Kalbim Ege'de Kaldi (2) Popüler
Sozun ozu, buradan cok da uzak olmayan bir mesafede, sicak, temiz, misafirperver ve medeni insanlarin yasadigi bir ulke var. Yedikleri de ictikleri de heyecanlari da tavirlari da oturmalari da kalkmalari da felaket derecede bize benzeyen insanlar onlar. Sanmiyorum ama varsa onyargilarinizi bir tarafa birakip oralari bir gormeye gidin derim.
Porto Koufo
Dimitri Baba’nin pansiyonu, Porto Koufo’ya adini veren limanin hemen yaninda, denize sifir sayilacak kadar yakin mesafede, bakimli ve guzel bir bahceye sahip, uc katli bir bina. Resepsiyonda bizi orta yasin sonlarinda, guzel yaslanan bir kadin karsiliyor. Dimitri Baba’nin esi oldugunu tahmin ettigimiz kadincagiz bize agustos sonuna kadar kadar hic bos odasi olmadigini Yunanca olarak anlatiyor. Bu ilk kotu haberin ve Turk oldugumuzu soylememizin ardindan, konusmasina anlasilir bir Turkceyle devam ediyor ve asil kotu haberi aliyoruz: Dimitri Baba iki sene once bir deniz kazasi gecirmis, olmemis ama Selanik’te bir klinikte bitkisel hayattaymis. O kadar uzulup sasiriyoruz ki ne diyecegimizi bilemiyoruz. Baba’nin resepsiyondaki panoda yer alan yakisikli ama Anadolu kavruklugunu gosteren fotografina bir selam cakip ve adini ogrenmedigimizi sonradan hatirladigimiz hayat arkadasina da acil sifa dileklerimizi iletip, kalacak bir yer bulmak icin kendimizi sokaklara vuruyoruz.
Sokaklar dedigime bakmayin; Porto Koufo sehirlerarasi otoyolun ortadan ayirdigi, deniz ve bir tepenin arasina kurulmus kucucuk bir yer. Uc yildizli bir otel, birkac pansiyon, birkac taverna, birkac mustakil ev ile icinde sadece erkekler gordugumuz ve icerde neler dondugunu anlayamadigimiz iki katli genis bir yapinin bulundugu sirin bir yoremiz. Bu tuhaf yapiya “Pan Helenik Gayler Birligi” adini takiyoruz. Cardak altinda meditasyon yapan gurbuz ve gunes yanigi genc adamlarla dolu bu binanin hemen yanindaki pansiyonda iki oda buluyoruz. Pansiyon dememe de bakmayin, bizim uc yildizli otel kivaminda. Tertemiz genis bir oda, tuvalet ve banyo da yeterli, balkonu, klimasi herseyi tamam. Balkon pansiyonun ic bahcesine bakiyor. Fiyati da uygun, elli euro. Uc yildizli otelin geceligi doksan iki euro oldugu dusunulecek olursa, makul bir fiyatla karsi karsiyayiz.
Odalara yerlestikten sonra kendimizi denize atiyoruz. Incecik kumlar, biraz dar ama guzel bir plaj, batidan dogru uzanan ve ilk basta cok yakindaki bir ada izlenimi uyandiran tepeligin uzerinden gunes alcalirken denize giriyoruz. Cok guzel, cok ilik bir su, mavi ve yesilin farkli tonlari icice gecmis, abartmiyorum cok guzel. Sonraki gunlerde civarda gidecegimiz tum sahillerde de ayni manzara tekrarlaniyor. Demek bu bolge boyle. Ikinci Dunya Savasi sirasinda Ingiliz Donanmasi’nin bir bolumunu saklayacak kadar da sakin bir suyu var.
Sonraki uc gun ve dort gece benzer sekilde geciyor. Sabah kalkip marketten alisveris yapip pansiyonda kahvalti yapiyoruz; oglen arabaya atlayip civar koy/plajlara gidip aksamustu de Poto Koufo’da “cila yapiyoruz”; aksam da son derece sempatik garsonlarca servis yapilan bir tavernada uygun fiyata yiyip iciyoruz. Deniz mahsulu yemekten solungaclarimizin cikacagi dort aksam geciriyoruz. Yakinlarda gittigimiz butun kumsal ve koylar ucretsiz, herkese acik ve son derece temiz. Ayni durumun Turkiye’de olmamasi ise fazlasiyla can sikici. On metrelik sahil seridi bulunca hemen bunu ozellestirip astronomik fiyata “hizmet” kakalamaya calisan yurdum zihniyetinin boktanligi daha da ortaya cikiyor. Ayrica, bizde cok sik karsilastigimiz ve adina “beach” denilen fahis fiyata gurultu satan mekanlara da sadece bir kere rastliyoruz burada. Su Yunanlilar turizmcilik nedir hic bilmiyorlar dogrusu!
Porto Koufo’dan ayrilmamiza bir gun kala, civardaki baska bir yerlesim olan Porto Carras’a sarap almak icin gidiyoruz. Orman icinde dar bir yolun kiyisinda kurulmus sarap fabrikasinin satis reyonunda birkac sarabi test edip onayladiktan sonra alisverisimizi yapiyoruz. Ama asil alisveris, ertesi gun Kavala’da olacak.
Kavala (Kabala)
Kavala’ya dogru cumartesi sabahi yola cikiyoruz. Mecburen ya da baska yol bulamadigimizdan, hala cok emin degilim, Selanik’i tekrar boylu boyunca kat ederek geciyoruz. Trafigin karsi istikameti inanilmaz kalabalik ve kilometrelerce kuyruk var. Belli ki tum Selanik ahalisi yaz aylarinda haftasonlarini Halkidiki’de geciriyor. Yolda kilise maketleri ile bol bol karsilasiyoruz.
Rahat bir yolculugun ardindan Kavala’ya ulasiyor ve rezervasyon yaptirdigimiz otele “iniyoruz”; gercekten iniyoruz cunku sehir bir tepenin yamaclarindan denize dogru kuruldugu icin duz yol bulabilmek icin sahil seridine dogru inmek gerekiyor. Otelimiz kirk yil once yapilmis ve oyle kalmis gibi duruyor. Prizler dahi 20. yuzyilin ilk yarisindan kalmis haldeler. Gercekten cok enteresan. Sehir ise konusu 60’larda gecebilecek bir filme dekor olabilir, hic de zorlanmaz. Tam siesta vaktine denk geldigimiz icin her yer bombos. Sehir terk edilmis gibi duruyor. Limanda, yakinlardaki Tasoz Adasina surekli vapur kalkiyor.
Kavala gezimizin gunduz etabi Mehmet Ali Pasa’nin koskunun de yer aldigi eski sehrin kuruldugu tepenin gezilmesiyle devam ediyor. Muhtemelen AB’den gelen ciddi bir fonla burayi restore etmisler, binalar piril piril, taverna ve kafeler adim basi. Luks bir otel de acmislar, gecesi 250 kaymeJ Denizin ve limanin fotograflarini cekip tekrar “duze iniyoruz”.
Bu sefer ki amacimiz alisveris yapabilmek ama bu oldukca zor gozukuyor. Cunku saat aksamin yedisi olmus durumda ve acik dukkan bulabilmek gercekten imkansiza yakin. Ama unutmamak gerekir; soz konusu alisveris olunca kadinlarin gucu ve motivasyonu erkeklerinkinin on katina falan cikiyor. Sevgili zevcem bu tur durumlarda devreye soktugu kartal gozleriyle, karsi kaldirimda yuruyen amcanin elindeki Carefour posetini goruyor ve bizi amcanin geldigi yone dogru yonlendiriyor. Hakikaten de birkac dakika icinde Carefour’a ulasiyoruz, ustelik Carefour’un karsisinda da meshur Kavala Kurabiyelerini alabilecegimiz acik bir pastane de var. Bir tasla bircok kus vurmanin zevki ve sapkin bir kucuk burjuva istihasi ile posetleri cesitli guzel iceceklerle dolduruyoruz.
Yunanistan’daki son aksamimizi yine Yunanli arkadaslarla geciriyoruz. Geldigimizi haber verdigimiz son derece misafirperver ve sicakkanli iki hatun bizi Kavala’nin azicik disinda bulunan ve denize bir tepenin uzerinden bakan bir bara goturuyorlar. Frappe ve limonatalarimizi yudumlarken Yunanistan ve Turkiye hakkinda muhabbet ediyoruz. Muhabbetin ilerledigi bir noktada, gunlerdir merak ettigimiz soruyu arkadaslara yoneltiyorum: Nedir su yol kenarlarindaki kilise maketleri, ne maksatla konmuslar oraya? Yanit beklenmedigi olcude sasirtici: O maket kiliseler, trafik kazalarinda olen insanlar icin ve olenlerin yakinlari tarafindan, kazalarin oldugu yerlere dikiliyormus. Yani her maket kilise gordugumuz yerde olumlu bir kaza yasanmis. Bu gelenek Turkiye’de olsaydi, butun otoyollarin turbeye donusmesi isten bile olmazdi!
27 Temmuz Pazar gunu sabah saat dokuz gibi arabaya atlayip, alti gun once geldigimiz yollardan geri donuyoruz. Kuzey Yunanistan’da nerdeyse gezmedigimiz tek yerin ise, basta da yazdigim gibi dedemlerin yuz yil once terk ettikler sehir oldugunu Turkiye’ye epey yakin bir yerde fark ediyoruz. Gecirdigimiz alti gunden aldigimiz zevk ve duydugumuz mutluluk o kadar yogun ki bunda sorun edilecek bir taraf bulamiyoruz. Oglen ssatlerinde Ipsala’dan Turkiye’ye giris yaparken, geride ozlemle animsayacagimiz bir tatil kaliyor.
Sozun ozu, buradan cok da uzak olmayan bir mesafede, sicak, temiz, misafirperver ve medeni insanlarin yasadigi bir ulke var. Yedikleri de ictikleri de heyecanlari da tavirlari da oturmalari da kalkmalari da felaket derecede bize benzeyen insanlar onlar. Sanmiyorum ama varsa onyargilarinizi bir tarafa birakip oralari bir gormeye gidin derim.
Üye eleştirileri
-
2008-09-02 01:22:03 |Publisher| KenanKenan
-
2008-09-02 03:25:50 |Publisher| emrahpolat
-
2008-09-02 03:35:00 |Administrator| AliOsman

Arkadaşlar, Yunan adaları ayrı bir durum ama Kuzey YUnanistan kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Dedeağaç arabayla İstanbul'a 3-4 saat, Selanik 4-5 saat... Marmaris, Bodrum fiyatları ile karşılaştırıldığında özellikle deniz masulleri ve şarap çok daha ucuz... 40 ile 60 € arasında uygun oteller (kişibaşı değil oda fiyatı) bulunabilir.
Gidelim, görelim, kaynaşalım...
-
2008-09-02 03:54:04 |Administrator| guclu

Kuzey Yunanistan, Türklerin nasıl dikkatini çekmemiş olabilir diye merak ediyorum. Deniz isteyene deniz, orman isteyene orman, şaraplar enfes, yemekler çok güzel, fiyatlar çok uygun, İstanbul'dan gaza basıp çıktığında, Alaçatı'ya gideceğin süreden daha kısa zamanda Halkidiki'de oluyorsun. Vize, triptik, sigorta, uluslararası ehliyet çok para tutmuyor, benzin ucuz.
Çocukla da gidilebilir yerler olduğu için önümüzdeki yıllarda birkaç araba gidilebilir, gayet de iyi tatil yapılabilir.
-
2008-09-02 04:07:37 |Administrator| AliOsman

Bence nedeni, Yunanistan ile ilgili buzlar daha yeni yeni eridi ya da halen erimeye devam ediyor. Bir de bizimkilerin yurtdışı tatil anlayışı daha çok tur şirketleri üzerinden oluyor. Daha kendi yurtdışı tatillerimizi organize edecek aşamaya ulaşamadık. Kuzey Yunanistan'a yönelik turlar çok sınırlı... 3-4 günlük yapılan turlar Kavala'dan Atinda bitiyor. Tur koştur koştur yapılıyor. Ama olay Güçlü'nün dediği gibi Alaçatı, Marmaris, Bodrum'a gidecek ekonomik gücün varsa, 2 yılda bir araba ile Yuanistan'a gidilebilir.
-
2008-08-01 05:40:33 |Administrator| guclu
-
2008-08-01 06:27:35 |Administrator| guclu
-
2008-08-01 06:38:25 |Administrator| AliOsman

Ben onu 10 yıldır düşünüyorum... Hatta motorsikletle falandı başlarda. Ama o vakit Balkan Ülkeleri hele hele araba ile gidiş için pek güvenli değildi. Hırsızlı olayları dağlardaydı. Abartmıyorum benzin alırken arabanın çalındığını bile duymuştum. Ama şimdi durumlar değişti. Düşünülebilir. Ama bizim ufaklığın, bu kadar seferi bir tatil için, biraz daha büyümesi şart.
-
2008-08-01 05:18:11 |Administrator| AliOsman

Benzer duyguları ben de yaşadım. Hakikaten çok sıcak ve misafirperver insanlar. Onlar için İngiliz, Fransız, Alman olman fark etmiyor. Turistsin... Ama Türkiyedenim dediğinde kayıtsız kalamıyorlar. Mutlaka bişeyler söylemek istiyorlar. Hatta bazıları -eğer Türkiye göçmeniyse- nereden olduğunu falan söylüyorlar. İnsan üzülüyor tabii...
Yorumlar
Çocukla da gidilebilir yerler olduğu için önümüzdeki yıllarda birkaç araba gidilebilir, gayet de iyi tatil yapılabilir.
Gidelim, görelim, kaynaşalım...
Yazıları okuyalı baya zaman oldu; bi dolu şey hala aklımda.

Güçlü ne güzel anlatmışsın.. benim de gidesim geldi..