Makaleler Bütün Yazılar Makale Politika "İşçi Kapitalizmi" mi "Uygulanabilir Sosyalizm" mi?
 

"İşçi Kapitalizmi" mi "Uygulanabilir Sosyalizm" mi? Popüler

Makale

Ahmet Çakmak, sürekli sosyalist cenah için son derece provokatif sorular soran bir yazar. "Taraf"çılar gibi bunu herhangi bir art niyet taşıyarak yaptığını düşünmüyorum; sosyalistler için "tabu" olan alanlarda tartışma başlıkları açabiliyor.

17 Eylül 2008 tarihli "İşçi Kapitalizmi" adlı yazısında da böyle bir başlık açmış ve son derece tartışmalı bir sorunsalı gündeme getrmiş; "Temsiliyeti kaldırmak, özyönetimi gerçekten uygulamak mümkün mü?"

 

"Kâr düzenini konuşmadan, onun alternatifinin şartlarını konuşmadan, aslında temel konu olan değer meselesini konuşmadan (artık hele Türkiye’de kimsenin taktığı yok zaten) işçilerin, ezilenlerin, yönetilenlerin yönetimini konuşmak fazla anlamlı olmaz."

Genel olarak bu yaklaşıma katılsam da her durumda bunu uygulamaya kalkmak bence yanıltıcı da olacaktır. Çakmak'ın vermeye çalıştığı mesaj, kapitalist üretim modeli yürürlükte iken, temsiliyeti dışlayan, küçük ya da büyük çaplı sosyalizan bir yönetim biçimi ya da örgütlenme modelinin uygulanamaz olduğu. Özyönetim, insanların büyük bir çoğunluğunun üst bir bilinç seviyesinde olmasını gerektirir; insanlığın en rafine, en gelişmiş yönetim biçimi olduğundan, onu icra edecek insanların bilinç seviyesinin de rafine olmasına gerektirir. Bu saptamaya koşulsuz anarşizm ile ya da aydın despotizmi gibi suçlamalarla karşı çıkmak bence mevcut gerçekliği gözardı eden bir romantizmden, iyi niyetli bir fantaziden öteye gidemez; özellikle Türkiye gibi otoriter yönetim modellerine, lider sultasına, "Kurtar bizi Baba" kültürüne bir hayli meyilli bir ülkede daha da böyle bu durum.

Lakin, karşımızda duran halkın otoriteryen yönetimlere meyilli olmasından, özyönetim pratiklerinin hiçbir toplumsal alanda uygulanamayacağını çıkarsamak da bence çok indirgemeci olacaktır.

Konuyu yine sosyalist iletişim platformuna getirirsek; kapitalist üretim koşulları devam ederken temsiliyeti dışlayan bir yönetimin kurulamayacağı doğru fikri, örneğin Birgün gibi sol bir platformda da özyönetimin uygulanamayacağı anlamına gelir mi?

Ahmet Çakmak'ın bizzat sözkonusu yazısını ele alalım; son derece önemli bir sorunsalı gündeme getiriyor. Yazı sayesinde Ahmet Çakmak'ın düşüncelerinin ne olduğunu öğrenmiş olduk. Peki, "sosyalist taban"ın bu çok önemli meseleye yaklaşımı nedir? Çakmak'ın kişisel fikrinden çok daha önemlidir, sosyalistler arasında bu konu temelindeki genel havanın ne olduğu. Tabanın ruhu nedir, şu anda neye temayül ediyor, farklı bakış açıları var mı? Bu gibi sorulara nerden, nasıl yanıt alacağız? Paylaştığımız ortak yaşam alanlarımız yok, bu gibi konuları spontan ilişkiler içinde, bir sohbet ortamında tartışma imkanına sahip değiliz. Öyleyse nasıl birbirimizin ne düşündüğünden haberdar olacağız.? İçtenlikle söylüyorum ki, Ahmet Çakmak ya da herhangi bir başka yazarın ne düşündüğünden çok daha fazla kollektif aklın ne düşündüğü benim için önemli. Peki bu kollektif aklın içinde bulunduğu durumu anlamamızı engelleyen nedir? Kapitalist üretim ilişkilerinin devam ediyor olması mı?

Tamam anlarım, bütün ülkede/dünyada kapitalist üretim ilişkileri yürürlükte iken gidip Hopa'da özyönetim uygulayamazsınız, bu gibi makro kurumlarda temsiliyeti kaldıramazsınız. Peki aynı mantık, niye iletişim yapılarında da olmak zorunda? Malum kesimlerin cevabı bellidir; ulusal bir gazete çıkarmak da kapitalist ilişkiler içinde yer almadan mümkün değildir. Peki öyleyse sosyalistler niye kapitalist ilişkileri yeniden üretmek anlamına gelen gazete çıkarmak işine yönelmek zorundaydı ki? Temsiliyeti dışlayan bir iletişim formatı bulunamaz mıydı?

Bütün herşeyi devrim sonrasına havale etmek, bugünden yapılabilecekleri gözardı etmeye yolaçıyor çoğunlukla. İnsanların toplumsal alışkanlıkları, günlük varoluşları bugünden yarına değişmiyor. Toplumun "devrim" gibi "anlık" bir altüst oluşla, yüzlerce yılllık alışkanlıklarından vazgeçebileceğini ve yepyeni bireylerin ortaya çıkacağını düşünmek, aslında çok daha ütopik olan yaklaşım.

Yeni toplumsal varoluş tipleri, küçük nüvelerden çıkar, yavaş yavaş yayılır ve yeni bir tarz olarak yerini alır. Toplumun en alt tabakalarına kadar yayılan bir özyönetimin kurulması belki yüzlerce yıl alacaktır, ama sosyalist bilinç düzeyine ulaşmış insanlar arasındaki ilişkilerde kurulmasının önünde de bir engel var mı?

Alakasız bir örnek gibi gelebilir ama Scientology gibi bir zırva dahi, 40-50 yıl içinde ABD'de resmi olarak kabul edilen bir "din" haline geldi; bütün dünyada yüzbinlerce mürit topladı kendine. Kimbilir belki birkaç yüzyıl sonra scientology'i resmi devlet dini olarak kabul edecek ülkeler de olacaktır. Bu spekülatif örnekle vermeye çalıştığım mesaj, bir yaşam kültürü olarak temsiliyeti dışlayan özyönetimin, belli yaşam alanlarında kurulup zamanla bir toplumsal varoluş kültürü haline gelmesinin mümkün olduğudur. Scientology özyönetime bir örnek değildir, ama belli bir yaşam tarzının içinde bulunulan üretim ilişkileriyle doğrudan ilişkide bulunmadan da, üstten alta doğru yaygınlaşabileceğini gösterir.

Sosyalizmi bir araçsal aklın boyunduruğuna tabii tutmak ve bütün mücadeleyi iktisadi kurtuluş sorunsalıyla sınırlamak, Çakmak'ın yaptığı yanlışın en büyük gerekçesi bence. Doğru; amacınız eğer sadece iktisadi kurtuluş perspektifinden özyönetimi ele almak ise, kapitalist koşullarda mümkün olmadığını söyleyebilirsiniz. Ama ya yaşam sadece iktisadi kurtuluş perspektifiyle ele alınmayacak kadar çok katmanlıysa?

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (7)
  • onder
    avatar

    Şu özyönetimin en rafine bilinçleri gerektirdiği meselesini daha somut açıklayacaktım unutmuşum;

    Dediğim gibi burada aslında Ahmet Çakmak'a en yakında durduğumu düşünüyorum; Çok spesifik bir örnek vermek gerekirse, mesala ÖDP'in mevcut reel politiğin dinamiklerini, Türkiye'deki yoksul halkın somut taleplerini dikkate almadan "özyönetim" ajitasyonu yapması, yönetimini aldığı beldelerde bunu uygulamaya kalkması, bunu partinin seçim çalışmalarında en önemli propaganda unsuru olarak kurması, partiyi romantik, somut sorunlardan uzak, hayalperest gibi standart halk suçlamalarına yolaçıyor; Türkiye halkının bu tür "yüksek" nitelikli talepler yükseltmek gibi bir sorunsalı ortalıkta görünmüyor; Zapatistaların durumunda uygulanabiliyor olması Türkiye'de uygulanabileceği anlamına gelmez. Elitist bir formasyonla, yoksulların doğrudan demokrasiyi özümseyecek yetetenekleri yok demekten daha çok, Ahmet Çakmak'ın birebir dile getirdiği gibi "özellikle Türkiye'de kimse bu tür şeyleri umursamıyor" saptamasını dile getirmekti.

    Benim kasettiğim tabanda yoksulların böyle bir doğrudan demokrasi talebi yok, kısa vadeli refah hamleleri ile ilgileniyor olmaları, özyönetim gibi talepleri ya da "ihtiyaç"ları olsun olmasın, toplumun daha "gelişmiş" kesimlerini özyönetim uygulamalarını hayata geçirmeye çalışmalarının gerekliliğidir..Bu iktisadi bir zorunluluğa dayanmak zorunda değil; benim kendi verili gerçekliğim içinde, kendi sınıfım içindeki insanlar arasında çok önemli bir özyönetim alanı görüyorum; Çulhaoğlu'nun ifade ettiği gibi yeni bir toplumsal yaşamın kurulmasına hizmet edecek bir iletişim ve etkileşim platformu..Bu az buz bir doğrudan demokrasi uygulaması değildir..

    Böyle bir yapının tarikata dönüşebileceği kaygısı, bir zamanlar çok yaygın olan "İnternet'in yabancılaştırıcı" etkisinden duyulan kaygı gibi mevcut potansiyelleri daha harekete geçmeden dışlamak anlamına geliyor..Hele bir harekete geçelim, tarikat durumuna düşme ya da yabancılaşma risklerini süreç içinde dikkate alırız. Bu tür kaygılarla mevcut potansiyelleri dışlamak, kötü rüya görmemek için uyumamaya benziyor.

  • onder
    avatar

    Evet, 1.no'lu maddede senin perspektifini eksik yorumlamışım..Ama Ahmet Çakmak'ın tespitini ikimiz de benzer anlamışız..Yalnız onun çözümlemesine verdiğimiz tepki farklı..Ben hala set çekici olduğunu düşünüyorum.
    Farklı çekincelerle, bambaşka bir perspektifle söylüyor olsa son tahlilde ortodoks devrim sonrasına havale etme mantığını görüyorum.

    Alýntý:
    özyönetimin ancak bu tür "imkanları ve sınırları" değerlendirdiği anlamda başarılı olabileceğine dair bir önseziydi



    Ha ama bu satır çok doğru; Zaten Spinoza'nın düsturuna gönderme yaparken benim kastettiğim de tam olarak böyle birşeydi.

    İkinci maddeye geçersek;

    Alýntý:
    özyönetim gibi insanların kendi kaderi üzerinde yetki sahibi olmasını ifade eden bir kavramın ancak, katılımcı insanların yaşamsal ihtiyaçlarıyla bağlantılandırıldığı yerde işlevsel olduğunu söylüyorum



    Bu satırlar iletişimin zorluğunu gösteriyor; yanlış anlama nerden kaynaklanıyor diye sormadan da edemiyor; zira benim derdim de tamı tamına böyle birşey. Nietszche-Deleuze-Negri düşünsel akımının metafizik karşıtlığı, kendi olmayan sorunların ascetic bir çilecilikle kendi sorunu gibi sahiplenilmesi vs hep ana eleştiri izleklerinden biridir..Sorunlar ancak kendi sahipleri tarafından çözülür.

    Sanırım yanlış anlama benim senin,

    Alýntý:

    tam da egemenlerin ifade ettiği demokrasi ancak olgunlar arasında mümkündür tezini farklı bir yerden ürettiğin için vermiştim örnekleri



    şeklinde yorumladığın özyönetimin en rafine bilinçlerle uygulanabileceği iddiamdan kaynaklanıyor..Aslında bu konu, Ahmet Çakmak'a en yakın durduğum yerdir. Hani o da tutup ÖDP'in yönetimini aldığı belde özyönetim deneyimine gitmesinin başarısız olmak zorunda olduğunu ifade ediyor ya, benim de kastettiğim farklı birşey değil..Bu yaklaşımın Türkiye solunda önemli bir damarı var; Türkiye solunun en büyük başarılarından biri olarak Fatsa hala efsane gibidir. Ahmet Çakmak bunun imkansızlığını eleştiriyor..Lakin bu katıldığım eleştirisi sen öyle bulmasan da bana hala bugünden yapılabilecekler set koyucu çağrışımları var; dediğim gibi özyönetim kurulabilmesi için öncelikle kapitalist üretim koşulları değişmelidir gibi bir mantık doğuruyor;

    Aslında daha sonra verdiğin örnek; perspektif farklılığını ortaya daha iyi koyuyor.

    Alýntý:
    şehirdeki orta sınıflar için özyönetim ihtiyaç değil, ihtiyaçlarını karşılarken uyguladıkları yöntemdir.




    Şimdi buna ben karşı çıkıyorum; hem de çok iyi denk geldi Çulhaoğlu'nu kullanarak karşı çıkıyorum;

    Alýntý:
    Buraya, Türkiye’ye gelince; siz yeniden kurmaz, yeniden anlamlandırmazsanız, kimsenin bağımsızlık, kamuculuk, halkçılık, hak-adalet, eşitlikçilik gibi değerleri salt “müktesebattır” diye sahipleneceği yoktur.

    O halde yapılması gereken, gerçekten toplumsal olanın yeniden inşasıdır.



    Bu Nietzsche'nin "değerleri yeniden değerlendirilmesi" dediği şeye benziyor. Özyönetim bir ihtiyaç değilse, bir ihtiyaç olarak hissedileceği koşulları kurmak lazım. Tavuk yumurta paradoksu gibi gelebilir; ama bence herhangi bir toplumsal değerin/alanın "ilkesel" olarak makrosu mikrosu olmaz. Deleuze felsefesenin yatay yayılım (rhizome/grassroots) tezinden benim anladığım da bu..Toplumun hücrelerinde, en küçük dokularında, değerleri işleyişe geçirmek..


    Alýntý:
    bence bu ihtiyaçlar ne, asıl onun konuşulması gerekiyor. ihtiyaçlarımızın kapitalist olmayan yoldan karşılanması nasıl mümkündür?



    Lakin bu nokta da çok çok önemli..Zaten dünya sol hareketinin kafa yorduğu en önemli başlık da bu olsa gerek.

  • mehmet özgür
    avatar

    son yazdıkların konusunda benim bir eleştirim yokki, bilakis bende kökün bulunmadığı yerde dükkan açmanın pek anlamı olmadığını düşünüyorum.

    benim eleştirim iki yönlüydü:
    1.si ahmet çakmak'ın söylediklerinin set koyucu olduğunun düşünülmesineydi. bense bilakis mikro ölçekteki bir oluşumun bile gözönüne alması gereken bir unsur olarak görüyorum söylediklerini, eğer tarikat olmayacaksa. özyönetimin ancak bu tür "imkanları ve sınırları" değerlendirdiği anlamda başarılı olabileceğine dair bir önseziydi. tek başına özyönetim veya yabancılaşmamış ilişkileri ifade etmek, böyle bir alan yaratmaya yetmez. zaten insanlar sosyalist olmadan, daha az sorumluluk alarak da bu tür alanlar yaratabiliyorlar. dışa yönelik bir hedefi olmadan bu tür yapıların içe doğru çökeceğini düşünüyorum. dışa yönelik hedef de mutlak olarak "mahalle çalışması" anlamına gelmiyor, ama çeviridir, atarak söylüyorum hukukçuysa parası olmayan için hukuk hizmetidir, mühendisse yine benzer projelerdir v.s...
    buradan 2.eleştirime geliyorum. zapatist v.s. örnekleri verirken; tam da egemenlerin ifade ettiği demokrasi ancak olgunlar arasında mümkündür tezini farklı bir yerden ürettiğin için vermiştim örnekleri. idealler onlardır gibi bir iddiam olmadı, ilk aklıma onlar geldiği için yazdım. özyönetim gibi insanların kendi kaderi üzerinde yetki sahibi olmasını ifade eden bir kavramın ancak, katılımcı insanların yaşamsal ihtiyaçlarıyla bağlantılandırıldığı yerde işlevsel olduğunu söylüyorum. arkadaş cemaati içerisinde zaten özyönetim gibi bir kavrama ihtiyaç duyulmaz. verdiğin örnekten hareket edersek; şehirdeki orta sınıflar için özyönetim ihtiyaç değil, ihtiyaçlarını karşılarken uyguladıkları yöntemdir. bence bu ihtiyaçlar ne, asıl onun konuşulması gerekiyor. ihtiyaçlarımızın kapitalist olmayan yoldan karşılanması nasıl mümkündür? bence çakmak'ın üzerinde durduğu en önemli nokta bu. bugünkü birgün (22 eylül) koray çalışkan'da buna temas etmiş.
    tekrar ifade edeyim, bu tekrardan makro politika yapalım demek değil; tam tersine mikro politikanın önemini göz önüne alan bir söylem.

  • onder
    avatar

    aslinda zamansal erim farklılığından bir perspektif farklılığı var, yoksa ilkesel olarak ben de söylediklerinden farklı düşünmüyorum.

    Ben, Spinoza'nın düsturu ışığında belli bir andaki gücümle orantılı olarak kendi gerçekliğim içinde düşünüyorum.

    Çok somuta indirgemek gerekirse, benim dünyam, menzilim tanıdığım "eski solcu" 3-5 arkadaşla biraraya gelip, birlikte ne yapabiliriz, özyönetimi bu kadar dar bir kapsam içinde nasıl gerçekleştirebiliriz sorusudur. Başka bir deyişle, ben örneğin gidip Armutlu'da yoksulların nasıl özyünetim yapmaları gerektiğini anlatamam.

    Kendi verili gerçekliğim içinde, doğal olarak etkileşimde bulunduğum insanlarla özyönetimsel pratikleri yerleştirip, bir üst aşamaya nasıl geçebilirize bakarım.

    Bir üst aşamanın sorunları, o aşamaya gelindiğinde başlar.

    Yine mesala iletişim platformundan gidersek, şu site benim kontakta bulunduğum insanlarla doğal ortamlar içinde yabancılaşmamış özyönetim alanıdır. Kurumsal bir yapının iletişim organına girip, onun alt üst ilişkilerine girip, öyle bir ortamda özyönetim üzerine çok daha fazla sayıda insanın okuyacağı ahkamlar keseceğime, etki alanı çok daha kısıtlı da olsa, düşündüklerimi pratiğe sokabileceğim ortamları seçerim..

    Zapatista hareketi bir grup yoksulun sorunlarını kendi ellerine almak için oluşan bir hareket. Bu hareketi doğuran koşullar Türkiye'de olur mu? Belki bir yerde vardır, Bergama köylüleri gibi. Ama bunlar varsa bile benim etki alanım içinde değil.

    Ben özyünetim en rafine bilinçleri gerektirir derken bunun reel politik alanda örneğin seçim propagandası olarak kullanılması, mevcut üretim ilişkileri içinde toplumun örgütlenmesi anlamında kullandım..

    Zaten bu anlamda Ahmet Çakmak'la birebir aynı düşünüyoruz. Onun eleştirisi de, en azından benim anladığım, özyönetim gibi üretim ilişkilerini kökten değiştirmeyi gerektiren bir talebi, reel politika unusuru olarak kullanmanın anlamsızlığına vurgu yapıyor..Ben rafine bilinçler lazım derken, belki de ancak toplumsal bir devrimden sonra toplumun külliyen özyünetim olarak örgütlenmesini kastettim..Bu açıdan Çakmak haklı dedim. Karşı çıktığım nokta makro düzeyde özyönetimin uygulanamayacak olması, dar, yerel alanlarda uygulanamayacağı anlamına gelmez.

    Özyönetimi mikro düzeyde yerleştirecek çok fazla alan var eğer istenirse..Bergama köylüleri kendi aralarında, İstanbul'da (metrolarda) yaşayan orta sınıf çalışanlar da kendi aralarındaki günlük işlerde hayata geçirebilirler. İktisadi bakış açısını da bu anlamda eleştirdim. Özyönetim hep "politik"/ekonomik sorunların çözümüne yönelik olabilirmiş gibi algılanabiliyor..Şu sitede kendi etrafında yaratacağı etkileşimle, kendi özyönetim pratiklerini bugünden niye yapmasın?

  • mehmet özgür
    avatar

    bence ahmet çakmak derdi ertelemekten öte tam da doğru noktayı yakalamış. perspektifinin de iktisadi kurtuluş içerisinde sıkıştırabileceğini düşünmüyorum. değer teorisinden veya kapitalizmden bahsederken, ekonomiden daha fazlasını anladığımızı düşünüyorum. ya da anlamamız gerektiğini düşünüyorum demem daha doğru olur belki de. ahmet çakmak'ın perspektifinin derinleştirilmesi bence tam da radikal/ertelemeci olmayan sosyalizm için işlevsel olabilir. sendikaları, tarım kooperatiflerini, sanat kolektiflerini, dayanışma gruplarını neden birbirine bağlamanız gerektiği (hem de devrimden önce) ve bu bağın niteliklerinin ne olması gerektiğini ancak bu temelde konuşabiliriz gibi geliyor. yoksa özyönetimin kendisi çok kolay sermayeye, değere eklemlenebilir. yugoslavya örneği veya son dönem kalite çemberi uygulaması biraz da bu değil mi? değer teorisini "politik" alan üzerinden ortadan kaldırılabilecek bir şey olarak görmek belki de sovyetlerin hatasıydı.

    bu arada özyönetim en üst bilinç gerektirir demenin, bugün hem değer teorisi dışında yeni değer(ler) üreten hem de bunu olabildiğince özyönetim şeklinde gerçekleştiren topluluklara haksızlık olduğunu düşünüyorum. tam tersine bunu en rafine bilinç sahibi insanlardan çok, hayatları için yaşamsal bir dert olarak gören insanlar becerebiliyor. zapatist köylü, topraksız brezilyalı veya arjantinli işşiz rafine bilinçten çok, bunun yaşamsal bir sorun olduğunu deneyimlemeleriyle başarıyorlar doğrudan demokrasiyi. düşünülenin aksine insanların sürekli mcüadele içerisinde olduğu bir yapılanmada çok daha kolay bence, durgunluk üzerinde hareket eden yapılarda özyönetimin bir noktadan sonra sorumluluğun birinin üzerine yıkılacağı durgunlaşacağını düşünüyorum.
    ertelemeci olmayan bir sosyalist perspektifin de bence ilk önce "neden varolduğunu" kendine anlatabilmesi lazım. yani somut olarak "ilişki kurmaktan" çok, bir işlev yerine getirmesi gerektiğini düşünüyorum. ilişkiler bunun sonucu olacakmıştır gibi geliyor.

  • onder
    avatar

    Evet Bulent hocam; aynen de dediğin gibi;

    Alýntý:
    partı ıcı yasam ve sokak dakı yasam ortusmuyor



    Bu bence tam da özgürleşme mücadelesini kurumsal/örgütsel mücadele ile sınırlı görmekten veya herşey devrim sonrasına havale edildiği için, bütün mücadeleyi devrime endeksli gibi görmekten kaynaklanıyor

  • bulent
    avatar

    ozyonetımı kucuk yapılar ıcın uygun ola bılr. kuresellesme nın alternetıfı olarak da .yoresel cıkıslar ve orgutlenmeler. on ogorule bılınır. bulundugumuz alan da ne gıbı degısıkler yapa bılırız. bellı bır yasam tarzı ıcın dekı bıreylerın uretım ılıskılerının duzenlenmesın de yatıyor.yıllarca ıcın de bulundugum partı bunu duzenleyemedı.kımse partı dısı yasamlarda orgutlenmeyı saglıyamıyor.partı ıcı yasam ve sokak dakı yasam ortusmuyor . sol dakı cıkmaz . kapıtalıst uretım tarzının devam edıyor olması. ve bız bunu ıylestırmek ıstıyor olmamız.

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #7 Önder Kurt 22-09-2008 07:06
Şu özyönetimin en rafine bilinçleri gerektirdiği meselesini daha somut açıklayacaktım unutmuşum;

Dediğim gibi burada aslında Ahmet Çakmak'a en yakında durduğumu düşünüyorum; Çok spesifik bir örnek vermek gerekirse, mesala ÖDP'in mevcut reel politiğin dinamiklerini, Türkiye'deki yoksul halkın somut taleplerini dikkate almadan "özyönetim" ajitasyonu yapması, yönetimini aldığı beldelerde bunu uygulamaya kalkması, bunu partinin seçim çalışmalarında en önemli propaganda unsuru olarak kurması, partiyi romantik, somut sorunlardan uzak, hayalperest gibi standart halk suçlamalarına yolaçıyor; Türkiye halkının bu tür "yüksek" nitelikli talepler yükseltmek gibi bir sorunsalı ortalıkta görünmüyor; Zapatistaların durumunda uygulanabiliyor olması Türkiye'de uygulanabileceğ i anlamına gelmez. Elitist bir formasyonla, yoksulların doğrudan demokrasiyi özümseyecek yetetenekleri yok demekten daha çok, Ahmet Çakmak'ın birebir dile getirdiği gibi "özellikle Türkiye'de kimse bu tür şeyleri umursamıyor" saptamasını dile getirmekti.

Benim kasettiğim tabanda yoksulların böyle bir doğrudan demokrasi talebi yok, kısa vadeli refah hamleleri ile ilgileniyor olmaları, özyönetim gibi talepleri ya da "ihtiyaç"ları olsun olmasın, toplumun daha "gelişmiş" kesimlerini özyönetim uygulamalarını hayata geçirmeye çalışmalarının gerekliliğidir. .Bu iktisadi bir zorunluluğa dayanmak zorunda değil; benim kendi verili gerçekliğim içinde, kendi sınıfım içindeki insanlar arasında çok önemli bir özyönetim alanı görüyorum; Çulhaoğlu'nun ifade ettiği gibi yeni bir toplumsal yaşamın kurulmasına hizmet edecek bir iletişim ve etkileşim platformu..Bu az buz bir doğrudan demokrasi uygulaması değildir..

Böyle bir yapının tarikata dönüşebileceği kaygısı, bir zamanlar çok yaygın olan "İnternet'in yabancılaştırıc ı" etkisinden duyulan kaygı gibi mevcut potansiyelleri daha harekete geçmeden dışlamak anlamına geliyor..Hele bir harekete geçelim, tarikat durumuna düşme ya da yabancılaşma risklerini süreç içinde dikkate alırız. Bu tür kaygılarla mevcut potansiyelleri dışlamak, kötü rüya görmemek için uyumamaya benziyor.
Alıntı
 
 
0 #6 Önder Kurt 22-09-2008 06:43
Evet, 1.no'lu maddede senin perspektifini eksik yorumlamışım..A ma Ahmet Çakmak'ın tespitini ikimiz de benzer anlamışız..Yaln ız onun çözümlemesine verdiğimiz tepki farklı..Ben hala set çekici olduğunu düşünüyorum.
Farklı çekincelerle, bambaşka bir perspektifle söylüyor olsa son tahlilde ortodoks devrim sonrasına havale etme mantığını görüyorum.

Alıntı:
özyönetimin ancak bu tür "imkanları ve sınırları" değerlendirdiği anlamda başarılı olabileceğine dair bir önseziydi
Ha ama bu satır çok doğru; Zaten Spinoza'nın düsturuna gönderme yaparken benim kastettiğim de tam olarak böyle birşeydi.

İkinci maddeye geçersek;

Alıntı:
özyönetim gibi insanların kendi kaderi üzerinde yetki sahibi olmasını ifade eden bir kavramın ancak, katılımcı insanların yaşamsal ihtiyaçlarıyla bağlantılandırıldığı yerde işlevsel olduğunu söylüyorum
Bu satırlar iletişimin zorluğunu gösteriyor; yanlış anlama nerden kaynaklanıyor diye sormadan da edemiyor; zira benim derdim de tamı tamına böyle birşey. Nietszche-Deleuze-Negri düşünsel akımının metafizik karşıtlığı, kendi olmayan sorunların ascetic bir çilecilikle kendi sorunu gibi sahiplenilmesi vs hep ana eleştiri izleklerinden biridir..Sorunlar ancak kendi sahipleri tarafından çözülür.

Sanırım yanlış anlama benim senin,
Alıntı:

tam da egemenlerin ifade ettiği demokrasi ancak olgunlar arasında mümkündür tezini farklı bir yerden ürettiğin için vermiştim örnekleri
şeklinde yorumladığın özyönetimin en rafine bilinçlerle uygulanabileceği iddiamdan kaynaklanıyor..Aslında bu konu, Ahmet Çakmak'a en yakın durduğum yerdir. Hani o da tutup ÖDP'in yönetimini aldığı belde özyönetim deneyimine gitmesinin başarısız olmak zorunda olduğunu ifade ediyor ya, benim de kastettiğim farklı birşey değil..Bu yaklaşımın Türkiye solunda önemli bir damarı var; Türkiye solunun en büyük başarılarından biri olarak Fatsa hala efsane gibidir. Ahmet Çakmak bunun imkansızlığını eleştiriyor..Lakin bu katıldığım eleştirisi sen öyle bulmasan da bana hala bugünden yapılabilecekler set koyucu çağrışımları var; dediğim gibi özyönetim kurulabilmesi için öncelikle kapitalist üretim koşulları değişmelidir gibi bir mantık doğuruyor;

Aslında daha sonra verdiğin örnek; perspektif farklılığını ortaya daha iyi koyuyor.

Alıntı:
şehirdeki orta sınıflar için özyönetim ihtiyaç değil, ihtiyaçlarını karşılarken uyguladıkları yöntemdir.
Şimdi buna ben karşı çıkıyorum; hem de çok iyi denk geldi Çulhaoğlu'nu kullanarak karşı çıkıyorum;

Alıntı:
Buraya, Türkiye’ye gelince; siz yeniden kurmaz, yeniden anlamlandırmazsanız, kimsenin bağımsızlık, kamuculuk, halkçılık, hak-adalet, eşitlikçilik gibi değerleri salt “müktesebattır” diye sahipleneceği yoktur.

O halde yapılması gereken, gerçekten toplumsal olanın yeniden inşasıdır.
Bu Nietzsche'nin "değerleri yeniden değerlendirilmesi" dediği şeye benziyor. Özyönetim bir ihtiyaç değilse, bir ihtiyaç olarak hissedileceği koşulları kurmak lazım. Tavuk yumurta paradoksu gibi gelebilir; ama bence herhangi bir toplumsal değerin/alanın "ilkesel" olarak makrosu mikrosu olmaz. Deleuze felsefesenin yatay yayılım (rhizome/grassroots) tezinden benim anladığım da bu..Toplumun hücrelerinde, en küçük dokularında, değerleri işleyişe geçirmek..


Alıntı:
bence bu ihtiyaçlar ne, asıl onun konuşulması gerekiyor. ihtiyaçlarımızın kapitalist olmayan yoldan karşılanması nasıl mümkündür?
Lakin bu nokta da çok çok önemli..Zaten dünya sol hareketinin kafa yorduğu en önemli başlık da bu olsa gerek.
Alıntı
 
 
0 #5 mehmet özgür 22-09-2008 06:07
son yazdıkların konusunda benim bir eleştirim yokki, bilakis bende kökün bulunmadığı yerde dükkan açmanın pek anlamı olmadığını düşünüyorum.

benim eleştirim iki yönlüydü:
1.si ahmet çakmak'ın söylediklerinin set koyucu olduğunun düşünülmesineyd i. bense bilakis mikro ölçekteki bir oluşumun bile gözönüne alması gereken bir unsur olarak görüyorum söylediklerini, eğer tarikat olmayacaksa. özyönetimin ancak bu tür "imkanları ve sınırları" değerlendirdiği anlamda başarılı olabileceğine dair bir önseziydi. tek başına özyönetim veya yabancılaşmamış ilişkileri ifade etmek, böyle bir alan yaratmaya yetmez. zaten insanlar sosyalist olmadan, daha az sorumluluk alarak da bu tür alanlar yaratabiliyorla r. dışa yönelik bir hedefi olmadan bu tür yapıların içe doğru çökeceğini düşünüyorum. dışa yönelik hedef de mutlak olarak "mahalle çalışması" anlamına gelmiyor, ama çeviridir, atarak söylüyorum hukukçuysa parası olmayan için hukuk hizmetidir, mühendisse yine benzer projelerdir v.s...
buradan 2.eleştirime geliyorum. zapatist v.s. örnekleri verirken; tam da egemenlerin ifade ettiği demokrasi ancak olgunlar arasında mümkündür tezini farklı bir yerden ürettiğin için vermiştim örnekleri. idealler onlardır gibi bir iddiam olmadı, ilk aklıma onlar geldiği için yazdım. özyönetim gibi insanların kendi kaderi üzerinde yetki sahibi olmasını ifade eden bir kavramın ancak, katılımcı insanların yaşamsal ihtiyaçlarıyla bağlantılandırı ldığı yerde işlevsel olduğunu söylüyorum. arkadaş cemaati içerisinde zaten özyönetim gibi bir kavrama ihtiyaç duyulmaz. verdiğin örnekten hareket edersek; şehirdeki orta sınıflar için özyönetim ihtiyaç değil, ihtiyaçlarını karşılarken uyguladıkları yöntemdir. bence bu ihtiyaçlar ne, asıl onun konuşulması gerekiyor. ihtiyaçlarımızı n kapitalist olmayan yoldan karşılanması nasıl mümkündür? bence çakmak'ın üzerinde durduğu en önemli nokta bu. bugünkü birgün (22 eylül) koray çalışkan'da buna temas etmiş.
tekrar ifade edeyim, bu tekrardan makro politika yapalım demek değil; tam tersine mikro politikanın önemini göz önüne alan bir söylem.
Alıntı
 
 
0 #4 Önder Kurt 21-09-2008 16:40
aslinda zamansal erim farklılığından bir perspektif farklılığı var, yoksa ilkesel olarak ben de söylediklerinde n farklı düşünmüyorum.

Ben, Spinoza'nın düsturu ışığında belli bir andaki gücümle orantılı olarak kendi gerçekliğim içinde düşünüyorum.

Çok somuta indirgemek gerekirse, benim dünyam, menzilim tanıdığım "eski solcu" 3-5 arkadaşla biraraya gelip, birlikte ne yapabiliriz, özyönetimi bu kadar dar bir kapsam içinde nasıl gerçekleştirebi liriz sorusudur. Başka bir deyişle, ben örneğin gidip Armutlu'da yoksulların nasıl özyünetim yapmaları gerektiğini anlatamam.

Kendi verili gerçekliğim içinde, doğal olarak etkileşimde bulunduğum insanlarla özyönetimsel pratikleri yerleştirip, bir üst aşamaya nasıl geçebilirize bakarım.

Bir üst aşamanın sorunları, o aşamaya gelindiğinde başlar.

Yine mesala iletişim platformundan gidersek, şu site benim kontakta bulunduğum insanlarla doğal ortamlar içinde yabancılaşmamış özyönetim alanıdır. Kurumsal bir yapının iletişim organına girip, onun alt üst ilişkilerine girip, öyle bir ortamda özyönetim üzerine çok daha fazla sayıda insanın okuyacağı ahkamlar keseceğime, etki alanı çok daha kısıtlı da olsa, düşündüklerimi pratiğe sokabileceğim ortamları seçerim..

Zapatista hareketi bir grup yoksulun sorunlarını kendi ellerine almak için oluşan bir hareket. Bu hareketi doğuran koşullar Türkiye'de olur mu? Belki bir yerde vardır, Bergama köylüleri gibi. Ama bunlar varsa bile benim etki alanım içinde değil.

Ben özyünetim en rafine bilinçleri gerektirir derken bunun reel politik alanda örneğin seçim propagandası olarak kullanılması, mevcut üretim ilişkileri içinde toplumun örgütlenmesi anlamında kullandım..

Zaten bu anlamda Ahmet Çakmak'la birebir aynı düşünüyoruz. Onun eleştirisi de, en azından benim anladığım, özyönetim gibi üretim ilişkilerini kökten değiştirmeyi gerektiren bir talebi, reel politika unusuru olarak kullanmanın anlamsızlığına vurgu yapıyor..Ben rafine bilinçler lazım derken, belki de ancak toplumsal bir devrimden sonra toplumun külliyen özyünetim olarak örgütlenmesini kastettim..Bu açıdan Çakmak haklı dedim. Karşı çıktığım nokta makro düzeyde özyönetimin uygulanamayacak olması, dar, yerel alanlarda uygulanamayacağ ı anlamına gelmez.

Özyönetimi mikro düzeyde yerleştirecek çok fazla alan var eğer istenirse..Berg ama köylüleri kendi aralarında, İstanbul'da (metrolarda) yaşayan orta sınıf çalışanlar da kendi aralarındaki günlük işlerde hayata geçirebilirler. İktisadi bakış açısını da bu anlamda eleştirdim. Özyönetim hep "politik"/ekono mik sorunların çözümüne yönelik olabilirmiş gibi algılanabiliyor ..Şu sitede kendi etrafında yaratacağı etkileşimle, kendi özyönetim pratiklerini bugünden niye yapmasın?
Alıntı
 
 
0 #3 mehmet özgür 21-09-2008 16:10
bence ahmet çakmak derdi ertelemekten öte tam da doğru noktayı yakalamış. perspektifinin de iktisadi kurtuluş içerisinde sıkıştırabilece ğini düşünmüyorum. değer teorisinden veya kapitalizmden bahsederken, ekonomiden daha fazlasını anladığımızı düşünüyorum. ya da anlamamız gerektiğini düşünüyorum demem daha doğru olur belki de. ahmet çakmak'ın perspektifinin derinleştirilme si bence tam da radikal/ertelem eci olmayan sosyalizm için işlevsel olabilir. sendikaları, tarım kooperatiflerin i, sanat kolektiflerini, dayanışma gruplarını neden birbirine bağlamanız gerektiği (hem de devrimden önce) ve bu bağın niteliklerinin ne olması gerektiğini ancak bu temelde konuşabiliriz gibi geliyor. yoksa özyönetimin kendisi çok kolay sermayeye, değere eklemlenebilir. yugoslavya örneği veya son dönem kalite çemberi uygulaması biraz da bu değil mi? değer teorisini "politik" alan üzerinden ortadan kaldırılabilece k bir şey olarak görmek belki de sovyetlerin hatasıydı.

bu arada özyönetim en üst bilinç gerektirir demenin, bugün hem değer teorisi dışında yeni değer(ler) üreten hem de bunu olabildiğince özyönetim şeklinde gerçekleştiren topluluklara haksızlık olduğunu düşünüyorum. tam tersine bunu en rafine bilinç sahibi insanlardan çok, hayatları için yaşamsal bir dert olarak gören insanlar becerebiliyor. zapatist köylü, topraksız brezilyalı veya arjantinli işşiz rafine bilinçten çok, bunun yaşamsal bir sorun olduğunu deneyimlemeleri yle başarıyorlar doğrudan demokrasiyi. düşünülenin aksine insanların sürekli mcüadele içerisinde olduğu bir yapılanmada çok daha kolay bence, durgunluk üzerinde hareket eden yapılarda özyönetimin bir noktadan sonra sorumluluğun birinin üzerine yıkılacağı durgunlaşacağın ı düşünüyorum.
ertelemeci olmayan bir sosyalist perspektifin de bence ilk önce "neden varolduğunu" kendine anlatabilmesi lazım. yani somut olarak "ilişki kurmaktan" çok, bir işlev yerine getirmesi gerektiğini düşünüyorum. ilişkiler bunun sonucu olacakmıştır gibi geliyor.
Alıntı
 
 
0 #2 Önder Kurt 18-09-2008 09:29
Evet Bulent hocam; aynen de dediğin gibi; Alıntı:
partı ıcı yasam ve sokak dakı yasam ortusmuyor
Bu bence tam da özgürleşme mücadelesini kurumsal/örgüts el mücadele ile sınırlı görmekten veya herşey devrim sonrasına havale edildiği için, bütün mücadeleyi devrime endeksli gibi görmekten kaynaklanıyor
Alıntı
 
 
0 #1 bulentbarn 18-09-2008 09:24
ozyonetımı kucuk yapılar ıcın uygun ola bılr. kuresellesme nın alternetıfı olarak da .yoresel cıkıslar ve orgutlenmeler. on ogorule bılınır. bulundugumuz alan da ne gıbı degısıkler yapa bılırız. bellı bır yasam tarzı ıcın dekı bıreylerın uretım ılıskılerının duzenlenmesın de yatıyor.yıllarc a ıcın de bulundugum partı bunu duzenleyemedı.k ımse partı dısı yasamlarda orgutlenmeyı saglıyamıyor.pa rtı ıcı yasam ve sokak dakı yasam ortusmuyor . sol dakı cıkmaz . kapıtalıst uretım tarzının devam edıyor olması. ve bız bunu ıylestırmek ıstıyor olmamız.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile