Makaleler Bütün Yazılar Makale Politika “Quo Vadis”, Nereye Gidiyoruz ya da Yaşadığımız Dönem Hakkında 25 Not
 

“Quo Vadis”, Nereye Gidiyoruz ya da Yaşadığımız Dönem Hakkında 25 Not Popüler

1.      Çok ama çok ciddi bir küresel krizin içindeyiz. Krizin merkezinde olmamamıza rağmen, etkilerini çok yakından yaşamaya başlamış durumdayız.

2.      Ekonomideki küçülme istihdamdaki azalmayı yani işsizliği artırıyor ve artıracak.

3.      Döviz kurundaki artış, özel sektörün döviz borcunu daha da riskli hale getiriyor. Bunun muhtemel sonucu küçük ve orta ölçekli işletmelerin çok ciddi risk altında olmasıdır. Bu, daha fazla küçülme ve işsizlik demektir.

 

 

 

4.      AKP’nin tabanını oluşturan bu işletmelerin erimesi, iktidarın da zorlaşması anlamına gelmektedir.

5.      İktidar partisinin kendisi, yaşadığımız dönemdeki önemli risk faktörlerinden birisidir. İçlerinde birkaç “teknisyen” hariç, tamamen cemaat – tarikat bağlantılı, yeteneği ve görgüsü olmayan, kafası basmayan kişilerce yönetilip yürütülen bu partinin, yaşadığımız kriz ortamında yönetebilme yetenek ve kapasitesi son derece sınırlıdır.

6.      Bu parti ve başkanı ya “popülist” oldukları için ya da olan bitenin gerçekten farkında olmamaları nedeniyle, yaşanan krizin farkında değilmiş gibi davranıyorlar.  Bu, doğal olarak sürdürülebilir bir durum değil. Yerel seçimlerinin sonuçlarına bağlı olarak, 2010’da erken genel seçim sürecine giriyor olabiliriz.

7.      Türkiye Avrupa Birliği denen sürecin dışına fiilen çıkmıştır. Orta vadede de bu süreç devam etmeyecektir.

8.      ABD’nin yeni yönetiminin Türkiye’ye biçtiği rol Ortadoğu’nun “iyi polisi” olmaktır. Bunun için de “Neo-Osmanlı” projesi vitrine sunulmaktadır. ABD’nin demirden yumruğu üzerine Osmanlı ipeğinden eldiven geçirmek de diyebileceğimiz bu proje için, Türkiye’nin otoriter ve mümkünse tek parti iktidarına dayanan, anti demokratik bir Ortadoğu ülkesi olması gereği vardır. Bu aslında düpedüz, yaşaya geldiğimiz rejim ve cumhuriyetin değiştirilmesi anlamına gelmektedir.

9.      Başkanlık Sistemi denebilecek bir sürece giriyor olabiliriz. Son cumhurbaşkanlığını Abdullah Gül’ün yaptığı cumhuriyetin ilk “Başkanı” Tayyip Erdoğan olması muhtemeldir. Sabah, Zaman, Star, Yeni Şafak falan okuyanlar bunun zaten bir süredir dile getirildiğini de bileceklerdir.

10.  TSK bu sürecin içindedir ve bir parçasıdır.  Bazı “konseptler” değişmiştir ve TSK da kendisini bu sürece uydurmaya çalışmaktadır.

11.  “Ergenekon Davası” çok büyük ihtimalle, TSK içindeki dönüşümün yönü hakkındaki kavganın yansımasıdır.  Kontrgerillanın da kabuk değiştirmesi söz konudur.

12.  Bu dava sonucunda ülkenin daha demokratik ve özgür olacağına inanmak için ya samimi bir şaşkın ya da samimiyetsiz bir liberal olmak gereği vardır.

13.  İlle de tek partili bir rejim olması da gerekmeyebilir. AKP-CHP ikilisi eliyle de bal gibi uygulanabilir. CHP’nin altı yıldır sürdürdüğü tek partili ana muhalefet rolü de, belli bir oy artışı koşuluyla sürdürülebilir.

14.  1950’lerden beridir ilk kez siyasal kutuplaşma iki partiye indirgenmeye doğru gitmektedir. Bir tarafta %35-45 arası oy alan AKP, diğer yanda %25-35 arası bir oy oranına oturma ihtimali bulunan CHP. MHP’nin %10 civarı gezinen bir oy oranı olması beklenebilir.

15.  Saadet Partisi enteresan bir açılıma doğru gidiyor. Tarihimizde ilk defa sol söylemi aleni olarak bu kadar rahat dile getiren ve sağcılığını geri plana atmaya çabalayan bir muhafazakâr parti ile karşılaşıyoruz. Önümüzdeki dönem enteresan birliktelik ve kaynaşmalara sahne olabilir. Dikkat!

16.  Kürt meselesi belli cemaatler eliyle Müslümanlığa havale edilmiştir. CHP’liler ve Kemalistler kusura bakmasınlar ama Güneydoğu’daki yegane “laiklik yanlısı” güç DTP’dir. Görünen yakın ve orta vadede DTP ve temsil ettiği sosyal gücün tükenmeyeceği yönündedir.

17.  Politika yapmaya soyunan sosyalist parti ve hareketler bütün bu manzarayı kale almak durumundadırlar. Bütün “proje”, “ütopya” ve programlar gerçeğin somut ortamında kendilerini deneme şansı bulacaklardır.

18.  Sosyalistler açısından daha sağcı ve otoriter bir CHP’den ziyade, daha sosyal ve demokrat, daha solcu ve daha antiemperyalist bir CHP daha olumludur. Liberallerin beyinleri iğfal ederek yüklediği “AntiCHP” virüsünün yegâne anlamı, AKP’ye yedeklenmektir.

19.  Bazen orta yoldan yürüyemezsiniz, çünkü duvar örülmüştür ve üzerinde de duramazsınız. Özerkliğinizi, özgüllüğünüzü korumak şartıyla, yollardan birine “sapabilirsiniz”; ilk fırsatta kendi yolunuza döneceğinizi unutmadan.

20.  Bu yerel seçimlerde, tam da buna uygun bir şekilde CHP adaylarının desteklenmesi söz konusu olabilir. AKP’nin geriletilmesi, hem olası otoriter yönelimlere set çekip ABD projelerini zora sokabilecek, hem de solun yaşayacağı zeminin düzleştirilip gelişmesine katkı sağlayabilecektir. CHP’nin özellikle İstanbul’da yıllar sonra tekrar gecekondulara ve yoksullara yönelmesi önemsenmelidir.

21.  Asla ve kat’a 1989’daki çöküş döneminde olmadığımızı solcular olarak bilmemiz gerekiyor. Sola otuz senedir azap çektiren liberal ve neoliberal söylem bütün azametiyle çökmektedir. Bu bir imkandır ve krizin yarattığı bir imkandır. Herkesin belli bir oranda kamuculuğu ve devletçiliği savunduğu bir dönemde, top sekerek solun önüne gelmektedir, kale de uzak olmasına karşın tam karşıdadır.

22.   “Krizi imkana çevirmek”, verili şartlar çerçevesinde kuşkusuz, solun önündeki ihtimallerden birisidir. Bunun zıddı, verili durumunu korumak, yani tamamen pasifize halde, bitkisel hayatını sürdürmektir. Bundan çıkış içinse politika yapmak, ve politika alanlarını doğru tespit etmekle mümkündür.

23.  Ne idüğü belirsiz AB adaylığı projelerinden de, açıkça faşist tonlar taşıyan “Ulusalcılık”tan da bir hayır gelmeyeceği açıktır. Solun çaresi her şeye rağmen kendi değerler sistemi ve tarihindedir.  Kriz süreci, buna uygun örgütlenebilme yeteneği gösterilebildiği ölçüde, solun önünü açabilecektir.

24.  Mesela işsizleri kapsamayı ve özne haline getirmeyi öngörmeyen bir sol proje büyüyememeye mahkûmdur. Krizin faturasının kesileceği mavi ve beyaz yakalı çalışanlarla içerden ve derinden bir söyleşide bulunmaya çabalamayan bir solun da var olma şansı yoktur.

25.  Bazı düşüncelerin zamanının gelmesi çok vakit alır; zamanı gelmiş bir düşünceden daha kuvvetlisi de yoktur. Belki de “bizim” zamanımız gelmiştir. Denemeden nereden bileceğiz ki!

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (16)
  • onder
    avatar

    Kenan Hocam tahmin ediyorum "Aziz Nesin Turklerin yuzde 60'i aptal" demesine referansla birsey soyledin ama yazdiklarin silindi.

    Yorum programimizda yuzde isareti ile ilgili bir Bug var..Cozdurmeye calisiyorum..Tirnka isaretinin onunu de / isareti koyuyordu, smiley'lerde sorun vardi vs..hepsi cozuldu de bir bu kaldi..yuzde isareti kullanmak yerine benim yaptigim gibi yaziyla belirtelim simdilik.

  • ayhan
    avatar

    Güçlü 21. maddeye bayıldım hocam. Ne güzel ifade etmişsin! Top onsekizin dışında sol çapraza doğru sekerek geliyor da topa kim girecek? Var mı öyle bir yetenek verevine vuracak, doksana takacak?!

    Ayrıca kale o kadar da uzakta olmayabilir. Tarihin akışının hızlandığı kaotik dönemlerde yer değiştirmek için zıplamak yeterlidir alttaki zemin sürekli kayıyordur zaten..

    Bu arada bence de çok geri bir noktadayız. Bu cenahta da cehape'ye değil ama karayalçın efendiye oy verip vermemeyi tartışıyoruz kendi aramızda. Benim elim varır mı bilmiyorum. İl genel meclisinde ise her zamanki gibi kafa sayıcaz. Şu kadar tekape, şu kadar ödepe, emep hala var mı bilmem..

  • ayhan
    avatar

    İşsizleri de kapsama meselesi üzerine de birkaç kelime ekliyeyim. Bu tez Marcuse'nin 68 döneminde çok tartışma yaratmış teziydi. Ortodoksi içinde bilinen argümanlardan dolayı bir kenara itildi. Nasıl kapsanacak, işsizler ordusu hangi zeminde öznelik vasfını taşıyacak falan. Çapraşık bir konu.

  • guclu
    avatar

    Ayhan,

    Bence bu işin bir formülü, yöntemi falan yok; hatta teorisi dahi olduğu tartışmalı. Kaotik bir dönem olduğumuz için bu süreç nereye nasıl evrilir önceden kestirilemez. Ama bana kesin olarak doğruymuş gibi gelen tek bir konu var ki, o da liberalizmin herhangi bir varyantını, hem de bu kadar ağır bir darbe aldığı dönemde, bir biçimde desteklemek, kanayan yarasına merhem, çatlak duvarına sıva yapmaya kalkmak sol adına işlenebilecek en büyük günahtır. Gerekiyorsa "kazma solculuk" yapalım ama "insan hakları, çok kültürlülük, sivil toplum örgütlerinin demokratleştirici etkileri vs" türünden, aslında liberalizmin birer söylemsel koçbaşı haline gelmiş kavramlar dizgesiyle düşünmeyi bırakalım. Muradım, "insan hakları" veya "kimlik meselesini" reddetmek değil; tam tersi bu kavramların gösterdiği anlamları dert etmeye devam etmeliyiz ama bunların şu ana kadar kullanılageldiği biçimiyle ve yaygın kavramsallaştırmalarıyla hesaplaşmamız gerekiyor.

    STK'cılığın solculuğu ikame ettiği son 10-15 senelik sürecin de çok hasar verici olduğu düşüncesindeyim. Solculuk deyince, "Ermeni meselesi hakkında Türkleri katillikle suçlayan", "travesti ve eşcinsel haklarının yılmaz savunucusu", "asker cenazesine gitmeyen ama her çeşit PKK organizasyonuna katılmaya teşne" silsilesindeki imaj ve bu imajın gerisindeki gerçekliği de değiştirmemiz gerekiyor. Tırnak içindeki durumlar, ortalama bir Beyoğlu gezintisi ya da internet taramasında hemen hiç çaba harcamadan elde edilebilecek "sol aksiyon kalıbıdır". Halkın gündelik sorun ve dertleriyle herhangi bir alakası olmayan, kendinden menkul bir elitist gündemden ibarettir solculuğumuz.

    Popülist olacaksak olalım. Şu anki durumumuzdan bin kat daha iyidir. KESK'te, DİSK'te, Halkevinde, TKP'de, ÖDP'de, EMEP'te, hatta CHP'de de olsa çalışmak lazım. Bu dönemler umulmadık yakınlaşmaların, koalisyonların, füzyonların ortaya çıktığı süreçlerdir.

  • Talay
    avatar

    Güçlü Hocam,
    Yazdıklarına katılmamak mümkünmü, benimki sadece bir ekti.

  • guclu
    avatar

    Meksika Sınırı adlı programın birkaç bölümünü izledim. Sırrı Süreyya Önder'li bölüm oldukça iyiydi; ancak, buradaki "iyiliğin" Süreyya Önder'den kaynaklandığını düşünüyorum. Üstad ağzından bal damlayan bir adam; samimiyet ve iyi niyet yüzünden taşıyor. Anadolu'da azımsanmayacak sayıda bulabileceğiniz, aktif eylemciliği bıraksa da belli bir sol vicdanı inatla sürdüren, tatlı sözlü abiler ekolünden bir abimiz. Ankara'da 1996 yılında ÖDP kuruluş döneminde hiç de az olmayan sayıda böyle abilerle tanışmıştım. Hepsinin kulakları çınlasın.

    Sözü geçen program oldukça enteresan ve üzerinde daha çok söz edilmeyi hak ediyor. Bir yandan "Benim üzerimde ne devlet ne de sermaye olmasın, Allah ile aramda hiçbir güç sahibi dikilmesin; adalet ve eşitlik yoksa dinin de anlamı yoktur; İslamiyetin özel mülkiyeti ve kapitalizmi kabul edebileceğine asla inanmıyorum" türünden gayet yakışıklı laflar edilebilirken, bir yandan da "Bediüüzaman Hazretleri buyurur ki..; Abdülhamit Han hakkındaki İttihatçı zırvaları... ; Necip Fazıl üstadın da yazdığı gibi.." sözler de havada uçuşabiliyor. Yani ortada tuhaf ve çelişkili bir pozisyon var.

    Solun dindarlarla buluşma şansı ancak ve ancak bir kısım dindarın sola eğilim duyup el uzatmasıyla mümkün olabilir düşüncesindeyim. Bu, Bekaroğlu ile olur, Meksika Sınırındaki çocuklarla olur ya da başkalarıyla olur ama böyle bir tartışmaya hazır olup olmadığımızdan da emin değilim. Mesela Fetullah Gülen cemaati ile, tabiri çok mazuz görün, "aynı yatağa girmeye" hazır mıyız? Çünkü bu tür "diyalogların" meraklısı onlardır ve zaten Mete Tunçay, Murat Belge, Zafer Üskül vs ile de "diyalog kurmuş" durumdalar. Abant Platformunun devamlı katılımcılarının listesine bakarsanız, ne dediğimi daha iyi anlarsınız.

    Asıl risk şu: Adamlar çok güçlü, biz de çok zayıfız. Acı ama gerçek, böyle bir diyaloğu arzu edenleri yutuverirler. Tam da bu yüzden sol ile sahici bir ilişki kurmayı düşünen dindarlarla biraraya gelmeye çalışmanın bir anlamı olur. Ötesi, adamların vitrin malzemesi olmaktır.

    Güneydoğu meselesine gelince: Valla "nesnel gerçeklik" tam da AKP vs DTP diyor bize. Eğer Diyarbakır'da olsaydım DTP'ye oy verirdim; nasıl ki burada CHP'ye oy vermeyi düşünüyorsam. Uzunca bir süre o bölgede adı geçen iki parti dışında başka bir legal siyasetin mümkün olduğunu düşünmüyorum.

  • onder
    avatar

    Teşekkür ederim Nevra..Emin ol tam da gündeme getirmeye çalıştığımın paralelinde bir örnek vermişssin Karayalçın'ın seçim organizasyonunda bahsederek..

    Benzer bir örneği de ben vereyim; Ben epey bir süre ABD'de çalıştım..Yabancı bir ülkede, hiçkimseyi tanımadan yaşmak çok zor..İnternet gruplarında arandım durdum..Bir iki eski solcuyla temasa geçmeye çalıştım. Kimi mesajlarıma bile cevap vermedi. Kimiyle bir iki mesajlaşmadan sonra buluşmaya karar verdik..Hep son dakikada ekildim..Buna karşın Hindistan'tan Müslüman bir çocukla tanışmıştım..Türkiye'den olduğumu duyunca o Nasıl bir yakınlık, o nasıl bir ilgi..Yapıştı yakama; deli gibi dostluk kurmaya çalışıyor. Benzer şekilde kendisi de ABD'de olan dindar bir arkadaşım sağolsun iki güne bir arardı beni..Öyle kafalama derdi falan da olmadan..Sonra geçenlerde Maltepe sahilde bir kebabçıya oturduk..Muhafazkar insanlar toplanmış 5-10 aile..Rahat çoluk çocuk 30-40 kişilik bir grup.."Solcu" aileler olarak mesala, 30-40 kişiyi geçtim 5-10 kişiyi yılda bir toplayabilir misin? İlk aklıma gelen bu olmuştu..

    İşte burda çok büyük bir farklılık ortaya çıkıyor; İslamcılarda bir günlük varoluş etiği var, bir ahlaki davranışlar kodu var..Yaptıklarını bizim anladığımız anlamda salt kuru politika için yapmıyorlar..Dayanışma yardımlaşma politik değil vicdani bir mesele, olmazsa olmaz bir varoluş biçimi..

    Oysa solcular için dayanışma, örgütlenme, siyasi çalışma dışsal birşey, bir ödev, hatta yapılması gereken bir angarya. Her ödev icrasında olduğu gibi de savsaklama, erteleme, kaytarma kaçınılmaz oluyor.

    Solcuların bakış açısı çok araçsal; hayatın içinde değil..

    Ben örgütlenme diyorum ama alışılageldiği gibi bir sol örgütlenme demiyorum; yukarıda verdiğim örneklerin ışığında "islami" tarzda bir örgütlenme diyorum..

    Mehmet Tezkan'ın saptamasına katılıyorum..Ama kim, nasıl, hangi araçlar ve yöntemlerle bu insanlara ulaşacak..Bunun ne büyük bir özveri, inanmışlık, kollektif çalışma gerektirdiği açık..Bu misyonu üstlenecek insanlar o misyonu icra etmek için nasıl birbirilerini bulup bir kollektif irade oluşturacaklar? Nasıl bir etik kod rehberlik edecek? Bizim öteki dünya referansımız yok ki, dolayısıyla bunun yaşanan ana izdüşümü olan bir "vicdanımız" yok ki..Yoksullar için birşey yapacaksak bunu bir lütüf gibi yaparız, lutfedip yaparız, karşılığında takdir bekleriz, onay bekleriz..

    Zor meseleler..

  • emrahpolat
    avatar

    Ali Osman,
    Bazen ben de seyrediyorum Meksika sınırını.
    Zeki Demirkubuz ve Sırrı Süreyya Önder'in konuk olduğu bölümler çok güzeldi.

  • annakarenin
    avatar

    Aklıma, tam da Önder'in söylediği noktada, Vedat Türkali'nin "Bir Gün Tek Başına" sında anlattığı, Menderes iktidarına karşı duruş oluşturabilmek için yapılan ev toplantıları geldi...

    Bugün Mehmet Tezkan -ki bazı görüşlerini hiç de tasvip etmem- yazısında, AKP yi yerel seçimde kurtaracak olanların, krizden etkilenmeyen, zaten işsiz, yoksul, dağıtılan iaşelere gerçekten ihtiyaç duyanlar olduğu şeklinde -bana göre haklı- bir tespitte bulunmuş. Gerçekten de solun -reklamcılıktaki deyimiyle- hedef kitlesi de bu bölgeler, belediyenin yardımı olmasa akşama yiyecek ekmek bulamayacak insanlar olmalı. Türkiye'deki sol neredeyse son 30 yıldır işçilere, yoksulluğa karşı körebe oyununda gibi sanki. Ama bunun için Önder'in de söylediği gibi örgütlenme şart... Ankarada Karayalçın'ın ne büyük iddialarla aday olduğunu hepimiz biliyoruz. Ama biliyor musunuz, bu hafta içinde telefon geldi -ki benim CHP yle bir bağım yoktur- bu hafta sonu organizasyon konusunda bir toplantı yapılacağı söylendi... Düşünün, seçimlere kalmış 20 gün, daha organizasyon şemaları yeni oluşturulacak... Gökçek, para dağıtıyor, maaşa bağlıyor insanları, CHP zahmet edip ekibini organize etmeye çalışıyor...

    Elbette Kenan ve Günsel gibi ev ev dolaşmak mümkün değil... Ama kurumsal bir düzlemde -ki "adı sanı yeni" olsa ne güzel olur- öncelikle sendikalarla, öğrenci dernekleriyle, yayınevleriyle,... vs. bağlantıya geçmek gerek, diye düşünüyorum. Gerçekten de, tembeliz biz. Adamlar tüm enerjilerini, paralarını, zamanlarını harcıyorlar baş koydukları yola...

    Güçlü'nün de dediği gibi, "Kale de uzak olmasına karşın tam karşıdadır."

  • onder
    avatar

    Çok önemli ve her biri koca koca başlıklar olan meseleler, özlü ve espirili bir şekilde dile getirilmiş.

    Katılmadığımdan değil de, altının çok ama çok doldurulması gereken noktalar var; maddeleştirmeye, formüle edilmeye çok uygun olmayan konular. Misal;

    Alýntý:
    Mesela işsizleri kapsamayı ve özne haline getirmeyi öngörmeyen bir sol proje büyüyememeye mahkûmdur. Krizin faturasının kesileceği mavi ve beyaz yakalı çalışanlarla içerden ve derinden bir söyleşide bulunmaya çabalamayan bir solun da var olma şansı yoktur



    Buna itiraz etmek, tersini, ya da alternatifini ileri sürmek mümkün mü? Aklı başında hiçbir solcu buna itiraz edebilir mi?

    Ama işte bu, doğruyu ifade etmenin çözümü zorunlu olarak ortaya koymadığı anlardan biri. Araçlar, yöntemler, kadro, etkileşim/propaganda/iletişim kanalları vs gibi tonlarca koca koca açık soru var.

  • Talay
    avatar

    Sevgili Güclü,
    Dtp nin laiklikle ilgili düşencelerinin sosyalizmden kayışlarından farkı yok bence
    Güneydoğuda laiklik algılaması tabanda ne kadar güçlü tartışılır, sizin anlattıklarınız karşınızdakilerin anlayacağı kadardır, güneydoğuda 1980 li yıllarının sonlarından itibaren bu bölgedeki yansıma keskin bir kılıç üzerinde, ya kürtçülük yada dincilik.
    dtp ninde diğer partiler gibi din üzerinden siyasetin merkez kaç kuvvetinden kaçamıyacağı ve böyle bir gayretininde olmadığı kanısındayım.

  • guclu
    avatar

    Ahmet hocam,

    Kastettiğim, DTP'nin ne kadar laik ve modern bir hareket olduğu değil; o bölgede laikliğe yakın tek gücün o olduğu. Bu da tam rejimin bir açmazını sergiliyor. "Bölücü" olarak değerlendirilen bir siyasi hareket ile "irticacı" bir hareket arasında çelişki var ve rejim "irticacı" olanın yanında yer alıyor...

  • AliOsman
    avatar

    Eline sağlık Güçlü derli-toplu bir duruş olmuş...

    İslamcıları ya da AKP'yi tanımak için bence biraz daha fazla zaman harcamalıyız diye düşünüyorum. Varolan durum ya da islamcıların entellektüel seviyesinin nerelere geldiğini, Ülke TV'de cuma akşamları sanırım 22:30 civarında başlayan Meksika Sınırı Programı ile daha rahat anlayabiliriz. Tarikat-cemaat ilişkilerini küçümsemeden söylemek istiyorum, Olay maalesef birkaç teknisyen ve popülislik ile anlatılamayacak kadar derin durumda...

    DTP ve laiklik konusunda Güçlü'ye katılıyorum. Aslında Ğüçlü'nün ifadesi, doğu ve güneydoğudaki durum, laiklik açısından o kadar vahim durumdaki ORA'nın 'laiklik bekçisi' DTP olmuş diye de okunabilir. Tabi ki bu 'CHP göreve' şiarı değil. Bir durum tesbiti...

  • BALCI
    avatar

    sanırım Güçlü'de kısa ve öz bir durum değerlendirmesi olarak okunmasını tercih eder. çoğu önermenin üzerinde tartışmaya gerek olsa da, önümüze koyacağımız işlerin hangi araçlarla yapılacağı konusu bence en önemli açmazımız.

  • onder
    avatar

    Evet Metin benim de tam demek istediğim oydu..

    Tipik bir eski kafalarla bu iş olmuyor muhabbetine girmek değil derdim..Ama biz ne söylersek söyleyelim Ahmet hocamın da söylediği gibi ancak karşımızdakini bizi anladığı kadar varız. Sol bugüne kadar sadece zaten kendinden olana ulaşabileceği kanallara sahip oldu..Sesini duyurabileceğin kitle zaten kendi kitlense istediğin kadar doğruları dile getir,
    istediğin kadar radikal ol, sonuçta kendi çalar kendin oynarsın..

    Yani meselemiz bence neyin doğru olduğu kadar sesimizi nasıl bizim gibi olmayanlara duyurabileceğimiz, farklı iletişim/propaganda kanalları yaratabileceğimiz..

    Bununla bağlantılı olarak çok ciddi bir kadro meselesi var..Kabul etmek lazım ki artık eskisi gibi devrimci insan yetişmiyor..Hevesli olanlar kendi başına kalıyor..Dolayısıyla işçileri örgütlemekten daha çok ben şu aşamada işçileri örügtleyecekleri örgütlemenin çok daha öncelikli olduğuna inanıyorum..İş aydın kadroların oluşumu kurmak olunca da proleter örgütlenmelerinde kullanılan yöntemlerin pek bi hükmü olmuyor..Basitçe aydın adam kaprisli adam olduğu için..

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #16 Önder Kurt 20-03-2009 21:25
Kenan Hocam tahmin ediyorum "Aziz Nesin Turklerin yuzde 60'i aptal" demesine referansla birsey soyledin ama yazdiklarin silindi.

Yorum programimizda yuzde isareti ile ilgili bir Bug var..Cozdurmeye calisiyorum..Ti rnka isaretinin onunu de / isareti koyuyordu, smiley'lerde sorun vardi vs..hepsi cozuldu de bir bu kaldi..yuzde isareti kullanmak yerine benim yaptigim gibi yaziyla belirtelim simdilik.
Alıntı
 
 
0 #15 KenanCelik 20-03-2009 20:12
Aziz Nesin Türklerin
Alıntı
 
 
0 #14 Güçlü Kuvvetli 17-03-2009 13:10
Ayhan,

Bence bu işin bir formülü, yöntemi falan yok; hatta teorisi dahi olduğu tartışmalı. Kaotik bir dönem olduğumuz için bu süreç nereye nasıl evrilir önceden kestirilemez. Ama bana kesin olarak doğruymuş gibi gelen tek bir konu var ki, o da liberalizmin herhangi bir varyantını, hem de bu kadar ağır bir darbe aldığı dönemde, bir biçimde desteklemek, kanayan yarasına merhem, çatlak duvarına sıva yapmaya kalkmak sol adına işlenebilecek en büyük günahtır. Gerekiyorsa "kazma solculuk" yapalım ama "insan hakları, çok kültürlülük, sivil toplum örgütlerinin demokratleştiri ci etkileri vs" türünden, aslında liberalizmin birer söylemsel koçbaşı haline gelmiş kavramlar dizgesiyle düşünmeyi bırakalım. Muradım, "insan hakları" veya "kimlik meselesini" reddetmek değil; tam tersi bu kavramların gösterdiği anlamları dert etmeye devam etmeliyiz ama bunların şu ana kadar kullanılageldiğ i biçimiyle ve yaygın kavramsallaştır malarıyla hesaplaşmamız gerekiyor.

STK'cılığın solculuğu ikame ettiği son 10-15 senelik sürecin de çok hasar verici olduğu düşüncesindeyim . Solculuk deyince, "Ermeni meselesi hakkında Türkleri katillikle suçlayan", "travesti ve eşcinsel haklarının yılmaz savunucusu", "asker cenazesine gitmeyen ama her çeşit PKK organizasyonuna katılmaya teşne" silsilesindeki imaj ve bu imajın gerisindeki gerçekliği de değiştirmemiz gerekiyor. Tırnak içindeki durumlar, ortalama bir Beyoğlu gezintisi ya da internet taramasında hemen hiç çaba harcamadan elde edilebilecek "sol aksiyon kalıbıdır". Halkın gündelik sorun ve dertleriyle herhangi bir alakası olmayan, kendinden menkul bir elitist gündemden ibarettir solculuğumuz.

Popülist olacaksak olalım. Şu anki durumumuzdan bin kat daha iyidir. KESK'te, DİSK'te, Halkevinde, TKP'de, ÖDP'de, EMEP'te, hatta CHP'de de olsa çalışmak lazım. Bu dönemler umulmadık yakınlaşmaların , koalisyonların, füzyonların ortaya çıktığı süreçlerdir.
Alıntı
 
 
0 #13 Ayhan T. 17-03-2009 01:19
İşsizleri de kapsama meselesi üzerine de birkaç kelime ekliyeyim. Bu tez Marcuse'nin 68 döneminde çok tartışma yaratmış teziydi. Ortodoksi içinde bilinen argümanlardan dolayı bir kenara itildi. Nasıl kapsanacak, işsizler ordusu hangi zeminde öznelik vasfını taşıyacak falan. Çapraşık bir konu.
Alıntı
 
 
0 #12 Ayhan T. 17-03-2009 01:11
Güçlü 21. maddeye bayıldım hocam. Ne güzel ifade etmişsin! Top onsekizin dışında sol çapraza doğru sekerek geliyor da topa kim girecek? Var mı öyle bir yetenek verevine vuracak, doksana takacak?!

Ayrıca kale o kadar da uzakta olmayabilir. Tarihin akışının hızlandığı kaotik dönemlerde yer değiştirmek için zıplamak yeterlidir alttaki zemin sürekli kayıyordur zaten..

Bu arada bence de çok geri bir noktadayız. Bu cenahta da cehape'ye değil ama karayalçın efendiye oy verip vermemeyi tartışıyoruz kendi aramızda. Benim elim varır mı bilmiyorum. İl genel meclisinde ise her zamanki gibi kafa sayıcaz. Şu kadar tekape, şu kadar ödepe, emep hala var mı bilmem..
Alıntı
 
 
0 #11 Ahmet 11-03-2009 20:23
Güçlü Hocam,
Yazdıklarına katılmamak mümkünmü, benimki sadece bir ekti.
Alıntı
 
 
0 #10 Güçlü Kuvvetli 11-03-2009 11:45
Meksika Sınırı adlı programın birkaç bölümünü izledim. Sırrı Süreyya Önder'li bölüm oldukça iyiydi; ancak, buradaki "iyiliğin" Süreyya Önder'den kaynaklandığını düşünüyorum. Üstad ağzından bal damlayan bir adam; samimiyet ve iyi niyet yüzünden taşıyor. Anadolu'da azımsanmayacak sayıda bulabileceğiniz , aktif eylemciliği bıraksa da belli bir sol vicdanı inatla sürdüren, tatlı sözlü abiler ekolünden bir abimiz. Ankara'da 1996 yılında ÖDP kuruluş döneminde hiç de az olmayan sayıda böyle abilerle tanışmıştım. Hepsinin kulakları çınlasın.

Sözü geçen program oldukça enteresan ve üzerinde daha çok söz edilmeyi hak ediyor. Bir yandan "Benim üzerimde ne devlet ne de sermaye olmasın, Allah ile aramda hiçbir güç sahibi dikilmesin; adalet ve eşitlik yoksa dinin de anlamı yoktur; İslamiyetin özel mülkiyeti ve kapitalizmi kabul edebileceğine asla inanmıyorum" türünden gayet yakışıklı laflar edilebilirken, bir yandan da "Bediüüzaman Hazretleri buyurur ki..; Abdülhamit Han hakkındaki İttihatçı zırvaları... ; Necip Fazıl üstadın da yazdığı gibi.." sözler de havada uçuşabiliyor. Yani ortada tuhaf ve çelişkili bir pozisyon var.

Solun dindarlarla buluşma şansı ancak ve ancak bir kısım dindarın sola eğilim duyup el uzatmasıyla mümkün olabilir düşüncesindeyim . Bu, Bekaroğlu ile olur, Meksika Sınırındaki çocuklarla olur ya da başkalarıyla olur ama böyle bir tartışmaya hazır olup olmadığımızdan da emin değilim. Mesela Fetullah Gülen cemaati ile, tabiri çok mazuz görün, "aynı yatağa girmeye" hazır mıyız? Çünkü bu tür "diyalogların" meraklısı onlardır ve zaten Mete Tunçay, Murat Belge, Zafer Üskül vs ile de "diyalog kurmuş" durumdalar. Abant Platformunun devamlı katılımcılarını n listesine bakarsanız, ne dediğimi daha iyi anlarsınız.

Asıl risk şu: Adamlar çok güçlü, biz de çok zayıfız. Acı ama gerçek, böyle bir diyaloğu arzu edenleri yutuverirler. Tam da bu yüzden sol ile sahici bir ilişki kurmayı düşünen dindarlarla biraraya gelmeye çalışmanın bir anlamı olur. Ötesi, adamların vitrin malzemesi olmaktır.

Güneydoğu meselesine gelince: Valla "nesnel gerçeklik" tam da AKP vs DTP diyor bize. Eğer Diyarbakır'da olsaydım DTP'ye oy verirdim; nasıl ki burada CHP'ye oy vermeyi düşünüyorsam. Uzunca bir süre o bölgede adı geçen iki parti dışında başka bir legal siyasetin mümkün olduğunu düşünmüyorum.
Alıntı
 
 
0 #9 Önder Kurt 11-03-2009 05:33
Teşekkür ederim Nevra..Emin ol tam da gündeme getirmeye çalıştığımın paralelinde bir örnek vermişssin Karayalçın'ın seçim organizasyonund a bahsederek..

Benzer bir örneği de ben vereyim; Ben epey bir süre ABD'de çalıştım..Yaban cı bir ülkede, hiçkimseyi tanımadan yaşmak çok zor..İnternet gruplarında arandım durdum..Bir iki eski solcuyla temasa geçmeye çalıştım. Kimi mesajlarıma bile cevap vermedi. Kimiyle bir iki mesajlaşmadan sonra buluşmaya karar verdik..Hep son dakikada ekildim..Buna karşın Hindistan'tan Müslüman bir çocukla tanışmıştım..Tü rkiye'den olduğumu duyunca o Nasıl bir yakınlık, o nasıl bir ilgi..Yapıştı yakama; deli gibi dostluk kurmaya çalışıyor. Benzer şekilde kendisi de ABD'de olan dindar bir arkadaşım sağolsun iki güne bir arardı beni..Öyle kafalama derdi falan da olmadan..Sonra geçenlerde Maltepe sahilde bir kebabçıya oturduk..Muhafa zkar insanlar toplanmış 5-10 aile..Rahat çoluk çocuk 30-40 kişilik bir grup.."Solcu" aileler olarak mesala, 30-40 kişiyi geçtim 5-10 kişiyi yılda bir toplayabilir misin? İlk aklıma gelen bu olmuştu..

İşte burda çok büyük bir farklılık ortaya çıkıyor; İslamcılarda bir günlük varoluş etiği var, bir ahlaki davranışlar kodu var..Yaptıkları nı bizim anladığımız anlamda salt kuru politika için yapmıyorlar..Da yanışma yardımlaşma politik değil vicdani bir mesele, olmazsa olmaz bir varoluş biçimi..

Oysa solcular için dayanışma, örgütlenme, siyasi çalışma dışsal birşey, bir ödev, hatta yapılması gereken bir angarya. Her ödev icrasında olduğu gibi de savsaklama, erteleme, kaytarma kaçınılmaz oluyor.

Solcuların bakış açısı çok araçsal; hayatın içinde değil..

Ben örgütlenme diyorum ama alışılageldiği gibi bir sol örgütlenme demiyorum; yukarıda verdiğim örneklerin ışığında "islami" tarzda bir örgütlenme diyorum..

Mehmet Tezkan'ın saptamasına katılıyorum..Am a kim, nasıl, hangi araçlar ve yöntemlerle bu insanlara ulaşacak..Bunun ne büyük bir özveri, inanmışlık, kollektif çalışma gerektirdiği açık..Bu misyonu üstlenecek insanlar o misyonu icra etmek için nasıl birbirilerini bulup bir kollektif irade oluşturacaklar? Nasıl bir etik kod rehberlik edecek? Bizim öteki dünya referansımız yok ki, dolayısıyla bunun yaşanan ana izdüşümü olan bir "vicdanımız" yok ki..Yoksullar için birşey yapacaksak bunu bir lütüf gibi yaparız, lutfedip yaparız, karşılığında takdir bekleriz, onay bekleriz..

Zor meseleler..
Alıntı
 
 
0 #8 emrah polat 11-03-2009 05:32
Ali Osman,
Bazen ben de seyrediyorum Meksika sınırını.
Zeki Demirkubuz ve Sırrı Süreyya Önder'in konuk olduğu bölümler çok güzeldi.
Alıntı
 
 
0 #7 Nevra Başkal 11-03-2009 04:38
Aklıma, tam da Önder'in söylediği noktada, Vedat Türkali'nin "Bir Gün Tek Başına" sında anlattığı, Menderes iktidarına karşı duruş oluşturabilmek için yapılan ev toplantıları geldi...

Bugün Mehmet Tezkan -ki bazı görüşlerini hiç de tasvip etmem- yazısında, AKP yi yerel seçimde kurtaracak olanların, krizden etkilenmeyen, zaten işsiz, yoksul, dağıtılan iaşelere gerçekten ihtiyaç duyanlar olduğu şeklinde -bana göre haklı- bir tespitte bulunmuş. Gerçekten de solun -reklamcılıktak i deyimiyle- hedef kitlesi de bu bölgeler, belediyenin yardımı olmasa akşama yiyecek ekmek bulamayacak insanlar olmalı. Türkiye'deki sol neredeyse son 30 yıldır işçilere, yoksulluğa karşı körebe oyununda gibi sanki. Ama bunun için Önder'in de söylediği gibi örgütlenme şart... Ankarada Karayalçın'ın ne büyük iddialarla aday olduğunu hepimiz biliyoruz. Ama biliyor musunuz, bu hafta içinde telefon geldi -ki benim CHP yle bir bağım yoktur- bu hafta sonu organizasyon konusunda bir toplantı yapılacağı söylendi... Düşünün, seçimlere kalmış 20 gün, daha organizasyon şemaları yeni oluşturulacak.. . Gökçek, para dağıtıyor, maaşa bağlıyor insanları, CHP zahmet edip ekibini organize etmeye çalışıyor...

Elbette Kenan ve Günsel gibi ev ev dolaşmak mümkün değil... Ama kurumsal bir düzlemde -ki "adı sanı yeni" olsa ne güzel olur- öncelikle sendikalarla, öğrenci dernekleriyle, yayınevleriyle, ... vs. bağlantıya geçmek gerek, diye düşünüyorum. Gerçekten de, tembeliz biz. Adamlar tüm enerjilerini, paralarını, zamanlarını harcıyorlar baş koydukları yola...

Güçlü'nün de dediği gibi, "Kale de uzak olmasına karşın tam karşıdadır."
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile