasisi ve Ordusu ile yaşadığım sıkıntılı ilişkinin devamı, yansıması ve sonucuydu. Bu anlamda benim açımdan solculuk =antikemalizm olmadığı gibi solculuk=Kemalizm de hiç olmadı.
Kemalizm benim için bir modernist proje, Mahir'in dediği gibi Burjuva Demokrasisinin en radikal unsuruydu. Ya da iktidarın göklerden yere indirilişiydi. Ekolarak, birbiri ardı sıralan Devrimlerin bazıları pratikte batıya yaklaşma-yanaşma mantığının ötesinde, gerçek bir devrimci karakter barındırdığını hiç düşünmedim. Örneğin half 'devrimi'. Ne öğretmişlerdi bize 'Arap harflerinin öğrenmesi zor olduğundan....'; tamam iyi güzel de geri kalmışlığın nedenleri arasında sayılan harflerin bin beteri -sanırım 4-5 yıl civarında süren bir öğrenme süreci olduğunu duyduğum- Japon Alfabesinde yok mu ? Karşımızda okuma yazma oranı % 100 yakın olan bir Japonya ve kolay okunan alfabe ile -sanırım- %85 leri aşamayan- bir Türkiye Cumhuriyeti duruyor. Ölçüm araçlarındaki değişim de bir diğeri... Gayet bilimsel makalelerde halen inç, feet, mile kullanılmıyor mu ? Şimdi onlar gerici mi oldu ya da biz ilerici..? Kürtlere verilmeyen özerklik, Komunistler başta olmak üzere hemen her türlü muhalefete yapılan yıldırıcı politikaların detayına burada hiç girmek istemem. Bunlar demek deği ki Kemalizm bir modernist proje olarak küllüm yalan ve dolandan ibaretti. Değil elbet. İçeriği ve uygulama sorunlu olmasına karşın kadına yaklaşım, sanatın ve bilimin batıya doğru meyil etmesi, ekonomik anlamda sıfıra yakın bir noktadan kalkınma hamlesinin başlatılması, modern dünyaya ait kurum ve kuruluşların hayatın içinde yer alması vs. önemli bulduğum yenilik-devrimler arasında yer alır.
Devlet Bürokrasinin giderek katmanlaşması ve yobazlaşması ( laik), ordunun sürekli olarak sınır tanımaz tutumu ve kendilerini tüm toplumun komutanı olarak görmeleri beni hep çok rahatsız etti. Yani benim bu Cumhuriyetle hep sıkıntılarım vardı. Başka bir Cumhuriyete ihtiyaç duyduğumuz da kesindi. Lakin bu nasıl bir şey olmalıydı ? Bir sosyalist olarak neden bu cumhuriyetlere kafa yoruyorsun diye soracak arkadaşlar olur diye söylüyorum : Hemen hepimizin inandığı bir şeyler var ve bunlar için belli fedakarlıklarda bulunabiliriz. Lakin hiçbirimizin evliya olmadığı da bir gerçek. Demek ki yaşadığımız dünyayı, kendi hayat ve demokrasi standartlarımızı önemsiyoruz. Bu anlamda da bu işlere kafa yormak pek de abes bir şey olmasa gerek.
Başka bir Cumhuriyet bu mu olmalıydı sorusuna cevabım çok net : HAYIR ! Tarihe göz attığımızda , Özal döneminde başka bir Cumhuriyet için fırsat yakalandığını görürüz. Fakat Sivil-Askeri bürokrasi ve silahşör-kalemşörleri aracılığıyla bu niyet anında alaşğı edildi. Şimdi bakıyorumda keşke bu dönüşüm o zaman yaşanabilseymiş. En azında görece daha liberal bir dönüşüm olurmuş. Ve belki de şu anda AKP'nin siyaset yaparken kullandığı argüman-parametrelerin birçoğunun cevabı-çözümü o zaman verilmiş olurdu. Kalemşör deyince değinmeden geçemeyeceğim. Kendimi de dahil ettiğim sol kesimin, ağırlıklı olarak 'kendimizden' olduğunu düşündüğümüz Uğur Mumcu'ya gereğinden fazla sahip çıktığımızı düşünüyorum. Nihayetinde statükoyu dibine kadar savunan ve devamını yürekten isteyen biriydi. Sahiplenilmeliydi elbet ama bu kadarı Kraldan çok Kralcılıkmış meğer...
AKP'nin ikinci kez seçilmesinden sonra CHP başta olmak üzere tüm kesimler haklı olarak paniklediler-panikledik. Lakin süreç ilerledikçe sosyalist kesimde net bir AKP karşıtlığı ve ittifak arayışı gündeme gelmeye başladı. Bu sitede de ismi bulunan birçok kişi daha çok laiklik ve Kemalizm vurgusu yapmaya başladı. Ve Kemalist güzellemelerin giderek arttığına şahit olduk. Ben acaba ilk önce kim 'Yaşasın Kemalizm' bağıracak diye beklerken, birkaç ardaşımız Kemalist olduğunu açıklamakda bir sakınca görmemeye baladı. Bu arkadaşlar konu ile ilgili her zamanki sıcak kanlılığıyla bunu yaparken, fikrinin türevleri ile birçok kişiye de tercüman olduğunu düşünüyorum.
Korkumun şeriat değil, halkın dindarlaşması olduğunu yıllardır söylüyorum. Ve korkumu da hemen her yerde türlü şekillerde hissediyorum. Hayatlarımız her geçen yıl biraz daha fazla dindarlaşıyor. Bu durumu salt gazate ve dergilerden takip etmiyorum. Tüm dini kesimler ile değil ama özellikle Fetullah taifesi ile belli yakınlaşmalarım oluyor ( Akrabalık ve iş ilişkisi). Bu anlamda rahatça 'sırça köşten' yazmıyorum diyebilirim. Üstelik de Kayseriliyim :)) Bu adamların ciğerlerini bilmem ama tamamen işkembe-i kübra durumu da yok ... Toplumun dindarlaştığını görüyorum lakin öte yandan enteresan şeyler de olmuyor değil hani... Facebookta halen yazıştığı İTÜ Mühendislik mezunu bir ortaokul arkadaşım var.' Bu Ramazan, Kayseri çarşı ve sokaklarında sigara içtim, ters bakan çok ama henüz saldırıya uğramadım' diyor. Benim çocukluğumda böyle yapan biri o sigarayı bitiremezdi. Üstelik 1980 öncesi Kayseri, sanılanın aksine, CHP'nin Belediye başkanlığını neredeyse düzenli olarak aldığı, tüm milletvekili seçimlerinde AP ile atbaşı giden ve bazen daha fazla, bazen daha az milletvekilini çıkarttığı görece daha 'demokrat' bir yerdi. Babamlar gibi bir çok ilerici insan daha sonra -1980 sonrası- Kayseri'yi terk etti başka yerlere ( Mersin, Adana, Antalya, İzmir...) yerleştiler. Demem o ki tüm bunlara rağmen yaşan şey enteresan. Buradan daha demokrat olduk gibi iddialı bir noktaya çıkma niyetim yok fakat sosyolog arkadaşların açıklaması-kafa yorması gereken bir durum da olduğu aşikar...
AKP karşında Sol muhalefet nereden ve nasıl örgütlenmeli ? That's the matter ! Büyümenin ithalat merkezli olduğu gerçeğini de gözardı etmeden ekonomik verilere bakıldığında durumun kötüye gittiğini sanırım hiç kimse söyleyemez. Gelceğe ilişkin türlü rakamlar ve sıralamalar dolaşıyor. Türkiye'nin 15-20 yıl içinde ilk 10 ekonomi arasında yer alacağı, 2020 yılında kişibaşına düşen gelirin 22.000 USD olacağına da söylenenler-yazılanlar arasında. Bu gelişmenin arkasında ABD ya da başkalarının olması ve bunun için rejimin kurban edildiği gibi argümanlar tabanı maalesef etkilemiyor. MHP'nin %10 barajına takılacağı düşünülerek söylüyorum : Önümüzdeki 10 yıl AKP'nin karşısına hiçbir güç çıkacakmış gibi görünmüyor ( ABD'ye rağmen bir darbe ve ardından Rusya-Çin-İran ile ittifak ihtimalini ciddiye almıyorum). Ekonomik anlamda konuşulan şeylerden birisi de şu anda Avrupada 6. sırada yeralan Türkiye Ekonomisinin, 2020 de 4. sıraya çıkması. Yani 2020 de ekonomik olarak İtalya olacağız... İşte sıkıntı tam da bu noktada başlıyor. Tamam ekonomi gelişiyor, güzel yollar, havaalanları, binalar yapıyoruz ama ya insan kalitemiz... Onda da İtalyayı geçebilecek miyiz ? 2020 de insanımız kendine benzemeze asgaride olsa saygı gösterecek mi ? Erzurum, Kayseri, Malatya'daki dindar olmayan insanlar yaşamak istedikleri hayatı özgürce yaşayabilecekler mi ? Eğitim ve Entellektüel seviyemiz artacak mı ? Şarap başta olmak üzere her türlü alkollü ürün ile ilgili vergilendirme İtalya standartlarında olacak mı ? ( 3-4 € ya kaliteli denebilecek şarapları içebilecek miyiz ? :)))) Anadoluda Alkol ruhsatına uygulanan gizli-açık yasak kalkacak mı ? Ya da akşam iş çıkışı iki yudum içmek isteyen insana hala alkolik muamelesi mi yapılacak ? ( kendi karısı dahil). Tamam ekonomi iyiye gidiyorda refahtan pay nasıl alınacak ? Yani Refah nasıl dağıtılacak ? İşsizlik sorunu ve muhtemelen artan sigortasızlık ve ona göz yuman hükümet nasıl olacakda bu sorunları çözecek ?
Ali Osman, mesajınla biraz daha aydınlandım sağol. Ancak hayır konusundaki "olumlu" tavrını olumlamam için yeterli değil.
Zira, benim esastan karşı olduğum ehven-i şer mantığının açık savunusu...
Maruz kaldığımız‘Cumhuriyet’ lerin indeksinden ziyade içeriği ve pratikleriyle ilgili sorunumuz var. Dolayısıyla kendimizce en iyi olanının mücadelesini vermekten başka yol yok. Haklısın; açık kapalı bütün alanları kullanmak lazım.