Türkiye'de Sosyalist Hareket Var Mı? Popüler
Makale
Reel Sosyalizmin çökmesinden sonra neo-liberalizmin rakipsiz geçen yirmi yıllık hegemonyasının çatırdamaya başlaması ile birlikte sosyalist politikalara ve örgütlülüğe dönülmesi yönünde talepler artarak yükselecek.
Peki Sosyalist Politikalar tam olarak nedir? Öznesi kimdir, kim tarafından icra edilir? Hangi yöntemleri, hangi pratik kanalları kullanır? Tuplumsal tabanı var mı, varsa kim?
Kuşkusuz bu sorulara benim yanıt verebilmem beklenemez. Ben bu yazıda sadece şunu iddia edeceğim; Sosyalistler olarak , "Sosyalist Politika" deyince orda bir yerde duran, mesala sarılıp sandığa kaldırılmış, gerektiğinde çıkarılıp kullanılacak bir aleti, adeta somut bir nesneyi algılarız. Yani zaman/mekan ötesi, İsviçre çakısı gibi birşey gelir aklımıza. - Yükselen yobazlık karşısında ne yapılmalı? "Sosyalist Politikalar uygulanmalı?" -AB karşısında tavrımız ne olmalı? Emeğin Avrupasını savunmalıyız. -Kürt meselesine çözüm önerimiz nedir? Sınıfsal çözümlemelere dayanan Sosyalist Politikalar.
Peki nedir bu "Sosyalist Politikalar" tam olarak?Dinleyicileri sol entellektüllerden oluşan bir konferansta dile getirir gibi değil ama; 2009'un Türkiyesinde diyelim Çemişkezek'te bir seçim mitinginde bulunanların, ya da Çorum'da bir kahvehanede oturanların, ya da bir üniversite kampüsünde McDonald'ta hamburger yiyen gençlerin anlayacağı bir dille anlatmak gerekirse.
TÜRKİYE'DE SOSYALİST BİR HAREKET VAR MI YA DA DAHA ÖNCE HİÇ OLDU MU?
Bence hayır. Bu ülkeyi daha yaşanılası bir yer haline getirmek için hayatlarını vermiş, ağır işkencelerden geçmiş, büyük bedeller ödemiş insanlarımızın anılarına, emeklerine saygısızlık yapmayı istemem. Bu ülkede Sosyalizm ideali için bir ömür harcamış insanların çabaları boşa gitmiştir, hiçbir birikim yaratmadan kaybolmuştur demiyorum. Ben daha çok Fetekoş'un bir yorumunda dile getirdiği türden beklentileri yerine getirecek bir sosyalist hareket yok ve hiç olmadı diyorum;
"Ancak konu siyaseti devindirecek asli unsurlara gelince, onlar hem eklektik biçimde dinci gericiliğin bazı öğelerini seçip bununla uyum sağlama çabasıyla açıkça bu hareketi destekleyen ve ideolojik olarak besleyen liberallerle hem de içinde kitleleri uyuşturucu birçok etki barındıran ve sistem tarafından sürekli palazlandırılan gericiliğin iktidarıyla karşı karşıya bulunan ve siyasetini, siyasetinin araçlarını da bu gerçek karşısında şekillendirmesi gereken sosyalistlerdir"
“kesinlikle Kemalist tabanın içinde hapsedildiği kısır laik şeriatçı eksenin yıkılması, bu kesimin ideolojik olarak içinde bulunduğu vizyonsuzluktan kurtarılması için çalışılmalıdır. Bu da hiç şüphesiz sosyalistlerin görevidir”
"Bir gün Cumhuriyet mitinglerine katılırsam pasif bir katılımcı olarak orada bulunmayacağımı, bunun ancak ve ancak ayakları yere basan bir örgütlü sosyalist projenin Kemalist tabana yönelik çalışmasının parçası olacağını zannediyorum"
Bu pasajda kilit kavram "siyaseti devindirecek asli unsurlar". İşte ben bu anlamda Türkiye'de bir sosyalist hareket yok ve hiç olmadı diyorum. Bunun en büyük gerekçesi belki Türkiye toplumun, sosyalizm için gerekli olan kapitalistleşme sürecinde çok geç kalmış olması, dolayısıyla köylülüğün kırılıp güçlü bir proleter sınıfın ortaya çıkmamış olmamasıdır. Sonuçta Sosyalist hareket olarak bü ülkede , toplumla organik güçlü bir ilişki içinde olan kitle hareketleri değil, sadece irili ufaklı Aydın hareketlerini gördük.
Detaylara girmeden bir parantez açıp, bir istisna gibi duran oluşumun hakkını vereyim; Türkiye'de bir hareket olmaya en çok yaklaşmış sosyalist grup Devrimci Yol geleneğidir. "Türkiye'de bir sosyalist hareket hiç olmamıştır" diyerek 70'lerin o güçlü oluşumuna karşı haksızlık etmiş olmayayım. 2009 Türkiye'sinde sosyalist sol adına hiç olmazsa iyi kötü dikkatimizin yöneldiği, acaba yeni bir açılım yapacaklar mı diye beklediğimiz, ÖDP/Birgün gibi girişimler onların insiyatifiyle oluştu daha çok. Bugün sosyalizm adına iyi kötü bir umudu sürekli kılmamızı sağlayan ne varsa, hep onlardan kaynaklanıyor. İstisna olmaya yaklaşmış ikinci grup olarak da TİP'i sayabiliriz sanırım. Bunların bile neden bir hareket olamadığına yönelik fikirlerimi aşağıdaki bir başlıkta dile getirmeye çalışacağım.
Fetekoş'un pasajlarına dönecek olursam; Benim bütün yazılarımda, belki yeteri kadar ifade edemediğim temel tezim şu: "Siyaseti devindirecek asli unsur" olarak bir "Sosyalist Hareket"in bir yerlerde durduğunu varsayamayız. Böyle bir önkabul idealizmdir, materyalizmle ilgisi yok bence. İdealist filozofların bütün düşünsel yapılarını üzerine inşa ettikleri bir takım "a priori", aşkın öncülleri varsaymak anlamına gelir. Bir sosyalist hareket'in varolduğu bir durumda icra edilecek "sosyalist politikalar", varolmadığı bir durumda yapılacak politikalar ile aynı değildir. Bu ayrımı şöyle ifade edeyim;
Eğer ortada bir "sosyalist hareket" varsa, sosyalist politikalar "icracı" olmak zorundadır. Bir "sosyalist hareketten" bahsedemiyorsak, sosyalist politikalarımız "kurucu"/(constitutive) pratikler olmak zorundadır. Türkçe terimi, "kurucuyu" kullanınca bir anlam kayması yaşanıyor. O yüzden ingilizcesini de verdim. "Kurucu" pratiklerin neler olduğu apayrı, devasa bir tartışma konusudur ama kurmak fiilinin dar anlamıyla kullanmıyorum. Kurucu pratikler derken neyi kastettiğimi belki en iyi "icracı" politikalarla oluşturduğu tezata vurgu yaparak dile getirebilirim. Kurucu pratikler, emekçilerin kurtuluşuna dolaysız yoldan hizmet edecek çözümler sunmaz. Kurucu pratikler, icracı politikalar yapacak hareketin oluşumunun altyapısını yaratmaya yöneliktir. Bu pratikler tek bir merkezden organize edilemez. Herkesin "bulunduğu yerde" kollektif bir aklın oluşumuna yönelik özgül, yapısı gereği bağımsız, küçük küçük oluşumlardır. İcracı hareket, bu kurucu pratiklerin zaman içinde eklemlenmesiyle oluşur. Örnek vermem gerekirse; Halkevleri mücadelesi şimdiye kadar sosyalistlerin uyguladığı ender kurucu pratiklerden biridir. Benim iddiam kurucu pratiklerin Halkevleri gibi numunelik bir kaç model ile sınırlı kalmaması, bunların olabildiğince çeşitlendirilmesidir.
İCRACI POLİTİKALAR MI KURUCU POLİTİKALAR MI?
Kurucu/İcracı politikalar ayrımı bağlamında sürekli tartışmaya açmak istediğim ikinci bir iddiamı dile getirmek istiyorum; sosyalistler şu anda sahip oldukları toplumsal güçleri itibariyle icracı değil kurucu politikalar uygulayabilirler ancak. Bu yüzden "kesinlikle Kemalist tabanın içinde hapsedildiği kısır laik şeriatçı eksenin yıkılması, bu kesimin ideolojik olarak içinde bulunduğu vizyonsuzluktan kurtarılması için çalışılmalıdır", "siyaseti devindirecek asli unsurlar" gibi ifadeler bende madde, madde ya da adım, adım detaylandırılmış somut çağrışımlar yaratmıyor. Bunlar kesinlikle yanlış değil, yüzde yüz katılıyorum. Ancak doğru, meşru bir talebi dile getirmekle, onun nasıl gerçekleştirileceği çok ayrı şeyler. Fetekoş, burda amaç/araç, neden/sonuç zincirini çok ileri bir aşamada başlatıyor, içinde bulunduğumuz toplumsa güç itibariyle amaç olanı araç olarak dile getiriyor. Mesala "siyaseti devindirmek" amacı için araç/özne olarak "asli unsurlar" ileri sürülüyor. Ama şu aşamada bence "asli unsurlar" olabilmeye çalışmanın kendisi amaçtır, zira "siyaseti devindirecek" , "asli unsurların" hali hazırda varolduğu önkabulu bence bir hayli temelsiz. Dolayısıyla, "asli unsur" olarak bir sosyalist hareketin varlığından bahsetmenin mümkün olmadığı bir ortamda "siyaseti devindirebilmeyi" talep etmek bana ingilizcede "wishful thinking" denen şeyi çağrıştırıyor.
"Siyaseti devindirebilmeyi" yani icracı politikalar yapmayı talep edebilecek durumda değiliz. Bizim boyumuzu şu aşamada bir hayli aşıyor. Kanımca yapabileceğimiz ancak "kurucu pratiklerdir". Kurucu pratiklerin neler olduğuna cevap vermeye "cüret edip" kendimce neler olabileceğini betimlemeye çalışacağım. Ama önce Türkiye'de neden "asli unsur" olmadığımız ya da neden bir sosyalist hareketten bahsetmenin mümkün olmadığı iddiamı açmak istiyorum.
"TÜRKİYE'DE SOSYALİST BİR HAREKETTEN BAHSETMEK NEDEN MÜMKÜN DEĞİL?"
Bu soruya cevap vermek için sanırım bir başka çok temel soruyu sormak lazım; Bir Hareketin betimleyici özellikleri nelerdir? Yani hangi durumda bir hareketten bahsedilebilir?
Bu soruya cevap vermek de benim boyumu aşar. Ancak şu kadarını söyleyebilirim; Türkiye'de bir sosyalist hareket olsaydı, varlığını hissededebilirdim. Ancak şu anda sosyalist hareketin varlığına dair hiçbir ipucu göremiyorum. İyi kötü politize olmuş biri olarak ben hissedemiyorsam, halkın tamamına yakını için sosyalizm diye bir mefhum, sosyalistler diye de toplumsal bir aktör yoktur.
Sosyalist bir hareketin varlığını hissetmemi sağlayacak özellikleri sıralayarak, kendimce bir hareketin ne olduğu sorusunu betimleyici olarak açmak istiyorum. Zira hareketin ne olduğunu analitik olarak ifade etmem çok zor.
Basit bir soruyla başlayalım;
1. Türkiye denilen ülkede 2009 yılında Sosyalistlerin Türkiye/Dünya Tahlili Nedir?
Bu soruya cevap verebilecek olan var mı? Ben veremiyorum. Taraf gibi yapı için bile az çok tutarlı teorik bir duruştan bahsedebiliyorum, ama mesala bir EMEP'in, bir ÖDP'den hangi teorik öncüllerle ayrıldığını sorsalar cevap veremem. Belki benim bilgisizliğim. Ama öyleyse şunu soruyorum; Türkiye'de herhangi bir Sosyalist yapıyla ilişkilendirebileceğimiz bir "teorisyen" var mı? 80 Darbesi, Sovyetlerin çöküşü vs gibi muazzam altüst oluşlar yaşadık. Lenin'in karşı karşıya olduğunu fersah fersah aşan bir toplumsal analiz malzemesiyle karşı karşıya olmamıza rağmen, Lenin'in teorik faaliyetini minik bir ölçekte dahi olsa yakalayabilen çalışmaları görebildik mi 20 yıllık neo-liberalizm yıllarında?
Sosyalizmle ilişkilendirdiğimiz pek çok yazar-çizerimiz var ama bunların teorik bir külliyatından bahsetmek mümkün mü? Nasıl bir külliyattan bahsettiğimi açıklamak için iyi olmayan bir örnek vereyim; Yalçın Küçük. İçerik olarak değil biçimsel olarak Hoca, teorik bir faaliyetin nasıl yapılması gerektiğini örnekliyor. Bu tür bir uzun soluklu teorik faaliyeti yapabilen bir sosyalist düşünürümüz var mı? Olsaydı haberim olurdu diye düşünüyorum. Bir örnek de Negri'den vereyim. Negri deyince aklımıza, katılalım katılmayalım yaşadığımız zamanlara yönelik tutarlı bir tezler bütünü çıkar. Kaynaklarının neler olduğunu, hangi düşünce okulundan geldiğini söyleyebiliriz. Negri, Hegel'in yerine Spinoza'yı, Nietzsche'yi, Deleuze'u kaynak olarak alan, İtalyan komunist operaismo okulundan bir düşünürdür deriz. Hiç Negri okumayan biri bile "Ulus-Devlet"lerin sönümlenmekte olduğunu, "Çokluk" diye bir kavramı toplumsal özne olarak sunan biri olduğunu bilir. Türkiye'de böyle bir hareketle angaje bir teorisyenden bahsedebiliyor muyuz?
Türkiye'de sosyalist "teori" gazeteciler tarafından yapılıyor. Türkiye sosyalist liderleri, dünyada olup bitenleri haftada bir yazdıkları 5000 "vuruş"luk köşe yazılarıyla bize "açıklıyorlar". Köşe yazıları da, çounlukla diğer köşe yazılarına cevap olarak yazıldığı için, tutarlı bir teorik bütünün ifadesi olmaktan ziyade, yüzeysel bir polemik olmanın ötesine geçemiyor.
Mahir Çayan'ının tezlerini beğenelim beğenmeyelim, bir teorik duruşu temsil eder. Türkiye'de egemen sınıflar ile ezilen sınıflar arasında bir "suni denge" var, "öncü savaşıyla" bu suni dengenin yıkılabileceği gösterilebilir der. Bu bir hareket kuran teorik öncüldür. 2009'da bununla kıyaslanabilecek, bir hareketin öncülü olabilecek ne gibi bir tez var? Hareketleri bu gibi özgül tezler, tahliller kurar. "Politikalarımızın temelleri Sosyalizmin ilkeleridir" türü bir ifade bir özgün teorik "tahlil" değildir, aşırı genel ve soyuttur. Türkiye denen şu ülkede olup bitenleri anlamamız için, teorik bir gözlük sunmaz. Yanlış bile olsa "suni denge" vardır demek, somut bir nokta atışı yapar, bir koordinat, bir çerçeve sunar. Ama "Yaşasın Devrim", "İnadına Sosyalizm", "Sınıfsal Bakış", "Emek Politikaları", "Sosyalist Öncüller" vs sunmaz. Bunlar tahlil değil genel dileklerdir. Bir hareket kurmaz.
2. Herhangi Sosyalist bir yapının, farklı uzmanlık alanlarında politika üretecek ehil kadroları var mı?
Bir sosyalist hareketin önüne koyduğu hedef toplumu dünüştürmektir. Bu hedefin azametini betimlemek gevezelik olacaktır. O yüzden doğrudan sorularıma geçeyim; Böylesine devasa hedefe doğru yürüyecek, çok farklı yetenekleri olan kadro portföyünden bahsetmek herhangi bir sosyalist yapı için mümkün mü? Bu konuda Murat Belge'nin "maalesef" çok doğru bir gözlemi var;
"Benim bu soyutlamadan anladığım, öncelikle, elinden her iş gelen bir insan tipidir. Yani, “asker karınca”nın ya da bizdeki “profesyonel devrimci”nin tam tersi. Sonuç olarak, “takıntılı” bir insan tipidir; o da, yaptığı her şeyi “devrim için” yapar. Bu özelliğiyle, bana çok “sevimli” gelmez doğrusu, ama çok “saygıdeğer” gelir. Bu adamı bir gün fabrika semtinde işçilere, ertesi gün kırda köylülere propaganda yaparken görebilirsiniz; akademik bir konuda bilgi toplamasını söyleyin, kitaplığa kapanıp o bilgiyi çıkarır; “falancanın evine ahçı kılığında girip istihbarat toplayacaksın” deyin, yemek pişirmeyi de –bilmiyorsa- öğrenip o işi de yapar."
Belge'nin "bolşevik" betimlemesine uyan kadroların genel içindeki derişimi nedir? Çevremizde böyle karakterler görebiliyor muyuz? Bir genelleme yaparsam, benim sosyalist yapılarda gördüğüm iki ana toplumsal grup vardır: 1. Orta yaşı geçtiği, dolayısıyla emekli olmuş, aktif olarak üretim süreçlerinde yer almayanlar. 2. Damarlarında akan deli kanla, heyacanla sosyalizmden , ergenlikten geçer gibi geçip giden gençler.
Bu iki grubun da ortak özelliği bir hayli boş zamanlarının olmasıdır. Dolayısıyla zamanlarının büyük bir kısmını devrimciliğe adayabilirler. Ama toplumun asli belirleyici alanları olan üretim alanlarında aktif olarak çalışan farklı meslek gruplarından kadrolar yoktur. Bu yüzden mevcut sol örgütlerimizin mekanları tanıdıkların, üç ahbap çavuşun biraraya gelip, sohbet ettiği lokaller gibidir. Sürekli bir dışa açılım dinamiklerini içermez.
3. Farklı katmanlardan insanların biraraya gelip toplumsal etkileşime girdiği yaşam alanlarımız var mı?
Önceki yazılarımda, toplumsal sınıf bilinci oluşturmada mekanın merkezi önemine defalarca vurgu yaptım. Ortak mekanlar yoksa, ortak bilinç de yoktur. Kurucu babalarımızın zamanı ile bizim zamanımızı ayıran en büyük ayrımlardan biri bence budur. Toplumsal yaşam alanlarının yok edildiği bir çağda, insanların daha sosyal olduğu çağlara uygun politika hattı birebir uygulanamaz.
Daha önceki yazılarımda hep şunu dile getirdim; 80 öncesinde mahalle kahvehaneleri, sınıf bilinci oluşturmada en az fabrikalar kadar merkezi öneme sahipti. Bu yüzden sivil faşistlerin standart eylemlerinden biri kahve taramalarıydı. 2009'un Türkiye'sinde artık birer yaşam mekanları olarak kahvehanelerimiz olmadığı gibi, klasik prototipine uygun fabrikalarımız da nicel olarak merkeziyetlerini kaybetti. Yani toplumsal mekanlarımız, yaşam alanlarımızın bilinen tüm tipleri elimizden alındı.
Buluşup, karşılıklı etkileşime girme şansı olmayan insanlar nasıl bir sınıf bilinci oluşturacaklar, bu da benim cevabını en çok merak ettiğim sorulardan biridir.
Bazen çok bariz olguları gözardı ediyoruz; 80 öncesinde ne Telefon, ne TV, ne İnternet vardı. Yani insanlar yoğun bir toplumsal ilişkiye girmek zorundaydı, yani başka olası bir boş zaman aktivitesi yoktu. Lakin bugün tek bir birey, ya da evli bir çift başka hiçkimseye ihtiyaç duymadan koca bir yaşamı, eğlenerek geçirebilir. İletişim kanallarının çok çeşitlenmesine rağmen iletişimin kötürümleşmesi gibi paradoksal bir durum yaşıyoruz.
4. Sosyalistlerin etkileşimi yoğun, yazardan okura doğru tek yönlü değil, taban insiyatifini maksimize edecek, çift yönlü, interaktif bir iletişim, haberleşme, kollektif düşünme platformu var mı?
Herhangi bir hareketin, organik, ağ gibi yayılmış bir iletişim ağı olmadan varolması mümkün değildir. Eski zamanlarda bu iletişim/etkileşim, afişlerle, parti yayın organlarıyla, bildirilerle vs sağlanırdı. Ama yaşadığımız zamanlarda İnternet gibi çok daha güçlü bir iletişim kanalı varken, mevcut yapıların hiçbiri bunu güçlü bir araç olarak kullanmaya yanaşmaz. Dolayısıyla kim nerde, ne yapar özellikle zaman ayırıp araştırmazsa bilemeyiz. Bunca yıl geçti ÖDP'nin teorik bir yayın organını görebildik mi? Sosyalist bir parti olma iddiasındasın ama teorilerini, tezlerini yayacak bir yayın organın yok. Benim havsalamın alacağı birşey değil. Niye yapılmaz, niye böyle bir talep yükseltilmez yıllardır merak eder dururum.
5. Sosyalistler, zengin eylem biçimleriyle "biz varız ve burdayız" diyebiliyorlar mı? "Sıradan" insanların gündemine girebiliyor mu?
Bilinçli sosyalistler olarak değil, sıradan bir insan açısından düşünelim; bu ülkede sosyalistler denen bir insan tipinin olduğunu ve birtakım faaliytetlerde bulunduğunu nasıl farkedeceğiz?
Genç Siviller denen birileri çıktı, Bülent Ersoy'un "Bir oğlum olsa askere gödermezdim" demesi üzerine ifade vermeye geldiği savcılık önünde "En Büyük Diva" diye, popüler kültür jargonunu kullanarak kendilerini gösterdiler. Sonra Etap odelinin suitinden, "Bu oadan ateş edildi" diye pankart açtıklarını gördük. Popüler, dikkat çekici "sevimli" eylemlerle kendilerini bir kimlik olarak gösterdiler. Oysa sosyalistlerin eylem portföyü belli ritüellerin ötesine pek geçemedi.
Elbette ,Türkiye'de kendini toplumun geneline , bütün katmanlarına "hisettiren" bir sosyalist hareketten bahsetmenin mümkün olmadığını gösteren başka maddeler de sayılabilir. Ama sanırım gerek yok, meramımı ifade etmiş oldum.
Mevcut durum böyle iken, ancak toplumun en ücra köşelerine, vücutun damarları gibi yayılan devasa bir hareketin yapabileceklerini, hayatın maddi süreçleri tarafından, oraya buraya rastgele serpiştirilmiş, aralarında organik bir ilişki olmayan, tek tük, bir avuç sosyalistin önüne konamaz.
Kanımca, bu yüzden, sosyalistlerin öncelikli hedefi, makro problemlere "sosyalist çözümler" üretebilecek bir sosyalist hareketin altyapısını oluşturacak kurucu pratikler olmak zorundadır. Bu yüzden belli bir dönem emekçilerin değil, sosyalistlerin bir "ilk" örgütlenmesini hedeflemeliyiz. Bunun da parti gibi kurumsal yapılarla olacağını sanmıyorum. Toplumu dönüştümeye yeteneğimiz olduğunu gösterebilmek için, öncelikle kendimizi dönüştürme yeteneğimiz olduğunu kendimize kanıtlamamız gerekir.
Kendi adıma ben menzilimi şöyle belirliyorum; "siyaseti -mevcut gücümüzle- devindiremeyeceğimize" göre, o güce ulaşmak için "tek tek" çoğalmaya bakabilirim ancak. Şu seviyede "kemalistlerin vizyonsuzluklarını aşmalarına" gücüm yetmez, zira henüz kendi vizyonumuz yok (Sosyalizmin "sömürüsüz, özel mülkiyetsiz toplum" şeklindeki soyut genel vizyonunu algılayabilecek bir toplumsal taban olmadığına göre, daha somut vizyonlardan bahsediyorum).
Dolayısıyla kemalistlerin karşısına sosyalist ideallerle çıkılabileceğine pek ihtimal veremiyorum. Bireyler gibi toplumların da gelişmişlik düzeyleri olduğuna göre, nasıl dindar birine ateizm propagandası yapmam ancak onun reflekslerini kronikleştirirse, çok geri bir gelişmişlik düzeyindeki bir topluma yüksek ideallerle çıkmam ancak onun Pavlov tepkilerini açığa çıkarır.
DY NEDEN HAREKET OLAMADI ya da SÜREKLİLİĞİNİ KORUYAMADI
Son olarak, Türkiye'nin hareket olmaya en çok yaklaşmış DY okulunun neden direkten döndüğüne yönelik görüşlerimi aktarmak isterim. Ancak hemen belirteyim, bu konuda son derece cahilim. Sadece kulaktan dolma ikinci el bilgilerimle, hariçten bir yorum yapabilirim. Lakin DY hareketinin nerde eksik kaldığını, neleri ihmal ettiğinin iyi analiz edilmesinin son derece değerli bir çalışma olacağına, bundan sonrası için büyük bir rehber sunacağına inanıyorum.
Hayatlarını adamış insanların emeğine haksızlık etmek istemem ama bu hareketi bence daha çok dönemim koşulları üretti. Elbette diğerlerinin değil de onların kendi dönemleri içinde başarılı olması, işin içinde öznel faktörlerin de olduğunu kanıtlıyor.
Dış faktörlerin, maddi koşulların bu hareketin oluşumunda daha belirleyici olduğunu bence 80 sonrasında aynı etkinlik düzeyini yakalayamaması gösteriyor. Cunta dönemindeki kıyıma, Özal'la birlikte tamamlanan küresel kapitalizme entegrasyon eklenince, maddi koşullar radikal biçimde değişti.
Türkiye sosyalist mücadelesi adına en büyük trajedi bence DY hareketinin birikiminin 80 sonrasının dünyasına aktarılamamasıdır. Bu aktarımın yapılamamasın nedeni de bence 80 öncesi Türkiye ile sonrasının küreselleşmiş dünyasının birbirinden radikal biçimde farklı olduğunun kabul edilmemesidir. Kanımca bu noktada, keskin bir tarihsel kırılmadan geçildiği kabul edilmek istenmedi. Bunun kabulu muazzam bir teorik faaliyet ve yeniden yapılanma gerektiriyordu. Yorgun kadrolar sanıyorum bu muazzam yükün gerektirdiği enerjiyi kendilerinde bulamadı, yeni bir perspektif geliştirmektense geçmişe nostaljik bir bağlılık tercih edildi. Bahane olarak arkadan taze kanın gelmemesi ileri sürülemez. Mesala ODTÜ'de bizim dönemimizde dy hala en popüler anlayıştı ve yeni kuşaklardan azımsanmayacak katılımlar oldu. Ama bu katılımlar süreğen kılınamadı zira hem yeni gelen kuşaklar farklı bir kumaştan yapılmıştı (şimdi görmekte olduğumuz gibi, öncekilerin tersine Bursa kumaşı değildi bu, çünkü yeni çağın ruhuyla kirlenmişti) hem de camdan vazo yapmak için mermer yontmaya göre tasarımlanmış çekiç kullanıldı. O çok zengin kadroların organik birliği korunarak, günlük kurucu pratiklere odaklanmak yerine, merkezi iktidarı ele geçirme/devrim perspektifli mücadele hattı devam ettirildi.
İnsan hiyeraşik/merkezi bir yapılanmada ısrar etmektense, ağ gibi yapılanmış bir taban hareketi olmaya odaklanılsaydı kimbilir şimdi nerde olurduk diye sorup, kaçan balığın büyüklüğüne hayıflanmadan edemiyor.
Bir Sonraki yazıda hegemonya mücadelesi konusunda görüşlerimi aktaracağım.
Üye eleştirileri
-
2009-05-25 19:32:44 |Administrator| guclu
-
2009-05-23 02:28:56 |Unregistered| erdener tiknaz
Önder diyorki:
„Eskiden karikatürize olmuş olsa da iyi kötü bir ayrımları vardı bunların; bir kol devrim kırdan başlayacak derdi (maocu gelenek), diğeri de şehirden (thkp-c kökenliler). Bir grup hocacıydı, diğeri maocu, diğeri sovyetik..Şimdi bu tür ayrımlar hangi somut gerçekliğe tekabül ediyor? 30 yıl sonrasının dünyasında hala 24 yaşındaki bir gencin yazdığı risaleler mi teorik kayanağımız olacak?“
„CHP'yi devletçi, otoriter vs diye yerden yere vurmaktansa dönüşmesine zorlamamız gerekir bence“
„Son olarak, Türkiye'nin hareket olmaya en çok yaklaşmış DY okulunun neden direkten döndüğüne yönelik görüşlerimi aktarmak isterim. Ancak hemen belirteyim, bu konuda son derece cahilim. Sadece kulaktan dolma ikinci el bilgilerimle, hariçten bir yorum yapabilirim. Lakin DY hareketinin nerde eksik kaldığını, neleri ihmal ettiğinin iyi analiz edilmesinin son derece değerli bir çalışma olacağına, bundan sonrası için büyük bir rehber sunacağına inanıyorum.“
30 yıl uzun bir zaman ve de içinde Türkiye gündemini ve de mekanını değiştirecek çok olayların olduğuna katılıyorum. Gündemin zamanını ve de mekanını doğru yakalamadan üzerine adam gibi tahliller yapılamayacağında da hemfikirim; ancak 24 yaşinda bir genç demek yerine , O´nun adını da korkmadan söylemenin yerinde olacağı kanısındayım. DY ye rehber olan, başarısında en büyük rolü oynayan o ruh, şimdilerde aşağıladığın Mahir Cayan`ın teorileridir. Risale yerine de örneğin Kesintisiz Devrim I II III demek bazılarını CHP gençlik kolları yolundan alı koymaz umarım.
Önder diyorki:
„Mahir Çayan'ının tezlerini beğenelim beğenmeyelim, bir teorik duruşu temsil eder. Türkiye'de egemen sınıflar ile ezilen sınıflar arasında bir "suni denge" var, "öncü savaşıyla" bu suni dengenin yıkılabileceği gösterilebilir der. Bu bir hareket kuran teorik öncüldür. 2009'da bununla kıyaslanabilecek, bir hareketin öncülü olabilecek ne gibi bir tez var? Hareketleri bu gibi özgül tezler, tahliller kurar. "Politikalarımızın temelleri Sosyalizmin ilkeleridir" türü bir ifade bir özgün teorik "tahlil" değildir, aşırı genel ve soyuttur. Türkiye denen şu ülkede olup bitenleri anlamamız için, teorik bir gözlük sunmaz. Yanlış bile olsa "suni denge" vardır demek, somut bir nokta atışı yapar, bir koordinat, bir çerçeve sunar. Ama "Yaşasın Devrim", "İnadına Sosyalizm", "Sınıfsal Bakış", "Emek Politikaları", "Sosyalist Öncüller" vs sunmaz. Bunlar tahlil değil genel dileklerdir. Bir hareket kurmaz.“
Sana yine kısmen katılıyorum. Ayrıca Mahir`in burada adının geçmesinden de mutlu oldum; yalnız kavramlara biraz açıklık getirilmesinden yanayım.
„Yanlış bile olsa -suni denge- vardır demek“… (Önder)
SUNI DENGE`nin Mahir Cayan`a ait bir teori olduğu doğrudur ve de halkın yaşamsal kaygılarından dem vurur. Işini, aile düzenini kaybetme kaygıları gibi. Halk, egemenin pisliğinin farkındadır ama ona saldırmak ve devrim için savaşmak yerine bu kaygıları ve korkularıyla yaşar ve de kendini daha çok batağın içine sürükler. Halk, devlet tarafından ağzına sürülen balla yaşamaya devam eder ve bir şekilde uyuşturulur. Bu miskin, sindirilmiş halk ile devleti arasındaki bağı da Mahir, SUNI DENGE olarak tanımlamıştır. Yanlış mı bu???
Önder diyorki:
„CHP'yi devletçi, otoriter vs diye yerden yere vurmaktansa dönüşmesine zorlamamız gerekir bence“
„Kendi adıma ben menzilimi şöyle belirliyorum; "siyaseti -mevcut gücümüzle- devindiremeyeceğimize" göre, o güce ulaşmak için "tek tek" çoğalmaya bakabilirim ancak. Şu seviyede "kemalistlerin vizyonsuzluklarını aşmalarına" gücüm yetmez, zira henüz kendi vizyonumuz yok (Sosyalizmin "sömürüsüz, özel mülkiyetsiz toplum" şeklindeki soyut genel vizyonunu algılayabilecek bir toplumsal taban olmadığına göre, daha somut vizyonlardan bahsediyorum).“
„Dolayısıyla kemalistlerin karşısına sosyalist ideallerle çıkılabileceğine pek ihtimal veremiyorum. Bireyler gibi toplumların da gelişmişlik düzeyleri olduğuna göre, nasıl dindar birine ateizm propagandası yapmam ancak onun reflekslerini kronikleştirirse, çok geri bir gelişmişlik düzeyindeki bir topluma yüksek ideallerle çıkmam ancak onun Pavlov tepkilerini açığa çıkarır.“
Iki farklı söylevini bir araya getirdiğimde elde ettiğim „çözümün“ aşağidadir:
Kemalistleri CHP aracılığiyla ve sosyalist ideallerden arınmış söylemlerle tek tek örgütleme ve de akabinde sosyalist idealler çerçevesinde dönüştürüp, sosyalizme katkı yapmayı sağlamak.
Bu mu çözümün Önder???
-
2009-05-23 03:01:29 |SAdministrator| onder

Erdener,
Yanlış anlamalar var. Madde madde açayım;
1. Ben Mahir'i asla ve asla aşağılamam. Ruhların böylesine kirli olduğu bir dünyada onlar adeta başka bir türün bireyi gibiydiler. Halkları için hayatlarını feda ettiler. Şimdinin bencil, çıkarcı bireyleri ile kıyaslandığında sadece bu bile saygı duymaya yeter. Aşağılarsam Mahir'i değil, onun yazdıklarını hala yegane teorik referans olarak algılayanları aşağılarım. Ben tavşan boku tadında bir hayat süren biriyken tutup Mahir'i aşağılarsam, "otur oturduğun yerde lan.. adam inandığı idealler uğruna hayatını feda etmiş, ne konuşuyon derler." Rasim Ozan Kütahyalı denen aşağılık yaratığın Deniz'e saldırmasına bütün nefretimi kusmuşken, o alçağın yaptığının bir benzerini kendim tekrar etmem..
Ben sadece şunu diyorum; İçinde bulunduğumuz dünyanın sosyalist bir çözümlemesini yapmak için sadece Mahir değil, hiç kimse "tek referans" kaynağı olamaz. Buna Marx da dahildir. Zira tek bir olgu bile yeter bun kanıtlamak için; bugünün dünyasında, başka özgün durumlar bir yana, üst yapı süreçleri sınıf bilincinin oluşumunda, altyapı süreçleri kadar etkili olmaktadır..Hatta belki daha fazla etkili olmaktadır. Yoksulluğun diz boyu olmasına rağmen sosyalizmin değil, envai çeşit sağ ideolojilerin güçlü olmasının gösterdiği gibi. Salt bu olgusal veri bile, klasik kaynakların tek başına yeterli olamayacağını gösterir. Zira klasik kaynaklar bir devrimci durum da neler yapılabileceğine iyi bir rehber olurlar. Ancak "normal" zamanlarda çok açıklayıcı olamıyorlar bence.
2. Kesinlikle ve kesinlikle herhangi bir "çözüm" ileri sürmüyorum, süremem de. Bir çözümü, değil ben, mesleği teori olan düşünürler bile ileri süremez. Çözüm için bir hareketin çok yünlü kollektif aklı gerekir. Zira toplumu tek bir perspektiften bakarak açıklayamayız. İşin kültürel, iktisadi, ekolojik, psikolojik boyutları var. Bunların hepsi tek tek bir kaç ömürsüresi gerektiren alanlar. Patetik insani varoluşlarımızın tikelliğiyle toplumu tek başımıza anlayamayız.
Benim çözümüm olarak algıladığın şeyi de maalesef yanlış algılamışsın.
3. "Kemalistleri CHP aracılığıyla ve sosyalizmden arınmış söylemlerle tek tek örgütlemekten" bahsetmiyorum. Birincisi sadece Kemalistleri örgütlemekten bahsetmiyorum. Kemalist, kürt, türk, aydın, katı atık işçisi, banka memuru vs herneyse bir şekilde aynı mekanda bulunduğum insanlarla, doğrudan ajit-pro çekerek, kızıl bayrak sallayarak vs değil, sıradan hayat pratikleri üzerinden, yabancılaşmamış, somut problemler üzerinden etkileşime girmekten bahsediyorum. Sosyalizmden değil, bas bas bağıran ajit-prodan arındırılmış bir söylemle etkileşimden bahsediyorum. Tipik bir sosyalist dergiyi, siteyi al çarşaf çarşaf "devrim şehitlerimiz ölümsüzdür", "yaşasın sosyalizm", "tek yol devrim" vs gibi sloganlarla, boy boy eylem fotoğraflarıyla dolu olduğunu görürsün..Benim söylediğim bu tür bir ajit-pro iletişim hattının alıcısının yine sadece sosyalistler olduğudur. Oysa bugün yapılması gereken, türke türk propagandası kabilinden sosyaliste sosyalizm propagandası değil, sosyalizmle alakası pek olmayan, "sıradan", "normal" insanlarla bir diyaloğa girmektir.
Umarım derdimi daha iyi açıklayabilmişimdir biraz.
-
2009-05-22 20:17:08 |SAdministrator| onder

Yanlış anlaşılamasın; DY hareketinin devamını getirememesindeki 80 sonrası kendi dışlarındaki ezici dış faktörlerin payını asla yadsımıyorum. Öznel iradecelikle yapılabilecekler de bir yere kadar. Sonuçta son tahlilde belirleyici olan maddi koşullardır.
Sonuçta bu hareketin, ÖDP girişiminin, Birgün'ün bekleneni niye veremedikleri bıkıp usanmadan tartışılmak zorunda. Bu yapılamazsa aynı hataları yineler, dolap beygiri gibi aynı eksen etrafında döner dururuz.
-
2009-05-22 19:42:27 |Administrator| guclu

DY hakkındaki değerlendirmemi birkaç madde altında sıralayayım. Bunlar basite indirgenmiş, daha ince değerlendirmelerle geliştirilmeye muhtaç ve akla ilk gelenler türünden faktörler olabilir, baştan belirteyim.
1- DY Merkez Komitesi, darbeyi izleyen altı ay içinde bütün üyeleriyle birlikte yakalandı ve hareket koordinasyon bakımından çok büyük darbe yedi.
2- MK dışındaki hemen hemen bütün önde gelen yönetici ve sorumlular da aşağı yukarı bir sene içinde yakalanınca militan ve sempatizan düzeyindeki hareket mensuplarını yönlendirebilecek tek odak olarak yurt dışı komitesi kaldı.
3- Yurt dışı komitesi hareketi cunta karşıtı bir direniş cephesine dahil etmekle beraber, bu cephe de bir sene içinde iş yapamaz hale gelip dağıldı.
4- Dağlık bölgelerde faaliyet gösteren kadrolar da çok fazla tutunamayarak dağıldılar, şehirlere döndüklerinde yakalandılar.
5- Büyük çoğunluğu gayet açık alanda faaliyet gösteren bir hareket için bu kadar şiddetli bir darbe karşısında dağılmak kaçınılmazdı.
6- Darbenin geldiğini biliyorlardı ama buna uygun bir örgütlenmeyi başaramadılar. Suçlamak için demiyorum, bu tür bir şey ilk kez yaşanıyordu ülkede. Yüzbinlerle sayılan tüm bir sosyalistler kümesi zaten kendi içinde aşırı biçimde saçma ayrılıklarla bölünmüş durumdaydı. Darbeden daha birkaç ay önce DY ve Kurtuluş Ankara'da kıyasıya çatışmışlar ve toplam üç kişinin ölümüne, onlarca kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan bir iç savaş geçirmişlerdi. Maocular ve Sovyetikler arasındaki kavgaları saymıyorum bile. Gelen darbenin ne olacağı konusunda dahi kafa karışıklığının hakim olduğunu çocukluk günlerimden hayal meyal hatırlıyorum. Sovyetik yapılarda faaliyet gösteren akrabalarım vardı ve darbenin ilk günlerinde MHP'lilerin de gözaltına alınmaya başlamasıyla göreli bir ferahlama yaşadıklarını biliyorum. Büyük bir yanılsama ama tam da o kaos günlerine uygun bir tutum.
7- Genelde sol, özelde DY büyük oranda MHP ve Ülkü Ocaklarına karşı mücadele ediyorlardı. Darbeye MHP kalkışsaydı kesinlikle bunu daha sıkı göğüslerlerdi ama askeri operasyon karşısında muhtemel bir şaşalama dönemi yaşadıklarını tahmin ediyorum. Bu şaşalama dönemini askerler çok iyi değerlendirip başta DY olmak üzere tüm hareketleri çökerttiler.
8- 85-91 arası faaliyetleri tamamen bir tarafa bırakıyorum; 91 sonrası şartlı tahliye süreciyle dışarı çıkan MK ve önde gelen diğer kadroların karşısında bambaşka bir dünya ve Türkiye vardı. Bunu nasıl karşıladıklarını, nasıl bir iç değerlendirmne yaptıklarını genel olarak bilmekle beraber, hala ve hala sahici bir tarihi yazılamadığı için bu hareketin, bir sürü şey bölük pörçük anlatılabilir.
9- ÖDP projesi, zamanında yapılabilecek en doğru faaliyetti ama bambaşka bir tartışma konusu olmakla beraber tutmadı.
Yorumlar
www.birgun.net/report_index.phpnews_code=1241519615&year=2009&month=05&day=05
Yanlış anlamalar var. Madde madde açayım;
1. Ben Mahir'i asla ve asla aşağılamam. Ruhların böylesine kirli olduğu bir dünyada onlar adeta başka bir türün bireyi gibiydiler. Halkları için hayatlarını feda ettiler. Şimdinin bencil, çıkarcı bireyleri ile kıyaslandığında sadece bu bile saygı duymaya yeter. Aşağılarsam Mahir'i değil, onun yazdıklarını hala yegane teorik referans olarak algılayanları aşağılarım. Ben tavşan boku tadında bir hayat süren biriyken tutup Mahir'i aşağılarsam, "otur oturduğun yerde lan.. adam inandığı idealler uğruna hayatını feda etmiş, ne konuşuyon derler." Rasim Ozan Kütahyalı denen aşağılık yaratığın Deniz'e saldırmasına bütün nefretimi kusmuşken, o alçağın yaptığının bir benzerini kendim tekrar etmem..
Ben sadece şunu diyorum; İçinde bulunduğumuz dünyanın sosyalist bir çözümlemesini yapmak için sadece Mahir değil, hiç kimse "tek referans" kaynağı olamaz. Buna Marx da dahildir. Zira tek bir olgu bile yeter bun kanıtlamak için; bugünün dünyasında, başka özgün durumlar bir yana, üst yapı süreçleri sınıf bilincinin oluşumunda, altyapı süreçleri kadar etkili olmaktadır..Hat ta belki daha fazla etkili olmaktadır. Yoksulluğun diz boyu olmasına rağmen sosyalizmin değil, envai çeşit sağ ideolojilerin güçlü olmasının gösterdiği gibi. Salt bu olgusal veri bile, klasik kaynakların tek başına yeterli olamayacağını gösterir. Zira klasik kaynaklar bir devrimci durum da neler yapılabileceğin e iyi bir rehber olurlar. Ancak "normal" zamanlarda çok açıklayıcı olamıyorlar bence.
2. Kesinlikle ve kesinlikle herhangi bir "çözüm" ileri sürmüyorum, süremem de. Bir çözümü, değil ben, mesleği teori olan düşünürler bile ileri süremez. Çözüm için bir hareketin çok yünlü kollektif aklı gerekir. Zira toplumu tek bir perspektiften bakarak açıklayamayız. İşin kültürel, iktisadi, ekolojik, psikolojik boyutları var. Bunların hepsi tek tek bir kaç ömürsüresi gerektiren alanlar. Patetik insani varoluşlarımızı n tikelliğiyle toplumu tek başımıza anlayamayız.
Benim çözümüm olarak algıladığın şeyi de maalesef yanlış algılamışsın.
3. "Kemalistleri CHP aracılığıyla ve sosyalizmden arınmış söylemlerle tek tek örgütlemekten" bahsetmiyorum. Birincisi sadece Kemalistleri örgütlemekten bahsetmiyorum. Kemalist, kürt, türk, aydın, katı atık işçisi, banka memuru vs herneyse bir şekilde aynı mekanda bulunduğum insanlarla, doğrudan ajit-pro çekerek, kızıl bayrak sallayarak vs değil, sıradan hayat pratikleri üzerinden, yabancılaşmamış , somut problemler üzerinden etkileşime girmekten bahsediyorum. Sosyalizmden değil, bas bas bağıran ajit-prodan arındırılmış bir söylemle etkileşimden bahsediyorum. Tipik bir sosyalist dergiyi, siteyi al çarşaf çarşaf "devrim şehitlerimiz ölümsüzdür", "yaşasın sosyalizm", "tek yol devrim" vs gibi sloganlarla, boy boy eylem fotoğraflarıyla dolu olduğunu görürsün..Benim söylediğim bu tür bir ajit-pro iletişim hattının alıcısının yine sadece sosyalistler olduğudur. Oysa bugün yapılması gereken, türke türk propagandası kabilinden sosyaliste sosyalizm propagandası değil, sosyalizmle alakası pek olmayan, "sıradan", "normal" insanlarla bir diyaloğa girmektir.
Umarım derdimi daha iyi açıklayabilmişi mdir biraz.
„Eskiden karikatürize olmuş olsa da iyi kötü bir ayrımları vardı bunların; bir kol devrim kırdan başlayacak derdi (maocu gelenek), diğeri de şehirden (thkp-c kökenliler). Bir grup hocacıydı, diğeri maocu, diğeri sovyetik..Şimdi bu tür ayrımlar hangi somut gerçekliğe tekabül ediyor? 30 yıl sonrasının dünyasında hala 24 yaşındaki bir gencin yazdığı risaleler mi teorik kayanağımız olacak?“
„CHP'yi devletçi, otoriter vs diye yerden yere vurmaktansa dönüşmesine zorlamamız gerekir bence“
„Son olarak, Türkiye'nin hareket olmaya en çok yaklaşmış DY okulunun neden direkten döndüğüne yönelik görüşlerimi aktarmak isterim. Ancak hemen belirteyim, bu konuda son derece cahilim. Sadece kulaktan dolma ikinci el bilgilerimle, hariçten bir yorum yapabilirim. Lakin DY hareketinin nerde eksik kaldığını, neleri ihmal ettiğinin iyi analiz edilmesinin son derece değerli bir çalışma olacağına, bundan sonrası için büyük bir rehber sunacağına inanıyorum.“
30 yıl uzun bir zaman ve de içinde Türkiye gündemini ve de mekanını değiştirecek çok olayların olduğuna katılıyorum. Gündemin zamanını ve de mekanını doğru yakalamadan üzerine adam gibi tahliller yapılamayacağın da da hemfikirim; ancak 24 yaşinda bir genç demek yerine , O´nun adını da korkmadan söylemenin yerinde olacağı kanısındayım. DY ye rehber olan, başarısında en büyük rolü oynayan o ruh, şimdilerde aşağıladığın Mahir Cayan`ın teorileridir. Risale yerine de örneğin Kesintisiz Devrim I II III demek bazılarını CHP gençlik kolları yolundan alı koymaz umarım.
Önder diyorki:
„Mahir Çayan'ının tezlerini beğenelim beğenmeyelim, bir teorik duruşu temsil eder. Türkiye'de egemen sınıflar ile ezilen sınıflar arasında bir "suni denge" var, "öncü savaşıyla" bu suni dengenin yıkılabileceği gösterilebilir der. Bu bir hareket kuran teorik öncüldür. 2009'da bununla kıyaslanabilece k, bir hareketin öncülü olabilecek ne gibi bir tez var? Hareketleri bu gibi özgül tezler, tahliller kurar. "Politikalarımı zın temelleri Sosyalizmin ilkeleridir" türü bir ifade bir özgün teorik "tahlil" değildir, aşırı genel ve soyuttur. Türkiye denen şu ülkede olup bitenleri anlamamız için, teorik bir gözlük sunmaz. Yanlış bile olsa "suni denge" vardır demek, somut bir nokta atışı yapar, bir koordinat, bir çerçeve sunar. Ama "Yaşasın Devrim", "İnadına Sosyalizm", "Sınıfsal Bakış", "Emek Politikaları", "Sosyalist Öncüller" vs sunmaz. Bunlar tahlil değil genel dileklerdir. Bir hareket kurmaz.“
Sana yine kısmen katılıyorum. Ayrıca Mahir`in burada adının geçmesinden de mutlu oldum; yalnız kavramlara biraz açıklık getirilmesinden yanayım.
„Yanlış bile olsa -suni denge- vardır demek“… (Önder)
SUNI DENGE`nin Mahir Cayan`a ait bir teori olduğu doğrudur ve de halkın yaşamsal kaygılarından dem vurur. Işini, aile düzenini kaybetme kaygıları gibi. Halk, egemenin pisliğinin farkındadır ama ona saldırmak ve devrim için savaşmak yerine bu kaygıları ve korkularıyla yaşar ve de kendini daha çok batağın içine sürükler. Halk, devlet tarafından ağzına sürülen balla yaşamaya devam eder ve bir şekilde uyuşturulur. Bu miskin, sindirilmiş halk ile devleti arasındaki bağı da Mahir, SUNI DENGE olarak tanımlamıştır. Yanlış mı bu???
Önder diyorki:
„CHP'yi devletçi, otoriter vs diye yerden yere vurmaktansa dönüşmesine zorlamamız gerekir bence“
„Kendi adıma ben menzilimi şöyle belirliyorum; "siyaseti -mevcut gücümüzle- devindiremeyece ğimize" göre, o güce ulaşmak için "tek tek" çoğalmaya bakabilirim ancak. Şu seviyede "kemalistlerin vizyonsuzluklar ını aşmalarına" gücüm yetmez, zira henüz kendi vizyonumuz yok (Sosyalizmin "sömürüsüz, özel mülkiyetsiz toplum" şeklindeki soyut genel vizyonunu algılayabilecek bir toplumsal taban olmadığına göre, daha somut vizyonlardan bahsediyorum).“
„Dolayısıyla kemalistlerin karşısına sosyalist ideallerle çıkılabileceğin e pek ihtimal veremiyorum. Bireyler gibi toplumların da gelişmişlik düzeyleri olduğuna göre, nasıl dindar birine ateizm propagandası yapmam ancak onun reflekslerini kronikleştirirs e, çok geri bir gelişmişlik düzeyindeki bir topluma yüksek ideallerle çıkmam ancak onun Pavlov tepkilerini açığa çıkarır.“
Iki farklı söylevini bir araya getirdiğimde elde ettiğim „çözümün“ aşağidadir:
Kemalistleri CHP aracılığiyla ve sosyalist ideallerden arınmış söylemlerle tek tek örgütleme ve de akabinde sosyalist idealler çerçevesinde dönüştürüp, sosyalizme katkı yapmayı sağlamak.
Bu mu çözümün Önder???
Sonuçta bu hareketin, ÖDP girişiminin, Birgün'ün bekleneni niye veremedikleri bıkıp usanmadan tartışılmak zorunda. Bu yapılamazsa aynı hataları yineler, dolap beygiri gibi aynı eksen etrafında döner dururuz.
1- DY Merkez Komitesi, darbeyi izleyen altı ay içinde bütün üyeleriyle birlikte yakalandı ve hareket koordinasyon bakımından çok büyük darbe yedi.
2- MK dışındaki hemen hemen bütün önde gelen yönetici ve sorumlular da aşağı yukarı bir sene içinde yakalanınca militan ve sempatizan düzeyindeki hareket mensuplarını yönlendirebilec ek tek odak olarak yurt dışı komitesi kaldı.
3- Yurt dışı komitesi hareketi cunta karşıtı bir direniş cephesine dahil etmekle beraber, bu cephe de bir sene içinde iş yapamaz hale gelip dağıldı.
4- Dağlık bölgelerde faaliyet gösteren kadrolar da çok fazla tutunamayarak dağıldılar, şehirlere döndüklerinde yakalandılar.
5- Büyük çoğunluğu gayet açık alanda faaliyet gösteren bir hareket için bu kadar şiddetli bir darbe karşısında dağılmak kaçınılmazdı.
6- Darbenin geldiğini biliyorlardı ama buna uygun bir örgütlenmeyi başaramadılar. Suçlamak için demiyorum, bu tür bir şey ilk kez yaşanıyordu ülkede. Yüzbinlerle sayılan tüm bir sosyalistler kümesi zaten kendi içinde aşırı biçimde saçma ayrılıklarla bölünmüş durumdaydı. Darbeden daha birkaç ay önce DY ve Kurtuluş Ankara'da kıyasıya çatışmışlar ve toplam üç kişinin ölümüne, onlarca kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan bir iç savaş geçirmişlerdi. Maocular ve Sovyetikler arasındaki kavgaları saymıyorum bile. Gelen darbenin ne olacağı konusunda dahi kafa karışıklığının hakim olduğunu çocukluk günlerimden hayal meyal hatırlıyorum. Sovyetik yapılarda faaliyet gösteren akrabalarım vardı ve darbenin ilk günlerinde MHP'lilerin de gözaltına alınmaya başlamasıyla göreli bir ferahlama yaşadıklarını biliyorum. Büyük bir yanılsama ama tam da o kaos günlerine uygun bir tutum.
7- Genelde sol, özelde DY büyük oranda MHP ve Ülkü Ocaklarına karşı mücadele ediyorlardı. Darbeye MHP kalkışsaydı kesinlikle bunu daha sıkı göğüslerlerdi ama askeri operasyon karşısında muhtemel bir şaşalama dönemi yaşadıklarını tahmin ediyorum. Bu şaşalama dönemini askerler çok iyi değerlendirip başta DY olmak üzere tüm hareketleri çökerttiler.
8- 85-91 arası faaliyetleri tamamen bir tarafa bırakıyorum; 91 sonrası şartlı tahliye süreciyle dışarı çıkan MK ve önde gelen diğer kadroların karşısında bambaşka bir dünya ve Türkiye vardı. Bunu nasıl karşıladıkların ı, nasıl bir iç değerlendirmne yaptıklarını genel olarak bilmekle beraber, hala ve hala sahici bir tarihi yazılamadığı için bu hareketin, bir sürü şey bölük pörçük anlatılabilir.
9- ÖDP projesi, zamanında yapılabilecek en doğru faaliyetti ama bambaşka bir tartışma konusu olmakla beraber tutmadı.

DY ve Fatsa hakkında, o süreci yaratanların kısa değerlendirmeleri:
www.birgun.net/report_index.phpnews_code=1241519615&year=2009&month=05&day=05