Makaleler Bütün Yazılar Makale Politika "Dönek" ve "Despot" Aynı Kişidir
 

"Dönek" ve "Despot" Aynı Kişidir Popüler

Makale

"Dönek" ve "Despot"; bu iki karakter tipi çoğunlukla iki aşırı ucu temsil eder gibi ele alınır. Biri inandığı değerleri kökten yadsır, diğeri de onları her türlü keyfi uygulamayı meşrulaştıracak kadar aşırıya götürür. Oysa bu ayrım bana yanıltıcı görünmeye başladı. "Taraf" sayesinde ortaya çıkan en yeni döneklik vakalarındaki kimi tipik özellikler, bana klasik "despot" tipini hatırlatıyor. Her iki karakter durumunda da ortak olan pekçok özellik var.

Timsahların cinsiyeti yumurta döllendiği anda belirlenmiyormuş; yani tüm yumurtalar cinsiyetsiz bir timsah embriyosu taşıyor en başta. Yumurtaların küme içindeki konumlarına, yani yüzeye yakın ya da uzak olmasıyla belirlenen sıcaklık durumuna göre embriyolar erkek ya da dişi oluyor. Benzer şekilde, bir ve aynı kişilik tipi, ortada devrimci bir durum varsa "despot", bir geri çekilme durumu varsa "dönek" oluyor.

 

 

Bu iki tipin ortak özelliği aşırı büyük bir egoya sahip olmalarıdır; bütün dünyanın kendi etraflarında döndüğüne, bireysel tarihlerinin toplumsal tarih olduğuna inanmalarıdır. Toplum sonal amacına, bunların kısa fani yaşamlarında ulaşmak zorundadır. İnsanlık için o kadar değerlidirler ki, dünyaya gelmelerinde öylesine büyük bir "design" vardır ki, herhangi bir toplumsal teorinin doğruluk ölçüsü onların yaşam sınırları içinde rüştünü ispat edebilmesidir. Eğer edemiyorsa, böylesine önemli bir kişinin meyvelerini toplayamaması kabul edilemeyeceğine göre, doğru olamaz. Temel kişilik arkaplanı budur; bu arkaplanın "despot" olarak mı yoksa "dönek" olarak mı tezahür edeceğini, ortam sıcaklığının yumurtanın erkek timsah mı yoksa dişi timsah mı doğuracağını belirlemesi gibi, toplumsal "ortam sıcaklığı" belirler. Böylece bu bir ve aynı kişilik arkaplanı, 1930'ların Rusyasında Stalin, 2000'li yılların Türkiye'sinde de "malum dönek" olarak vücuda gelebilir.

Stalin'in kendi büyüklüğüne olan inancı Sovyetlerde Sosyalist aşamaya geçilmesi için gerekli ve yeter koşul olabildi, böylece burjuva sınıfının kalıntıları Stalin'in yaşam süreci içinde yani topu topu 40 yıl içinde "temizlenebildi" ve asırlar boyu devam etmesi gereken bir koca sürekli devrim, onun "büyüklüğü" sayesinde kestirmeden tamamlanabildi.

"Malum Döneğin" kendi büyüklüğüne olan inancı, onun yaşam sınırları içinde realize edilemeyen iki asırlık sosyalist projenin "bilinen yöntemleriyle" iflas etttiğini ilan etmek için yeterli olabildi. "Malum Dönek" soyalizme gereğinden fazla şans vermişti zaten, her "büyük adamın" yapacağı gibi yüce gönüllük gösterip sabretmiş ve adil olmuştu; ama sosyalist teori onca yıldan sonra onun gibi bu dünyaya büyük işler başarmak için gelmiş bir adamı, hala adı sanı bilinmeyen biri, çok çok 8000 basan bir gazetenin tanınmayan bir köşe yazarı olarak bırakmışsa, demek ki radikal biçimde yanlış olmalıydı; o birgün politbüro üyesi olmak hayali ile bunca sıkıntıya katlanmış, bunca özveri göstermişti, kimsenin tanımadığı kıytırık bir köşe yazarı olmak için değil.

"Despot" kendisini "halkın iradesinin" enkarnasyonu olarak görür; aldığı kararlar, uyguladığı şiddet bireysel değil, proleteryanın insiyatifidir. O sadece ulvi iradenin tecelli ettiği aracıdır.

"Malum dönek", evrensel aklın, mutlak tin'in enkarnasyonudur. Herhangi bir toplumsal teorinin son kullanma tarihini saptamak, onun derin zihinsel faaliyetlerinin şaşmaz kararları ile belirlenir. Neyin hala geçerli, neyin "eski", neyin "yeni" olduğuna onca yazıp çizmiş biri olarak rahatlıkla karar verebilir.

"Despot"un hoşlanmadığı herhangi biri, kaçınılmaz olarak "halk düşmanı" olmak zorundadır. "Malum dönek" için, yıllarca dizini dibinden ayrılmadığı biri bile bir gecede, "atın bu ermeniyi artık"diyen bir ırkçı haline gelebilir. Her iki durumda da, kişisel hedeflere ulaşmanın modus operandi'si, rakiplerin yürürlükte olan "siyaseten doğru" klişelere uygun hareket etmediği suçlamasını yapmaktır. Stalin'in durumunda tüm siyasi rakipler sınıfa ihanet etmişti, "malum dönek"in durumunda ise "özgürlükçü sol" pazarda en çok rant getiren farklı kimliklere saygılı olmaya ihanet edilmişti. "Özgürlükçü Sol"cular etnik nefrete sıfır tolerans gösterirdi, öyleyse sayesinde siyasi vitrine çıkılan en büyük siyasi abiye bile ırkçı suçlaması ile itibar kaybettirilebilirdi.

"Despot" toplumsal mücadeleyi kollektif bir kurtuluş projesi olarak değil, kişisel bir güç mücadelesi olarak görür. Örgütün en tepesine çıkılana dek, stratejik, taktik ittifaklar yapılır, doğru an gelene dek pusuya yatılır, öldürücü darbeyi indirecek güç toplanana kadar düşük profil sergilenir. Yakın bir gelecekte elimine edilecek düşmanlara gerekiyorsa yalakalık yapılır, onların sayelerinde basamaklar çıkılır, daha güçlü bir efendi bulunduğunda ise hemen yokedilirler. Bu bağlamda "malum dönek" de birebir aynı tavırları sergiler, yalnızca yalakalıkları daha fütursuz, çok daha alçakçadır; Plaza medyasına geçene kadar solcu yayın organlarında "sosyalist" hatta ödün vermez radikal sosyalist yazılar yazılır, isimler dolaşıma sokulur, doğru bir konjüktür yakalandığında ise, diyelim "Lenin'in frengiden öldüğü", ya da "eski bir ağbinin artık hayatta olmayan bir ermeni vatandaşımız için atın bu ermeniyi" dediği türü "haberlerle", yeni efendilere doğru kuyruk sallanır, olmadı arkalarında küçük sevimli sıçramalarla ne kadar sevimli oldukları fark ettirilmeye çalışılır, sonunda yeni efendi eğilip okşar ve ardından da bir kemik atarsa, hemen eski efendiye doğru havlanmaya başlanır ve yeni efendinin mülkünün yılmaz bekçiliğinin yapılacağı gösterilir.

Sosyalizm tarihinde, toplumsal mücadeleyi bireysel çıkarları için kullanan alçaklar, "despot" ya da "dönek",  her zaman olmuştur, her zaman da olacaktır. Sormamız gereken soru, örgütlenme, iletişim, toplumsal ilişkilerimizdeki hangi süreçlerin bunların üzerimize basarak çıkmalarına izin verdiğidir. "Döneklik" ya da "Despotluk" kanımca patalolojik kişiliklerden çıkmaz sadece; sistemin yalakası olmanın sunacağı avantajları elinin tersiyle itme onurunu gösterebilecek kadar sağlam bir ahlaki yapıya pek az insan sahip olabilir. Hepimiz heran dönebilir ya da despotlaşabiliriz. Sorun biraz da kendimize bile güvenmemek, hiçbir tek insana dejenere edici düzeyde kültürel, politik ya da söz söyleme hakkı vermeyecek, kendi kendini denetleyebilecek bir mekanizma kurmakla ilgili değil mi? Birgün gazetesi ilk çıktığında, bunun geniş bir kollektivitenin değil, ancak üç beş insanın sesi olabileceğini söylemiştik. Eğer sadece bir avuç insana, yine bir avuç insanın editörlüğü ile söz hakkı tanır, geniş kollektiviteleri örtük olarak bastırırsanız, kurduğunuz yapılar sisteme yeni borazan yetiştiren okullar olmanın ötesine geçemez. Eğer Birgün bir yazar hiyerarşisi ile çıkan, biçim itibariyle tipik bir gazete değil de bir kollektivite olabilseydi, bugünkü döneklerin hiçbiri bu kadar etkili olma şansı yakalayamaz, piyasaya araştırmacı yazar olarak çıkamazdı.

Doğrudan demokrasi yalnız siyasi örgütlenmeler için değil, her türlü toplumsal alan için bir ideal olmak zoprundadır. Bugünün İnternet teknolojisi iletişim alanında son derece etkili bir doğrudan demokrasi kurmaya olanak tanımaktadır. Arkaik iletişim formatları, hiçbir kollektif platform yaratmaya hizmet edemeyeceği gibi, densiz saldırılarıyla sinirlerimizi bozacak dönekler çıkarır ancak.

 

 

 

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (13)
  • mehmet özgür
    avatar

    son iki paragrafa kendimce şöyle bir ekleme yapayım:
    birgün'ün başını ağrıtan bence tam da kendi yaşam alanı dışındakileri de kendisinin kapsayabileceği iddiasıydı ki, bence bütün bu sorunlar demetine yol açan bu iyimserlikti. evrensel veya aydınlık veya atılım gibi bir çizgi izleyip, çok daha az sorunla yine aynı tiraj yakalanırdı bence. ikisi arasında kalınca malum dertler ortaya çıktı gibi geliyor bana. ve tek başına kitlelerin de uzaklaştırıldığını/susturulduğunu zannetmiyorum. zira kitle de öyle bir kitle diye düşünüyorum. biraz diyalektik bir durum. gerçekten işin demokratik söz söyleme kısmı daha kalabalık olurdu ama iş asıl devrimciliğin ortaya çıkacağı irade koyma, gösterme noktasına gelince o kitle her zaman orada olmuyor. (susmaktan keyf alıyor) ortodoksinin halen başarılı olmasının sebebi bu konudaki net tavrı, zizek'in bahsettiği gibi kafeinsiz kahve olmamaları.
    asıl başlığa dönersem ise, yazıyı okurken zihnimde halil berktay ile nabi yağcı canlandı doğrudan. despot ve dönek'i cisimleştiren iki kişilik. sungur savran bahsediyordu galiba, berktay aydınlıkçılığının son döneminde, aydınlıkçıların sol liberallere karşı taaruzunda en başta gelirken, şimdi tam ters cephenin en önüne atlıyor.

  • guclu
    avatar

    Geçen hafta Ali Başpınar öldü. Başpınar, 68'in militan, 78'in önder kadrosunda yer alıyordu; 75-80 arasında hem TÖBDER'i, hem de Dev Yol'u örgütlüyordu, sanırım silahlı işlerde de vardı. 11 yıl hapis yattı. Çıktıktan üç sene sonra da kansere yakalandı. Ömrü mücadele, işkence ve hapishanelerde geçmişti. Geçen sene eşini kaybetti, geçen hafta da kendisi gidiverdi. Sinirucu kanseriymiş. Bir oğlu vardı, oğlan anasız ve babasız kalakaldı birden.

    Bütün bu döneklik, despotluk tartışmaları içinde Ali Başpınar geldi bütün hüznüyle yüreğime oturdu. Sahici bir insandı ve tavizsiz sosyalistti. Bir uçtan bir uca savrulanların "büyük düşünür" sayıldığı bir ortamda bir kuyruklu yıldız gibi geldi de geçti. O yıldızın ışığı umarım birilerini aydınlatır...

  • mehmet özgür
    avatar

    horkheimer şöyle bir şey demiş, galiba analiz aracı olarak da işlevsel sayılabilir son günler için (ekşisözlükten çalıyorum):

    "devrimci bir kariyer kisiyi solen sofralarina ve onursal unvanlara, enteresan arastirmalara ve profesor maaslarina goturmez. istiraba, kucuk dusurulmeye, vefasizliga, cezaevine ve sadece neredeyse insanustu bir inanc ile aydinlatilan bir bilinmeyene yolculuga goturur."

    [edit: kaynak: "diskussion über die revolution", dämmerung - notizen in deutschland icinde, 1933. ing cevirisi kitabin su idi: dawn and decline: notes, 1926-1931 and 1950-1969, new york: seabury, 1978]

  • AliOsman
    avatar

    Müftüoğlu'na 'Devlet Ajanı/Adamı' suçlaması, sanırım Türkiye Sosyalist Sol Tarihi'nin en önemli iddalarından/suçlamalarından biridir. Bunu belge ve şahitler ile ispatlamayamazsa, Cemil Ertem'in başı çok ağrır.

  • fetekos
    avatar

    Turkiye’de donekler hep malumdu. Muzikten, siyasete genis bir yelpazede bence kibarca karakterize ettiginiz tum nitelikleri ve tavirlari ile varlardi. Sol despotu ise bu cografyada tanimadik. Hakkinda konusmayi bugunlerde ozellikle sevmedigim Stalin belki bir ornektir, belki bugunlerde soyledikleri gibi Mugabe de bir “Marksist diktator”dur. Hatta, nufusun % 99’unun islenebilir topragin % 30’una sahip olduğu bu kabile ulkesinde, bir toprak reformu ile %1’in p’lik toprak mulkune el koymayi amaclayan Mugabe, Afrika safarisini kafaya koymus guclere gore elbette bir Marksist diktatordur. (tanım the weekly standardın ama geçenlerde Roni Margulies de hemen hemen aynı yorumu yapmıştı) Ben bilmiyorum, halkinin

  • AliOsman
    avatar

    Cemil Ertem'in bugünkü yazısında :

    Artık bu sözü söyleyen “adamı” kim solcu yerine koyuyor ki; solla azınlıkların arası niye açılsın; bu adam yüzünden açılsa açılsa azınlıklarla devletin arası açılır.

    Ne demek şimdi bu ? Bu adam (Oğuzhan Müftüoğlu) yüzünden, azınlıklar ile devletin arası nasıl açılır ?

  • guclu
    avatar

    Cemil Ertem demek istiyor ki , Müftüoğlu devletin adamı ve devletin azınlıkları uysal tutabilmesi için yararlandığı bir kişi.

    Müftüoğlu hakkında sayısız haklı/haksız eleştiri duydum/okudum şu ana dek ama hiç bu kadar saçma bir suçlama ile karşılaşmamıştım.

    Özgürlükçü Sol yazışma grubunu hilkat garibesi haline getiren kişilerin yönetimindeki Sesonline, saçmalıklarına devam ediyor bu arada. DY Merkez Komite üyelerinden Ali Başpınar vefat etmiş. Başpınar'ı andıkları yazıda bile Müftüoğlu'na laf atmaya çalışıyorlar; yazmışlar, "Ali Başpınar efsane olmaya çalışmadı, yerini gençlere bıraktı" diye. Yahu bu kadar utanmazlık olur, adam kanserdi, 15 senedir de mücadele ediyordu kanserle, ille de Müftüoğlu'na laf atmak istiyorsan açık açık makale yaz, derdini anlatmaya çalış. Nerede o açıksözlülük, nerede o "harbilik"? Bunlar gerçketen bizans entrikacısı olmuşlar.

  • KİBELE
    avatar

    Şimdi dönek olan despotla dönek olmayan despotu birbirine karıştırmak eşit şekilde örneğinizin devamı çok kırıcı olsada yumurtanın tam olmamış haline dişil derseniz zaten nazarımda düşündüğünüz herşeyi tek kelimeyle boşa çıkarmışsınız demektir. Olmuşla olmamış örneği gibi bir örnekle başlamadığınızdan edilgen ve ''despot'' bir yazı olmuş bu...Şu çiçeği köküyle
    koparan devlerin mizacı olmuş harfleriniz...!Despotuna ve Döneğine göre değişir...
    Birgün evet coğrafyamdaki her durum gibi tam olmamış olmaya çalışan bir anti-oluşum ya da oluşum...
    Elinize sağlık:-)

  • onder
    avatar

    Gerçekten yazdıklarınızı anlayamadım, çok üstü kapalı yazmışsınız. Ama eğer üslubumu sert bulduysanız, bunun çok sağlam gerekçeleri olduğuna inanıyorum. Bu yazıyı yazdıktan sonra okuduğum Cemil Ertem'in "Yalan Şark'ta ayıp değildir" yazısına bir bakın hak verirsiniz diye düşünüyorum. Taraf yazarları tamamen "ad hominem" bir akıl yürütme ile, tamamen alakasız konuları sosyalist solu yerin dibine geçirmek için bahane olarak kullanıyorlar.

    Allah için, ne alakası var 6-7 Eylül olaylarının sosyalist teori ile..Ya da şu "atın bu ermeniyi" meselesinin? Böyle bir laf söylendi ya da söylenmedi, velev ki söylendi bana ne? Bu hangi en küçük bir alaka ile koca sosyalist kuramı çürütüp, Ertem'in savunduğu muhafazakar liberalizme biat etmek için gerekli teorik gerekçeyi sunuyor?

    6-7 Olaylarını icra edenlerle, evrensel sosyalizmi bir şekilde alakalandırmak nasıl bir zihniyetin ürünüdür? Hadi diyelim solcular böyle bir damardan geliyor diyelim, 6-7 Eylül olaylarının bizzat failleri ve torunları hangi partiye oy veriyordur şimdi, ÖDP'ye mi?

    Malatya, Sivas, Maraş, Çorum katliamları dincilere yakıştırılamıyor da, 6-7 Eylül olayları solculara nasıl maledilebiliyor? Bu ülkede asırlardır uygulanan dinsel tahakküme halkımızın kültürü diye hoşgörü gani gani gösterebilirken, hamam dedikodularını siyasi analiz için veri kabul edip, solcuların ne kadar ırkçı, devletçi, zorba olduğunu kanıtlarken neden insafın zerresi gösterilmiyor?

    İşin gıcık tarafı, solun ne kadar çirkin olduğunu kanıtlamak için başvurdukları örneklerin birebir kendisinde ya da görmezden gelinen yüzlerce binlerce benzer başka örnekte, şimdi yamandıkları kesimlerin payı hiç de zorlanmadan gösterilebilinecekken, bunları solculara maletmek için kırk dereden su getirip, bütün izan sınırlarını aşan bir dolayıma başvurulması..Bütün bu "insan üstü çaba" niye? Yok efendim dünya artık eski dünya değilmiş de, küresel pazarlara açılmak isteyen özgürlükçü bir muhafazkar sermaye varmış da vs.vs..

    Bunlar benim gibi AB yanlısı birini bile AB'den soğuttular.

  • KİBELE
    avatar

    Şurda bir yanlış anlaşılma var. Taraf ilk olarak adından nazarımda kaybetmiş bir taraf merkezidir. Gol yememeyi hedeflemiş hepside kalecilerdir. Birgün dersen seçme haberlerinin dışında kanımca hiç bir anarşistliği olmayan gaztelerden biridir koro halinde bağıran herkes aynı rank şeytan üçkeninin içindedir...Sistem ve İktidar karşıtlığım neticesinde otomatik olarak gününü soluyorum bende belki herkes gibi o aydıncıkların...Bu memleketteki solcuların solculuk romantikliğini sadece meslek etmiş olduğunu ve hatta devrimin ilk gününden depresyona gireceklerinden ve bu nutukçuluğu meslet tutmuş olanların obsesif bozukluklar yaşayacağına nerdeyse eminim...Sosyalizmi daha az savunup bilenler daha çok memnun olacaklar...
    Bencil insan için döneklik en basit reflekstir. Evet despot insan da bencildir. Ama verdiğiniz örnek düpedüz yumurta örneğinden sözediyorum için de çok bayağı dişil eril ırkçılığı var...Gücünün yettiğine despotluk yetmediğine döneklik salyası, bu memleketin zaten mayasında var...'Gününbiri' ile 'tarafını' ayırmıyorum...Farklı notalardan kötü korolar...
    Sözünü ettiğiniz makaleyi şimdi okuacağım.

  • AliOsman
    avatar

    Başak Hanım,

    Önder yazısında :

    'Yumurtaların küme içindeki konumlarına, yani yüzeye yakın ya da uzak olmasıyla belirlenen sıcaklık durumuna göre embriyolar erkek ya da dişi oluyor. Benzer şekilde, bir ve aynı kişilik tipi, ortada devrimci bir durum varsa "despot", bir geri çekilme durumu varsa "dönek" oluyor.' diyor. Ve bir sonraki paragrafta:


    'bu arkaplanın "despot" olarak mı yoksa "dönek" olarak mı tezahür edeceğini, ortam sıcaklığının yumurtanın erkek timsah mı yoksa dişi timsah mı doğuracağını belirlemesi gibi' diye ekliyor.

    Açıkcası ben bu ifadelerde feminel hassasiyet yaratacak bir durum görmedim. Hani yumurtaların cinsiyeti zayıf ya da güçlü olduklarına göre belirlenir falan dese tamam diyeceğim ama açıkcası bu karşı çıkışınız, beni çok şaşırttı. Daha doğrusu neye karşı çıktığınızı anlayamadım.

  • onder
    avatar

    Verdiğim örnekte hem de çok bayağı dişil eril ırkçılığı mı var? Nasıl var anlamadım doğrusu. Ben sadece doğadaki bir fenomeni dile getirdim.

  • AliOsman
    avatar

    Bu konuda her zaman düşündüğüm bir şey vardır. Biz hemen her konuda karşı taraf kırılmasın, yanlış anlaşılmayım diye kılı kırk yararken; birileri yaşadıkları 'kötü' kişisel deneyimleri tüm sol birikime maaledip, içlerindeki şeytanı çıkarıveriyorlar. Hatta daha kötüsü, yaşanan kayıda değer kötü bir şey olmasa da konjektürel değişim ile beraber, değişen yeni durumuna adapte olmak, yeni durumunu meşrulaştırmak için kendi hayali tarihlerinden ya da manipüle ettiği tarihinden solu ve sol tarihi yargılamaya çalışıyorlar. Ve bununla bir yerlere gelmeye çalışıyorlar ve geliyorlar. Yapılması gereken basit : Bu adamların 'görünmez' olmadıklarını ispat etmek, teşhir etmek.

    Bu vatandaşlardan, tarz olarak kimisi 'dönek', kimisi 'pragmatik', kimisi de kendini hala solda durduğunu düşünebilir. Teşhir edilmesi gerekenler sadece dönekler değil, sol kültürden söyle ya da böyle (birikim, yetenek, hitabet, örgütçülük...) faydalanıp, bir yerlere geldiği halde, kaybedecek ve kazanacakları şeyler uğruna bu işlere bulaşmamaya özen gösterenler de olmalıdır.

    İhanet keyif verebilir ama hainler iğrençtir...

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #13 mehmet özgür 09-09-2008 07:36
horkheimer şöyle bir şey demiş, galiba analiz aracı olarak da işlevsel sayılabilir son günler için (ekşisözlükten çalıyorum):

"devrimci bir kariyer kisiyi solen sofralarina ve onursal unvanlara, enteresan arastirmalara ve profesor maaslarina goturmez. istiraba, kucuk dusurulmeye, vefasizliga, cezaevine ve sadece neredeyse insanustu bir inanc ile aydinlatilan bir bilinmeyene yolculuga goturur."

[edit: kaynak: "diskussion über die revolution", dämmerung - notizen in deutschland icinde, 1933. ing cevirisi kitabin su idi: dawn and decline: notes, 1926-1931 and 1950-1969, new york: seabury, 1978]
Alıntı
 
 
0 #12 Güçlü Kuvvetli 09-09-2008 00:51
Geçen hafta Ali Başpınar öldü. Başpınar, 68'in militan, 78'in önder kadrosunda yer alıyordu; 75-80 arasında hem TÖBDER'i, hem de Dev Yol'u örgütlüyordu, sanırım silahlı işlerde de vardı. 11 yıl hapis yattı. Çıktıktan üç sene sonra da kansere yakalandı. Ömrü mücadele, işkence ve hapishanelerde geçmişti. Geçen sene eşini kaybetti, geçen hafta da kendisi gidiverdi. Sinirucu kanseriymiş. Bir oğlu vardı, oğlan anasız ve babasız kalakaldı birden.

Bütün bu döneklik, despotluk tartışmaları içinde Ali Başpınar geldi bütün hüznüyle yüreğime oturdu. Sahici bir insandı ve tavizsiz sosyalistti. Bir uçtan bir uca savrulanların "büyük düşünür" sayıldığı bir ortamda bir kuyruklu yıldız gibi geldi de geçti. O yıldızın ışığı umarım birilerini aydınlatır...
Alıntı
 
 
0 #11 mehmet özgür 08-09-2008 17:23
son iki paragrafa kendimce şöyle bir ekleme yapayım:
birgün'ün başını ağrıtan bence tam da kendi yaşam alanı dışındakileri de kendisinin kapsayabileceği iddiasıydı ki, bence bütün bu sorunlar demetine yol açan bu iyimserlikti. evrensel veya aydınlık veya atılım gibi bir çizgi izleyip, çok daha az sorunla yine aynı tiraj yakalanırdı bence. ikisi arasında kalınca malum dertler ortaya çıktı gibi geliyor bana. ve tek başına kitlelerin de uzaklaştırıldığ ını/susturulduğ unu zannetmiyorum. zira kitle de öyle bir kitle diye düşünüyorum. biraz diyalektik bir durum. gerçekten işin demokratik söz söyleme kısmı daha kalabalık olurdu ama iş asıl devrimciliğin ortaya çıkacağı irade koyma, gösterme noktasına gelince o kitle her zaman orada olmuyor. (susmaktan keyf alıyor) ortodoksinin halen başarılı olmasının sebebi bu konudaki net tavrı, zizek'in bahsettiği gibi kafeinsiz kahve olmamaları.
asıl başlığa dönersem ise, yazıyı okurken zihnimde halil berktay ile nabi yağcı canlandı doğrudan. despot ve dönek'i cisimleştiren iki kişilik. sungur savran bahsediyordu galiba, berktay aydınlıkçılığın ın son döneminde, aydınlıkçıların sol liberallere karşı taaruzunda en başta gelirken, şimdi tam ters cephenin en önüne atlıyor.
Alıntı
 
 
0 #10 fetekos 03-09-2008 10:30
Turkiye’de donekler hep malumdu. Muzikten, siyasete genis bir yelpazede bence kibarca karakterize ettiginiz tum nitelikleri ve tavirlari ile varlardi. Sol despotu ise bu cografyada tanimadik. Hakkinda konusmayi bugunlerde ozellikle sevmedigim Stalin belki bir ornektir, belki bugunlerde soyledikleri gibi Mugabe de bir “Marksist diktator”dur. Hatta, nufusun % 99’unun islenebilir topragin % 30’una sahip olduğu bu kabile ulkesinde, bir toprak reformu ile %1’in p’lik toprak mulkune el koymayi amaclayan Mugabe, Afrika safarisini kafaya koymus guclere gore elbette bir Marksist diktatordur. (tanım the weekly standardın ama geçenlerde Roni Margulies de hemen hemen aynı yorumu yapmıştı) Ben bilmiyorum, halkinin
Alıntı
 
 
0 #9 AliOsman KOCAK 03-09-2008 07:58
Müftüoğlu'na 'Devlet Ajanı/Adamı' suçlaması, sanırım Türkiye Sosyalist Sol Tarihi'nin en önemli iddalarından/su çlamalarından biridir. Bunu belge ve şahitler ile ispatlamayamazs a, Cemil Ertem'in başı çok ağrır.
Alıntı
 
 
0 #8 Güçlü Kuvvetli 03-09-2008 07:19
Cemil Ertem demek istiyor ki , Müftüoğlu devletin adamı ve devletin azınlıkları uysal tutabilmesi için yararlandığı bir kişi.

Müftüoğlu hakkında sayısız haklı/haksız eleştiri duydum/okudum şu ana dek ama hiç bu kadar saçma bir suçlama ile karşılaşmamıştım.

Özgürlükçü Sol yazışma grubunu hilkat garibesi haline getiren kişilerin yönetimindeki Sesonline, saçmalıklarına devam ediyor bu arada. DY Merkez Komite üyelerinden Ali Başpınar vefat etmiş. Başpınar'ı andıkları yazıda bile Müftüoğlu'na laf atmaya çalışıyorlar; yazmışlar, "Ali Başpınar efsane olmaya çalışmadı, yerini gençlere bıraktı" diye. Yahu bu kadar utanmazlık olur, adam kanserdi, 15 senedir de mücadele ediyordu kanserle, ille de Müftüoğlu'na laf atmak istiyorsan açık açık makale yaz, derdini anlatmaya çalış. Nerede o açıksözlülük, nerede o "harbilik"? Bunlar gerçketen bizans entrikacısı olmuşlar.
Alıntı
 
 
0 #7 AliOsman KOCAK 03-09-2008 06:13
Cemil Ertem'in bugünkü yazısında :

Artık bu sözü söyleyen “adamı” kim solcu yerine koyuyor ki; solla azınlıkların arası niye açılsın; bu adam yüzünden açılsa açılsa azınlıklarla devletin arası açılır.

Ne demek şimdi bu ? Bu adam (Oğuzhan Müftüoğlu) yüzünden, azınlıklar ile devletin arası nasıl açılır ?
Alıntı
 
 
0 #6 AliOsman KOCAK 03-09-2008 02:27
Bu konuda her zaman düşündüğüm bir şey vardır. Biz hemen her konuda karşı taraf kırılmasın, yanlış anlaşılmayım diye kılı kırk yararken; birileri yaşadıkları 'kötü' kişisel deneyimleri tüm sol birikime maaledip, içlerindeki şeytanı çıkarıveriyorla r. Hatta daha kötüsü, yaşanan kayıda değer kötü bir şey olmasa da konjektürel değişim ile beraber, değişen yeni durumuna adapte olmak, yeni durumunu meşrulaştırmak için kendi hayali tarihlerinden ya da manipüle ettiği tarihinden solu ve sol tarihi yargılamaya çalışıyorlar. Ve bununla bir yerlere gelmeye çalışıyorlar ve geliyorlar. Yapılması gereken basit : Bu adamların 'görünmez' olmadıklarını ispat etmek, teşhir etmek.

Bu vatandaşlardan, tarz olarak kimisi 'dönek', kimisi 'pragmatik', kimisi de kendini hala solda durduğunu düşünebilir. Teşhir edilmesi gerekenler sadece dönekler değil, sol kültürden söyle ya da böyle (birikim, yetenek, hitabet, örgütçülük...) faydalanıp, bir yerlere geldiği halde, kaybedecek ve kazanacakları şeyler uğruna bu işlere bulaşmamaya özen gösterenler de olmalıdır.

İhanet keyif verebilir ama hainler iğrençtir...
Alıntı
 
 
0 #5 Önder Kurt 03-09-2008 02:14
Verdiğim örnekte hem de çok bayağı dişil eril ırkçılığı mı var? Nasıl var anlamadım doğrusu. Ben sadece doğadaki bir fenomeni dile getirdim.
Alıntı
 
 
0 #4 AliOsman KOCAK 03-09-2008 02:11
Başak Hanım,

Önder yazısında :

'Yumurtaların küme içindeki konumlarına, yani yüzeye yakın ya da uzak olmasıyla belirlenen sıcaklık durumuna göre embriyolar erkek ya da dişi oluyor. Benzer şekilde, bir ve aynı kişilik tipi, ortada devrimci bir durum varsa "despot", bir geri çekilme durumu varsa "dönek" oluyor.' diyor. Ve bir sonraki paragrafta:


'bu arkaplanın "despot" olarak mı yoksa "dönek" olarak mı tezahür edeceğini, ortam sıcaklığının yumurtanın erkek timsah mı yoksa dişi timsah mı doğuracağını belirlemesi gibi' diye ekliyor.

Açıkcası ben bu ifadelerde feminel hassasiyet yaratacak bir durum görmedim. Hani yumurtaların cinsiyeti zayıf ya da güçlü olduklarına göre belirlenir falan dese tamam diyeceğim ama açıkcası bu karşı çıkışınız, beni çok şaşırttı. Daha doğrusu neye karşı çıktığınızı anlayamadım.

Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile