Makaleler Bütün Yazılar Makale Politika 'Özgürlükçü Sol' Grubundan Ayrılış Yazım
 

'Özgürlükçü Sol' Grubundan Ayrılış Yazım Popüler

Makale

 

Yahoo Gruplarından biri olan 'Özgürlükçü Sol' ile ilişkimi kestiğime dair  ve site Moderatörünün yayınlamadığı yazımı  aşağıda bulabilirsiniz. Sitemize üye olan bazı arkadaşların da bu gruba üye olduklarını ve Özgürlükçü Sol Moderatörünün gönderilen bazı mailleri, hakaret içeren ifadeler olmadığı halde yayınlanmadığı ya da başka bir değişle sansürlendiğini biliyoruz.

Taraf Gazetesi ve Genç Siviller oluşumunun tartışma platformu olan bu yapı, Özgürlükçü Sol kisfesi altında Neo-Liberal okumalar, tartışmalar yapıyor ve sol adına ciddi tehlikeler içeriyor.  Özellikle sol ile ilk kez tanışan arkadaşlar için... İşte yazım.

 

Merhaba ,

 

Bu siteye üye olmak istememin nedeni, sitenin ismi ile uyumlu  liberter bir yapı, anlayış çerçevesinde, beraber ne yapabiliriz, nasıl yapabilirizi tartışmak ve çözümün bir parçası olmaktı. Lakin gördüğüm kadarıyla bu grup ağırlıklı olarak Liberter değil, Liberal eğilimli... Haliyle  zamanımı ABD'nin neo-liberal politikalarının 'sol' uzantıları ile berber harcamak niyetinde değilim.

 

CHP ve İşçi Partisinin  bile kendine 'sol' dediği bir ülkede, varsın Liberaller de kendisine Sol desin, ne çıkar ?

 

Belki insanlar kendini sola yakın hissediyordur, bu sevindirici elbet. Ama sosyalist bir toplum düşü olmayan, onun yerine tüm heyecanını darbe kaşıtlığına, antikemalizme indirgemiş bir 'sol', sol mudur ? ABD'li Think-Tank kuruluşlarının Türkiyeyi, orduyu ve solu nerede görmek istediğinin  yansımasıdır bu liberal  sol teranesi... Maalesef çocuklar, yeni yetme değiliz. Bu ucuz tezgaha gelmek niyetinde de değilim. Size kolay gelsin... En iyi ihtimalle kendinizi yeni bir sosyal demokrat parti kurma girişimi içinde bulursunuz. Sonuçta sosyal demokrasi de sosyalizme giden yolda bir 'mihenk taşıdır' di mi !!!

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (62)
  • guclu
    avatar

    Çok acı, değil mi? Ama bence doğrudur. Çünkü adı geçen şahıs kaç kişinin mesajını sansürlemekle kalmadı, bir de bunu yaptığını reddetti. Bence bu insanların bir kısmı bu yaptıklarına inanıyordur, olaya ideolojik olarak yaklaşıyordur ama çok büyük kısmı bir çıkar peşindedir. Cumartesi bir grup arkadaşla birlikteydim. Öğrendiğim şeyleri burada yazamam ama çok üzücü olduğunu söyleyebilirim. İnsanlardaki kişilik erozyonunun sınırı yok.

  • AliOsman
    avatar

    Olay 'kişilik erozyonu' ile açıklanamayacak kadar vahim... Yahu düpedüz hainlik, çaklallık, şerefsizlik bu... Hani bir laf vardır : ' Hainlik keyif verebilir ama hainler iğrençtir'...

  • mehmet özgür
    avatar

    hem son "atın ermeniyi" meselesi hem de özgürlükçü solla ilgili olduğundan trajik bir maili aktarayım. yazan açısından değil, içerik açısından trajik. pespayeliğin bu kadarı...
    ----

    Cemil Ertem’in Birgün gazetesinin “ağır abi” lerinden birisinin Hrant Dink için “Atın bu Ermeni’yi ” dediğini iddia edişi ile alevlenen tartışmalar bir süredir hepimizin malumu. Bu sözlerle farklı platformlarda süren tartışmalar asıl olarak Birgün gazetesi üzerinden yürüdü. Gazetemize karşı bilinçli ve örgütlü saldırılara dönüştü
    Bugün çıkan Agos’ta ki söyleşisinde Ertem bu ağabeyin Oğuzhan Müftüoğlu olduğunu ancak o tür bir cümlenin edilmediğini, yalnızca Hrant’ın fazlaca kimlik temelli yazı yazdığından şikayet edildiğini belirtti. Hrant’ın gazeteden gönderilmesi sözünün ise zaten hiç edilmediği anlaşıldı.
    Yani Cemil Ertem’in tükürdüğünü yalaması ile sonuçlanan fırtına bugün itibarıyla dindi. Geride kalan haftalar boyunca konuya ilişkin yazılıp çizilenler, söylenenler ise Birgün dostlarını ve düşmanlarını biraz daha gün yüzüne çıkardı.

    Binlerce insanın emeğini sevgisini koyarak yarattığı ve memlekette bir eşi benzeri daha olmayan gözümüzün bebeği gazetemiz ve onun yaşaması için canla başla çırpınan arkadaşlarımız yoldaşlarımız hakkında akla hayale sığmayan iftira ve çarpıtmalarla dolu haberler yazıldı çizildi.

    Önce Agos yazarı Etyen Mahçupyan devrimcileri ırkçı katil sürüleriyle işbirliği içinde olmakla itham etti.
    Peşinden Konya’da ki bazı yazılım şirketlerinin ürettiği ve bir tanesi de Sabah gazetesi yazarı Mahmut Övür’e ait olan (Hürhaber) onlarca haber sitesinde günlerce düzenli olarak bu spekülasyonlar yayınlandı.
    Sitenin editörlerini arayarak bu yaptıklarına son vermelerini istediğimizde, yazdıklarının doğru olduğunu düşündüklerini haber kaynaklarına güvendiklerini ,haberlerin gayet güzel “tık” lar aldığını ve bu haberleri yapmaya devam edeceklerini söylediler.

    Bizim ise söz konusu haberlerden ve linçten haberimiz belki çoğumuzun üyesi olduğu ÖzgürlükçüSol iletişim grubu vesilesiyle haberimiz oluyordu. Bu haber sitelerinde yer alan haberler Sacit Topçu isimli bir şahıs tarafından düzenli olarak Özgürlükçü sol mail grubuna gönderiliyor ve burada yayınlanıyordu. Sacit Topçu, içinde sanki binlerce yıldır birikmiş nefret ve düşmanlık varmışçasına olanca saygısızlığı ile kusuyordu yorumlarını. Peşine de kaynak olarak Çalık Grubu yayınlarında gayet yüksek prim yapan yeni nesil liberal demokrat yazarların haberlerini gösteriyordu. Bir yandan Birgün’e , gazetemizin yoksunluklar içerisinde çabalayan insanlarına , emekçilerine, değerlerimize fütursuzca hakaret eden, diğer yandan da kucaklarına bırakılan haberleri bas bas bağırarak gazetecilik yaptığını sanan ve Fetullah Gülen’in yeni cdlerinin reklamlarını tam sayfa yayınlayan Taraf
    Gazetesi’ne sayfalarca güzellemeler yaparak asıl karakterini “Yer altından çıkaran” Sacit kendisinin asıl kimliğini soran maillere isminin de soy isminin de bu olduğunu söylüyordu.

    Biz bu vatandaşın küfürlerinin grupta nasıl olup da yayınlandığının merakını üzerimizden attığımızda kim olduğunu araştırmaya başladık.Bu isim ve soy isimde hiçbir kayda rastlayamadık. Sonradan Sacit Topçu’nun sadece bu haber grubunda ve yalnızca Birgün aleyhine yazılar yazdığını fark ettik. Ya gazeteyle ilgili bilgileri düzenli olarak içeriden kamuoyuna yayan birisi idi yada ona içerden birileri servis ediyordu.

    Bilenler bilir internet çok güvenli ve gizli bir ortam değildir.Genel gruplara veya doğrudan insanlara gönderdiğiniz emailler bilgisayarınızı n fiziksel adresi (IP) ile birlikte kodlanır. Yani aynı bilgisayardan farklı adreslerle email gönderirseniz bile IP adresiniz karşı alıcıda aynı görünür.
    Bizde Sacit Topçu’nun farklı tarihlerde farklı gruplara ve insanlar gönderdiği IP adresini takip ederek aynı bilgisayardan email gönderen diğer kullanıcıya ulaştık. Sonra farklı tarihlerde yapılan gönderileri de kontrol ettiğimizde söz konusu Sacit Topçu’nun bu mailleri nasıl olup da yayınladığına anlam veremediğimiz ÖzgürlükçüSol mail grubunun moderatörü YALÇIN ERGÜNDOĞAN olduğunu anladık.. Şüphesi olan herkes kendi bilgisayarından bu bilgilere kolaylıkla ulaşabilir ilgilenenlere yöntemini ayrıca yazabilirim.

    Yıllarca solcu kimliği ile tanınmış ve güçlüklerle ayakta durduğunu hepimiz kadar iyi bilen bir insanın kendi çalıştığı gazete hakkında bu tür bir provokasyonu neden yaptığına dair değerlendirmeyi herkes kendince yapacaktır kuşkusuz.

    Ancak bütün bu yaşananlardan çıkan sonuç kimimizin bu envai çeşit saldırı ve komplolardan etkilenerek yüz çevirdiği ve hepimizin gözünün bebeği olan gazetemize yeniden destek olmamız gerektiğidir. BİRGÜN’ü hiçbir zaman vazgeçmeyeceğimiz eşit-özgür bir dünya özlemimizin habercisi ve yolculuğumuzun tarihini yazacak bir kitabe olarak yeniden var etmek yine hepimizin emeğiyle mümkün olacaktır.

    Tüm ihanetlere ve taaruzlara rağmen her zaman her yerde haykırmak üzere

    BİGÜN MUTLAKA…

    Ateş

  • KİBELE
    avatar

    Demokratik geçinen hırsları yeteneklerini aşmış kuş beyinli tiplerin koyunluklarına tuhaf koroları var...Söyledikleri kazmalıklardan ayrışanları
    ufacık bir vicdan azabı duymadan boğazlarlar...

  • guclu
    avatar

    Sanki bu tinsellik meselesi, üzerinde ne kadar konuşursak o kadar uzaklaşacağımız bir şeymiş gibi geliyor bana. Yapılabilen ya da yapılabildiği oranda gerçekleşen bir şeydir. "Bunu nasıl yaparız?" diye konuşulunca ne olduğunu anlamaktan da uzaklaşabiliriz bir yandan da.

    Bir örnek vereyim. Hani çok sıkı, çok katı, "partili", "çelik irade" abiler vardı bir zamanlar. Artık karikatürlerde bile yoklar. Bundan 15-20 sene önce sol camiada bol bol bulunurlardı ama o zaman için bile aslında "zaman dışıydılar", çünkü 70'lerdeki altı yedi yıllık bir zamana sıkışmış, son derece özgül bir anın ürünü olan bir "tinselliğin" insanlarıydılar. Bu insanların öncülleri olan 60-71 arası devrimcileri, hiç de öyle parkalı, postallı başlamamışlardı hikayeye; 70-71'de birden hızlanan ve çoğalan silahlı mücadelenin getirdiği, neredeyse zorunlu bir hal alan askerileşmenin sonucu o hale gelmişlerdi. Åžu andan bakılınca çok arkaik, stalinist, diktatoryal görünebilir ama tutarlı bir bir tinsellik, bir maneviyat barındıran bir hareketti. O dönemin bütün ruhuna da sinmiştir bu ruh hali.

    Son zamanlarda o döneme ait, 71-80 arasında çekilmiş Türk filmlerini izliyorum, bulabildiğim romanları okuyorum, ne olup bittiğini anlamak, toplumun bu denli nasıl politize olabildiğini, solun bu yükselişini neye borçlu olduğunu anlayabilmek için. Net bir sonuç elde edemedim doğal olarak ama ilginç bulgularım da var. Mesela solcuların çektiği ve sola yönelik mesajlar veren "Bir Gün Mutlaka" filmi ile, aleni faşist propaganda yapan, gülünç bir antisovyet, antikomünist güzergah izleyen "Güneş Ne Zaman Doğacak" filmlerini kısa bir zaman aralığında peş peşe izledim. Yönetmen, senaryo, konu, çekim falan bu konuları bir tarafa koyalım ki ikisi de iyi değildi ama dikkat çekici bir şey vardı ki çok şaşırtıcı geldi. "Bir Gün Mutlaka" neredeyse yarı belgeseldi, bütün film açık alanlarda geçiyordu, mitingler, eylemler, gösteriler, İstanbul'un neredeyse tüm meydanları, binlerce insan, eylem yapan ve katılan, eyleyen, vuran ve vurulan yüzlerce insanı nerdeyse kamerayı koymuşlar ve gösteriyorlardı. Konu zayıftı, oyunculuk iyi değildi ama belli ki bunlar sinematik sorunlardı, filmin kendisi son derece doğrudan bir politik eylem halinde tasarlanmıştı. "Güneş Ne Zaman Doğacak" ise çok kötü bir film olmasının yanı sıra, neredeyse klostrofobik ve karanlıktı. Filmin yarısı kapalı mekanlarda faşist diskurun tekrarlanmasıyla geçiyordu, dış mekan kullanımında da ya Kapalı Çarşı'nın arka sokakları ya da neresi olduğu belirsiz ama sadece figüranlarca doldurulmuş, "sentetik" alanlardan yararlanılmıştı. En merkezi çekimlerin yapıldığı yerler ise Galata ve Unkapanı Köprülerinin altıydı, yani yarı kapalı ve kıstırılmış alanlar. Ülkücü öğrencilerin düzenlediği evlere şenlik bir yürüyüş sahnesi vardı ki, muhtemelen Belgrad Ormanlarında, insandan çok ağaçların olduğu bir yerde çekilmişti:D Faşistlerin kapatılmışlık duygusuna kapıldıkları ve buna bağlı oranda da şiddeti yükselttikleri türünden bir sonuca, ceteris paribus, genellemeyle ulaştım.

  • onder
    avatar

    şu artık liberalizmle özdeleştiği için hegemonya cephesınde kaybettiğimiz "yeni sol"un, sosyalist külliyatın kavramlarını resmen "gaspetmesi" benim tepemi attıran yegane olay..Taraf'a duyduğum sınırsız nefretin ana nedeni de bu..Bu en aşağılık hırsızlıklardan biri..İnsan kitap okudukça daha da sinir oluyor, marxist külliyatın zenginlinğini görerek. Bu alçaklar karşılarına marxismin bir karikatürünü alıp onu sözde altederek, koca bir entellektüel birikimi içeriksizleştirme işine soyunmuş durumdalar.

    Bu tinselliğin "uğraşılarak" mümkün olup olmadığı konusu; içtenlikle söylüyorum ki bu benim kafamdaki en büyük hatta yegane sorunsal diyebilirim..Hatta ve hatta Özgürlükçü Sol'da, başka e-mail grubu/site girişimlerinde, bilakis bizim dergimizde tartıştığım ana eksen buydu desem çok büyük bir abartı olmaz.

    Soruya benim verdiğim kişisel cevap evet; ama zorluğu insanın kendini bir toz tanesi gibi hissetirecek kadar büyük. Sonuçta şimdiye kadar ancak kadim dinlerin ya da antik felsefe okullarının (pisagorcular, epikürcüler, stoacılar ki onlar da bir nevi o dönemin dinleriydi) yapabildiğiyle kıyaslanabilecek birşey sözkonusu.

    Olabilirliği bir yana bunun zorunluluğuna daha çok inanıyorum. Sosyalist projenin başka türlü bir olabilirliğini ben kavrayamıyorum.

    Sınırsız karamsarlık ise bunun ancak "uğraşılarak" yapılabilecek olmasına inanmam..Başetmemiz gereken en büyük ortodoksi bence toplumun "zorunlu" bir gelişim çizgisine sahip olduğu fikri.

    Hareketlerin zaten tinselliğini yarattığı konusunda sorunlu hem de oldukça sorunlu bir yan var; hareketin önceden zaten varolduğunu varsayıyor..Oysa bence tam da hareket olabilmek tinselliği gerektirir. Yani soru, en başta "hareket" nasıl varoldu ki, onu ne yarattı ki? Tavuk-yumurta paradoksu akla geliyor, ben daha çok hareketlerin bir genel tinsellik atmosferi/iklimi içinden çıkıtığına inanıyorum..Hareket tinselliğinin ikinci sorunlu yapısı da bu zaten, tinsellikten daha çok cemaatciliği çağrıştırıyor..Ben tinsellikten daha çok, "çağın ruhu", "20.yüzyılın ruhu", "modernist ruh", "postmodernist ruh", "protestan etik" ,"feodal şövalye ruhu" vs gibi ifadelerde dile gelen türden bir tinselliği anlıyorum. Yani bir grubu ifade etmekten çok, toplumun içinde bulunduğu genel matriksi tanımlayan birşey, yani bir yönelmişlik, bir planlama yok, ama grupları motive eden prime mover türü birşey..Tabii haklısın böylesine birşey nasıl "uğraşılarak" yapılacak, bariz çelişki gibi görünüyor..Ben bu çelişkiyi bi ara "spontanlığı deterministik bir tarzda hayata geçirmek lazım" türünden oksimoron bir formulle ifade etmiştim.

    Ama tam olarak bir uçuş da değil bu fikir, Nietzsche'nin "Will To Power" dediği şey bende tam da böyle birşey çaşrıştırıyor..Tabii onun tilmizleri post-yapısalcıların tezleri ve özel olarak da Deleuze'ün "ağ muhalefet", "rhizome" nosyonları da..Keza Situationist'lerin sanatı sıradanlaştırarak, çoğaltarak yoketme fikri de..

    Serbest çağrışıma burda biraz ara verip somut örneklere geçmek gerekirse klasik "mahalle çalışması" olayını ele alalım. Bizde uygulanageldiği klasik haliyle olabildiğince "modernist", "araçsal akılcı" bir eylem modelidir..Asla kapanamayacak bir dışsallığı, ötekiliği içerir..Totalitarizmin nüve halinde bulunduğu en derin dokulardır bu tür yapılanmalar..Mahalle çalışmasının doğrudan demokrasi ile "bu sefer" yozlaşmadan yapılması bana mümkün görünmüyor. Peki modernist olmayan mahalle çalışması nasıl mümkün olur? Tabii ki bilemem ama gerekli koşullarından birinin bizzat mahalede bir varoluşa sahip olmak olduğuna inanıyorum..Her yönden sınırsızca yayılan rhizome'un kolları mahalleye kadar ulaşmalı..Mahallede olanların somut özneler olarak yaşamlarımızda yeralmaları gerekir. En vulgarize versiyonunda Facebook'un arkadaşımın arkadaşının arkadaşı ağı gibi...


    Daha da somut örnek, bu amaca hizmet edecek bir araç söyle dersen, cevabımı muhtemelen çok iyi biliyorsun; İnternet.

    İnternet benim için Deleuze'ün rhizome'nun uygulanabilir en güçlü adayıdır. Tabii ki burdaki artık kadimleşmiş "İnternet'in sanallığı" muhabbetini aşmak lazım..Bu artık malumun ifadesidir..Amaç tabii ki chat'leşmek değil. İnternet'i "ağ muhalefet"in son derece etkili bir aygıtı haline getirmek lazım..

    Eğer iktidar Foucault'cu anlamda yayılmışsa, ona muhalefetin de ağ gibi yayılmış olması gerekir..Eğer artık tek bir iktidar odağı yoksa, tek bir muhalefet odağı da yegane çözüm olmamalı.

    İnternet sayesinde bugün 10 yıl önce akla bile gelmeyecek dayanışma ağları kurmak, "uğraşarak" ortak bir tin kurmak mümkündür.

    Biz bir grup arkadaş ta 1991'de nerdeyse bütün zamanımızı ayırarak onca imkansızlığa rağmen, son derece sınırlı uygulamalarla 2000 basan bir dergiyle iyi kötü bugüne kadar gelen bir tin yarabildiysek, İnternet'te çok çeşitlenmiş son derece pratik ve somut uygulamalarının "ağ"ı ile çok daha kalıcı bir tin oluşturmak bence mümkün

  • mehmet özgür
    avatar

    önder,
    yazdığın anlamda modernizm anlatısı konusunda tamamen seninle aynı fikirdeyim. beni belki de kıllandıran, bu tür eleştirilerin yeni döneme ait dolayısıyla da "yeni sol"un icat ve ilan ettiği şeymiş gibi sunulmaları.
    ikinci olarak beni diğer düşündüren bu tür tinselliğin "uğraşılarak" mümkün olup, olmadığı... zira başarılı bir toplumsal hareket zaten kendi tinselliğini yaratmış oluyor. tinselliği yaratılacak, eklenecek bir parça olarak düşündüğümüzde yine araçsal akıl'a düşmüyor muyuz? kendi küçücük politik geçmişim bile çarpık bir yapıda yaşanmasına rağmen, sonraki örgütsüz zamanıma bakarak çok daha tinsellik doluydu. ha keza yanlış hatırlamıyorsam, sen de kendi dergi deneyimin için aynı şeyleri ifade ederdin. insanları o işin bir parçası kıldığımız zaman zaten büyü başlıyor galiba, ayrıca abrakadabra dememize gerek yok sanki.
    bunlar sadece sesli düşünme kendi namıma.

  • onder
    avatar

    Gerçi "entel kentel" demesi kulağa hoş gelse de, "entel"liği bu adamlara verip, kendimize "kazma solculuğu" yakıştırmak pek doğru değil bence..Zira tam da simule etmeye çalıştıkları düşünen/derin adam payesini beleşten vermiş oluyoruz..Oysa bu adamlar o kadar sığ ki, temsil ettikleri klasik liberalizme bile çok çok uzaklar..Callinicos'un Toplumsal Kuram adlı bir kitabını okuyorum, rastgele okunmamış kitaplar arasından seçtiğim bu kitap gündeme çok denk düştü..Liberalizmin duayenlerine genel bir bakış veriyor; Durkheim, Mills, Spencer, Weber vs. Bu adamların derinlikleriyle Kentel gibilerin irtica güzellemeleri arasında dağlar kadar fark var.

  • guclu
    avatar

    Herhalde teorilere tarihsel bakmak lazım. İlk dönem liberallerin nıspi derinliği ile, son dönem Türk liberallerinin din aşkları mukayese edilmez olsa gerek. Kentel kişisi, neoliberalizme de muhalif bir tonda yazılar yazıyor arada. O'nun asıl aşkı dine sanırım. Böyle bir grup da türedi son yıllarda, ateist ama "kültürel müslüman". Murathan Mungan kendisini böyle tanımlıyordu.

  • AliOsman
    avatar

    Belki Melih Pekdemir'in tepesi atmış olabilir ama tarzı, haksızı mazluma dönüştürebilecek cinsten... Artı o kadar sinirlenmiş ki içerik olarak çok daha iyi bir yazı yazabileceken, yazısı, sinirin kurbanı olup, hakarethane bir yazı olarak akıllarda kalacak...

  • guclu
    avatar

    Benim de ilk okuduğumda düşündüğüm o oldu. "Anne Bak Kral Çıplak"ta, Taner Akçam'la giriştiği polemiki hatırlıyorum, orada da muhtemelen öfke vardı ama dozu gayet iyiydi sanki. "Taner, seni dostu ağlatır, düşmanı güldürürsün"..

    Sanırım Kentel'e çok gıcık oluyor, benim gibi, ve kendini tutmadan "ateş serbest" yapmış...

  • onder
    avatar

    Doğrusu ben hiç rahatsız olmadım, aksine çok hoşuma gitti. Lenin'in, Marx'ın polemikleri düşünülürse az bile yapmış. Bence bu işin doğasında var, zaman zaman teorik kapışma kadar böyle tiplerin karakterine yönelik de eleştiri yapmak lazım.

    Bu süreç şahsen benim için öğretici oldu, kim nerde duruyor çok daha net görmemi sağladı, parazit ortadan kalktı ve cam gibi bir görüntü ortaya çıkmadıysa bile henüz, bayağı netleşti görüntü..Ergenekon süreci bir turnusol etkisi yaptı..

    Vitrindeki isimli tipler açısından bu netleşme az çok oldu, şimdi de tabanda olması lazım..Bunun yaparken de nazik olma taraftarı değilim..

  • guclu
    avatar

    Ben de rahatsız olmadım ama Pekdemir'in bu kadar öfkeli yazdığını hiç görmemiştim, o ilginç geldi.

    Ferhat Kentel geçenlerde bir tartışma programına çıktı televizyonda ve ben kulaklarımla duydum, "Boğaz Köprüsü üzerinde namaz kılmak çok zevkli olabilir" diye bir cümle kurduğunu. Sesonline ve ÖS editörleriyle birlikte kılabilirler, o daha da zevkli olur muhtemelen..

  • onder
    avatar

    MEhmet,

    modernizmin içeriği konusunda bir uzlaşım olmadan çoğu kez zıt anlamlarda bile kullanıldığı fikrine katılıyorum..

    Modernizmden benim anladığım, tek cümleyle, aklın araçsal aklın mutlak otoritesidir. Türkçedeki karşılıkları nedir tam bilmiyorum ama Frankfurt okulunun Vestand ve Vernunft şeklinde bir ayrımları var..Verstand araçsal aklı temsil ediyor daha çok, Vernunft ise salt ampirik verilere ya da rasyonel akıl yürütmelere değil, sezgisel mi desek, duygusal mı desek farklı boyutları da içeren bir kavrayışa tekabül ediyor..Başkalarını geçelim ama Frankfurt okulu Aydınlanma/Modernizm yaklaşımını eleştiriyorsa, bu gerçek komunistler bundan kuşku duyuyorsa bir bildikleri vardır diyorum ben..

    Günlük imgeleme tercüme edersek, modernist yaklaşımı daha doğrusu modernist sosyalist yaklaşımı ben salt refahı, temel ihtiyaçları karşılamayı, bir anlamda emekçiler için tüketim kapasitesini artırmayı hedefleyen bir sosyaliz olarak görüyorum..Zaten bu bağlamda kapitalizmin ve sosyalizmin aynı ana babanın düşman kardeşleri olduğu iddia edilir..

    sosyalizm bence de salt iktisadi kurtuluşu hedefleyen bir anlayış olmamalıdır. Ahlaki bir yapıyı da, ama yeni bir ahlaki yapıyı da hedeflemelidir. Nietzsche'nin insanın kendini aşması, "değerlerin yeniden değerlendirilmesi" dediği şeyi kastediyorum..Bunu somut örneklerle açıklarsak, örneğin sosyalizm sadece iktisadi kurtuluşu değil, tinsel kurtuluşu da hedefleyen, ne bilim örneğin sınırsız bir tüketim kapasitesi vaadini değil de, sürdürülebilir bir yaşam modelini falan savunmalıdır..

    Callinicos'un Toplum Kuramı adlı kitabını okuyorum..Sitede tanıtacağım..Bu kitap sayesinden Durkheim'ın bana çok yakın gelen din ile ilgili görüşlerini tanıdım.."Dinsel Yaşamın Temel Formları" diye bir kitabı varmış ve de türkçeye çevrilmiş, aytaç mı ataç mı diye bir yayınevi çevirmiş..Gündeme de çok uygun olduğu için okumak da fayda olabilir..Neyse bu kitap bağlamında Callinicos'un şu satırlarını aktarıyorum;

    Durkheim, kültlerin "bütün dinlerde...çok büyük bir rol oynadığını savunur; "Bunun nedeni, eylemde bulunmadığı sürece toplumun etkisini hissettirmemesidir ve onu oluşturan bir araya gelip ortak hareket etmedikleri sürece de toplumun eylemde bulunamamasıdır" Dini ritüeller toplumun üyelerini kollektif kimliklerini ortak bir şekilde pekiştirecekleri bir ortamda bir araya getirmeye yarar. Bu nedenle "kültürün etkisi dayandığımız ve bize dayanan bir varlığı yani toplumu "düzenli olarak yeniden yaratmaktır". Ama kültte yapılan törenlerin etkisi yalnızca entellektüel ve tinsel olmakla kalmaz, orda toplananların kollektif duyguları üzerinde de etkili olur."
    ----------------

    Åžimdi bu satırları dinsel yaşamın bir analizi olarak değil de sosyalist bir programın bir stratejisi olarak okuyalım..
    İşte bence solun eksik olduğu alanlardan biri bu..Kendisini bir yaşam biçimi, bir varoluş tarzı olarak değil, bir görev etiği olarak kavraması..

    Modernist sol sadece bir görev etiği ile kendini kor..Bence yetersizdir..Yine altyapı-üstayapı bağlamına gelebiliriz..Altyapıdaki kurtuluş kadar üstyapıdaki kurtuluşa da odaklanmak lazım..

  • mehmet özgür
    avatar

    bu yazıdan bir gün önce ö.s.ye gönderilen mehmet polat'ın yazısı bence çok daha iyi bir sertlikteki içerikle yazılmıştı. galiba kendisi de siteye üye ama yazmıyor?
    pekdemir'in yazısı ise biraz acele gelmiş gibi duruyor (içerikten çok üslubu sert); daha çok kızım sana söylüyorum, gelinim sen duy kıvamında olduğundan bütün hırsını kentel üzerinden almış gibi.

  • guclu
    avatar

    Melih Pekdemir, Birgün'de çok sert bir cevap yazmış Kentel'e...

    http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1187090030& news_code=1218450127&day=11&month=08&year=2008

    BEHEY ‘ENTEL’ KENTEL! YA DA ‘BİRAZ ALAY VE BİRKAÇ TOKAT…’
    melihpekdemir@birgun.net / 11 Ağustos 2008



    Bilirsiniz, liberaller, tanım gereği biraz kibar solcudurlar, öyle algılanırlar. Oysa son durum hiç de öyle değil. Kendilerine liberal diyen hanımlar ve beyler, son günlerde epey edepsizleşti! Yahu, bunlar meydanı boş mu zannediyorlar? “Nasolsa iktidar da bizden yana” diye devrimcilere, kendileri gibi düşünmeyen solculara ver yansın girişiyorlar. Türkiye’de antikomünizmin zirvede olduğu yıllarda bile böylesi görülmedi, işitilmedi. Artık ideolojik mücadele filan da yapmıyorlar; resmen bindirilmiş kıtalar misali teyakkuz halindeler ve hezeyan içinde ağızlarına geleni söyleyebilmeyi de ‘özgürlükçülük’ sanıyorlar.

    İşte bunlardan biri, Ferhat Kentel nam bir liberalimiz “Yeni bir sol -ve aşk- mümkün!” diye ‘şiir gibi’ bir yazı yazmış. Bakın, baştan söyleyeyim, burada hiç kimse benden kibar bir cevap beklemesin. Ben zaten doğuştan bir kazma solcuyum! Öyleyse şimdi bu beyefendi de dinlesin: Ey Ferhat Kentel! Sen de, zaten kazmayı taşa vurmuşsun, cihat ilan etmişsin, adeta “bakın ben size bulaşıyorum siz de gelin bana bulaşın” demişsin. Ben bu yazıda sana bulaşmayacağım, polemik molemik yapmayacağım, sadece attığın taşlardan eteğimize ‘sıç’rattıklarını temizleyeceğim.

    Çünkü şöyle demişsin: “Bugün ‘sol’ adına konuşanlar arasında, Marksizm’den, işçi sınıfından, devrimden, sosyalizmden, emperyalizmden bol miktarda dem vuran, savaşkan bir üslûba sahip bir kesim var.” Elhak doğrudur. Böyle bir kesim var, iyi ki var! Lakin ve zaten, Marksizm’den, işçi sınıfından, devrimden, sosyalizmden dem vurmayınca katiyen solcu olunamaz! Savaşkan bir üslup yerine “Teslim oldum mösyö burjuvazi” deyince, ayakkabıcı, yazıcı, entelektüel, ya da ‘entel’ olunabilir belki, ama katiyen devrimci olunamaz!

    Ama bak Nâzım Hikmet gök yüzünden eğilmiş ve sana sesleniyor: “Behey entel Kentel! Behey yirmi birinci asrın imam filozofu. Felsefenden tüten günlük kokusu başımızı döndürmek içindir. Hayat kavgasında bizi diz üstü süründürmek içindir.”

    Evet tam da dediğin gibi bizler “Türkiye’de şimdiye kadar hâkim olmuş sol geleneğe de büyük ölçüde sorgusuz sualsiz” sahip çıkıyoruz; “geçmişi, geçmişin acılarını, kahramanlıklarını yüceltiyoruz; yaşanan acıları, verilen şehitleri adeta sürekli kurucu bir efsane olarak” üretiyoruz. Çünkü kökümüz kendimizdedir! Kökümüzü cemaatlerde, tarikatlarda değil, senin ağzı açık bir hayranlıkla “muhafazakâr modernleşme, işte budur ilericilik!” diye tarif ettiğin sosyolojik palavralarda değil, kendi mücadelemizde ve hareketimizde görüyoruz..

    Halbuki sen; “Ve o hareketin içindeki, başta otoriterlik ve tekçi düşünce olmak üzere bol miktarda başarısızlık hikâyesini sorunsallaştırmıyor,” derken yalan söylüyorsun behey entel Kentel. “Kendi üzerine düşünmeyi, kendine eleştirel bakmayı pek düşünmek istemiyor” derken yine yalan söylüyorsun behey entel Kentel. “Genellikle başarısızlığı kendi dışındaki nedenlere -emperyalizm, faşizm, burjuvazi, ‘halkın teoriye uymaması’ ya da ‘içimizden çıkan’ oportünistler, revizyonistler, hainler, işbirlikçiler- bağlıyor” derken yine ve yeniden yalan söylüyorsun behey entel Kentel… Sen ne yalancı, ne yalancı ve ne yalancı bir adamsın behey entel Kentel…

    Bak yine Nâzım’ı kızdırıyorsun ve şu sözleri hak ediyorsun: “Behey entel Kentel! Akepenin şövalyesi, sermayenin altın sesi, ve Allahın ateist imamı ve peskoposu! Her kelimen kelepçelerken bileklerimizi, kıvrılan bir yılan gibi satırların sokmak istiyor yüreklerimizi….”

    Belli ki “kendine hayransın”, cemaatlere kurbansın, “dilimi değiştirdim” deyip “Taraf”ını fetişleştiriyorsun.. Doğrudur… Bizler “heybetli ve gümbür gümbür bir terminolojiyle” konuşabiliyoruz… Ve elbette doğrudur, “bu heybete uygun bir faaliyet (işçi sınıfı içinde örgütlenme, kitlelere ulaşma ve onları ‘bilinçlendirme’ vb.) içinde” görünmüyoruz, GÖRÜNEMİYORUZ… Kalemine kına yak! Klavyene mum dik! Sevinç çığlıkları at! Evet, faşizm ve sermaye galip geldi, 12 eylül galip geldi, bizler yenilmiştik ve bin yıllık gericilik yine sahneye çıkıyor!

    Ama senin gibilerden bir farkımız var. Pes etmiyoruz. Böyle ‘görünemeyişimizin’ sebebini elbette ve öncelikle kendimizde buluyoruz.. Ama çareyi hasmımızın, celladımızın kollarına atılmakta aramıyoruz.

    Ve üstelik behey entel Kentel, akılsızlığın sıra bizlerle dalga da geçiyorsun: “Ama tabii, bizim göremeyeceğimiz, bugün çok illegal düzeyde süren ama yarın öbür gün devrime yol açacak faaliyetleri olabileceğini teslim ediyorum” diyorsun. Elbette terbiyesizlik ediyorsun, ukalalık yapıyorsun, haddini hiç mi hiç bilmiyorsun, bizi kandıramıyorsun ve inandırıcılığını hepten yitiriyorsun.

    Ama bak Nâzım Hikmet sana haddini bildiriyor: “Sivri yosunlu ucundan kızıl kan damlayan yeşil bir diş gibi... Sen bu ‘söyleminle’ mi bizi kandıracaktın, inandıracaktın?”

    Diyorsun ki… “Böyle bir faaliyet ve güce sahip olmamasına rağmen, şimdilik ‘sol’ tanımı esas olarak bu kesimin etiketi olarak varlığını sürdürüyor. Ama sadece ‘şimdilik’...” Åžimdilik değil zavallı entel Kentel! Sana kötü bir haber: Sol tanımını ‘bu kesim’ her daim sürdürecek! Çünkü bunu sürdürebilmek, işkencelere rağmen, ölümlere rağmen, zindanlara rağmen vazgeçilmeyecek bir mücadeleyi göze alabilmek… Ve böyle bir cesaret ve böyle bir inanç, senin gibilerin solculuğunda hiç olmasa gerek… En iyisi kapa çeneni ve dinle!

    Çünkü Nâzım Hikmet yine sana seslenecek: “Behey entel Kentel! Behey tilkilerin şahı tilki! … hemen anlaşmak için bir kapı açıyorsun, binip Allahının sırtına soldan geri kaçıyorsun! Kaçma dur!”

    Kaçma dur! Zaten yazdıklarında da hemen yakayı ele veriyorsun. Postmodern solun rezaletini mümin bir hamal gibi sırtında taşıyorsun. Post-modernizmin görecelilik, bilinemezlik tuzaklarına düşürülmüş kurbanlık bir av gibi figan ediyorsun. Kötü yere düşmüşsün. Kendini affettirmek için olsa gerek, bilime, araştırmaya, evrime vurgu yapan; gericiliğe, akıldışılığın karanlığına, batıl itikatlara, kadını ikinci sınıf konuma iten dinsel pratiklere karşı cephe alan zeminlerden firar ediyorsun.

    Ama hemen yakayı yine ele veriyorsun; çünkü kullandığın dil resmi cemaat dilinden bağımsız değil.. Çünkü diyorsun ki: “dinselliklerin, … hareketleriyle biriken tecrübe, modernliğin, onun yerli versiyonunun ve onun ‘sol’unun ikili kutuplaşmalarını sorguluyor... başka bir ‘düşünme yolu’nun da mümkün olduğu ortaya çıkıyor.” Dinselliklerin biriktirdiği tecrübeye sığınıyorsun ve hâlâ solculuktan sosyalizmden söz edebiliyorsun. Pes dedirtiyorsun birader, pes dedirtiyorsun!

    Ve diyorsun ki; “Düne kadar, örgütlenecek, bilinçlendirilecek olan yığınlar bambaşka bir yolda yürüyüşe çıkıyorlar, apoletli-apoletsiz her türlü toplumsal mühendislik meraklısının ellerinden kayıyorlar...”

    Yahu sen ne diyorsun? Sözünü ettiğin yığınlar ‘bambaşka bir yolda yürüyüşe’ filan hiç çıkmadı… Onlar binlerce yıldır zaten bu yolda yürütülüyorlar, güdülüyorlar… Biz onları baştan çıkarmak, yoldan çıkarmak, güdülmekten vazgeçirmek için uğraşıyoruz! Bazen koşullar uygun oluyor, sesimize kulak veriyorlar… Sonra yine bizden uzaklaşıyorlar… Bu memlekette denklem, ‘sağcılık eşittir Müslümanlık’ diye kurulmuş, biz bu denklemi bozmaya çalışıyoruz. Peki sen ne diyorsun?

    Bildiğim kadarıyla bir sosyologsun ve madem ‘toplum mühendisliğinden’ söz ediyorsun; demek ki şunu sen de biliyorsun. Din, en büyük ve en kadim toplum mühendisliğidir!

    Ve senin eteklerine sığındığın cemaatler, en şedit ‘Jakobenler’dir. Bunu da mı inkâr ediyorsun?

    Eh, halimize bakıp “Karşılıksız aşkın sonu” deyip yine dalganı geçiyorsun… “Umut bağladığınız, elde etmek için bin bir dil döktüğünüz insanın başkasına âşık olması gibi bir şey...” diyorsun. Ama behey şaşkın! Onlar, yani emekçiler, ezilenler, sömürülenler, zaten ‘başkasına âşık’ filan değil ki! Resmen ve tarihsel olarak ve kültürel olarak başkasının ‘kapatması’dırlar. Devrimcilik işte böyle bir aşağılanmaya itirazdır, bir sınıfın bir başka sınıfa tahakkümüne, dinsel inançların bu yolda kullanılmasına karşı bir mücadeledir yani. Senin hoşuna gitmese de, biz buna ‘sınıf mücadelesi’ deriz … Hâkim sınıfların, sömürücü sınıfların (bu kavramlar da hoşuna gitmez farkındayım) ‘haremlerini’ tarumar etmek için mücadele ederiz.

    Öte yandan bunun teorik boyutunu sen de bilirsin, yani ‘kendinde sınıf’ ve ‘kendi için sınıf’ olabilme hallerini, ama gazete sayfaları bunları tartışmanın yeri değil… Üstelik söylediklerindeki akademik ve entel yaldızlı kelamların altında “Oh canıma değsin bu halk sizi sevmiyor!” şirretliği de varken, hiç gerekli değil…

    Öyleyse bırak bu bilim insanı yavelerini. Kendi adına konuşmadığın aşikâr. Kimin adına konuşuyorsan öyle konuş. Senin ya da seninkilerin sunduğu proje nedir bir söyle bakalım….

    Brüksel’deki abilerin bu halka demokrasi öğretecek, cemaatteki amcaların şöyle bir hadislere bakacak, ayetleri yorumlayacak, meşveret edecek, şÃ»ra toplayacak… Ve bunlar toplum mühendisliği olmayacak ve bunlar tepeden olmayacak!

    Bulduğun çare pek pespaye be entel Kentel! “Madem bu halk muhafazakâr, ben de muhafazakârlık güzellemesi yapayım. Akepe cengaveri olayım” diyorsun. Yoksa demiyor musun? Åžiir gibi döktürmüşsün ve madem “Fethetmek değil, fethedilmek için duyargalarını ve hücrelerini” açmışsın, “onun içeri girmesine” izin vermişsin… Onun?! Yani dinsel hareketlerin biriktirdiği tecrübenin, yani böyle bir ‘başka’ düşünme yolunun mu? Yani bunların içeri girmesini, ruhumuza nüfuz etmesini mi kast ediyorsun?

    Allah aşkına… (sana böyle dersem şimdi hoşuna gider biliyorum) şunu söylerken, yani

    “kültürel sembollerin otoritarizmine karşı muhalefet dinamikleri” derken ağzında ne geveliyorsun? Bunu da açıktan yazsana… Bak ben bütün iyi niyetimle şöyle diyorum. Mesela Fethullah Hocaefendi kendi cemaatinde otoriter bir semboldür ve buna karşı muhalefet dinamiklerinin olamadığı böyle bir atmosferde demokrasi filan yeşermez! Ama sen böyle dersen, sana bir daha yazdırmazlar, bunu da biliyor musun?

    Åžu paldır küldür muhafazakârlaşma ortamında, tarikatlardan, cemaatlerden başka kimsenin borusunun ötmediği, sadece parasını verenlerin düdüklerinin öttüğü şu atmosferde; bunlara itiraz etmeden, “Farklı kültürel grupları, farklı referanslarla işleyen hayat tarzlarını, bin bir biçimde altta kalanları duyma ve anlama konusunda” nasıl yeterli olabileceksin? Hele bunu da bir söylesene entel Kentel!

    (“Yeni bir sol -ve aşk- mümkün!” demiş ya… Yahu bu Ferhat’ın önünde delecek bir dağı bile yok… Ama bizim var… ‘Şirin’ sormaz mı: Bu ne biçim aşk!)

    Eveet… Bu yazıya bir son söz lazım. Nâzım Hikmet mutlaka şöyle söylerdi: “Sen emin ol ki entel Kentel -olmasan da zarar yok- (muhatabından dolayı) bu ‘hiçbir şeye benzemeyen’ yazıda hissene düşen şey: biraz alay, biraz şaka ve birkaç tokat -eldivensiz cinsinden- Neyleyim? Neş"e kavganın musikisidir.”

  • onder
    avatar

    Modernizmi kendi mantiki sonucuna götürme fikrine kesin bir evet..Ama post-modernite yok yaşasın modernite fikrine de hayır..Başımıza gelmiş bulunan bir post-modern durum var...Bunu da gözden kaçırmamak lazım..Deleuze'den, Negri'den, post-yapısalcılarda öğreneceğimiz şeyler var..

  • mehmet özgür
    avatar

    ben bu modernizm muhabetine kendi namıma hakim olamıyorum. zira o kadar farklı yerden modernizm yergisi (mahçupyan, genç siviller, islamcılar, ha keza sosyalistler), modernizm savunusu (neo faşist kemalistler, habermas benzeri liberalsolcular, marshall berman tarzı marksistler v.b.) geliyor ki, açıkçası solun yeni dertlerini anlatırken bana çok anlamlı (veya işlevsel diyelim) gelmiyor bu kavram. bir noktadan sonra "geçerli ortak anlam" varmış gibi yazılar yazılmaya başlıyor. en son birikim'in anarşizm/marksizm sayısında şükrü argın'ın yazısının temel derdi buydu; modernizmi aşan, modernizmle hesaplaşan vs vs... yahu pek güzel de anarşizm ve marksizm ilişkisine niye taa modernizmden sarkıyoruz? ya da bu mudur koskoca muhabbetin düğümlendiği yer?

    tarihsizleştirilmiş soyutlamalar mı, toplum mühendisliği mi, ekolojik yıkım mı, katı determinizm mi... veya koskoca bir eşitlikçi hareketler tarihi mi? bu modernizm.

  • onder
    avatar

    Valla bravo Mehmet..Taşığı gediğine koymuşsun..Gerçekten çok sağlam çözümlemeler yapıyorsun..Buraya yazdıklarına ve ÖS'den aktardıklarına herşeyiyle imzamı atarım..

    Dünyadaki alternatif hareketleri seni iyi biliyorsun (mst, via campesina, piqueteros, kore işçi hareketi)..Bunları zaman zaman tanıtırsan güzel olur bence..

  • guclu
    avatar

    Ben Ferhat Kentel ve temsil ettiği çizginin tamamen karşısındayım. Öncelikle politik niyetlere bakarım, önerdiği şey nedir Ferhat Bey'in, politika alanına tercümesi nedir? Siz bırakın dünyayı değiştirmeyi yorumlayamazsınız bile, gerçekliğe teslim olun, herkesin kendi gerçekliğine saygı gösterin ve kabul edin, bunu zorlamayın. Adam kabaca, devrimci olmaktan ve devrim fikrinden vazgeçin diyor.

    İdeolojik olarak koyduğu hedef nedir? Modernizmle hesaplaşmak. Bu, sosyalistlerin değil, olsa olsa faşistlerin ve/veya aşırı dindarların hedefi olabilir. Sosyalistlerin hedefi modernizmi nihai sonucuna ulaştırmaktır diye kocaman bir laf edeyim.

    Ben bu adamlardan resmen tiksiniyorum. Hele solculuk adına konuşmaları sadece midemi bulandırıyor.

  • onder
    avatar

    Mehmet, Ferhat Kentel'in yazısı hakkındaki yorumların nedir?

  • mehmet özgür
    avatar

    eskiden bu tür yazıları severdim, ama artık doydum anlaşılan. zira bu tür edebi yazılar otomatikman bu yazıları yazanların durdukları yeri, somuta önerdikleri şeyleri düşünmemi zorluyor. solun derdini pratik düzeyde değil, meta-teori alanında koyması zaten beni en başında rahatsız ediyor. pratiği pek tabii ki teoriden ayırmıyorum; ama metateori katına da çıkarmıyorum. zaten dünyadaki örnekler böyle bir şey yapmamı engeller en başta.(mst, via campesina, piqueteros, kore işçi hareketi v.b., modernizmi değil, sömürüyü, eşitsizliği sorunsallaştıran hareketler bunlar; modernizmin de ancak bu somutluktan hareketle aşılabileceğini düşünüyorum)
    şimdi biri çıkıp da yeni solun kuruluşunu, modernizmle tamamen hesaplaşmaya dökerse; "hop, bi dakka" diyesim geliyor. bunu da "ötekiye saygı" gibi nereye çeksen uzar bir bağlamda yaparsa, mavi ekran çıkarıyorum.
    dilaver demirağ ile karşılıklı şöyle bir laflama oldu ö.s.'de, konu benim kentel'in yazısına cevaben manifesto'nun hakiki sosyalistler kısmından bazı bölümleri gruba yollamamla başladı.


    --- On Thu, 8/7/08, dilaver demirag wrote:


    Valla üzgünüm ama Ferhat yine doğru eleştiriler yapmış. Evet eleştirileri oturup tartışmak yerine sürekli eleştiri sınırlarının ötesine geçen ifadeleri ve dünyayı dost-düşman ikilemine bölen bir anlayışı, bir Ortodoksiyi yücletiyorsunuz. Bunun yerine Ferhatın sorduğu sorulara cevap verilse belki de sınıf tabanı küçük burjuvazi dışında kalmamış, daralmış bundan dolayı da yeni sol tarafından muhafazkarlaş ma ile eleştirilen bu durum üzerine kafa yorulsaydı solun hali pür melali bu olmazdı sanırım. Temeli eleştirel düşünce olan bir siyasi hareket nasıl oldu da salt ideolojiye yani seküler bir dine dönüştü, sol adına tartışılmaz dogmalar inşaa edildi ben bu soruların tartışılmasını beklerdim kendini solda tanımlayanlardan.


    ---
    benim cevabım:
    dilaver bey, bu eleştirilerin çok daha kapsamlı ve derinlikli olanları zaten yıllardır söyleniyor. birikim dergisinin arşivi duruyor. beni rahatsız eden şimdiye kadar sol ile gazeteler dışında bir ilişkisi olmamış insanların, solu küçük çocuk olarak görüp tam da modernist zihniyetle onu inşa etme çabaları.
    ikinci ortodoksiyi filan canlandırdığımı düşünmüyorum. tam tersine aşkın bir "sol" söylemindense, içkin bir sol söylemin, ayakları maddi hayatın güçlerine değen bir sol söylemin inşa edilmesi taraftarıyım. sizin de bildiğiniz gibi althusser'in son dönemi, negri'nin bütün külliyatı, keza foucault... kentel'in sürtünmesiz sol kavramı maalesef bütün bunların dışında, bir tür "kamusal iletişim etiği" üretme derdinde. oysa kentel'in bu soyutluktan, somuta adım attığında samanyolu tv'de güneydoğuya kürt siyasal hareketinin gücünü bölmek için abanan işadamlarını nasıl sevgiyle, ötekiye saygıyla andığını gördükten sonra kimse lütfen samimi olduğuna inandırmaya çalışmasın beni.

    solculuğu gariban hödükler kıvamına koyan herkese buyrun hodri meydan diyorum, hem de ne stalinist ne de ortodoks olmama rağmen.

  • guclu
    avatar

    Moderatör aleni yalan söylüyor. Keşke yüzleşme fırsatı olsa..

  • guclu
    avatar

    Bu da Kabadayı'nın benim sansürcülüğüme delil olarak gösterdiği mesajım..

    "Taraf cizgisindeki liberal solcularin Ozgurlukcu Sol'daki ufurmesine aldanilmamali dusuncesindeyim; cok degiller ve netice de borulari bu yazisma grubunun pek demokrat moderatorlerinin, bu goruslerin yayginlasmasina verdikleri musade ile oter."

  • onder
    avatar

    Ben ayrıldıktan sonra durum daha da vahimleşmiş anlaşılan..Åžaşırdım doğrusu..Daha önce eğilim olan şey galiba resmi ideoloji olmuş..Keşke bunları deşifre etmek için daha etkili kanallarımız olsa da, hala orda kalan sosyalistleri terketmeye davet etsek..

  • fetekos
    avatar

    Bu da OS'den:

    "Sevgili Ozgurlukcu Sol uyeleri, Bir kez daha tekrarlamakta yarar goruyoruz. OzgurlukcuSol iletisim grubunda hic bir "fikri engelleme" bugune dek yapilmamistir ve 8 yili askin suredir de bu uygulamada bir degisiklik olmamistir. Ama buna ragmen GUCLU GOZAYDIN adli uyemiz bir mesajinda yazilarina "sansur" uygulandigini ileri surulmustur...."

    "...( "sansure ugradigini" ileri suren uyemiz ustelik bu ifadeye yer verdigi iletisinde "gruptan topluca ayrilma cagrilari" yapmayi da ihmal etmemektedir. Daha once de benzerlerini tekrarlamakta beis gormemistir. ..Moderasyon buna bile engel olmamistir)..."

    "...Bir kez daha yineliyoruz ki, OzgurlukcuSol'da hicbir fikri kisitlamam olmamistir ve olmaz. OzgurlukcSol' da "tabu" da yoktur, yazilamayacak elestirilemeyecek konu da yoktur."

    Bir de belgeler sunmuslar...Lenin'den bahsedilmesini istemediklerini belirten yazilarini, sansurlerini ve hatta uyelikten cikartma faaliyetlerini da ben animsattim kendilerine ama kime diyoruz?...

  • guclu
    avatar

    Kerem Kabadayı'nın mesajı:

    Merhabalar,

    Sansür konusunda Güçlü Bey'e karşı dile getirilen tenkitlerin beyhude olduğu kanısındayım. 20 Haziran tarihinde bu listeye aşağıdaki satırları içeren bir metin yollamış olan bir kimsenin, herhangi bir sansür uygulamasına karşı tek kelime etmesi beklenemez. İnsanın başı sıkışıp da manevraları karışınca "Ben sizin gibilerle tartışmam, ama kendi ortamlarımda panter gibiyimdir" imalarıyla başkalarını aşağılaması sadece antipati yaratacağını düşünüyorum; yarın öbür gün eylemlerde yine yan yana duracağız, arada lüzumsuz husumet birikintileri olmasın diye dostça bir düşüncemi dile getireyim dedim.
    Her neyse, Güçlü Gözaydın'ın Özgürlükçü Sol listesinde sansür çağrısı aşağıdaki satırlarda vücut bulmuştur; 20 Haziran'daki yazışmanın üstünden çok zaman geçmedi ama bir kez daha hatırlatmak istedim:
    Stalin'i, Ahmet Tulgar'ı geçtim de aşağıdaki ifadenin gerisinde yatan, sansürcülüğü içselleştirmiş, ve yokluğunda tekinsizliğe kapılan zihniyetin soldaki kökeni tam olarak nedir, bir bilen ne olur açıklayıversin. Ama lütfen bu sefer içinde "siz liboşsunuz, biz hakiki sosyalist" gibi banallikler olmasın mümkünse.

  • guclu
    avatar

    Ali Osman,

    Bardağı taşıtan iki husus oldu: İlki "Stalin'in bıyıkları", bahsettim zaten, biliyorsunuz;İkincisi ise geçen gün Birgün'de bir röportajı mı ne sansürlemişler, bunun hesabını benden sormaya kalktılar. "Topa giren" eleman da Mor ve Ötesi'nin davulcusu Kerem Kabadayı. Bana aklı sıra eski bir mesajımdan yola çıkarak "sansürcü" demeye kalktı. Ben de uygun bir cevap yazıp ayrıldım.

    Ayrı bir makale olarak değil de bu mesajın dibine ekleyeceğim bir mesaj olarak. Konu hakkında özel bir yazıyı ise yarın yazarım.

  • guclu
    avatar

    Kerem Bey, Yazdiklarimin dumduz, dolaysiz ve kolay anlasilir oldugunu dusunuyordum; yaniliyormusum, acmam gerekecek.

    1- Birgun Gazetesi'nde ne oldugunu bilmiyorum. Dun gelen mesajdan ogrendigim kadariyla bir yazi/roportajin bir kismi yayinlanmamis. Olayin daha detayli bir bilgisine sahip olmadigim halde, sorumluluk tuhaf bir sekilde bana yuklenmis halde. Ustelik siz de benim bu konudaki sorumluluk almama tavrimi alayci bir uslupla "panter gibi" falan diye elestiriyorsunuz. Ne yapmami istediginizi anlayamadim. Birgun gunluk bir gazete, kendi editorleri, yazarlari var, kendi organlari var, bense bu gazetenin okuru bile degilim nerdeyse, denk geldikce okurum, arada bir alirim; iyi niyetli ama basarisiz bir projedir benim gozumde bu gazete ve bundan otesi de degildir. Ama ne olduysa aniden bu gazete adina hesap vermem istenir oldu, ozgurlukcu ve solcu olduklarini iddia eden kisiler tarafindan. Ne diyeyim, kutuplarin erimesinin hesabini da benden sorabilirsiniz, hazirim..

    2- Sansuru hicbir bicimde savunmadim, savunmuyorum ve muhtemelen de savunmayacagim. Tam tersine butun fikirler dolaysiz bir sekilde kendini gostersin ve tartsilsin isterim. Yoksa solculuk kiligina burunmus butun duzeysiz liberal ve sagci gorusler dolasima girer ve kendileriyle hesaplasilabilir olmaktan uzaklasirlar. Dikkat ederseniz, goruslerimi de dolandirmadan dumduz yaziyorum.

    3- 20/7/08 tarihli mesajimi bir sansur cagrisi olarak algilamaniz sasirtici. Oradaki elestiri asil olarak moderasyona. Moderasyonu "neden sansur uygulamiyorsunuz? " diye elestirmiyorum, "siz bu goruslerin yayginlasmasi icin caba sarfediyorsunuz, bu nedenle siz de onlar gibi dusunuyor olmalisiniz" diye sorguluyorum. Moderasyonun da asagi yukari benzer goruslere sahip oldugu aciktir ve gectigimiz gunlerde benim liberallere iliskin bir dusuncemi sansure tabi tutarak bir mesajimi yayinlamamistir. Arzu edene yayinlanmayan o mesajimi gonderebilirim.

    4- Tekrar edeyim: Bu guya solcu ve sahte ozgurlukcu gorusler bu grup sinirlari icinde dolasimdadir, baska yerde kimse bunlari dinlemez. Ne islamcilar ne Stalinistler ne Kemalistler bu dusunceleri kaale alip tartismaz, yer de bulamaz zaten. Herkesin kendi belirgin sinirlari, her grubun omurgasi, her platformun bir cizgisi vardir. Burasi liberal goruslerin at kosturabilecegi, amorf, sekilsiz bir yazisma grubu haline geldigi icin her allahin gunu solcu kiliginda birbirinden sagci mesajlar hem moderasyondan hem de uyelerden gelebilmistir. Ortak Akil Hareketinin, Genc Sivillerin eylemleri buyuk bir gorev askiyla aninda yansitilmaktadir. Taraf ve Zaman'dan verilen linklerin sayisi ise belirsizdir.

    5- Bu grup belli ki bu halde suremez. En azindan benim acimdan. Cunku bu grubun artik ne ozgurlukcu ne de solcu oldugunu dusunuyorum. Moderasyon aleni olarak sansur uyguluyor, kac tane arkadasimin yazisi yayinlanmadi, inanin bilmiyorum.Ozgurluk cu oldugu iddia edilen bir ortamda moderasyon ne demek diye de soran olmadigina gore, grubun geneli bundan memnun. Grubun solcu oldugunu iddia etmek icinse bin sahit ister. Ortak Akil Hareketi ne kadar solcuysa o kadar solcu bu grup. Hic hazetmedigim Stalin ve cepheden karsi oldugum Stalinizm bile grubun ortalamasina gore daha sempatik hale gelmeye baslamissa, yolcu yolunda gerek.

    6- Gruptaki sosyalistlere ya da liberal olmayan herkese de cagrim, burasini liberallere birakip gitmenin en hayirli sey oldugudur. Liberalin liberale proopagandasindan bikana kadar yapip dursunlar. Herkes kendi yoluna..

    7- Son soz olarak, sadece kendi adima buradaydim ve kendi basima gidiyorum. Size iyi muhabbetler. ..

    Guclu

  • onder
    avatar

    Hayırlısı olsun Güçlü..
    Hızlı röportajcı Neşe Düzel bu haftada bir başka liboş lejyoner Ercan Karakaş'ı konuşturmuş. Beyfendi "AKP asla uzlaşmamalı, uzlaşırsa siyasette biter" demiş.

    Katılıyorum ama sosyalistler olarak..Ortaya sağlıklı bir ayrışma fırsatı çıktı. Liboşlarla ayrılma için bu fırsatı kaçırmayıp mümkün olan her kanalda daha da derinleştirmek lazım (aggrevate daha iyi karşılıyor sanki)..

    Foti Benlisoy'un yazısını bitirirken aktardığı gibi "Sizin dininizin size bizim dinimiz bize".

    Sosyalistler muhafazakar yapılara karşı liboşlarla uzlaşmayı düşünebilirlerdi..Åžimdi onlar muhafazakarlarla ittifak yaptığına göre, liboşlarla uzlaşmanın olası tek makul gerekçesi de ortadan kalkmıştır..

  • guclu
    avatar

    Liberallerin uzlaşma meselesine bu kadar vurgu yapmaları, AKP'nin onları sepetleyeceklerinden duydukları büyük korku. Bu çok net. Bence AKP'nin liberallerle kurdukları ilişki tamamen faydacı. Liberaller muhtemelen AKP'ye samimi bir sempatisi var ama AKP konjonkturun değiştiği ilk fırsatta bu güruhu başından atar.

  • onder
    avatar

    AKP bunların yüklediği misyonu gerçekleştirebilecek olsa, Fransız Devrimi gibi tarihsel bir olay olur..Düşünsenize şu anda dünyanın şu dönemde etrafında döndüğü temel küresel sorun, şu "uygarlıklar çatışması" sorununu çözmüş olacaktır..Böyle birşey mümkün mü? Sistemin efendileri bu temel çatışkı alanını çözmeyi gerçekten isteyebilir mi? Bence Armageddon, "uygarlığın son savaşı" vs ile tam aksine uygarlıklar çatışmasını daha da derinleştirmek istiyor da olabilirler..

    O yüzden AKP'in ilk fırsatta bu güruhu başından atacağı çok yüksek bir ihtimal..

    Eğer dendiği gibi AKP ile Ordu uzlaştı ise sanırım yeni bir ülke aramaya başlamamız lazım..Bu eğilim bir başlarsa çığ gibi büyüyecektir zira..Bilmiyorum ben mi çok karamsar ya da paranoyağım ama gidişay iyi bir gidişat değil..

    Bugün de prof'lar topluca istifa etmiş..Demek ki bayağı bir AKP yandaşı atandı..

  • guclu
    avatar

    Az önce ÖS'den ayrıldım. Moderasyon önce iki yazımı yayınlamadı. Son iki gündür de liboşlar "Stalin'in bıyıkları" geyiği çerçevesinde acayip demagojik bir saldırı başlattılar. Hepsine cevap verip hadi bana eyvallah dedim.

  • guclu
    avatar

    Bu aralar ÖS'de hafiften bir kıpırdanma var sanki, tartışma ortamı canlandı "Stalin'in bıyıklarından" sonra ;-)

  • onder
    avatar

    Stalin'in bıyıkları o kadar tartışma yarattıysa, aman Marx'ın sakallarına geçme o zaman.. :-)

  • fetekos
    avatar

    Guclu Bey,
    :-) Size ozel belirttim "kipirdanmayi". Cok uzgunum...

  • fetekos
    avatar

    Acikcasi, ben artik ne ozgurlukcu sol ne de sol lafini duymak istiyorum...Bu "sol", bana biraz sosyalistlerin mahcubiyetinden ve yenilgi duygusundan kaynaklanmis bir kullanim gibi geliyor. Sinif karakterini yok ediyor boyle bir kullanim. Ne oldugu belirsiz bir sol ortada dolasiyor, neredeyse her yone evrilebilen muglak bir hal aliyor. Pek tabii, icinde sinif vurgusu olmayan bu gruba herkes kendini ekliyor, turlu amaclarla. Su OS laboratuvar oldu bu konuda. Herkes solcu ama is kavramlarin sinif temelli aciklanisina gelince, soyleyenin uzerine cullaniveriyorlar.

    Gecen gun bir adam, Guclu Bey'i, beni ve Ali Bey'i 'siniftan bahsedenler' olarak fisleyip bize ozelden taciz mesaji atti: "sinif ve sizler"... Bariz tarikatci. Bu liberallerin solun suyuna gitme ogudu ile biraz kendini gizleyebilmis bir murit. Karsimizda artik sadece, oyle sola eklemlenmeye calisan aktivist, kukla demokratlar falan da yok...Bilincli, orgutlu, islamcı-liberal projenin değirmenine "sol"dan doğru nasıl su taşınır diye hesap yapan bir suru grup...

  • onder
    avatar

    Aslında belki Birgün foruma falan yazmak bu adamları deşifre etmek için, bu kanallar üzerinden sosyalistleri buraları terketmeye çağırmak lazım..

  • onder
    avatar

    Güçlü,

    Oralar bence kesinlikle iflah olmaz artık. Aslında geriye dönüp bakınca şimdiki durum bir anda Taraf gazıyla ortaya çıkmadı. ÖS içinde bu tür bir söyleme zaten çok hevesli, diet bir solculuk hevesinden olan önemli bir kesim hep vardı..Åžimdiye kadar adını koyamıyorduk, gerçekten sadece yeni çağlara uyugun bir sol dönüşüm isteyen arkadaşlar olduklarını düşünüyorduk..Ama artık bu grubun solcu falan değil düpedüz liberal olduklarını anlamış olduk..Eğilim olarak zaten ortada olan bu durum, Fetekos'un da aktardığı gibi, grup moderatörünün siyasal tercih ile falan iyice de derinleştirilmiş görünüyor..

    Üstelik grupta ciddi bir sansür var. Yani organize bir toplu propaganda yapma şansı yok..Ali Osman'ın protestolu ayrılış mesajını yayınlamadılar, benzer şeklide protesto edilerek veda mesajı yollansa yine yayınlanmayacak, başka benzer organize tavırları da engelleyeceyecekler.. Adamlar senin elini kolunu bağlıyor organize hareket etme adına, sonra haddi özgürlükçü bir ortamda tartışın diyolar..

    Bir defa sormak lazım, Özgürlükçü bir yapıda moderasyon ne ayak? Var mı ötesi?

    Eğer genel görgü kurallarının ötesine geçen varsa, bir yollar, iki yollar, sonra gerekirse üyeliğini askıya alırsın..3-5 münferit olay yüzünden bütün bir denetimsiz iletişim hakkı engellenebilir mi? Attığın her mesajdan sonra acaba bunu yayınlayacaklar mı stresine giriyorsun..

    Bence hiç vakit kaybetmeden çıkmak ve tanıdıklarımızı da çıkmaya teşvik etmek lazım..

  • guclu
    avatar

    En son bir mesajimi yayinlamadilar. Mesajda sakincali bulduklari oge, "liberallestikce insanlarin zekalari da azaliyor" turunden bir ifade. Moderator beni igneleyici bir uslup da takinmaya calismis bir yandan uyari yazisinda.

    Inat olsun diye ayrilmamak lazim diye dusunuyorum aslinda. Hala ortada olan birileri varsa onlari kaybetmemek icin pres yapiyorum, liberallerin sol karsiti fikirlerini desifre etmeye calisiyorum ama gittikce de zorlasiyor.

    En son adamin birine "Stalincilik sol icin bir felakettir ama Stalin'in bir biyik telini bile sizin gibi liberallere feda etmem" diye yazdim da adam delirdi ;-) Hala biyikli yazilar yazip duruyor cevap olarak, krize girdi. ;-)

  • AliOsman
    avatar

    Önder'e katılıyorum. Böyle bir şey yaparsan, ayrılık yazını (ister sansürlensin ister sansürlenmesin) sitede yayınlamanı salık verebilirim. Bu insanları her yerde teşhir etmek gerek...

  • onder
    avatar

    "Stalincilik sol icin bir felakettir ama Stalin'in bir biyik telini bile sizin gibi liberallere feda etmem...

    ;-)...duygularima tercuman olmussun..benzer bir lafi etmeyi cok istemistim..

    "Inat olsun diye ayrilmamak lazim diye dusunuyorum aslinda. Hala ortada olan birileri varsa onlari kaybetmemek icin pres yapiyorum"

    Buna benim cevabim şöyle Güçlücüm;

    Bu liberaller "Büyük öteki" olarak bize mecbur..Ama biz onlara değiliz..

    Teorik olarak son derece kabızlar..Üç öğün demokrasi geyiğini hangi mide uzun süre kaldırır..Var mı bunların herhangi başka bir teorik açılımı.?

    İyice kendileri çalıp kendileri oynar hale geldiklerinde, o mekanda tek bir sosyalist kalmaz..

    Bütün sosyalistler senin gibi düşünüyordur, acaba benden başka kimse kaldı mı burda diye? Tek tek biz yazmaya devam ettikçe yanılsama devam eder..

    Terkettiğimiz zaman, kısa sürede ortamdan liberalden başka kimsenin kalmadığı anlaşılacaktır..Böylece bunların elindeki propaganda araçlarından biri işlevsiz kılınmış olacaktır..Zorlamak lazım arkadaşları terketmeye

  • onder
    avatar

    Fetekos,

    Ahmet Bekmen ve Foti Benlisoy'un yazısı bence problemi çok iyi saptıyor; "Zira bu memlekette solun kendisini bir türlü ayrıştıramadığı bir “muhalif söylem” mevzu bahis".

    Seattle olaylarına katılan grupların listesini görmüştüm bir ara, inanılmaz çeşitlilik şaşırtmıştı beni. Oralarda durum bu açıdan daha sağlıklı yaşanıyor, mesala solcu/sosyalist değil de daha genel olarak "aktivist" denen bir tanım var. Bizde nedense her aktivist kendini sosyalist/solcu harekete eklemlemek mi istiyordur nedir? Dikkat edin kendi argümanlarını bile solun değişmesi gerektiğine referansla ortaya koyuyor..Ya kardeşim çıkın her neyi istiyorsanız onun mücadelesini verin, ama sol niye buna destek vermek zorunda ki? Her aktivist oluşumun "solcu" olması gerekmiyor ki? Beğenin ya da beğenmeyin solun 150 küsur yıllık bir tarih var, 3-5 fani olarak hadi solu değiştirelim demekle olmuyor ki bu..Sosyalizm belli işte, sınıfsal mücadele eksenlidir, bir üretim modeli olarak kapitalizmi aşmayı hedefler..Olay budur..Belli ölçülerde eğilir bükülür ama herkesin keyfine göre de şekil alamaz ki? Beğenmiyorsanız, solun değişmesini isteyeceğinize, çıkın kendi aktivizminizi kurun..Bunda gocunacak birşey yok ki..Sosyalist hareket toplumun bir bütün olarak en küçük ayrıntısına kadar kavrayamaz ki..

    Yeni bir başlangıca ihtiyaç var. ÖDP sanırım Ufuk Uras eksenli parlemeterist bir parti olmaya doğru gidiyor..

  • guclu
    avatar

    OS'de kalmayi surdurmek gercekten cok zorlasmis durumda. Adamin biri kalkmis, Konya'da yikilan yurdun ve altinda kalan kizlarin hakkinda "kacak, ruhsatsiz yapi" edebiyati cekiyor; Kuran kursu mevhumu cok normalmis, solcularca dusunce ozgurlugu kapsaminda ele alinmasi gerekliymis gibi seyler yazdi, neymis solcular da "bale, resim kursu" acmaliymis alternatif olarak.

    Ayrilsam mi diye dusunuyorum ciddi olarak. Orasi artik iflah olmaz halde gibime geliyor.

  • fetekos
    avatar

    ODP icinde eskiye gore daha az da olsa bu mucadele hep surdu. Su siralar edindigim izlenim, bir yanda vekillerinin korkunc carpitmalarla dolu ve bugunku politikalarina isaret eden kitap yazilarina (Alternatif Siyaset Arayislari) pek itibar eden bir kisim “demokrat”, diger yanda bu kaynagi “belirsiz” destegi yikmayi ve ODP’yi sosyalizm cizgisine tasimayi amaclayan samimi arkadaslar. Iceride nasil suruyor bu mucadele, pek bilmiyorum. Ama ozellikle turban tutumundan sonra bir kisim ODP’li ogrencinin, partiden uzaklastigini gordum. Partinin orgutlenme yapisi acisindan en zayif halka olarak goruldugunden midir, vekilin "esnek parti" anlayisinin getirisi midir bilmem, ama bu liberal gorusler fazlasiyla nufuz edebildi bu yapiya.

  • onder
    avatar

    Fetekos,
    Bu degerlendirmeler senin ODP hakkındaki goruslerini çok değiştirmemiş ama benimkini biraz değiştirdi.

    Bu yarışmanın yaşandığını bilmiyordum ve duyunca hoşuma gitti..Sonunda ÖDP partileşmeye başlıyor galiba dedim..Benim ta en başta ÖDP'te en çok rahatsız olduğum unsurlar, liberallerdi.. Umarım sesonline ve OS'den uzak durma insiyatifi parti içine de yönelir.

  • fetekos
    avatar

    Gecen gun ODP Genel Baskan Yardimcilarindan biri olan arkadasima sordugum bazi sorularin yanitlarini, size aktarmak istedim.

    Oncelikle, iclerinde arkadasim gibi durust diyebilecegim kisilerin de bulundugunu bildigimden artik anlamakta zorluk cektigim ODP ile sesonline.net portali ve Birgun arasindaki iliskiyi sordum. Bu portalin, eskiden Birgun’un de dahil oldugu bir yayin araci oldugunu, simdi ise Birgun’un bu portaldan ayrildigini ogrendim. OS’ye gelince, Y.Ergundogan’in yonetiminde bagimsiz bir grup oldugunu, icerisine ODP’nin hicbir sekilde tasvip etmeyip herhangi bir birlik icinde de bulunmayacagi TPE, Genc Siviller vs. kuruluslardan kisilerin alindigini, bu gruplarla gorunurdeki iliskilerin ODP’nin parti bazinda almis oldugu kararlari yansitmadigini belirtti arkadas. Onlarin da OS ile ODP’nin iliskili gozukmesinden rahatsiz olduklarini, bu alginin onune gecmek icin bir seyler yapmaya niyetli olduklarini soyledi. Tabii, ODP icerisinde, farkli gorusleri tasiyan insanlarin bulundugunu dikkate alarak, bu degerlendirmenin ODP hakkindaki gorusumu cok fazla etkilemedigini belirteyim. Zira, aktif siyaset temsilcilerinin fikir ve eylemlerinin, bu arkadasin gorus ve niyetleri ile ortusmedigini, aralarinda da onemli olcude anlasmazliklar bulundugunu bir kez daha tespit etmek mumkun. Gene de icinde bu uyduruk etkinlikleri desteklemeyen muhalif bir kitlenin bulundugunu bilmek onemli...

  • onder
    avatar

    Ozgurlukcu Sol'dan ayrilmak benim icin cok zor oldu, cunku hem dedigin gibi kavram liboslara terkedilmeyecek kadar onemli (zira soyvetlerin cokmesinden sonra olusan yeni donemlere yonelik marxist birikimin butun cabasini ortodokslari hakli cikaracak sekilde sifirlar ) hem de kisisel acidan zor oldu benim icin..Orda yazdigim yazilari toplasam kucuk capli bir kitap olurdu..

    Lakin senin oteki yorumundan girecegim olaya simdi:

    "bizim olayları anlatış tarzımının ve dolayısıyla iletişimimizin ampirik veriler üzerinden yürüyen ve ampirik verilerin dolduramadığı boşlukları da fantezilerle bezeyen bir dile mahkum olmamız"

    Bu saptama gercekten cok onemli ve gercekten cok begendim ben..Zizek'i hatirlatti bana..Tam da onun fantezi/arzu/master signifier baglamindaki cozumlemesine benziyor..Ve yeni zamanlarda esitlikci/ozgurlukcu sol'un en cetrefil handikaplarindan biri..Simdi olayi ben bu pasaj baglaminda alacagim ve soracagim: Bu duruma nasil geldik? Hnagi surecler, hangi tarz bizi buraya getirdi?

    Sadece medya platformlarinda degil, hayat icindeki iletisimlerimizde/etkilesimlerimizde de senin bu koydugun tarz var.."Ozgurlukcu Sol"cularla yaptigimiz bir toplantiyi hatirliyorum..Simdi iyice berraklasan benim sahsen o yillarda simdiki kadar net gormedigim su elestirdigimiz tarz "ozgurlukcu solcu" bir abimiz, benzer bir site calismasi onerisi getirdigimde "Ya ne yapacagiz isi gucu birakip post-yapisalcilari mi okuyacagiz, bakin ulkede yapilmasi gereken cok acil eylemler var" turu birseyler soylemisti..Bunu hafiften "patlayarak" soylemisti..Eylem dedigi de iste simdi genc sivillerin yaptigi turden eylemler..Olayi kadim teori-pratik sorunsalina baglamaya calismiyorum..Derdim su:

    Sovyetlerden sonra ÖDP'nin de Özgürlükçü Solcularında balıklamasına daldığı bir politik kültür oluştu..Kendi kendini besleyen, içinde bulunulan durumu örtük olarak onaylayan, muhalif olunurak sistemin mantığını yeniden üreten bir kültür..Başka bir deyişle sistemi zerre yerinden sarsmadan "aktivist" olunan bir kültür..Uzatmayayım Zizek'in eleştirilerini yinelemiş olmayayım, hepimizin bildiği durumlar..

    Senin çok güzel bir şekilde adını koyduğun gibi "ampirik" verileri tek öncül alan, en temel soyutlama araçlarını dışlayan bir politik kültür..Her hıyarım diyene elinde tuzlukla koşturmayı politik tavrın bir zorunluluğu olarak resmen dayatan bir kültür..Yani aporia denilen durum..Adam çıkıyor sana büyük bir yüce gönüllülükle "Ya şu soğuk savaş mentalitesini bırakalım artık, eski kinleri çekişmeleri unutalım, şu çağda Mehmet Ali Ağca'nın hala içeride olmasının bize ne getirisi var, gelin el birliğiyle çıkartalım şu kader mahkumu içeriden"..hayır bunlar bahsetmese Ağca sittin sene benim aklıma gelmez, ve içeride diye zil takıp da oynamıyorum her gün..Ama adam getiriyor senin önüne sorunsal olarak bunu koyuyor ve "Taraf" olmanı istiyor, üstelik Belge'nin yaptığı gibi Lenin olsa sessiz kalır mıydı diye de hesap soruyor..Tam bir koca Aporia..Bir tavır alsan şu ya da bu desen al sana saçma sapan bir sorunsal etrafında dönüp duran bir hesaplaşma..İşte son 10-15 yıldır olup biten de bu değil mi? Adamlar son derece gereksiz bir tartışma matriksi sunuyor, gel bunun içinde pozisyon al diyor..Fast-food kültürü gibi bu politik tarz da çok tuttu çünkü bu matriks içinde tartışan taraflardan biri olman çok kolay..Bu tarz norm haline gelince de kötü paranın iyi parayı kovması kabilinden kendi gerçek sınıfsal koordinatlarını koyan bir tartışma yapmak imkansız hale geldi..Bunun üzerinden alışkanlıklar oluştu, kendine has bir eylem pratiği kuruldu, geniş bir "siyaseten doğru" jestlerden oluşan bir günlük hayat retoriği yer etti ve bence en tehlikesi bunlar etrafında bir toplumsal varoluş tarzı örgütlendi, resmen politika ancak böyle yaşanır oldu..Bu siyaseten doğru şablonlar resmen kendi despotluğunu politik kültüre dayattı, yüce şiarların tiranliğı kuruldu..

    Åžimdi soru şu; sistemin kendi örgütlü ideolojik hegemonyası dışında bu sonucun çıkmasında bizim de katkımız olmadı mı? bence oldu, tartışmayı Özgürlükçü Sol gibi yapılarda sürdürerek..Yani tam da onların tanımladığı koordinatlar içinde sosyalist tavır koymaya kalktık ama en başta koordinatların kendisi külliyen sosyalist bakış açısını dışlıyor idi..demokrasi diye bir sorunsal tamıladılar..Bu başlı başına bir ideolojik hegemonya idi..Tam da aporia durumuna sokan bu..Ya kardeşim biz de demokratız diye kanıtlamaya çalıştık adamların koordinatlarını kabul ederek..Oysa doğru tavır bırak kardeşim sosyalizmin demokrasi gibi dışsal bir sorunsalı yoktur, sosyalizm zaten doğrudan demokrasiyi içerir, onda içsel olarak bulunur demekti belki..

    OS gibi yapılarda tuttuk işte diyelim demokratlığımızı göstermeye rüştümüzü ispatlamaya çalıştık ama aslında oyunun adı tam da buydu, bizden bekledikleri tepki tam da buydu..Biz koordinatları belirleyelim onun içinde tartışın..

    İşte Badiou'nun "Etik" kitabında bu mevcut koordinatları allak bullak eden onları geçersizleştiren "olay" nosyonu vardır..İşte biz de böyle bir "olay" armalıyız, bizi mahkum ettikleri koordinatlar içinde tartışmayı redetmeliyiz..

    ÖZgürlükçü sol gibi yapıları terketmeyi ben işte tam da böyle bir jest olarak görüyorum..Ha dediğin gibi birileri sessizce takip ediyor ve etkileniyor olabilir..ama bu doğru bile olsa bence yanlış bir koordinat, yanlış bir politik tarz içinde etkileniyorlar..

    İnsanları forse etmek lazım, politik tartışma bu koordinatlar içinde yapılmaz, daha talepkar olun, yararsızın kendi kendini yeniden üretmesine izin vermeyin..özgürlükçü sol gibi gruplar içinde sosyalistlerin tartışması baştan kaybedilmiş bir savaştır, burda alınacak en büyük zafer Prius zaferi olur..

    Diyelim ÖS içinde tam da istediğimiz gibi güzel bir ideolojik mücadele verildi ve haklılığımız gösterdik, insanların çoğu bizim söylediklerimizden ikna oldu..Eeh sonra? Nedir bir sonraki aşama? Hiç..İnsanın bir futbol maçında tuttuğu tarafın kazanması durumunda yaşanan benzeri bir rahatlama..hepsi o..Kalımlı değil..

    Oysa tartışmalar yapılırken birşeylerim gerçekten dönüşüyor olması lazım, tartışmayı besleyen başka somut kanallar olması lazım..Yazılar yazılır ne biliim sonrasında hadi bunu biraz islatalım, iki bira atalım denir..Yani tartışmalar insanları biraraya getirir..

    Gruplarda bu olmuyor, insanlar gladyatör savaşlarını seyreder gibi seyrediyor sonra unutup gidiyor..Kazanılan uzlaşımlar bir başka mecraya akamıyor, "gösteri toplumu" nu bir başka düzlemde yeniden üretiyoruz..bazıları futbol seyretmekten hoşlanıyor bazıları da boş zamanlarında gruplardaki tartışmaları..

    Tamam belki bu adamlara bizim cevap vermemiz 15dk'mızı alıyor belki ama o tartışmaları izleyenler için yegane "politik" faaliyet sadece bu olabilir..

    Son olarak da bu yapılar sistemin "gösteri toplumu" mantığını yeniden ürettiği gibi, arkaik sol alışkanlıkları da yeniden üretip duruyor.. Bu gruplar büyüyünce ortaya bir "kitle" çıkıyor ve başlı başına bir "kitle çalışması" alanı oluyor ve Bir arkadaşın çok güzel bir betimlemesi ile "kuşlama" ve "adam kafalama" alanı haline geliyor..Tek yönlü mesajlar, duyurular, reklamlar, geri dönüşü beklenmeyen mesajlar vs..Klasik seçim zamanı atmoseferi gibi bir "zübük" kasaba politikası alanı haline geliyor..Yani mini bir politik eko-sistem kuruluyor..

    Ve böylece bu ve bunun gibi özensiz alışkanlıklarla tam da senin yukarıda beitmlediğin durum ortaya çıkıyor..

  • mehmet özgür
    avatar

    bence taraf'ın sosyalistler denemeyecek bir tabanı var. bildiğimiz anlamıyla sosyal demokrat bir çekirdek oluşuyor/oluştu türkiye'de. nasıl ki, ulusalcılar sayesinde, batılı anlamda faşistlerimiz zuhur ettiyse; akademik anlamda fuat keyman, yayın dünyasında radikal 2/taraf, politik anlamda 10 aralık hareketi gibi örnekleriyle batının liberal sol (sosyal demokrat) söylemini içselleştirmiş ve gerçekten dayanması gerektiği üniversitelilere/beyaz yakalılara/eski solculara dayanan bir hareket.(en azından benim gördüğüm okur profili böyle şekilleniyordu) bunlar politik hareket kıvamına gelir mi, bilemiyorum, ama think tank bazında bile büyük kuvvetleri olduğu bariz.
    ben açıkçası onlardan nokta dergisinin başına gelenleri bekliyordum; ama daha uzun ömürlü oldular.

  • mehmet özgür
    avatar

    gruba birşeyler yazılması konusunda, başka bir yerde konuşulduğu gibi düşünüyorum açıkçası. şu aralar bol vaktim de olduğundan belki... en nihayetinde bunların abuk subuk yazdıkları şeylere cevap vermek çoğunlukla 10-15 dakikalık bir süreye denk geliyor. zira zaten uzun boylu tezlerini temellendirebilen bir dertleri/niyetleri ve güçleri yok. boş laf çoğunlukla. ama bu grubun ben "pasif" de olsa öyle ya da böyle okunduğunu düşünüyorum. eminim ki, şu geçen 2-3 haftalık süreçte ortada dönen tartışma, şu liberal/muhafazakar taaruz döneminde içi daralan ama ortodoksluğa da prim vermeyen bir çok insan için zihin açıcı olmuştur. bu tür yazışmaların genelde teorik bir açılımı olmasa da, genel olarak bir "kanaat" üretme, dağıtma şebekesi oluşturduğunu düşünüyorum. küyerel gibi grup olsa kesinlikle haklısın, önder; ama grubun adı maalesef bu herifler tarafından domine edilmeye bırakılmayacak kadar önemli en azından bu zamanlar. eleştirel yazılar geldikçe, bilmem farkettiniz mi, daha sola çeken şeylerin linkini yollamaya filan başladı moderatör bir ara. ha, bu ağza bal çalma kabilinden ayrı mesele. bir de forumlara yazmanın ilgisizlikten öte, ortada dönen dilin kendisinden ve genel olarak internetle kurulan ilişkinin pasifliğinden kaynaklanan yanları da var. yani insanlar tartışmayı önemli gördüğü halde başka sebeplerle de katılmamış olabilir, genellikle forumların/mail grupların makus talihi bu maalesef türkiye'de (belki dışarıda da öyledir bilmiyorum)
    bizleri çok yormuyor, vaktimizi almıyorsa bence devam etmekte büyük fayda var. dsip çevresinden veya berktay/belge alanından yollanan ve eşitlikçi mücadeleler tarihini tahrif eden şeylere bir cevabımız olduğu not düşülsün.

  • onder
    avatar

    Ya bir de dusunsenize, bunlar yavas yavas kendi kendilerine kaldiklarini anlasalar, turke turk propagandasi turunden, libosa libos propagandasi yaptiklarini hissetseler, herhangi bir hevesleri de kalmayacak..Bir referans noktasi olarak, karsilarinda bir oteki pozisyonu olarak sosyalistlere mecburlar..Butun "entellektuel" faaliyetleri sosyalistlere kose yazisi pazarlamasi yapmak..Sahnede olabilmeleri icin seyirci olarak sosyalistlere ihtiyaclari var..

    aslinda bence en ideal politik tavir Spinozaci anlamdai mutlak pozitif, yani bir disarisina referansta bulunmayan kendi gundemini takip eden bir sosyalist politika..Ama bunu icra edebilecek bir birlikteligi yakalayamiyoruz..Dusunsenize su taraf'i zerre kaale almiyoruz..Sitelerine girmiyoruz, yazilarini kaale almiyoruz vs..Kendileri calip kendileri oynuyor..Bence cok guzel bir durum olurdu bu..Tekrar: Bunlar gevezeliklerini yapabilmek icin bizim ilgimize ihtiyaclari var..Sosyalistler yuz vermese kim takacak bunlari: AKP tabani..AKP tabanin zaten onlarca yayin organi var..

    Bana biraz bunlari kendi elimizle simartiyoruz gibi geliyor..

  • guclu
    avatar

    Mehmet, haklisin ama malesef katilimcilarin cok buyuk cogunlugundan ses cikmiyor. Sen, ben, Onder ve birkac kisi direniyor sadece. Ben surekli katilimcilari liberallesmeye tepki vermeye cagiriyorum ama pek bir yanit veren yok. Ya katilimcilar gercekten katilmiyorlar ya da onayliyorlar.

  • onder
    avatar

    Bu konuda ben biraz farkli dusunuyorum: Bu tur liberal yapilar terk edilmeli bence. Zira bunlar gercekten son derece sig argumanlarla, klasik kose yazisi takipciligi ile "politika" yapiyorlar..Sosyalistler bu yapilarda yer alarak, bunlara tek kalsalar asla kazanamayacaklari bir etkinlik sagliyorlar..Bunlar bas basa kalsalar, kendi kendilerini tekrarla iyice tikanacaklar, Belge'nin, Altan'in yazilarini forwardlayip duracaklar..Zaten kuyerel ve ozgurlukcu sol uyeleri nerdeyse birebir ayni..Birbirini tekrar eden yapilar..

    Gidip ideolojik mucadele yapalim denebilir ama bunlar tek tek cok sig da olsalar, organize ve cok sayida olduklari icin etkileri inandiriciliklari daha fazla oluyor..Kendi kendimizi tusa getiriyoruz..

    Bence sosyalistlerin kendi olusumlarini kurmalari ile yakalanacak dinamizm ile bunlarla cok daha etkili basedilebilir..

  • mehmet özgür
    avatar

    bana çok yalandan geliyor zaten, genel olarak formatı o sitenin. ama gruptan ayrılmaya bence gerek yok, bir tane küyerel grubu var; bi tane daha olmasın.
    kızın türbanlı olmasından çok taraf ve gerçek hayat referansı şaşırttı. gerçek hayat son dönemlerinde iyice cozutmuştu, sol-islami eğilimli bir yayından daha faşizan bir içeriğe yol aldılar. bir de cv'nin yazılması da süpermiş. özgürlükçü sol (en azından solun çağrıştırdığı sosyalizmi) bırakmamak lazım.

  • guclu
    avatar

    O degil kafami acayip bozuyorlar, seytan durtuyor git TKP'ye katil diye. Omrumde yapmayacagim bir sey aklima gelir oldu..

  • guclu
    avatar

    Ozgurlukcu Sol'un kardes kurulusu sesonline, Genc Sivillerden turbanli bir kizcagiza yazar olarak kose aciyor.

    http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=51765

    Ben daha ayrilmadim ama ne kadar surer bu uyelik bilemiyorum.

  • onder
    avatar

    Aslinda Ozgurlukcu Sol kavrami bir yineleme iceriyor..Ozgurlukcu olmayan sol olur mu ki?
    Bu acidan ben de aslinda tanima soguktum..Ama grubun ilk kuruldugu yillarda, yani 2000'lerin basinda, eskinin sekter/ortodoks anlayislariyla araya bir cizgi cekmek icin boyle bir perspektif gerekiyordu..

    Lakin gelinen noktada bu cizginin muhafazakar solu disarida birakmasi icin cizilmesi gerekirken, bizzat solun kendisinin disarida birakilmasi yonunde cizildigi goruldu..Bu birden olmadi..Saf/Naif ve bence iyi niyetli politik tavirlar, konjukturel gelismelerle birlesince iyiden iyiye liberalizm karsisinda solu bitirmeye dogru evrildi..Iste bu noktada "kotu niyet" de devreye girdi..Sahsen artik ben de "aktif siyaset temsilcilerinin de, 'kotu niyetli oldugundan kotu politikalar' urettigini" duşunuyorum, maalesef...

    Soros'cular, ABD hizmetkarlari, turuncu devrimciler gibi sifatlara hic sicak bakmamistim, bunlarin politikanin seviyesini dusurdugune inanirdim..Rakiplerini bel altindan vurmak olarak gorurdum..Ama Taraf gazetesinin yayin politikasi ve Ergenekon sorusturmasinin yuzeyselligi beni bunlara cok yaklastirdi..Artik Taraf'da yazan birinin "iyi niyetli" olabilecegine kesinlikle inanamiyorum..Eger iyi niyetli ise akil almaz olculerde naif'ler demektir..

  • fetekos
    avatar

    Kendi acimdan, bu konuda bir tek sizin hayal kirikliginizi paylasmadigima sevindim. Ben Ozgurlukcu Sol kavramina pek güvenmemis ve sevmemistim. Sosyalist icerikli olmadigina gore bir mecraya yönelecekti. Bircok siyasi, toplumsal konudaki Havet tavirlari simdi Taraf , Fetos Sivilleri, vs. ile netlesti. Artik cok da saklanmazlar sizden sol adina ayip sinyalleri de almayinca. Bu durumda, ayni yerde calismis biri olarak yapmis oldugum gozlemlere de dayanarak ve Onder Bey’in bu konudaki yapiciligina katilmayarak, aktif siyaset temsilcilerinin de, “kotu niyetli oldugundan kotu politikalar” urettigini duşunuyorum, maalesef...

  • onder
    avatar

    Benim Ozgurlukcu Sol grubundan ayrilmam uzerine, bir arkdasin bana ozelden attigi mesaj:

    ===============================

    Size katilmakla beraber, birkac sosyalist oldugunu dusunuyorum grupta ancak sahsen benim nadir de olsa gonderdigim hicbir yazi yayinlanmadi. Ve acikcasi ben de artik yazilanlardan, dusunulenlerden oldukca uzaklastim. Hicbirisi ile bir bag kuramiyorum, daha da otesi sasirip kaliyorum ve sizin serzenisinizi paylasip neresinden tutacagimi bilemedigimden, biraz da sinir bozuklugundan yanitlamak gelmiyor icimden artik. Soylediginiz gibi, gercek bir sistem elestirisi degil bu grubun (ya da moderatorlerin) istedigi. Zira gecen gun "Lenin halt yemis" gibi bir ifadenin kullanilmasi uzerine bir yakinimin gonderdigi gayet mutevazi yazinin yayinlanmamasinin bir nedeni de moderator tarafindan



    "Adindan da anlasilacagi uzere sitemiz Ozgurlukcu Sol. Yani Lenin'in, Leninci tarzin elestirisi uzerine bina edilmeye calisilan bir sol. Yani Leninci degil. "



    cümlesi ile aciklanmis. Tam bir aracsizlandirma, bulandirma donemi bu. Araclar yitince, iste boyle temelsiz, cozum uretmeyen soylemler havada ucusuyor.



    Haklisiniz, coklar...Ve hep birlikte calisiyorlar...



    Selamlar...

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #62 AliOsman KOCAK 01-09-2008 08:05
Olay 'kişilik erozyonu' ile açıklanamayacak kadar vahim... Yahu düpedüz hainlik, çaklallık, şerefsizlik bu... Hani bir laf vardır : ' Hainlik keyif verebilir ama hainler iğrençtir'...
Alıntı
 
 
0 #61 Güçlü Kuvvetli 01-09-2008 01:17
Çok acı, değil mi? Ama bence doğrudur. Çünkü adı geçen şahıs kaç kişinin mesajını sansürlemekle kalmadı, bir de bunu yaptığını reddetti. Bence bu insanların bir kısmı bu yaptıklarına inanıyordur, olaya ideolojik olarak yaklaşıyordur ama çok büyük kısmı bir çıkar peşindedir. Cumartesi bir grup arkadaşla birlikteydim. Öğrendiğim şeyleri burada yazamam ama çok üzücü olduğunu söyleyebilirim. İnsanlardaki kişilik erozyonunun sınırı yok.
Alıntı
 
 
0 #60 mehmet özgür 30-08-2008 09:44
hem son "atın ermeniyi" meselesi hem de özgürlükçü solla ilgili olduğundan trajik bir maili aktarayım. yazan açısından değil, içerik açısından trajik. pespayeliğin bu kadarı...
----

Cemil Ertem’in Birgün gazetesinin “ağır abi” lerinden birisinin Hrant Dink için “Atın bu Ermeni’yi ” dediğini iddia edişi ile alevlenen tartışmalar bir süredir hepimizin malumu. Bu sözlerle farklı platformlarda süren tartışmalar asıl olarak Birgün gazetesi üzerinden yürüdü. Gazetemize karşı bilinçli ve örgütlü saldırılara dönüştü
Bugün çıkan Agos’ta ki söyleşisinde Ertem bu ağabeyin Oğuzhan Müftüoğlu olduğunu ancak o tür bir cümlenin edilmediğini, yalnızca Hrant’ın fazlaca kimlik temelli yazı yazdığından şikayet edildiğini belirtti. Hrant’ın gazeteden gönderilmesi sözünün ise zaten hiç edilmediği anlaşıldı.
Yani Cemil Ertem’in tükürdüğünü yalaması ile sonuçlanan fırtına bugün itibarıyla dindi. Geride kalan haftalar boyunca konuya ilişkin yazılıp çizilenler, söylenenler ise Birgün dostlarını ve düşmanlarını biraz daha gün yüzüne çıkardı.

Binlerce insanın emeğini sevgisini koyarak yarattığı ve memlekette bir eşi benzeri daha olmayan gözümüzün bebeği gazetemiz ve onun yaşaması için canla başla çırpınan arkadaşlarımız yoldaşlarımız hakkında akla hayale sığmayan iftira ve çarpıtmalarla dolu haberler yazıldı çizildi.

Önce Agos yazarı Etyen Mahçupyan devrimcileri ırkçı katil sürüleriyle işbirliği içinde olmakla itham etti.
Peşinden Konya’da ki bazı yazılım şirketlerinin ürettiği ve bir tanesi de Sabah gazetesi yazarı Mahmut Övür’e ait olan (Hürhaber) onlarca haber sitesinde günlerce düzenli olarak bu spekülasyonlar yayınlandı.
Sitenin editörlerini arayarak bu yaptıklarına son vermelerini istediğimizde, yazdıklarının doğru olduğunu düşündüklerini haber kaynaklarına güvendiklerini ,haberlerin gayet güzel “tık” lar aldığını ve bu haberleri yapmaya devam edeceklerini söylediler.

Bizim ise söz konusu haberlerden ve linçten haberimiz belki çoğumuzun üyesi olduğu ÖzgürlükçüSol iletişim grubu vesilesiyle haberimiz oluyordu. Bu haber sitelerinde yer alan haberler Sacit Topçu isimli bir şahıs tarafından düzenli olarak Özgürlükçü sol mail grubuna gönderiliyor ve burada yayınlanıyordu. Sacit Topçu, içinde sanki binlerce yıldır birikmiş nefret ve düşmanlık varmışçasına olanca saygısızlığı ile kusuyordu yorumlarını. Peşine de kaynak olarak Çalık Grubu yayınlarında gayet yüksek prim yapan yeni nesil liberal demokrat yazarların haberlerini gösteriyordu. Bir yandan Birgün’e , gazetemizin yoksunluklar içerisinde çabalayan insanlarına , emekçilerine, değerlerimize fütursuzca hakaret eden, diğer yandan da kucaklarına bırakılan haberleri bas bas bağırarak gazetecilik yaptığını sanan ve Fetullah Gülen’in yeni cdlerinin reklamlarını tam sayfa yayınlayan Taraf
Gazetesi’ne sayfalarca güzellemeler yaparak asıl karakterini “Yer altından çıkaran” Sacit kendisinin asıl kimliğini soran maillere isminin de soy isminin de bu olduğunu söylüyordu.

Biz bu vatandaşın küfürlerinin grupta nasıl olup da yayınlandığının merakını üzerimizden attığımızda kim olduğunu araştırmaya başladık.Bu isim ve soy isimde hiçbir kayda rastlayamadık. Sonradan Sacit Topçu’nun sadece bu haber grubunda ve yalnızca Birgün aleyhine yazılar yazdığını fark ettik. Ya gazeteyle ilgili bilgileri düzenli olarak içeriden kamuoyuna yayan birisi idi yada ona içerden birileri servis ediyordu.

Bilenler bilir internet çok güvenli ve gizli bir ortam değildir.Genel gruplara veya doğrudan insanlara gönderdiğiniz emailler bilgisayarınızı n fiziksel adresi (IP) ile birlikte kodlanır. Yani aynı bilgisayardan farklı adreslerle email gönderirseniz bile IP adresiniz karşı alıcıda aynı görünür.
Bizde Sacit Topçu’nun farklı tarihlerde farklı gruplara ve insanlar gönderdiği IP adresini takip ederek aynı bilgisayardan email gönderen diğer kullanıcıya ulaştık. Sonra farklı tarihlerde yapılan gönderileri de kontrol ettiğimizde söz konusu Sacit Topçu’nun bu mailleri nasıl olup da yayınladığına anlam veremediğimiz ÖzgürlükçüSol mail grubunun moderatörü YALÇIN ERGÜNDOĞAN olduğunu anladık.. Şüphesi olan herkes kendi bilgisayarından bu bilgilere kolaylıkla ulaşabilir ilgilenenlere yöntemini ayrıca yazabilirim.

Yıllarca solcu kimliği ile tanınmış ve güçlüklerle ayakta durduğunu hepimiz kadar iyi bilen bir insanın kendi çalıştığı gazete hakkında bu tür bir provokasyonu neden yaptığına dair değerlendirmeyi herkes kendince yapacaktır kuşkusuz.

Ancak bütün bu yaşananlardan çıkan sonuç kimimizin bu envai çeşit saldırı ve komplolardan etkilenerek yüz çevirdiği ve hepimizin gözünün bebeği olan gazetemize yeniden destek olmamız gerektiğidir. BİRGÜN’ü hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim iz eşit-özgür bir dünya özlemimizin habercisi ve yolculuğumuzun tarihini yazacak bir kitabe olarak yeniden var etmek yine hepimizin emeğiyle mümkün olacaktır.

Tüm ihanetlere ve taaruzlara rağmen her zaman her yerde haykırmak üzere

BİGÜN MUTLAKA…

Ateş
Alıntı
 
 
0 #59 BAŞAK 28-08-2008 14:53
Demokratik geçinen hırsları yeteneklerini aşmış kuş beyinli tiplerin koyunluklarına tuhaf koroları var...Söyledikl eri kazmalıklardan ayrışanları
ufacık bir vicdan azabı duymadan boğazlarlar...
Alıntı
 
 
0 #58 Güçlü Kuvvetli 13-08-2008 23:24
Alıntı
 
 
0 #57 Güçlü Kuvvetli 13-08-2008 23:05
Sanki bu tinsellik meselesi, üzerinde ne kadar konuşursak o kadar uzaklaşacağımız bir şeymiş gibi geliyor bana. Yapılabilen ya da yapılabildiği oranda gerçekleşen bir şeydir. "Bunu nasıl yaparız?" diye konuşulunca ne olduğunu anlamaktan da uzaklaşabiliriz bir yandan da.

Bir örnek vereyim. Hani çok sıkı, çok katı, "partili", "çelik irade" abiler vardı bir zamanlar. Artık karikatürlerde bile yoklar. Bundan 15-20 sene önce sol camiada bol bol bulunurlardı ama o zaman için bile aslında "zaman dışıydılar", çünkü 70'lerdeki altı yedi yıllık bir zamana sıkışmış, son derece özgül bir anın ürünü olan bir "tinselliğin" insanlarıydılar . Bu insanların öncülleri olan 60-71 arası devrimcileri, hiç de öyle parkalı, postallı başlamamışlardı hikayeye; 70-71'de birden hızlanan ve çoğalan silahlı mücadelenin getirdiği, neredeyse zorunlu bir hal alan askerileşmenin sonucu o hale gelmişlerdi. Åžu andan bakılınca çok arkaik, stalinist, diktatoryal görünebilir ama tutarlı bir bir tinsellik, bir maneviyat barındıran bir hareketti. O dönemin bütün ruhuna da sinmiştir bu ruh hali.

Son zamanlarda o döneme ait, 71-80 arasında çekilmiş Türk filmlerini izliyorum, bulabildiğim romanları okuyorum, ne olup bittiğini anlamak, toplumun bu denli nasıl politize olabildiğini, solun bu yükselişini neye borçlu olduğunu anlayabilmek için. Net bir sonuç elde edemedim doğal olarak ama ilginç bulgularım da var. Mesela solcuların çektiği ve sola yönelik mesajlar veren "Bir Gün Mutlaka" filmi ile, aleni faşist propaganda yapan, gülünç bir antisovyet, antikomünist güzergah izleyen "Güneş Ne Zaman Doğacak" filmlerini kısa bir zaman aralığında peş peşe izledim. Yönetmen, senaryo, konu, çekim falan bu konuları bir tarafa koyalım ki ikisi de iyi değildi ama dikkat çekici bir şey vardı ki çok şaşırtıcı geldi. "Bir Gün Mutlaka" neredeyse yarı belgeseldi, bütün film açık alanlarda geçiyordu, mitingler, eylemler, gösteriler, İstanbul'un neredeyse tüm meydanları, binlerce insan, eylem yapan ve katılan, eyleyen, vuran ve vurulan yüzlerce insanı nerdeyse kamerayı koymuşlar ve gösteriyorlardı . Konu zayıftı, oyunculuk iyi değildi ama belli ki bunlar sinematik sorunlardı, filmin kendisi son derece doğrudan bir politik eylem halinde tasarlanmıştı. "Güneş Ne Zaman Doğacak" ise çok kötü bir film olmasının yanı sıra, neredeyse klostrofobik ve karanlıktı. Filmin yarısı kapalı mekanlarda faşist diskurun tekrarlanmasıyl a geçiyordu, dış mekan kullanımında da ya Kapalı Çarşı'nın arka sokakları ya da neresi olduğu belirsiz ama sadece figüranlarca doldurulmuş, "sentetik" alanlardan yararlanılmıştı . En merkezi çekimlerin yapıldığı yerler ise Galata ve Unkapanı Köprülerinin altıydı, yani yarı kapalı ve kıstırılmış alanlar. Ülkücü öğrencilerin düzenlediği evlere şenlik bir yürüyüş sahnesi vardı ki, muhtemelen Belgrad Ormanlarında, insandan çok ağaçların olduğu bir yerde çekilmişti:D Faşistlerin kapatılmışlık duygusuna kapıldıkları ve buna bağlı oranda da şiddeti yükselttikleri türünden bir sonuca, ceteris paribus, genellemeyle ulaştım.
Alıntı
 
 
0 #56 Önder Kurt 13-08-2008 14:18
şu artık liberalizmle özdeleştiği için hegemonya cephesınde kaybettiğimiz "yeni sol"un, sosyalist külliyatın kavramlarını resmen "gaspetmesi" benim tepemi attıran yegane olay..Taraf'a duyduğum sınırsız nefretin ana nedeni de bu..Bu en aşağılık hırsızlıklardan biri..İnsan kitap okudukça daha da sinir oluyor, marxist külliyatın zenginlinğini görerek. Bu alçaklar karşılarına marxismin bir karikatürünü alıp onu sözde altederek, koca bir entellektüel birikimi içeriksizleştir me işine soyunmuş durumdalar.

Bu tinselliğin "uğraşılarak" mümkün olup olmadığı konusu; içtenlikle söylüyorum ki bu benim kafamdaki en büyük hatta yegane sorunsal diyebilirim..Ha tta ve hatta Özgürlükçü Sol'da, başka e-mail grubu/site girişimlerinde, bilakis bizim dergimizde tartıştığım ana eksen buydu desem çok büyük bir abartı olmaz.

Soruya benim verdiğim kişisel cevap evet; ama zorluğu insanın kendini bir toz tanesi gibi hissetirecek kadar büyük. Sonuçta şimdiye kadar ancak kadim dinlerin ya da antik felsefe okullarının (pisagorcular, epikürcüler, stoacılar ki onlar da bir nevi o dönemin dinleriydi) yapabildiğiyle kıyaslanabilece k birşey sözkonusu.

Olabilirliği bir yana bunun zorunluluğuna daha çok inanıyorum. Sosyalist projenin başka türlü bir olabilirliğini ben kavrayamıyorum.

Sınırsız karamsarlık ise bunun ancak "uğraşılarak" yapılabilecek olmasına inanmam..Başetm emiz gereken en büyük ortodoksi bence toplumun "zorunlu" bir gelişim çizgisine sahip olduğu fikri.

Hareketlerin zaten tinselliğini yarattığı konusunda sorunlu hem de oldukça sorunlu bir yan var; hareketin önceden zaten varolduğunu varsayıyor..Oys a bence tam da hareket olabilmek tinselliği gerektirir. Yani soru, en başta "hareket" nasıl varoldu ki, onu ne yarattı ki? Tavuk-yumurta paradoksu akla geliyor, ben daha çok hareketlerin bir genel tinsellik atmosferi/iklim i içinden çıkıtığına inanıyorum..Har eket tinselliğinin ikinci sorunlu yapısı da bu zaten, tinsellikten daha çok cemaatciliği çağrıştırıyor.. Ben tinsellikten daha çok, "çağın ruhu", "20.yüzyılın ruhu", "modernist ruh", "postmodernist ruh", "protestan etik" ,"feodal şövalye ruhu" vs gibi ifadelerde dile gelen türden bir tinselliği anlıyorum. Yani bir grubu ifade etmekten çok, toplumun içinde bulunduğu genel matriksi tanımlayan birşey, yani bir yönelmişlik, bir planlama yok, ama grupları motive eden prime mover türü birşey..Tabii haklısın böylesine birşey nasıl "uğraşılarak" yapılacak, bariz çelişki gibi görünüyor..Ben bu çelişkiyi bi ara "spontanlığı deterministik bir tarzda hayata geçirmek lazım" türünden oksimoron bir formulle ifade etmiştim.

Ama tam olarak bir uçuş da değil bu fikir, Nietzsche'nin "Will To Power" dediği şey bende tam da böyle birşey çaşrıştırıyor.. Tabii onun tilmizleri post-yapısalcıl arın tezleri ve özel olarak da Deleuze'ün "ağ muhalefet", "rhizome" nosyonları da..Keza Situationist'le rin sanatı sıradanlaştırar ak, çoğaltarak yoketme fikri de..

Serbest çağrışıma burda biraz ara verip somut örneklere geçmek gerekirse klasik "mahalle çalışması" olayını ele alalım. Bizde uygulanageldiği klasik haliyle olabildiğince "modernist", "araçsal akılcı" bir eylem modelidir..Asla kapanamayacak bir dışsallığı, ötekiliği içerir..Totalit arizmin nüve halinde bulunduğu en derin dokulardır bu tür yapılanmalar..M ahalle çalışmasının doğrudan demokrasi ile "bu sefer" yozlaşmadan yapılması bana mümkün görünmüyor. Peki modernist olmayan mahalle çalışması nasıl mümkün olur? Tabii ki bilemem ama gerekli koşullarından birinin bizzat mahalede bir varoluşa sahip olmak olduğuna inanıyorum..Her yönden sınırsızca yayılan rhizome'un kolları mahalleye kadar ulaşmalı..Mahal lede olanların somut özneler olarak yaşamlarımızda yeralmaları gerekir. En vulgarize versiyonunda Facebook'un arkadaşımın arkadaşının arkadaşı ağı gibi...


Daha da somut örnek, bu amaca hizmet edecek bir araç söyle dersen, cevabımı muhtemelen çok iyi biliyorsun; İnternet.

İnternet benim için Deleuze'ün rhizome'nun uygulanabilir en güçlü adayıdır. Tabii ki burdaki artık kadimleşmiş "İnternet'in sanallığı" muhabbetini aşmak lazım..Bu artık malumun ifadesidir..Ama ç tabii ki chat'leşmek değil. İnternet'i "ağ muhalefet"in son derece etkili bir aygıtı haline getirmek lazım..

Eğer iktidar Foucault'cu anlamda yayılmışsa, ona muhalefetin de ağ gibi yayılmış olması gerekir..Eğer artık tek bir iktidar odağı yoksa, tek bir muhalefet odağı da yegane çözüm olmamalı.

İnternet sayesinde bugün 10 yıl önce akla bile gelmeyecek dayanışma ağları kurmak, "uğraşarak" ortak bir tin kurmak mümkündür.

Biz bir grup arkadaş ta 1991'de nerdeyse bütün zamanımızı ayırarak onca imkansızlığa rağmen, son derece sınırlı uygulamalarla 2000 basan bir dergiyle iyi kötü bugüne kadar gelen bir tin yarabildiysek, İnternet'te çok çeşitlenmiş son derece pratik ve somut uygulamalarının "ağ"ı ile çok daha kalıcı bir tin oluşturmak bence mümkün
Alıntı
 
 
0 #55 mehmet özgür 13-08-2008 12:52
önder,
yazdığın anlamda modernizm anlatısı konusunda tamamen seninle aynı fikirdeyim. beni belki de kıllandıran, bu tür eleştirilerin yeni döneme ait dolayısıyla da "yeni sol"un icat ve ilan ettiği şeymiş gibi sunulmaları.
ikinci olarak beni diğer düşündüren bu tür tinselliğin "uğraşılarak" mümkün olup, olmadığı... zira başarılı bir toplumsal hareket zaten kendi tinselliğini yaratmış oluyor. tinselliği yaratılacak, eklenecek bir parça olarak düşündüğümüzde yine araçsal akıl'a düşmüyor muyuz? kendi küçücük politik geçmişim bile çarpık bir yapıda yaşanmasına rağmen, sonraki örgütsüz zamanıma bakarak çok daha tinsellik doluydu. ha keza yanlış hatırlamıyorsam , sen de kendi dergi deneyimin için aynı şeyleri ifade ederdin. insanları o işin bir parçası kıldığımız zaman zaten büyü başlıyor galiba, ayrıca abrakadabra dememize gerek yok sanki.
bunlar sadece sesli düşünme kendi namıma.
Alıntı
 
 
0 #54 Güçlü Kuvvetli 13-08-2008 00:25
Herhalde teorilere tarihsel bakmak lazım. İlk dönem liberallerin nıspi derinliği ile, son dönem Türk liberallerinin din aşkları mukayese edilmez olsa gerek. Kentel kişisi, neoliberalizme de muhalif bir tonda yazılar yazıyor arada. O'nun asıl aşkı dine sanırım. Böyle bir grup da türedi son yıllarda, ateist ama "kültürel müslüman". Murathan Mungan kendisini böyle tanımlıyordu.
Alıntı
 
 
0 #53 Önder Kurt 12-08-2008 23:41
Gerçi "entel kentel" demesi kulağa hoş gelse de, "entel"liği bu adamlara verip, kendimize "kazma solculuğu" yakıştırmak pek doğru değil bence..Zira tam da simule etmeye çalıştıkları düşünen/derin adam payesini beleşten vermiş oluyoruz..Oysa bu adamlar o kadar sığ ki, temsil ettikleri klasik liberalizme bile çok çok uzaklar..Callin icos'un Toplumsal Kuram adlı bir kitabını okuyorum, rastgele okunmamış kitaplar arasından seçtiğim bu kitap gündeme çok denk düştü..Liberali zmin duayenlerine genel bir bakış veriyor; Durkheim, Mills, Spencer, Weber vs. Bu adamların derinlikleriyle Kentel gibilerin irtica güzellemeleri arasında dağlar kadar fark var.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile