Ahmet Altan, Taraf Gazetesi ve Ordu Popüler
Makale
Birçoğumuz rahatsız da olsa, bundan zarar da görse , sanırım hepimizin ortak görüşü, askerin Türk Siyasi hayatında yadsınamaz bir ağırlığı olduğudur. Asker, sürece müdahale eder, tüm siyasi yaşam- ağızlar susar ve onu dinler. Bu sefer de öyle oldu. Askerin 'tepesini attırdılar' ve en üst yöneticisi de açtı ağzını yumdu gözünü... Eratı ile konuşuyormuşcasına fırçaladı medyayı... Bağırdı, çağırdı, hakaret etti, tehdit etti. Lakin karşı taraftan ilk kez bu kadar sert ve meydan okuyan bir ses yükseldi.
İki üç aydır uzun uzun Taraf Gazetesi ve çevresini siyasi olarak eleştirdik. Lakin bu durum, bazı yaşananlara da kayıtsız kalacağımız anlamına gelmiyor. Bugün tarihli Taraf Gazetesi, Aktütün baskını için attığı başlık : Tehdid Bırak, Hesap Ver şeklindeydi. Ahmet Altan'ın yazısı ise liberal kesim içerisinden, benim ömrü hayatımda duyduğum ve gördüğüm en radikal asker eleştirisi-meydan okumasıydı.
Ahmet Altan ve Taraf Gazetsi'nin güvendiği dağları, beslendiği kaynakları, manipülatif siyasi kimliklerini bir kenara bırakıp, bence, tarihi olan bu yazıyı aşağıda bulabilirisiniz.
Genelkurmay'ın bu sert çıkışı karşısında, 'şanlı' demokrasi mücadesinde kendine partner ilan ettikleri AKP'nin sergilemiş olduğu tutarsız, kaypak ve omurgasız tutum karşısında Taraf Gazetesi ve çevresi bakalım neler yazacak bunu da ileriki günlerde göreceğiz. İşte yazı :
Siz, böyle saygısız, nezaketsiz, tehditkâr bir konuşma üslubunu benimseme cüretini nereden buluyorsunuz?
Ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyor mu sizin?
Siz kimi korkutmaya çalışıyorsunuz?
Korkutabileceğinize inanıyor musunuz gerçekten?
Bakın ben size dostça bir şey söyleyeyim general, vazgeçin bu kaba tehditlerden, öfkeli jestlerden, asabi mimiklerden.
Bunlar bizi korkutmaya yetmez.
Ha, sanmayın ki bu ülkede “derin devlet” dendiğinde kimin kastedildiğini bilmiyoruz, sanmayın ki patlayan arabalardan, ensesinden vurulan adamlardan haberimiz yok.
Sadece umurumuzda değil.
Bunu anlayabiliyor musunuz?
Bazı insanların, ülkeleri özgür ve mutlu olsun diye her şeyi göze alabileceğini kavrayabiliyor musunuz?
Bunu kavramaya çalışın.
Bırakın bu korkutma çabalarını.
Bunlar yakışıksız işler.
Üstelik gerçeği ortaya çıkarma çabasından bizi vazgeçirmeye de yetmez.
Siz bir şeyler söylediniz dün.
“Herkesi dikkatli olmaya ve doğru yerde bulunmaya” davet ettiniz galiba.
Siz, “doğru yerin” neresi olduğunu biliyor musunuz?
“Doğru yer” neresidir biliyor musunuz?
Doğru yer, insanın mesleğini dürüstçe ve gereklerini yerine getirerek yaptığı yerdir.
Biz, “doğru yerde” duruyoruz.
Mesleğimizin gereğini dürüstçe yerine getiriyor ve gerçekleri, yıllardır yalanlarla kandırılan bu halka açıklıyoruz.
Siz doğru yerde durmuyorsunuz.
Kendi mesleğinizin gereklerini yerine getirmiyorsunuz.
Sizin mesleğinizin gereği, size emanet edilen o genç askerleri korumaktır.
Karakol baskınını an be an gösteren kamera kayıtlarına rağmen gerekli tedbirleri almamak, istihbarat raporlarına aldırmamak, çatışma başladıktan sonra yeterince yardım göndermemek ve o çocukları ölüme terk etmek sizin suçunuzdur.
Görevinizi yerine getirmediniz.
Neden?
Niye o çocukları korumadınız?
Bunun için yargılanmanız gerektiğini biliyorsunuz değil mi?
Tabii savcıların sizi mahkemeye çağıramayacağına, sizi yargılayacak bir merci olmadığına güveniyorsunuz.
Ama bu, yargılanmanız gerektiği gerçeğini değiştirmiyor.
Tabii, bir de istifa müessesesi denilen bir şey var.
Sanırım sizin o müesseseden pek haberiniz bulunmuyor.
Başbakanın, hükümetin, parlamentonun sizden hesap sormaması da sizi cesaretlendiriyor.
Ama bir de halk var bu ülkede.
Gerçekleri duymak isteyen bir halk.
Ve, o sizin peşinizi bırakmaz.
Biz de bırakmayız.
Arkanıza kuvvet komutanlarını alıp kameraların önüne geçerek asabi bir şekilde medyaya verdiğiniz “muhtıra” bu gerçeği değiştirmez.
Siz bize Aktütün’ü anlatın.
O çocuklar niye öldü?
Niye baskını önlemediniz?
Bir de pek anlayamadığımız bir sözünüz var.
“Bu tip saldırılar karşısında her ordunun vereceği cevap ve tepki bellidir.”
Ne demek bu?
Birincisi bir saldırı yok, saldırmıyoruz, gerçekleri açıklıyoruz.
İkincisi, “her ordu” böyle eleştiriler karşısında nasıl tepki veriyor?
Siz nasıl tepki verdiklerini bilmiyorsunuz.
Gelişmiş ülkelerde böyle bir facianın sorumlusu olanlar derhal görevlerinden alınıp yargılanırlar.
Ama sizin aklınızdaki bu değil, açıkça anlaşılıyor.
O zaman, nedir o “ordunun vereceği tepki”?
Ordular, kendilerine saldıran “düşmanı” yok etmek için eğitilirler.
Bizim gerçekleri açıklamamızı bir “saldırı” olarak nitelediğinize göre bizi de “düşman” olarak görüyorsunuz.
Eee, ne yapacaksınız?
Saldıracak mısınız, gazeteyi mi bombalayacaksınız, F-16’ları mı göndereceksiniz?
Siz ne dediğinizin farkında mısınız?
Baskını daha önceden bildiğiniz halde o çocukları korumayacaksınız, bunu açıklayan gazeteleri de, “ordu tepkisiyle” korkutmaya çalışacaksınız.
General, “doğru yerde” durun.
Haddinizi aşmayın.
Bizim ülkemizde, yetmiş milyon insanın boğazından kesip verdiği paralarla ayakta duran bizim ordumuzla, bizi tehdit edemezsiniz.
Ordu, sizin hatalarınızı kapatmak için kullanacağınız bir tehdit aracı değildir.
Haa, bir de “bölücü terör örgütünün eylemlerini başarılı gibi gösterenler, akan ve akacak olan her damla kanın sorumlusu olurlar” sözünüz var.
Bakın bunu doğru söylüyorsunuz.
Ama “başarılı gösteren” kim?
Baskının önlenmediğini açılayan gazeteler mi yoksa baskını bile bile önlemeyenler mi?
O kandan kimin sorumlu olduğunu şimdi anladınız mı?
Sorumluluğu hissediyor musunuz?
Hissetmelisiniz.
Ve tehditleri bırakıp gerçekleri açıklamalısınız.
Tehditlerinizden ve üslubunuzdan hoşlanmadık.
Gerçekleri söyleyin bize.
Gerçekleri.
Biraz cesaret yeter buna.
Cesaretiniz de öfkeniz kadar büyük olduğunda bize gerçekleri söyleyeceğinize eminiz.
O günü bekliyoruz.
Üye eleştirileri
-
2008-10-20 01:22:45 |SAdministrator| onder
-
2008-10-19 04:01:58 |Publisher| mehmet özgür

ben de soner yalçın'ın makalesini okuduğumda tam tersini düşündüm açıkçası. eski aydınlık döneminden kalma bir yazı gibi geldi ki, çoğu cümle birebir aydınlık'tan alınmış zaten.
bence konuyla alakalı sorun ortaya çıkıyor. teorik olmasa da gündelik dilde kendimde sıkça yaptığımdan belki; (özgürlükçü) sosyalistler asker konusunu tartışırken altan/bayramoğlu/belge yazılarını, liberalizmi tartışırkense ulusalcıların söylemlerini kullanıyor daha doğrusu aklına yatırıyor. yani klişe "başka bir söylem" muhabbetine girmek gibi olacak ama, gerçekten önümüzü açıcı bir yol olarak görmüyorum. kendi kendimizin elini kolunu bağlıyormuşuz gibi geliyor. önder'in ve ali osman'ın yazdıklarından doğrudan değil, dolaylı olarak çağrıştırdıları sebebiyle söyleme ihtiyacı hissettim bunları.
yazıyla ilgili şimdi bir daha baktım ve sondaki bariz uydurmalar can sıkıcı. yeni sol ile deniz gezmiş konusunu bağlayıp, altanların/çandarların hiç bir zaman sahip olmadığı bir teorik arkaplanı atfetmek... bence hürriyet gibi bir gazetede yazılıyorsa, kafa karıştırı, bulandırıcı bir anlam taşıyor. asıl gizli hedef özne murat belge gibi.
-
2008-10-19 02:42:20 |SAdministrator| onder

Soner Yalçın'dan Altan'ların ideolojik kökenleri hakkında iyi bir gözlem..Komplo teorisyeni olarak bilinmesi yazdıklarını ciddiye almayı zorlaştırabilir belki..Ama bence şu konu kesin; bulunduğumuz bölgede çok kapsamlı yeni design sözkonusudur; bunu niye isteniyor, kimin işine gelir söyleyebilmek çok zor olsa gerek..ama en azından günlük reflekslerimiz belirlerken sorunun karmaşıklığını gözönünde bulundurmak lazım; sorun basitçe bir demokrasi mücadelesi değil..
Altan için özellikle Watergate skandalını açığa çıkaran gazeteci gibi, başkan düşüren kahraman amerikan gazetecisi gibi olmak istiyor demiştim. Ego ideali ancak bu kadar birşey...Soner Yalçın'ın dediği gibi New York aydınları tercüme ediyor sadece.
Bir de şu basit soruyu sormak lazım; ABD her ne isterse istesin, bölge halklarının iyiliği için istiyor olabilir mi?
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10156416.asp?&hid=10156780
-
2008-10-18 11:33:25 |SAdministrator| onder

Ali Osman,
Öncelikle yanlış anlama gibi duran bir şeyi düzeltelim; benim tepkim yazıyı siteye koyman değil kesinlikle. Aksine bayağı uzun zamandır tartışma olmuyordu, bu yazı toparladı ve koyman çok da güzel oldu. Benim kaygım başkaydı ve Mehmet son derece güzel özetlemiş. Onun üstüne fazla birşey yazmaya gerek yok aslında. İttifak konusunda bayağı bir farklı düşünüyoruz; bu çatı parti, ittifak, cephe vs gibi şeylerin bizim ülkedeki en büyük sol siyasi zaafiyet olduğunu düşünüyorum..Şimdiye kadar başarılı olan bir deneme de ben bilmiyorum; varsa düzeltirsiniz..Bu konudaki düşüncelerimi bir sonraki yorumda dile getireceğim.
Bu tür tartışmaya açık yazıları için de bir kategori açabiliriz. Ama önemli makaleleri ben daha çok katıldığımız, beğendiğimiz ve ortak görüş oluşmasına katkı sağlayacak yazılar için düşünmüştüm..Altan türü adamların tartışmaya açık yazıları için ayrı bir kolleksiyon düşünebiliriz.
-
2008-10-18 12:34:23 |SAdministrator| onder

İTTİFAK MESELESİ
Bu konu bence çok merkezi ve ne yazık ki bizde bir joker olarak her kısır ortamda ilk akla gelen şey oluyor. Bir yapı (önceki bir çatı) dağılıyor, sonra dağılan unsurlar bir müddet sonra tekrar biraraya gelmeyi ittifak olarak algılıyor. Aslında net toplam her zaman aynı. Bu konu hakkında sayfalar dolusu yazabilirim çok hassas olduğum meselelerden biri. Ama şimdilik başımdan geçen bir anektodla girmek istiyorum;
Bizim öğrenci dergisi Abra'yı çıkarırken şu 90'lı yıllarda yeni patlayan rezil yerli pop'un, hani şu ta Yoncimik'in falan "Bandıra Bandıra Ye Beni", "Aboneyim Abone" gibi kepaze şarkılarının patlama yaptığı dönemde bir arkadaş bunları eleştiren güzel bir yazı yazdı..Benim çok hoşuma gitti, bunlarla dalga geçen bir yazıydı..Bizim derginin amacına yani popüler kültüre karşı alternatif bir kültür oluşturma amacına da çok iyi denk düşüyor diye yorumlamıştım..Ama dergiden bir başka arkadaş görülmemiş sertlikte bir muhalefet yaptı bu yazının yayınlanmasına. O kadar sertti ki yazının yayınlamasını engellemeişti bile galiba...Ben müthiş şaşırdım; ilkin kişisel bir gıcıktan kaynaklandığı aklıma geldi..Konuştum arakadaşla baktım gerekçesi hakikaten çok sağlam; bu salaklar o kadar rezil ki, demişti arkadaş, bunları yerin dibine sokan bir yazı bile aslında onların yaymaya çalıştığı kültürü yeniden üretir. Eleştirmek de bir nevi onurlandırmaktır vs. türünden argümanları da vardı..Bu yorum beni o kadar etkiledi ki, aradan onca zaman geçmesine rağmen hiç unutmuyorum..Çok zekice bir analizdi..
Şimdi Altan'ın yazısı ile alakası ne? Açıklamaya geçmeden önce Spinoza felsefesinin pozitif doğasına gönderme yapmak istiyorum; yani ieolojinin bir dışarısına gönderme yapmadan, negatif refaranslarda bulunmadan kendi pozitif gündemini takip etmesi..
Sosyal-Demokrasinin gündemine eleştirel referanslarda bulunmadan (olumlu olumsuz anlamdan değil, hiçbir referansta bulunmadan) sosyalist sol dışarıya gönderimde bulunmadan kendi pozitif gündemini takip etmek durumundadır. Eğer kendi politikamızı sosyal-demokrat referans noktalarına göre belirlemeye başlarsak, Mehmet'in çok güzel belirttiği gibiAlýntý:
hele bir demokrasi meselesinde zinde kuvvetlere yol açalım, devamında solu (sosyalizmi, eşitliği) konuşuruz gibi bir durum ortaya çıkıyor. bu yüzden tavrındaki cesarete evet; ama bu tür övgüler çoğu insan için alınması gereken temel teorik pozisyonda buymuş gibi bir etki yaratıyor.
Özellikle son cümle çok önemli. Son 20 yılda başımıza gelen tam da bu değil mi; ÖDP'nin, Özgürlükçü Sol grubunun başına gelen tam tamına bu değil mi? Toplumsal teoride sınırlar bıçak gibi kesilmiş olmuyor; Yine Mehmet'in dediği gibi zamanlaAlýntý:kendine özgürlükçü sosyalist(sol) diyen insanların birçoğunun (yani hayat gailesi sebebiyle teoriyle pek uğraşamayanların) ideolojik gıdasını bu tür yazılar (düşünceler) oluşturuyor artık
Bu özellikle bizimki gibi gazete haberleri, köşe yazıları yazarak/okuyarak "teori yapılan" bir ülkede özellikle böyle..Büyük klasik düşünürlerin içinde bulunduğu dünyadan çok daha karmaşıklaşmış bir dünyada olmamıza rağmen, teorik faaliyetlerimiz halan onların çok gerisinde..Bugün toplumsalın alanı cesaret isteyen kahramansı yazılarla açıklanamayacak kadar çetrefil..Şu Altan'ların istediği uğruna böyle cesurca savaştıkları talepleri bir düşünelim; Ordunun politika alanında çekilmesi, protokolde genelkurmay başkanın savunma bakanından önce gelmemesi vs.vs..Bu taleplerin uygulandığı onlarca ülke var, buralarda sosyalizm adına çok daha uygun koşullar mı var?
Ha elbette demokrasi mücadelesi önemlidir hem de çok önemlidir. Bunun için ittifaklar da yapılır. Ben yazılarımda çok belirttim, iki tür politik düzlem vardır; reel politika ve sınıfsal politika. Keşke ÖDP ve benzeri bir parti reel politika yapacağım demiş olsaydı da girip aktif olarak sosyal-demokrat politika yapabilseydik..bundan hiç gocunmazdım..Ama ortada öyle ucube bir durum va ki, sınıfsal politika'nın teorik öncülleriyle reel politik pratik yapılıyor ya da tersi..İşte bu çarpıklığın en büyük gerekçesi bu ittifak, çatı, cephe vs anlayışı biraz da. İttifak yaptığın ideoloji kendi asli ideolojin oluyor bir süre sonra..
İttifaklar, kendi içinde tutarlı, teorik arkaplanı sağlam yapılar, ayağı yere iyi basan hareketler arasında güç birliği şeklinde olur, ki böyle bir durum da sözkonusu değil..MEsala bir kere ÖDP'nin kendisi koca bir çatı partisi gibi..Çatı partilerinin çatı partisi gibi absürd bir durum sözkonusu..Hal böyle olunca da anlattığım anektodta olduğu gibi "yabancı" bize "dışsal" sorunsallar üzerine kafa yormakla iyi bir iş yapmış gibi hissediyoruz..Aslında üzerine düşünmek için seçtiğin sorunsal yanlış en başta..Hani Adorno'nun ünlü lafı vardır ya "Yanlış hayatlar doğru yaşanmaz" diye..Bu lafın çok bokunu çıkarmışımdır ben, bir kez de burda yapayım; "Yanlış sorunsallar doğru düşünülemez"
Bu konuda ben çok konuşurum ama okunabilirlik açısından kısa tutayım; Son sözüm şu olsun;
Bir ifade saptama kendinde, mutlak doğru değildir. Başka bir ifade ile evrensel doğrular yoktur. Doğru bağlamsal birşeydir, aynı ifade farklı perspektiflerden ifade edilebilir. Nietzsche'nin, post-yapısalcıların bize en büyük katkılarından biri budur..Eğer doğrunun evrensel olduğunu iddia ediyorsak, materyalizmin alanında çıkıp idealizmin alnında giriyoruz.. En mükemmel örneğini Hegel'de bulan Rasyonalist idealist okula yöneltilmiş en güçlü eleştiri budur..Her saptamaya yönelik olarak 5N 1K sorularını yöneltemek zğrundayız..
Demokrasi mücadelesi tamam ama demokrasiyi Ne, Nerde, Nasıl, Niçin , Ne zaman, Kimin için istiyor?
Altan'ın sözkonusu yazısına baktığımız zaman etkileyici olan sadece neyi nasıl istediği..Demokrasiyi cesaretle istiyor olması şahsen bence yeterli değil..Bu aynı yazının altında bir sosyalistin imzası olabilirdi ki o zaman durum çok farklı olabilirdi..Paradoksal gelebilir ama bu yazının altında bir faşistin de imzası olabilirdi..Ne bilim iktidaraki "sosyalist" bir orduya karşı bunu isteyebilirdi..Örneğin Saakaşvili olabilirdi gayet de güzel..Yuşenko Ukrayna'da tam da böyle bir söyleme sahip, Altan'dan daha da az "cesur" değildi..Arkasında koca kitleleri sürükledi..Keza Lech Welasa, keza Vaclav Havel..
Bu tür talepleri cesurca yükseltmiş olmaları bu amerikan uşaklarını saygıdeğer adamlar mı yapar?
Sonunda istedikleri de oldu..Ama şimdi Ukrayna'da, Gürcistan'da, Polonya'da, Çekoslavakya'da emekçiler için daha iyi koşullar mı var?
Altan'ın istediği de olabilir? Ne değişsecek?
-
2008-10-18 08:29:07 |Publisher| mehmet özgür

bir liberalden daha fazlası beklenemez pek tabii ama önder'in şu hissiyatına katılıyorum; kendine özgürlükçü sosyalist(sol) diyen insanların birçoğunun (yani hayat gailesi sebebiyle teoriyle pek uğraşamayanların) ideolojik gıdasını bu tür yazılar oluşturuyor artık. bu gazete yazılarından politik konumlanışlar derleniyor, oturtuluyor. ittifak meselesinden çok, çoğu zaman temel politik çizgi olarak bilinçsizce sahipleniliyor bu liberal tavır. 60ların yön zihniyetini bir benzeri oluyor pek tabii. bugünün mihri bellileri liberaller oluyor. hele bir demokrasi meselesinde zinde kuvvetlere yol açalım, devamında solu (sosyalizmi, eşitliği) konuşuruz gibi bir durum ortaya çıkıyor. bu yüzden tavrındaki cesarete evet; ama bu tür övgüler çoğu insan için alınması gereken temel teorik pozisyonda buymuş gibi bir etki yaratıyor. kendime adıma eskisi kadar iyi geçirmiş diye bakamıyorum ali bayramoğlu, altan ailesi, kentel, mahçupyan v.b. yazarlara. bu insanlar neredeyse özgürlükçü sol böyle bişidir gibi afişe edildi, desteklendi gibi geliyor.
-
2008-10-18 08:47:11 |Administrator| AliOsman

Önder'in altını çizmeye çalıştığı şeyi gayet iyi anlıyor ve hak veriyorum. Benzer düşüncelere sahip olduğumu, daha önceki yazı ve yorumlarımda belirtmiştim. Sorun şu, biz burada sadece sol ve sosyalizm adına yazılmış yazıları mı 'önemli makaleler' başlığı altında toparlayacağız yoksa tartışılabileceğini düşündüğümüz makaleler ve köşe yazılarını mı siteye aktaracağız ?
Ahmet Altan'ın yazısına yazdığım önyazımda, bu yazıya ilişkin herhangi bir güzelleme yok. Öyle ya da böyle yapılan bu cesurca (aynı zamanda tarihi) çıkışın altını çizmek istedim. Yazının altındaki yorumlarda da zaten mevzuya nasıl baktığımızı belirtmiş olduk.
-
2008-10-18 01:35:58 |Administrator| AliOsman

Önce en basitinden başlayayım. Bu yazı, gerekçesi ne olursa olsun, dünyanın her tarafında algılanış biçimi ile, siyaseten cesaret içeren bir yaklaşım sunmuyor mu ? Bu cesaret , Türkiye gibi bir ülkede tarihi bir anlam ifade etmiyor mu ?
Yıllarca, demokrasi mücadelesi sadece sosyalistlerin yapması gereken bir mücadele değildir, demedik mi ? Türkiye'de demokrasi geleneğinin zayıf olmasının en önemli nedenlerinden biri de bu işi sadece solculara bırakılmış olmasının büyük bir neden teşkil ettiğini yazamadık mı, dillendirmedik mi ? İşte, Mehmet'in de altını çizdiği gibi, 90'lı yıllarda da sivri çıkışları olan bir liberal böyle bir çıkış yapıyor. Bir liberalden daha fazla ne beklenebilir ki ? Sosyalist demokrasi için mücadele mi etsin ? İşte bizim yıllardır dillendirdiğimiz bir eksikliği kapatmak için, büyük bir cesaretle yazıyor. Arkasında ABD olabilir, CIA olabilir... Kendimize görece daha yakın hissettiğimiz sosyal-demokrat düşüncenin arkasında kimler var peki (Sadece CHP'den bahsetmiyorum, global sosyal demokratlar olarak okunabilir) ? Bu durumda onlarla da köprüleri atalım, bunlarla da...
İki üç aydır, uzun uzun Taraf Gazetesi ve çevresini yoğun bir şekilde eleştirdik. Sol ile farklılıklarını ortaya koyduk. Bir anlamda, sol-sosyalizm baz alınarak bu çevreyi teşhir ettik. Yani ideolojik ayrımımızın ne kadar derin ve köklü olduğunu ortaya koyduk. Ve koymaya da devam edeceğiz. Lakin sık sık altını çizmeye çalıştığım bir şey vardı : Siyasal İttifaklar Meselesi...
İdeolojik mücadele ayrıdır, siyasal ittifaklar ayrıdır... Taraf ve çevresi ile ittifak yapılabilir mi yapılamaz mı ayrı bir konu ama şahsi düşüncem, Faşizm düşüncesini kendine yol haritası yapmış parti ve oluşumlar hariç, diğerleri ile konjektürel ittifaklar yapılabilir.
Benim bu yazıyı buraya koymamdaki neden, siyasi ittifak çağrısı falan da değildi. Yazıyı tarihi gördüm. Ve kayıtlarımıza geçmesi istedim.
Reddiye üzerinde polita yapılabilir, lakin bu bizim için bir yöntem olmamalıdır.
-
2008-10-17 08:58:37 |SAdministrator| onder

Altan'ın 90'larda ne yaptığını yaş elvermesine rağmen ben de hatırlamıyorum..
ama o yılların karanlığında birinin çıkıp bir merkez medyada böyle bir çıkış yapabileceğine asla ihtimal veremiyorum..onu kastettim..Alýntý:asker meselesini kapitalizmle beraber düşünmezsek bence pek ileri gidemeyiz. yani karşılaştırdığımız örnekler hep batı avrupa veya abd (altan'da yazısında gelişmiş ülkeler bahsini açıyor)
Bu satırlar da benim anlatmaya çalıştığımın şeyin tam ve öz bir özeti..
Aslına bakarsanız, 2003 gibi falan iyi niyetle sol içi çıkış arayan Özgürlükçü Sol'un bugün tamamen liberalizme kaymış olması da bence, biçimsel demokrasi çığırtkanlığına semptai duyulmasından kaynaklandı biraz..Şöyle bir düşünürsek, bu liberalizm sinsi sinsi hangi en derin dokulardan yavaş yavaş sudur etti diye sorsak, Altan gibi adamların yazdığı bu tür şeylere tav olmamızın en büyük gerekçe olduğunu düşünüyorum..Öylesine ceberrut bir ortamdan yaşıyoruz ki, batıya referansla dile getirilen düşüncüler, ki altan familyası bunu çok iyi yapıyor, çok matah birşeymiş, derin bir hikmetmiş gibi algılanıyor...Ne istiyor altan, tipik bir batı tipi demokrasi..Eh bu mu bizim olayımız? Çok mu iyi yaşıyor batıda insanlar.?
Kendine aldığı rol modeli Amerikalıların başkan düşüren tarzı efsane gazetecisi..hepsi bu..
-
2008-10-17 07:55:59 |Publisher| mehmet özgür

altan 90larda da böyle değil miydi, yanlış mı hatırlıyorum yaş itibariyle. atakürt yazısı, özgür gündem'i taksimde satmaya çıkması vs...
ondan öte önder'in söylediğine şu bağlamda katılıyorum; asker meselesini kapitalizmle beraber düşünmezsek bence pek ileri gidemeyiz. yani karşılaştırdığımız örnekler hep batı avrupa veya abd (altan'da yazısında gelişmiş ülkeler bahsini açıyor). oysa hakaret olarak değil, kavramsal olarak dünya kapitalist sisteminin emperyalist yapısı kavranmadan ileri kapitalist ülkeler dışındaki ülkelerde neden silahlı bürokrasi bu kadar kuvvetli tam anlayamayız gibi geliyor. bu konuda bilgim zayıf ama demokrasinin 3.dünyada antikapitalist içerikten yoksunlaştırılması (ki bu düz anlamıyla ekonomik kapitalizmden daha geniş bir perspektif gerektiriyor) faşizan güçlere yol açıyor tersinden. niyetlenilen, karşı çıkılanı destekleyici bir pozisyon üretiyor. zira dünya sistemi sürekli dengesizlik üretiyor bu tür coğrafyalarda...
yani türkiye'nin olabileceği örnekler olarak yunanistan, portekiz örnekleri veriliyor ama bunlar ne kadar bizim coğrafyaya uygun; tartışmak gerek.
-
2008-10-17 03:11:10 |Administrator| guclu

Ahmet Altan muradını çok net ve bence doğru kelimelerle ifade etmiş. Ama bir kere samimiyet meselesi gündeme gelince, insan ikna olamıyor.
Çetin Altan yaşının da verdiği bir ağırlıkla artık sadece genel meseleler üzerine ama belli bir kalitenin asla altına inmeyen yazılar yazıyor ve Altan familyası içindeki en nitelikli yazar hala o. Mehmet Altan AKP'nin en dolaysız savunucusu olan Star gazetesinin başındaki kişi; bu nedenle yazdıklarına değil, yaptıklarına yani gazetesine bakmak lazım. Ahmet Altan ise hiç kuşkusuz Yasemin Çongar'ı oraya gönderen güce güvenerek ve sanki belli bir işbölümü dahilinde sallıyor. AKP medyasının kötü çocuğu Taraf gazetesi ama bu kötü çocuk olması, o tarafa ait oldukları gerçeğini değiştirmiyor. O cephenin en sol ucu orasıdır, öteye gidemezler.
TSK'yı eleştirmek tek başına bir meziyet oluşturmuyor ve oluşturmamalı. Taraf sayfalarında şu ana kadar toplumdaki diğer güç odaklarına karşı, mesela Gülen cemaatine yönelik, tek bir tane bile olumsuz satır çıkmadı.
Askere koşulsuz tabi olunan bir genel medya manzarasından çıkılıyor muhtemelen. Bundan sonra TSK da belli ölçülerde eleştiriye tutulacak. Bundan da sadece Bekir Coşkun tarzı kıt yetenekli yazarlar rahatsız olacaklardır.
-
2008-10-16 17:34:25 |SAdministrator| onder
Alýntý:Ahmet Altan ve Taraf Gazetsi'nin güvendiği dağları, beslendiği kaynakları, manipülatif siyasi kimliklerini bir kenara bırakıp
diyorsun da Ali Osman, bu öyle pek bırakılabilecek gibi birşey değil..
Zaman zaman aklıma söyle bir soru gelir; insan ırkı için kitlesel anlamda en ölümcül felaket nedir? Açlık mı, salgın mı deprem mi, savaşlar mı, soykırımlar mı, Stalin usulu siyasi temizlikler mi, katıksız faşizm mi? Hayır! Bence insanlık için en büyük felaket kapitalizmin aşağılık açgözlülüğüdür. Zaten yukarıda sıralananların da pekçoğunun asli kaynağıdır. Sadece sonuçlarıyla arasında farkedilmesi zor çok katmanlı bir dolayım olduğu için ilişki kurulamaz. Yaşadığı geçim sıkıntısı yüzünden cinayet işleyen, banka soyduğu için hapse düşen (ya da öldürülen. Birkaç yıl önce çaresizlikten banka soyarken sırtından vurulan mühendisi ya da bu sene kuyumcu soymaya kalkarken yakalanıp kendini öldürmeleri için yalvaran adamı hatırlayın) insanların, sönen hayatların sıradan yaşam içindeki "minik" trajedilerinden kimse kapitalizmi sorumlu tutmaz. Kötü çalışma koşulları , yetersiz beslenme ve sağlık hizmetleri alamamaktan dolayı ölen milyonlarca insanı özellikle saymıyorum çünkü bunlarda ilişki göreceli olarak daha açık. En duyarlı solcunun bile gündeminde politik bir öneme sahip olmayan, etkilediği insanlar dışında kimsenin farkına varmadığı minik trajediler benim anlatmaya çalıştığım, yani sıradan 3.sayfa haberleri. Hadi en büyük sosyalist-Frankenstein Stalin'in, 10 milyon, 20 milyon insanı 30 yıllık iktidarı boyunca öldürdüğünü kabul edelim, kapitalizm yüzünden belki her yıl o kadar insan ölüyor.
Bugün bir şehit ailesinin trajedisini gördüm ve ağladım. Meclis kapısında yardım arıyorlar. Bir aile hangi koşullarda Meclise gitmeyi ve yaka paça dışarı atılmayı göze abilecek kadar çaresiz bir duruma düşebilir?. Oğul geçen yıl şehit düşmüş. Baba bağırsak kanseri. Devletin hiç olmazsa geride kalan kızlarının yaşamını kurtarmasını hakettiklerini düşünüyor olmalılar, bu kadar acı da fazla. Anne kimse yüzümüze bakmıyor diye yerlerde yuvarlanıyor ağlıyarak. Polisler yaka paça dışarı atıyor "Hadi hadi başınız sağolsun" diyerek.
Bu olayda kim çıkıp "kapitalizm sorumlu" diyebilir?
İnsanlığın başına gelen en büyük felaket, en büyük günah kapitalizm olduğuna göre, son tahlilde, şöyle ya da böyle onun değirmenine su taşıyanlar da bence en büyük faşist, insanlığa karşı en büyük suçu işleyenlerdir. Ki Taraf'ın misyonu da demokrasi söylemi üzerinden biraz dolayımlanmış kapitalizm bekasını güvence altına alma gayretidir. Dolayısıyla şahsen, neye güvenip, hangi iç hesaplar uyarınca böyle bir çıkış yapabildiği kuşkulu olan Altan'ın ucuz kabadayılığına kendi adıma prim vermek istemiyorum. Malumu ifade ediyor diye kimseyi alkışlama kolaycılığına kendimi kaptırmak istemiyorum. Güneydoğu sorunu bugün çıkmadı..Konjüktürü çok farklı olan 90'larda nerdeydi Altan..Büzükse aynı büzük.. o zaman çıksaydı da alkışlasaydık..Şu anda yaptığı bence farklı bir dünya konjüktüründe kendi dışındaki güçlere bel bağlayarak dayılanmak.
Samimi sosyalist duruş dünya kapitalist sistemi çatırdarken, buna sessiz kalıp, onun yerine bütün enerjisini Türkiyenin her iki tarafca sürüklendiği anlamsız etnik çatışma döngüsünde demokrasi adına Taraf olmaya adamak değildir. Bu konjuktürün ana meselesi kapitalizmdir, kürt-türk çatışması değil..Niye sosyalist cenahtan kimse çıkıp da PKKyı eleştirmiyor biraz da? Öldürdükleri gencecik gençler kürtlerin özgürleşmesine mi hizmet ediyor, ya da dünya sosyalist hareketine mi katkı sağlıyor? Türkiye'de zaten zayıf olan sosyalist hareketi daha da zayıflatıyorlar..
Ben bu konuda Pekdemir'in son yazısında dile getirdiği konuma çok daha yakın hisediyorum kendimi..
İnsanlığın en büyük felaketi liberalizme çanak tutan Taraf gazetesine en küçük sempati göstermeye şahsen benim niyetim de yok, vicdanım da elvermiyor..
-
2008-10-16 12:36:54 |SAdministrator| onder
Alýntý:Ahmet Altan ve Taraf Gazetsi'nin güvendiği dağları, beslendiği kaynakları, manipülatif siyasi kimliklerini bir kenara bırakıpdiyorsun da Ali Osman, bu öyle pek bırakılabilecek gibi brişey değil..
Zaman zaman aklıma söyle brişey gelir; insan ırkı için kitlesel anlamda en ölümcül şey nedir? Açlık mı, salgın mı deprem mi, savaşlar mı, soykırımlar mı, Stalin usulu siyasi temizlikler mi? Hayır insanlık için en büyük felaket kapitalizmin aşağılık açgözlülüğüdür. Sadece sonuçlarıyla arasında farkedilmesi zor bir çok katmanlı bir dolayım olduğu için ilişki kurulamaz. Yaşadığı geçim sıkıntısı yüzünden cinayet işleyen, banka soyduğu için hapse düşen (ya da öldürülen. Birkaç yıl önce çaresizlikten banka soyarken sırtından vurulan mühendisi ya da bu sene kuyumcu soymaya kalkarken yakalanıp kendini öldürmeleri için yalvaran adamı hatırlayın) insanların, sönen hayatların sıradan yaşam içindeki "minik" trajedilerinden kimse kapitalizmi sorumlu tutmaz. Kötü çalışma koşulları , yetersiz beslenme ve sağlık hizmetleri alamamaktan dolayı ölen mülyonlarca insanı özellikle saymıyorum çünkü bunlarda ilişki göreceli olarak daha açık. En duyarlı solcunun bile gündeminde politik bir öneme sahip olmayan, muhattabı olan insanlar dışında kimsenin farkına varmadığı minik trajediler benim derdim. Hadi diyelim en büyük sosyalist Frankestein Stalin 10 milyon, 20 milyon insanı 30 yıllık iktidarı boyunca öldürdüyse, kapitalizm yüzünden belki her yıl o kadar insan ölüyor.
Bugün bir şehit ailesinin trajedisini gördüm ve ağladım. Meclis kapısında yardım arıyorlar. Bir aile hangi durumda Meclise gidecek ve yaka paça dışarı atılabilecek kadar çaresiz bir duruma düşer. Oğul geçen yıl şehit düşmüş. Baba bağırsak kanseri. Devletin hiç olmazsa geride kalan kızlarının yaşamını kurtarmasını hakettiklerini düşünüyor olmalılar. Anne kimse yüzümüze bakmıyor diye yerlerde yuvarlanıyor ağlıyarak. Polisler yaka paça dışarı attı.
Bu olayda kim çıkıp kapitalizm sorumlu diyebilir?
İnsanlığın başına gelen en büyük felaket, en büyük günah kapitalizm olduğuna göre, onun değırmenine su taşıyanlar da bence en büyük faşist, insanlığa karşı en büyük suçu işleyenlerdir. Ki işte tam olarak bunu yapan da Taraf'tır. Dolayısıyla şahsen ben bir neye güvenip böyle bir çıkış yapabildiği kuşkulu olan Altan'ın ucuz kabadayılığına ben kendi adıma prim vermek istemiyorum. Malumu ifade ediyor diye kimseyi alkışlama kolaycılığına kendimi kaptırmak istemiyorum. Güneydoğu sorunu bugün çıkmadı..Konjüktürü çok farklı olan 90'larda nerdeydi Altan..Büzük aynı büzük.. o zaman çıksaydı da alkışlasaydık..Şu anda yaptığı farklı bir dünya konjüktüründe başkasının şeyiyle gerdeğe girmek..
Samimi sosyalist duruş dünya kapitalist sistemi çatırdarken, buna sessiz kalıp Türkiyenin her iki tarafca sürüklendiği anlamsız etnik çatışma döngüsünde demokrasi adına Taraf olmak değildir. Bu konjuktürün ana meselesi kapitalizmdir, kürt-türk çatışması değil..Niye sosyalist cenahtan kimse çıkıp da PKKyı eleştirmiyor biraz da? Öldürdükleri gencecik gençler kürtlerin özgürleşmesine mi hizmet ediyor, ya da dünya sosyalist hareketine mi katkı sağlıyor? Türkiye'de zaten zayıf olan sosyalist hareketi daha da zayıflatıyorlar..
Ben bu konuda Pekdemir'in son yazısında dile getirdiği konuma çok daha yakın hisediyorum kendimi..
İnsanlığın en büyük felaketi liberalizme çanak tutan Taraf gazetesine en küçük sempati göstermeye şahsen benim niyetim yok..
Yorumlar
Linki vermemdeki amaç şu;
Adına dış politika mı dersiniz, ulkeler arası reel politika mı, kapitalizmin merkezinin gizli servis faaliyetleri mi her neyse, ortada çok şeffaf olmayan, yaşanırken analitik olarak çözümlemenemeye cek bir faaliyetler bütünü var. Bu toz bulut arkasında flu şekilde görülen faaliyetlerin yaşadığımız anlarda aldığı seyrin ne olduğunu belki bilemeyiz ama daha önce almış olduğu şekillerde çıkarsama yapılabilir..AB D daha önce defalarca kez demokrası tehdit altında diyerek gizli servis oyunlarına girdi, ülkeler işgal etti, sivil/askeri darbeler yaptırdı..Şimdi benzer tezgahları Türkiye'de uyguluyor olabileceği bunun için bir takım tercümeci aydınları kullanıyor olabileceği çok da komplo teorisi değil..
Soner Yalçın'ın yazdıkları ne kadar özensiz, ne kadar uydurma olursa olsun Ahmet Altan'ın yazdıklarına bir kontrast teşkil ediyor, onun ayna imgesi gibi..Altan bütün grifit çağrışımlarında n soyutlanmış/kop ralımış salt bir biçimsel demokrasi havarılığı yapıyor..Yalçın da belki içerik uydurmlarına olan takınıtısından demokrasi biçimini önemsemiyor
bence konuyla alakalı sorun ortaya çıkıyor. teorik olmasa da gündelik dilde kendimde sıkça yaptığımdan belki; (özgürlükçü) sosyalistler asker konusunu tartışırken altan/bayramoğl u/belge yazılarını, liberalizmi tartışırkense ulusalcıların söylemlerini kullanıyor daha doğrusu aklına yatırıyor. yani klişe "başka bir söylem" muhabbetine girmek gibi olacak ama, gerçekten önümüzü açıcı bir yol olarak görmüyorum. kendi kendimizin elini kolunu bağlıyormuşuz gibi geliyor. önder'in ve ali osman'ın yazdıklarından doğrudan değil, dolaylı olarak çağrıştırdıları sebebiyle söyleme ihtiyacı hissettim bunları.
yazıyla ilgili şimdi bir daha baktım ve sondaki bariz uydurmalar can sıkıcı. yeni sol ile deniz gezmiş konusunu bağlayıp, altanların/çand arların hiç bir zaman sahip olmadığı bir teorik arkaplanı atfetmek... bence hürriyet gibi bir gazetede yazılıyorsa, kafa karıştırı, bulandırıcı bir anlam taşıyor. asıl gizli hedef özne murat belge gibi.
Altan için özellikle Watergate skandalını açığa çıkaran gazeteci gibi, başkan düşüren kahraman amerikan gazetecisi gibi olmak istiyor demiştim. Ego ideali ancak bu kadar birşey...Soner Yalçın'ın dediği gibi New York aydınları tercüme ediyor sadece.
Bir de şu basit soruyu sormak lazım; ABD her ne isterse istesin, bölge halklarının iyiliği için istiyor olabilir mi?
www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10156416.asp?&hid=10156780
Bu konu bence çok merkezi ve ne yazık ki bizde bir joker olarak her kısır ortamda ilk akla gelen şey oluyor. Bir yapı (önceki bir çatı) dağılıyor, sonra dağılan unsurlar bir müddet sonra tekrar biraraya gelmeyi ittifak olarak algılıyor. Aslında net toplam her zaman aynı. Bu konu hakkında sayfalar dolusu yazabilirim çok hassas olduğum meselelerden biri. Ama şimdilik başımdan geçen bir anektodla girmek istiyorum;
Bizim öğrenci dergisi Abra'yı çıkarırken şu 90'lı yıllarda yeni patlayan rezil yerli pop'un, hani şu ta Yoncimik'in falan "Bandıra Bandıra Ye Beni", "Aboneyim Abone" gibi kepaze şarkılarının patlama yaptığı dönemde bir arkadaş bunları eleştiren güzel bir yazı yazdı..Benim çok hoşuma gitti, bunlarla dalga geçen bir yazıydı..Bizim derginin amacına yani popüler kültüre karşı alternatif bir kültür oluşturma amacına da çok iyi denk düşüyor diye yorumlamıştım.. Ama dergiden bir başka arkadaş görülmemiş sertlikte bir muhalefet yaptı bu yazının yayınlanmasına. O kadar sertti ki yazının yayınlamasını engellemeişti bile galiba...Ben müthiş şaşırdım; ilkin kişisel bir gıcıktan kaynaklandığı aklıma geldi..Konuştum arakadaşla baktım gerekçesi hakikaten çok sağlam; bu salaklar o kadar rezil ki, demişti arkadaş, bunları yerin dibine sokan bir yazı bile aslında onların yaymaya çalıştığı kültürü yeniden üretir. Eleştirmek de bir nevi onurlandırmaktı r vs. türünden argümanları da vardı..Bu yorum beni o kadar etkiledi ki, aradan onca zaman geçmesine rağmen hiç unutmuyorum..Ço k zekice bir analizdi..
Şimdi Altan'ın yazısı ile alakası ne? Açıklamaya geçmeden önce Spinoza felsefesinin pozitif doğasına gönderme yapmak istiyorum; yani ieolojinin bir dışarısına gönderme yapmadan, negatif refaranslarda bulunmadan kendi pozitif gündemini takip etmesi..
Sosyal-Demokrasinin gündemine eleştirel referanslarda bulunmadan (olumlu olumsuz anlamdan değil, hiçbir referansta bulunmadan) sosyalist sol dışarıya gönderimde bulunmadan kendi pozitif gündemini takip etmek durumundadır. Eğer kendi politikamızı sosyal-demokrat referans noktalarına göre belirlemeye başlarsak, Mehmet'in çok güzel belirttiği gibi
Alıntı:
Özellikle son cümle çok önemli. Son 20 yılda başımıza gelen tam da bu değil mi; ÖDP'nin, Özgürlükçü Sol grubunun başına gelen tam tamına bu değil mi? Toplumsal teoride sınırlar bıçak gibi kesilmiş olmuyor; Yine Mehmet'in dediği gibi zamanla
hele bir demokrasi meselesinde zinde kuvvetlere yol açalım, devamında solu (sosyalizmi, eşitliği) konuşuruz gibi bir durum ortaya çıkıyor. bu yüzden tavrındaki cesarete evet; ama bu tür övgüler çoğu insan için alınması gereken temel teorik pozisyonda buymuş gibi bir etki yaratıyor.
Alıntı:
Bu özellikle bizimki gibi gazete haberleri, köşe yazıları yazarak/okuyara k "teori yapılan" bir ülkede özellikle böyle..Büyük klasik düşünürlerin içinde bulunduğu dünyadan çok daha karmaşıklaşmış bir dünyada olmamıza rağmen, teorik faaliyetlerimiz halan onların çok gerisinde..Bugü n toplumsalın alanı cesaret isteyen kahramansı yazılarla açıklanamayacak kadar çetrefil..Şu Altan'ların istediği uğruna böyle cesurca savaştıkları talepleri bir düşünelim; Ordunun politika alanında çekilmesi, protokolde genelkurmay başkanın savunma bakanından önce gelmemesi vs.vs..Bu taleplerin uygulandığı onlarca ülke var, buralarda sosyalizm adına çok daha uygun koşullar mı var?kendine özgürlükçü sosyalist(sol) diyen insanların birçoğunun (yani hayat gailesi sebebiyle teoriyle pek uğraşamayanların) ideolojik gıdasını bu tür yazılar (düşünceler) oluşturuyor artık
Ha elbette demokrasi mücadelesi önemlidir hem de çok önemlidir. Bunun için ittifaklar da yapılır. Ben yazılarımda çok belirttim, iki tür politik düzlem vardır; reel politika ve sınıfsal politika. Keşke ÖDP ve benzeri bir parti reel politika yapacağım demiş olsaydı da girip aktif olarak sosyal-demokrat politika yapabilseydik.. bundan hiç gocunmazdım..Am a ortada öyle ucube bir durum va ki, sınıfsal politika'nın teorik öncülleriyle reel politik pratik yapılıyor ya da tersi..İşte bu çarpıklığın en büyük gerekçesi bu ittifak, çatı, cephe vs anlayışı biraz da. İttifak yaptığın ideoloji kendi asli ideolojin oluyor bir süre sonra..
İttifaklar, kendi içinde tutarlı, teorik arkaplanı sağlam yapılar, ayağı yere iyi basan hareketler arasında güç birliği şeklinde olur, ki böyle bir durum da sözkonusu değil..MEsala bir kere ÖDP'nin kendisi koca bir çatı partisi gibi..Çatı partilerinin çatı partisi gibi absürd bir durum sözkonusu..Hal böyle olunca da anlattığım anektodta olduğu gibi "yabancı" bize "dışsal" sorunsallar üzerine kafa yormakla iyi bir iş yapmış gibi hissediyoruz..A slında üzerine düşünmek için seçtiğin sorunsal yanlış en başta..Hani Adorno'nun ünlü lafı vardır ya "Yanlış hayatlar doğru yaşanmaz" diye..Bu lafın çok bokunu çıkarmışımdır ben, bir kez de burda yapayım; "Yanlış sorunsallar doğru düşünülemez"
Bu konuda ben çok konuşurum ama okunabilirlik açısından kısa tutayım; Son sözüm şu olsun;
Bir ifade saptama kendinde, mutlak doğru değildir. Başka bir ifade ile evrensel doğrular yoktur. Doğru bağlamsal birşeydir, aynı ifade farklı perspektiflerde n ifade edilebilir. Nietzsche'nin, post-yapısalcıl arın bize en büyük katkılarından biri budur..Eğer doğrunun evrensel olduğunu iddia ediyorsak, materyalizmin alanında çıkıp idealizmin alnında giriyoruz.. En mükemmel örneğini Hegel'de bulan Rasyonalist idealist okula yöneltilmiş en güçlü eleştiri budur..Her saptamaya yönelik olarak 5N 1K sorularını yöneltemek zğrundayız..
Demokrasi mücadelesi tamam ama demokrasiyi Ne, Nerde, Nasıl, Niçin , Ne zaman, Kimin için istiyor?
Altan'ın sözkonusu yazısına baktığımız zaman etkileyici olan sadece neyi nasıl istediği..Demok rasiyi cesaretle istiyor olması şahsen bence yeterli değil..Bu aynı yazının altında bir sosyalistin imzası olabilirdi ki o zaman durum çok farklı olabilirdi..Par adoksal gelebilir ama bu yazının altında bir faşistin de imzası olabilirdi..Ne bilim iktidaraki "sosyalist" bir orduya karşı bunu isteyebilirdi.. Örneğin Saakaşvili olabilirdi gayet de güzel..Yuşenko Ukrayna'da tam da böyle bir söyleme sahip, Altan'dan daha da az "cesur" değildi..Arkası nda koca kitleleri sürükledi..Keza Lech Welasa, keza Vaclav Havel..
Bu tür talepleri cesurca yükseltmiş olmaları bu amerikan uşaklarını saygıdeğer adamlar mı yapar?
Sonunda istedikleri de oldu..Ama şimdi Ukrayna'da, Gürcistan'da, Polonya'da, Çekoslavakya'da emekçiler için daha iyi koşullar mı var?
Altan'ın istediği de olabilir? Ne değişsecek?
Öncelikle yanlış anlama gibi duran bir şeyi düzeltelim; benim tepkim yazıyı siteye koyman değil kesinlikle. Aksine bayağı uzun zamandır tartışma olmuyordu, bu yazı toparladı ve koyman çok da güzel oldu. Benim kaygım başkaydı ve Mehmet son derece güzel özetlemiş. Onun üstüne fazla birşey yazmaya gerek yok aslında. İttifak konusunda bayağı bir farklı düşünüyoruz; bu çatı parti, ittifak, cephe vs gibi şeylerin bizim ülkedeki en büyük sol siyasi zaafiyet olduğunu düşünüyorum..Şi mdiye kadar başarılı olan bir deneme de ben bilmiyorum; varsa düzeltirsiniz.. Bu konudaki düşüncelerimi bir sonraki yorumda dile getireceğim.
Bu tür tartışmaya açık yazıları için de bir kategori açabiliriz. Ama önemli makaleleri ben daha çok katıldığımız, beğendiğimiz ve ortak görüş oluşmasına katkı sağlayacak yazılar için düşünmüştüm..Al tan türü adamların tartışmaya açık yazıları için ayrı bir kolleksiyon düşünebiliriz.
Ahmet Altan'ın yazısına yazdığım önyazımda, bu yazıya ilişkin herhangi bir güzelleme yok. Öyle ya da böyle yapılan bu cesurca (aynı zamanda tarihi) çıkışın altını çizmek istedim. Yazının altındaki yorumlarda da zaten mevzuya nasıl baktığımızı belirtmiş olduk.
Yıllarca, demokrasi mücadelesi sadece sosyalistlerin yapması gereken bir mücadele değildir, demedik mi ? Türkiye'de demokrasi geleneğinin zayıf olmasının en önemli nedenlerinden biri de bu işi sadece solculara bırakılmış olmasının büyük bir neden teşkil ettiğini yazamadık mı, dillendirmedik mi ? İşte, Mehmet'in de altını çizdiği gibi, 90'lı yıllarda da sivri çıkışları olan bir liberal böyle bir çıkış yapıyor. Bir liberalden daha fazla ne beklenebilir ki ? Sosyalist demokrasi için mücadele mi etsin ? İşte bizim yıllardır dillendirdiğimi z bir eksikliği kapatmak için, büyük bir cesaretle yazıyor. Arkasında ABD olabilir, CIA olabilir... Kendimize görece daha yakın hissettiğimiz sosyal-demokrat düşüncenin arkasında kimler var peki (Sadece CHP'den bahsetmiyorum, global sosyal demokratlar olarak okunabilir) ? Bu durumda onlarla da köprüleri atalım, bunlarla da...
İki üç aydır, uzun uzun Taraf Gazetesi ve çevresini yoğun bir şekilde eleştirdik. Sol ile farklılıklarını ortaya koyduk. Bir anlamda, sol-sosyalizm baz alınarak bu çevreyi teşhir ettik. Yani ideolojik ayrımımızın ne kadar derin ve köklü olduğunu ortaya koyduk. Ve koymaya da devam edeceğiz. Lakin sık sık altını çizmeye çalıştığım bir şey vardı : Siyasal İttifaklar Meselesi...
İdeolojik mücadele ayrıdır, siyasal ittifaklar ayrıdır... Taraf ve çevresi ile ittifak yapılabilir mi yapılamaz mı ayrı bir konu ama şahsi düşüncem, Faşizm düşüncesini kendine yol haritası yapmış parti ve oluşumlar hariç, diğerleri ile konjektürel ittifaklar yapılabilir.
Benim bu yazıyı buraya koymamdaki neden, siyasi ittifak çağrısı falan da değildi. Yazıyı tarihi gördüm. Ve kayıtlarımıza geçmesi istedim.
Reddiye üzerinde polita yapılabilir, lakin bu bizim için bir yöntem olmamalıdır.
ama o yılların karanlığında birinin çıkıp bir merkez medyada böyle bir çıkış yapabileceğine asla ihtimal veremiyorum..on u kastettim..
Alıntı:
Bu satırlar da benim anlatmaya çalıştığımın şeyin tam ve öz bir özeti..asker meselesini kapitalizmle beraber düşünmezsek bence pek ileri gidemeyiz. yani karşılaştırdığımız örnekler hep batı avrupa veya abd (altan'da yazısında gelişmiş ülkeler bahsini açıyor)
Aslına bakarsanız, 2003 gibi falan iyi niyetle sol içi çıkış arayan Özgürlükçü Sol'un bugün tamamen liberalizme kaymış olması da bence, biçimsel demokrasi çığırtkanlığına semptai duyulmasından kaynaklandı biraz..Şöyle bir düşünürsek, bu liberalizm sinsi sinsi hangi en derin dokulardan yavaş yavaş sudur etti diye sorsak, Altan gibi adamların yazdığı bu tür şeylere tav olmamızın en büyük gerekçe olduğunu düşünüyorum..Öy lesine ceberrut bir ortamdan yaşıyoruz ki, batıya referansla dile getirilen düşüncüler, ki altan familyası bunu çok iyi yapıyor, çok matah birşeymiş, derin bir hikmetmiş gibi algılanıyor...N e istiyor altan, tipik bir batı tipi demokrasi..Eh bu mu bizim olayımız? Çok mu iyi yaşıyor batıda insanlar.?
Kendine aldığı rol modeli Amerikalıların başkan düşüren tarzı efsane gazetecisi..hep si bu..
ondan öte önder'in söylediğine şu bağlamda katılıyorum; asker meselesini kapitalizmle beraber düşünmezsek bence pek ileri gidemeyiz. yani karşılaştırdığı mız örnekler hep batı avrupa veya abd (altan'da yazısında gelişmiş ülkeler bahsini açıyor). oysa hakaret olarak değil, kavramsal olarak dünya kapitalist sisteminin emperyalist yapısı kavranmadan ileri kapitalist ülkeler dışındaki ülkelerde neden silahlı bürokrasi bu kadar kuvvetli tam anlayamayız gibi geliyor. bu konuda bilgim zayıf ama demokrasinin 3.dünyada antikapitalist içerikten yoksunlaştırılm ası (ki bu düz anlamıyla ekonomik kapitalizmden daha geniş bir perspektif gerektiriyor) faşizan güçlere yol açıyor tersinden. niyetlenilen, karşı çıkılanı destekleyici bir pozisyon üretiyor. zira dünya sistemi sürekli dengesizlik üretiyor bu tür coğrafyalarda...
yani türkiye'nin olabileceği örnekler olarak yunanistan, portekiz örnekleri veriliyor ama bunlar ne kadar bizim coğrafyaya uygun; tartışmak gerek.

Soner Yalçın'ın düşüncelerine çok önem atfetmediğimin ipucunu vermiştim zaten önceki yorumda.
Linki vermemdeki amaç şu;
Adına dış politika mı dersiniz, ulkeler arası reel politika mı, kapitalizmin merkezinin gizli servis faaliyetleri mi her neyse, ortada çok şeffaf olmayan, yaşanırken analitik olarak çözümlemenemeyecek bir faaliyetler bütünü var. Bu toz bulut arkasında flu şekilde görülen faaliyetlerin yaşadığımız anlarda aldığı seyrin ne olduğunu belki bilemeyiz ama daha önce almış olduğu şekillerde çıkarsama yapılabilir..ABD daha önce defalarca kez demokrası tehdit altında diyerek gizli servis oyunlarına girdi, ülkeler işgal etti, sivil/askeri darbeler yaptırdı..Şimdi benzer tezgahları Türkiye'de uyguluyor olabileceği bunun için bir takım tercümeci aydınları kullanıyor olabileceği çok da komplo teorisi değil..
Soner Yalçın'ın yazdıkları ne kadar özensiz, ne kadar uydurma olursa olsun Ahmet Altan'ın yazdıklarına bir kontrast teşkil ediyor, onun ayna imgesi gibi..Altan bütün grifit çağrışımlarından soyutlanmış/kopralımış salt bir biçimsel demokrasi havarılığı yapıyor..Yalçın da belki içerik uydurmlarına olan takınıtısından demokrasi biçimini önemsemiyor