Makaleler Bütün Yazılar Makale Politika “Kirli Beyaz Yakalı” Kalabilmek - II
 

“Kirli Beyaz Yakalı” Kalabilmek - II Popüler

Genetik yolla edinilen yetenekleri kullanmak, yetinmeyip gelistirmek ve bu sekilde
özgürlesmeyi arzulamak, en temel anlamıyla, kisinin kendini gerçeklestirmesi demektir.
Dogayla tek vücut yasayan ilkel insan için bu gereksinim söz konusu degildi, çünkü salt
fiziksel varolusu esastı. Aklın evrimlesmesi, bilinç düzeyinde de varolusu kaçınılmaz
kıldı; sorun iki katmanlı hale geldi.


Toplumu atomize ederek örgütlülük tehtidini azaltmayı hedefleyen ‘egemen bilinç’,
bireysel özgürlügü ve özerkligi kisisel güvence ve konfor manüpilasyonuyla empose
ederken, temel sorunun büyümesine sebep oluyor. Artan oranda kapitale sahip olmak
fiziksel varolusun olmazsa olmazıyken, kapitalin dagılımı alabildigine düzensiz: akıp
yayılmadıgı alanlar var. Bırakın tekil fiziksel varolusları, kitlesel yokoluslar sözkonusu!
Kapitalin paylasımı savasındaysa kitlesel yokoluslar dogrudan yasanıyor.


İktidar aygıtını besleyen kaynaklardan mütemadiyen ‘suni’ ifade biçimleri
pompalanırken, ‘baskın bir kültürün’ altyapısı da güçlendiriliyor. Nesnel gerçeklikten
bagımsız olarak yaratılan korku atmosferiyle, kitlenin sıgınacagı tek kucak ve çözüm
talep edecegi tek merci posizyonu da garantilenmis oluyor. Nihayet kumanda
panosunun basında ‘mevcut hal’ in degismesini istemeyenlerin bulundugu kontrollü ve
güdümlü bir kamu alanı tesis edilmis oluyor.


Tanımlamaya çalıstıgım ‘Truman Show’ dekorunu, kitlelerin orta vadede düsük
yogunluklu mücadelesiyle bertaraf etmek mümkün görünmüyor; belki sok çıkıslar ve
çalkantılar da gerekiyor. Zira magdurların mücadele araçları, ne egemenlerinkiyle
esdeger, ne de kitleleri sarıp sarmalayan sentetik doku uzun döneme yayılacak
politizasyonla alt edilebilecek gevseklikte. Dahası, egemen bilinç, sınıf bilincinin de alt
katmanlarına sızmıs durumda ki, ancak aynı katmanlarda olusacak bir infial dokunun
hakkından gelebilir, diye sezinliyorum.


Peki, asıl muhalif alanlara uzak ‘umutsuz ve mutsuz entellektüeller’ ya da ‘kirli beyaz
yakalılar’ için neler söylenebilir? Potansiyel güçleri nasıl tanımlanabilir ve nasıl hayata
geçirilebilir?


Günün büyük kısmını ofis ortamında geçiren mutsuz entellektüel ya da pasif muhalif için
sorun çoktan kronik hale gelmis; zihinsel varolus kosulları önemli ölçüde daraltılmıstır.
Kısa vadede kökten çözümün olanaklı olmadıgı zaman ve zeminde bireysel korunma
yöntemleri önem kazanmakla birlikte, ofis kosullarından kaynaklanan baskının etkisini
azaltmak hayati öneme sahiptir. Peki etkilenmemeyi nasıl becerecegiz? Önerim; içsel
olarak gelistirip duruma kontrollü sekilde uyguladıgımız zihinsel baskı araçlarıdır. Baskı
araçlarının temel niteligi dısa degil içe dönük is görmeleridir. İçe dönüklükten kasıt;
olumsuz kosulları ve müdaheleleri bilinç düzeyinde sönümlendirip dısavurmaksızın yok
etmektir. Bunun için gerekli itici güç, ofis atmosferinin dısından; hayatı tüm
parametreleriyle ve dinamikleriyle kavrayıp çözümlemekle saglanmalıdır. Her
çözümleme bizi ofis kültürünün karsıtı olan hayati katmanlara götürecektir ki, gücü
alacagımız kaynak da, karsıtın yaratacagı motivasyonda gizlidir.


İsyeriyle ev arasındaki gidis-gelisleri, varolmakla-yokolmak arasındaki fasit seferlere
benzeyen ‘mutsuz entellektüelin’ yazgısı, mutsuzlugun agırlıgıyla, evet parçalanabilir ve
ancak o zaman entellektüel sıfatı asıl anlamıyla hak edilir. Yani; bilen ama müdahele
etmeyen degil; bilen ama müdahele eden kisi sıfatı. Kökten çözüme götürebilecek bir
yöntemin ilk basamagıdır bu hak edis. Aksi, uzun süreli can çekismedir.


Çek yazar Franz Kafka “Dönüsüm” adlı kitabında pazarlamacılık yapan G. Samsa’ nın
bir sabah “böcege” dönüsmüs halde uyanmasını ve patronuyla birlikte ev halkının
kahramana bakıs açılarının nasıl degistigini anlatır. Herkes igrenmektedir ondan. Hem
patronuna hem ailesine artık para kazandıramayacagı için bir ‘hiçtir’ aynı zamanda.
İnsani vasıflarını yitirip kendine yabancılasması, bir gecede sefil bir hayvana
dönüsmesidir olup biten. Peki, Kafka’ nın anlattıgı dönüsümün aksi bir dönüsüm, ya da
en azından, dönüsüme karsı direnç gelistirme olanagına sahip miyiz? Romanda metafor
kullanılarak betimlenen dönüsümün zemini, hayatlarını çıkar üzerine kuranlar tarafından
belirlenmektedir. Dolayısıyla, böceklesme ihtimaliyle burun buruna bulunan
entellektüelin olusturacagı içsel ‘pan-zemin’ dönüsmeye karsı direncin olmazsa
olmazıdır. Bu baglamda ofis içinde baskı/gerilim/korku yaratanların bizim indimizde
‘böceklesmeleri’ kaçınılmazdır.


Su vurguyu yapmakta fayda var: Çözümü, ‘her türlü baskı biçimlerine ragmen ruhsal
bütünlügü koruyabilme ve kisisel yetenekleri kendimiz için kullanabilme, bunları
yaparken isimizden olmama’ ekseninde gelistirmeye çalısıyoruz. Bu noktada ‘isten
çıkarılmak korkusuyla benimsenen pragmatik tutum’ yanılgısına düsülmemelidir. Kaldı ki
önerim; çıkar iliskilerinde bastan kabul edildigi gibi, kisiligin gömülmesi ve baskılanması
esasına degil; tam tersi, muhalif bir kimligin içten içe ve olanca sıklıgıyla örülmesi
esasına dayanmaktadır. Bireyi, hayat karsısında en azından otonom tepkilere
götürmesi, bu sürecin temel hedefidir. Ve fakat ucu bireyin “yazgısıyla” veya “tarihsel
sansıyla” sınırlıdır.


İtici gücün nasıl saglanacagı sorusuna verdigimiz yanıt; ‘algılarımızın ofis ortamının
dısındaki tüm yasamsal parametrelere karsı açık olması’ biçimindeydi. Hayatla ilgili
çözümlemelerde temel kosul olan bu tümce, sorunun çözümüne de sözcülük yapması
açısından önemlidir. Çünkü ‘patolojik bir ortamın dısından’ kasıt, insanın varolus
sorunsalıyla ilgili termellendirmeleri yapabildigi asıl alandır. Daha sınırlı bir ifadeyle,
‘dısarısı’ reel beslenme mekanımızdır. Dıssalla ilgili çözümlemelerin ve tespitlerin ofis
kültürüne uyarlanması zorunludur. Yabancılasmaya karsı direnç iki mekan arasında
yapılacak diallektik bir çözümlemeyle üretilebilir ancak.


İçerisiyle dısarısı arasındaki tek fark yabancılastırma ivmelerindeki farktır. İçerisi birinci
derece baglılık gerektirirken ‘tahakkümün’ sınırları da daha nettir. Öte yandan,
yabancılasmaya neden olan parametreler ofis içine kıyasla ofis dısında daha fazladır.
Toplumun klise degerlerinden tutun da medyanın pompaladıgı suni argümanlara ve
sembollere degin uzanan bir zincir bu. ‘Modernizm ötesi’ duruma komple geçisle daha
nelerin eklenecegi ise belirsiz. Dolayısıyla çözüm konusunda istikrarlı bir altyapı için
atılacak ilk adım, yabancılasma olgusunu kavramak ve türbülansına kapıldıgımız her
türlü teması lehimize dönüstürebilecek bilinç yetkinligine erismektir. Zira, bilimsel bilgi ve
analitik düsünme yetileriyle donatılmamıs bilinç, maruz kaldıgı etkilere karsı
savunmasızdır. Etkilerin siddetini belirleyecek ve tasnifini yapacak düzeyde
gelismediginden, dogru-yanlıs, iyi-kötü, lehte-alehte vb. karsıt kavramlarını algılayıp
tavır alacak durumda da degildir; bütünüyle edilgendir. Bu bilince sahip kisi, düzenli
kazancını kaybetme korkusuyla ya kosulsuz biçimde tahakküm altına girer -ki karsı tavrı
olmadıgı için yasadıgı edilgenlikten rahatsızlık duymaz- ya da duydugu rahatsızlıgın
siddetini kendi yöntemleriyle(savunma mekanizmalarıyla) en aza indirger ya da kariyer
hedeflerinin agırlıgını kullanarak sıkıntılarını bastırır.


Zamanla yetkinlesen bilincin beslenme yöntemi, kesintisiz entellektüel süreçlerdir.
Dolayısıyla uygun pan-zeminin dösenmesi ekseninde ‘yabancılasma’ kavramıyla birlikte
karsımıza çıkan bir diger kritik kavram, ‘entelektüel çabadır’. Az önce de belirttigim gibi,
tek basına akli ve vicdani karsı durusu tanımlayan bu kavram, sözünü ettigimiz korunma
yönteminde tam anlamıyla uygulanamadıgından, yazık ki asıl sonuçlarını alamıyor. Bu
noktada biran için sorunsalın dısına çıkıp kendimizle(özneyle) daha köklü ve derinden
hesaplasmamız, entellektüelizmin hayatı tüm bileskeleriyle kucaklayıp içsel bir
çözümleme sürecini baslatan basat bir kavram oldugunu kabul etmemiz gerekiyor.
”Akli ve vicdani açıdan dogru karsı durus(entelektüel bakıs), hayat karsısında almamız
gereken genel tavrı tanımlamakla birlikte, üzerinde tartıstıgımız sorunu da kapsayıcı
özellige sahiptir”, demistik. Ne var ki, çogu uygulamada, asli yerini kaybetme olgusuyla
karsı karsıya kaldıgından gerçek anlamını pratikte yitirme tehlikesiyle de karsı
karsıyadır. Modern toplumun sıkıntılı ofis mahkumları “kirli beyaz yakalılar” için kırılma
noktasını isaret eden bu kritik tespit, “entelektüel bakısın” gerçek yerine oturtulmasını
saglayacak yeterli moment saglanamadıgı sürece, bireyin varolus nedenlerinin giderek
ortadan kalktıgı, baskıya güdümlü “temiz beyaz yakalılara” dönüsmelerine neden
olacaktır. Vurgulamaya çalıstıgım sey, söz konusu momentin “yettigi kadarıyla”
olusturulmasından önce, bireyin sorunu yasamsal olarak ortaya koyup, çözüm için
“baslangıçta” arzu duymasıdır. “Mutlu” temiz beyaz yakalılar için aykırılıktan ve sürekli
sentez olusturan içsel yapıdan söz edilemeyecegi için sorun yoktur, ve/fakat çogunlugu
bu profile sahip kisiler olusturmaktadır. Bu hatırlatmayı, sıkıntılı bireyin kurmak zorunda
kaldıgı “ikili” ya da “çogul” iliskilerin de “indirekt” etki biçimlerinden, dolayısıyla baskı
unsurlarından biri oldugunu vurgulamak açısından yaptım. Sıkıntılı birey için,
özgürlügün nispeten yasandıgı es-konum-zaman iliskilerinde(mesai arkadaslıgı) çözüm
amaçlı karsı tavrı gösterecek itkinin anlamsızlıgı nötr motivasyon üretmekte ve can
sıkıcı kısırdöngünün zeminini her defasında parlatmaktadır (Bunun öznel bir
degerlendirme oldugunun farkındayım. Ancak küçümsenmeyecek bir gerçekligin de
ifadesi oldugu kanısındayım).


Daha önce belirttigim gibi, kısa vadede kökten çözüm üretme sansımız olmadıgından,
“yettigi kadarıyla” moment olusturacak potansiyeli irdelemek ve hayata geçirmek
durumundayız. Bu noktada tek gülümseten yan, uygun karsı durustan kaynaklanan
potansiyelin –bir gün hayata tamamen ve dogrudan geçirilecegi umuduyla- saklı içsel bir
güç, bir atalet olarak varlıgını koruyabilmesi, bu yanıyla da birey için sürekli moral
motivasyon üretebilmesidir. Hayatın çözümlenmesi sürecinde kemikleserek bireyde yer
eden ve öznelligini de biçimlendiren bu içsel yapının parçalanması ihtimal dısı degildir,
ancak güçtür. Bireysel gücün sınırlarını belirleyen en önemli unsursa, olusumu
sırasındaki bilimsel bilgi sistematigi ve bireyin yalın tavır koyma konusundaki
kararlılıgıdır. Savunma stratejimizin iskeletini bu içsel gücün aktif kılınması
olusturmalıdır.


“İçsel potansiyelin aktif kılınması”, yalnızca bu potansiyelin bilincinde olan birey için
anlam ifade ediyor gibi görünmekle birlikte, olup bitenlerin farkına dısarıdan
müdahaleyle varan ve çözümü “içtenlikle arzulayan” kisi için de bir anlam ifade eder.
Çünkü ilk hareketin belki de tek kıskırtıcı gücüdür bu istek ve mantıksal/rasyonel bir
zemine oturtulmadan duygusal/ruhsal bir itkiye karsılık gelmesi yeterlidir. Tam bu
noktada, “es-zaman-konum iliskileri karsısında sıkıntılı bireyin nötr tavrı” sorunun
farkında olmayan kisilerin içsel potansiyellerinin olusturulması ve aktif kılınması
amacıyla sorgulanmalıdır. Zira, otonom tepkilerin örgütlü bir hal almasının yolu, bütün
nötr tavırların dönüstürücü etkiye sahip dönüsümlerinden geçer.


Tanımlamaya çalıstıgım entellektüel bakıs için öncelikli kosul “yabancılasma” olgusunun
birey/kisi tarafından hem psisik hem sosyal düzeyde hissedilmesidir. Sorunun
magdurları için “birey” ve “kisi” sıfatlarının kullanımına özellikle dikkat çekiyorum ki
çözüm ekseninde nitelik açısından farklı iki kademe gibi algılanmalı. Bu arada önemli bir
ayrıma daha deginmek gerekiyor: Bilgiye sahip olmayı isteme ve onu kullanabilme
sorunsalı kimilerince salt “içkin” bir anlam ifade eder. Yani insan kendiliginden
ögrenmeye ve ögrendiklerini uygulamaya yatkınlık duyar. Edilgenligin farklı sekilde
gizlenmesinin ve kısmen mesrulastırılmasının önünü açan bu kabul entelektüel bakısla
birebir örtüsmez. Yabancılasma olgusu psisik ve sosyal düzeyde hissedilmedigi sürece
bilginin somut tavra dönüsmeme olasılıgı yüksektir. Aydın-entelektüel ayrımından söz
ederken öne sürülen temel argümanlardan biri de budur.


Ne trajiktir ki, hayat dogal dinamikleriyle akarken, bu hareketin bir uzantısı/parçası
olarak olumluluk üreten ve tek sıkıntısı kendini ifade edebilmek olan bireyler olarak
özgür irademizle yasamak varken, “tek yanlı erk ve daha çok kapital” saplantılarından
ötürü maruz kaldıgımız ve neredeyse tarihin(bazı dönemler ve lokasyonlar dısında)
bütününü kapsayan bir tahakküm dönemine tabiyiz. Bu tahakkümün en yogun
uygulandıgı yerlerden biri, hayatın temel gerekçesi kılınan “ücret” yanılsamasıyla
güdümlü hale getirildigimiz “is yeri” ortamlarıdır.


Hayattan o veya bu sekilde yalıtılma ve yok olusun esigine düsme tehlikesinden söz
etmek safdillik olur. Hayata dahil oldugumuz anda içine girdigimiz süreç buna imkan
tanıyor zaten. Dolayısıyla, dahil olmanın ötesinde, müdahil olabilmenin altyapısını
yaratabilmek, en az müdahil olabilmek kadar önemlidir, gereklidir.
Kendimizi, varolus yolculugumuzda bir türlü olmamız gereken yerde hissedemememiz,
kendimiz ve baskaları adına umutlanmamız için yeterlidir.
Ekim, 2003, Ofis

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile