Makaleler Bütün Yazılar Makale Politika Seksen Beşinci Yılda Cumhuriyet ve Sol
 

Seksen Beşinci Yılda Cumhuriyet ve Sol Popüler

Makale

Aşağıdaki yazı, bundan 10 yıl önce Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) tarafından çıkartılan V-Özgürlük adlı derginin 1 Kasım 1998 tarihli sayısında, Cumhuriyet'in 75. kuruluş yılı dolayısıyla yayınlanmıştır ve bana aittir. Yazı, o dönemde Türkiye solunun belirli kesimlerinde rağbet gören sözde "radikal", ancak özde tarihsel tutarlılıktan yoksun, Marksist tarih anlayışından kopmuş, liberal ve sivil toplumcu "Cumhuriyet" eleştirilerine karşı genel bir çerçeve önerme amacıyla kaleme alınmıştır. Liberal konumlardan Cumhuriyet eleştirisi merakı bugün de sürdüğünden, yazıyı on yıl sonra yalnızca ara başlıklarını çıkartarak aynen yayınlamanın yararlı olacağını düşündüm.



Umarım, aynı yazıyı Cumhuriyet'in doksan beşinci yılında (2018) bir kez daha yayınlamaya gerek kalmaz.

YETMİŞ BEŞİNCİ YILDA CUMHURİYET VE SOL

Türkiye'de solun kitlesel bir güç oluşturmada bugüne dek yeterince başarı sağlayamadığı ortada. Ancak, sosyalist solun ilk örgütlenişinin bugün 75 yaşına gelen Cumhuriyeti bile öncelemesi önemli bir olgu sayılmalıdır. Cumhuriyet'le sol arasındaki bu tarihsel geçmiş örtüşmesi, kimi çıkarsamalar için elverişli bir zemin oluşturmaktadır.

Konu sosyalistlerin Cumhuriyet'e kuramsal ve ideolojik bakışları açısından ele alındığında, bugüne dek iki dönemin ön plana çıktığı söylenebilir. Bu dönemlerden ilki, 1920'lerden başlayıp 1980'lerin sonuna dek uzanmaktadır. Bu uzunca dönemde sol, getirdiği değişim ve dönüşümlerle birlikte Cumhuriyet olgusuna genellikle klasik Marksist şemadan bakmıştır. Bu nedenle sol, kimi yanlış çıkarsamalar (özellikle 1930'lardaki üçüncü yolculuk ya da bağımsızlık umutları ile 89-91 dönemindeki lineer demokratikleşme beklentileri) dışında genel olarak sürece bakışında fazla kuramsal-ideolojik hata yapmamıştır. Solun ülkedeki gidişata ilişkin yanlış çıkarsamalarında ise, bir dönemin kimi Komintern ve Sovyet tezlerinin de önemli bir etkisi olmuştur.

* * *
Klasik Marksist (ve sosyalist) şemaya göre Türkiye Cumhuriyeti, gecikmiş, "tepeden", diğer bir deyişle demokratik olmayan bir burjuva devriminin hem ürünü hem de zeminidir. Başka bir deyişle, Cumhuriyet rejimi, kapitalizmin gelişmesinin önünde duran engelleri ortadan kaldıran girişimlerde bulunmuştur. Sol, bu şemadan hareketle Cumhuriyet'e ve getirdiği değişimlere bir sınıfsallık, yani nesnellik tanımıştır. Sınıfsallık, "özgürlük" ve "demokrasi" gibi ölçütlere başattır; bu ölçütler, ancak sınıfsallık temelinde yerli yerine oturtulabilir. Sonuçta sol, cumhuriyetin ve ona temel oluşturan ideolojik-siyasal yapılanmanın demokrasi ve özgürlükler açısından eleştirisini bile, uzunca süre hep sınıf temelinden yola çıkarak yapmıştır.

Sözünü ettiğimiz ilk dönemde sol, gecikmiş modernizasyon süreçlerinde küçük burjuva kökenli aydın ve bürokratların öncülüğünü de tuhaf ya da aykırı bir durum saymamıştır. Özetle sol, Cumhuriyet dönemine bu genel Marksist şema açısından baktığı sürece, Cumhuriyet dinamiklerini "İngiliz emperyalizminin oyunu", "Vahdettin'le danışıklı dövüş", "yerleşmekte olan sivil toplumu boğma operasyonu" ya da "Kürtleri asilime edip bağımsız Kürdistan'ı önleme girişimi" türü yaklaşımlarla açıklayan görüşlere fazla itibar etmemiştir.

Gelgelelim, sosyalist solun bu klasik şeması, özellikle 80'lerle birlikte başlayan ikinci dönemde yerini daha başka tarih (ve gelecek) kurgularına bırakmıştır. 12 Eylül'le birlikte "Cumhuriyet'in bekçilerinin" sillesini yiyen sol, bir yandan yükselen Kürt direnişi ile dinci hareketin, diğer yandan da liberal ideolojinin etkileri altında, Cumhuriyet'e ve onun ideolojik-siyasal dinamiklerine daha farklı bir gözle bakmaya başlamıştır.

* * *
İlginç olan nokta şudur: Sol, omurgası özellikle 30'larda ve daha sonra da 60'larda oluşan merkezi ideolojik yapılanmaya, gerek dinci ideolojiden, gerekse liberalizmden görece daha yakın durmuştur. Daha doğrusu, liberalizm ve dinci ideoloji, özellikle 30'lardaki ilk ideolojik birikim süreçlerinden büsbütün dışlanmışken, sol, devletçiliği, laikliği, kalkınmacılığı, sanayileşmeciliği, halkçılığı ve elbette Jakobenizmi ile bu birikim sürecinin daha fazla içinde olmuştur. 80'lerle birlikte, az önce sayılan motiflerin önemli bir yıpranmaya uğraması ve ilk birikim süreçlerinden dışlanan liberal ve dinci ideolojilerin yükselişe geçmeleri, solu kendi klasik şemasının artık açıklayıcılığını yitirdiği kanısına sürüklemiştir. Kimi tezleriyle birlikte Kürt hareketinin Türk solu üzerindeki "manevi" etkisi de bu sürecin iyice yoğunlaşmasına yol açmıştır.

Solun, daha doğrusu solun önemlice bir kesiminin, Türkiye'deki burjuva devrim ve modernizasyon süreçlerine son dönemdeki bakışını sağlıklı saymak ne yazık ki mümkün değildir. Bu tarihsel süreci, geri üretim biçim ve ilişkilerinin tasfiyesi, emeğin kapitalizm öncesi bağlarından kurtulması, modern sınıfların oluşması, sınıf mücadelesine olanak tanıyacak belirli bir aydınlanmanın yaşanması, medeni hukukun görece özgürleştirici yanları vb. nesnel-tarihsel ölçütlere göre değil de güncel siyasi duruma ve konjonktürel olgulara bakarak yargılamanın sağlıklı bir yaklaşım olduğu söylenemez. Bugün çetelerin varlığına, Kürtler üzerindeki baskılara, kirli savaşa, devletin yayılmacı özlemlerine vb. kızılıyorsa, bunların nedeni kendi başına "Birinci Cumhuriyet" değil, bu Cumhuriyet'in içini dolduran sınıfsal güçlerdir, sınıf mücadelesinde karşıt ağırlığın oluşturulamamasıdır, sosyalizmin henüz kitlesel bir güce ulaşmamasıdır. Düşünürleri ne kadar ‘derin' sayılırsa sayılsın, örneğin Frankfurt Okulu'nun ünlü sorusunun (Eğer bir Yahudi soykırımı yaşanmışsa, Aydınlanma'nın neresi iyidir?) herhangi bir anlamı olduğu sanılmamalıdır. ‘Eğer Türkiye'de bugün bunlar yaşanıyorsa, Cumhuriyet'in neresi iyidir?' sorusu da bunun gibi son derece anlamsız bir sorudur.

Türkiye Cumhuriyeti, bir burjuva cumhuriyeti yaratma özlemiyle kurulmuştur ve bugün böyle bir cumhuriyettir. Sol bunu böyle kabul etmeli, kendini retrospektif tarih kurgularına (ki bunların çoğu fanteziden öteye geçmemektedir) kaptırmadan, bugünkü Cumhuriyete yönelik eleştirilerini bir ‘emekçi cumhuriyeti' alternatifine düğümlemelidir.

Metin Çulhaoğlu


 

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (2)
  • guclu
    avatar

    Çulhaoğlu bu yazıyı kaleme aldığı tarihlerde, ÖDP içinde ideolojik rakip olarak gördüğü kişi/çevre/gruplara karşı elinden geldiğince fikri mücadele sürdürüyordu. Yazıda o dönemde yapılan tartışmaların da izleri var.

  • BALCI
    avatar

    Tarihsel olguları kendi bağlamından kopuk değerlendirme hastalığı yalnız cumhuriyetin kurulması tartışmalarında yaşanmıyor.
    60 ve 70 lerde yaşanan deneyimler tartışıldığında, o günlerin özgün koşullarının gözardı edilip yalnız kitabi olanla eleştirilmesi sıklıkla yaşanan bir hata. Hele eleştiriyi haklı kılmak adına "kutsal kitaplar"dan alıntılarla süslenen hamasi değerlendirmeler tahammülü zor anlar yaşatabiliyor.
    Tarihin yapılmasında tarihi karakterlerin ve ortaya çıktıkları yapının rolü, ve bunların bugünden bakıldığında nasıl farklı algılamalara varıldığı konusunu ayrıca tartışmaya değer buluyorum.

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #2 Metin 26-08-2009 02:19
Tarihsel olguları kendi bağlamından kopuk değerlendirme hastalığı yalnız cumhuriyetin kurulması tartışmalarında yaşanmıyor.
60 ve 70 lerde yaşanan deneyimler tartışıldığında , o günlerin özgün koşullarının gözardı edilip yalnız kitabi olanla eleştirilmesi sıklıkla yaşanan bir hata. Hele eleştiriyi haklı kılmak adına "kutsal kitaplar"dan alıntılarla süslenen hamasi değerlendirmele r tahammülü zor anlar yaşatabiliyor.
Tarihin yapılmasında tarihi karakterlerin ve ortaya çıktıkları yapının rolü, ve bunların bugünden bakıldığında nasıl farklı algılamalara varıldığı konusunu ayrıca tartışmaya değer buluyorum.
Alıntı
 
 
0 #1 Güçlü Kuvvetli 25-08-2009 11:50
Çulhaoğlu bu yazıyı kaleme aldığı tarihlerde, ÖDP içinde ideolojik rakip olarak gördüğü kişi/çevre/grup lara karşı elinden geldiğince fikri mücadele sürdürüyordu. Yazıda o dönemde yapılan tartışmaların da izleri var.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile