Yaz sıcağında siyaset soruları Popüler
Makale
Son günlerde yaşanan siyasal gelişmeler ışığında bazı sorular soracağım. Gelin hep beraber yanıtlar arayalım:
1. Sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmamalarını sağlayan bir yasal düzenleme olumlu mudur, değil midir?
2. Askerlerin askerliği ilgilendiren meseleler haricinde sivil mahkemelerde yargılanmalarının önünün açılması olumlu mudur, değil midir?
3. İlk iki madde demokratikleşme açısından önem taşıyor olmasına rağmen ve var olan hükümet “AB Uyum Yasaları” hakkında en az üç yıldır kılını kıpırdatmazken aniden bir gece baskınıyla bu kanunun çıkarılması, sadece ve sadece demokratikleşme arzusuyla açıklanabilir mi?
4. Tutuklanan albayın işlediği suçu göz önüne alacak olursak, “İrticaya ve Fetullah Gülen’le Mücadele Planı” hazırlamak bir suç mudur?
5. Üstteki maddeyi açalım; hazırlandığı iddia edilen plan sırf hazırlanmış olduğu için mi suçtur, yoksa askerler tarafından hazırlandığı için suç mahiyeti taşımaktadır?
6. Eğer sorunun ilk kısmı doğruysa, yani sırf böyle bir plan hazırlamak suçsa, bu aslında başlı başına bir darbe demek değil midir? Yani F. Gülen ve İslami gericiliğe karşı mücadele etmeyi planlamak suç kapsamına alınıyor diyemez miyiz?
7. Yarın öbür gün başkalarını da “İrticaya ve Fetullah Gülen’le mücadele etmeye niyetlenmekten” içeri atabilirler mi? Yoksa hali hazırda Silivri Cezaevi’nde yatanların bir kısmı ile bir ara gözaltına alınıp bırakılanları bu türden bir niyet yoklaması ile muhatap oldukları iddia edilebilir mi?
8. Sivil yargının sırf askeri olmaması nedeniyle bağımsız olduğu söylenebilir mi? Uğur Kaymaz’ı öldüren polisleri hangi mahkeme beraat ettirdi, sıkıyönetim mahkemesi mi?
9. Bütün bu süreçlerde gözaltına alınan, içeri tıkılan, haklarında dosyalar uçuşan, ses kayıtları habire “internete düşen” insanların içinde bir tane bile emniyet görevlisinin olmaması çok enteresan değil mi?
10. Erdoğan’ın emniyet teşkilatını rejimin güvencesi olarak gören konuşması
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/11962472.asp?gid=233 sadece basit bir övgü müdür, yoksa rejimin içine girdiği yönelimin önsözü niteliğini mi taşımaktadır?
11. Geçen hafta İlker Başbuğ’un birçok kuvvet komutanı ile beraber gerçekleştirdiği basın toplantısı ve ardından dün yapılan MGK bildirisinde “irtica karşıtı” tek bir mesajın dahi olmaması ama “devletin kurumlarının yıpratılması” vurgulamasının yapılması, aslında örtük de olsa TSK’nın aslında hiç de güçlü olmadığının ispatı olarak okunamaz mı?
12. Tam da askeri yargının ciddiye almadığını açıkladığı bir rapora binaen, adı bugünlerde çok fazla anılan albayın sivil mahkeme tarafından tutuklanması, bunun bir teyidi değil midir?
13. İki yıldır devam eden “Dolmabahçe Mutabakı’nın” son gelişmelerin ardından TSK aleyhine bozulmakta olduğu, yani on yıllardır devam eden askeri vesayetin daha da gerileyeceği ve bunun yerine “sivil bir yönetimin” kurulmakta olduğunun açık sinyallerinin görüldüğü iddia edilebilir mi?
14. Kurulmakta olan “sivil yönetimin” sırf askeri olmaması ve sivil olması hasbiyle “default olarak” savunulması, solculuğun kriteri haline getirilmesi mümkün müdür? Yani başka bir deyişle “Taraf” yazarları ile bazı “özgürlükçü solcu” muhitlerin önünü açacak bir sürece mi girilmektedir yoksa bu arkadaşların ideolojik desteğine olan ihtiyacın minimuma ineceği bir dönem mi başlamaktadır?
15. Bütün ümitlerini yapılacak bir askeri müdahale üzerine kuran şehirli orta sınıfın bir bölümü bu süreçte sessiz ve itaatkâr kitle haline mi dönüşür, yoksa başta AKP ve yeni zenginleşmiş İslami zümre başta olmak üzere “yeni rejimin” tüm kurumlarına karşı öfke biriktiren ve politikleşme eğilimi taşıyabilecek bir dinamik usul usul gelişiyor olabilir mi içerlerde bir yerlerde?
16. Acaba tarihin herhangi bir döneminde bu kadar silik ve etkisiz düzen içi muhalefet partilerine rastlanmış mıdır? Özellikle Baykal’ın grup konuşmalarını alkışlayan milletvekili topluluğu kadar politik mücadeleden yoksun ve hatta kaçkın bir siyasetçi grubu görülmüş müdür?
17. Son soru: tüm bu faktörler üst üste konulduğunda halen ABD’de ikamet eden bir din büyüğünün neden hala ülkesine dönmediği, kendisi için hazırlanan yalıya geçmek için hangi şartların olgunlaşmasını beklediği merak edilmez mi?
Üye eleştirileri
-
2009-07-06 20:30:45 |Publisher| BALCI
-
2009-07-07 19:27:11 |Administrator| guclu

Akşam Gazetesi'nde konunun "erbaplarından" biriyle söyleşi yapılmış.
Mevcut kadrodan cunta çıkmaz
Emekli asker Nihat Ali Özcan, 'darbe belgesi'ne ilişkin gelişmeleri değerlendirdi. Belgenin sahte olduğunu söyleyen Özcan, 'Cunta adına yapıyorsanız ne diye adınızı, sıfatınızı koyacaksınız ki. Her kurumun jargonu vardır. Şu an mevcut generallerden cunta çıkması imkansız' dedi
http://www.aksam.com.tr/2009/07/07/roportaj/muhabir/35/ mevcut_kadrodan_cunta_cikmaz.html
Taraf gazetesinde yayınlanan belge sizi şaşırttı mı?
Hayır, hiç şaşırtmadı. Çünkü özellikle son 5 - 6 yıldır yapılan tartışmalara baktığımız zaman bu belge tahmin edilebilirdi. Bir nevi onların bir devamı. Bilek güreşinin araçlarından biri.
Hangi bilek güreşi?
Bu işin iki boyutu var. Bir hukuki bir de psikolojik. Psikolojik olan boyut kamuoyunun algılarını değiştirmeye yönelik. Hukuki boyut kendi mecrasında işliyor ama onun işleme biçimi de kamuoyunun algısını şekillendirmede önemli bir rol oynuyor. Belgenin çıkartılıp birilerine verilmesi bile algı şekillendirilmesi için özel bir çaba.
Demek istediğiniz şu mu: Asıl tartışmamız gereken belgenin varlığı değil, şu anda ortaya çıkarılmış olması?
Hayır, ben diyorum ki önemli olan algı şekillendirme amacı. Yoksa bu belgeyi çıkaranların beklentisi bu belgenin yol açacağı hukuki sonuçlar değildi.
Neden değildi?
Bazen bir işe giriştiğinizde hesap etmediğiniz faktörler ortaya çıkabiliyor. Muhtemelen bu belgenin kamuoyuna ulaşması konusunda çaba sarf edenler her şeyi çok iyi dizayn ettiklerini düşünüyorlardı. Ama onların hesap etmediği bir gelişme oldu.
Neden böyle düşünüyorsunuz? Hangi gelişmeden bahsediyorsunuz?
Belge şimdi ortaya çıkmasa, doğal kendi sürecinde parçası olduğu iddianamenin hazırlanması ile tartışılmaya başlanırdı. Bunun için de 2 - 3 yıllık bir süreç lazımdı.
Anlamadım. Bu belgenin Ergenekon kapsamında ortaya çıkarılacağı varsayımına nasıl varıyorsunuz ve öyle ise neden yanlış hesaplandı?
Hukuksal prosedüre bakarsanız normalde askeri savcılık bu işe el koymayacaktı. Sadece sızdırılmış olmaktan dolayı belki görülmekte olan davayla ilgili olarak savcılığa bir şey soracaktı ama salt belge ile ilgili işlem yapmayacaktı.
Nereden biliyoruz? Belki de belge hiç ortaya çıkmayacaktı?
Belgenin imal edilmesi ya da ortaya çıkarılması vs zaten soru işareti. Bir plan var. Ama askeri savcının duruma el koyması planın kontrolden çıkmasına sebep oldu.
Askeri savcının duruma el koyması kimin planını bozar?
Bu belgenin yayınlanmasından bir muradı olanlar büyük olasılıkla böyle bir şey öngörmediler.
Bunlar kim olabilir? Cemaat ya da ulusalcı kanattan bahsediliyor
örneğin?
Tabii potansiyel aktör olarak bunlar akla geliyor. Ama şu an elimizde hukuksal veri yok. Bu iş kendi başına ortaya çıkmış ve ilerleyen bir iş değil. Büyük resmin bir parçası.
Siz ordunun işleyişini iyi bilen bir isimsiniz. Böyle bir belge nasıl hazırlanır? Belgenin gerçek olma ihtimalini nasıl görüyorsunuz?
Yüzde 99,9 sahte olduğunu düşünüyorum belgenin.
Böyle keskin bir kanıya nasıl varıyorsunuz?
Her kurumun bir jargonu, bir kurumsal kültürü vardır. Bu, yıllar içinde oluşur. O kültür kendini yazı formatında da gösterir. Bu belge profesyonel olmaya çalışan bir acemi tarafından, o kurumsal kültüre mensup olmayan birinin kaleminden çıkmış!
Neye dayanarak bunu söylüyorsunuz?
Kullandığı dil ve formata. Büyük ihtimalle yazanın önünde buna benzer bir şeyler vardı. Benzerlerinden alıp 'olsa olsa' metoduyla bu belgeyi hazırladı. Bu evrakı bir kurmay albay bir generalin önüne imzaya götürse kağıdın üzeri kırmızı hata işaretleriyle dolar.
Ya bahsedildiği gibi bir cunta hazırladıysa? Kurallara bağlılık hissetmemiş olamaz mı metni yazarken?
Bunu özel bir niyetle yapıyorsanız sistemin bir parçası olmanız lazım. Bir cuntanın oturup resmi formatta yapması gerekmez ki bunu. Cunta adına yapıyorsanız ne diye kendi adınızı resmi sıfatları vs koyacaksınız ki. Zaten o bünyeden biriyse yazım alışkanlıklarından çıkıp bizim oğlanın ev ödevi gibi hazırlayamaz. Böyle bir kültürün parçası iseniz o kültürün getirdiği alışkanlıklar vardır. Zaten cunta tezinin doğru olamayacağını yakın zamanda olanlardan da biliyoruz.
Nasıl?
TSK'nın en önemli unsuru tepe noktasıdır. Olan her şey tepede olur. Aşağıda değil. En tepede bu sistemin farklı biçimlerde yol almasını sağlayabilecek bir yapı yoksa olmaz. Bunun mümkün olmaması için 1960 sonrası TSK'nın iç işleri açısından inanılmaz mekanizmalar kurulmuş.
Generallerin içinden bir cunta çıkması neden mümkün olmasın?
Medyaya son aylık süre içinde bir bakın, görürsünüz. Orada Genel Kurmay Başkanı dışında kimseyi görüyor musunuz? Sayın Başbuğ'un 14 Nisan konuşmasını satır aralarında bir şey gizli. 'Bu kurumu temsil etmeye bir tek ben yetkiliyim. Benim dışımdakilerin bir şey söylemeye niyetleri varsa onu yeri MGK toplantısıdır' diyor.
Söylediklerinizi alt alta koyduğumuzda 'belgenin sahte olduğu kesindir' çıkıyor. Öyleyse Genelkurmay neden işi askeri savcılığa devredip kamuoyunda 'bir şeyleri örtbas etmeye çalışıyor' şüphesi yaratıyor?
Çok önemli bir soru bu. Burada TSK'dan çıktığı iddia edilen bir belge var. Altında da TSK mensubu birinin imzası. Bu, doğal olarak askeri savcının görev alanına giriyor. Askeri savcıya gitmekten başka yol yok
Askeri savcılığa değil de sivil yargıya gidilemiyor mu?
Hayır. Sistemin işleyişi ile ilgili bir konu olduğu için askeri savcı duruma el koymak durumunda.
'TSK kendi elemanını korumak için sivil yargının elinden alıyor', tezi doğru değil mi? TSK hukuki olarak askeri savcıya gitmek zorunda mı?
Evet, hukuksal prosedürler belli. Kaldı ki 'elinden kurtardı' tarzı bir yaklaşım hukuki olmaktan çok, öznel kanaat belirten bir yaklaşım.
2002'den beri dini anlamda muhafazakarlaşma yanlısı olduğu ileri sürülen bir iktidar var. Ordunun zaman zaman bu iktidarla anlaşmakta zorluk çektiği gözlemlendi. Son 7 yıl TSK açısından ne kadar zordu ve dışarıya bunun ne kadarı yansıdı?
AK Parti temel parametrelerde değişiklik yaptı mı? Hayır tam tersi. Kendini de kökten değiştirecek şekilde dümeni tutmaya devam ediyor. Sonuçta bu da AK Partiyi değiştiriyor. Genel bir muhafazakarlaşma var ama ben bunun konjonktürel olduğunu düşünüyorum. Sonuçta serbest piyasayı mı ortadan kaldırdınız, siyasal sistemi mi değiştirdiniz? Hayır!
Yani ordunun hiç rahatsızlığı yok mu?
Tabii ki içeride bir takım kaygılar var. 2004 ve 2005'te nasıl tartışmaların yapıldığını gördük. Ama sonuçta bu parti demokratik yollarla iktidara gelmiş.
O zaman o yolları değiştirme lüksü olabilir mi?
Ordu olabileceğini düşünüyor ki 27 Nisan muhtırasını yaşadık.Orada kaptan değişikliği istikamet değişikliğini getirir mi diye bir korku vardı. Ama
Sayın Gül'ün seçilmesinden sonra hiçbir değişiklik olmadığı da görüldü.
Sayın Başbuğ 14 Nisan'daki konuşmasında cemaati hedef alan sözler sarf etmişti. Ordu cemaatten neden korkuyor?
Sosyal bilimcilerin anlamaya çalıştığı bir networkten bahsediyoruz. Bu mantık ve biçim olarak belki endüstri öncesi topluma ait ama yaşadığı gerçeklik endüstri ve post endüstri dönemine ait. Eski networkü serbest piyasanın sağladığı olanaklar ve devlet sistemini kullanarak güçlendiriyor. Ama son kertede tüm organizasyonların başına gelen onun da başına gelecek. Doğacak, büyüyecek ve ölecek ya da bölünecek / transforme olacak.Ordu cemaatten kendine benzemediği için korkuyor.
Şu an hangi aşamada?
Zirveden aşağı iniş başlamış gibi görünüyor. Çünkü politik güç olma isteği ve hırsı en büyük avantajı olan görünmezliği ortadan kaldırıyor. Artık görünür oldu.
O zaman ordu ondan neden bu kadar korkuyor?
Önemli olan tarafların birbirini nasıl anladığı. Orduların işleme biçimi endüstriyel sistemlere ve dünyanın algısına göre yaratılmıştır. Ordu kendi benzerleriyle mücadele etmek üzerine kurgulandı. Ve bununla ilgili bir sorunu yok. Ama kendine benzemeyen ile mücadele konusunda henüz yapı ve zihin olarak kendisi de, toplum da, kurallar da hazır değil. O nedenle korkuyor.
Son dönemde ordunun toplum içindeki gücünün azaldığı söyleniyor. Katılıyor musunuz?
Evet, bunun doğal olarak böyle olması lazım. Refah düzeyi ve decentralizasyon arttıkça aynı gücü sürdürmesi mümkün değil.
Bu, orduyu rahatsız ediyor mudur?
Ordu pragmatisttir. Aklını kullanır. Zaman ve mekan boyutunda nerede konumlanması gerektiğine karar verir.
KİMDİR?
Askeri kökenli araştırmacı
1958 Trabzon doğumlu olan Nihat Ali Özcan 1979'da Kara Harp Okulu'ndan teğmen olarak mezun oldu. Orduda değişik rütbe ve yerlerde görev yaptı. Subay olarak görev yaptığı dönemde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1998'de kendi isteğiyle ordudan emekli oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi'nden doktora derecesi aldı. 1999 - 2002 arasında ASAM (Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi)nde görev yaptı. Halen TEPAV (Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı)'nda çalışmalarını sürdürüyor.
-
2009-07-07 19:35:35 |Administrator| guclu

Akşam Gazetesi'nde konuyla ilgili bir söyleşi çıkmış.
Mevcut kadrodan cunta çıkmaz
Emekli asker Nihat Ali Özcan, 'darbe belgesi'ne ilişkin gelişmeleri değerlendirdi. Belgenin sahte olduğunu söyleyen Özcan, 'Cunta adına yapıyorsanız ne diye adınızı, sıfatınızı koyacaksınız ki. Her kurumun jargonu vardır. Şu an mevcut generallerden cunta çıkması imkansız' dedi
http://www.aksam.com.tr/2009/07/07/roportaj/muhabir/35/ mevcut_kadrodan_cunta_cikmaz.html
Taraf gazetesinde yayınlanan belge sizi şaşırttı mı?
Hayır, hiç şaşırtmadı. Çünkü özellikle son 5 - 6 yıldır yapılan tartışmalara baktığımız zaman bu belge tahmin edilebilirdi. Bir nevi onların bir devamı. Bilek güreşinin araçlarından biri.
Hangi bilek güreşi?
Bu işin iki boyutu var. Bir hukuki bir de psikolojik. Psikolojik olan boyut kamuoyunun algılarını değiştirmeye yönelik. Hukuki boyut kendi mecrasında işliyor ama onun işleme biçimi de kamuoyunun algısını şekillendirmede önemli bir rol oynuyor. Belgenin çıkartılıp birilerine verilmesi bile algı şekillendirilmesi için özel bir çaba.
Demek istediğiniz şu mu: Asıl tartışmamız gereken belgenin varlığı değil, şu anda ortaya çıkarılmış olması?
Hayır, ben diyorum ki önemli olan algı şekillendirme amacı. Yoksa bu belgeyi çıkaranların beklentisi bu belgenin yol açacağı hukuki sonuçlar değildi.
BUNU HESAP ETMEDİLER
Neden değildi?
Bazen bir işe giriştiğinizde hesap etmediğiniz faktörler ortaya çıkabiliyor. Muhtemelen bu belgenin kamuoyuna ulaşması konusunda çaba sarf edenler her şeyi çok iyi dizayn ettiklerini düşünüyorlardı. Ama onların hesap etmediği bir gelişme oldu.
Neden böyle düşünüyorsunuz? Hangi gelişmeden bahsediyorsunuz?
Belge şimdi ortaya çıkmasa, doğal kendi sürecinde parçası olduğu iddianamenin hazırlanması ile tartışılmaya başlanırdı. Bunun için de 2 - 3 yıllık bir süreç lazımdı.
Anlamadım. Bu belgenin Ergenekon kapsamında ortaya çıkarılacağı varsayımına nasıl varıyorsunuz ve öyle ise neden yanlış hesaplandı?
Hukuksal prosedüre bakarsanız normalde askeri savcılık bu işe el koymayacaktı. Sadece sızdırılmış olmaktan dolayı belki görülmekte olan davayla ilgili olarak savcılığa bir şey soracaktı ama salt belge ile ilgili işlem
yapmayacaktı.
Nereden biliyoruz? Belki de belge hiç ortaya çıkmayacaktı?
Belgenin imal edilmesi ya da ortaya çıkarılması vs zaten soru işareti. Bir plan var. Ama askeri savcının duruma el koyması planın kontrolden çıkmasına sebep oldu.
Askeri savcının duruma el koyması kimin planını bozar?
Bu belgenin yayınlanmasından bir muradı olanlar büyük olasılıkla böyle bir şey öngörmediler.
KURUMUN JARGONUNA UYMAYAN BİR BELGE
Bunlar kim olabilir? Cemaat ya da ulusalcı kanattan bahsediliyor
örneğin?
Tabii potansiyel aktör olarak bunlar akla geliyor. Ama şu an elimizde hukuksal veri yok. Bu iş kendi başına ortaya çıkmış ve ilerleyen bir iş değil. Büyük resmin bir parçası.
Siz ordunun işleyişini iyi bilen bir isimsiniz. Böyle bir belge nasıl hazırlanır? Belgenin gerçek olma ihtimalini nasıl görüyorsunuz?
Yüzde 99,9 sahte olduğunu düşünüyorum belgenin.
Böyle keskin bir kanıya nasıl varıyorsunuz?
Her kurumun bir jargonu, bir kurumsal kültürü vardır. Bu, yıllar içinde oluşur. O kültür kendini yazı formatında da gösterir. Bu belge profesyonel olmaya çalışan bir acemi tarafından, o kurumsal kültüre mensup olmayan birinin kaleminden çıkmış!
Neye dayanarak bunu söylüyorsunuz?
Kullandığı dil ve formata. Büyük ihtimalle yazanın önünde buna benzer bir şeyler vardı. Benzerlerinden alıp 'olsa olsa' metoduyla bu belgeyi hazırladı. Bu evrakı bir kurmay albay bir generalin önüne imzaya götürse kağıdın üzeri kırmızı hata işaretleriyle dolar.
TSK'DA HER ŞEY TEPEDE OLUR
Ya bahsedildiği gibi bir cunta hazırladıysa? Kurallara bağlılık hissetmemiş olamaz mı metni yazarken?
Bunu özel bir niyetle yapıyorsanız sistemin bir parçası olmanız lazım. Bir cuntanın oturup resmi formatta yapması gerekmez ki bunu. Cunta adına yapıyorsanız ne diye kendi adınızı resmi sıfatları vs koyacaksınız ki. Zaten o bünyeden biriyse yazım alışkanlıklarından çıkıp bizim oğlanın ev ödevi gibi hazırlayamaz. Böyle bir kültürün parçası iseniz o kültürün getirdiği alışkanlıklar vardır. Zaten cunta tezinin doğru olamayacağını yakın zamanda olanlardan da biliyoruz.
Nasıl?
TSK'nın en önemli unsuru tepe noktasıdır. Olan her şey tepede olur. Aşağıda değil. En tepede bu sistemin farklı biçimlerde yol almasını sağlayabilecek bir yapı yoksa olmaz. Bunun mümkün olmaması için 1960 sonrası TSK'nın iç işleri açısından inanılmaz mekanizmalar kurulmuş.
Generallerin içinden bir cunta çıkması neden mümkün olmasın?
Medyaya son aylık süre içinde bir bakın, görürsünüz. Orada Genel Kurmay Başkanı dışında kimseyi görüyor musunuz? Sayın Başbuğ'un 14 Nisan konuşmasını satır aralarında bir şey gizli. 'Bu kurumu temsil etmeye bir tek ben yetkiliyim. Benim dışımdakilerin bir şey söylemeye niyetleri varsa onu yeri MGK toplantısıdır' diyor.
Söylediklerinizi alt alta koyduğumuzda 'belgenin sahte olduğu kesindir' çıkıyor. Öyleyse Genelkurmay neden işi askeri savcılığa devredip kamuoyunda 'bir şeyleri örtbas etmeye çalışıyor' şüphesi yaratıyor?
Çok önemli bir soru bu. Burada TSK'dan çıktığı iddia edilen bir belge var. Altında da TSK mensubu birinin imzası. Bu, doğal olarak askeri savcının görev alanına giriyor.
Askeri savcıya gitmekten başka yol yok
Askeri savcılığa değil de sivil yargıya gidilemiyor mu?
Hayır. Sistemin işleyişi ile ilgili bir konu olduğu için askeri savcı duruma el koymak durumunda.
'TSK kendi elemanını korumak için sivil yargının elinden alıyor', tezi doğru değil mi? TSK hukuki olarak askeri savcıya gitmek zorunda mı?
Evet, hukuksal prosedürler belli. Kaldı ki 'elinden kurtardı' tarzı bir yaklaşım hukuki olmaktan çok, öznel kanaat belirten bir yaklaşım.
2002'den beri dini anlamda muhafazakarlaşma yanlısı olduğu ileri sürülen bir iktidar var. Ordunun zaman zaman bu iktidarla anlaşmakta zorluk çektiği gözlemlendi. Son 7 yıl TSK açısından ne kadar zordu ve dışarıya bunun ne kadarı yansıdı?
AK Parti temel parametrelerde değişiklik yaptı mı? Hayır tam tersi. Kendini de kökten değiştirecek şekilde dümeni tutmaya devam ediyor. Sonuçta bu da AK Partiyi değiştiriyor. Genel bir muhafazakarlaşma var ama ben bunun konjonktürel olduğunu düşünüyorum. Sonuçta serbest piyasayı mı ortadan kaldırdınız, siyasal sistemi mi değiştirdiniz? Hayır!
Yani ordunun hiç rahatsızlığı yok mu?
Tabii ki içeride bir takım kaygılar var. 2004 ve 2005'te nasıl tartışmaların yapıldığını gördük. Ama sonuçta bu parti demokratik yollarla iktidara gelmiş.
O zaman o yolları değiştirme lüksü olabilir mi?
Ordu olabileceğini düşünüyor ki 27 Nisan muhtırasını yaşadık.Orada kaptan değişikliği istikamet değişikliğini getirir mi diye bir korku vardı. Ama
Sayın Gül'ün seçilmesinden sonra hiçbir değişiklik olmadığı da görüldü.
Sayın Başbuğ 14 Nisan'daki konuşmasında cemaati hedef alan sözler sarf etmişti. Ordu cemaatten neden korkuyor?
Sosyal bilimcilerin anlamaya çalıştığı bir networkten bahsediyoruz. Bu mantık ve biçim olarak belki endüstri öncesi topluma ait ama yaşadığı gerçeklik endüstri ve post endüstri dönemine ait. Eski networkü serbest piyasanın sağladığı olanaklar ve devlet sistemini kullanarak güçlendiriyor. Ama son kertede tüm organizasyonların başına gelen onun da başına gelecek. Doğacak, büyüyecek ve ölecek ya da bölünecek / transforme olacak.
Ordu cemaatten kendine benzemediği için korkuyor
Şu an hangi aşamada?
Zirveden aşağı iniş başlamış gibi görünüyor. Çünkü politik güç olma isteği ve hırsı en büyük avantajı olan görünmezliği ortadan kaldırıyor. Artık görünür oldu.
O zaman ordu ondan neden bu kadar korkuyor?
Önemli olan tarafların birbirini nasıl anladığı. Orduların işleme biçimi endüstriyel sistemlere ve dünyanın algısına göre yaratılmıştır. Ordu kendi benzerleriyle mücadele etmek üzerine kurgulandı. Ve bununla ilgili bir sorunu yok. Ama kendine benzemeyen ile mücadele konusunda henüz yapı ve zihin olarak kendisi de, toplum da, kurallar da hazır değil. O nedenle korkuyor.
Son dönemde ordunun toplum içindeki gücünün azaldığı söyleniyor. Katılıyor musunuz?
Evet, bunun doğal olarak böyle olması lazım. Refah düzeyi ve decentralizasyon arttıkça aynı gücü sürdürmesi mümkün değil.
Bu, orduyu rahatsız ediyor mudur?
Ordu pragmatisttir. Aklını kullanır. Zaman ve mekan boyutunda nerede konumlanması gerektiğine karar verir.
KİMDİR?
Askeri kökenli araştırmacı
1958 Trabzon doğumlu olan Nihat Ali Özcan 1979'da Kara Harp Okulu'ndan teğmen olarak mezun oldu. Orduda değişik rütbe ve yerlerde görev yaptı. Subay olarak görev yaptığı dönemde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1998'de kendi isteğiyle ordudan emekli oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi'nden doktora derecesi aldı. 1999 - 2002 arasında ASAM (Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi)nde görev yaptı. Halen TEPAV (Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı)'nda çalışmalarını sürdürüyor.
-
2009-07-02 22:56:09 |Administrator| AliOsman

1. Olumludur
2. Olumludur
3. Açıklanamaz
4. Raporun içeriğine, sonuç kısmına, yapılması planlanan şeylere bağlı
5. Sanırım askerler hazırladığı için
6. Denilenbilir
7. Olabilir
8. Söylenemez
9. Enteresan. Ama MHP'li olmaması da enteresan. Acaba devlet onları yine her zaman ki niyetiyle, olası bir sol uyanışta kullanılmak üzere rafta mı bekletiyor ?
10. Polis teşkilatı her dönem kendine şu ya da bu sebepten dolayı güzide bir yer buluyor zaten. Bence maksat Askeriyeyi yıpratmak değil, terbiye etmek, ıslah etmek, hizaya getirmek... Tüm Ergenekon bunun üzerine kurgulanmıyor mu ?
11. TSK'nın 'yola gelmeye' başladığının göstergesi olabilir. Tüm ordu komutanları ile ilgili çok sağlam kayıtların olduğu kesin. Orada oturmak için hepsi sesini kesmek zorunda kaldı. Onları oradan bir kaç hafta içerisinde alabilirler. Ama ulaşılmak istenilen noktaya göre bakıldığında işin başındayken terbiye etmek en zor ama en akıllıcası... Zor başarılıyor.
12. Teyididir
13. Evet
14. Yeni düzende herkese ihtiyaç var. Sağa da, sola da... Durumdan vazife çıkaranlar olacaktır. Ben asıl patlamayı CHP'den bekliyorum. Sivil düzenin en ateşli savunucuları olurlar ise hiç şaşırmayacağım.
15. İyi niyetli bir yaklaşım. Reel politik ile sol bir yere kadar gelebilir. Bu işin ekmeğini olsa olsa CHP yer. Onlar için en akıllıca durum sivil ile askeri arasında bir yerlerde konumlanmak. Ve geleni içeri almak..
16. CHP, son 20 yıldır sola ihanet ediyor. Olay yeni değil. Ama dediğim gibi onlarda radikal bir açılım bekliyorum
17. Bir iki yıl daha var.
-
2009-07-03 17:43:58 |Administrator| guclu

Yeni bir soru:
Albay'ın 24 saat geçmeden serbest bırakılması, askerlerin henüz teslim olmayacaklarının, belki de böyle bir durumun hiç gerçekleşmeyeceğinin göstergesi olabilir mi?
Ve bir komplo teorisi:
"İrtica ve FG ile mücadele planının" aslı hiçbir zaman bulunamayacak. Orjinal metin ve yazıldığı bilgisayar çoktan imha edildi. Amaçlanan emniyet içindeki F tipi yapıyı anlık bir gaza getirmeyle yanlış bir ipucunun peşine takmak ve bu sayede yıllardan beri söylendiği gibi bir efsane olmadıklarına ve gerçekten varolduklarına yönelik işareti ortaya koymaktı ki ve bu da başarıldı.
Yorumlar
Mevcut kadrodan cunta çıkmaz
Emekli asker Nihat Ali Özcan, 'darbe belgesi'ne ilişkin gelişmeleri değerlendirdi. Belgenin sahte olduğunu söyleyen Özcan, 'Cunta adına yapıyorsanız ne diye adınızı, sıfatınızı koyacaksınız ki. Her kurumun jargonu vardır. Şu an mevcut generallerden cunta çıkması imkansız' dedi
http://www.aksam.com.tr/2009/07/07/roportaj/muhabir/35/mevcut_kadrodan_cunta_cikmaz.html
Taraf gazetesinde yayınlanan belge sizi şaşırttı mı?
Hayır, hiç şaşırtmadı. Çünkü özellikle son 5 - 6 yıldır yapılan tartışmalara baktığımız zaman bu belge tahmin edilebilirdi. Bir nevi onların bir devamı. Bilek güreşinin araçlarından biri.
Hangi bilek güreşi?
Bu işin iki boyutu var. Bir hukuki bir de psikolojik. Psikolojik olan boyut kamuoyunun algılarını değiştirmeye yönelik. Hukuki boyut kendi mecrasında işliyor ama onun işleme biçimi de kamuoyunun algısını şekillendirmede önemli bir rol oynuyor. Belgenin çıkartılıp birilerine verilmesi bile algı şekillendirilme si için özel bir çaba.
Demek istediğiniz şu mu: Asıl tartışmamız gereken belgenin varlığı değil, şu anda ortaya çıkarılmış olması?
Hayır, ben diyorum ki önemli olan algı şekillendirme amacı. Yoksa bu belgeyi çıkaranların beklentisi bu belgenin yol açacağı hukuki sonuçlar değildi.
BUNU HESAP ETMEDİLER
Neden değildi?
Bazen bir işe giriştiğinizde hesap etmediğiniz faktörler ortaya çıkabiliyor. Muhtemelen bu belgenin kamuoyuna ulaşması konusunda çaba sarf edenler her şeyi çok iyi dizayn ettiklerini düşünüyorlardı. Ama onların hesap etmediği bir gelişme oldu.
Neden böyle düşünüyorsunuz? Hangi gelişmeden bahsediyorsunuz?
Belge şimdi ortaya çıkmasa, doğal kendi sürecinde parçası olduğu iddianamenin hazırlanması ile tartışılmaya başlanırdı. Bunun için de 2 - 3 yıllık bir süreç lazımdı.
Anlamadım. Bu belgenin Ergenekon kapsamında ortaya çıkarılacağı varsayımına nasıl varıyorsunuz ve öyle ise neden yanlış hesaplandı?
Hukuksal prosedüre bakarsanız normalde askeri savcılık bu işe el koymayacaktı. Sadece sızdırılmış olmaktan dolayı belki görülmekte olan davayla ilgili olarak savcılığa bir şey soracaktı ama salt belge ile ilgili işlem
yapmayacaktı.
Nereden biliyoruz? Belki de belge hiç ortaya çıkmayacaktı?
Belgenin imal edilmesi ya da ortaya çıkarılması vs zaten soru işareti. Bir plan var. Ama askeri savcının duruma el koyması planın kontrolden çıkmasına sebep oldu.
Askeri savcının duruma el koyması kimin planını bozar?
Bu belgenin yayınlanmasında n bir muradı olanlar büyük olasılıkla böyle bir şey öngörmediler.
KURUMUN JARGONUNA UYMAYAN BİR BELGE
Bunlar kim olabilir? Cemaat ya da ulusalcı kanattan bahsediliyor
örneğin?
Tabii potansiyel aktör olarak bunlar akla geliyor. Ama şu an elimizde hukuksal veri yok. Bu iş kendi başına ortaya çıkmış ve ilerleyen bir iş değil. Büyük resmin bir parçası.
Siz ordunun işleyişini iyi bilen bir isimsiniz. Böyle bir belge nasıl hazırlanır? Belgenin gerçek olma ihtimalini nasıl görüyorsunuz?
Yüzde 99,9 sahte olduğunu düşünüyorum belgenin.
Böyle keskin bir kanıya nasıl varıyorsunuz?
Her kurumun bir jargonu, bir kurumsal kültürü vardır. Bu, yıllar içinde oluşur. O kültür kendini yazı formatında da gösterir. Bu belge profesyonel olmaya çalışan bir acemi tarafından, o kurumsal kültüre mensup olmayan birinin kaleminden çıkmış!
Neye dayanarak bunu söylüyorsunuz?
Kullandığı dil ve formata. Büyük ihtimalle yazanın önünde buna benzer bir şeyler vardı. Benzerlerinden alıp 'olsa olsa' metoduyla bu belgeyi hazırladı. Bu evrakı bir kurmay albay bir generalin önüne imzaya götürse kağıdın üzeri kırmızı hata işaretleriyle dolar.
TSK'DA HER ŞEY TEPEDE OLUR
Ya bahsedildiği gibi bir cunta hazırladıysa? Kurallara bağlılık hissetmemiş olamaz mı metni yazarken?
Bunu özel bir niyetle yapıyorsanız sistemin bir parçası olmanız lazım. Bir cuntanın oturup resmi formatta yapması gerekmez ki bunu. Cunta adına yapıyorsanız ne diye kendi adınızı resmi sıfatları vs koyacaksınız ki. Zaten o bünyeden biriyse yazım alışkanlıkların dan çıkıp bizim oğlanın ev ödevi gibi hazırlayamaz. Böyle bir kültürün parçası iseniz o kültürün getirdiği alışkanlıklar vardır. Zaten cunta tezinin doğru olamayacağını yakın zamanda olanlardan da biliyoruz.
Nasıl?
TSK'nın en önemli unsuru tepe noktasıdır. Olan her şey tepede olur. Aşağıda değil. En tepede bu sistemin farklı biçimlerde yol almasını sağlayabilecek bir yapı yoksa olmaz. Bunun mümkün olmaması için 1960 sonrası TSK'nın iç işleri açısından inanılmaz mekanizmalar kurulmuş.
Generallerin içinden bir cunta çıkması neden mümkün olmasın?
Medyaya son aylık süre içinde bir bakın, görürsünüz. Orada Genel Kurmay Başkanı dışında kimseyi görüyor musunuz? Sayın Başbuğ'un 14 Nisan konuşmasını satır aralarında bir şey gizli. 'Bu kurumu temsil etmeye bir tek ben yetkiliyim. Benim dışımdakilerin bir şey söylemeye niyetleri varsa onu yeri MGK toplantısıdır' diyor.
Söyledikleriniz i alt alta koyduğumuzda 'belgenin sahte olduğu kesindir' çıkıyor. Öyleyse Genelkurmay neden işi askeri savcılığa devredip kamuoyunda 'bir şeyleri örtbas etmeye çalışıyor' şüphesi yaratıyor?
Çok önemli bir soru bu. Burada TSK'dan çıktığı iddia edilen bir belge var. Altında da TSK mensubu birinin imzası. Bu, doğal olarak askeri savcının görev alanına giriyor.
Askeri savcıya gitmekten başka yol yok
Askeri savcılığa değil de sivil yargıya gidilemiyor mu?
Hayır. Sistemin işleyişi ile ilgili bir konu olduğu için askeri savcı duruma el koymak durumunda.
'TSK kendi elemanını korumak için sivil yargının elinden alıyor', tezi doğru değil mi? TSK hukuki olarak askeri savcıya gitmek zorunda mı?
Evet, hukuksal prosedürler belli. Kaldı ki 'elinden kurtardı' tarzı bir yaklaşım hukuki olmaktan çok, öznel kanaat belirten bir yaklaşım.
2002'den beri dini anlamda muhafazakarlaşm a yanlısı olduğu ileri sürülen bir iktidar var. Ordunun zaman zaman bu iktidarla anlaşmakta zorluk çektiği gözlemlendi. Son 7 yıl TSK açısından ne kadar zordu ve dışarıya bunun ne kadarı yansıdı?
AK Parti temel parametrelerde değişiklik yaptı mı? Hayır tam tersi. Kendini de kökten değiştirecek şekilde dümeni tutmaya devam ediyor. Sonuçta bu da AK Partiyi değiştiriyor. Genel bir muhafazakarlaşm a var ama ben bunun konjonktürel olduğunu düşünüyorum. Sonuçta serbest piyasayı mı ortadan kaldırdınız, siyasal sistemi mi değiştirdiniz? Hayır!
Yani ordunun hiç rahatsızlığı yok mu?
Tabii ki içeride bir takım kaygılar var. 2004 ve 2005'te nasıl tartışmaların yapıldığını gördük. Ama sonuçta bu parti demokratik yollarla iktidara gelmiş.
O zaman o yolları değiştirme lüksü olabilir mi?
Ordu olabileceğini düşünüyor ki 27 Nisan muhtırasını yaşadık.Orada kaptan değişikliği istikamet değişikliğini getirir mi diye bir korku vardı. Ama
Sayın Gül'ün seçilmesinden sonra hiçbir değişiklik olmadığı da görüldü.
Sayın Başbuğ 14 Nisan'daki konuşmasında cemaati hedef alan sözler sarf etmişti. Ordu cemaatten neden korkuyor?
Sosyal bilimcilerin anlamaya çalıştığı bir networkten bahsediyoruz. Bu mantık ve biçim olarak belki endüstri öncesi topluma ait ama yaşadığı gerçeklik endüstri ve post endüstri dönemine ait. Eski networkü serbest piyasanın sağladığı olanaklar ve devlet sistemini kullanarak güçlendiriyor. Ama son kertede tüm organizasyonlar ın başına gelen onun da başına gelecek. Doğacak, büyüyecek ve ölecek ya da bölünecek / transforme olacak.
Ordu cemaatten kendine benzemediği için korkuyor
Şu an hangi aşamada?
Zirveden aşağı iniş başlamış gibi görünüyor. Çünkü politik güç olma isteği ve hırsı en büyük avantajı olan görünmezliği ortadan kaldırıyor. Artık görünür oldu.
O zaman ordu ondan neden bu kadar korkuyor?
Önemli olan tarafların birbirini nasıl anladığı. Orduların işleme biçimi endüstriyel sistemlere ve dünyanın algısına göre yaratılmıştır. Ordu kendi benzerleriyle mücadele etmek üzerine kurgulandı. Ve bununla ilgili bir sorunu yok. Ama kendine benzemeyen ile mücadele konusunda henüz yapı ve zihin olarak kendisi de, toplum da, kurallar da hazır değil. O nedenle korkuyor.
Son dönemde ordunun toplum içindeki gücünün azaldığı söyleniyor. Katılıyor musunuz?
Evet, bunun doğal olarak böyle olması lazım. Refah düzeyi ve decentralizasyo n arttıkça aynı gücü sürdürmesi mümkün değil.
Bu, orduyu rahatsız ediyor mudur?
Ordu pragmatisttir. Aklını kullanır. Zaman ve mekan boyutunda nerede konumlanması gerektiğine karar verir.
KİMDİR?
Askeri kökenli araştırmacı
1958 Trabzon doğumlu olan Nihat Ali Özcan 1979'da Kara Harp Okulu'ndan teğmen olarak mezun oldu. Orduda değişik rütbe ve yerlerde görev yaptı. Subay olarak görev yaptığı dönemde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1998'de kendi isteğiyle ordudan emekli oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi'nd en doktora derecesi aldı. 1999 - 2002 arasında ASAM (Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi)nde görev yaptı. Halen TEPAV (Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı)'nda çalışmalarını sürdürüyor.
Mevcut kadrodan cunta çıkmaz
Emekli asker Nihat Ali Özcan, 'darbe belgesi'ne ilişkin gelişmeleri değerlendirdi. Belgenin sahte olduğunu söyleyen Özcan, 'Cunta adına yapıyorsanız ne diye adınızı, sıfatınızı koyacaksınız ki. Her kurumun jargonu vardır. Şu an mevcut generallerden cunta çıkması imkansız' dedi
www.aksam.com.tr/2009/07/07/roportaj/muhabir/35/mevcut_kadrodan_cunta_cikmaz.html
Taraf gazetesinde yayınlanan belge sizi şaşırttı mı?
Hayır, hiç şaşırtmadı. Çünkü özellikle son 5 - 6 yıldır yapılan tartışmalara baktığımız zaman bu belge tahmin edilebilirdi. Bir nevi onların bir devamı. Bilek güreşinin araçlarından biri.
Hangi bilek güreşi?
Bu işin iki boyutu var. Bir hukuki bir de psikolojik. Psikolojik olan boyut kamuoyunun algılarını değiştirmeye yönelik. Hukuki boyut kendi mecrasında işliyor ama onun işleme biçimi de kamuoyunun algısını şekillendirmede önemli bir rol oynuyor. Belgenin çıkartılıp birilerine verilmesi bile algı şekillendirilme si için özel bir çaba.
Demek istediğiniz şu mu: Asıl tartışmamız gereken belgenin varlığı değil, şu anda ortaya çıkarılmış olması?
Hayır, ben diyorum ki önemli olan algı şekillendirme amacı. Yoksa bu belgeyi çıkaranların beklentisi bu belgenin yol açacağı hukuki sonuçlar değildi.
Neden değildi?
Bazen bir işe giriştiğinizde hesap etmediğiniz faktörler ortaya çıkabiliyor. Muhtemelen bu belgenin kamuoyuna ulaşması konusunda çaba sarf edenler her şeyi çok iyi dizayn ettiklerini düşünüyorlardı. Ama onların hesap etmediği bir gelişme oldu.
Neden böyle düşünüyorsunuz? Hangi gelişmeden bahsediyorsunuz ?
Belge şimdi ortaya çıkmasa, doğal kendi sürecinde parçası olduğu iddianamenin hazırlanması ile tartışılmaya başlanırdı. Bunun için de 2 - 3 yıllık bir süreç lazımdı.
Anlamadım. Bu belgenin Ergenekon kapsamında ortaya çıkarılacağı varsayımına nasıl varıyorsunuz ve öyle ise neden yanlış hesaplandı?
Hukuksal prosedüre bakarsanız normalde askeri savcılık bu işe el koymayacaktı. Sadece sızdırılmış olmaktan dolayı belki görülmekte olan davayla ilgili olarak savcılığa bir şey soracaktı ama salt belge ile ilgili işlem yapmayacaktı.
Nereden biliyoruz? Belki de belge hiç ortaya çıkmayacaktı?
Belgenin imal edilmesi ya da ortaya çıkarılması vs zaten soru işareti. Bir plan var. Ama askeri savcının duruma el koyması planın kontrolden çıkmasına sebep oldu.
Askeri savcının duruma el koyması kimin planını bozar?
Bu belgenin yayınlanmasında n bir muradı olanlar büyük olasılıkla böyle bir şey öngörmediler.
Bunlar kim olabilir? Cemaat ya da ulusalcı kanattan bahsediliyor
örneğin?
Tabii potansiyel aktör olarak bunlar akla geliyor. Ama şu an elimizde hukuksal veri yok. Bu iş kendi başına ortaya çıkmış ve ilerleyen bir iş değil. Büyük resmin bir parçası.
Siz ordunun işleyişini iyi bilen bir isimsiniz. Böyle bir belge nasıl hazırlanır? Belgenin gerçek olma ihtimalini nasıl görüyorsunuz?
Yüzde 99,9 sahte olduğunu düşünüyorum belgenin.
Böyle keskin bir kanıya nasıl varıyorsunuz?
Her kurumun bir jargonu, bir kurumsal kültürü vardır. Bu, yıllar içinde oluşur. O kültür kendini yazı formatında da gösterir. Bu belge profesyonel olmaya çalışan bir acemi tarafından, o kurumsal kültüre mensup olmayan birinin kaleminden çıkmış!
Neye dayanarak bunu söylüyorsunuz?
Kullandığı dil ve formata. Büyük ihtimalle yazanın önünde buna benzer bir şeyler vardı. Benzerlerinden alıp 'olsa olsa' metoduyla bu belgeyi hazırladı. Bu evrakı bir kurmay albay bir generalin önüne imzaya götürse kağıdın üzeri kırmızı hata işaretleriyle dolar.
Ya bahsedildiği gibi bir cunta hazırladıysa? Kurallara bağlılık hissetmemiş olamaz mı metni yazarken?
Bunu özel bir niyetle yapıyorsanız sistemin bir parçası olmanız lazım. Bir cuntanın oturup resmi formatta yapması gerekmez ki bunu. Cunta adına yapıyorsanız ne diye kendi adınızı resmi sıfatları vs koyacaksınız ki. Zaten o bünyeden biriyse yazım alışkanlıkların dan çıkıp bizim oğlanın ev ödevi gibi hazırlayamaz. Böyle bir kültürün parçası iseniz o kültürün getirdiği alışkanlıklar vardır. Zaten cunta tezinin doğru olamayacağını yakın zamanda olanlardan da biliyoruz.
Nasıl?
TSK'nın en önemli unsuru tepe noktasıdır. Olan her şey tepede olur. Aşağıda değil. En tepede bu sistemin farklı biçimlerde yol almasını sağlayabilecek bir yapı yoksa olmaz. Bunun mümkün olmaması için 1960 sonrası TSK'nın iç işleri açısından inanılmaz mekanizmalar kurulmuş.
Generallerin içinden bir cunta çıkması neden mümkün olmasın?
Medyaya son aylık süre içinde bir bakın, görürsünüz. Orada Genel Kurmay Başkanı dışında kimseyi görüyor musunuz? Sayın Başbuğ'un 14 Nisan konuşmasını satır aralarında bir şey gizli. 'Bu kurumu temsil etmeye bir tek ben yetkiliyim. Benim dışımdakilerin bir şey söylemeye niyetleri varsa onu yeri MGK toplantısıdır' diyor.
Söyledikleriniz i alt alta koyduğumuzda 'belgenin sahte olduğu kesindir' çıkıyor. Öyleyse Genelkurmay neden işi askeri savcılığa devredip kamuoyunda 'bir şeyleri örtbas etmeye çalışıyor' şüphesi yaratıyor?
Çok önemli bir soru bu. Burada TSK'dan çıktığı iddia edilen bir belge var. Altında da TSK mensubu birinin imzası. Bu, doğal olarak askeri savcının görev alanına giriyor. Askeri savcıya gitmekten başka yol yok
Askeri savcılığa değil de sivil yargıya gidilemiyor mu?
Hayır. Sistemin işleyişi ile ilgili bir konu olduğu için askeri savcı duruma el koymak durumunda.
'TSK kendi elemanını korumak için sivil yargının elinden alıyor', tezi doğru değil mi? TSK hukuki olarak askeri savcıya gitmek zorunda mı?
Evet, hukuksal prosedürler belli. Kaldı ki 'elinden kurtardı' tarzı bir yaklaşım hukuki olmaktan çok, öznel kanaat belirten bir yaklaşım.
2002'den beri dini anlamda muhafazakarlaşm a yanlısı olduğu ileri sürülen bir iktidar var. Ordunun zaman zaman bu iktidarla anlaşmakta zorluk çektiği gözlemlendi. Son 7 yıl TSK açısından ne kadar zordu ve dışarıya bunun ne kadarı yansıdı?
AK Parti temel parametrelerde değişiklik yaptı mı? Hayır tam tersi. Kendini de kökten değiştirecek şekilde dümeni tutmaya devam ediyor. Sonuçta bu da AK Partiyi değiştiriyor. Genel bir muhafazakarlaşm a var ama ben bunun konjonktürel olduğunu düşünüyorum. Sonuçta serbest piyasayı mı ortadan kaldırdınız, siyasal sistemi mi değiştirdiniz? Hayır!
Yani ordunun hiç rahatsızlığı yok mu?
Tabii ki içeride bir takım kaygılar var. 2004 ve 2005'te nasıl tartışmaların yapıldığını gördük. Ama sonuçta bu parti demokratik yollarla iktidara gelmiş.
O zaman o yolları değiştirme lüksü olabilir mi?
Ordu olabileceğini düşünüyor ki 27 Nisan muhtırasını yaşadık.Orada kaptan değişikliği istikamet değişikliğini getirir mi diye bir korku vardı. Ama
Sayın Gül'ün seçilmesinden sonra hiçbir değişiklik olmadığı da görüldü.
Sayın Başbuğ 14 Nisan'daki konuşmasında cemaati hedef alan sözler sarf etmişti. Ordu cemaatten neden korkuyor?
Sosyal bilimcilerin anlamaya çalıştığı bir networkten bahsediyoruz. Bu mantık ve biçim olarak belki endüstri öncesi topluma ait ama yaşadığı gerçeklik endüstri ve post endüstri dönemine ait. Eski networkü serbest piyasanın sağladığı olanaklar ve devlet sistemini kullanarak güçlendiriyor. Ama son kertede tüm organizasyonlar ın başına gelen onun da başına gelecek. Doğacak, büyüyecek ve ölecek ya da bölünecek / transforme olacak.Ordu cemaatten kendine benzemediği için korkuyor.
Şu an hangi aşamada?
Zirveden aşağı iniş başlamış gibi görünüyor. Çünkü politik güç olma isteği ve hırsı en büyük avantajı olan görünmezliği ortadan kaldırıyor. Artık görünür oldu.
O zaman ordu ondan neden bu kadar korkuyor?
Önemli olan tarafların birbirini nasıl anladığı. Orduların işleme biçimi endüstriyel sistemlere ve dünyanın algısına göre yaratılmıştır. Ordu kendi benzerleriyle mücadele etmek üzerine kurgulandı. Ve bununla ilgili bir sorunu yok. Ama kendine benzemeyen ile mücadele konusunda henüz yapı ve zihin olarak kendisi de, toplum da, kurallar da hazır değil. O nedenle korkuyor.
Son dönemde ordunun toplum içindeki gücünün azaldığı söyleniyor. Katılıyor musunuz?
Evet, bunun doğal olarak böyle olması lazım. Refah düzeyi ve decentralizasyo n arttıkça aynı gücü sürdürmesi mümkün değil.
Bu, orduyu rahatsız ediyor mudur?
Ordu pragmatisttir. Aklını kullanır. Zaman ve mekan boyutunda nerede konumlanması gerektiğine karar verir.
KİMDİR?
Askeri kökenli araştırmacı
1958 Trabzon doğumlu olan Nihat Ali Özcan 1979'da Kara Harp Okulu'ndan teğmen olarak mezun oldu. Orduda değişik rütbe ve yerlerde görev yaptı. Subay olarak görev yaptığı dönemde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1998'de kendi isteğiyle ordudan emekli oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi'nd en doktora derecesi aldı. 1999 - 2002 arasında ASAM (Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi)nde görev yaptı. Halen TEPAV (Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı)'nda çalışmalarını sürdürüyor.
Albay'ın 24 saat geçmeden serbest bırakılması, askerlerin henüz teslim olmayacaklarını n, belki de böyle bir durumun hiç gerçekleşmeyece ğinin göstergesi olabilir mi?
Ve bir komplo teorisi:
"İrtica ve FG ile mücadele planının" aslı hiçbir zaman bulunamayacak. Orjinal metin ve yazıldığı bilgisayar çoktan imha edildi. Amaçlanan emniyet içindeki F tipi yapıyı anlık bir gaza getirmeyle yanlış bir ipucunun peşine takmak ve bu sayede yıllardan beri söylendiği gibi bir efsane olmadıklarına ve gerçekten varolduklarına yönelik işareti ortaya koymaktı ki ve bu da başarıldı.
2. Olumludur
3. Açıklanamaz
4. Raporun içeriğine, sonuç kısmına, yapılması planlanan şeylere bağlı
5. Sanırım askerler hazırladığı için
6. Denilenbilir
7. Olabilir
8. Söylenemez
9. Enteresan. Ama MHP'li olmaması da enteresan. Acaba devlet onları yine her zaman ki niyetiyle, olası bir sol uyanışta kullanılmak üzere rafta mı bekletiyor ?
10. Polis teşkilatı her dönem kendine şu ya da bu sebepten dolayı güzide bir yer buluyor zaten. Bence maksat Askeriyeyi yıpratmak değil, terbiye etmek, ıslah etmek, hizaya getirmek... Tüm Ergenekon bunun üzerine kurgulanmıyor mu ?
11. TSK'nın 'yola gelmeye' başladığının göstergesi olabilir. Tüm ordu komutanları ile ilgili çok sağlam kayıtların olduğu kesin. Orada oturmak için hepsi sesini kesmek zorunda kaldı. Onları oradan bir kaç hafta içerisinde alabilirler. Ama ulaşılmak istenilen noktaya göre bakıldığında işin başındayken terbiye etmek en zor ama en akıllıcası... Zor başarılıyor.
12. Teyididir
13. Evet
14. Yeni düzende herkese ihtiyaç var. Sağa da, sola da... Durumdan vazife çıkaranlar olacaktır. Ben asıl patlamayı CHP'den bekliyorum. Sivil düzenin en ateşli savunucuları olurlar ise hiç şaşırmayacağım.
15. İyi niyetli bir yaklaşım. Reel politik ile sol bir yere kadar gelebilir. Bu işin ekmeğini olsa olsa CHP yer. Onlar için en akıllıca durum sivil ile askeri arasında bir yerlerde konumlanmak. Ve geleni içeri almak..
16. CHP, son 20 yıldır sola ihanet ediyor. Olay yeni değil. Ama dediğim gibi onlarda radikal bir açılım bekliyorum
17. Bir iki yıl daha var.

İşin aslının son söylediğin olduğunu sanıyorum. Bu sayede cemaat ve kişiliklerin daha geniş kitleler taafından meşru zeminde tanınmaları sağlanıyor. Yakın vadede daha yüksek perdeden konuşmaya ve daha açıktan görünmeye başlamaları beklenir. Bir iki münferit entelektüel kapışmadan sonra varlıklarını normalleştirip, meslek odaları sendikalar gibi sivil topluma karışacaklar.