"Sol'da Sıcak Yaz": Sol Birlik "Revisited" Popüler
Makale
Adnan Bostancıoğlu'nun aktardığına göre Aydın Engin bu yazın sol için çok sıcak geçeğini "müjdelemiş". Büyük bir heyecanla birileri bir kez daha solda birlik çalışmalarına başlamış.
Engin'in sözkonusu yazısını buldum:
http://www.tempo24.com.tr/content/authors.aspx?Author=13&article=720
Yıllardır solda birlik özlemi içinde biri olarak hemen okudum. Ancak bunun beklediğimiz türden bir birlik olacağını ummak çok kolay görünmüyor. Oluşacak birliğin, Taraf'ın, "Özgürlükçü Sol"cuların, Genç Sivillerin vs. son yıllarda yaratmış olduğu değişim/dönüşüm postundaki neo-liberal/neo-muhafazakar/neo-osmanlı/post-modern idealojik iklimin etkisi altında kalacağını söylemek çok abartı olmaz sanırım. Engin'in sözkonusu yazındaki bazı satırlara bakalım:
Eğer milliyetçilik dalgasına boylu boyunca kapıldıkları halde kendilerini hala “sol” diye tanımlayanlar onurunuzu kırıyor, öfkenizi iyiden iyiye kabartıyorsa…
Mesela “sol”u 95 yıldır uğraştıran, 95 yıl boyunca ortak noktaları aramak yerine ayrılık noktalarına vurgu yapmayı yeğleyen, aynı kökten, “Marksizm”den geldiklerini göz ardı eden, düşmanlıklarla dolu bir tarih kesiti yaşayan “sosyalist sol” ile “sosyal demokratlar” birlikte yürünebilecek bir yolun taşları döşenebilir mi, sorusunu cesaretle önlerine koyup, hem kendi aralarında, hem birlikte tartışmaya başladılar.
Kendini Marksist ya da “özgürlükçü sosyalist” olarak tanımlayanlar da değişen dünyada “Leninci parti modeli”, “Proletarya diktatörlüğü” gibi kavramları “Tartışırsam günaha girer miyim” ya da “Abdestim bozulur mu” gibi kaygıları aşarak ele almaya başladılar.
Kendi adıma sosyalistler ile CHP'yi aşan bir sosyal-demokrat oluşumun birliğini hep savundum. Türkiye gibi sağ bir ülkede Sosyalist taleplerle parlementer/reel politika yapılamayacağını savundum. Yapmaya kalkarsanız bugün olduğu gibi bir iki beldenin belediyesini ele geçirip, ikinci bir Fatsa yaratma ideali ile kendinizi avutup durursunuz. Sosyalist solun muhalefet alanı, bence parlemento değildir. Bunun ancak sosyal-demokrat/sosyalist bir alaşımla mümkün olabileceğine inanıyorum. Bu yüzden böyle bir arayışa girilmesine hiçbir itirazım olmaz. Ancak Adnan Bostancıoğlu'nun şu sorusu havada asılı duruyor:
Birlik’ girişiminin hedeflediği kesimlere bakıldığında, “sosyalistler, sosyaldemokratlar, Kürtler, Aleviler” gibi, kimlerin ne ölçüde temsil ettiği belirsiz bir aktörler topluluğu var.
Haydi sosyalistleri anladık; çoğu yıllardır bu ve benzeri ‘birlik’ projelerinde rol almış (ama sonuç alamamış) tanıdık şahsiyetler...
Sosyaldemokratlar kim? Merak ediyorum, hakikaten kim?
Son yıllarda yaratılan muhafazakar-sever ideolojik hegemonyayı göz önüne alırsak sosyal-demokratların, ya da Aydın Engin'in "Abdestim Bozulur Mu?" kaygısına düşmeden sorgulama yapabilecek "Özgürlükçü Sosyalistlerin" nasıl bir kesime hitap etmek isteyeceğini tahmin edebiliriz.
İsteyen istediğiyle birlik çalışmasına girer, bize ne? Benim asıl ilgilendiğim Birlik çalışmasının yöntemi üzerine.
Solda birlik bizde şimdiye kadar, solun farklı renklerinin bilinen isimlerinin bir odaya kapanıp kendi aralarında uzlaşıp ortak ilkeler belirleyerek çıkması olarak algılandı. Solun tabanını sürece aktif olarak katılması teşvik edilmedi. Bu sefer de farklı olacak gibi görünmüyor. Aydın Engin bize iyi bir özellikmiş gibi sunuyor:
Gözleri uykusuzluktan kızarmış adamlar ve kadınlar birbirleriyle buluşuyor, bir araya gidip başkalarını arıyor, aradıkları ile buluşup tartışmaya, çıkışın yolunu belirgin kılmaya, tanımlı kılmaya ve en önemlisi gerçekleşebilir kılmaya çabalıyorlar.
Şimdiye kadar denen bütün birlik çalışmalarının başarısız olmasının nedeni tamı tamına bir takım "gözleri uykusuzluktan kızarmış adamlar ve kadınlar(ın) BİRBİRLERİYLE buluş(ması)", buna karşın kalbi solda atan herkesin sürece dahil etmenin nasıl başarılacağı üzerine düşünülmemesi değil mi? Sanki "bir takım adamlar ve kadınların gözlerini kızartacak" kadar mesai yapması birliğin başarısı için yeterli sayılıyor. Daha önce yeteri kadar kızartmamışlardı bu sefer kıpkırmızı oldu, dolayısıyla başarı kaçınılmaz.
Kim bu "BİRBİRLERİYLE buluşmaktan gözleri uykusuzluktan kızarmış adamlar ve kadınlar"
Aydın Bostancıoğlu bence yanıtını çok iyi veriyor:
Kimsenin pişmiş aşına su katmak istemem ama kişisel olarak artık bu ve benzeri girişimlere zerre kadar inanmıyorum. Solun bu haliyle zaten gerekli de görmüyorum. Zaman içinde ismi değişen aynı örgütlerin ve onları temsil eden aynı adamların ve kadınların belli aralıklarla bir araya gelip aynı laflarla aynı şeyi bıkmadan usanmadan denemelerinden doğrusu bana sıkıntı geldi. Hiçbirisi gerçek bir siyasi güç olamamış örgütlerin, dahası kimi temsil ettikleri belirsiz tek tek kişilerin, ‘birliğin’ kendisini fetişleştiren ve siyasetin neredeyse bütününü buna indirgeyen girişimlerinin her defasında gelip dayandığı yer, bu birliği sürdürme pahasına, yani dengeleri muhafaza etme adına vasat bir siyaset, giderek hayattan ve eylemden uzaklaşan, taşlaşan bir örgüt, ve birlik mimarlarının süreci kontrol altında tutmak için kaçınılmaz olarak güçlendirdikleri bürokratik, hantal bir yapı oluyor. Hasılı, zahiri düzeyde bir birlik olsa da bundan bir şey çıkmıyor.
Sol, temel sorunun sabit bir aktörler kümesi içinden şu ya da kadro "permutasyonunu" bulmak değil, o yıllardır sabit kümenin kendisini genişletmek olduğunu ne zaman anlayacak? Eskiden Yeşilçam'da Figüranlar Kahvehanesi varmış. Yapımcılar kahveye uğrar, o anda boşta olan oyuncuları seçer götürürmüş. Soldaki birlik çalışmaları da bence buna benziyor. Kimsenin geniş bir kitleyi nasıl sürece katılmaya teşvik ederiz diye düşündükleri yok. Metin Çulhaoğlu'nun "BİRBİRLERİYLE buluşmaktan gözleri uykusuzluktan kızarmış adamlar ve kadınlar"a mükemmel bir çift lafı var:
Marksizm gerçekten zengin bir teorik mirastır. Bu mirasın kimi öğelerini seçip bir araya getirdiğinizde bir kombinasyon elde edersiniz. Bu arada, kuşkusuz “ülke gerçeğine” de bakmanız gerekir. “Ülke gerçeği” size seçtiğiniz öğelerin hangi sıraya göre dizileceği hakkında bir “fikir” verir. Bu fikirden yola çıkarak tutup bu kez permutasyon yaparsınız. Marksizm zengin bir teorik mirassa, “ülke gerçeği” zamanla değişiyorsa, ulaşabileceğiniz kombinasyon ve permutasyonların neredeyse “sınırsız” olacağını söylemek mümkündür.
“Devlet”, “demokrasi”, “sınıf”, “ulusal sorun” vb. bir kombinasyonun öğeleri olabilir. Bu kombinasyonda “ulusal sorun, demokratikleşme, devlet, vb.” sırasıyla giderseniz bir permutasyonunuz olmuş olur. Bir yanıyla, sakıncasız bir zihinsel meşgaledir. Ama asıl dramatik olan, bir türlü ulaşamadığınız “kitleden”, “aferin işte biz de yıllardır sizden bu kombinasyonu ve permutasyonu bekliyorduk” türü bir onay alınacağı beklentisidir.
Sanki “kitle” Marksizm’e ve sosyalizme doğuştan yatkındır da, tek istediği “doğru” kombinezon ve dizilimdir!
Bizim solcu liderlerimiz, sayısız birlik denemelerini, bir turistik ziyaret sırasında tadılmış egzotik bir yemeği, kendi lokantalarında müşterilerine sunmak gibi algılıyorlar. Egzotik yemeğin malzemeleri biliniyor, ama tarifi bilinmiyor, ölçekler tutturulamıyor. Geçen sefer bir ölçek "farklılıklara saygılı" olmalıyız söylemi tutmadı, iki ölçek yapalım, klasik sosyalist ilkelerin iki ölçek katılımı fazla geldi yarım ölçeğe indirelim.
Oysa yapılması gereken, yemeğin beğenisine sunulacağı "müşterinin" damak tadını anlatmasına fırsat verilmesi, hatta belki mutfağa davet edilmesi değil midir?
Çulhaoğlu mükemmel bir saptama yapıyor ama solumuzun "uykusuzluktan gözleri kızaracak kadar çalışan" kadrolarının bunu anlaması çok zor görünüyor: Bu ülkede "Marksizm’e ve sosyalizme doğuştan yatkın, tek istediği “doğru” kombinezon ve dizilim" olan bir "kitle" yok. Bu kitle kurucu pratiklerle oluşmasına zemin hazırlanmazsa hiçbir zaman da oluşmayacak.
Peki en azından bu gibi birlik çalışmalarında, "kitle" oluşumuna katkısı olacak kurucu pratikler ne olabilirdi?
Mesala şu BİRBİRLERİYLE buluşan arkadaşların gözleri kızaracak kadar uykusuz kalmalarındansa, bir site kurup neler olup bittiğini herkese duyurmaları, böyle bir iletişim platformun üzerinden sürece olabildiğince çok insanı dahil etmeleri daha iyi olmaz mıydı? Bu sitenin Forumunda yapılacak geniş katılımlı tartışmalarla, düzenlenecek anketlerle çok daha geniş bir konsensusa dayanan bir birlik zorlanamaz mıydı?
Bu ülkede en doğru, en mükemmel "permutasyonu", en süper yemek tarifini bekleyen, "Marksizm’e ve sosyalizme doğuştan yatkın" bir kitle yok. O kitle kendi kendini, bizatihi aktif olarak dahil olduğu kurucu pratikler içinden geçerek oluşturacaktır.
Önümüzdeki bu birlik sürecinin, önceki örneklerine bakarak, nasıl bir seyir izleyeceğini az çok tahmin edebiliriz sanıyorum; büyük bir heyacanla belli bir "yeni açılım", "yeni bir permutasyon" üzerinde uzlaşılacak, çoşkuyla hemen bir sonraki seçime girilecek, başlangıçta sahip olunan çoşkuyla orantılı bir oy alınamayacak ve "yeni" olarak ortaya sadece başka bir hayal kırıklığı çıkacak.
Güçlü son blog'unda, yapmakta olduğu arşiv çalışmalarında İslamcı hareket adına farkettiği ilginç bir durumu aktarmıştı:
"Bir kere bile, o zamanki adıyla Selamet Partililerden, yahut bir cemaatten, bir tarikattan bahseden yok. Günümüzde bu kadar egemen olan bir anlayışın otuz yıl önce esamisinin okunmaması olabilir mi?"
Bu durum işte bence hareket olmanın uzun soluklu sürecini dile getiriyor. Yüzlerce yıllık toplumsal geleneği olan İslamcı kültürün bir politik hareket olarak çıkması 30 yılı almışsa, "Marksizm’e ve sosyalizme doğuştan yatkın" bir kitlenin olmadığı koşullarda, birleşik bir sol hareketin çıkmasının bir kaç yılda olacağını beklemek naif bir hayalciliktir. Bunun kollektif bir akıl oluşturmaya yönelik uzun soluklu, sabırlı bir süreç olduğunu artık anlamamız gerekiyor.
Solda birlik çalışması bu ülkede en acil görevimiz, ancak bunun yöntemi nedir?. Umarım bu sefer de, bu uzun soluklu süreci "göle maya çalma" derekesine indirgemeyiz. Solda birlik, kalbi solda atan herkesin bilfiil dahil olacağı kollektif, kitlesel bir süreçte ortaya çıkabilir ancak. Sahip olduğumuz teknik olanaklar, 3-5 "adam ve kadının" bir odaya çekilip, "uykusuzluktan gözlerini kızartacak" kadar en ideal "permutasyonu" aradıkları bir birlik yaklaşımını aşan çok daha etkili kanallar sunuyor. Umarım bu olanaklar bu sefer akla gelir.
Üye eleştirileri
-
2009-05-31 16:54:45 |SAdministrator| onder
-
2009-05-29 17:33:05 |Unregistered| erdener tiknaz
Kendimce somut bir kaç önerimi sizlerle paylaşmak istiyorum:
1- Öncelikle sitenin adı „HayalET“ ile web adresi „e-hayalet.net“ arasındaki bağlantı kopukluğunun giderilmesi gerektiğine inanıyorum. Google`da HayalET`e ulaşabilmek için arama motoruna „e hayalet“ veya „e-hayalet yazılması zorunlu görünmekte; hatta „e“ ve „hayalet“ bitişik yazıldığında –„ehayalet“- bile siteye ulaşılamıyor. Sadece „hayalet“ yazıp siteye ulaşmak istenmesi hali de, faydasız bir çaba olarak kalıyor. Benim önerim sitenin adının „eHayalET“ olarak yazılmasıdır. Yani Window`un adının
„HayalET – HayalET Ana Sayfa“ yerine: „eHayalET – eHayalET Ana Sayfa“ şeklinde yazılmasıdır. Birisine siteyi tavsiye etme durumunda söylenecek sözün de kısaca „eHayalET“ olması taraftarıyım.
2- Sitenin logosundaki harf karakterlerinin, tahminimce site kurulurken düşünülen „HayalET“ -dilek kipindeki „hayal etmek“- ten oldukça uzaklaştığı fikrindeyim. Bu sorun „e“ ve „t“ büyük (ET) yazılarak kolayca aşılabilir. Bu fikir logoya zaten aktarılmak istenmiş ama tam olmamıs gibi görünüyor.
3- Ana Sayfa`nın üst tarafındaki ve logonun hemen altından geçen „beyaz şerit“, logoyu ve de linkleri sayfadan koparmış gibi görünüyor. Beyaz şeritin kaldırılıp yerine halihazırdaki noktalı backgroundun görünür hale getirilmesi; akabinde de „Özgürlükçü ama liberal olmayan solun portalı“ sloganının açık bir renkle buraya yazılması taraftarıyım. Veya linkler şu an beyaz şeritin olduğu bölgeye doğru kaydırılıp yerine slogan yazılabilir.
4- Bu sitede yapılan Makale-Politika başlığı altındaki tartışmaların, bir özet haline getirilip, muhatabına ulaştırılması, O`na da fikrini söyleme imkanı tanınması veya buna yürekten çabalanılmasının, sitenin tanıtımı ve de „tanıttırımı“ na büyük katkı sağlayacağına inanıyorum. Örneğin: Önder arkadaşın Metin Culhaoğluyla ilgili eleştirisi:
( Onder): Yalnız Çulhaoğlu gibi belli bir toplumsal etki gücü olan lider-düşünürlere eleştiri de yöneltmeli diye düşünüyorum;
1. Düşünsel faaliyetlerini makale formatından çıkarıp, tutarlı bir bütün haline getirmiyorlar. En azından ben bilmiyorum. Makale formatının parçalı yapısıyla, önümüzdeki zamanlara uygun bütünsel bir çerçevenin kurulabileceğini sanmıyorum.
2. Asıl "birlik", yani tabanda iletişimsel/etkileşimsel birlik için Çulhaoğlu gibi liderlerin çağrısının çok etkisi olacağına inanıyorum. Ama bunu yapmıyorlar.
Bu eleştirinin Culhaoğlu Hoca`ya bir şekilde (bir e-mail ile) ulaştırılmasının gerekli olduğu düşüncesindeyim. Sol`un internet sayfasında, yazarların okurlarıyla ara sıra dertleştiği biliniyor. Biz de eHayalET olarak kendisine soru yöneltebiliriz sanıyorum. „Biz eHayalET okuyucuları olarak şunu merak ediyoruz“ diye söze başlanılması, tanıtımın bir anda ta kendisi olabilir. Culhaoğlu Hoca`nın konuya dair fikirleri de alınabilirse, sitede „Culhaoğlu`nun cevabı“ olarak yayınlanabilir.
5- Sitenin teknik altyapı yetersizliği olduğu yönündeki serzeniş, katılımcılarına bir çağrı ile yapılabilir ve de gönüllü veya gönülsüz arkadaşların sitenin formatına yapacağı katkı bir kitap ile ödüllendirilebilir.
-
2009-05-28 12:36:16 |SAdministrator| onder

Erdener,
Sorularına ve eleştirilerine yönelik kendi yorumlarımı aktarmak isterim:
1. Neden „özgürlükçü sol“ adında, geniş bir kitleye ulaşmış, yeri geldiğinde hayranlıkla sözü edilen böyle bir internet platformu varken yenisini arama ihtiyacı duyuluyor?
ÖS'yı 2003'ten beri takip ederim. Değerli insanlar yazmıştır süreç içinde. Ama son zamanlarda Genç Sivil'llere, Taraf'a bir hayli meyleden duruşu sosyalist kalarak özgürlükçü olmak isteyen insanları uzaklaştırdı. Bu uzun mesele. İşin teorik yönüne girersek çıkamayız. O yüzden salt teknik, altyapısal, biçimsel konular açısından cevap vereyim;
E-mail grubu formatının teknik olanakları son derece sınırlıdır. Sadece tartışmaya, duyuru yapmaya uygun. Bir site ve bir e-mail grubu arasındaki teknik olanaklar açısında farkları saymaya kalksam bu yorum çok uzar. Sadece bir kaçını aktarayım: Bir kere arşivleme yapılamaz e-mail grubununda. Sadece aktüel, spontan tartışmalara uygundur. Gönderilen yazıları, konularına göre kataloglamak, sınıflandırmak mümkün değildir. Hadi ÖS arşivinde 4 yıl önce yazılmış bir yazı bulunsun bakalım mümkünse. Sonra tartışmadan başka birşey yapılamaz gruplarda. Mesala Öykü yarışması düzenledik, foto yarışmasını da planlıyoruz. E-mail grubunda bunlar mümkün olur muydu?
2. „Özgürlükçü ama liberal olmayan solun portalı“ sloganın ön sayfaya konması: Bu bence uygun bir fikir. Daha önce de sitenin ruhunu yansıtan sloganları görünür biryerlere koymak istedik. Bu ve başka şeyleri yapamıyoruz çünkü güçlü bir teknik kadromuz yok. Böyle bir site için en az 4-5 kişilik bir teknik takım gerekir ama bizde yok böyle bir takım. O yüzden düşünüp de uygulayamadığımız bir ton şey var.
3. Ana sayfada kitap tanıtımlarının olması buranın ideefixe gibi bir kitap satış sitesi olduğu izlenimi vermesi: Bu eleştiri daha önce de geldi. Niyetimiz bu platformun "sadece" bir sol politik tartışma sitesi olmadığı mesajını vermek. Aşağıdaki tartışmalarda, özellikle Çulhaoğlu alıntısıyla dönen tartışmada dile getirildiği gibi, bugün yapılması gereken solcuların aynı kadroları arasındaki farklı permutasyonlara dayanan, "solcuya sol propagandası yapan" değil, farklı ilgi alanları üzerinden farklı insanlarla diyaloğa girmek. Çulhaoğlu'nun aktardığım yazısında çok güzel şekilde dile getirdiği gibi, bilinen klasik tanımlarına uymadan, yaşantısıyla, durdugu yerle, pratikleriyle aslında belki solcu olan bir insan tipi de var. Bu tür insanlarla çarşaf çarşaf sloganları, eylem resimleri üzerinden biraraya gelmek mümkün değil. Biz sadece solculara yönelik değil, yüzü dışa dönük, her yönden eklemlenmeye müsait bir platform olmalı diye düşünüyoruz ama elbette solun temel teorik öncüllerinden uzaklaşmadan.
4. Tanıtım Konusu: Bu konuda çok haklısın. Ancak bunun insanların biraz mesai ayırmasından başka çözümü yok. Bu siteyi önemseyen arkadaşların, kardeş sitelerin editörü arkadaşlarla iletişime geçip linkimizi koydurması lazım. Bu tek bir kişinin değil, herkesin çabasıyla olacak birşey. Böyle bir sitenin gereğine inanan bütün arkadaşların işin bir ucundan tutup, sol, kültür/sanat, haber sitelerine linkimizi koydurmaya çalışması lazım. Ben 4-5 siteyle iletişime geçmiştim ama "torpilimiz" olmadığı için linkimizi koyduramadım. Maalesef bu işlerde de torpil dönüyor. Alexa web istatistik sitesine göre bize link veren sadece tek bir site var. Bu çok vahim. Ama elden de birşey gelmiyor. Tanıtımını iyi yapsak böyle bir sitenin gereğine inanan çok insan çıkacaktır.
Yalnız şöyle de bir durum var; Biz nasıl yeni bir birlik çalışmasından en küçük bir heyecan duymadıysak, insanların da salt bir e-mail duyurusuyla yeni bir sol siteden heyecan duymaları çok zor. Türkiye solu, her olanağı yeterince hazırlık yapmadan abur curu tükettiği için, olanak, alternatif açılım kümesi de tükendi..Hiçbirşey hiçkimsede bir çoşku yaratmıyor..Kesif bir sinizm, yoğun bir nihilizm var ortamda..Bunun aşılması bire bir ilişkilerde, tek tek her arkadaşla ısrarcı bir diyalogu sıcak tutmakla mümkün bence..Tek tek bireyleri ikna etmek durumundayız.
Lakin link konusu çok öncemli..Hep birlikte kardeş sitelere linkimizi koydurmaya çalışalım derim.
-
2009-05-25 18:03:19 |Administrator| guclu

Liberallerin CHP düşmanlığı biçiminde tezahür eden ama esasında her türden dindar, muhazakar ve Amerikancı yönelime nasıl açık çek verdiklerinin bir örneğini, Engin Ardıç'ın bugünkü Sabah'ta yazdığı makalede görebiliriz.
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2009/05/25/ cignenecekse_biz_cigneriz_size_ne_oluyor
Ardıç'ın yazıda referans verdiği Murat Belge, ki kendisi de artık bu sağcı kampın tam da göbeğinde yer almaktadır, esin kaynağı olarak şu yazıyı yazmış Taraf'ta:
http://www.taraf.com.tr/makale/5674.htm
Adamlar, DP'nin kurduğu "Tahkikat Komisyonları"nı bile günümüzün Ergenekon Davası çerçevesinde yeniden değerlendirip haklı bulma noktasına gelmişler. DP, olası bir darbeyi önlemek için Tahkikat Komisyonları kurmuş ve CHP de darbe yaparak bu komisyonların varlığını haklı hale getirmiş.
Çok da uzak olmayan bir gelecekte, cumhuriyetin yerine Osmanlı Devletinin ve hilafetin yeniden kurulması talebini yükseltebilir bu adamlar. Murat Belge'den böyle bir hamle gelirse, valla da billa da ben şaşırmam artık.
-
2009-05-25 18:47:34 |SAdministrator| onder

Komplo teorilerine çok fazla itibar etmenin bir zararı da gerçekten komplo olabilecek şeyleri gözden kaçırmaya hizmet etmesi sanırım.
Birgün'ün bugünkü manşet haberi önemli bu açıdan:
http://www.birgun.net/actuel_index.php? news_code=1243247770&day=25&month=05&year=2009
Eski MİT musteşarı Gülen de "Bin Ladin" gibi ABD projesidir, bir "Yeşil Kuşak" operasyonudur demiş.
Geçen hafta da Pakistan başbakanı Zerdari'nin "Bin Ladin'i yakalamşıtık, ABD serbest bıraktı" demecini hatırlayalım.
Bunlara ben de şu soruyu ekliyorum; Türkiye'nin, Afganistan'in, Pakistan'ın bulunduğu stratejik coğrafyalarda ABD'in tercihi Almanya, Fransa gibi güçlü ülkeleri mi, yoksa şimdiki gibi kendi kontrolünde güçlü dinci akımların olduğu ülkeleri görmek midir?
Taraf üzerinden yapmaya çalıştıkları bence, özgürlükler, sivil toplum, kimliklere saygı, demokrasi vs gibi haklı talepleri, toplumun muhfazakarlaştırılması yönünde bir hegemonya yaratmak için kullanmak. Bu hegemonya hemen gözle görülen birşey olmadığı için, çaktırmadan yavaş yavaş son derece sağlam bir şekilde ilerliyor. Sen 30 yıl önce esamesi okunmayan bir hareketin nasıl böyle güçlendiğini sormuştun. Bundan 30 yıl sonra bile değil, 5-10 yıl sonra da bu ülke nasıl Malezya gibi bir ülke oldu diye şaşırırken bulabiliriz.
Dolayısıyla "bu adamların cumhuriyetin yerine Osmanlı Devletinin ve hilafetin yeniden kurulması talebini yükseltmeye" başlatması, bence hiç ama hiç şaşırılacak birşey değil. Hedefin bu olduğundan zerre kuşku duymuyorum kendi adıma.
Dünya kapitalist sistemi, burjuva standartlarına göre bir demokrasi altında bile yöneltilemez hale geliyor. Çelişkilerin keskinleşeceği bir dünyada, hele daralan enerji kaynakları kavşağında yeralan ülkelerde demokrasi artık sistemin kaldıramayacağı bir lüks olmaya doğru gidiyor.
-
2009-05-26 00:51:46 |Administrator| AliOsman

Rahmetli Can Yücel'in TİP Kongresindeki konuşmasında söylediği gibi "Bu işler tüzük işi değil, büzük işi..."
Kim ki hayatın içinde yer almaz, varolması gereken yerde olmaz, yapması gerekenleri yapmaz; kurtuluşunu birlik çalışmalarına, programlara, tüzüklere bağlarsa, ol kişinin bir adım bile ileri atması namümkündür...
-
2009-05-26 16:59:16 |SAdministrator| onder

Ali Osman,
Konu hakkindaki genel yaklaşımımız örtüşüyor. Hem sen, hem ben, hem de Güçlü,işi sosyalistlik olan aynı kadroların farklı "permutasyonlarıyla" bir kez daha "yeni" birlik çalışmaları içinde olmalarındansa, "normal" insanların tabanda buluşup, kollektif bir insiyatif oluşturmasından yanayız.
Ancak Can Yücel'in lafının bu yaklaşıma çok uymadığını düşünüyorum. Hangi bağlamda dile getirilmiş bilmiyorum, ama hangi anlamda olursa olsun "büzük" beklentisi içinde olmanın sosyalistlerin yarasına merhem olacağına inanmıyorum. Hatta bilakis yaranın bizatihi tanımı olduğunu düşünüyorum. Bu bir takım özel nitelikleri olan kadro beklentisinin bir başka ifadesi gibi görünüyor bana. Zira malum "büzük" herkeste bulunmaz. Mesala bende olduğunu düşünmüyorum.
Bu beklenti bir başka şeyi daha gözden kaçırıyor; neo-liberalizm, post-modernizm, sovyetlerin yıkılışı bizim zamanlarımızda çok farklı bir insan tipolojisi yarattı. 80 öncesinin kahraman, özverili, idealist, özgeci, "büzüklü" insan tipleri artık çok yok..
Neyse ben yine uzatmayayım, Metin Çulhaoğlu'ya verelim sözü. Çulhaoğlu'nun düşüncelerine hergeçen gün çok daha fazla yaklaşıyorum. Elimde kütük gibi, yıllardır okumadığım bir Seçme Yazılar kitabı var. Son dönem yazılarını okudukça, o kitabı elime almak için motive oluyorum.
Bu büzük meselesine cuuuk oturan bir yazısı var. Sanki resmen bizim bu tartışmamızı önceden görmüş de yazmış gibi. Sosyalist solun bizim dönemimize denk gelen aşamasındaki en büyük, en vahim hatalardan birine ışık tutuyor:
http://haber.sol.org.tr/yazarlar/12613.html
Çulhaoğlu'nun bu yazısı, "önümüzdeki dönemin artık “normal insanlar dönemi”" olması gereğini dile getiriyor. Ama bu gereğin nasıl realize edileceğini açıklamıyor. Karşımızda duran en büyük sorun da bence bu.
-
2009-05-26 17:55:51 |Publisher| fetekos

Doğrusu ben artık yaşayan insanlara fikren güven duymaktan korkar oldum. Türkiye'de Çulhaoğlu benim bunu hissettiğim tek yaşayan ve aynı zamanda eylemli de olan Marxist sanırım. Sözünü ettiğin geçmiş yazılarından bugüne tutarlılık çizgisinden hiç sapmamış, yenilenmiş ama “somut durumun somut tahlillerini” hiç şaşmayan güçlü bir temelle gerçekleştirmiş. Hayran olmamak mümkün değil artık böyle insanlara…
-
2009-05-26 18:12:04 |SAdministrator| onder

Yalnız Çulhaoğlu gibi belli bir toplumsal etki gücü olan lider-düşünürlere eleştiri de yöneltmeli diye düşünüyorum;
1. Düşünsel faaliyetlerini makale formatından çıkarıp, tutarlı bir bütün haline getirmiyorlar. En azından ben bilmiyorum. Makale formatının parçalı yapısıyla, önümüzdeki zamanlara uygun bütünsel bir çerçevenin kurulabileceğini sanmıyorum.
2. Asıl "birlik", yani tabanda iletişimsel/etkileşimsel birlik için Çulhaoğlu gibi liderlerin çağrısının çok etkisi olacağına inanıyorum. Ama bunu yapmıyorlar.
Mesala alıntıladığım yazısındaki "normal insanlar dönemi" çağrısını genele yönelik değil, kendi "sosyalist iktidar" çevresine yönelik yaptığını düşünüyorum. Normal insanlar gelecekse bizim çevremize gelsin mantığının hakim olduğunu sanıyorum. Yani "normal insanları" örgütlemiş olmayı başarmayı kendi hareketlerine mal etme kaygısı taşıdıklarına inanıyorum. Doğru bir hedefi yanlış araçlarla realize etmeye çalışıyorlar.
İşte bu kemikleşmiş refleksi aşmadan "normal" insanlarla biraraya gelmenin hoş bir temenniden öteye gideceğini sanmıyorum.
-
2009-05-26 23:06:35 |Publisher| fetekos

Eleştirilerinde haklısın. Örgütlü bir sosyalist olarak Çulhaoğlu’nun göstereceği adresin kendi partisi olduğu açık tabii. Bu yapılarınsa birlik ve “yeniden kuruluş” konusundaki etkinlikleri bir hayli sorunlu. Düşünsel anlamda yakınlık kurmak mümkün olsa bile yenilenemeyen örgütsel yapıları her türlü iletişim/etkileşim kanallarını açma yönünde etkin değil. Ama iş, nasılda düğümleniyor Önder. Çulhaoğlu’nun hep yakındığı gibi burada sosyalistler birbirlerinin yazılarını dahi pek okumadıklarına, sözlerini dinleme gereği duymadıklarına göre, makaleleriyle sözünü ettiğin anlamda aktif bir düşünsel liderlik misyonuna ulaşamayacak durumda olan bu tür Marxistlerin, isteklerinden bağımsız olarak, görüşlerini ve misyonlarını daha geniş alanlarda büyük kitlelere duyurmalarının, gerçekleştirmelerinin yolunu ve araçlarını, gerçekten bilemiyorum.
-
2009-05-26 23:45:37 |SAdministrator| onder

Yol, yordam ve araçların ne olduğunu ben de bilmiyorum. Bilen olduğunu da sanmıyorum. Şöyle demiştim:
Alýntý:Çulhaoğlu'nun bu yazısı, "önümüzdeki dönemin artık “normal insanlar dönemi”" olması gereğini dile getiriyor. Ama bu gereğin nasıl realize edileceğini açıklamıyor. Karşımızda duran en büyük sorun da bence bu
Ama sorunun adını koymak çözüm yolunda bir arayışa girmek yeterlidir. Ancak bu ülkede talihsizliğimiz, sorunun adı ortadayken çözüm için arayışa girilmemesi. (Aslında benim ortodoksluk tanımım olarak da konabilir bu)
Sorunun adını sen de başka türlü koymuşsun:Alýntý:Düşünsel anlamda yakınlık kurmak mümkün olsa bile yenilenemeyen örgütsel yapıları her türlü iletişim/etkileşim kanallarını açma yönünde etkin değil.
Çözümün, araçların ne olduğuna dair kapsamlı bir program çıkarmak ancak kollektif bir yapıyla olur. beni aşar..Ama şu kadarını söyleyebiliyorum;
Bu ülkede sosyalistlerin genel bir iletişim platformu olarak açık, interaktif, editörlüğü/müderatörlüğü olmayan bir siteye ihtiyacımız var.
Şunu gerekçe olarak sunuyorum bu ihtiyaç için:
Bakın bugün Özgürlükçü Solcu diye bir tipoloji tanımlar hale geldik. 2001'de yahoogroups'da bir e-mail grubu olarak başlayan bir yapı bu. Oluşumunu nerdeyse birebir takip ettiğimi söyleyebilirim. Şimdi bu yapı iyi kötü bu ülkenin sol spektrumunda yerini aldı.
Ve bu altı üstü bir e-mail grubu idi. O günden bu yana iletişim kanalları e-mail grubunu defalarca katladı. Bugün bu sitede bunu görüyoruz (Bu arada söyleyeyim bu sitenin potansiyelinin inanın yüzde 2-3'ünü bile kullanıyor değiliz).
Şimdi sunu soralım; liberalizmle kafası bulanmamış, yaşanan zamanları sosyalist perspektifle analiz edenlerin benzer bir platformundan bahsetmemiz mümkün mü? Bu ülkede "normal" insanlar "şu sosyalistler olup bitenler hakkında ne düşünür" dediğinde gidip bulacağı bir yapı var mı? Normal insanları geçelim, falanca anlayıştaki bir sosyalistin filanca sosyalistin ne düşündüğü hakkında fikri olabiliyor mu? Yine çok yerinde bir gözlem yapmışsın:Alýntý:Çulhaoğlu’nun hep yakındığı gibi burada sosyalistler birbirlerinin yazılarını dahi pek okumadıklarına, sözlerini dinleme gereği duymadıklarına göre
Bunun aşılması çok mu zor?
Hayalci değilim; farklı geleneklerin kendilerini fesetmesi beklenemez. Ama düşüncelerini kendine çok yakın hissetmeme rağmen, Çulhaoğlu'nun çevresiyle kendi kimliklerimizi, yapılarımız koruyarak bir üst platformda(sitede) niye biraraya gelemeyiz?
Mesala şu bizimki gibi bir sitede, farklı çevreler kendi ilişkilerinden taviz vermeden biraraya gelmesi imkansız mıdır? Ayrı ayrı platformlarda olduğumuz zaman, hepimiz kendimiz çalar kendimiz oynarız..Bizim gibi düşünmeyen sosyalistlerle diyaloğa giremeyiz.
Oysa ortak bir platformda, Farklı sosyalist anlayışlar ("normal insanlar döneminin" başlaması gerektiğini düşünen anlayışlar) birbirini muhattap alarak tartışabilir. Mesala şu sitede başlatmak istediğimiz tartışmalar, çok fazla işlenmeden tıkanıyor. Çünkü yeteri kadar bir katılım yok. Üç aşağı beş yukarı aynı sorunun diğer platformlarda da yaşandığına inanıyorum. Mesala Ben hergün düzenli olarak Sol dergisi sitesine uğramıyorum. Aramızda bir diyalog yok..Ancak zaman zaman uğruyorum bakıyorum çok ilginç yazılar çıkmış oluyor.
Benim şu yukarıdaki makaleyi yazmamın ana gerekçesi işte böyle bir "birlik"i gündeme getirmekti..Tabanda birlik, iletişimsel/etkileşimsel birlik derken kastettiğim buydu..Biz sosyalistler henüz icracı pratikler üretebilecek güce sahip değiliz..Hiç olmazsa, -çok primitif bir hedef olarak-, hele Özgürlükçü Sol gibi bir iletişim platformunda bir araya gelelim, mesala diyelim Özgürlükçü Sosyalist diye bir çatı platformunda buluşalım..Ondan sonra tartarız. Gücümüz nedir, ne yapmaya müktedirdir otururuz onu konuşuruz..
Ancak bu parça, parça küçük kulüpler olarak devam edersek bizden bir halt olmaz. Meydanı da böylece özgürlükçü Sol'a, taraf'a ya da sosyalizm adına bir takım beton kafalılara, köylü radikallerine terk etmeye devam ederiz.
-
2009-05-27 00:21:58 |Administrator| AliOsman

Sanırım, Can Yücel'in bu sözü söylediği dönemde, sokaklarda faşist saldırıların yoğun yaşandığı bir dönemdi. Sokaklar kan gölüyken tüzük ile bu denli uğraşmak ve hayatın gerisinde kalmak, sosyalist olduğunu idda eden bir partiye ne kadar uygun diye düşünüyordu. Bunu söylerken 'hadi elimize silahları alalım ve biz de bir taraftan işe tutulalım' anlamında söylediğini ve bu anlamda 'büzük' ister dediğini sanmıyorum. Parti bürokrasisinden yılmış, hayatı kaçırmak istemeyen bir muhalifin, şairsel çığlığı olarak görmek lazım.
Benim kullanmada ki maksatıma gelince... Türkiye'de çoğunlukla okumuş ortasınıfa hitap eden sol-sosyal demoktratlara (kendimi de bu gruba dahil ederek söylüyorum) yönelik bir benzetmeydi. Hadi kolaysa kalkın, kurduğunuz küçük dünyalardan çıkıp, hayatın içine akın da görelim.
Özellikle Türkiye'de, sıfır riskle solculuk yapılamıyor maalesef. Şu sitede yazan ve yorumlayanlar açısından bile bu risk sıfır değil. Hal böyle olunca buna benzer küçücük riskleri bile almayan kişi solcu olabilir mi ? Bu anlamda 'büzük' önemli. Yoksa benim ifade etmeye çalıştığım şey bu dava için hayatını ortaya koymayan kişi solcu değildir gibi bir şey değildi.
Öte yandan, öyle bir ilişkiler ağı yaratmalıyız ki bu sistem içindeki insanlar, minimum risk ile maksimum devinim içinde olmalı. Bu ve benzerleri üzerinde kafa yormayıp Permütasyon-Kombinasyon-Olasılık üçgeni çerçevesinde birleşmeler yapmaya çalışmak, olanı toparlamak, olmuşları yemek bize kaç adım attırır ? Kaç adım attırdı ?
-
2009-05-27 01:17:11 |SAdministrator| onder

Hayır zaten Ne Can Yücel'in o sözü etmesine ne de senin aktarmana, şimdi anlattıklarından başka bir anlam vermek istemedim.
Ancak bu tür "kısa" ve "öz" vurguların "genel" olarak, Çulhaoğlu'nun dile getirdiği anlamda "normal" insanların kulaklarında nasıl çınlayacağını hesaba katmak lazım.
Birlikte yaşadık; ODTÜ'de, kampüsteki insanların genel profilini dikkate almadan, olaya dan dun giren "tefrimcilerin" sosyalist mücadeleye nasıl zarar verdiğini gördük.
Elektrik bölümlerinde sol tandanslı insanlar olarak toplanırdık. Bölüm içindeki iletişimsizliği, yabancılaşmayı nasıl aşarız diye..Adı lazım değil, ds'li bir tip çıkıp, "tefrimci bıyıklarını" parmaklarıyla ağzına götüre götüre kelimesi kelimesine şu lafları etmeyi başarabilmişti; "Arkadaşlar bizim gündemimizde Jandarmayı çarpışa çarpışa kampüsten atmak var, siz ne saçmalıyorsunuz burda". Jandarma okuldan atılamadı, YÖK kaldırılamadı, Özerk-demokratik üniversiteler kurulamadı..Bunlar yapılamadığı gibi insanların sosyalizme potansiyel sempatileri de tamamen yokedildi..
Neyse uzatmayayım..Farklı düşünmüyoruz..Ben sadece önümüzde duran, kimlikleri, davranış kalıplarını fazla yargılamadan "karşımızda olan bu" deyip ona göre politika üretmek lazım. Yani insanların kendi değer yargılarımıza göre davranmasını beklemeyelim..Ha senin de beklediğini sanmıyorum ama düşüncelerimiz kadar kullandığımız söyleme, retoriğe de dikkat etmemiz gerekiyor bence. Bu anlamda şu lafına imzamı atarım:Alýntý:
Öte yandan, öyle bir ilişkiler ağı yaratmalıyız ki bu sistem içindeki insanlar, minimum risk ile maksimum devinim içinde olmalı
Risk var..Her yerde her zamanda her koşulda var..Ama solculuğun doğası gereği daha riskli olduğu doğru bile olsa, bunu dile getirmenin kendi doğru mu?
-
2009-05-28 03:38:26 |Unregistered| erdener tiknaz
Insan kendine sormadan edemiyor. Neden „özgürlükçü sol“ adında, geniş bir kitleye ulaşmış, yeri geldiğinde hayranlıkla sözü edilen böyle bir internet platformu varken yenisini arama ihtiyacı duyuluyor? diye. Ali Osman arkadaşın bu gruptan ayrılış yazısını okudum; daha sonra da üzerine yazılan çizilenleri de. Grubun liberal veya tabiri caizse „liboş“ olduğu aklımda kalıvedi. Bir de grubun sansür deneyimleri. Durum gerçekten böyleyse, o gruptakilere gruptan ayrılmaları çağrısı da yerinde olmuş inancındayım.
Google`da „e-hayalet“ yazıp search buttonuna bastığımızda karşımıza çıkan web-linklerin ilki, bize HayalET`in kuruluş amacını veya vizyonunu özetliyor: „Özgürlükçü ama liberal olmayan solun portalı“. Sanki „özgürlükçü sol“ grubuna alternatif olarak kurulmuş gibi. Eğer bahsi geçen yeni platform için HayalET bir basamak olarak görülüyorsa (ki şu an öyle görünüyor veya niyet var) „Özgürlükçü ama liberal olmayan solun portalı“ cümlesinin anasayfada yer alması taraftarıyım.
HayalET`e ilk bağlandığımda sitenin, yeni kitapları ve de yazarlarını daha iyi tanıtma amacıyla kurulmuş olduğu hissine kapıldım. Bu tabii ki de yapılması gerekli ve de talep ettiğim ayrı bir konudur; ama sol tarafta yazarlarımız başlıklı bir flash animation, hemen yanında da kitap resimlerini gören kişinin bu sitenin yeni ve de özlenen anti-liberal bir sol platforma gecis için kurulduğunu anlaması için epeyce bir zaman ayırıp, tartışmaları dikkatle okuması gerekecektir. Demem o ki, eğer bir alternatif olarak haykırmak isteniyorsa, alternatif olduğunuzu siteye bağlanan kişinin rahatça görmesi gerekir. En azından, anasayfada yer alacak bir iki cümleyle, insanları tartışma platformuna davet etmek gerekir. Ayrıca, HayalET`in değerli yazarlarının da görüşlerini almanın yerinde ve de gerekli olduğu kanısındayım. Sanatçının engin zekasının, sitenin söylem ve de kendini betimleme gücünü arttıracağına inanıyorum.
Diğer bahsi geçen internet sitelerinde (sol, birgün vs.), HayalET`in bir web-link olarak bir köşeye yazdırılabilmesinin getireceği faydanın büyük olabileceğini tahmin etmek zor değil. Bunu başarabilmek gerektiğine inanıyorum. „Özgürlükçü sol“ grubuna yeniden üye olunup, potansiyel kitle, gruplarından ayrılma çağrısı yapılmadan bile, HayalET`e davet edilebilir. Sonuçta, o grupta yaşanılan sansür gereği fikirleriniz potansiyel kitleye ulaşamamıştır. HayalET`te dilendiği gibi ve kadar bu arkadaşlarla tartışılabilinir.
Sadece birkaç öneri…
-
2009-05-28 10:19:23 |SAdministrator| Murat

Erdener,
Yazdıkların çok doğru, önerilerin çok yerinde. Bence en değerlisi ve dikkate almamız gereken tespitin siteye ilk girişte neler hissettiklerin, bu çok önemli. Çünkü kafamızdaki projeyi henüz tam anlamıyla siteye yansıtamadık. Mesela hala bir logomuz yok. Bu yönde aramıza yeni katılan, katılacak yeni arkadaşlardan gelecek her türlü destek çok önemli.
Sitede tanıtımını yapmaya çalıştığımız kitap, film, müzik eserlerinin amacı sitenin altyapısını olabildiğince doldurmak ve bizim gibi düşünen insanların ne okuyup ne dinlediklerini öğrenmek ve paylaşmaktı. Bu, diğer kültür sanat sitelerinde yazılanlardan daha önemlidir bizim için.
Diğer sitelere linkimizi koydurma işini şu ana kadar beceremedik. Bu yönde aramıza katılan tüm arkadaşların desteği ve yardımını sevinçle karşılarız. En geniş kapsamlı duyuruyu öykü yarışması sayesinde gerçekleştirmiştik. Şimdi de sırada fotoğraf yarışması var. Fakat bunun da yeterli olmayacağı aşikar. Daha geniş kapsamlı tanıtım gerekli.
-
2009-05-28 10:33:58 |Administrator| guclu

Sevgili Erdener,
Yapıcı eleştirilerin için çok teşekkürler. Dediklerinde büyük ölçüde haklısın. Siteyi şu an için daha yoğun kullanan ve olanaklarından daha fazla yararlanan az sayıda insan var ama burası, e-hayalet'in bir tartışma/paylaşma platformu olarak yarar sağlayacağını düşünen bütün solculara açık bir mecra. Belli bir düşünsel birikim de azar azar da olsa oluşuyor sanki.
Tanıtım yazısı türünden bir eksiliğin olduğunu ben de düşünüyorum ama bu türden bir yazının bile bir mayalanma süreciyle oluşması gerekiyor sanırım. Bu konuda çok uzun boylu bir tartışma olmadığına göre katılım ortalaması daha yüksek olan üyeler de galiba böyle düşünüyorlar. Ama herhalde artık böyle bir yazı için de kafa yorabiliriz.
Tasarım ve özellikle de tanıtım yazısı konusunda somut önerilerini merak ediyorum açıkçası. Uygun ve yakın bir zamanda paylaşırsan da şahsen sevinirim.
-
2009-05-25 17:32:38 |Administrator| guclu
-
2009-05-25 17:08:11 |SAdministrator| onder

Yok benimkisi bir temenniden öte birşey değil. Sonuçta ülkeyi yobazlaştırmadan, burjava-liberal özgürlükleri realize edecek bir partinin ortaya çıkabilmesi için, bunu zorlayan bir burjuvazinin olması gerekir. Türkiye'de de AR-GE çalışmalarına yatırım yapan, katma değer üretmeye odaklanmış bir sermaye yapısı benim bildiğim kadarıyla yok. 80 öncesinde dendiği gibi bizim burjuvımız hala "komprodor" sanıyorum. Yatırım sermayesinden ziyade, bir tüccar sermayesi sözkonusu galiba. Tüccar mentalitesi de sadece al-sata bakar, al-sat olayı da ülkenin altyapı/üstyapı dönüşümüyle çok ilgilenmez sanki..
Benimkisi sadece, "Ulan doğru dürüst solumuz yok bari eli yüzü düzgün bir sağımız olsaydı" türünden bir serzeniş.
Bu arada bu yeni birlik içinde Ufuk Uras'çılar da olacak mı? Adnan Bostancıoğlu'nun dediğine göre Özgürlükçü Solcular olacakmış..Bu herhalde Ufuk Uras'çıları da kapsıyor.
-
2009-05-25 12:10:31 |Administrator| guclu

Bir ek yapayım da ne dediğim daha net anlaşılsın.
Sosyalist soldaki legal partilerden birinin üst düzey yöneticisi pozisyonundaki yaşlıca bir abimizin, yine çoğunluğu kendi yaşıtlarından oluşan bir topluluk karşısında yaptığı "sosyalizm ve yenilenme" konulu paneldeki konuşmasında "Aslında 3. Enternasyonal ne dediyse, ne karar aldıysa hala doğrudur, bir yenilenme fikrine de gerek yoktur, Enternasyonalin aldığı 13 maddelik kararlar hala geçerliliğini korumaktadır, Stalin'in ölümüne kadar her şey doğrudur ve bu çizgi korunursa her şey yoluna girecektir" şeklindeki yaklaşımın bir tasnife tutulmasına ciddiyetle ihtiyaç vardır; hele ki bu sözler 2007 yılında ediliyorsa.
-
2009-05-25 16:05:57 |SAdministrator| onder

Güçlü'nün söylediklerine çok büyük oranda katılıyorum. Ancak ben Türkiye'de, bizdeki gibi muhafazakar-sever ucubik modelinden ziyade evrensel/tarihsel anlamda bir liberal parti talebinin küçümsenecek bir talep olduğunu sanmıyorum.
Tayyip yerine bir Lula gibi biri dengeleri bayağı değiştirirdi.
Geçen bir tartışma programında bir burjuva iktisatçısı "Artık herkes karın tokluğuna çalışmaya alışacak. Bugün sadece Hindistan ve Çin çalışssa başka kimsenin çalışmasına gerek kalmaz" dedi. Bu gözlemden şuraya varmak istiyorum; bugünün dünyasında egemenlerin (neo)liberalizminden beklentisinin iktisadi olanlardan ziyade kültürel/siyasal beklentiler olduğunu düşünüyorum. Küresel sistemin üretken, kapitalist üretimi gelişmiş yeni bir ülkeye ihtiyaç duymadığı açık. Bu eğilime karşı klasik iktisadi talepleri öne çıkaran liberal-sol bir parti bizim karşı çıkacağımız birşey olamaz. Ahmet Çakmak epey bir süredir bunu işliyor; bu ülkede sosyalistlerin talebi bölüşümü daha adil hale getirmek olamaz diyordu. İşçi ücretlerini arttıramazsınız, zira arttırırsanız dünya pazarlarında rekabet edemezsiniz, Sosyalitler pastayı büyütmeyi hedeflemeli diyor. Bunun için de teknolojik altyapıyı arttırmaktan falan bahsediyordu. Ancak Çakmak'tan farklı olarak bu misyonun sosyalistlere ait olduğunu düşünmüyorum.
Liberalizmin iktisadi değil kültürel/ideolojik programını kendi muhazafakar ajandasını realize etmek için kullanan AKP'nin, dünya pazarlarındaki vahşi rekabet için gerekli iktisadi atılımı yapacak çapta bir parti olduğuna asla inanmıyorum. Başörtüsünde bu kadar ısrar eden, eşçinsellere hala ortadoğu zihniyetiyle yaklaşan, evrim teorisini dışlayan, içkiyi yasaklamak için fırsat kollayan vs bir partinin, Çin'in, Hindistan'ın teknolojik atılımıyla, eğitim devrimiyle aşık atması mümkün değil.
Yukarıdaki bu fark dışında, Güçlü'nün sosyalistlerin genel vaziyeti ve birlik girişimleri hakkında söylediklerine sonuna kadar katılıyorum;Alýntý:Bugün sosyalistlerin ana hedefi birlik falan değil sosyalist hareketi aşağıdan yukarı yaratmak olmalıdır.
Hatırlayanlar hatırlar, ben bu tespite vurgu yapmak için bugün seçimlere girip kendi kendini rezil eden sosyalist partilere hiç gerek olmadığını bile söyledim.
Ancak ben örgütsel değil ama "sosyalist hareketi aşağıdan yukarı kurma" hedefine hizmet edecek bir iletişim birliği zorlanmalı diyorum. "İletişimsel Birlik" adına bir internet sitesi etrafında biraraya gelen farklı anlayıştaki sosyalistlerin, gelecekteki örgütsel birlikleri için birbirleriyle diyaloğu kurumsallaştırmalılar diye düşünüyorum.
Bazen kendime kollektif aklı, kayıtsız taban kontrolunu bir "Güzel Ruh" duygusallığı içinde mi savunuyorum diye soruyorum ama geleneksel yapıların, merkez kontrolunun sosyalist hareketin önünü tamamıyle tıkadığına bütün yüreğimle inanıyorum. Anlaşılabilir birşeydir; bütün hayatını belli bir mücadele perspektifine adayan insanları o perspektiften vazgeçmeleri beklenemez. Sigarayı bırakmak bile onca büyük bir irade gerektirirken, insanların hayatlarını kurmuş olan pratikler, ilişkiler bütününden, inatlarından vazgeçmeleri beklenemez.
Ama galiba taban insiyatifli, kollektif bir sosyalist oluşum talebini yükseltmekte yalnızız. Eğer bir aşağından yukarı bir sosyalist hareket oluşmaya başlayacaksa, bu sadece ve sadece "aşağıdaki" bizlerin iradesiyle olacak gibi görünüyor. Klasik yapılardan bu tür bir oluşuma destek gelmesi imkansız görünüyor.
-
2009-05-25 16:51:44 |Administrator| guclu

Türkiye koşullarında "kitaba uygun" bir liberal hareketin oluşabileceğini düşünmek oldukça zor. Çünkü liberallerin umutsuzca ve çoğunlukla karşılıksız bir "muhafazakar, dindar, tertemiz halkımız" sevgisi var ve bu sevgiyi tatmin edebilecekleri en uygun araç olarak da AKP'yi görüyorlar. AKP'nin liberalizmi de ekonomik alanla sınırlı ve siyasal özgürlükler meselesine de son derece pragmatik bakıyorlar. Kendi hegemonik alanlarını genişlettikleri müddetçe özgürlükçü olurlar, bu hegemonyaya karşı çatlak bir ses çıktığı andan itibaren her şey tersine döner.
Sosyalistler kendileri ortaya koyabilecekleri temel bir takım hak taleplerinin yanı sıra, bir özgürlükler manzumesi de geliştirmeliler ki özgürlükler alanı neoliberal hegemonyaya ve sahte özgürlükçü AKP'ye bırakılmasın. Bu da hiç kolay değil; çünkü AKP'nin karşısına dikilen düzen içi iki büyük parti de özgürlükçü değiller. DTP ise kendi tabanının meselesini ülkenin kalanının özgürlükleşmesi ve eşitliğin sağlanması çerçevesinde ele almıyor. Yani "bu iş zor Yonca".
-
2009-05-25 12:03:46 |Administrator| guclu

Aydın Engin'in ima ettiği hikaye, liberalizm ekseninde bir birlik hedefi. Bunu aslında Nabi Yağcı da bir süredir seslendiriyor. Bu yeni bir proje de değil. Cem Boyner'in mağazacılığa ara verip siyasal liberalizm mücadelesi başlattığı 95 yılında beraber yürüdüğü kadrolar kimlerse, aşağı yukarı bugün de o insanlar bu "solda birlik" muhabbetini edenler. Ufak tefek farklar da yok değil; mesela o yıllarda Aydın Engin ve eşi Oya Baydar bu projeye değil, ÖDP kuruluş çalışmalarına dahildiler. Bugünse liberallerle beraber olmanın bir sakıncası pek kalmamış durumda gibi gözüküyor bu büyüklerimiz için.
Benim Engin'in sözünü ettiği "birlik" meselesi hakkında çok kısa ama net bir görüşüm var; eğer tüm derdimiz "demokrasinin sol ayağının topal kalmasıysa", valla "demokrasi" adı altındaki bütün müktesebatı tırnak içine almadan kullanan, sınıfsal ve toplumsal içeriğini sorunsallaştırmayan bütün yaklaşımlarla arama mesafe koymak isterim. En ileri haliyle bile "parlementer demokrasiyi", siz burjuva demokrasisi diye de anlayabilirsiniz, sorun etmeden, bu "demokrasinin sol ayağı" olmayı asli hedef olarak belirleyen bir "birlik" faaliyeti ile "işim olmaz".İlle de "demokrasinin sol ayağı" olunacaksa, orada taş gibi CHP var, ne "birlik" gerekir ne de başka bir şey. Kılıçdaroğlu-Tekin ikilisinin etkinliğinin artması için uğraşılır, CHP'nin daha halkçı, daha "özgürlükçü" sloganlar üretmesine yardım etmek için çaba sarfedilir, "demokrasinin sol ayağına" bandaj yapılır, olur biter...
Eğer derdimiz "sosyalistlerin birliği" ise, benim oyum yine red yönünde. Ortada toplasan yüz bin kişilik bir militan ve sempatizan topluluğu var ki en az yarısı kırk beş yaş üstünden oluşuyor; bu kitle birleşse ne olur, birleşmese ne olur? Ateş olsa cürmü kadar yer yakar. Birleşseler ne söyleyecekler, topluma ne anlatacaklar şu anki durumda? "Birleştik işte, daha ne duruyorsunuz, bizim peşimize takılın" mı buyuracaklar? Kusura bakmayın ama ben almayayım.
Bugün sosyalistlerin ana hedefi birlik falan değil sosyalist hareketi aşağıdan yukarı yaratmak olmalıdır. Tabi ki bunun başlatıcısı olacak bir iradeye ihtiyaç vardır ve bu irade uzaydan yeryüzüne meteor gibi düşmeyecektir. Yine sosyalistlerin arasından, tek tek bireylerden, bazı çevrelerden, bazı gruplaşmalardan, hatta belki bazı partilerden oluşacak bir iradeden yaratılacaktır bu irade. Açıkçası aklımda herhangi bir adres veya grup bulunmuyor. "Şunlar şunlar şunlar bu işi kotarırlar" diyemiyorum. İstinasız tüm grup ve yapılar geçmişten gelen hata ve yanlışlandığı halde bırakılmamakta israr edilen tutum ve tavırlardan muzdarip. Bu açıdan herhangi bir farkları da malesef yok. "Kargadan başka kuş tanımam" tavrının hala ve hala sürdürülmesi çok düşündürücü. Ama elimizdeki "malzeme" budur ve yeniden yaratılacak olan da yine bir biçimde yine bu malzemenin içinden çıkacaktır. Şahıslar düzeyinde olmasa bile fikri bakımdan bu malzemenin harcından türeyecektir.
Fazla uzatmadan bir saptama ile bitireyim. Sosyalizmde yenilenme ve yeniden yaratım sürecinin tamamen sıfırdan, yepyeni görüşlerle başlayacağı düşüncesinden kurtularak işe başlayalım; ama geçmişten hangi öğelerle devam edileceğinin de sağlıklı bir tasnifini yapalım. Bu tasnif dahi çok önemli işlev görebilir, başlangıç aşamasında en azından.
Yorumlar
Öncelikle eleştirilerin, önerilerin için gerçekten içtenlikle teşekkür ederim. Yapılabilecek yeni şeyler, geliştirilecek, daha etkin kılınacak o kadar çok şey var ki. Malum bunlar ancak kollektif bir çaba ile realize edilebilir. Bu açıdan senin gibi yeni dahil olan arkadaşların siteyi önemsemesi, tavsiyeler getirmesi, birileri kırılır mı üzülür mü diye çekinmeden eleştiriler getirmesi çok önemli. Umarım tavsiyelerinin ve eleştirilerinin devamı gelir.
Yorumlarına cevap vermem gerekirse;
1. Sitenin adının eHayalet olarak yazılması konusunda haklısın. Bu aramalarda çıkmasını kolaylaştırır. Dediğin değişkliği yaparız. Ama bunun yanında, aramalarda sitemizin adının ilk sıralarda yer alması içim "key words"/anahtar kelimeler alanını doldurmamız gerekir. Yazı yazan arkadaşlar, yazı giriş formundaki Anahtar kelimeler alanını doldurmayı ihmal etmemeli. Yazıyı mümkün olduğu kadar aramalarda öne çıkaracak virgülle ayrılmış kelimeleri yazılarına eklemeliler.Ara ma motorları, anahtar kelime girilmiş yazıları daha kolay buluyor.
2. Logo problemimiz büyük. Mevcut hali çok çirkin. Hepimiz farkındayız. Ama maalesef aramızda görsel beğenisi olup, bunu bilgisayar ortamında üretime dökebilecek arkadaş yok. Bilgisayar kullanarak, grafik tasarımı yapabilen bir arkadaşın aramıza katılmasını beklemekten başka çare yok. Belki bu konuda bir yarışma ödüllü bir yarışma düzenleyebiliri z. Maalesef zamanımızda kimse kimse için gönüllü olarak özel zamanını karşılık beklemeden ayırmıyor. Teşvik edici yöntemlere ihtiyaç duyuluyor.
3. Site tasarımında maalesef her istediğimizi yapamıyoruz. Bunun nedeni hazır, paket bir platform olan Joomla kullanıyor olmamız. Joomla modüler bir platform. Herşeyin tipi, yeri ve şekli paketler halinde önceden tanımlanmış. Dolayısıyla kendi istediğimiz gibi uyarlamak zor. İmkansız değil ama çok zor. Geniş bir İnternet programcılığı bilgisi olup, paket modüllerin koduna girip değişiklik yapmak gerekiyor. Mesala bahsettiğin beyaz şeridi biz koymadık. Joomla, grafik tasarım için template/theme denen hazır dosyalar kullanıyor. Bunlardan elimizde yüzlerce var. Ama hepsinin kendi avantajları ve dezavantajları var. Yüzde yüz bizim ihtiyacımızı karşılayacak template bulmak, aşırı bir deneme-yanılma çabası gerektiriyor. Çok büyük zaman kaybı. Bir tane template beğenip onu kendi ihtiyacımıza göre uyarlamak, modifiye etmemiz gerekiyor. Ama maalesef aramızda bu kaabileyete sahip kimse yok. Derin bir CSS, HTML, PHP, Fireworks bilgisi gerekiyor. Mesala çok basit işlem, o beyaz şeriti kaldırmak ciddi bir mesai yapmayı gerektiriyor. Kullandığımız template alınacak, ilgili beyaz serit'i gösteren png resim dosyası bulunacak, buna refere eden kod satırları değiştirilecek vs.vs. Buraya istediğimiz gibi yazı yazmak da mümkün değil. Daha doğrusu herhangi bir yere kafamıza göre yazı yazmak mümkün değil. Zira Joomla'da mesajlar, duyurular (Son Yorum, son Forum Mesajı, son eleştiri vs. gibi) hep modül denen yapılar aracılığıyla yapılıyor. Modüller de her istenen yere konamıyor. Modüller template'lerdek i farklı, önceden belirlenmiş modül pozisyonlarına konabiliyor. Her template'in önceden belirli modül pozisyonu var. Bahsettiğin beyaz şerit bir modül pozisyonu değil, grafik tasarımda kullanılan png uzantılı bir resim dosyası. Modül pozisyonu olsaydı bile istediğimizi yazamazdık. Çünkü bunun için "custom" bir modül yazmamız gerekirdi. Piyasada bulunan modüllerin hepsinin kendi özel fonksiyonu var. Sabit bir slogan gösterecek bir modül yok..Basit bir HTML bilgisi ile yazmak gerekiyor. ama onun yapabilecek kimse aramızda yok.
Bu anlattıklarımda n sonra "madem bu kadar sınırlayıcı, neden Joomla kullanıyoruz o zaman" sorusu akla gelebilir. Ama unutmayalım ki Joomla olmasaydı böyle bir siteyi çıkarmak kelimenin tam anlamıyla imkansız olurdu. Düşün, aramızda hiçbir bilgisayar programcısı olmadan, bundan 5-10 yıl önce ancak bütük bir IT kadrosuyla çıkarılabilecek onlarca fonksiyona sahip bir site çıkarıyoruz. Joomla o kadar mükemmel ki, sadece Windows'ta olduğu gibi tak-kur işlemiyle, birsürü fonksiyonu olan bir siteyi otomatik olarak kurduk.
Umarım aramıza Joomla, CSS, HTML, Javascript, PHP, Flash, Fireworks vs bilen arkadaşlar katılır da, çok daha iyi bir site yaparız zamanla. Ama şu aşamada elden, hazır modülleri tak-kur yönetmiyle kullanmaktan fazla birşey gelmiyor.
4. Bu konu çok önemli. Ben şahsen elden geldiğince muhattapları bilgilendiriyor um. Şimdiye kadar örneğin Melih Pekdemir'i, Ahmet Çakmak'i haberdar ettim. Çulhaoğlu'na da haber verecektim ama iletişim bilgilerini bulamadım.
Bu başlık altında önerdiğin şeyi, isteyen herkes yapabilir. Bunun organize etmeye gerek yok. Biz açık bir siteyiz. İsteyen istediği şekilde siteyi çevresine tanıtır. Çulhaoğlu'na yönelik yorumlarımı istiyorsan kendin dediğin şekilde soL sitesinde aktarabilirsin.
5. Bu mesele de çok önemli ama kanımca konjuktürel birşey. Yukarıda dile getirdiğim gibi, öyle zamanlarda yaşıyoruz ki, gönüllü çabalarla kollektif bir çaba içinde olmak iyice güçleşti. Şahsen bu konuda kendi ülkemizin ekstradan yetersiz olduğunu düşünüyorum. Başka ülkelerde kollektif, gönüllü üretim gelenekleri güçlü. Bizde pek yok. Bizde birileri yapsın, beğenirsem katılırım mantığı var. Ama site adını duyurdukça emek ayıracak yeni insanlarla buluşabiliriz. Bunun için tanıtım faaliyetlerini arttırmamız gerekiyor. Tanıtım konusunda çok yetersiziz. Sitemize sadece Emrah'ın kendi bireysel sitesinde link veriliyor. Bunu arttırmak lazım.
Ödül konusunu uygulayabiliriz . Ama mevcut katılımcılar arasında çağrı yapsak bile, teknik altyapı konusunda destek olabilecek arkadaşların olduğunu sanmıyorum. Site daha geniş bir kitleye ulaşmış olsa mümkün olabilirdi..Ama şu anda pekaz insan tarafından takip ediliyor. İhtiyacımız olan niteliklere sahip teknik bir arkadaş bulmak çok zor.
Sitenin trafiği yüksek olsa, Google-Ads üzerinden kayda değer bir ilan geliri elde edebiliriz. Bu gelirle profesyonel yardım alabiliriz. Ama bu tam bir kısır döngü. Sitenin işlevselliğini, trafiğini arttıracak destek alabilmek için İyi bir gelir kaynağına gerek var, ancak iyi bir gelir kaynağını elde edebilmek için, siteye ilgiyi, trafiği arttıracak üretimleri arttırmamız lazım. Ancak bu üretimleri arttırmak için de düzenli yazı yazacak arkadaşlara ihtiyaç var..Bu kısır döngü bir süre daha devam edecek gibi görünüyor..Ama kritik eşik aşılırsa, işler yoluna girer. O zamana dek, mevcut katılımcıların elden geldiğince üretken olması gerekiyor.
Yeni eleştirilerini görmek dileğiyle..
1- Öncelikle sitenin adı „HayalET“ ile web adresi „e-hayalet.net“ arasındaki bağlantı kopukluğunun giderilmesi gerektiğine inanıyorum. Google`da HayalET`e ulaşabilmek için arama motoruna „e hayalet“ veya „e-hayalet yazılması zorunlu görünmekte; hatta „e“ ve „hayalet“ bitişik yazıldığında –„ehayalet“- bile siteye ulaşılamıyor. Sadece „hayalet“ yazıp siteye ulaşmak istenmesi hali de, faydasız bir çaba olarak kalıyor. Benim önerim sitenin adının „eHayalET“ olarak yazılmasıdır. Yani Window`un adının
„HayalET – HayalET Ana Sayfa“ yerine: „eHayalET – eHayalET Ana Sayfa“ şeklinde yazılmasıdır. Birisine siteyi tavsiye etme durumunda söylenecek sözün de kısaca „eHayalET“ olması taraftarıyım.
2- Sitenin logosundaki harf karakterlerinin , tahminimce site kurulurken düşünülen „HayalET“ -dilek kipindeki „hayal etmek“- ten oldukça uzaklaştığı fikrindeyim. Bu sorun „e“ ve „t“ büyük (ET) yazılarak kolayca aşılabilir. Bu fikir logoya zaten aktarılmak istenmiş ama tam olmamıs gibi görünüyor.
3- Ana Sayfa`nın üst tarafındaki ve logonun hemen altından geçen „beyaz şerit“, logoyu ve de linkleri sayfadan koparmış gibi görünüyor. Beyaz şeritin kaldırılıp yerine halihazırdaki noktalı backgroundun görünür hale getirilmesi; akabinde de „Özgürlükçü ama liberal olmayan solun portalı“ sloganının açık bir renkle buraya yazılması taraftarıyım. Veya linkler şu an beyaz şeritin olduğu bölgeye doğru kaydırılıp yerine slogan yazılabilir.
4- Bu sitede yapılan Makale-Politika başlığı altındaki tartışmaların, bir özet haline getirilip, muhatabına ulaştırılması, O`na da fikrini söyleme imkanı tanınması veya buna yürekten çabalanılmasını n, sitenin tanıtımı ve de „tanıttırımı“ na büyük katkı sağlayacağına inanıyorum. Örneğin: Önder arkadaşın Metin Culhaoğluyla ilgili eleştirisi:
( Onder): Yalnız Çulhaoğlu gibi belli bir toplumsal etki gücü olan lider-düşünürle re eleştiri de yöneltmeli diye düşünüyorum;
1. Düşünsel faaliyetlerini makale formatından çıkarıp, tutarlı bir bütün haline getirmiyorlar. En azından ben bilmiyorum. Makale formatının parçalı yapısıyla, önümüzdeki zamanlara uygun bütünsel bir çerçevenin kurulabileceğin i sanmıyorum.
2. Asıl "birlik", yani tabanda iletişimsel/etk ileşimsel birlik için Çulhaoğlu gibi liderlerin çağrısının çok etkisi olacağına inanıyorum. Ama bunu yapmıyorlar.
Bu eleştirinin Culhaoğlu Hoca`ya bir şekilde (bir e-mail ile) ulaştırılmasını n gerekli olduğu düşüncesindeyim . Sol`un internet sayfasında, yazarların okurlarıyla ara sıra dertleştiği biliniyor. Biz de eHayalET olarak kendisine soru yöneltebiliriz sanıyorum. „Biz eHayalET okuyucuları olarak şunu merak ediyoruz“ diye söze başlanılması, tanıtımın bir anda ta kendisi olabilir. Culhaoğlu Hoca`nın konuya dair fikirleri de alınabilirse, sitede „Culhaoğlu`nun cevabı“ olarak yayınlanabilir.
5- Sitenin teknik altyapı yetersizliği olduğu yönündeki serzeniş, katılımcılarına bir çağrı ile yapılabilir ve de gönüllü veya gönülsüz arkadaşların sitenin formatına yapacağı katkı bir kitap ile ödüllendirilebi lir.
Sorularına ve eleştirilerine yönelik kendi yorumlarımı aktarmak isterim:
1. Neden „özgürlükçü sol“ adında, geniş bir kitleye ulaşmış, yeri geldiğinde hayranlıkla sözü edilen böyle bir internet platformu varken yenisini arama ihtiyacı duyuluyor?
ÖS'yı 2003'ten beri takip ederim. Değerli insanlar yazmıştır süreç içinde. Ama son zamanlarda Genç Sivil'llere, Taraf'a bir hayli meyleden duruşu sosyalist kalarak özgürlükçü olmak isteyen insanları uzaklaştırdı. Bu uzun mesele. İşin teorik yönüne girersek çıkamayız. O yüzden salt teknik, altyapısal, biçimsel konular açısından cevap vereyim;
E-mail grubu formatının teknik olanakları son derece sınırlıdır. Sadece tartışmaya, duyuru yapmaya uygun. Bir site ve bir e-mail grubu arasındaki teknik olanaklar açısında farkları saymaya kalksam bu yorum çok uzar. Sadece bir kaçını aktarayım: Bir kere arşivleme yapılamaz e-mail grubununda. Sadece aktüel, spontan tartışmalara uygundur. Gönderilen yazıları, konularına göre kataloglamak, sınıflandırmak mümkün değildir. Hadi ÖS arşivinde 4 yıl önce yazılmış bir yazı bulunsun bakalım mümkünse. Sonra tartışmadan başka birşey yapılamaz gruplarda. Mesala Öykü yarışması düzenledik, foto yarışmasını da planlıyoruz. E-mail grubunda bunlar mümkün olur muydu?
2. „Özgürlükçü ama liberal olmayan solun portalı“ sloganın ön sayfaya konması: Bu bence uygun bir fikir. Daha önce de sitenin ruhunu yansıtan sloganları görünür biryerlere koymak istedik. Bu ve başka şeyleri yapamıyoruz çünkü güçlü bir teknik kadromuz yok. Böyle bir site için en az 4-5 kişilik bir teknik takım gerekir ama bizde yok böyle bir takım. O yüzden düşünüp de uygulayamadığım ız bir ton şey var.
3. Ana sayfada kitap tanıtımlarının olması buranın ideefixe gibi bir kitap satış sitesi olduğu izlenimi vermesi: Bu eleştiri daha önce de geldi. Niyetimiz bu platformun "sadece" bir sol politik tartışma sitesi olmadığı mesajını vermek. Aşağıdaki tartışmalarda, özellikle Çulhaoğlu alıntısıyla dönen tartışmada dile getirildiği gibi, bugün yapılması gereken solcuların aynı kadroları arasındaki farklı permutasyonlara dayanan, "solcuya sol propagandası yapan" değil, farklı ilgi alanları üzerinden farklı insanlarla diyaloğa girmek. Çulhaoğlu'nun aktardığım yazısında çok güzel şekilde dile getirdiği gibi, bilinen klasik tanımlarına uymadan, yaşantısıyla, durdugu yerle, pratikleriyle aslında belki solcu olan bir insan tipi de var. Bu tür insanlarla çarşaf çarşaf sloganları, eylem resimleri üzerinden biraraya gelmek mümkün değil. Biz sadece solculara yönelik değil, yüzü dışa dönük, her yönden eklemlenmeye müsait bir platform olmalı diye düşünüyoruz ama elbette solun temel teorik öncüllerinden uzaklaşmadan.
4. Tanıtım Konusu: Bu konuda çok haklısın. Ancak bunun insanların biraz mesai ayırmasından başka çözümü yok. Bu siteyi önemseyen arkadaşların, kardeş sitelerin editörü arkadaşlarla iletişime geçip linkimizi koydurması lazım. Bu tek bir kişinin değil, herkesin çabasıyla olacak birşey. Böyle bir sitenin gereğine inanan bütün arkadaşların işin bir ucundan tutup, sol, kültür/sanat, haber sitelerine linkimizi koydurmaya çalışması lazım. Ben 4-5 siteyle iletişime geçmiştim ama "torpilimiz" olmadığı için linkimizi koyduramadım. Maalesef bu işlerde de torpil dönüyor. Alexa web istatistik sitesine göre bize link veren sadece tek bir site var. Bu çok vahim. Ama elden de birşey gelmiyor. Tanıtımını iyi yapsak böyle bir sitenin gereğine inanan çok insan çıkacaktır.
Yalnız şöyle de bir durum var; Biz nasıl yeni bir birlik çalışmasından en küçük bir heyecan duymadıysak, insanların da salt bir e-mail duyurusuyla yeni bir sol siteden heyecan duymaları çok zor. Türkiye solu, her olanağı yeterince hazırlık yapmadan abur curu tükettiği için, olanak, alternatif açılım kümesi de tükendi..Hiçbir şey hiçkimsede bir çoşku yaratmıyor..Kes if bir sinizm, yoğun bir nihilizm var ortamda..Bunun aşılması bire bir ilişkilerde, tek tek her arkadaşla ısrarcı bir diyalogu sıcak tutmakla mümkün bence..Tek tek bireyleri ikna etmek durumundayız.
Lakin link konusu çok öncemli..Hep birlikte kardeş sitelere linkimizi koydurmaya çalışalım derim.
Yapıcı eleştirilerin için çok teşekkürler. Dediklerinde büyük ölçüde haklısın. Siteyi şu an için daha yoğun kullanan ve olanaklarından daha fazla yararlanan az sayıda insan var ama burası, e-hayalet'in bir tartışma/paylaş ma platformu olarak yarar sağlayacağını düşünen bütün solculara açık bir mecra. Belli bir düşünsel birikim de azar azar da olsa oluşuyor sanki.
Tanıtım yazısı türünden bir eksiliğin olduğunu ben de düşünüyorum ama bu türden bir yazının bile bir mayalanma süreciyle oluşması gerekiyor sanırım. Bu konuda çok uzun boylu bir tartışma olmadığına göre katılım ortalaması daha yüksek olan üyeler de galiba böyle düşünüyorlar. Ama herhalde artık böyle bir yazı için de kafa yorabiliriz.
Tasarım ve özellikle de tanıtım yazısı konusunda somut önerilerini merak ediyorum açıkçası. Uygun ve yakın bir zamanda paylaşırsan da şahsen sevinirim.
Yazdıkların çok doğru, önerilerin çok yerinde. Bence en değerlisi ve dikkate almamız gereken tespitin siteye ilk girişte neler hissettiklerin, bu çok önemli. Çünkü kafamızdaki projeyi henüz tam anlamıyla siteye yansıtamadık. Mesela hala bir logomuz yok. Bu yönde aramıza yeni katılan, katılacak yeni arkadaşlardan gelecek her türlü destek çok önemli.
Sitede tanıtımını yapmaya çalıştığımız kitap, film, müzik eserlerinin amacı sitenin altyapısını olabildiğince doldurmak ve bizim gibi düşünen insanların ne okuyup ne dinlediklerini öğrenmek ve paylaşmaktı. Bu, diğer kültür sanat sitelerinde yazılanlardan daha önemlidir bizim için.
Diğer sitelere linkimizi koydurma işini şu ana kadar beceremedik. Bu yönde aramıza katılan tüm arkadaşların desteği ve yardımını sevinçle karşılarız. En geniş kapsamlı duyuruyu öykü yarışması sayesinde gerçekleştirmiş tik. Şimdi de sırada fotoğraf yarışması var. Fakat bunun da yeterli olmayacağı aşikar. Daha geniş kapsamlı tanıtım gerekli.
Google`da „e-hayalet“ yazıp search buttonuna bastığımızda karşımıza çıkan web-linklerin ilki, bize HayalET`in kuruluş amacını veya vizyonunu özetliyor: „Özgürlükçü ama liberal olmayan solun portalı“. Sanki „özgürlükçü sol“ grubuna alternatif olarak kurulmuş gibi. Eğer bahsi geçen yeni platform için HayalET bir basamak olarak görülüyorsa (ki şu an öyle görünüyor veya niyet var) „Özgürlükçü ama liberal olmayan solun portalı“ cümlesinin anasayfada yer alması taraftarıyım.
HayalET`e ilk bağlandığımda sitenin, yeni kitapları ve de yazarlarını daha iyi tanıtma amacıyla kurulmuş olduğu hissine kapıldım. Bu tabii ki de yapılması gerekli ve de talep ettiğim ayrı bir konudur; ama sol tarafta yazarlarımız başlıklı bir flash animation, hemen yanında da kitap resimlerini gören kişinin bu sitenin yeni ve de özlenen anti-liberal bir sol platforma gecis için kurulduğunu anlaması için epeyce bir zaman ayırıp, tartışmaları dikkatle okuması gerekecektir. Demem o ki, eğer bir alternatif olarak haykırmak isteniyorsa, alternatif olduğunuzu siteye bağlanan kişinin rahatça görmesi gerekir. En azından, anasayfada yer alacak bir iki cümleyle, insanları tartışma platformuna davet etmek gerekir. Ayrıca, HayalET`in değerli yazarlarının da görüşlerini almanın yerinde ve de gerekli olduğu kanısındayım. Sanatçının engin zekasının, sitenin söylem ve de kendini betimleme gücünü arttıracağına inanıyorum.
Diğer bahsi geçen internet sitelerinde (sol, birgün vs.), HayalET`in bir web-link olarak bir köşeye yazdırılabilmes inin getireceği faydanın büyük olabileceğini tahmin etmek zor değil. Bunu başarabilmek gerektiğine inanıyorum. „Özgürlükçü sol“ grubuna yeniden üye olunup, potansiyel kitle, gruplarından ayrılma çağrısı yapılmadan bile, HayalET`e davet edilebilir. Sonuçta, o grupta yaşanılan sansür gereği fikirleriniz potansiyel kitleye ulaşamamıştır. HayalET`te dilendiği gibi ve kadar bu arkadaşlarla tartışılabilinir.
Sadece birkaç öneri…
Ancak bu tür "kısa" ve "öz" vurguların "genel" olarak, Çulhaoğlu'nun dile getirdiği anlamda "normal" insanların kulaklarında nasıl çınlayacağını hesaba katmak lazım.
Birlikte yaşadık; ODTÜ'de, kampüsteki insanların genel profilini dikkate almadan, olaya dan dun giren "tefrimcilerin" sosyalist mücadeleye nasıl zarar verdiğini gördük.
Elektrik bölümlerinde sol tandanslı insanlar olarak toplanırdık. Bölüm içindeki iletişimsizliği , yabancılaşmayı nasıl aşarız diye..Adı lazım değil, ds'li bir tip çıkıp, "tefrimci bıyıklarını" parmaklarıyla ağzına götüre götüre kelimesi kelimesine şu lafları etmeyi başarabilmişti; "Arkadaşlar bizim gündemimizde Jandarmayı çarpışa çarpışa kampüsten atmak var, siz ne saçmalıyorsunuz burda". Jandarma okuldan atılamadı, YÖK kaldırılamadı, Özerk-demokrati k üniversiteler kurulamadı..Bun lar yapılamadığı gibi insanların sosyalizme potansiyel sempatileri de tamamen yokedildi..
Neyse uzatmayayım..Fa rklı düşünmüyoruz..B en sadece önümüzde duran, kimlikleri, davranış kalıplarını fazla yargılamadan "karşımızda olan bu" deyip ona göre politika üretmek lazım. Yani insanların kendi değer yargılarımıza göre davranmasını beklemeyelim..H a senin de beklediğini sanmıyorum ama düşüncelerimiz kadar kullandığımız söyleme, retoriğe de dikkat etmemiz gerekiyor bence. Bu anlamda şu lafına imzamı atarım:
Alıntı:
Risk var..Her yerde her zamanda her koşulda var..Ama solculuğun doğası gereği daha riskli olduğu doğru bile olsa, bunu dile getirmenin kendi doğru mu?
Öte yandan, öyle bir ilişkiler ağı yaratmalıyız ki bu sistem içindeki insanlar, minimum risk ile maksimum devinim içinde olmalı
Benim kullanmada ki maksatıma gelince... Türkiye'de çoğunlukla okumuş ortasınıfa hitap eden sol-sosyal demoktratlara (kendimi de bu gruba dahil ederek söylüyorum) yönelik bir benzetmeydi. Hadi kolaysa kalkın, kurduğunuz küçük dünyalardan çıkıp, hayatın içine akın da görelim.
Özellikle Türkiye'de, sıfır riskle solculuk yapılamıyor maalesef. Şu sitede yazan ve yorumlayanlar açısından bile bu risk sıfır değil. Hal böyle olunca buna benzer küçücük riskleri bile almayan kişi solcu olabilir mi ? Bu anlamda 'büzük' önemli. Yoksa benim ifade etmeye çalıştığım şey bu dava için hayatını ortaya koymayan kişi solcu değildir gibi bir şey değildi.
Öte yandan, öyle bir ilişkiler ağı yaratmalıyız ki bu sistem içindeki insanlar, minimum risk ile maksimum devinim içinde olmalı. Bu ve benzerleri üzerinde kafa yormayıp Permütasyon-Kom binasyon-Olasıl ık üçgeni çerçevesinde birleşmeler yapmaya çalışmak, olanı toparlamak, olmuşları yemek bize kaç adım attırır ? Kaç adım attırdı ?
Alıntı:
Ama sorunun adını koymak çözüm yolunda bir arayışa girmek yeterlidir. Ancak bu ülkede talihsizliğimiz, sorunun adı ortadayken çözüm için arayışa girilmemesi. (Aslında benim ortodoksluk tanımım olarak da konabilir bu)Çulhaoğlu'nun bu yazısı, "önümüzdeki dönemin artık “normal insanlar dönemi”" olması gereğini dile getiriyor. Ama bu gereğin nasıl realize edileceğini açıklamıyor. Karşımızda duran en büyük sorun da bence bu
Sorunun adını sen de başka türlü koymuşsun:
Alıntı:
Düşünsel anlamda yakınlık kurmak mümkün olsa bile yenilenemeyen örgütsel yapıları her türlü iletişim/etkileşim kanallarını açma yönünde etkin değil.
Çözümün, araçların ne olduğuna dair kapsamlı bir program çıkarmak ancak kollektif bir yapıyla olur. beni aşar..Ama şu kadarını söyleyebiliyorum;
Bu ülkede sosyalistlerin genel bir iletişim platformu olarak açık, interaktif, editörlüğü/müderatörlüğü olmayan bir siteye ihtiyacımız var.
Şunu gerekçe olarak sunuyorum bu ihtiyaç için:
Bakın bugün Özgürlükçü Solcu diye bir tipoloji tanımlar hale geldik. 2001'de yahoogroups'da bir e-mail grubu olarak başlayan bir yapı bu. Oluşumunu nerdeyse birebir takip ettiğimi söyleyebilirim. Şimdi bu yapı iyi kötü bu ülkenin sol spektrumunda yerini aldı.
Ve bu altı üstü bir e-mail grubu idi. O günden bu yana iletişim kanalları e-mail grubunu defalarca katladı. Bugün bu sitede bunu görüyoruz (Bu arada söyleyeyim bu sitenin potansiyelinin inanın yüzde 2-3'ünü bile kullanıyor değiliz).
Şimdi sunu soralım; liberalizmle kafası bulanmamış, yaşanan zamanları sosyalist perspektifle analiz edenlerin benzer bir platformundan bahsetmemiz mümkün mü? Bu ülkede "normal" insanlar "şu sosyalistler olup bitenler hakkında ne düşünür" dediğinde gidip bulacağı bir yapı var mı? Normal insanları geçelim, falanca anlayıştaki bir sosyalistin filanca sosyalistin ne düşündüğü hakkında fikri olabiliyor mu? Yine çok yerinde bir gözlem yapmışsın:
Alıntı:
Bunun aşılması çok mu zor?Çulhaoğlu’nun hep yakındığı gibi burada sosyalistler birbirlerinin yazılarını dahi pek okumadıklarına, sözlerini dinleme gereği duymadıklarına göre
Hayalci değilim; farklı geleneklerin kendilerini fesetmesi beklenemez. Ama düşüncelerini kendine çok yakın hissetmeme rağmen, Çulhaoğlu'nun çevresiyle kendi kimliklerimizi, yapılarımız koruyarak bir üst platformda(site de) niye biraraya gelemeyiz?
Mesala şu bizimki gibi bir sitede, farklı çevreler kendi ilişkilerinden taviz vermeden biraraya gelmesi imkansız mıdır? Ayrı ayrı platformlarda olduğumuz zaman, hepimiz kendimiz çalar kendimiz oynarız..Bizim gibi düşünmeyen sosyalistlerle diyaloğa giremeyiz.
Oysa ortak bir platformda, Farklı sosyalist anlayışlar ("normal insanlar döneminin" başlaması gerektiğini düşünen anlayışlar) birbirini muhattap alarak tartışabilir. Mesala şu sitede başlatmak istediğimiz tartışmalar, çok fazla işlenmeden tıkanıyor. Çünkü yeteri kadar bir katılım yok. Üç aşağı beş yukarı aynı sorunun diğer platformlarda da yaşandığına inanıyorum. Mesala Ben hergün düzenli olarak Sol dergisi sitesine uğramıyorum. Aramızda bir diyalog yok..Ancak zaman zaman uğruyorum bakıyorum çok ilginç yazılar çıkmış oluyor.
Benim şu yukarıdaki makaleyi yazmamın ana gerekçesi işte böyle bir "birlik"i gündeme getirmekti..Tab anda birlik, iletişimsel/etk ileşimsel birlik derken kastettiğim buydu..Biz sosyalistler henüz icracı pratikler üretebilecek güce sahip değiliz..Hiç olmazsa, -çok primitif bir hedef olarak-, hele Özgürlükçü Sol gibi bir iletişim platformunda bir araya gelelim, mesala diyelim Özgürlükçü Sosyalist diye bir çatı platformunda buluşalım..Onda n sonra tartarız. Gücümüz nedir, ne yapmaya müktedirdir otururuz onu konuşuruz..
Ancak bu parça, parça küçük kulüpler olarak devam edersek bizden bir halt olmaz. Meydanı da böylece özgürlükçü Sol'a, taraf'a ya da sosyalizm adına bir takım beton kafalılara, köylü radikallerine terk etmeye devam ederiz.

Erdener,
Öncelikle eleştirilerin, önerilerin için gerçekten içtenlikle teşekkür ederim. Yapılabilecek yeni şeyler, geliştirilecek, daha etkin kılınacak o kadar çok şey var ki. Malum bunlar ancak kollektif bir çaba ile realize edilebilir. Bu açıdan senin gibi yeni dahil olan arkadaşların siteyi önemsemesi, tavsiyeler getirmesi, birileri kırılır mı üzülür mü diye çekinmeden eleştiriler getirmesi çok önemli. Umarım tavsiyelerinin ve eleştirilerinin devamı gelir.
Yorumlarına cevap vermem gerekirse;
1. Sitenin adının eHayalet olarak yazılması konusunda haklısın. Bu aramalarda çıkmasını kolaylaştırır. Dediğin değişkliği yaparız. Ama bunun yanında, aramalarda sitemizin adının ilk sıralarda yer alması içim "key words"/anahtar kelimeler alanını doldurmamız gerekir. Yazı yazan arkadaşlar, yazı giriş formundaki Anahtar kelimeler alanını doldurmayı ihmal etmemeli. Yazıyı mümkün olduğu kadar aramalarda öne çıkaracak virgülle ayrılmış kelimeleri yazılarına eklemeliler.Arama motorları, anahtar kelime girilmiş yazıları daha kolay buluyor.
2. Logo problemimiz büyük. Mevcut hali çok çirkin. Hepimiz farkındayız. Ama maalesef aramızda görsel beğenisi olup, bunu bilgisayar ortamında üretime dökebilecek arkadaş yok. Bilgisayar kullanarak, grafik tasarımı yapabilen bir arkadaşın aramıza katılmasını beklemekten başka çare yok. Belki bu konuda bir yarışma ödüllü bir yarışma düzenleyebiliriz. Maalesef zamanımızda kimse kimse için gönüllü olarak özel zamanını karşılık beklemeden ayırmıyor. Teşvik edici yöntemlere ihtiyaç duyuluyor.
3. Site tasarımında maalesef her istediğimizi yapamıyoruz. Bunun nedeni hazır, paket bir platform olan Joomla kullanıyor olmamız. Joomla modüler bir platform. Herşeyin tipi, yeri ve şekli paketler halinde önceden tanımlanmış. Dolayısıyla kendi istediğimiz gibi uyarlamak zor. İmkansız değil ama çok zor. Geniş bir İnternet programcılığı bilgisi olup, paket modüllerin koduna girip değişiklik yapmak gerekiyor. Mesala bahsettiğin beyaz şeridi biz koymadık. Joomla, grafik tasarım için template/theme denen hazır dosyalar kullanıyor. Bunlardan elimizde yüzlerce var. Ama hepsinin kendi avantajları ve dezavantajları var. Yüzde yüz bizim ihtiyacımızı karşılayacak template bulmak, aşırı bir deneme-yanılma çabası gerektiriyor. Çok büyük zaman kaybı. Bir tane template beğenip onu kendi ihtiyacımıza göre uyarlamak, modifiye etmemiz gerekiyor. Ama maalesef aramızda bu kaabileyete sahip kimse yok. Derin bir CSS, HTML, PHP, Fireworks bilgisi gerekiyor. Mesala çok basit işlem, o beyaz şeriti kaldırmak ciddi bir mesai yapmayı gerektiriyor. Kullandığımız template alınacak, ilgili beyaz serit'i gösteren png resim dosyası bulunacak, buna refere eden kod satırları değiştirilecek vs.vs. Buraya istediğimiz gibi yazı yazmak da mümkün değil. Daha doğrusu herhangi bir yere kafamıza göre yazı yazmak mümkün değil. Zira Joomla'da mesajlar, duyurular (Son Yorum, son Forum Mesajı, son eleştiri vs. gibi) hep modül denen yapılar aracılığıyla yapılıyor. Modüller de her istenen yere konamıyor. Modüller template'lerdeki farklı, önceden belirlenmiş modül pozisyonlarına konabiliyor. Her template'in önceden belirli modül pozisyonu var. Bahsettiğin beyaz şerit bir modül pozisyonu değil, grafik tasarımda kullanılan png uzantılı bir resim dosyası. Modül pozisyonu olsaydı bile istediğimizi yazamazdık. Çünkü bunun için "custom" bir modül yazmamız gerekirdi. Piyasada bulunan modüllerin hepsinin kendi özel fonksiyonu var. Sabit bir slogan gösterecek bir modül yok..Basit bir HTML bilgisi ile yazmak gerekiyor. ama onun yapabilecek kimse aramızda yok.
Bu anlattıklarımdan sonra "madem bu kadar sınırlayıcı, neden Joomla kullanıyoruz o zaman" sorusu akla gelebilir. Ama unutmayalım ki Joomla olmasaydı böyle bir siteyi çıkarmak kelimenin tam anlamıyla imkansız olurdu. Düşün, aramızda hiçbir bilgisayar programcısı olmadan, bundan 5-10 yıl önce ancak bütük bir IT kadrosuyla çıkarılabilecek onlarca fonksiyona sahip bir site çıkarıyoruz. Joomla o kadar mükemmel ki, sadece Windows'ta olduğu gibi tak-kur işlemiyle, birsürü fonksiyonu olan bir siteyi otomatik olarak kurduk.
Umarım aramıza Joomla, CSS, HTML, Javascript, PHP, Flash, Fireworks vs bilen arkadaşlar katılır da, çok daha iyi bir site yaparız zamanla. Ama şu aşamada elden, hazır modülleri tak-kur yönetmiyle kullanmaktan fazla birşey gelmiyor.
4. Bu konu çok önemli. Ben şahsen elden geldiğince muhattapları bilgilendiriyorum. Şimdiye kadar örneğin Melih Pekdemir'i, Ahmet Çakmak'i haberdar ettim. Çulhaoğlu'na da haber verecektim ama iletişim bilgilerini bulamadım.
Bu başlık altında önerdiğin şeyi, isteyen herkes yapabilir. Bunun organize etmeye gerek yok. Biz açık bir siteyiz. İsteyen istediği şekilde siteyi çevresine tanıtır. Çulhaoğlu'na yönelik yorumlarımı istiyorsan kendin dediğin şekilde soL sitesinde aktarabilirsin.
5. Bu mesele de çok önemli ama kanımca konjuktürel birşey. Yukarıda dile getirdiğim gibi, öyle zamanlarda yaşıyoruz ki, gönüllü çabalarla kollektif bir çaba içinde olmak iyice güçleşti. Şahsen bu konuda kendi ülkemizin ekstradan yetersiz olduğunu düşünüyorum. Başka ülkelerde kollektif, gönüllü üretim gelenekleri güçlü. Bizde pek yok. Bizde birileri yapsın, beğenirsem katılırım mantığı var. Ama site adını duyurdukça emek ayıracak yeni insanlarla buluşabiliriz. Bunun için tanıtım faaliyetlerini arttırmamız gerekiyor. Tanıtım konusunda çok yetersiziz. Sitemize sadece Emrah'ın kendi bireysel sitesinde link veriliyor. Bunu arttırmak lazım.
Ödül konusunu uygulayabiliriz. Ama mevcut katılımcılar arasında çağrı yapsak bile, teknik altyapı konusunda destek olabilecek arkadaşların olduğunu sanmıyorum. Site daha geniş bir kitleye ulaşmış olsa mümkün olabilirdi..Ama şu anda pekaz insan tarafından takip ediliyor. İhtiyacımız olan niteliklere sahip teknik bir arkadaş bulmak çok zor.
Sitenin trafiği yüksek olsa, Google-Ads üzerinden kayda değer bir ilan geliri elde edebiliriz. Bu gelirle profesyonel yardım alabiliriz. Ama bu tam bir kısır döngü. Sitenin işlevselliğini, trafiğini arttıracak destek alabilmek için İyi bir gelir kaynağına gerek var, ancak iyi bir gelir kaynağını elde edebilmek için, siteye ilgiyi, trafiği arttıracak üretimleri arttırmamız lazım. Ancak bu üretimleri arttırmak için de düzenli yazı yazacak arkadaşlara ihtiyaç var..Bu kısır döngü bir süre daha devam edecek gibi görünüyor..Ama kritik eşik aşılırsa, işler yoluna girer. O zamana dek, mevcut katılımcıların elden geldiğince üretken olması gerekiyor.
Yeni eleştirilerini görmek dileğiyle..