Makaleler Bütün Yazılar Makale Politika Yaşanan ayrışmanın ışığında kısa bir ÖDP değerlendirmesi
 

Yaşanan ayrışmanın ışığında kısa bir ÖDP değerlendirmesi Popüler

 

Sonunda beklenen oldu ve ÖDP’deki ayrışma örgütlü bir bölünme sürecine dönüştü. Her ne kadar Uras ve arkadaşlarının temel düşünsel dayanakları, ÖDP’nin kuruluş amaçlarını yitirdiği ve o amacı diriltecek yeni bir örgütlenme sürecinin başlatıldığı iddiası olsa da, muhtemelen bundan sonra bu amaçlara ulaşmak eskisinden de zor olacak.

 

 

Öncelikle eğri oturup doğru konuşalım; 2001 yılında yaşanan parti içi gerilimin ardından, ÖDP’yi oluşturan kitle ve kadronun aşağı yukarı üçte birlik bir bölümü ile yollar ayrılmıştı. Bu, “birlik” adına çıkılan yolun topu topu beş yıl içinde sonlanması anlamına geliyordu. Sosyalist solun azımsanmayacak bir bölümünün birlik macerasının bu şekilde sonlanması, ÖDP kuruluş sürecinde grupsal varlıklarını iptal etmeden katılımcı olan çevrelerin, ÖDP’li olmayı bir çeşit “üst kimlik” olarak görmeyi dahi kolay kabullenemediğini de gösteriyordu. Bu, sadece partiden “gönderilen” ya da gitmelerine ses çıkarılmayan gruplar için değil, kendisini partinin “asli sahibi” olarak gören çevre için de fazlasıyla geçerliydi. Buradan çıkarılacak en basit sonucun, uzun zamandır dillerde sakız yapılan “birlik” fikrinin hayata geçirilmesinin, tekrarlanıp durmasından çok daha zor olduğudur.

Bir birlik projesi olarak ÖDP daha 2001 yılında bitmiştir. Bu tarihten sonra seçim ittifakları dışında sosyalist solun birliğini sağlayabilecek ve ciddiye alınabilecek herhangi bir örgütsel çaba gerçekleşmemekle kalmamış; yollarını birbirinden ayıran gruplar içinde bölünme dinamikleri görünür biçimde açığa çıkmıştır. Subjektif nedenleri tamamen farklı olsa da Sosyalist Demokrasi Partisi’nin birkaç yıl önce yaşadığı bölünme hatırlardadır. Bu da bizi aslında bütün bu süreç hakkındaki en önemli sonuçlardan birisine götürüyor. ÖDP, varlık ve içsel bütünlüklerini kendilerine benzeyen öteki yapılarla birlikte durarak sağlayabilen siyasal grup ve çevrelerden oluşmuş ve tam bu nedenle de başlangıçta vaat ettiği harmanlanma, yenilenme, devrimci mirasın toplumsal dinamiklerle buluşması türünden hedeflere hemen hiç yaklaşamamıştır. Partiyi oluşturan gruplar kendi konsolidasyonlarını öbür gruplara karşı belli bir kapanmaya giderek, kendi içinde ayrı, “parti hayatı” içinde ayrı, neredeyse kişilik bölünmesi olarak dahi yorumlanacak bir tarzda sağlamışlardır. Belki de denilebilir ki, ömür süreleri bitmemiş, vadesi dolmamış hareketlerin birlik çabaları uğrunda ne kadar çaba harcanırsa harcansın, ayrı durulmasına neden olan dinamikler bir arada durma çabalarının önüne geçmekte ve ayrılıklar kaçınılmaz hale gelmektedir. Birliği başaramayan hareketlerin ayrı ayrı kendi yapılarını da koruyamayacak hale gelmeleri, bu hareketlerin vade sonlarına yaklaşıldığını da gösteriyor olabilir. Belki de yeni bir birlik süreci için yeni bir mayalanma şu an oluşuyordur, kim bilebilir?

Birlik projesi olarak başarısız olan ÖDP’nin öteki amaçlarına ne kadar ulaştığı da oldukça tartışmalıdır. İlk girdiği 1999 seçimlerinde %0,8 oranında ve tamı tamına 248.555 oy alan Parti, bir daha bu seviyeye asla ulaşamamıştır. 2001’deki ayrışmanın ardından girilen 2002 seçimlerinde oy oranı %0,34’e ve alınan oy sayısı 105.862’ye düşmüştür. 2007’de girilen ve Ufuk Uras’ın bağımsız adaylık çalışması nedeniyle ciddi bir sarsıntı geçirilen dönemde ise alınan oy 52.145’e, ulaşılan oran ise %0,15’e kadar gerilemiştir. Bu kadar ciddi bir sosyal eşitsizliğin, bu kadar adaletsizliğin yaşandığı bir toplumda sosyalist solun neden bu kadar zayıf olduğu önemli bir tartışma konusu olmakla beraber, ÖDP %1’e yakın bir oy potansiyelini %90 oranında kaybederek “açık alan” çalışmasından hemen hiç yararlanamadığını göstermiştir. Başlangıç noktası için belli bir tutunma düzeyi olarak kabul edilebilecek %1 dahi korunamamıştır. Hopa’da 2004 yerel seçimlerinde kazanılan belediye başkanlığı da yine parti içi gerilimlere kurban edilerek 2009’da kaybedilmiş, 13 yıllık bir politik faaliyetin bakiyesi olarak geriye, iki ufak beldenin ve Hatay’ın Samandağ ilçesinin belediye başkanlığı ile parti içindeki konumu tartışmalı hale gelmiş olan Ufuk Uras’ın DTP destekli bağımsız milletvekilliği kalmıştır. 2002 seçimleri öncesinde DSP’den istifa ederek Parti’ye katılan ve TBMM’deki ilk ÖDP milletvekilleri olarak tarihe geçen Sema Pişkinsüt ve iki arkadaşını ise şu an hiç kimse hatırlamıyor.

Reel politik düzlemde bu kadar başarısız olan ÖDP’nin asıl hedefi olan toplumsal muhalefet dinamiklerinin siyasal örgütü olmak iddiasının ise hiç başarılamadığını söyleyebiliriz. Üzerinde, 90’lı yılların başında oldukça canlı ve mücadeleci bir çizgi izleyen kamu çalışanları hareketinin ciddi bir yansımasını taşıyan ÖDP, KESK’in öteki iki sağcı sendikanın gerisinde kalması ve giderek sönümlenen aktivasyonu ile birlikte dumura uğramıştır. KESK’te yaşanan iç mücadelenin tarihi ve sıfırdan var ettiği bir mücadele alanında etki bakımından Memur-Sen ve Türk Kamu Sen’in gerisinde kalması tartışılması gereken konulardır ve ÖDP’de şu an yaşanan bölünmenin de belirleyici nedenleri arasında yer tutmaktadır.

ÖDP, kamu çalışanları dışındaki emekçi kesimlerle, özellikle de işçi sınıfı ile de hemen hiçbir politik ilişki kuramamıştır. Bunda hiç kuşkusuz solcu partilerle işçi sendikaları arasında kurulacağı varsayılan karşılıklı etkileşim ilişkisinin dünya ölçeğinde aşınmasının da etkisi olmakla beraber, Türkiye işçi sınıfı ile sosyalist sol arasında 1980 sonrası açılan mesafe de önemli bir rol oynamaktadır.

Parti’nin demokratik kitle örgütlerindeki çalışması, özellikle doktorlar ve mimar-mühendisler arasındaki etkinliği 80 öncesi ilişkilerin mirasına ile 80 sonrası öğrenci hareketinin aktif üyelerinin meslek örgütlerinde devam ettirdikleri faaliyetlerine dayanmaktadır. Bu, aktif olunan ve öbürlerinin önünde giden bir alandır. Parti’nin omurgasını oluşturan şehirli, orta sınıf ve beyaz yakalılar kitlesiyle teması da zaten burası sağlamaktadır.

Toplumsal hareketler adı altında ele alınan kadın, çevre, eşcinsel hareketleri ise toplumdaki marjinalliklerine nispetle daha büyük bir oranda temsil edilme, kendilerini gösterme ve seslerini duyurma fırsatı buldular. Yeterli oldukları ve bu hareketlerin sahiplenicileri açısından özgürleşme sağladıkları kesinlikle öne sürülemese de kuruluştan itibaren uygulanan kadın kotasıyla somut, ÖDP üyelerinin eril bakış açılarında yaşanan belli düzeydeki pozitif dönüşüm ile de soyut bir ilerleme nispi de olsa sağlanabilmiştir. Memleket kültüründe taban hareketlerinin, vatandaş inisiyatiflerinin hemen hiç olmaması, bu türden dinamiklerin alanına girebilecek her türden yerel çalışmanın da güdük kalmasına zaten neden olmaktadır. Ancak çok tekil örneklerle ortaya çıkan birkaç hareket dışında bu alanın bir partinin iradi çabasıyla doldurulmaya çalışılması da yer yer tuhaf durumlara neden olmaktadır.

Örnek vermek gerekirse mütevazı ölçekte dayanışma ağları, üniversiteye hazırlık kursları, mahallelerin bir yerinde saklı kalmış tarihi eserlerin korunması için yerel inisiyatifler geliştirme çabaları sanki bu konulara ilgili “sıradan vatandaşlarmış” gibi davranılarak ve parti kimliği neredeyse özellikle önplana çıkarılmadan gösterilmiştir. Açıkçası izlenmesi gereken yöntemin ne olması gerektiği hakkında kesin bir fikrim olmamakla beraber, neredeyse tamamı ÖDP’lilerden oluşan yerel inisiyatif kurma çabalarının arka planının, hem hakiki bir inisiyatif yaratma çabası hem de sosyalist bir kimliğin vurgulanılmasından kaçınılmasının da rol oynamış olabileceği düşüncesindeyim. Yenilgi döneminin negatif bir sonucu olabileceği gibi, alanların kendi özgüllüklerine riayet etme ihtiyacı da olabilir.

Gençlik çalışması, Parti’nin kuruluş döneminde oldukça yoğun tartışmalara neden olan ve birliği oluşturan yapıların arasındaki görüş ayrılıklarının çok net bir biçimde açığa çıktığı bir alandı. 95-96 yıllarının şu ana göre oldukça canlı üniversite öğrenci mücadelesi ve bu mücadelenin öncüsü konumundaki Öğrenci Koordinasyonları ve Cepheleri, ÖDP’yi kendi siyasal örgütü olarak gören birçok genç için de bir çekim merkeziydi. ÖDP’li gençler aynı zamanda Koordinasyon’da da faaliyet yürüttükleri için “partili gençlik” türünden bir örgütlenme tarzının savunucuları da oldukça azınlıkta kaldılar. “Bağımsız Gençlik Hareketi” sloganının neredeyse fetiş halinde getirilmesi ve sınıfsal farklılıklarla bölünmüş tüm bir gençlik kesimi için ortak ve bağımsız bir örgütlenme ve hareket önerisi de dikkat çekici olmuştur. Bunun nedenlerini anlamak zor değildir; ÖDP’nin kurucu çevreleri köken olarak 60-70’lerin öğrenci mücadelesine dayandığı ve buradan yola çıkarak merkezi örgütlenmelere ulaştıkları için gençlik hareketlerinin dinamizmine güveniliyordu. Gençlik hareketi bambaşka bir tartışma ve hala önemle üzerinde durulması gereken bir alan ama bu açıdan da ÖDP’nin başarılı olduğunu savunmak çok zor. Koordinasyon’un sönümlenmesinin ve kuruluş sürecindeki gençlik kadrolarının “yaşlanmasının” ardından bu faaliyet de önemli oranda sekteye uğradı. Yine de yiğidi öldürüp hakkını yemeyelim; gençlik, ÖDP içindeki en dinamik ve militan kesim olarak öne çıkmıştır.

Kürt meselesinde ise, barış çağrısında bulunmak ve demokratik-kültürel hakların tanınmasını talep etmekten öteye gidilemedi. Kürt illerinde doğru dürüst bir örgütlenme dahi başarılamadı. Üstü kapalı bir biçimde nesnel durum kabul edildi ve politik gücün de olmaması nedeniyle de herhangi bir etkinlik yürütülemedi.

Bütün bunların tamamlayıcısı ve belki de nedeni olan önemli bir noktanın üzerinde duralım şimdi de. “Parti Olmayan Parti”, “Özgürlükçü Sosyalizm”, “Halk Sarmaşığı” sloganları ile kendisini ifade etmeye çalışsa da ÖDP’nin aslında ne demek istediği hemen hiç belli olmadı. Kuruluş döneminde “Aşkın ve Devrimin Partisi” şiarıyla çıkılan yol, çok ciddi bir medya ilgisine mazhar oldu. Hemen her gün gazete ve televizyonlara çıkıldı, tüm iletişim organlarından sonuna kadar yararlanılmaya çalışıldı, süpürgelerle çeteler mi temizlenmedi, Susurluk’a mı gidilmedi, “Arkadaşıma Dokunma” mı denmedi…örnekler çoğaltılabilir. ÖDP deyince kamuoyunda akla gelen ilk isim olan Ufuk Uras’ın ısrarlı biçimde sürdürdüğü popülist söylemin de bunda bir etkisi var kuşkusuz. Güler yüzlü, sempatik, ağzı iyi laf yapan ama belli bir zaman sürecinde devamlı dinlendiğinde aslında pek de bir şey anlatmadığı rahatlıkla anlaşılan Uras’ın analizi bence başlı başına bir yazının konusu olmalıdır. Burada sadece Uras’ın “Üç M’yi yani Mustafa Kemal’i, Hz. Muhammed’i ve Karl Marks’ı uzlaştırıp birleştirmeliyiz” dediğini hatırlatayım. Şiş veya kebap yanmasın demek aslında politika yapmayalım ve herkes bizi sevsin anlamına gelir.

Bunlara ek olarak ÖDP’nin sürekli bir yayın organının dahi olmadığını, kuruluş döneminde yayınlanan “V Özgürlük” ile bu yayını izleyen “Gelecek” dergisinin de ömürlü olmadığını ekleyelim. Düzenli güncellenen bir web sitesi bile çok yakın bir döneme aittir.

Peki, bütün bunlar ışığında ÖDP’nin aslında baştan yanlış bir proje olduğu söylenebilir mi? Öyle ya, hedeflediği hiçbir konuda başarılı olamamış bir partinin belki de kurulmaması gerekirdi. Bu kuşkusuz haksız bir önermedir ve bütün bu hikaye belki de böyle olmayabilirdi.

Daha önce başka bir tartışmada da dile getirdiğim gibi, ÖDP birden çok amaç yüklenen ve bir araya getirdiği yapıların, hakkında yüksek ve farklı beklentiler taşıdığı bir hedefti. Doğal olarak bunlar karşılanamadı. Hem sol dalga yaratacak, hem birlik sağlayacak, hem yeni bir sol dil ve politik hat tesis edecek, hem emekçileri ve tüm ezilenleri örgütleyecek, hem muhalefet yapacak, hem de “geleceği bugünden kuracak” bir parti beklentisi gerçekçi değildi. Amaçlarda bir sadeleşme yaşansaydı ve daha köşeli bir üslup ve söylemle yola çıkılsaydı başlangıçtaki sempatizan enflasyonu yaşanmayabilir, üye sayısı ve politik etkinlik süreç içinde yükselen bir eğri çizebilirdi.

Bu partinin kurulması gerekiyordu. Sosyalistlerin 12 Eylül’le beraber kesilmiş seslerini ve susturulmuş sözlerini yeniden topluma duyurmaları ihtiyacı kaçınılmazdı. Eski tarz politikanın yerine bir şey konulup konulamayacağının en azından denenmesi gerekiyordu. Sosyalistlerin bir arada durup duramayacağı da test edilmeliydi. Yıllardır konuşan, toplanıp toplanıp dağılan sosyalistlerin ne yapabileceklerinin de ortaya çıkması bir zorunluluktu.

Tüm bunların yanında, unutmayalım ki Türkiye tarihinin en özgün politik krizlerinden birini yaşıyordu. 1994 yılında dışa açık ekonomik dönemin ilk ciddi krizi yaşanmış ve ekonominin ne kadar kırılgan olduğu ortaya çıkmıştı. Siyasal zemin ciddi bir güç olarak beliren İslamcı hareketle sarsılmıştı. ANAP, SHP, DYP gibi 12 Eylül sonrası partilerinin toplumsal dayanağı hızla aşınmaya başlamıştı. Kürt hareketi kurulu düzen için hem askeri hem de yasal düzeyde ciddi bir sorun oluşturuyordu. Yeni bir yapılanma ihtiyacının ufukta belirmeye başladığı bir dönemdi. Liberaller dahi 1995 yılında YDH aracılığıyla seslerini duyurmuş ve bu yeniden yapılanmanın kurucu unsuru olmaya çalışmışlardı. 28 Şubat 1997’de bu sürece askeri vesayet yoluyla müdahale edildi, siyasal kriz bütün düzen partilerinin katıldığı çoklu koalisyonlarla yönetilmeye çalışıldı. 2002 yılında ise AKP tek başına iktidar olarak bu yeniden yapılanmanın kurucu öğesi olarak iktidara geldi.

Bu çerçevede baktığımız zaman, ÖDP’nin politik iddiasının arka planında bu siyasal krize soldan bir cevap verme çabasının yattığı görülebilir. Politik iddiası olan herhangi bir hareketin bu sürece katılmayıp kenardan izlemesi düşünülemezdi. Ne kadar başarısız olunursa olunsun, harekete geçmek gerekiyordu ve yapılan da aşağı yukarı budur. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından itibaren, yani siyasal krizin bir biçimde sona erdirildiği dönemin başlamasıyla beraber ÖDP’nin de hızlı bir irtifa kaybına uğraması son derece anlamlıdır.

Peki, bundan sonra ne olur? Özgürlükçü Sol Hareket neler yapabilir, Devrimci Dayanışma başarılı olabilir mi, bunları da bir başka yazıda ele alalım.

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (8)
  • guclu
    avatar

    Neyin gerekli olduğu hakkında kesinleşmiş fikirlerim yok; ama ayrılan ekibin kafasının hiç net olmadığını, oldukça eklektik ve bütünlükten tamamen uzak bir bakış açıları olduğunu, SHP ve 14 Aralık'la birleşmek dışında da bir planlarının olmadığını düşünüyorum. Siyasal tarihe kendi partilerini terkedip kendilerinden daha ufak yapılarla birleşmek üzere yola çıkan ve bunu da "Tarihsel Buluşma" falan diye anlatmaya çalışan acaba kaç hareket görülmüştür?

    Kalanlar, belirli ilkeler etrafında başarılı bir eylem birliği çizgisi sağlayabilir ve gençleşme hareketini doğru biçimde bünyesine uyarlayabilirse, uzun erimde büyüme şansı oluşturabilecek bir siyasal hareket kurabilirler. Benim umudum ve beklentim bu yönde. Ayrıca gidenlerle beraber seçime endeksli çalışma ve popülist argümanlarla asap bozabilecek bir solculuk tarzı da partiden ayrılmış oluyor. Bu bile bence bir kazanımdır.

    Bekleyip görelim.

  • guclu
    avatar

    Şu an herhangi bir hareketlilik olmadığı ve ufukta da gözükmediği için, birlik yada örgüt inşasının üzerinde duracağı bir zemin yok. Bu yüzden de Uras ve arkadaşlarının başarı şansı yok. ÖDP'de iken ne yapamıyorlardı ki SHP ve 14 Aralıkçılarla beraber yapabilecekler, ben anlamıyorum. ÖDP dışına çıkınca aniden çok harika fikirler, çok enfes bir mücadele hattı mı ortaya çıkacak, böyle bir şey mümkün mü allah aşkına?

    Ben bu kadar kötü bir dönemde, solun bu kadar yoğun bir dinci ve liberal kuşatma altına alındığı bir zaman diliminde, saçma sapan çekip giden ve tamamen boş birlik hedefleri uğruna bir mevziyi terkeden Uras ve arkadaşlarına çok kırgınım. Şu an hissettiğim tam olarak bu. Yaptıkları sola sadece zarar verecek.

  • onder
    avatar

    Bu konuda ben senden biraz farkli düşünüyorum Güçlü. Bu ayrışma bana uzun vadede her iki taraf için de iyi olabilime ihtimali taşıyor gibi geliyor. Ancak her iki cephede de kendi kulvarlarına uygun politikalar yapılıyor gibi görünmüyor bana. Ancak biçimsel olarak ayrım bence doğru, içerik oluşturulabilecek mi, ondan kuşkuluyum.

    Geçen ÖDP'in kurucusu bir arkadaşla yazıştık. O da ayrışmanın daha çok Ufuk Uras ekibinin parlementerist eğilimlerinden dolayı olduğunu söylemişti. Buraya kadar benim bir itirazım yok..Taban içinde, ağ gibi yapılanma uzun vadeli hedefi kalanlara düşüyor. Gidenler ise daha liberal, daha merkezde parlementer reel politika misyonu üstleniyor gibi..

    Bence her ikisi de gerekli..Uzun zamandır kendimce bu ikisinin araçlarının ve yöntemlerinin farklılığından dolayı aynı çatı altında yürütülemeyeceğini söylüyordum..O yüzden böyle bir ayrım bence iyi oldu..

    Ancak ayrılanlar merkezde de olsa modernist gerçek bir sol hareket olmaktan ziyade, Tarafvari post-modern New Age "güzel ruh" sentimentalitesi eksenli bir politika yapacak gibi görünüyorlar. İşte sevelim sevilelim, farklılıklarımıza saygılı olalım geyikleri..Bu açıdan CHP'ye alternatif yaratmaları çok zor.

    Kalanlar ise, bence reel politikaya mesafeli, temsiliyetten uzak, yaygın, bir taban hareketi olmak durumunda..Ama onlar da böyle bir perspektiften yoksun..Geçen senin de dediğin gibi onları devrimden aşağısı kesmez.

    Velhasıl durum her iki cephede de karanlık görünüyor..

  • onder
    avatar

    Güçlü,

    Aslında şimdiye kadar söylediklerimi sen tek bir cümleyle çok iyi özetlemişsin;

    Alýntý:
    Şu yapılabilirdi; yıllardır bir araya gelmemiş, birlikte rakı bile içmemiş binlerce insanın yakınlaşmasını sağlayacak, beraber yürümelerini kolaylaştıracak bir ara süreç tarif edilebilirdi.



    Gerçekten tam olarak söylemek istediğim buydu.

    Kitlesellik konusunda da şunu belirtmek isterim, zira "türk gibi başlamak" dediğim şeyle alakalı;

    Malum zaman zaman sosyalizm adına sabun köpüğü gibi kabaran kitlesellikler yaşanıyor. Ancak biliyoruz, görüyoruz ki bu kitlesellikler süreğen hale gelip bir harekete dönüşemiyor. Hatırlarsın ODTÜ'de de muazzam bir otobüs eylemliliği yaşamıştık. Kortejin bir ucu Söğütözü'ne geldiğinde diğer ucu ODTÜ kapısından çıkmamıştı..Nooldu sonunda? Bu bir hareket yarattı mı?

    Yukarıda aktardığım sözün gerçekten çok önemli. Bu sadece bir cümle değil. Bu cümlenin dile getirdiği şey üzerine ciltler dolusu yazılabilir. İşte ben bunu tartışmak istiyorum..

    ÖDP deneyimini şimdiye uygulayalım; varsayalım ÖDP falan yok. Şu anda mevcut sol yapıların hepsi çok büyük bir heyacanla ve kişisel sorunları aşmış olarak ve gerçekten birleşmeyi yürekten isteyerek bir araya gelseler ve gerçekten "birleşmeyi" başarsalar sence bir etki yaratabilirler mi? Neler farklı olabilir? Aynı propaganda ve medya yöntemlerini kullanarak, gerçek anlamda bir toplumsal hareket haline gelmeleri mümkün mü? Ben olduğunu sanmıyorum..

    Çok daha yapısal birşeyler eksik bence..Sosyalistler olarak "normal" insanlarla biraraya gelemiyoruz..Solun mevcut alet çantasında da onlarla biraraya gelmeyi sağlayacak araçlar yok..

    Bunu aramak lazım..Bence ilk öncelikli olarak yapılması gereken yeni kanallar, yeni araçlar bulmak, farklı bir iletişim modeli geliştirmektir..Yeni bir sol parti, yeni bir örgüt için bir aciliyet ve gereklilik ben görmüyorum..Solcular olarak önce birlikte birşeyler kotarma yeteneğimizi geliştirmemiz lazım..Bunlar nelerdir, nasıl yapılır pek bir fikrim yok tabii..Ama şu iletişim problemini çözmek ve senin dile getirdiğin olayın üzerine gitmemiz gerekiyor ilk olarak..

  • guclu
    avatar

    Örgütsel birleşme "Geleceği Birlikte Kuralım Parti Girişimi" ile Birleşik Sosyalist Parti arasında yaşandı. GBK'nın bir yayın organı yoktu ama bu süreci belirleyen çevrenin "Yeniden" isimli dergisi çıkıyordu. BSP ise haftalık "Söz" dergisini çıkarıyordu. Ayrıca BSP'yi oluşturan grupların da kendi yayın organları (Kurtuluş, Emek, Marksizm ve Gelecek, Sosyalist Politika vb) mevcuttu.

    Birlik ve partileşme tartışmaları bu yayın organlarında yaklaşık altı ay kadar sürdü. Birlik sürecini organize etmekle görevlendirilmiş bir divan kurulu da vardı ve yanılmıyorsam bu süreçle ilgili broşürler de yayınlıyorlardı.

    Şu yapılabilirdi; yıllardır bir araya gelmemiş, birlikte rakı bile içmemiş binlerce insanın yakınlaşmasını sağlayacak, beraber yürümelerini kolaylaştıracak bir ara süreç tarif edilebilirdi. Benim dahil olduğum GBK sürecindeki arkadaşların bir bölümü birleşilecek gruplara karşı en azından çok sıcak değillerdi. Belli bir güvensizlik ve uzaklık vardı. Ama bir karar alınmıştı ve birlikte yürünecekti.

    Hiç unutmuyorum, 1995 kışında seçimler vardı ve BSP, o zamanki Kürt siyasal partisi ile (DEP?) ile ittifak halinde seçimlere katılıyordu. Sadece BSP değil SİP ve irili ufaklı sol çevreler de dahildi bu ittifaka ama GBK dahil olmayı genel bir eğilim yoklamasıyla reddetti. Hatta ittifaka oy vermek yolunda genel bir karar bile çıkartılamadı. Düşünsenize bir ay sonra birleşeceğiniz bir siyasal parti var, bu parti seçime giriyor ve onu desteklemek yönünde bile kararlı kitleye sahip değilsiniz. Hatta daha da ileri gidip "velev ki" barajı aşıp meclise girmeyi başarırlarsa bunun son derece kötü olacağını dahi diyen vardı.

    Haksızlık yapmayayım, bu genele yaygın bir durum değildi. Ben ve birçok arkadaşım ittifak için çalıştık. Zaten isim vermeden de olsa destek verilmesi yönünde bir karar çıkmıştı ama bu tabana tamamen yaygın değildi ve verdiğim örnek ağırlıkla Ankara'dandı.

    O dönem arka arkaya kampanyaların düzenlendiği bir süreçti. "Barış İstiyoruz" diye bir imza kampanyası başlatılmıştı ve 1 milyon imza toplanması başarılmıştı. Yükselen milliyetçiliğe karşı "Arkadaşıma Dokunma" kampanyası yürütülüyordu ve imza kampanyası, bildiri, broşür vs ile yaygınlaştırılıyordu. Kayıp yakınları her cumartesi eylem yapmaya başlamışlardı. KESK kanune yoktu ama fiilen vardı. Binlerce kamu çalışanı aralıksız eylem yapıyordu. 1995 yazında en az 50-60 bin kişiyle de Ankara Kızılay iki gün boyunca işgal edilmişti. Ben de oradaydım ve hayatımda ilk ke4z özgürlüğün ne olabileceği hakkında ufacık da olsa bir sezgiye kapılmıştım. Bütün üniversitelerde koordinasyonlar ve cepheler kuruluyordu ve umulanın üzerinde bir hareketlilik yaratılmıştı.

    ÖDP bu hareketliliğin üzerine kuruldu. 1995 yazından 1997 yazına kadar neredeyse her günüm bir toplantı ve/veya miting vs ile geçti. Yalnız da değildim, benim gibi olan yüzlerce insan vardı, çünkü bir hareketlilik söz konusuydu.

    ÖDP solcu deyince akla gelecek ilk bin kişinin neredeyse tamamının desteğini alarak yola çıktı. Yaşar Kemal bile bizimleydi. SHP'den kopup katılan bir sürü insan vardı ki zaten esas amaçlardan birisi de o arkadaşları tekrar kazanmaktı. Çankaya ilçede yaptığımız ilk gençlik toplantısına gelen gençler ilçe merkezine sığmamıştı.

    Abartmıyorum, kesinlikle bir potansiyel vardı, insanlar bu partiyi kendi siyasi örgütleri olarak benimsemeye hazırdılar. 1996'daki kuruluş toplantısı kadar coşkulu bir geceye hayatımda hala tanık olmadım. Sultanahmet'te "Ne şeriat ne darbe" başlıklı bir mitinge yaklaşık 100 bin kişi katıldı ve yaklaşık yarısı ÖDP'liydi. Fenerbahçe Stadında yapılan bir parti gecesine yaklaşık 40 bin kişi geldi.

    Süreç iyi başlamıştı ama 1997 sonundan itibaren yükseliş durdu ve iç tartışmalarla beraber gerileyiş sürecine girildi.

  • onder
    avatar

    Ben birlik çalışmasının hazırlık süresi olarak 3-4 yıllık bir dilimi anlamıyorum.

    Reel sosyalizmin yıkılışı ardından daha mutevazı adımlarla başlanılmalıydı. Zaten sen de belirtmişsin amaçlarda bir sadelik diye..

    ÖDP gibi kapsamlı bir projenin altyapı çalışmaları, gerektirdiği önhazırlıklar çok uzun bir süreye yayılmalıydı bence..Meyvelerini daha yeni yeni toplamaya başlayacağımız..

    İnteraktif platformla ilgili cümlem düşük olmuş..Sanki bunu asli amaç gibi sunmuşum..Hayır demek istediğim asıl böyle bir platform kurulduktan sonra özhazırlıkların, vizyon oluşturmanın onun üzerinden yapılmasıydı..

    O zamanlar internet yaygın değildi, nasıl interaktif bir platform olunabilirdi?

    Parti kurulacağına her anlayıştan insanların katıldığı etkili bir dergi çıkarılabilirdi..Bu derginin misyonun da sosyalistler için ortak bir çatı yaratmanın altyapısını, olabilirliğini tartışmak olduğu deklare edilebilirdi.. Bunun üzerinden yapılacak tartışmalar bir birikim oluştururdu..daha sonra internet'in yayılması ile birlikte katılım çok daha fazla arttırılabilirdi..

    Herhangi bir yayın organı, medyası olmayan bir hareket/parti vs çalışması benim havsalamın alacağı birşey değil..Hele hele de sosyalizmin ağır bir yenilgi aldığı dönemde böyle bir eksiklik hiç anlaşılır değil..

  • onder
    avatar

    ÖDP'ye inanılmaz ölçülerde emek vermiş, pekçok özverili insanları içtenlikle tenzih ederek kendi görüşümü söylemek istiyorum:

    ÖDP bence hiç kurulmamalıydı. Konjuktür hiç uygun değildi. Mevcut solu tarumar etmiş cunta döneminde yeni çıkılmış, üstüne üstlük hemen ardından reel sosyalizmin çöktüğü, kapitalizmin zafer nidalarının yükseldiği bir dönemde öyle paldır küldür çıkılmamalıydı bence.

    ÖDP'inin çıkışı bence son derece aceleye getirilmiştir. Kanımca tipik bir "işe türk gibi başlama" örneği sergilemiştir..

    Solda birlik devasa bir misyondu..Kurumsal seviyede, yani tepeden başlayıp, aşağı doğru yayılmasını beklemek doğru değildi bence. Bunda ben klasik bir kurum/örgüt fetişizmi olduğunu düşünüyorum.

    Normal hayatta da birileriyle birlikte birşeyler yapmaya kalktığımızda, öncesinde o insanı çok iyi tanıyor olmamız gerekmez mi? Ya hele biz işe bir girişelim zaman içinde birbirimizi tanırız denir mi?

    Kurumsal/örgütsel mücadele boyacı küpü mü?

    Kanımca kurumsal/örgütsel yapılanmaya gelinceye dek, uzun bir süre pratik içinde, iletişim/etkileşim platformları içinde birlikte neleri yapmaya müktedir olduğumuzu anlamak gerekiyordu..

    Düşünelim ÖDP yerine, diyelim bir koollektif/interaktif bir iletişim platformu kurulmuş olsaydı, bunun üzerinde önce projeler geliştirilse, belli bir vizyon oluşturulsa, post-modern zamanlara uygun genel kabul gören bir teorik bakış geliştirilmiş olsa nerde olurduk?

    Çökmekte olan bir partimiz olmazdı ama çok ciddi bir birikim oluşmuş olurdu..O birikim üzerine bir yapı inşaa etmek mümkün olurdu..

    Şimdi ÖDP fiyaskosundan sonra, yeni birlik çağrıları kimi motive eder? Birliğin taraftarları dışında herkes bir bıkkınlıkla bakıyor olaya..

    Bence çok ama çok acele edildi..Ön hazırlıklar yapılmadı..Aynı şeyleri Birgün için de söylemek mümkün..

  • guclu
    avatar

    Önder,

    Sadece birlik bağlamından bakacaksak taa 1989 Kuruçeşme'den itibaren bu hedefe yönelik ciddi bir çabaya girilmişti. 1991'de hapisteki devrimcilerin şartlı tahliyesi ile ancak realize olabilecek bir çabaydı bu ki bu tarihin üzerindne de dolu dolu dört sene geçti ve 1995 sonbaharında ÖDP'ye gidilen yolda ciddi adımlar atılmaya başlandı.

    O süreçte yer almış ve kendi çapında emek vermiş birisi olarak diyebilirim ki, ÖDP'nin erken bir proje olduğunu hiçbirimiz düşünmüyorduk ve zaten bu tür bir görüşü olan hiçkimse de yoktu aramızda.

    Şu andan bakınca öyle gelebilir ama erken bir deneme olduğunu asla düşünmüyorum. Ayrıca sözünü ettiğin türden interaktif bir platform da nasıl olabilirdi kesinlikle bilmiyorum. Bana gerçekçi gelmiyor bu türden bir öneri. O dönemde yapılanlar içinde hatalar olmuştur ama başka türlü olmasının mümkün olmadığını düşünüyorum hala.

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #8 Güçlü Kuvvetli 22-06-2009 02:43
Neyin gerekli olduğu hakkında kesinleşmiş fikirlerim yok; ama ayrılan ekibin kafasının hiç net olmadığını, oldukça eklektik ve bütünlükten tamamen uzak bir bakış açıları olduğunu, SHP ve 14 Aralık'la birleşmek dışında da bir planlarının olmadığını düşünüyorum. Siyasal tarihe kendi partilerini terkedip kendilerinden daha ufak yapılarla birleşmek üzere yola çıkan ve bunu da "Tarihsel Buluşma" falan diye anlatmaya çalışan acaba kaç hareket görülmüştür?

Kalanlar, belirli ilkeler etrafında başarılı bir eylem birliği çizgisi sağlayabilir ve gençleşme hareketini doğru biçimde bünyesine uyarlayabilirse , uzun erimde büyüme şansı oluşturabilecek bir siyasal hareket kurabilirler. Benim umudum ve beklentim bu yönde. Ayrıca gidenlerle beraber seçime endeksli çalışma ve popülist argümanlarla asap bozabilecek bir solculuk tarzı da partiden ayrılmış oluyor. Bu bile bence bir kazanımdır.

Bekleyip görelim.
Alıntı
 
 
0 #7 Önder Kurt 19-06-2009 16:23
Bu konuda ben senden biraz farkli düşünüyorum Güçlü. Bu ayrışma bana uzun vadede her iki taraf için de iyi olabilime ihtimali taşıyor gibi geliyor. Ancak her iki cephede de kendi kulvarlarına uygun politikalar yapılıyor gibi görünmüyor bana. Ancak biçimsel olarak ayrım bence doğru, içerik oluşturulabilec ek mi, ondan kuşkuluyum.

Geçen ÖDP'in kurucusu bir arkadaşla yazıştık. O da ayrışmanın daha çok Ufuk Uras ekibinin parlementerist eğilimlerinden dolayı olduğunu söylemişti. Buraya kadar benim bir itirazım yok..Taban içinde, ağ gibi yapılanma uzun vadeli hedefi kalanlara düşüyor. Gidenler ise daha liberal, daha merkezde parlementer reel politika misyonu üstleniyor gibi..

Bence her ikisi de gerekli..Uzun zamandır kendimce bu ikisinin araçlarının ve yöntemlerinin farklılığından dolayı aynı çatı altında yürütülemeyeceğ ini söylüyordum..O yüzden böyle bir ayrım bence iyi oldu..

Ancak ayrılanlar merkezde de olsa modernist gerçek bir sol hareket olmaktan ziyade, Tarafvari post-modern New Age "güzel ruh" sentimentalites i eksenli bir politika yapacak gibi görünüyorlar. İşte sevelim sevilelim, farklılıklarımı za saygılı olalım geyikleri..Bu açıdan CHP'ye alternatif yaratmaları çok zor.

Kalanlar ise, bence reel politikaya mesafeli, temsiliyetten uzak, yaygın, bir taban hareketi olmak durumunda..Ama onlar da böyle bir perspektiften yoksun..Geçen senin de dediğin gibi onları devrimden aşağısı kesmez.

Velhasıl durum her iki cephede de karanlık görünüyor..
Alıntı
 
 
0 #6 Güçlü Kuvvetli 19-06-2009 14:40
Şu an herhangi bir hareketlilik olmadığı ve ufukta da gözükmediği için, birlik yada örgüt inşasının üzerinde duracağı bir zemin yok. Bu yüzden de Uras ve arkadaşlarının başarı şansı yok. ÖDP'de iken ne yapamıyorlardı ki SHP ve 14 Aralıkçılarla beraber yapabilecekler, ben anlamıyorum. ÖDP dışına çıkınca aniden çok harika fikirler, çok enfes bir mücadele hattı mı ortaya çıkacak, böyle bir şey mümkün mü allah aşkına?

Ben bu kadar kötü bir dönemde, solun bu kadar yoğun bir dinci ve liberal kuşatma altına alındığı bir zaman diliminde, saçma sapan çekip giden ve tamamen boş birlik hedefleri uğruna bir mevziyi terkeden Uras ve arkadaşlarına çok kırgınım. Şu an hissettiğim tam olarak bu. Yaptıkları sola sadece zarar verecek.
Alıntı
 
 
0 #5 Önder Kurt 19-06-2009 13:14
Güçlü,

Aslında şimdiye kadar söylediklerimi sen tek bir cümleyle çok iyi özetlemişsin;

Alıntı:
Şu yapılabilirdi; yıllardır bir araya gelmemiş, birlikte rakı bile içmemiş binlerce insanın yakınlaşmasını sağlayacak, beraber yürümelerini kolaylaştıracak bir ara süreç tarif edilebilirdi.
Gerçekten tam olarak söylemek istediğim buydu.

Kitlesellik konusunda da şunu belirtmek isterim, zira "türk gibi başlamak" dediğim şeyle alakalı;

Malum zaman zaman sosyalizm adına sabun köpüğü gibi kabaran kitlesellikler yaşanıyor. Ancak biliyoruz, görüyoruz ki bu kitlesellikler süreğen hale gelip bir harekete dönüşemiyor. Hatırlarsın ODTÜ'de de muazzam bir otobüs eylemliliği yaşamıştık. Kortejin bir ucu Söğütözü'ne geldiğinde diğer ucu ODTÜ kapısından çıkmamıştı..Noo ldu sonunda? Bu bir hareket yarattı mı?

Yukarıda aktardığım sözün gerçekten çok önemli. Bu sadece bir cümle değil. Bu cümlenin dile getirdiği şey üzerine ciltler dolusu yazılabilir. İşte ben bunu tartışmak istiyorum..

ÖDP deneyimini şimdiye uygulayalım; varsayalım ÖDP falan yok. Şu anda mevcut sol yapıların hepsi çok büyük bir heyacanla ve kişisel sorunları aşmış olarak ve gerçekten birleşmeyi yürekten isteyerek bir araya gelseler ve gerçekten "birleşmeyi" başarsalar sence bir etki yaratabilirler mi? Neler farklı olabilir? Aynı propaganda ve medya yöntemlerini kullanarak, gerçek anlamda bir toplumsal hareket haline gelmeleri mümkün mü? Ben olduğunu sanmıyorum..

Çok daha yapısal birşeyler eksik bence..Sosyalis tler olarak "normal" insanlarla biraraya gelemiyoruz..So lun mevcut alet çantasında da onlarla biraraya gelmeyi sağlayacak araçlar yok..

Bunu aramak lazım..Bence ilk öncelikli olarak yapılması gereken yeni kanallar, yeni araçlar bulmak, farklı bir iletişim modeli geliştirmektir. .Yeni bir sol parti, yeni bir örgüt için bir aciliyet ve gereklilik ben görmüyorum..Sol cular olarak önce birlikte birşeyler kotarma yeteneğimizi geliştirmemiz lazım..Bunlar nelerdir, nasıl yapılır pek bir fikrim yok tabii..Ama şu iletişim problemini çözmek ve senin dile getirdiğin olayın üzerine gitmemiz gerekiyor ilk olarak..
Alıntı
 
 
0 #4 Güçlü Kuvvetli 19-06-2009 12:17
Örgütsel birleşme "Geleceği Birlikte Kuralım Parti Girişimi" ile Birleşik Sosyalist Parti arasında yaşandı. GBK'nın bir yayın organı yoktu ama bu süreci belirleyen çevrenin "Yeniden" isimli dergisi çıkıyordu. BSP ise haftalık "Söz" dergisini çıkarıyordu. Ayrıca BSP'yi oluşturan grupların da kendi yayın organları (Kurtuluş, Emek, Marksizm ve Gelecek, Sosyalist Politika vb) mevcuttu.

Birlik ve partileşme tartışmaları bu yayın organlarında yaklaşık altı ay kadar sürdü. Birlik sürecini organize etmekle görevlendirilmi ş bir divan kurulu da vardı ve yanılmıyorsam bu süreçle ilgili broşürler de yayınlıyorlardı .

Şu yapılabilirdi; yıllardır bir araya gelmemiş, birlikte rakı bile içmemiş binlerce insanın yakınlaşmasını sağlayacak, beraber yürümelerini kolaylaştıracak bir ara süreç tarif edilebilirdi. Benim dahil olduğum GBK sürecindeki arkadaşların bir bölümü birleşilecek gruplara karşı en azından çok sıcak değillerdi. Belli bir güvensizlik ve uzaklık vardı. Ama bir karar alınmıştı ve birlikte yürünecekti.

Hiç unutmuyorum, 1995 kışında seçimler vardı ve BSP, o zamanki Kürt siyasal partisi ile (DEP?) ile ittifak halinde seçimlere katılıyordu. Sadece BSP değil SİP ve irili ufaklı sol çevreler de dahildi bu ittifaka ama GBK dahil olmayı genel bir eğilim yoklamasıyla reddetti. Hatta ittifaka oy vermek yolunda genel bir karar bile çıkartılamadı. Düşünsenize bir ay sonra birleşeceğiniz bir siyasal parti var, bu parti seçime giriyor ve onu desteklemek yönünde bile kararlı kitleye sahip değilsiniz. Hatta daha da ileri gidip "velev ki" barajı aşıp meclise girmeyi başarırlarsa bunun son derece kötü olacağını dahi diyen vardı.

Haksızlık yapmayayım, bu genele yaygın bir durum değildi. Ben ve birçok arkadaşım ittifak için çalıştık. Zaten isim vermeden de olsa destek verilmesi yönünde bir karar çıkmıştı ama bu tabana tamamen yaygın değildi ve verdiğim örnek ağırlıkla Ankara'dandı.

O dönem arka arkaya kampanyaların düzenlendiği bir süreçti. "Barış İstiyoruz" diye bir imza kampanyası başlatılmıştı ve 1 milyon imza toplanması başarılmıştı. Yükselen milliyetçiliğe karşı "Arkadaşıma Dokunma" kampanyası yürütülüyordu ve imza kampanyası, bildiri, broşür vs ile yaygınlaştırılı yordu. Kayıp yakınları her cumartesi eylem yapmaya başlamışlardı. KESK kanune yoktu ama fiilen vardı. Binlerce kamu çalışanı aralıksız eylem yapıyordu. 1995 yazında en az 50-60 bin kişiyle de Ankara Kızılay iki gün boyunca işgal edilmişti. Ben de oradaydım ve hayatımda ilk ke4z özgürlüğün ne olabileceği hakkında ufacık da olsa bir sezgiye kapılmıştım. Bütün üniversitelerde koordinasyonlar ve cepheler kuruluyordu ve umulanın üzerinde bir hareketlilik yaratılmıştı.

ÖDP bu hareketliliğin üzerine kuruldu. 1995 yazından 1997 yazına kadar neredeyse her günüm bir toplantı ve/veya miting vs ile geçti. Yalnız da değildim, benim gibi olan yüzlerce insan vardı, çünkü bir hareketlilik söz konusuydu.

ÖDP solcu deyince akla gelecek ilk bin kişinin neredeyse tamamının desteğini alarak yola çıktı. Yaşar Kemal bile bizimleydi. SHP'den kopup katılan bir sürü insan vardı ki zaten esas amaçlardan birisi de o arkadaşları tekrar kazanmaktı. Çankaya ilçede yaptığımız ilk gençlik toplantısına gelen gençler ilçe merkezine sığmamıştı.

Abartmıyorum, kesinlikle bir potansiyel vardı, insanlar bu partiyi kendi siyasi örgütleri olarak benimsemeye hazırdılar. 1996'daki kuruluş toplantısı kadar coşkulu bir geceye hayatımda hala tanık olmadım. Sultanahmet'te "Ne şeriat ne darbe" başlıklı bir mitinge yaklaşık 100 bin kişi katıldı ve yaklaşık yarısı ÖDP'liydi. Fenerbahçe Stadında yapılan bir parti gecesine yaklaşık 40 bin kişi geldi.

Süreç iyi başlamıştı ama 1997 sonundan itibaren yükseliş durdu ve iç tartışmalarla beraber gerileyiş sürecine girildi.
Alıntı
 
 
0 #3 Önder Kurt 19-06-2009 10:16
Ben birlik çalışmasının hazırlık süresi olarak 3-4 yıllık bir dilimi anlamıyorum.

Reel sosyalizmin yıkılışı ardından daha mutevazı adımlarla başlanılmalıydı . Zaten sen de belirtmişsin amaçlarda bir sadelik diye..

ÖDP gibi kapsamlı bir projenin altyapı çalışmaları, gerektirdiği önhazırlıklar çok uzun bir süreye yayılmalıydı bence..Meyveler ini daha yeni yeni toplamaya başlayacağımız..

İnteraktif platformla ilgili cümlem düşük olmuş..Sanki bunu asli amaç gibi sunmuşum..Hayır demek istediğim asıl böyle bir platform kurulduktan sonra özhazırlıkların , vizyon oluşturmanın onun üzerinden yapılmasıydı..

O zamanlar internet yaygın değildi, nasıl interaktif bir platform olunabilirdi?

Parti kurulacağına her anlayıştan insanların katıldığı etkili bir dergi çıkarılabilirdi ..Bu derginin misyonun da sosyalistler için ortak bir çatı yaratmanın altyapısını, olabilirliğini tartışmak olduğu deklare edilebilirdi.. Bunun üzerinden yapılacak tartışmalar bir birikim oluştururdu..da ha sonra internet'in yayılması ile birlikte katılım çok daha fazla arttırılabilirdi..

Herhangi bir yayın organı, medyası olmayan bir hareket/parti vs çalışması benim havsalamın alacağı birşey değil..Hele hele de sosyalizmin ağır bir yenilgi aldığı dönemde böyle bir eksiklik hiç anlaşılır değil..
Alıntı
 
 
0 #2 Güçlü Kuvvetli 19-06-2009 10:00
Önder,

Sadece birlik bağlamından bakacaksak taa 1989 Kuruçeşme'den itibaren bu hedefe yönelik ciddi bir çabaya girilmişti. 1991'de hapisteki devrimcilerin şartlı tahliyesi ile ancak realize olabilecek bir çabaydı bu ki bu tarihin üzerindne de dolu dolu dört sene geçti ve 1995 sonbaharında ÖDP'ye gidilen yolda ciddi adımlar atılmaya başlandı.

O süreçte yer almış ve kendi çapında emek vermiş birisi olarak diyebilirim ki, ÖDP'nin erken bir proje olduğunu hiçbirimiz düşünmüyorduk ve zaten bu tür bir görüşü olan hiçkimse de yoktu aramızda.

Şu andan bakınca öyle gelebilir ama erken bir deneme olduğunu asla düşünmüyorum. Ayrıca sözünü ettiğin türden interaktif bir platform da nasıl olabilirdi kesinlikle bilmiyorum. Bana gerçekçi gelmiyor bu türden bir öneri. O dönemde yapılanlar içinde hatalar olmuştur ama başka türlü olmasının mümkün olmadığını düşünüyorum hala.
Alıntı
 
 
0 #1 Önder Kurt 19-06-2009 09:48
ÖDP'ye inanılmaz ölçülerde emek vermiş, pekçok özverili insanları içtenlikle tenzih ederek kendi görüşümü söylemek istiyorum:

ÖDP bence hiç kurulmamalıydı. Konjuktür hiç uygun değildi. Mevcut solu tarumar etmiş cunta döneminde yeni çıkılmış, üstüne üstlük hemen ardından reel sosyalizmin çöktüğü, kapitalizmin zafer nidalarının yükseldiği bir dönemde öyle paldır küldür çıkılmamalıydı bence.

ÖDP'inin çıkışı bence son derece aceleye getirilmiştir. Kanımca tipik bir "işe türk gibi başlama" örneği sergilemiştir..

Solda birlik devasa bir misyondu..Kurum sal seviyede, yani tepeden başlayıp, aşağı doğru yayılmasını beklemek doğru değildi bence. Bunda ben klasik bir kurum/örgüt fetişizmi olduğunu düşünüyorum.

Normal hayatta da birileriyle birlikte birşeyler yapmaya kalktığımızda, öncesinde o insanı çok iyi tanıyor olmamız gerekmez mi? Ya hele biz işe bir girişelim zaman içinde birbirimizi tanırız denir mi?

Kurumsal/örgütsel mücadele boyacı küpü mü?

Kanımca kurumsal/örgüts el yapılanmaya gelinceye dek, uzun bir süre pratik içinde, iletişim/etkile şim platformları içinde birlikte neleri yapmaya müktedir olduğumuzu anlamak gerekiyordu..

Düşünelim ÖDP yerine, diyelim bir koollektif/inte raktif bir iletişim platformu kurulmuş olsaydı, bunun üzerinde önce projeler geliştirilse, belli bir vizyon oluşturulsa, post-modern zamanlara uygun genel kabul gören bir teorik bakış geliştirilmiş olsa nerde olurduk?

Çökmekte olan bir partimiz olmazdı ama çok ciddi bir birikim oluşmuş olurdu..O birikim üzerine bir yapı inşaa etmek mümkün olurdu..

Şimdi ÖDP fiyaskosundan sonra, yeni birlik çağrıları kimi motive eder? Birliğin taraftarları dışında herkes bir bıkkınlıkla bakıyor olaya..

Bence çok ama çok acele edildi..Ön hazırlıklar yapılmadı..Aynı şeyleri Birgün için de söylemek mümkün..
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile