Makaleler Bütün Yazılar Makale Politika "Saakaşvili Cemil"in "İktidar Fetişizmi"
 

"Saakaşvili Cemil"in "İktidar Fetişizmi" Popüler

Makale

Hani bizde alanında başarılı olan birine özgünlüğü çok görüp, batılı bir muhattabının adıyla anılması ve ilgili şahsın da bunu hiç gocunmadan, hatta bir övgü olarak kabul etmesi durumu vardır ya; Schifo Mehmet, Maradona Arda ve belki de bir karşılığı olsa Einstein Ali/Veli gibi.

Eski Birgün, yeni Taraf yazarı Cemil Ertem de efendileri tarafından artık benzer bir sıfatla "onurlandırılmayı" hak ediyor. Zira biz her nekadar onaylamasak da, Cemil Ertem artık dahil olduğu yukarıda betimlenen kültürün bir üyesi olarak böyle bir payeye namzet. Hangi "sıfatla" onurlandırılabileceği konusunda da alternatif bir hayli çok; "Kruşçev Cemil", "Gorbaçov Cemil", "Kautsky Cemil", "Deng Cemil" ve ama bence en uygunu "Saakaşvili Cemil"

Saakaşvili neden en uygun?

Aslında Cemil Ertem'in iyi niyetinden kuşku duymasak, "Gorbaçov Cemil" de düşünülebilirdi. Keza malum Mikhail de "iyi niyetle",  "köhne" sovyet rejimini güleryüzlü bir sosyalizm adına reforme etmeye çalışmıştı, lakin sonuç kıçıyla devrilen dağlar olmuştu, o dağlar ki insanlığın şahit olduğu en büyük bedellerle kurulmuştu. O yüce dağlar, oturduğu yerde büyümesi ve sadece doğal işlevini yerine getirmekle yetinmesi gereken bir kıç tarafında böyle kolay yıkılmamalı, taban insiyatifi ile kendi kendini aşabilmeliydi. Kıç, bir şahsın yegane politika yapma organıysa,  ne kadar "iyi niyetli" olunsa da, kendi klasmanında en başarılı olunduğu noktada bile bütün yapılabileceğin dağ devirmekten öteye geçemeyiceğinin "görkemli" bir kanıtı olarak tarihteki yerini aldı Mikhail; "SSCB'yi deviren görkemli kıç". Ertem bu kadar görkemli olamaz, zira ortada devrilecek o kadar büyük bir dağ yok.

Kruşçev olabilir mi? Zira Stalin sayesinde parti kademelerinde yükselip, o hayatta iken dalkavukluğu en uç noktalarına kadar götürüp, korkusundan sinen bir tavşan iken, ölmesiyle beraber anti-stalinist bir kampanya başlatmakla, birden kurt kesilmişti. Dolayısıyla "Kruşçev Ertem" çok uygun gibi görünüyor. Lakin bu paye de Ertem gibi birisine çok bol gelir, zira devrim kuşağından Kruşçev çapında da biri değil, çok çok Engin Ardıç'ın daha diet bir versiyonu olma yolunda ilerleyen biri.

Kautsky'i ise hiç düşünmemek lazım, zira sözkonusu olan öyle ya da böyle önemli bir düşünür.

Yok kesinlikle en uygunu Saakaşvili. Neden?

Bu Gürcü sizde nasıl bir izlenim bırakıyor? Ne kadar otoriter olursa olsun, geçmişin büyük liderlerinin, örneğin Napolyon'un, İskender'in vs sahip olduğu kendi öz gücüne dayanan bir karizma mı aklınıza geliyor, yoksa mahalle kabadayısının soytarısı olmanın sağladığı koruma ile sağa sola şımarıkça racon kesen biri mi? Bir rus helikopteri suikast için bölgede dolaşıyor söylentisi üzerine nasıl tabanları yağladığını görmüşsünüzdür herhalde. Fikirlerini dile getirmek için arkasında kendisinin olmayan büyük bir güce ihtiyac duyan biri.

"İktidar Fetişizmi" adlı yazısında Cemil Ertem şu satırlarla bir tartışma başlattı;

*************

İşte şimdilerde, küresel sermaye birikiminin gereği olarak, bir iç temizliği yapan Türkiye’de sol da bir iç temizliği yapmak zorunda. Yoksa şimdi hayatta olmayan bir Ermeni aydın için “artık atın bu Ermeniyi, yazmasın” diyen “solcuları” daha çok üretir bu toplum.

*************

Bir insanda kıç,  kova dolusu taharetlenme zorlanımı ile kendi bireysel "iç temizliği" yapma ihtiyacı içinde olmasını toplumsal bir "iç temizliği" ihtıyacıymış gibi çarpıtarak bilince yansıtacak kadar süperego'nun yerini alırsa, kötü kokulardan nefes alamaz duruma gelmek de zor olmuyor. Hele böyle kıçlar rahat rahat "iç temizliği" yapabilecekleri egemen medyanın keneflerini kullanma hakkını de elde edince, koku artık iyice mide bulandırıcı hale geliyor.

Merak ediyorum, Saakaşvili Cemil bu tartışmayı başlatırken ilk akla gelecek olanın, "şimdiye kadar nerdeydin?" sorusu olduğunu göremedi mi? Bunun "Şecaatin arzederken  sirkatin söyleyen merdi kıptı" durumuna düşmek olacağını anlayamayacak kadar öngörüsüz olabilir mi? Aslında bu durum, bizim zaten bildiğimiz Taraf okurunun profilini Ertem'in de kabul ettiğini gösteriyor; amaca hizmet ediyorsa ve konjüktür de uygunsa her yol mübahtır. Söz konusu "Ermeni aydın"ın Hrant Dink olduğu sır değil. Peki bu olay olduğu anda değil de neden üzerinden çok bir zaman geçtikten sonra bir insan böyle bir duruma tepki gösterir.? Üzerinden en 2-3 yıl geçtiği görülüyor. Neden bu lanetlenmesi gereken talebe tepki göstermek için bunca zaman beklendi?

Saakaşvili Ertem anlaşılan savunduğu liberalizmi yalnızca politik olarak değil, bireysel bir etik olarak da içselleştirmiş görünüyor; ait olduğun kurumu/şirketi bünyesinde bulunduğun sürece eleştirmeyeceksin, taraf değiştirdiğin zaman atış serbest, sayesinde varolduğun, vitrine çıktığın bir şirketin kirli çamaşırlarını, artık daha iyi bir bodroya sahip olduğun yeni şirketinde rahatça ortaya dökebilirsin.

Bir de lanetlenesi davranışın konusu olan Dink'in durumu dikkate değer; insan olarak aynı insan ama hain bir suikastla öldürülmesinden sonra kazandığı "üne" o zamanlar sahip değil. Böyle "çok tanınmayan" birini savunmak adına, gereksiz politik husumetler oluşturmaya gerek yok.

Karşımızda derdi özgürlükçü solculuk falan olan biri değil, sosyalist politikanın en büyük ayıredici özelliğini, içtenliği, haksızlığı, konjüktür hesabı yapmadan, karşılaşıldığı yerde lanetlemeyi gerektiren dürüstlüğü ayaklar altına alıp, bizans oyunlarını meşrulaştıran biri var ve bunu çoğulculuk, özgürlükçülük adına yapıyor. Eğer bu eleştiriyi o zamanlar Birgün'ü yıpratır mıyım hesabı yapmadan gündeme getirmiş olsaydı, aile içi bir tartışma olarak değerlendirir ve içtenliğinden çok daha az kuşku duyardık. Ama mevcut haliyle Ertem, sol adına birtakım etik kaygılar taşıdığı mesajını verecek inandırıcılıktan çok uzak. Bir de nasıl da sanki geçerken öylesine söylenmiş bir lafmış havası vermeye çalışıyor, aslında daha önemli konuları tartışmak istiyormuş vs.

Belli bir şahıs olarak mı Stalin'e karşı çıkmak gerekir yoksa onun şahsında temsil edilen, amaç için her yolu mübah sayan belli bir etik duruş olarak Stalinizm'e mi? Stalinizmi piskopat bir bireyin sınırsız güç kullanımı ile kısıtlı görmek, onu olduğundan çok daha önemsiz olarak algılamak anlamına gelmez mi? Neydi Stalinist temizliğin ilk ibareleri; kişilik karalamaları, "zaafiyetlerin" ortaya çıkarılması, herbir politik rakibin ne kadar "düşük bir ahlaka" sahip olunduğunun gösterilmesi vs. Bu anlamda en büyük Stalinist, sorsak anti-stalinist olduğunu söylecek olan "Saakaşvili Ertem"dir. Zira ne kadar da çok benziyor kullandıkları yöntemler.

"Tevhid Dönemi Biterken" adlı yazısı son derece üzdü beni; meşru bir eleştiri, muhafazakar solculuk eleştirisi yapıyor. Ama bunu yapmak için sergilediği pragmatizm, omurgasızlık, tam da eleştirdiği iktidar fetişizminin alasını sergileyen muhafazakar yapılara bel bağlaması,  sol statukoyu ezeceğim diye çok daha devasa kadim muhafazakar statükonun iktidarını fetişleştirmesi, tanrım ne yaman bir çelişkidir! Yıllardır karınca kararınca ama sosyalizm içinde kalınarak yapılmaya çalışılan ortodoksi eleştirisini nasıl da ayaklar altına alan, onun bütün meşruluğunu silen bir yazı.

Saakaşvili'nin ABD'ye yaslanması kabilinden muhazakarların iktidarını fetişleştiren Ertem gibiler yüzünden artık bu ülkede ortodoksi eleştirisi yapmak çok daha zor. Eminim bundan sonra her sekter anlayış eleştirisi, Ertem solculuğu olarak kodlanacaktır.

Üzülmemek elde değil.

 

,

 

 

 

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (9)
  • mehmet özgür
    avatar

    hem olayla ilgili hem de özgürlükçü solla ilgili olduğundan trajik bir maili aktarayım. yazan açısından değil, içerik açısından trajik. pespayeliğin bu kadarı...

    ----

    Cemil Ertem’in Birgün gazetesinin “ağır abi” lerinden birisinin Hrant Dink için “Atın bu Ermeni’yi ” dediğini iddia edişi ile alevlenen tartışmalar bir süredir hepimizin malumu. Bu sözlerle farklı platformlarda süren tartışmalar asıl olarak Birgün gazetesi üzerinden yürüdü. Gazetemize karşı bilinçli ve örgütlü saldırılara dönüştü
    Bugün çıkan Agos’ta ki söyleşisinde Ertem bu ağabeyin Oğuzhan Müftüoğlu olduğunu ancak o tür bir cümlenin edilmediğini, yalnızca Hrant’ın fazlaca kimlik temelli yazı yazdığından şikayet edildiğini belirtti. Hrant’ın gazeteden gönderilmesi sözünün ise zaten hiç edilmediği anlaşıldı.
    Yani Cemil Ertem’in tükürdüğünü yalaması ile sonuçlanan fırtına bugün itibarıyla dindi. Geride kalan haftalar boyunca konuya ilişkin yazılıp çizilenler, söylenenler ise Birgün dostlarını ve düşmanlarını biraz daha gün yüzüne çıkardı.

    Binlerce insanın emeğini sevgisini koyarak yarattığı ve memlekette bir eşi benzeri daha olmayan gözümüzün bebeği gazetemiz ve onun yaşaması için canla başla çırpınan arkadaşlarımız yoldaşlarımız hakkında akla hayale sığmayan iftira ve çarpıtmalarla dolu haberler yazıldı çizildi.

    Önce Agos yazarı Etyen Mahçupyan devrimcileri ırkçı katil sürüleriyle işbirliği içinde olmakla itham etti.
    Peşinden Konya’da ki bazı yazılım şirketlerinin ürettiği ve bir tanesi de Sabah gazetesi yazarı Mahmut Övür’e ait olan (Hürhaber) onlarca haber sitesinde günlerce düzenli olarak bu spekülasyonlar yayınlandı.
    Sitenin editörlerini arayarak bu yaptıklarına son vermelerini istediğimizde, yazdıklarının doğru olduğunu düşündüklerini haber kaynaklarına güvendiklerini ,haberlerin gayet güzel “tık” lar aldığını ve bu haberleri yapmaya devam edeceklerini söylediler.

    Bizim ise söz konusu haberlerden ve linçten haberimiz belki çoğumuzun üyesi olduğu ÖzgürlükçüSol iletişim grubu vesilesiyle haberimiz oluyordu. Bu haber sitelerinde yer alan haberler Sacit Topçu isimli bir şahıs tarafından düzenli olarak Özgürlükçü sol mail grubuna gönderiliyor ve burada yayınlanıyordu. Sacit Topçu, içinde sanki binlerce yıldır birikmiş nefret ve düşmanlık varmışçasına olanca saygısızlığı ile kusuyordu yorumlarını. Peşine de kaynak olarak Çalık Grubu yayınlarında gayet yüksek prim yapan yeni nesil liberal demokrat yazarların haberlerini gösteriyordu. Bir yandan Birgün’e , gazetemizin yoksunluklar içerisinde çabalayan insanlarına , emekçilerine, değerlerimize fütursuzca hakaret eden, diğer yandan da kucaklarına bırakılan haberleri bas bas bağırarak gazetecilik yaptığını sanan ve Fetullah Gülen’in yeni cdlerinin reklamlarını tam sayfa yayınlayan Taraf
    Gazetesi’ne sayfalarca güzellemeler yaparak asıl karakterini “Yer altından çıkaran” Sacit kendisinin asıl kimliğini soran maillere isminin de soy isminin de bu olduğunu söylüyordu.

    Biz bu vatandaşın küfürlerinin grupta nasıl olup da yayınlandığının merakını üzerimizden attığımızda kim olduğunu araştırmaya başladık.Bu isim ve soy isimde hiçbir kayda rastlayamadık. Sonradan Sacit Topçu’nun sadece bu haber grubunda ve yalnızca Birgün aleyhine yazılar yazdığını fark ettik. Ya gazeteyle ilgili bilgileri düzenli olarak içeriden kamuoyuna yayan birisi idi yada ona içerden birileri servis ediyordu.

    Bilenler bilir internet çok güvenli ve gizli bir ortam değildir.Genel gruplara veya doğrudan insanlara gönderdiğiniz emailler bilgisayarınızı n fiziksel adresi (IP) ile birlikte kodlanır. Yani aynı bilgisayardan farklı adreslerle email gönderirseniz bile IP adresiniz karşı alıcıda aynı görünür.
    Bizde Sacit Topçu’nun farklı tarihlerde farklı gruplara ve insanlar gönderdiği IP adresini takip ederek aynı bilgisayardan email gönderen diğer kullanıcıya ulaştık. Sonra farklı tarihlerde yapılan gönderileri de kontrol ettiğimizde söz konusu Sacit Topçu’nun bu mailleri nasıl olup da yayınladığına anlam veremediğimiz ÖzgürlükçüSol mail grubunun moderatörü YALÇIN ERGÜNDOĞAN olduğunu anladık.. Şüphesi olan herkes kendi bilgisayarından bu bilgilere kolaylıkla ulaşabilir ilgilenenlere yöntemini ayrıca yazabilirim.

    Yıllarca solcu kimliği ile tanınmış ve güçlüklerle ayakta durduğunu hepimiz kadar iyi bilen bir insanın kendi çalıştığı gazete hakkında bu tür bir provokasyonu neden yaptığına dair değerlendirmeyi herkes kendince yapacaktır kuşkusuz.

    Ancak bütün bu yaşananlardan çıkan sonuç kimimizin bu envai çeşit saldırı ve komplolardan etkilenerek yüz çevirdiği ve hepimizin gözünün bebeği olan gazetemize yeniden destek olmamız gerektiğidir. BİRGÜN’ü hiçbir zaman vazgeçmeyeceğimiz eşit-özgür bir dünya özlemimizin habercisi ve yolculuğumuzun tarihini yazacak bir kitabe olarak yeniden var etmek yine hepimizin emeğiyle mümkün olacaktır.

    Tüm ihanetlere ve taaruzlara rağmen her zaman her yerde haykırmak üzere

    BİGÜN MUTLAKA…

    Ateş

  • KİBELE
    avatar

    Demokrasi tarikatlaştılıdığı sürece rantlaştırıldığı müddetçe, fikri maskelemiş bu yavan adamları daha çok göreceğe benziyoruz...

  • Korestierus
    avatar

    rus rtv'ye göre sb'den sonra ilk devlet başkanı olan zviad gamsahurdia ostler için: oset diye bir halk yoktur, bunlar ya gürcüleşecekler ya da kürekle süpürülmeyi kabul edecekler" demiş!
    birinci olan mariya şarapova'dan (28 milyon usd) sonra gorbi 2007'de 700 bin usd kazanarak reklamdan en çok gelir elde eden ünlüler listesinde dördüncü olmuş...

  • AliOsman
    avatar

    Önder, "Şecaatin arzederken sirkatin söyleyen merdi kıptı" lafını ilk kez duydum. Sanırım rüyasını anlatırken, dolaylı yoldan, yediği haltları anlatıyor gibi bir şey değil mi ?

  • AliOsman
    avatar

    Ertem'in yazısındanki ifadeden, Türk solu, küresel sermayeye paralel olarak, iç temizliğini yapmak durmundaymış anlamı çıkıyor ki... Ne münasebet ! Ne alaka ! Anlatmaya çalıştığı temizlik, Ergenekon ile beraber, bu davaya taraf olanlar ile olmayanlar arasında bir ayrım olması şeklinde. Bence de böyle bir temizlik şart. Neo-liberal politikalar ile solu kaynaştırmaya çalışan 'sol' ile sol arasında bir ayrışma kesinlikle şart.

  • guclu
    avatar

    Ertem'in yazısı çok problemli ama dosdoğru anlatıyor derdini, lafı dolandırmıyor. Sermayeye uygun bir sol talebi dile getirilmilş açıkça. Ama bence asıl sorun başka yerde; olay ideolojik falan değil o kadar ya da ideolojikse de belirleyici olan değil. Ertem'in kişisel düzeyde bozuştuğu Birgün yöneticileri ve eski yol arkadaşlarıyla olan problemleri, sol içi bir tartışmanın hizmetine sunuluyor. Mesele ahlaki aslında. Taraf'ı çıkaran çakallar, neden ve nasıl bozulduğunu bilmediğim Ertem - Birgün ilişkilerini, Birgün'e ve yayınlayan çevreye karşı kullanıyorlar. Burada kritik olan da Ertem'in buna izin vermesi, hatta bizzat kışkırtması. En azından ayıptır.

  • guclu
    avatar

    Yaşanan tartışma "sol içi" mi, ondan da çok emin değilim açıkçası ama başka nasıl tanımlayabileceğimi de bilemedim.

  • onder
    avatar

    Aman Allah'ım aklıma mukayıt ol. Şu lafları eden Reha Muhtar;
    *************************

    Sırtını büyük güçlere yaslamış demokrat geçinen tayfa, “demokrasiyi askeri darbelere karşı çıkmaktan, sivil ve asker bürokrat egemenliğini kırmaktan” ibaret görür...
    Elbette bunlar demokrasinin bir parçasıdır...
    Demokrat olmak bunların otoriter yapılarına karşı çıkmakla başlayacaktır...
    Ama demokrasinin Ertuğrul Kürkçü’nün son röportajında söylediği çok önemli bir olmazsa olmazı daha var...
    “Oysa çağımızda bütün demokrasi tartışması, sermaye hareketinin nasıl sınırlanacağını tartışmakla başlıyor...”

    -----------


    En büyük uluslararası sermayeyi arkana alıp, ülke içindeki iktidarın da desteğiyle verdiğin mücadele, “otorityen ve seçkinci eğilimler gösteren asker sivil bürokratik yapıya karşı” olabilir...
    Ancak ona karşı olması tek başına demokrasi yandaşı olması anlamına gelmez...
    Çünkü esasen paranın, sermayenin gücü kısıtlanabilir, insanların özgür sesleri o güçlü duvarı aşarsa gerçek demokrasiye yaklaşılabilir...
    Bu entel-dantel takımı, içinde hâlâ bir parça eski solculuk kırıntısı, kalıntısı ya da namusu kalmışsa kendi kendine sormalı:
    “Uluslararası kapitalin gücüyle nereye kadar demokrasi olabilir?..
    Bu korkunç güç kime ne kadar demokrasi verebilir?..
    Kendisine ve sistemine karşı çıkanların seslerini çıkarmalarına ne kadar müsaade edebilir?..
    Ben bugün onların hoparlörü ya da borazanıyım...
    Bir gün bu borazanlıktan vazgeçersem, nerede nasıl sesimi çıkarabilirim?..”
    *********************

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #9 mehmet özgür 30-08-2008 09:39
hem olayla ilgili hem de özgürlükçü solla ilgili olduğundan trajik bir maili aktarayım. yazan açısından değil, içerik açısından trajik. pespayeliğin bu kadarı...

----

Cemil Ertem’in Birgün gazetesinin “ağır abi” lerinden birisinin Hrant Dink için “Atın bu Ermeni’yi ” dediğini iddia edişi ile alevlenen tartışmalar bir süredir hepimizin malumu. Bu sözlerle farklı platformlarda süren tartışmalar asıl olarak Birgün gazetesi üzerinden yürüdü. Gazetemize karşı bilinçli ve örgütlü saldırılara dönüştü
Bugün çıkan Agos’ta ki söyleşisinde Ertem bu ağabeyin Oğuzhan Müftüoğlu olduğunu ancak o tür bir cümlenin edilmediğini, yalnızca Hrant’ın fazlaca kimlik temelli yazı yazdığından şikayet edildiğini belirtti. Hrant’ın gazeteden gönderilmesi sözünün ise zaten hiç edilmediği anlaşıldı.
Yani Cemil Ertem’in tükürdüğünü yalaması ile sonuçlanan fırtına bugün itibarıyla dindi. Geride kalan haftalar boyunca konuya ilişkin yazılıp çizilenler, söylenenler ise Birgün dostlarını ve düşmanlarını biraz daha gün yüzüne çıkardı.

Binlerce insanın emeğini sevgisini koyarak yarattığı ve memlekette bir eşi benzeri daha olmayan gözümüzün bebeği gazetemiz ve onun yaşaması için canla başla çırpınan arkadaşlarımız yoldaşlarımız hakkında akla hayale sığmayan iftira ve çarpıtmalarla dolu haberler yazıldı çizildi.

Önce Agos yazarı Etyen Mahçupyan devrimcileri ırkçı katil sürüleriyle işbirliği içinde olmakla itham etti.
Peşinden Konya’da ki bazı yazılım şirketlerinin ürettiği ve bir tanesi de Sabah gazetesi yazarı Mahmut Övür’e ait olan (Hürhaber) onlarca haber sitesinde günlerce düzenli olarak bu spekülasyonlar yayınlandı.
Sitenin editörlerini arayarak bu yaptıklarına son vermelerini istediğimizde, yazdıklarının doğru olduğunu düşündüklerini haber kaynaklarına güvendiklerini ,haberlerin gayet güzel “tık” lar aldığını ve bu haberleri yapmaya devam edeceklerini söylediler.

Bizim ise söz konusu haberlerden ve linçten haberimiz belki çoğumuzun üyesi olduğu ÖzgürlükçüSol iletişim grubu vesilesiyle haberimiz oluyordu. Bu haber sitelerinde yer alan haberler Sacit Topçu isimli bir şahıs tarafından düzenli olarak Özgürlükçü sol mail grubuna gönderiliyor ve burada yayınlanıyordu. Sacit Topçu, içinde sanki binlerce yıldır birikmiş nefret ve düşmanlık varmışçasına olanca saygısızlığı ile kusuyordu yorumlarını. Peşine de kaynak olarak Çalık Grubu yayınlarında gayet yüksek prim yapan yeni nesil liberal demokrat yazarların haberlerini gösteriyordu. Bir yandan Birgün’e , gazetemizin yoksunluklar içerisinde çabalayan insanlarına , emekçilerine, değerlerimize fütursuzca hakaret eden, diğer yandan da kucaklarına bırakılan haberleri bas bas bağırarak gazetecilik yaptığını sanan ve Fetullah Gülen’in yeni cdlerinin reklamlarını tam sayfa yayınlayan Taraf
Gazetesi’ne sayfalarca güzellemeler yaparak asıl karakterini “Yer altından çıkaran” Sacit kendisinin asıl kimliğini soran maillere isminin de soy isminin de bu olduğunu söylüyordu.

Biz bu vatandaşın küfürlerinin grupta nasıl olup da yayınlandığının merakını üzerimizden attığımızda kim olduğunu araştırmaya başladık.Bu isim ve soy isimde hiçbir kayda rastlayamadık. Sonradan Sacit Topçu’nun sadece bu haber grubunda ve yalnızca Birgün aleyhine yazılar yazdığını fark ettik. Ya gazeteyle ilgili bilgileri düzenli olarak içeriden kamuoyuna yayan birisi idi yada ona içerden birileri servis ediyordu.

Bilenler bilir internet çok güvenli ve gizli bir ortam değildir.Genel gruplara veya doğrudan insanlara gönderdiğiniz emailler bilgisayarınızı n fiziksel adresi (IP) ile birlikte kodlanır. Yani aynı bilgisayardan farklı adreslerle email gönderirseniz bile IP adresiniz karşı alıcıda aynı görünür.
Bizde Sacit Topçu’nun farklı tarihlerde farklı gruplara ve insanlar gönderdiği IP adresini takip ederek aynı bilgisayardan email gönderen diğer kullanıcıya ulaştık. Sonra farklı tarihlerde yapılan gönderileri de kontrol ettiğimizde söz konusu Sacit Topçu’nun bu mailleri nasıl olup da yayınladığına anlam veremediğimiz ÖzgürlükçüSol mail grubunun moderatörü YALÇIN ERGÜNDOĞAN olduğunu anladık.. Şüphesi olan herkes kendi bilgisayarından bu bilgilere kolaylıkla ulaşabilir ilgilenenlere yöntemini ayrıca yazabilirim.

Yıllarca solcu kimliği ile tanınmış ve güçlüklerle ayakta durduğunu hepimiz kadar iyi bilen bir insanın kendi çalıştığı gazete hakkında bu tür bir provokasyonu neden yaptığına dair değerlendirmeyi herkes kendince yapacaktır kuşkusuz.

Ancak bütün bu yaşananlardan çıkan sonuç kimimizin bu envai çeşit saldırı ve komplolardan etkilenerek yüz çevirdiği ve hepimizin gözünün bebeği olan gazetemize yeniden destek olmamız gerektiğidir. BİRGÜN’ü hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim iz eşit-özgür bir dünya özlemimizin habercisi ve yolculuğumuzun tarihini yazacak bir kitabe olarak yeniden var etmek yine hepimizin emeğiyle mümkün olacaktır.

Tüm ihanetlere ve taaruzlara rağmen her zaman her yerde haykırmak üzere

BİGÜN MUTLAKA…

Ateş
Alıntı
 
 
0 #8 BAŞAK 28-08-2008 14:48
Demokrasi tarikatlaştılıd ığı sürece rantlaştırıldığ ı müddetçe, fikri maskelemiş bu yavan adamları daha çok göreceğe benziyoruz...
Alıntı
 
 
0 #7 Korestierus 28-08-2008 08:50
rus rtv'ye göre sb'den sonra ilk devlet başkanı olan zviad gamsahurdia ostler için: oset diye bir halk yoktur, bunlar ya gürcüleşecekler ya da kürekle süpürülmeyi kabul edecekler" demiş!
birinci olan mariya şarapova'dan (28 milyon usd) sonra gorbi 2007'de 700 bin usd kazanarak reklamdan en çok gelir elde eden ünlüler listesinde dördüncü olmuş...
Alıntı
 
 
0 #6 Önder Kurt 27-08-2008 08:17
Aman Allah'ım aklıma mukayıt ol. Şu lafları eden Reha Muhtar;
*************************

Sırtını büyük güçlere yaslamış demokrat geçinen tayfa, “demokrasiyi askeri darbelere karşı çıkmaktan, sivil ve asker bürokrat egemenliğini kırmaktan” ibaret görür...
Elbette bunlar demokrasinin bir parçasıdır...
Demokrat olmak bunların otoriter yapılarına karşı çıkmakla başlayacaktır...
Ama demokrasinin Ertuğrul Kürkçü’nün son röportajında söylediği çok önemli bir olmazsa olmazı daha var...
“Oysa çağımızda bütün demokrasi tartışması, sermaye hareketinin nasıl sınırlanacağını tartışmakla başlıyor...”

-----------


En büyük uluslararası sermayeyi arkana alıp, ülke içindeki iktidarın da desteğiyle verdiğin mücadele, “otorityen ve seçkinci eğilimler gösteren asker sivil bürokratik yapıya karşı” olabilir...
Ancak ona karşı olması tek başına demokrasi yandaşı olması anlamına gelmez...
Çünkü esasen paranın, sermayenin gücü kısıtlanabilir, insanların özgür sesleri o güçlü duvarı aşarsa gerçek demokrasiye yaklaşılabilir...
Bu entel-dantel takımı, içinde hâlâ bir parça eski solculuk kırıntısı, kalıntısı ya da namusu kalmışsa kendi kendine sormalı:
“Uluslararası kapitalin gücüyle nereye kadar demokrasi olabilir?..
Bu korkunç güç kime ne kadar demokrasi verebilir?..
Kendisine ve sistemine karşı çıkanların seslerini çıkarmalarına ne kadar müsaade edebilir?..
Ben bugün onların hoparlörü ya da borazanıyım...
Bir gün bu borazanlıktan vazgeçersem, nerede nasıl sesimi çıkarabilirim?..”
*********************
Alıntı
 
 
0 #5 Güçlü Kuvvetli 27-08-2008 02:19
Yaşanan tartışma "sol içi" mi, ondan da çok emin değilim açıkçası ama başka nasıl tanımlayabilece ğimi de bilemedim.
Alıntı
 
 
0 #4 Güçlü Kuvvetli 27-08-2008 02:18
Ertem'in yazısı çok problemli ama dosdoğru anlatıyor derdini, lafı dolandırmıyor. Sermayeye uygun bir sol talebi dile getirilmilş açıkça. Ama bence asıl sorun başka yerde; olay ideolojik falan değil o kadar ya da ideolojikse de belirleyici olan değil. Ertem'in kişisel düzeyde bozuştuğu Birgün yöneticileri ve eski yol arkadaşlarıyla olan problemleri, sol içi bir tartışmanın hizmetine sunuluyor. Mesele ahlaki aslında. Taraf'ı çıkaran çakallar, neden ve nasıl bozulduğunu bilmediğim Ertem - Birgün ilişkilerini, Birgün'e ve yayınlayan çevreye karşı kullanıyorlar. Burada kritik olan da Ertem'in buna izin vermesi, hatta bizzat kışkırtması. En azından ayıptır.
Alıntı
 
 
0 #3 Önder Kurt 27-08-2008 02:01
Yalcin Hoca kullanır bu lafı..Çingenin mert olanı övünürken yaptığı hırsızlığı anlatır mealinde..

sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=merdi+kipti+secaat+arzederken+sirkatin+soyler
Alıntı
 
 
0 #2 AliOsman KOCAK 27-08-2008 01:57
Ertem'in yazısındanki ifadeden, Türk solu, küresel sermayeye paralel olarak, iç temizliğini yapmak durmundaymış anlamı çıkıyor ki... Ne münasebet ! Ne alaka ! Anlatmaya çalıştığı temizlik, Ergenekon ile beraber, bu davaya taraf olanlar ile olmayanlar arasında bir ayrım olması şeklinde. Bence de böyle bir temizlik şart. Neo-liberal politikalar ile solu kaynaştırmaya çalışan 'sol' ile sol arasında bir ayrışma kesinlikle şart.
Alıntı
 
 
0 #1 AliOsman KOCAK 27-08-2008 01:49
Önder, "Şecaatin arzederken sirkatin söyleyen merdi kıptı" lafını ilk kez duydum. Sanırım rüyasını anlatırken, dolaylı yoldan, yediği haltları anlatıyor gibi bir şey değil mi ?
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile