Kemalist Aydınlanmacılıkta Dejenerasyon Popüler
Makale
Gerçi soL'da 21 Ocak günü Aydemir Güler, hemen ardından 22 Ocak'ta Nurettin Abacıoğlu adamla biraz uğraştı, ama biraz daha uğraşmakta yarar var. Kişisel öneminden değil, tarihsel bir dejenerasyon sürecini iyi örneklediğinden. Adı Kemal Gürüz. 1947 İzmir doğumlu. ODTÜ Kimya Mühendisliği bölümü 1969 mezunu. Babası, 1950'li yılların ünlü ve ilk FİFA kokartlı hakemlerinden Hakkı Gürüz.
Kemal Gürüz, ODTÜ'deki öğrencilik yıllarını bu okulun en hareketli döneminde geçirmiştir. O yılların suya sabuna dokunmayan "çalışkan" öğrencilerinden kimileri gibi, sosyalizme olan kompleksli düşmanlığını bu dönemde biriktirmiş olması muhtemeldir. Bir ara YÖK Başkanlığı yapmış, en son Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınıp bırakılmıştır.
Geçenlerde Ahmet Hakan'la çıktığı bir televizyon programında siyasal konumunu ve görüşlerini kendi ağzından şöyle sıralamıştır: Amerikancılık, özel sektörcülük, serbest piyasacılık, Demirelcilik, milliyetçilik, anti-komünizm, Marksizm düşmanlığı ve (bugünlerde) CHP'cilik. Bunların üstüne bir de İsrail sempatizanlığını eklemiştir. Yetmemiş, "komünizmi çökerttikleri" için Reagan ve Thatcher'le birlikte Garbaçov'a duyduğu minneti dile getirmekten geri kalmamıştır.
Ama elbette, bütün bunları önceleyen asıl bir "izm"i daha vardır: Kemalizm.
Gürüz'ün Kemalistliğinden kuşku duymanın, "hayır, olamaz, böyle biri gerçek Kemalist olamaz!" türü bayat repliklerin anlamı yoktur. Gerçekten bal gibi Kemalist'tir. Üstelik Kemalizm'inde yalnız da değildir: Örneğin, Kemal Alemdaroğlu, hele hele Celal Şengör gibi "güzide" bilim insanları da kendisiyle aşağı yukarı aynı konumda ve düşüncededir.
Bu kişiler ve benzerleri, Türkiye'deki Kemalist aydınlanma-modernleşme damarlarından birinin üçüncü ve en dejenere kuşağını temsil etmektedir.
* * *
İsmet İnönü, Mustafa Necati, Refik Saydam, Mahmut Esat Bozkurt, Yakup Kadri; ardından 30'ların üniversite "kurucuları" ve daha birçoğu. Bunlar, Kemalist aydınlanma-modernleşme sürecinin ilk kuşak temsilcileri arasındadır. Anti-komünist midirler? Hiç kuşkusuz öyledirler. Anti-Marksist midirler? Aralarında Marksizm'e biraz olsun vakıf sayılabilecek kişi çok azdır (örneğin Mahmut Esat Bozkurt ve mülteci Alman akademisyenlerinden bir şeyler öğrenenler gibi); ancak nedir ne değildir pek bilmeseler de tanım gereği Marksizm'e karşıdırlar. Bir damar budur.
Diğerini Recep Peker ve Şükrü Saraçoğlu gibiler oluşturur ki, faşizandırlar.
Gene de, ilk damarda sayılanlar kendi dönemlerinde, daha sonra başkalarının yaptığı ölçülerde kudurgan bir anti-komünizm yapmamışlardır. Görece aklı başında veya feraset sahibi olduklarından mı? Hayır. Birkaç nedenle. Birincisi, Cumhuriyet'in ilk dönemlerindeki reform hamleleri belirli bir radikalizmi gerektiriyordu; radikal, komşusu bir başka radikali görünce sopasını saklamıştır. İkincisi, özellikle 30'ların güç yıllarında Sovyet dostluğuna ve yardımlarına belirli bir değer vermiştir.
Üçüncü neden?
Üçüncü ve belki de en belirleyici neden için bir sonraki kuşağa atlamamız gerekiyor.
* * *
Kasım Gülek, Turhan Feyzioğlu, Coşkun Kırca, Nihat Erim, Demokrat Parti'nin görece "aydın" kadroları, bu arada örneğin Aydın Yalçın, Halil İnalcık gibi bilim insanları ve daha pek çoğu. Bunlar, Kemalist aydınlanma-modernleşme sürecinin ikinci kuşak temsilcileri arasındadır. Anti-komünist midirler? Tam tamına öyledirler. Marksizm'e şiddetle karşıdırlar (ne olduğunu bilseler de bilmeseler de). Bu kuşağın birinci kuşaktan en belirgin farkı, anti-komünistliğini bu kez ikide bir en sivri içerikte yinelemesidir.
Çünkü artık devreye, yeni bir faktör olarak ABD, NATO ve "Soğuk Savaş" girmiştir. Türkiye'nin "batılılaşma" projesi, batıya yamanmaya dönüşmüştür. İkinci kuşak, ABD'nin ve NATO'nun ipine sarılınca, histerik anti-komünizmini her vesileyle dillendirip yerini sağlama almaya çalışmıştır.
* * *
Akademisyense, Kemal Gürüz, Kemal Alemdaroğlu, Celal Şengör ve benzerleri; siyasetçiyse, bugün AKP'ye "muhalefet eden" ve kendine "Atatürkçü" diyen onlarcası. Bunlar, Kemalist aydınlanma-modernleşme sürecindeki belirli bir damarın üçüncü kuşak temsilcileri arasındadır. Anti-komünist midirler? Tam tamına öyledirler. Ya Marksizm konusundaki düşünceleri? Şiddetle karşıdırlar (ne olduğunu bilseler de bilmeseler de). Bu kuşağın ikinci kuşaktan en belirgin farkı, ABD'ciliğinin yanı sıra, özel sektörcülüğünü ve serbest piyasacılığını da neredeyse sadakat yeminleriyle ikide bir deklare etme gereği duymasıdır.
Başka fark?
İkinci kuşak, ABD'nin ve NATO'nun ipine sarılmayı "Sovyet tehdidiyle" gerekçelendiriyordu.
Üçüncü kuşak ise, artık böyle bir gerekçe de göstermeden ABD'nin, NATO'nun ipine sarılmayı önermektedir.
Sizce, son iki kuşaktan hangisi görece daha "kişilikli"dir?
Veya ortada bir dejenerasyon var mıdır, yok mudur?
* * *
Birinci kuşak batı öykünmecisiydi.
İkinci kuşak öykünmeciliğe yardakçılığı ve yamanmacılığı eklemiştir.
Üçüncü kuşak ise, öykünmeciliğin, yardakçılığın ve yamanmacılığın üstüne bir de yalakalığı katmıştır.
Soru ortadadır: Kemalist aydınlanma-modernleşme sürecinin, sosyalizme yakınlık duymadan da gerçekten anti-emperyalist ve yurtsever duruş sergileyen herhangi bir damarı kalmış mıdır?
Okur bu soruya yanıt düşünedursun, bir gerçek apaçık ortadadır. Tepedencilik, kibir ve seçkincilik, bir ülkenin kendi kaynaklarıyla kuruculuk hamlesine giriştiği dönemde tarihsel açıdan anlaşılacak bir yere oturabilmiştir; ne var ki aynı özellikler kişileri günümüzün çözülme sürecinde ancak emperyalizmin, sermayeciliğin ve piyasacılığın kucağına oturtabilmektedir.
Metin Çulhaoğlu
Üye eleştirileri
Yorumlar
Sosyalizm'le uzak ara mesafesini belirtmek gerekliyse de, vurgunun amacı aştığı eleştirisine de katılıyorum.
Tek bir sorun var: O da sosyalizm ve kemalizm arasında bir şekilde ilişki kurma çabasının devam ettirilmesi yönünde gösterilen niyet. Şahıslar düzeyinde böyle bir sorun olacağını sanmıyorum. İnsanlar dost olabilirler, ortak çatılar altında (dernek, sendika, parti) birlikte faaliyet de gösterebilirler ama bir düşünce olarak kemalizme, herhangi bir çıkış yolu ya da "açılım" sağlamak sosyalizmin işi olmasa gerek. Hem zaten kemalistlerde de bu yönde bir niyet olduğunu düşünmüyorum genel olarak.

Çok güzel bir yazı, çok doğru örneklemeler, çok iyi saptamalar.
Tek bir sorun var: O da sosyalizm ve kemalizm arasında bir şekilde ilişki kurma çabasının devam ettirilmesi yönünde gösterilen niyet. Şahıslar düzeyinde böyle bir sorun olacağını sanmıyorum. İnsanlar dost olabilirler, ortak çatılar altında (dernek, sendika, parti) birlikte faaliyet de gösterebilirler ama bir düşünce olarak kemalizme, herhangi bir çıkış yolu ya da "açılım" sağlamak sosyalizmin işi olmasa gerek. Hem zaten kemalistlerde de bu yönde bir niyet olduğunu düşünmüyorum genel olarak.