Makaleler Bütün Yazılar Makale Politika Artan Militarizm, Korumacılık ve Yağma Döneminde ABD-Latin Amerika İlişkileri
 

Artan Militarizm, Korumacılık ve Yağma Döneminde ABD-Latin Amerika İlişkileri Popüler

Makale

Yazar

Normal 0 21

Birkaç gün önce James Petras’ın ABD-Latin Amerika ilişkileri üzerine ilgi çekici bir makalesi yayınlandı. Petras, özellikle küreselleşmenin Latin Amerika üzerine etkisini sınıf analizleri dahilinde ele alan bir sosyolog. Bu çalışmasında da Latin Amerika’da siyasi güçlerin konumlanışını belirleyen sınıf çatışmaları gibi içsel unsurlar ile ABD’nin emperyalist politikaları ve dünya pazarları gibi dışsal faktörlerin birlikte belirlediği ABD-Latin Amerika ilişkilerini, Latin Amerika’nın değişen ekonomik, politik ve tarihsel verileri ve de son ekonomik kriz çerçevesinde, Obama öncesi ve sonrası dönemler itibariyle ele alıyor. Latin Amerika’da krizin boyutlarını ve krize örgütlü tepkileri sınıfsal boyutlarıyla inceliyor; ülke ekonomilerinin önümüzdeki dönemde nasıl şekilleneceği ve siyasi çıkarımları hakkında dikkate değer saptamalarda bulunuyor.

 

 

Ne yazık ki makaleyi birebir çevirecek zamanı bulamadım ama geniş özet şeklinde aktarmayı denedim. Çeviri hataları bana aittir.

 

ABD-Latin Amerika İlişkilerinin Değişen Hattı: 1990-2009

 

1980–99 dönemi, IMF politikaları eşliğinde tüm dünya piyasalarında olduğu gibi Latin Amerika ülkelerinde de koşulsuz şartsız finansal ve ticari liberalizasyon, stratejik olarak kabul edilen devlet kuruluşlarının son derece düşük karşılıklarla ABD ve AB tarafından satın alınması şeklinde yürütülen özelleştirme politikalarının uygulanmaya konulduğu neoliberal “Altın Çağ” dönemidir. 2000–2004 yıllarıysa Latin Amerika’da gelir dağılımı adaletsizliğinin ve ekonomik çöküşlerin yarattığı politik krizlerin, serbest piyasanın sorgulandığı kökten siyasi değişimleri tetikleyen gelişmelerin görüldüğü yıllardır. Bu dönemde artık ABD’nin terörle savaş adı altında yürüttüğü Orta Doğu politikaları nedeniyle de oldukça azalan politik gücü, bu ülkelerde yönetim tabakasında ve toplumsal azınlığı temsil eden “elit” kesimlerde marjinalleşmiştir. Aynı dönemde dünya piyasalarında mal fiyatlarının artması, genişleyen Asya pazarı ve Chavez’in bölgesel siyasi ve ekonomik girişimleri, bölge ülkelerinin sosyal refah projelerine yol açmış ve Latin Amerika’ya özerklik kazandırmıştır. Yaşanan son krizle birlikte ABD’nin Latin Amerika’daki ekonomik varlığı da zayıflamıştır.

 

Artan Militarizm, Finansal Korumacılık ve Gerileyen Ticaret

 

Obama’nın başkanlığındaki ABD politika anlayışı ile Bush arasındaki tek farkın, diplomatik dil olduğu göze çarpmaktadır. Obama politikaları askeri etkinliğin daha da hız ve boyut kazanıp derinleştiğini göstermektedir. Afganistan’da bulunan ABD askeri güçleri 40% oranında arttırılarak 38,000’den 59,000’e çıkartılmıştır. Pakistan’da ise savaş ortamını beslediği, bombalama eylemlerini tırmandırdığı, sınır ötesi komando operasyonlarını arttırdığı ve ABD savaş sahasını Pakistan topraklarına doğru genişletip Pakistan istihbarat kuruluşlarıyla bağlantısını güçlendirdiği, ABD’nin Afganistan, Pakistan ve Orta Doğu müdahalesine muhalefeti baskılayacak unsurları devreye daha fazla soktuğu gözlenmektedir.

 

Obama’nın dış politikadaki “karşılıklı diyalog”, “uzlaşı” retoriklerinin en fazla Irak politikasında açığa çıktığı görülmekte, yeni hükümetin ABD işgalinin süresini uzatarak ve askeri birliklere ve altyapıya ayrılan fonların artırıldığı, ulusal direnişlerin baskı altına alınması için Iraklı paralı askerler ve polis güçlerinin Pentagon emriyle 2 kat arttırılmasının planlandığı bilinmektedir.

 

İran’daysa Bush dönemi ekonomik ambargosuna yeni ve daha sert yaptırımların eklendiği, askeri saldırıyla tehdit edilmeye devam edildiği, İran hükümetine karşı terörist grupların eğitiminin finanse edilmeye devam edildiği ve bu yönde yeni anti-misil sitemleri ve yer altı sığınaklarını yok etmeye yönelik yeni tür bombalarla İran hükümetinin yer altı olanaklarını ortadan kaldırmaya yarayan ileri tekniklerin bu görev gereği İsrail’e transfer edildiği görülmektedir. Diplomatik alandaysa İran’ın Suriye, Rusya ve Çin ile bağlantılarının kesilerek izole edilmesi çalışmaları sürmektedir.

 

Obama’nın militarist politikasının başka bir göstergesi İsrail’in Gazze’deki saldırılarını, özellikle Batı Şeria’da Filistin aktivistlerine düzenlenen suikastleri, İsrail’in Filistin’e uyguladığı ekonomik ablukayı, Filistinlilerin Doğu Kudüs ve Batı Şeria’dan tahliyesini bizzat koşulsuz şartsız desteklemesidir.

Doğu Afrika’da ise, Güney Darfur’daki silahlı ayrılıkçıları Müslüman Sudan’a karşı finanse ederek ve son zamanlarda Sudan askeri konvoylarına havadan saldırıları organize ederek anlaşmazlık politikasına devam etmektedir. Yeni yönetim, Etiyopya önderliğinde Somali’ye müdahalede başarısız olunca, şimdi de Uganda’dan paralı askerlerle desteklenen yeni bir Somali koalisyonu oluşturmuştur.

Polonya, Ukrayna ve Gürcistan’a konuşlandırdığı askeri üsler, misil mevkileri, ileri radar istasyonlarıyla Rusya’yı çevre ülkeler aracılığıyla askeri kuşatma planı devam etmekte, Rusya’dan Afganistan, Irak, Pakistan ve İran müdahaleleri için ABD ve NATO’ ya lojistik destek istemekte, İran ile askeri ve nükleer teçhizat satışını içeren anlaşmalardan ABD yararına vazgeçmesini talep etmektedir.

Obama dönemindeki militarist kuşatma, ABD’nin ekonomik açıklarını finanse etmekte muhtaç olduğu Çin için de geçerliliğini korumaktadır. ABD’nin Afganistan, Pakistan, Japonya ve Güney Kore’deki askeri üsleri Çin’i de Asya’daki hegemonya tehdidi olarak yaftaladığının göstergesidir.

Obama’nın Latin Amerika Politikası

ABD’nin “yeni” militarist dış politika anlayışı çerçevesinde Latin Amerika’yla ilişkileri değerlendirildiğinde, hükümetin ilk işinin sağcı Calderon yönetimine 1,5 milyar dolar askeri yardımda bulunarak ABD-Meksika sınırına askeri güç yerleştirmek olduğu görülmektedir. Yönetimin Meksika ve Kolombiya’da narkotik sorununa yaklaşımı, tüm sosyo-ekonomik temelleri göz ardı edilerek yalnızca askeri nitelikte olmaktadır. Oysa NAFTA politikaları nedeniyle iflasa sürüklenmiş Meksikalı milyonlarca genç köylü ve küçük çiftçi narkotik kaçakçıları için potansiyel çalışan haline gelmiştir, onlar için başka iş sahası kalmamıştır. Meksikalı göçmenlerin sınır dışı edilmesi, askeri güç yerleştirilen sınır bölgeleri bu insanları yoksulluk ve suça mahkûm etmektedir.

Ekvator ve Venezuela’nın halk tarafından seçilmiş radikal hükümetlerine tepki olarak Obama hükümeti Kolombiya’nın sağ rejimini desteklemektedir. İleri askeri teknolojilerle donatılması için yakın zamanda 5 milyar dolarla ABD’nin Latin Amerika’da en çok askeri yardımı sağladığı ülke Kolombiya olmuştur. Bunun yanı sıra, ABD askeri danışmanları ve paralı askerleriyle de Kolombiya’da faaliyete devam etmektedir.

Bush yönetiminin Latin Amerika’daki tüm askeri savunma ve öncelik tercihlerinin alanı genişletilerek devam etmektedir. Küba’ya uygulanan ambargo ve Venezüela düşmanlığı hız kesmeden sürmektedir.

ABD’nin Latin Amerika politikasını derinleşerek devam etmekte olan ekonomik krizin ortasında askeri müdahalelere dayalı hegemonya mücadelesi temelinde değerlendirildiğinde, Latin Amerika’ya askeri yaklaşımın, bölgede ekonomik kaynak tahsisini sağlama yetisini kaybetmesinden kaynaklandığı görülmekte ve Kolombiya ve Meksika gibi iki önemli ABD destekçisi hükümeti askeri yardımlarla yanında tutma isteği göze çarpmaktadır. Obama’nın Latin Amerika’ya kaynak tahsisi konusundaki bu mecburi isteksizliğiniyse, Latin Amerika’nın Beyaz Saray’ın öncelikleri içerisinde ekonomik kriz, Orta Doğu, Güney Asya savaşları, AB ile ekonomik politikaların koordinasyonu, Rusya ve Çin ile ekonomik stratejiler ve askeri ilişkilerin düzenlenmesinden sonra 5. sırada yer almasına bağlanmaktadır. Dolayısıyla, ABD’nin Latin Amerika’daki ekonomik hegemonyası sarsılmakta, bunun için bölgedeki gücünü ancak askeri müdahalelerle sürdürmeye çalışmaktadır.

Obama hükümetinin bölgede üçlü bir strateji izlediği görülmektedir: (1) Meksika, Kolombiya ve Peru gibi sağ hükümetlerden destek sağlamak, (2) Brezilya, Arjantin, Şili, Uruguay ve Paraguay gibi “merkez” hükümetler üzerindeki etkisini arttırmak, (3) Küba, Venezüela, Ekvator, Bolivya ve Nikaragua gibi sol hükümetleri izole etmek ve zayıflatmak.

Obama’nın Bush yönetiminden devralıp genişleterek devam ettiği politikaların stratejik alanlarını sıralamak ve özetlemek de mümkündür:

1- Latin Amerika’nın ABD küresel politikası içerisindeki oldukça düşük öncelik sırası

2- Uyuşturucu konusunda askeri işbirliği

3- Meksika ve Kolombiya gibi bölgenin en sağcı hükümetleriyle yakın işbirliği

4- Küba’da ekonomik ambargoya devam

5- İçerideki korumacı politikalarına karşın serbest piyasa söylemi

6- Emperyalist genişlemeci politikasının bir aracı olarak IMF’in pozisyonunu güçlendirmek

7- Brezilya’da Lula, Arjantin’de Fernandez, Uruguay’da Vasquez ve Şili’de Bachelet gibi “merkezde bulunan hükümetler” ve Venezüela’da Chavez, Bolivya’da Morales, Ekvator’da Correa ve Nikaragua’da Ortega gibi “sol ve ulusalcı merkez-sol” hükümetleri birbirinden ayırmak, ilişkilerini kesmek

8- Merkez-sol hükümetlerde istikrarı sarsmak için Bolivya’da Sta Cruz, Ekvator’da Guayagul ve Venezüela’da Maracaibo gibi geleneksel sağcı kanattan beslenen ayrılıkçı bölgesel elit hareketleri desteklemek

Dolayısıyla, Obama yönetimi Bush yönetiminin tüm stratejik gündemini olduğu gibi sahiplenmiş, ABD’nin güç kaybı doğrultusunda birçok ikincil nitelikli değişiklik de öngörmüştür. Buna ek olarak, Obama Latin Amerika’nın finansal ve ticari konumuna zarar veren ve Bush yönetiminin de ötesine geçen önemli olumsuz değişikliklere girişmiştir. Ekonomik ambargoyu kaldırmak için “demokratik” dönüşüm adı altında Küba’dan kapitalizme dönüş gibi olmayacak istekleri tekrar tekrar gündeme getirirken, ABD vatandaşı Kübalı ailelerin Küba’daki yakınlarını ziyaret etmeleri gibi küçük bir seyahat kısıtlamasını kaldırmıştır. Hükümet, anlaşmazlığa dayalı diplomatik dili daha az kullanıp bunun yerine Mart 2009’da Lula Da Silva’yla Beyaz Saray’da görüşme ve Başkan Yardımcısı Biden’in Şili’de toplanan “merkez hükümetler” toplantısına katılması gibi merkez hükümetlere aşikar jestleri tercih etmektedir. Ancak Obama’nın bu “yumuşak güç” siyaseti herhangi bir yeni ekonomik girişim ile desteklenmemekte, önceki yönetimin temel politikalarının devamı niteliğinde olmakta ve aslında ona yeni müttefikler kazandırmamaktadır.

Bununla beraber, ABD ekonomisinin derinleşen krizinin doğrudan ya da dolaylı yoldan ve Obama’nın muazzam borç finansmanının neden olduğu birtakım değişikliklerin Latin Amerika’nın ekonomik iyileşmesi üzerinde oldukça olumsuz etkisi bulunmaktadır. Obama hükümeti Yarıküre’nin kredisinin çoğunu mali yardım için yutmakta ve bu politika da Latin Amerikalı ihracatçıların satışlarının finansmanını zorlaştırmaktadır. Daha da ötesi, Obama hükümetinin finansal sektörden sermaye rezervlerini artırmasını ve ödünç verilebilir fonları ABD iç piyasasına yönlendirmesini talep etmesi, bankaların sermayelerini Latin Amerika şubelerinden çekip anavatanları ABD’ye yönlendirmesine neden olmuş, bu da fon sıkıntısı içinde bulunan Latin Amerika’da durgunluğu derinleştirmiştir.

Obama hükümeti bir yandan serbest piyasa düsturunu tekrarlamaya devam ederken, diğer yandan yeni ve daha kuvvetli finansal korumacılık uygulamalarına girişmektedir. Tarım ihracatçılarına 20 milyar dolarlık teşviklere ek olarak, Demokratlar Federal tedarik politikalarında “Amerikan malı satın al” koşulunu öne sürmekte ve otomotiv endüstrisine milyarlarca dolar teşvik sunmaktadır.

Latin Amerika, Obama hükümetinin krize tepkisi olarak giderek yükselen ABD korumacılığı dalgası karşısında iç piyasalarını korumak için yeni ticaret ortakları ve ticaret ve kredi için yeni kaynaklar aramak zorunda kalmaktadır.

Latin Amerika Dünya Kriziyle Karşı Karşıya

Ekonomik kriz tüm Latin Amerika’da ekonomi, emek piyasası, ticaret ve yatırım üzerinde yıkıcı etkilere neden olmaktadır. Bölgedeki önemli ülkeler negatif büyüme oranları, çift haneli işsizlik oranları, yükselen yoksulluk düzeyiyle karşı karşıya kalmakta ve toplu protestolara sahne olmaktadır. Brezilya’da Mart ayının sonları ve Nisan başlarında sendika koalisyonu, kentlerde sosyal hareketler ve kırsal alanda topraksız işçilerin hareketi, genellikle Lula’nın İşçi Partisi ile birlikte hareket eden sendika konfederasyonunun, CUT, da katılımcı olduğu büyük çaplı gösteriler düzenledi.

Brezilya’da otomotiv ve diğer metalurji sanayilerinde toplu işten çıkarmalarla birlikte işsizlik oranları %10’u geçecek şekilde hızla yükselmiş; Arjantin, Kolombiya, Peru ve Ekvator’da artan işsizlik, dünya çapında talepteki azalma nedeniyle ihracatçıların artan iflasları karşısında protestolar yayılmaya başlamıştır.

Brezilya, Arjantin, Kolombiya ve Meksika gibi dünya piyasalarıyla daha çok bütünleşmiş ve ihracata dayalı büyüme stratejisini izlemiş daha fazla sanayileşen Latin Amerika ülkeleri dünya bunalımından en çok olumsuz etkilenen ülkeler olmuştur. Ayrıca, Ekvator, Orta Amerika ve Karayip ülkeleri ve hatta Meksika gibi işçi dövizi ve turizme bağımlı ülkeler, “açık” ekonomileriyle dünya krizinden oldukça kötü etkilenmiştir.

Arjantin, Meksika, Ekvator ve Şili gibi ülkelerde önceki finansal krizler sonrasında spekülasyona kısıtlama getirilmesi nedeniyle ABD’nin finansal çöküşü Latin Amerika üzerinde çok önemli ve direkt bir etki yaratmamış, ancak özellikle kredilerin dondurulması, dünya ticaretinin hacminin daralması gibi ABD krizinin dolaylı sonuçları bölge ülkelerinde üretim sektörünü olumsuz etkilemiş, 2009 ortalarından itibaren, imalat, hizmetler ve tarım sektörleri kesin bir biçimde durgunluğun etkisine girmiştir.

 

Latin Amerika’nın dünya krizlerine bu derece duyarlı olması bölgede uygulanan üretim ve kalkınma stratejilerinin direkt bir sonucudur. 1970’lerin ortalarından 1990’lara kadar uygulanan “neoliberal” ya da “yeniden yapılandırma” politikalarını takiben, Latin Amerika’nın ekonomik yapısı tüm ana üretim sektörlerinin özelleştirilmesi nedeniyle zayıf bir kamu sektörüyle tanımlanmıştır. Stratejik mali, ticari ve maden sektörlerinin özelleştirilmesi kırılganlığı arttırmış ve gelir ve özel mülkiyetin dar yabancı ve yerli elit kesimin eline geçmesine neden olmuştur. Bu özellikler 2003 başlarından 2008 ortalarına kadar görülen mal piyasasındaki canlanmayla daha da kötü bir hal almıştır. Hükümetlerin temel ürünlere dayalı ihracat stratejisine daha da yönelmeleri kriz için bir başlangıç olmuştur. Ekonomik yapısının bir sonucu olarak Latin Amerika, ABD ve AB’li politika yapıcılarının ana ekonomik sektörlerle ilgili kararlarına daha duyarlı hale gelmiştir. Özelleştirme, hükümetlerin ekonomiye müdahale ederek krize karşı önlem alma olanaklarını ellerinden almıştır.

IMF/WB ve “neoliberal” yönetici sınıf tarafından dayatılan yapısal değişiklikler, krizin olumsuz etkilerini önleyebilecek, en azından hafifletebilecek kamu kuruluşlarını ve araçlarını ortadan kaldırdığından ülkeleri dünya bunalımının tam etkisine maruz bırakmıştır.

Özelleştirme özellikle finansal sektörde sermaye kaçışına neden olmuş, kredi krizini derinleştirmiş ve ödemeler dengesini olumsuz etkilemiştir. Kamu kuruluşlarının yabancılara satışı, Latin Amerika ülkelerini kendi iktisadi tekellerinin fayda ve maliyetlerine bakarak yabancı elitler tarafından alınan ekonomik kararlara tabi kılmıştır. Mesela, Brezilya’da ABD’ye ait otomotiv fabrikalarının kapanması ve toplu işten çıkarmalar Brezilya’nın emek piyasası gereksinimlerine değil, tamamen “küresel piyasanın” maliyet hesaplarına dayanmaktadır.

“İhracat stratejisi”, devlet tarafından teşvik sağlanan ihracat piyasaları için hammadde üreten zirai işletme çiftliklerine bağımlıydı. Bu, küçük çiftçilerin, topraksız köylülerin ve kırsal bölgelerdeki işçilerin zararına bir gelişme olup yabancı piyasaların çöküşüne alternatif oluşturan yerli piyasanın zayıflaması pahasına gerçekleşmiş, bu da gıda ithalatına bağımlılığı arttırmış ve gıda güvenliğini zayıflatmıştır.

İhracat stratejileri emek maliyetlerini düşürmeye dayanmakta, bu nedenle iç talebi zayıflatmakta ve istihdamı dış talepteki dalgalanmalara bağımlı kılmaktadır. Çok uluslu şirketler için önemli olan, büyük bir komplekste uzmanlaşmış üretimin uluslar arası işbölümü uyarınca gerçekleştirilmesidir. Bu, bir ürünün tüm parçalarının tek bir coğrafi bölgede üretildiği imalat sanayinin ulusal çeşitliliğini azaltmıştır. Şu anki işbölümü altında, Brezilyalı bir otomobil freni üreticisi tamamen çok uluslu şirketler tarafından belirlenen dış talebe bağımlıdır. Üretimin küresel kapitalist zincirindeki bu “uzmanlaşmanın” stratejik dezavantajları bu son krizde daha da belirgin hale gelmiştir.

Önceki rejimlerden miras kalan bu derin yapısal zaaflara rağmen, Latin Amerika’nın merkez-sol hükümetleri, Chavez’in Venezüelası dışında, ekonomik kırılganlıklarını azaltmak üzere herhangi bir yapısal değişikliğe girişmemişlerdir.

2009’un Mart ayında “üçüncü yol” hükümetlerinin zirvesi, Obama-Biden ve İngiliz İşçi Partisi yöneticilerinin katılımıyla, Şili’nin Santiago şehrinde toplanmış, ancak krize yol açan ve onu derinleştiren iç yapısal hatalarından bahsetmekten titizlikle kaçınmışlardır.

Toplantıda “üçüncü yol” hükümetleri, kriz gerçeğini dışlayarak daha fazla sermaye akımı gibi anakronik taleplerini tekrar etmişlerdir. ABD, AB ve Japonya’dan çöken piyasaları canlandırmalarını ve ticareti teşvik etmelerini istemişlerdir. Santiago toplantısı özel olarak IDB (Inter American Development Bank) için fon talebi, G20 liderlerini piyasaları canlandırmaya yönelik paketlere teşvik ve korumacı politikalara karşı taahhütlerle şekillenmiştir. Latin Amerika hükümetlerinden harcamaları ve likiditeyi arttırmaları, faiz oranlarını düşürmeleri, finansal kuruluşlara destek olmaları ve ihracatçıları teşvik etmeleri istenmiştir.

Santiago’daki merkez-sol hükümetlerin toplantısında, sanayicilerin işçi çıkarımının önüne geçmeye yönelik emek piyasasına müdahale yoluyla iç talebi arttırma planları söz konusu bile edilmemiştir. Asgari ücretleri arttırmaktan da bahsedilmemiş, gelir artışına yol açıcı tarımsal reformlarla kırsal kesimde talep artışı yaratma konusu da tartışılmamıştır. İhracat sektörlerinde işine son verilmiş işçiler için istihdam sağlayacak kamu tarafından fonlanan ithal ikameci sanayileşme perspektifi de düşünülmemiştir.

Artan gıda fiyatları karşısında, düşük gelirli ailelere, işsizlere, çocuklara ve emeklilere teşvik sağlayacak herhangi bir önlemin sözü edilmemiş; merkez-sol hükümetlerin planları, yapısal durumlarında değişme öngörmeyen politikaları seçtiklerini, hakim ihracatçı sınıfa bağlı başarısız stratejilerden vazgeçme yeteneksizliklerini sergilemiştir. Bu da ABD ve Avrupa’nın hakim sınıflarının “genişletici” teşvik programlarına bağımlılıklarını teyit etmiştir. Tüm emperyalist ülkeler yurtdışında çok uluslu şirketlerinin ticareti için serbest ticareti ve yurtiçinde finansal ve sorunlu imalat sektörleri için korumacılık politikalarını seçerek ikili bir politika uygulamasına gittiklerinden, Latin Amerika ülkelerinin defalarca tekrar ettikleri “serbest ticaret” ve “korumacılık” karşıtı talepleri ancak sağır kulaklara ulaşabilmiştir.

İşsiz kalan işçi, köylü, memur ve küçük esnafın yarar sağlayacağı yurtiçinde herhangi bir yapısal değişiklikten kaçınıp bankacıları, ihracatçı elitleri ve çok uluslu şirketleri ihya eden politikaları izlemekte ısrar etmektedirler. Latin Amerika’nın merkez-sol hükümetlerinin ana ekonomik hedefi yurtiçi reformlar değil, yeni yurtdışı piyasa ve yatırımcı peşinde koşmaktır.

Nisan ayının başlarında, Latin Amerikalı liderler ve ticari elitler, yeni iş ortaklıklarıyla yatırımları ve ticareti genişletmek üzere Katar’da Arap meslektaşlarıyla buluşmuşlardır. Çin, Rusya ve Japonya ile de benzer görüşmeler, yatırımların sermaye yoğun petrol ve mineral sanayileri ve makineleşmiş tarım ihracatına yönelmesine neden olmuştur. MERCOSUR dahilinde bölge içi ticaret büyük oranda asimetrik özelliklere sahiptir. Bu durum Arjantin’in Brezilya ile ticaret açığının 4 milyar dolara ulaşmış olmasından tespit edilebilmektedir. Merkez-sol, dünya krizinin “ihracat stratejisinin” başarılı olma şansını ortadan kaldırdığını, elit kesimin ekonomik canlanma için kendi yollarını “ihraç ederek” içerideki çelişkileri ve sınıfsal kısıtlamaları aşamayacağını algılama kapasitesinden yoksundur. Asya ve Orta Doğu’da yeni piyasalar ve yatırımcılar aramak, ihracat alanını kısıtlı bir şekilde canlandırabilir ama bunun işçilerin çoğunun istihdam edildiği sanayi, hizmetler ve bağlı sektörler üzerinde hiçbir etkisi olmayacaktır. Bunun da ötesinde, Orta Doğu ve Asya ülkeleri, ciddi bir ticaret krizi (hem ihracat hem ithalat) içerisinde bulunmakta ve imalat ve istihdam düşüşleriyle sarsılmaktadır. Çin iç talebi artırmaya dayalı teşvik planlarına yönelmiştir. Asya, Latin Amerika hükümetlerine krizden çıkış için bir yol sunacak durumda değildir.

Merkez-sol hükümetler içerisinde Santiago toplantısına katılmayan bir ülke, Başkan Chavez’in krize karşı alternatif bir ekonomik strateji izlediği Venezüela’dır.

Chavez’in stratejisi, yakıt ve gaz gibi kamu gelirlerini arttıran ana ekonomik sektörlerin kamulaştırılmasına, gıda üretim ve dağıtım sektörleri gibi toplumsal açıdan stratejik sektörleri korumaya ve gıdanın yurtiçinde üretimini arttırmak üzere tarım reformunu desteklemeye yönelik bir stratejidir. Hükümet, artan gıda fiyatlarına destek, enflasyonun etkilerini hafifletmek üzere asgari ücretlerde %20 artış ve Ocak-Şubat 2009 itibariyle 280,000 yeni iş alanı yaratarak işsizlikte önemli oranda azalmaya yol açan emek yoğun altyapı projelerine kamu harcamalarını içeren bir programa sahiptir.

Chavez, iç piyasayı genişletmek için büyük ölçekli kamu yatırımlarına ve düşük gelirli sınıfları hedef alan toplumsal teşviklere dayalı Keynesyen bir program izlemektedir. Kamu yatırım politikası, finansal teşvikler ve kamu sözleşmeleri ya da müdahale ve kamulaştırma tehditleri yoluyla özellikle finans, altyapı, imalatta hala hakim özel sektörle “iş birliği”ne dayanmaktadır.

Chavez’in yurtiçi yapısal reformları Bolivya, Küba, Nikaragua ve birkaç Karayip ve Orta Amerika ülkeleriyle PETROCARIBE ve ALBA gibi bölgesel siyasi ve ekonomik anlaşmaları desteklemesiyle tamamlanmaktadır. Özellikle İran ve Rusya ile petrol ve yeraltı kaynakları sektörlerinde iş ortaklıkları, Çin ve Orta Doğu ile finansal ve yatırım anlaşmalarına önem vermektedir.

Chavez’in stratejisi, merkez-solun “ihracat elit” merkezli yaklaşımından kesin bir kopuşu ve ona bir alternatifi yansıtmakta, ancak gene de bir dizi ciddi çelişkiler içermektedir. Venezüela döviz gelirlerinin %75’i tek bir ihraç unsuruna (petrol) ve tek bir piyasaya (ABD) aşırı bağımlıdır. Ayrıca dış rezervlerini de hızla tüketmektedir. Diğer bir çelişkiyse, Latin Amerika’nın başlıca ülkelerinin kurtuluşu G20’de ararken, Chavez’in bölgesel entegrasyonu teşvik çabalarının başarılı olamamasıdır. Devlet müdahalesi ve kamulaştırma ekonomi üzerindeki hareket alanını genişletmekte ancak gelir, mülkiyet ve güç dağılımı bozukluğunu giderememekte, sonucunda da eğitim, maden ve imalat sektörlerinde görülen grevler ekonomiyi olumsuz etkilemektedir.

Aynı şekilde, %30 enflasyon oranı, sabit gelirlilerin satın alma gücünü ve asgari ücretlerdeki artışın etkisini zayıflatmaktadır. Gıda fiyatlarında görülen artışlar, özellikle ithal edilen ürünlerde %90’ın üzerinde fiyat artışı ödemeler dengesini olumsuz etkilemektedir. Yakın geleceğin Venezüela’nın sosyal istikrarı için tehdit oluşturabilme olasılığı bulunmaktadır.

 

Latin Amerika ve Derinleşen Kriz

2 Nisan 2009 tarihinde Londra’da G20 toplantısına önemli Latin Amerika ülkelerinin birçoğunun katılımı ve ardından yapılan anlaşmalar şu anki siyasi liderliğin iflasını ortaya çıkartmaktadır. Açıklanan birçok yeni “teşvik” paketi, fonların büyük kısmının (1.1 trilyon dolar) toplantıdan önce tahsis edilmiş olması nedeniyle belirsiz bir hal almakta ve dolayısıyla hiçbir etkisinin bulunmayacağı açık olmaktadır. Sözü edilen “yeni para”nın miktarı yalnızca 250 milyar dolar olmakta ve bu meblağ da finansal sektörü kurtarmak için devreye sokulmaktadır.

G20’nin korumacılık düzenlemesine karşı büyük uzlaşısı, 20 ülkeden 17’sinin son zamanlarda yerel sanayileri koruduğunu ve yabancı finans faaliyetlerini sınırlandırdığını bildiren OECD raporu ile gölgelenmektedir. G20’de en fazla kazanan, 500 milyar dolar ek krediyle destekleneceği bildirilen IMF olmuştur. IMF’e ABD-AB hakimiyeti ve emperyalist ülkelere fayda sağlayıcı kısıtlayıcı politikaları dayatılan geçmişi göz önüne alınırsa, IMF’in güçlendirilmesinin Latin Amerika’nın iyileşmesinin önünde en büyük engellerden birini oluşturacağı açıktır. Latin Amerka’nın merkez-sol ve sağ hükümetlerinin G20’nin sağlayacağı anlamlı teşvikle ilgili yüksek beklentileri gerçekçi değildir.

Solda ise, Fidel Castro ve Latin Amerikalı müttefikleri Çin’i alternative bir piyasa ve yatırım ortağı olarak görmektedirler. Ancak Çin’in yabancı yatırımları mineral ve petrol gibi yeraltı ihracat sektörlerine daha çok, tarıma da ise daha az yönelmiştir. Sonuç olarak, Latin Amerika’daki Çin yatırımları çevreyi kirleten sektörlere yarar sağlarken, çok az yeni iş sahası yaratabilmiştir. Latin Amerika’nın Çin ile ihracat profili, tek türlü temel gıda maddeleri tarımına indirgenmiş ve dünya fiyatlarındaki dalgalanmalara fazlasıyla duyarlı hale gelmiştir. Ayrıca Çin’in Latin Amerika’yla ticaret anlaşmaları Çin’den, bu ülkenin sendikasız, aşırı sömürü altında çalışan işçileri tarafından üretilen işlenmiş gıda maddeleri ithalatını kapsamakta, bu ise Latin Amerika’nın imalat sanayisinin durumunu kötüleştirmektedir.

Bunalımdan kurtulmak için yüzünü Çin’e dönen Latin Amerika liderleri hammadde ihracat modeline dayalı yeni bir kolonyal tarz iyileşmeye bağlanmaktadırlar. Aynı şekilde, yeni bir piyasa ve teşvik unsuru olarak Rusya’ya dönmek de Rusya’nın petrol ve gaza dayalı ve 2009’da %7 küçülen ekonomisi göz önüne alınırsa, belirsiz bir plan olarak kalmaktadır.

Latin Amerika liderlerinin ABD ve AB’den ya da Çin ve Rusya ile yeni ticaret alternatiflerinden yeni bir canlanma paketi arayışı, başarısızlığa uğramış elit ihracat modelini korumak için girişilen umutsuz çabalardır. Brezilya tarafından desteklenen, “emperyalist ülkeler dünya krizinden sorumlu olduklarına göre çözümü de onlar bulsun” yaklaşımı, özellikle de bu ülkeler kendi ekonomilerini canlandırma kapasitesinden yoksunken, oldukça yersiz ve mantığa aykırıdır. IMF’in ABD tarafından desteklenmesi Latin Amerika politikalarının ve bağımsız rejimlerinin herhangi bir ilerleme çabasını ortadan kaldırmaya yönelik olmakta ve krizden çıkış için hiçbir yardımda bulunmamaktadır.

Sonuç

Obama hükümetinin büyük çaplı ve maliyetli militarist yapılanma ve bankacılık sektörünü trilyon dolarlarla finanse etme taahhütleri nedeniyle, Latin Amerika’nın hakim sınıfları ABD’den herhangi bir “teşvik paketi” bekleyemez.

ABD ve Latin Amerika arasındaki (ve Latin Amerika’daki sınıflar arasındaki) derin siyasi bölünmeler, birbirinden farklı ulusal ve sınıfsal stratejiler herhangi bir “bölgesel stratejiyi” imkansız kılmaktadır. ALBA ülkeleri arasında bazı sınırlı tamamlayıcı girişimler dışında, sol ulusalcı rejimler arasında bile hiçbir bölgesel plan bulunmamaktadır. Bu anlamda, “Latin Amerika sorunu” ya da girişimi hakkında söz söylemek ya da yazmak ciddi bir hata olur. Bugün gözlemleyebildiğimiz, ihracata dayalı modelin çöküşü ve Venezüela’nın gelir korumaya yönelik politikaları ile Brezilya, Arjantin, Şili, Peru ve Kolombiya’nın ihracat teşvikine dayalı politikaları arasında görüldüğü üzere, birbirinden farklı toplumsal tepkilerdir. Durgunluk boyunca, bu merkez-sol rejimler yapısal bozukluklarına sıkı sıkıya bağlı kaldılar, iç piyasayı ve iflas etmiş kuruluşları kamulaştırmak dışında kamu yatırımlarını genişletmeye yönelik hiçbir çaba sarf etmediler. Bu kriz ise, küreselleşmenin kesin çöküşünü ve ulus devletlerin artan önemini vurgulamaktadır.

Derinleşen ekonomik kriz, ister merkez ister sol ister sağ olsun, iktidarda bulunan hükümetleri olumsuz etkilemekte ve muhaliflerini güçlendirmektedir. Arjantin’de sağ ve aşırı sağ kesimler sokaklara hakim olmakta, Arjantin’in tarım elitleri ve Buenos Aires’te yaşayan orta sınıf arasında giderek güç kazanmaktadırlar. Grev ve protesto gösterilerini organize eden ilerici sendika, CTA, herhangi bir sol alternatif siyasi organizasyonla bağlantılı durumda bulunmamaktadır.

Brezilya, %10’un üzerinde seyreden işsizlik ve ihracata dayalı sanayilerde görülen çöküş karşısında sosyal hareketler ve sendikaların düzenlediği benzer protestolara sahne olmaktadır. Ancak Lula’nın sözümona “İşçi Partisi”nin popülaritesini yitirmesinden yararlanan kesim, “Sağ”dır.

Tersine, sağcı rejimlerin iktidarda olduğu Meksika, Kolombiya ve Peru gibi ülkelerde merkez-sol güç kazanacaktır. Ancak her yerde olduğu gibi, Latin Amerika’da da kitle hareketleri çöken kapitalizme örgütlü siyasi tepkiden yoksundur.

Daha da ötesi, ne Küba ne de Venezüela Latin Amerika’nın geri kalanı için bir “model” oluşturmaktadır. Küba büyük oranda kırılgan turizm ekonomisine, Venezüela ise petrole bağımlı bulunmaktadır. Kapitalizmin sistematik çöküşü karşısında, bu ülkeler, Chavez’in gıda teşvikleri gibi “bölük pörçük, azar azar gerçekleştirilen reformların ve kamulaştırmaların”, ötesine geçmek ve finansal, ticari ve imalat sektörlerinin de kamulaştırılmasına yönelmek zorundadır.

Kitlesel protestolar, genel grevler ve toplumsal rahatsızlığın diğer şekilleri tüm kıtada kendini ortaya koymaya başlamıştır. Hiç şüphesiz, ABD muhalefette bulunan sağcı hareketler içerisinde desteğini arttıracaktır. Toplum içerisindeki kitlesel kuruluşlar arasında olmasa da, ABD’nin Latin Amerika elitleri üzerindeki “hegemonyası” hala güçlüdür. Obama rejiminin militarist-korumacı duruşu verili iken, sınıf mücadelesi yükseldiğinde ve sosyalist bir dönüşüme doğru hareketlendiğinde, ABD’den örtülü operasyonlar şeklinde müdahaleler bekleyebiliriz.

 

Orijinal metin:

http: //dissidentvoice.org/2009/05/us-latin-american-relations-in-a-time-of-rising-militarism-protectionism-and-pillage/

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (4)
  • erkan

    "Daha da ötesi, ne Küba ne de Venezüela Latin Amerika’nın geri kalanı için bir “model” oluşturmaktadır. Küba büyük oranda kırılgan turizm ekonomisine, Venezüela ise petrole bağımlı bulunmaktadır. Kapitalizmin sistematik çöküşü karşısında, bu ülkeler, Chavez’in gıda teşvikleri gibi “bölük pörçük, azar azar gerçekleştirilen reformların ve kamulaştırmaların”, ötesine geçmek ve finansal, ticari ve imalat sektörlerinin de kamulaştırılmasına yönelmek zorundadır."

    Olur mu olur? Hiç belli olmaz bu işler..

  • AliOsman
    avatar

    Bu yazı sanırım Obama Çılgınlarına adanmıştır. Bu sitede onca bağırındık : Olası değişiklikler pansuman olacaktır, ABD bir başka şekliyle, Enerji merkezli politikalarına devam etmek zorundadır. Çünkü neredeyse tüm motor güçünü Enerjiden almaktadır. Çıkışı yoktur. Obama bir kurtarıcı değil, her zamanki gibi bir aktördür...

    Hatta Melih Pektemir'den bir alıntı bile yaptık ' Motor aynı, şase numarası değişmiştir.Başına Karl Marx'ı bile getirseniz ben bu sisteme gıcığım ! ' Durum bizim açımızdan özet olarak böyle bir şeydir.

    Bu arada Fetekos, tercüme için teşekkürler.

  • fetekos
    avatar

    Obama balonunu açıkça sergiliyor makale tabii. Ama makalede benim ilgimi daha çok çeken, Latin Amerika’nın özellikle kriz süreci dahilinde ekonomik ve siyasi şekillenişi hakkındaki tespitler ve öngörüler oldu. Birkaç ay önce Küba’da Latin Amerika ekonomisiyle ilgili bir toplantıya katılan bir arkadaşımın izlenimlerinden sonra kaygılarım oluşmuştu. Bu makale tam üzerine oturdu. O toplantıda da daha merkez solun da katıldığı Santiago toplantısı yapılmadan önce, üstelik de alternatif iktisatçılar ABD ve AB odaklı çözümlere dayalı politikalar önerip ALBA gibi entegrasyon modellerini reddetmişler. Petras’a göre kriz sürecinde Latin Amerika, halihazırdaki olanaklarını neredeyse tüketti. Yalnızca ABD ve AB destekli krizden çıkış ve iyileşme politikalarına güvenen sağ hükümetler ve akademisyenler değil, durumun sol hükümetler ve politika yapıcıları için de iç açıcı olmadığı aşikar.

    Bu açıdan Petras, Venezüela’nın politikalarını da eleştiriyor. Stratejik sektörlerde gerçekleştirilen tedrici ve kısmi kamulaştırma, işçi sınıfının istihdam edildiği finans ve imalat sanayi gibi alanlarda gerçekleşmediğinden ekonomiyi kırılganlıktan kurtaramıyor. Çin ve Rusya'ya dönük dış politikalar da bu anlamda bir çözüm üretmekten uzak.

    Diğer yazılarından da çıkarabildiğim kadarıyla Petras ALBA'yı destekliyor, ancak ALBA'nın ekonomik ve siyasi gücü oldukça sınırlı ve bölge ülkelerinin, oluşumu tamamen benimsemediği de görülüyor. Chavez'in elinde bulunan siyasi ve ekonomik gücü toplumsal destek de sağlanmışken daha etkin kullanması öneriliyor sanırım. Geçen yıl Küba Dostluk Derneği'nin bir etkinliği için Türkiye'ye gelen Venezüela Komünist Partisi Gençlik Kolu Başkanı (şu an Parti Genel sekreteri) Carlos Aquinos ile sohbet etmiştik. VKP oldukça desteği bulunan ve giderek büyüyen bir parti. Carlos tedrici politikaların sosyalizme açık güçlü bir taban oluşumuna yardımcı olduğundan söz etmiş, ancak benzer çelişkilere o da işaret etmişti. Bu makale de gösteriyor ki kriz, daha önce bu tür politikaların sağlamaya yettiği toplumsal dengeleri bozmuş durumda. Venezüela'da geçen aylarda görülen grevlerin tümü "elit" beslemeli midir bilmiyorum ama ortada bir de finans ve sanayi sektörüne hakim özel sektörün finansal gereksinimlerini karşılama ve "iş"ini kollama misyonu olunca "üçüncü yolcu" ya da "karma" ekonomik projeleri önermek ve uygulamak krizden çıkış için yetersiz kalıyor. Bu temelde siyasi dengelerin de toplumsal hareketliliğin yönü ve hedefi doğrultusunda şekil değiştirmesini beklemek akıl dışı olmaz. Venezüela ve Bolivya'da muhalefette hazır bekleyen unsurlar biliniyor ve dış politikasında ne kadar 5. sırada yer alırsa alsın, ABD'nin "arka bahçe"de dengeleri izlemekten ve "fırsat"ları kollamaktan vazgeçmeyeceği malum. Bundan sonrası Latin Amerika'nın özellikle sol hükümetleri için önemli kararlar alınmasını gerekli kılabilir.

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #4 fetekos 23-05-2009 19:10
Erkan'ın içine doğmuş herhalde!

Bugünkü habere göre, Chavez bir iki gün önce 1 petrol ve 5 önemli demir çelik tesisini daha kamulaştırmış.

Haberi: www.venezuelanalysis.com/news/4464

Vamos bien!
Alıntı
 
 
0 #3 erkan 20-05-2009 13:59
"Daha da ötesi, ne Küba ne de Venezüela Latin Amerika’nın geri kalanı için bir “model” oluşturmaktadır . Küba büyük oranda kırılgan turizm ekonomisine, Venezüela ise petrole bağımlı bulunmaktadır. Kapitalizmin sistematik çöküşü karşısında, bu ülkeler, Chavez’in gıda teşvikleri gibi “bölük pörçük, azar azar gerçekleştirile n reformların ve kamulaştırmalar ın”, ötesine geçmek ve finansal, ticari ve imalat sektörlerinin de kamulaştırılmas ına yönelmek zorundadır."

Olur mu olur? Hiç belli olmaz bu işler..
Alıntı
 
 
0 #2 fetekos 20-05-2009 13:54
Obama balonunu açıkça sergiliyor makale tabii. Ama makalede benim ilgimi daha çok çeken, Latin Amerika’nın özellikle kriz süreci dahilinde ekonomik ve siyasi şekillenişi hakkındaki tespitler ve öngörüler oldu. Birkaç ay önce Küba’da Latin Amerika ekonomisiyle ilgili bir toplantıya katılan bir arkadaşımın izlenimlerinden sonra kaygılarım oluşmuştu. Bu makale tam üzerine oturdu. O toplantıda da daha merkez solun da katıldığı Santiago toplantısı yapılmadan önce, üstelik de alternatif iktisatçılar ABD ve AB odaklı çözümlere dayalı politikalar önerip ALBA gibi entegrasyon modellerini reddetmişler. Petras’a göre kriz sürecinde Latin Amerika, halihazırdaki olanaklarını neredeyse tüketti. Yalnızca ABD ve AB destekli krizden çıkış ve iyileşme politikalarına güvenen sağ hükümetler ve akademisyenler değil, durumun sol hükümetler ve politika yapıcıları için de iç açıcı olmadığı aşikar.

Bu açıdan Petras, Venezüela’nın politikalarını da eleştiriyor. Stratejik sektörlerde gerçekleştirile n tedrici ve kısmi kamulaştırma, işçi sınıfının istihdam edildiği finans ve imalat sanayi gibi alanlarda gerçekleşmediği nden ekonomiyi kırılganlıktan kurtaramıyor. Çin ve Rusya'ya dönük dış politikalar da bu anlamda bir çözüm üretmekten uzak.

Diğer yazılarından da çıkarabildiğim kadarıyla Petras ALBA'yı destekliyor, ancak ALBA'nın ekonomik ve siyasi gücü oldukça sınırlı ve bölge ülkelerinin, oluşumu tamamen benimsemediği de görülüyor. Chavez'in elinde bulunan siyasi ve ekonomik gücü toplumsal destek de sağlanmışken daha etkin kullanması öneriliyor sanırım. Geçen yıl Küba Dostluk Derneği'nin bir etkinliği için Türkiye'ye gelen Venezüela Komünist Partisi Gençlik Kolu Başkanı (şu an Parti Genel sekreteri) Carlos Aquinos ile sohbet etmiştik. VKP oldukça desteği bulunan ve giderek büyüyen bir parti. Carlos tedrici politikaların sosyalizme açık güçlü bir taban oluşumuna yardımcı olduğundan söz etmiş, ancak benzer çelişkilere o da işaret etmişti. Bu makale de gösteriyor ki kriz, daha önce bu tür politikaların sağlamaya yettiği toplumsal dengeleri bozmuş durumda. Venezüela'da geçen aylarda görülen grevlerin tümü "elit" beslemeli midir bilmiyorum ama ortada bir de finans ve sanayi sektörüne hakim özel sektörün finansal gereksinimlerin i karşılama ve "iş"ini kollama misyonu olunca "üçüncü yolcu" ya da "karma" ekonomik projeleri önermek ve uygulamak krizden çıkış için yetersiz kalıyor. Bu temelde siyasi dengelerin de toplumsal hareketliliğin yönü ve hedefi doğrultusunda şekil değiştirmesini beklemek akıl dışı olmaz. Venezüela ve Bolivya'da muhalefette hazır bekleyen unsurlar biliniyor ve dış politikasında ne kadar 5. sırada yer alırsa alsın, ABD'nin "arka bahçe"de dengeleri izlemekten ve "fırsat"ları kollamaktan vazgeçmeyeceği malum. Bundan sonrası Latin Amerika'nın özellikle sol hükümetleri için önemli kararlar alınmasını gerekli kılabilir.
Alıntı
 
 
0 #1 AliOsman KOCAK 20-05-2009 02:36
Bu yazı sanırım Obama Çılgınlarına adanmıştır. Bu sitede onca bağırındık : Olası değişiklikler pansuman olacaktır, ABD bir başka şekliyle, Enerji merkezli politikalarına devam etmek zorundadır. Çünkü neredeyse tüm motor güçünü Enerjiden almaktadır. Çıkışı yoktur. Obama bir kurtarıcı değil, her zamanki gibi bir aktördür...

Hatta Melih Pektemir'den bir alıntı bile yaptık ' Motor aynı, şase numarası değişmiştir.Baş ına Karl Marx'ı bile getirseniz ben bu sisteme gıcığım ! ' Durum bizim açımızdan özet olarak böyle bir şeydir.

Bu arada Fetekos, tercüme için teşekkürler.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile