Sivas Katliamı'na Dair Alaturka Liberalizmin "Üç Maymun" Performansı Popüler
Makale
2 Temmuz'da merakla baktım; farklılıklara saygı, hoşgörü, kültürel çeşitlilik gibi post-modern jargonları kullananlar tek bir laf edecek mi diye. Bu taleplerinin salt ideolojik hegemonya kurmaya yönelik söylemsel bir operasyonun öğeleri değil, gerçekten samimi talepler olduklarını gösterecek yorumlar yapılır mı diye soruyordum kendime. Ama nafile; anlaşılan sistemin iktidardaki efendileri kadar, yeni bir statüko için rakip efendilere hizmet edenler de kendi ideolojik hegemonyaları altına almaya çalıştıkları kesimlerin -özellikle bu topraklarda çok geçerli- bir özelliğine bel bağlıyorlardı: hafıza-ı beşer nisyanla maluldur. "Eğitimsiz, cahil bırakılmış geniş halk kitleleri kadar, aydınların, solcuların hazfızası da nisyandan maluldur nasıl olsa". İşte bel bağlanan hesap bu. Oysa öylesine geçiştirilecek bir olay mıdır Sivas'ta yaşanan trajedi? Bu anlamda o katliamda kaybettiklerimizi anmak için yapılan eylemlerdeki bir pankart çok anlamlı; "Unutmadık, Unutturmayacağız!". Bu iddiaya, karşı karşıya bulunduğumuz ideolojik saldırı karşısında inadına inadına dört elle sarılmamız gerekiyor.
TARİHİ YAPANLAR KİMLERDİR?
Burjuva iktisadı kadar burjuva tarihi de toplumsal fenomenlerin arkasında bir takım mistik güçler, "görünmeyen eller" olduğunu düşünür. Tıpkı piyasa gibi tarihi düzenleyenler de hikmetinden sual olunmayacak, sıradan insanların kavrayışının ötesindeki bir takım ulvi güçlerdir. Bu yaklaşımın göbekten bağlı olduğu ayna imajı diğer kutbu da aşırı basitleştirme, bir kaç "büyük adamı" tarihin asli failleri olarak sunmaktır. "Bilinen dünyayı" fetheden Büyük İskender'dir, mevcut uygarlıkları tarumar eden Cengiz Han'dır. Waterloo'da kaybeden Napolyondur, Amerika'yı keşfeden Colombo'dur, dünyanın çevresinde ilk kez turlayan Magellan'dır. Yani kısacası tarihi yapan bir takım kralların, generallerin, politikacıların şahsi kararlarıdır. Toplumun gövdesini oluşturan koca kitlenin hiçbir etkisi yoktur, onlar sadece emredileni uygular. İşte bu bakış açısının Sivas'ta yaşanan iğrenç katliamı yorumlamadaki yansıması da; "Bu katliam halka mal edilemez, bu bir takım karanlık güçlerin pürü pak müminleri eli kanlı katiller olarak göstermek için uyguladıkları bir tezgahdır". Buyrun 2 Temmuz günü Taraf gazetesinde o karanlık gün hakkındaki tek yazıyı kaleme alan Mithat Sancar'ın yazdıklarına bakalım:
"Bu yalnızlık ve çaresizlik duygusu, Alevilerin toplumsal ve siyasal varoluşunu amansız çelişkilerle belirlemeye devam ediyor. Kimi zaman, o katliamın sorumlularından medet umma anlamına gelen savrulmalarda somutlaşıyor bu travma. Korku, Alevilerin bir kesimini, bu ülkedeki bütün melanetlerin arkasında bir şekilde yer alan “derin güçler”de güvence arama noktasına sürükleyebiliyor."
Ha demek ki kimmiş bu katliamın sorumluları; "derin güçler".
Bu analiz "yöntemine" göre, Alman faşizmi de herşeye gücü yeten Hitler denen bir piskopat tarafından bir anda gökten zembille indirilmiş ve milyonlarca masum Almana dayatılmıştır. O masum almanlar istemeye istemeye 6 milyon yahudiyi gaz odalarına göndermiş, 20 milyondan fazla sivil sovyet insanını katletmiştir.
Bu bakış açısı, bir takım herşeye muktedir gizli güçlerin provakosyonlarının nasıl olup da geniş halk kitleleri arasında bir karşılık bulabildiğini ve dolayısıyla onları neden mobilize ettiğini sorgulamaz. Neden, örneğin bir İngiltere'de, Fransa'da benzer gizil güçler "Din Elden Gidiyor" diye provakasyon yapsa, ordaki "dindar" insanlar galeyana gelip diri diri yakacak müslüman, budist, hindu aramayacakken, Türkiye'de katledilecek Alevi aranır, ya da neden "Açız, aşağılanıyoruz, emeğimiz sömürülüyor, çocuklarımızın bir geleceği yok, kapitalizm dünyanın ekolojik dengesinin yok ediyor" türü "provakosyonlar" değil de "Müslüman mahallesinde salyangoz satıyorlar" benzeri tahrikler karşılık bulur bu ülkenin insanlarında; işte bu soruların üzerine hiç gitmezler.
Alaturka liberalizmin tarih anlayışına göre tarihi toplumlar yapmaz, yukarıdan aşağıya bir takım müdahaleler toplumu dönüştürür. Bu açıdan ezeli düşmanları olan kemalist aydınlanmacı zihniyetten farkları yoktur: İşte AKP her farklı kimliğe yaşam hakkı tanıyacak şekilde demokratikleşme hamleleri yapmaktadır, hoşgörü, farklılıklara saygı yasal güvence altına alınmaktadır, bu yüzden desteklenmelidir. Bu siyaseten doğru tavrı sergilerken, toplumun bağrında gerçekte çok daha büyük bir despotluğun, otoriter, farklılıklara tahammülsüz bir kültürün nasıl iyice yerleştirildiğiyle ilgilenmezler. 80 küsür yılda gıdım gıdım kaşıkla verilen yasal demokratik hakların "olağanüstü" durumlar sözkonusu olduğunda bir gece içinde kepçeyle alınabileceği, tarihin bu operasyonların sayısız örneğiyle dolu olduğunu görmezlikten gelirler.
Aslolanın demokratik hakların biçimsel tanınması değil, toplum tarafından içselleştirilmesi olduğunu, muhafazakar/dinsel günlük varoluşun ise demokratik bir kültürü asla içselleştiremeyeceğini, dayanağı ulvi olduğu için herkesin dinin buyruklarına "ram olması" gerektiğine inandığını bilmezden gelirler. Böylesi otoriter bir zihniyetin norm olduğu bir toplumda, gizli odakların bodrolu ajan-provakatörleri işbaşında olmasa bile, durumdan vazife çıkaran, kendi kendini dini korumaya memur atamış hevesli, amatör çavuşların her zaman için Sivas'takine benzer bir güruhu çevresinde toplayıp, kesecek ya da diri diri yakacak kafir arayışına girebileceği olgusuna gözlerini bile bile kaparlar.
Bir toplumun gerçek demokratikleşmesinin, "tarihi yapan büyük insanların" lütfedip yürürlüğe soktukları yasalarla değil, ancak toplumu oluşturan somut bireylerin demokrasi ve çoğulculuk prensiplerini, yazılı olmayan birer etik ilke olarak benimsenmesiyle ve somut günlük varoluşlarında hayata birebir geçirmesiyle mümkün olacağı yalın gerçeğini hiç gündeme getirmezler. Tarihin en vahşi faşizmlerinin gayet demokratik kanallardan geçerek iktidara oturabildiklerini pek düşünmek istemezler. İşte bu gibi yalın olgular, alaturka liberallerimiz için, Al Gore'un popüler belgeselinin adının ifade ettiği türden gözlerini kapamaları gereken "Inconvenient Truth"lardır.
Demokrasi yasal olarak teminat altına, "sözde" alınmış bile olsa , bu toplumun derinliklerinde ne kadar ürkütücü bir hoşgörüsüzlüğün, ne kadar vahşi otoriter bir varoluşun hüküm sürdüğünün ibareleri olan, son dönemde dehşet veren bir sıklıkta yaşadığımız farklı olanlara karşı saldırıları, -Rahip cinayetlerini, Malatya katliamını, Dink ve Danıştay suikastlerini, Sapanca'da ODTÜ'lü kürekçilere saldırıyı, oruç tutmayanlara yönelik tacizleri vs.vs.- , Güneşi balçıkla sıvama çabasını anıştıran bir şekilde, hep derin güçlerin, sütten çıkmış kaşık kadar ak muhafazakar insanları öcü gibi göstermeye yönelik "derin güçlerin" tezgahları olarak yansıtmaya çalışıyorlar. "Gerçek dindarlar böyle şeyler yapmaz, bunları hep derin devlet tezgahlıyor". Hani bu toplumun içinde birebir yaşamıyor olsak inanacağız. Bütün bu olayların diyelim ki hepsi tezgahtı, diyelim ki Sivas'ta ağzından köpükler saçarak 37 insanı yakan güruhu oluşturan onbinlerin hepsi de kadrolu ajan-provakatördü. Peki kendi somut hayatlarımızda benzer olayların küçük çapta da olsa her zaman yaşanabileceğinin duyumsamaz mıyız? Ülkenin o karanlık iç bölgesinde, ramazan ayında kamuya açık alanı geçtik, kendi mahrem mekanınızda içkili bir yemek verebilir misiniz? Bunu yapmaya kalksanız elinde meşalelerle sizi yakmak için Sivas'takine benzer sakallı bir güruh kapınızda toplanıvermez mi?
İşte bütün bu "Inconvenient Truth"lar karşısında Taraf gibi yapıların elinden susmaktan başka birşey gelmiyor. Sadece Mithat Sancar, Ümit Kıvanç gibi hala sol bir vicdana sahipmiş "izlenimi veren" yazarlarına, zevahiri kurtartacak yazılar yazdırıyorlar. Onların bile bütün yapabildiği, Sivas katliamının görünürdeki tezahürünün, nasıl bir toplumsal kültüre gönderme yaptığını ortaya koymaktansa, muhazafakar/dindar anlayışının hoşgörüsüzlüğünün en bariz göstergesi olan böyle bir olayı bile, allem edip gullem edip, solu ekarte edecek kendi yeni bir ideolojik hegemonya kurma misyonlarının hizmetine sokmak. Bunun bile, bu toplumdaki muhfazakar zihniyetin bir eleştirisi olarak kullanılmasının önüne geçmek, ve daha da öteye gidip aksine nefret ettikleri modernist aydınlanmacı ideolojiye karşı başlattıkları saldırıda kullanmak. Bakın Sancar ne diyor:
"2 Temmuz’dan bu toplumun tamamı sorumludur. Ortada “derin bir provokasyon” olsa bile, ateşi yakanlar, o ateşin ışığında ölüm dansına tutuşanlar, katliamı seyreden bütün resmî ve sivil güçler, olayın ertesi günü “tahrik” bahanesini işleyip mağdurları sorumlu olarak göstermeye çalışanlar, en az bu katliamı tezgâhlayan “karanlık odaklar” kadar sorumludurlar"
Herkesi sorumlu göstererek, hiçkimseyi sorumlu göstermiş olmazsınız. Lafı niye dolandırıyorsunuz.? Bu korkunç katliamdan biz niye sorumlu oluyoruz? Gerçek sorumlular bellidir ve hala hesabını verip, bu derin yarayı kapamak için hiçbir empatik yaklaşım göstermemişlerdir. Aksine, resmi olmayan günlük hayat söyleminde "Kulağınıza küpe olsun, sizi de bakın böyle yakarız ve yaktığımız yerde de daha sonra kebap yeriz" mesajı sürekli verilmektedir.
İnsan, belli bir misyon için yalın olguları bile çarpıtma işine girince, aynı yazı içinde bile kendi kendiyle çelişmeyi göze alabiliyor. Sancar, yukarıdaki pasajda "olayın ertesi günü 'tahrik' bahanesini işleyip mağdurları sorumlu olarak göstermeye çalışanları" da suçlu ilan ediyor. Burda eleştirmeye çalıştığı yaklaşıma "apologetic" deniyor. Yani her türlü katliamı, en vahşi cinayetleri bazı gerekçelerle rasyonalize edip, temize çıkarma çabası.
Çok güzel, bravo..Sancar bu iki yüzlü apologetic yaklaşımları mahkum ediyor, üstelik günlük hayat içinde kendileri gibi olmayanlara süreğen bir baskıyı uygulayan muhafazakarlara karşı apologetic bir yaklaşımın en ideal örneğinin veren Taraf gibi bir gazetede. Kendisini yürekten alkışlayabilirdik, bizzat kendisi de kapıdan kovduğu apologetic yaklaşımı, bu katliamı derin güçlerin bir tezgahı olarak sunmaya kalkarak bacadan sokmaya çalışmasaydı.
Bu katliamı o günkü gazete başlıklarının "halkımız, dini değerlerine saldırılarak tahrik edildi" yaklaşımı ile mazur göstermeye çalışmakla, "bu katliamın muhafazakar insanlarımızla alakası yok, bunu derin güçler tezgahladı" demek arasında ne fark var?
Tabii ki bu katliamın arkasında bir takım karanlık güçler olabilir. Sadece bu katliamda değil, insanlığa karşı işlenmiş bütün suçların arkasında katalizör görevi gören bir takım karanlık güçler olmuştur. Bu anlamda "karanlık güçler" bütün toplumsal olaylarda kesin bir "veridir", bir "sabittir". Ancak toplumsal analiz "sabit"ler üzerinden değil, "değişkenler" üzerinden yapılır. Karanlık güçlerin operasyonlarına kızmak, meydana gelip binlerce insanı öldürüyor diye depreme kızmak kadar eblehçe bir tavırdır. "Karanlık Güçler" Sümer'de de vardı, Mısır'da da, Roma'da da, Bizans'da da.. Bu karanlık güçleri kendi amaçları için kullanmaya yönelik bir külliyat bile vardır: Machiavelli'nin "Prens"i, Hobbes'un "Levithian"ı vs.
Eğer amacımız gerçek bir demokratikleşme ise, tıpkı depreme oluyor diye kızmak yerine depreme karşı dayanıklı binalar yapmak gibi, karanlık güçleri işbaşında oldukları için suçlamak yerine, onların provakosyonlarının toplumda bir karşılık bulabilmesini önlyecek kültürel dönüşümleri yapmak gerekmez mi? Sivas katliamınını tetikleyen güçler, dinsel duyguları kullanarak amaçlarına ulaştıklarına göre, dini duyguların böylesi istismarlara neden uygun olduğunu sorgulamak gerekmez mi? Taraf şurekasının karşısında Üç Maymunu oynadığı gerçekler de burda yatıyor işte.
Üye eleştirileri
-
2009-07-25 17:18:17 |SAdministrator| onder
-
2009-07-24 23:36:47 |Publisher| mine

bu yıl iki temmuzda nasıl da pişkin olduğumuzu düşünmüştüm. o çok büyütülen milenyuma birkaç yıl kala insanlar yakıldı. üstünden çok geçmedi odun ateşi gibi kararıverdi insan etinin külleri. kimse dehşete kapılmıyor olan biten karşısında. her şey ne kadar olağan sanki. sizin deyiminizle sol vicdana sahipmiş izlenimi verenler de aynı pişkinlik içinde. bunu çok iyi anlatmışsınız. tebrikler.
-
2009-07-06 12:22:02 |Administrator| guclu
-
2009-07-06 12:38:59 |SAdministrator| onder
-
2009-07-06 17:29:37 |SAdministrator| onder
-
2009-07-06 17:43:50 |SAdministrator| Murat
-
2009-07-06 17:46:54 |SAdministrator| onder
-
2009-07-06 11:48:40 |Administrator| guclu
-
2009-07-06 12:16:00 |SAdministrator| onder
-
2009-07-06 13:21:42 |Administrator| guclu
Yorumlar
Yorum adı üzerinde yorum..Sen chat paradigması içinden değerlendiriyor sun olayı.
Aha bu da gülen yüzler::-):D
Dur geliyor şimdi "puan ve puanların"
Sen başka bir yerde puan verdin herhal..:sad:

Güzel sözleriniz için teşekkür ederim.