Şampiyon Bile Yapsa, Fatih Terim'e Hayır ! Popüler
Makale
Bu yazıyı ve başlığını, 2008Avrupa Futbol Şampiyonası bitmeden, biz çeyrek finalde Hırvatistan’ı elediğimizde yazmayı düşünmüştüm ama ancak zaman bulup yazabildim. Üst üste mucizeler yaratarak yarı finale kadar geldiğimiz bu turnuvada, en iyi maçımızı oynayıp, Almanlara yenilerek Avrupa 3.sü olduk. Yenilmek sürpriz değildi. Gary Lineeker’in dediği gibi ‘Futbol, 11’er kişi ile oynanan garip bir oyundur. Top gider gelir ve Almanlar tur atlar’. Bizim maçda da kural değişmedi. Biz daha iyi oynadık. Top gitti geldi… Ve Almanlar finale yükseldi.
İlk maçımız Portekizleydi. Bir takım kötü oynayabilir, goller kaçırabilir ve yenilebilir… Ama maalesef bu kadar kötü ve karaktersiz oynamasının anlaşılır bir tarafı yok. Daha sonraki maçlarda Maradona ile kıyaslanacak olan Arda yedek kulübesinde, turnuva boyunca takıma en küçük katkısı olmayan Mevlüt sahada yerini alıyordu. Dünyanın en büyük kulüplerinden Bayern Münih’te orta saha oynayan Hamit Altıntop sağ bek oynuyor, Kayseri’de harikalar yaratan Mehmet Topuz takıma alınmazken, Tümer, vasatı geçmeyen oyunu ile sahalardaydı. Semih yedek kulübesinde maçı izledi. Sahada ne yaptığı belli olmayan, yüreksiz, korkak bir milli takım vardı. Ve maç sonrası medya yukarıda sözünü ettiğim çercevede Fatih Terim’i eleştirdi. İkinci maçımızı İsviçre’ye karşı oynadık. Semih’in ve Ardanın 90+2 de gelen gölü ile zor da olsa İsviçreyi 2-1 yendik. Ve medyanın sözünü dinleyip takımda ilgili değişiklikleri yapan Fatih Terim, bu maçtan sonra nedenini anlayamadığım bir şekilde medyaya yüklenmeye başladı. Dönünce onlar ile hesaplaşacağını mikrofonlardan avaz avaz bağırdı. Yahu adama demezler mi medyanın eleştirdiklerini, dikkate alıp takımı sahaya sürüyorsun, ondan sonra ortalık yerde medyaya figan feryat… Çek maçında Hamit sağ bek başladı yine. 2-0 malup duruma düşünce, akıl almaz bir şekilde Semih’i çıkartıp, Sabri’yi aldı. Hasbel kader bu maya tuttu. Hasbel kader diyorum çünkü biz birbirimizi biliriz. Sabri çok koşar, çok çalışır ama bir çok maçta bal yapmayan arıdır.Ve Hamit’i nihayet orta sahaya çekti. Ve o Hamit, milli takımın attığı üç golde de asisti yapan oldu. Ve maçı 3-2 aldık. Fatih Terim hala medyaya yükleniyordu. Hamit’i orta saha çekmeye 60. dakikada karar veren Fatih Terim, 3 maç önce bu eleştiriyi getirenlere ateş püskürüyordu. Terim durmadan dönünce hesaplaşacaklarının altını çiziyordu. Sanki bu başarıda medyanın getirdiği eleştirilerin ve futbol tanrısını hiç katkısı yokmuş ta, tamamen taktiksel bir başarı varmış havalarındaydı. Hırvatistan maçında da aynı şans yanımızdaydı ve Semih’in son saniye golü ile berberlik ve penaltılarla Hırvatları eledik. Sanırım Hırvatlar, bu travmayı 5-10 sene atamazlar… Ve Almanya maçı…. İlk kez modern futbol oynadığımız bu maçı maalesef kaybettik ve turnuvaya veda ettik. Durum bizim açımızdan kabaca bu… Takım ile ilgili biraz detay yaparsak sanırım yazının başlığı konusunda biraz daha ilerlemiş oluruz. Önce takımın oluşturulma sürecine kısaca bakalım. Turnuva boyunca en çok sıkıntı çektiğimiz kısım sanırım defans kurgusu ve sakatlıklardı. Emre Aşık ile başlayalım. Üç büyüklerin hepsinde forma giyip, takımda en çok sarı ve kırmızı kart görme rekorlarını elinde tutan bu oyuncu, yılların ilerlemesine rağmen bu konuda tecrübelenememiş, halen Turkcell Futbol liginin en çok kart gören oyuncular listesine üst sıralardan girmeyi başarmıştır. Emre’nin tutarsız, dengesiz bir yapısı var. Ne zaman takımı eksik bırakacağı belli değil. Kendisi gayretli ve hava toplarına hakimiyeti iyi durumda olmasına rağmen yerine alternatif bulunmayacak gibi değildir. Her ne kadar iyi maçlar çıkarmış olsa da Servet’in Turnuvayı çıkartamayacağı kesinken, onu yedekleyecek birinin düşülmemiş olması hakikaten çok düşündürücü. Sivasspor ve Kayserispor ligin zirvesi zorlarken bir kişin bile kadroya dahil edilmemiş olmasından, acaba 3 büyükler haricinde top oynayan futbolcular nasıl bir ders çıkartmalı ? Halil Altıntop’u ve Yıldıray’ı takımdan kesip, Fransa Ligi’nde top oynayan Mevlüt’ü takıma almanın amacı nedir ? Mevlüt’e tecrübe mi kazandırmaya çalışıyoruz ? Cevap evetse, bu tecrübenin yeri bu turnuva mıdır ? Halil ve Yıldıray’a rağmen… Madem tecrübe yapmaya bu kadar önem veriyorsun, Kayseri’de harika bir sezon geçiren Mehmet Topuz’u takıma almayıp da neden Tümer’i alıyorsun ? Birkaç pas atmanın dışında, Tümer, sahada Mehmet Topuz’un yapamayacağı ne yaptı Allah aşkına ? Takımın oynadığı oyun ise dostlar başına … Almanya maçı hariç, “olan oldu, saldırın arkadaşlar” ‘taktiği’ hariç ortada futbol adına ne vardı ? Ya da bu futbol takımının ve Fatih Terim’in gelecek için vaat ediği şeyler nedir ? Bundan sonraki turnuvada Yunanistan gibi deyim yerinde ise ‘madara’ olmayacağımızın garantisi var mı ? Yani diğer turnuvada hucüm ağırlıklı mı oynayacağız, orta saha mı , defans mı ? 4-4-2 ve türevlerini mi oynayacağız 3-5-2 türevleri mi ? Bizim ihtiyacımız olan gazla takımı yöneten bir hoca değil, takımın geleceğini kuran, takımı öne çıkaran, modern futbol oynatan bir futbol adamı. Mesela Guus Hiddink … Avustralya, Güney Kore’den sonra şimdi de Rusya… İspanya maçları hariç çok iyi bir turnuva çıkardılar. Hele bir Hollanda maçı var ki dillere destan olacak cinsten. Ya da Derwal veya Sepp Piontek vari takımın kaderini çizebilen bir yabancı hoca… Özellikle yabancı diyorum. Çünkü bizimkiler o mertebeye ulaşabilecek bir hoca olmadığı için Türk Hocaları yer, bitirir. Vay öyle mi oynatılır takım, vay böyle mi..? Tamam bu kadar müdahale de etmeyelim diyoruz ama böyle de olmaz ki.. Bir takım ve bir ülke bu kadar hoyrat ve bu kadar gazla yönetilmez ki ? Yani kısaca, Milli Takımın geleceği için şampiyon bile yapsa Fatih Terim’e hayır diyoruz.
Üye eleştirileri
-
2008-07-04 03:59:05 |Publisher| KenanKenan
-
2008-07-02 03:35:10 |Administrator| AliOsman
-
2008-07-02 05:40:04 |Publisher| Korestierus
-
2008-07-02 00:19:09 |Publisher| emrahpolat

Kemere takılan kimliğin de ayrı bi havası olmalı :-)
Ben MESAM'da çalışırken şişli havarisinde yemeğe çıkardık. Bazı tipler vardı etraftaki işyerlerinden -umumiyetle bankalardan- tasmalarını boyunlarından çıkarmazlardı. Bazıları plastik kısmı gömleğinin içine koyardı. Herkesin kimlik kartıyla ilişkisi farklı oluyordu, gözlemlemek baya hoşuma giderdi, ama iş dışı takanların çogu bunu bir statü göstergesi sayıyordu belli ki. Bir de Ankara'da bundan önceki evin önünden mesai bitimi, çocuğunu muhtemelen kreşten almış mahalleye dönen hoş bi hatun vardı, tabii ki tasması boynunda, "Muhtemelen" diye düşünürdüm. "Sekreter ya da çok kritik olmayan bi pozisyonda çalışıyor, ama eve dönerken tasmasını unutmuş numarası yaparak 'ne kadar önemli bir insan' olduğunu cümle aleme gösteriyor.
Ali Osman gözün aydın; Fatih Terim'in sözleşmesi uzatılmış ve maaşına zam yapılmış.
-
2008-06-30 00:30:14 |Publisher| emrahpolat

Aynen dediğin gibi Ali Osman, gazla yönetiliyoruz, karambol varsa milli takım başarılı oluyor, sistem'e gelemiyoruz, kim bilir belki bu da bir sistemdir; hani düzensizlik içindeki düzen meselesi.
Bir de şöyle bir durum var: Türkiye'de kaç insan acaba Aragones gibi final maçında geçici kimlik kartını boynunda taşıyan bir hoca ister, bu da ayrı bir tartışma konusu. (Zaten seni tanıyan tanıyo; üç gün önce işe başladığı plazadan verilen tasmasını evine giderken bile boynunda taşıyan bi yeni yetme değilsin ki!)
-
2008-07-01 10:11:26 |SAdministrator| onder

Komik yorum yapmissin Emrah.. ;-)
Bu tasmalardan bir tane de bana verdiler. Rahatsiz oldum tabii..Ben de Amerika'da daha yaygin oldugu gibi toka gibi birseyle kemere taktim..Sonra bir gun ufak tefek Cin'li bir hatun bana onu boynuna takman lazim dedi..Niye oyle hosuma gitmiyor boylesi daha rahat dedim..Biraz da sok oldum zira, hatun her calisanla samimi sohbetler yapan biri..Cok yukse bir gorevde degil saniyordum..Megerse firmanin Turkiye'deki butun yapilanmasinda ilk 3-4 mudurden biriymis...Iyi ki CV saglam da simariklik yapabiliyoruz..
-
2008-06-29 07:00:34 |SAdministrator| onder

Ucube bir kadroyla Portekiz karşısında alınan mağlubiyetin ardından, daha gerçekçi bir kadroyla Isviçre karşısına çıkıp maç kazanılınca Rıdvan çok güzel bir yorum yapmıştı. (Bu arada Rıdvan'ın politikayla ilgileniyor olmasını isterdim. Gerçekten zeki ve iyi bir yorumcu ): "Ya futbol çok basit bir oyundur, onu zorlaştıran karmaıklaştıran bizleriz. Bütün yapmanız gereken elinizdeki malzemeye göre oyun oynatmak"
Terim'in yaptığı bence şişik egosuyla teknik direktörlük işini inanılmaz ölçülerde abartıp, bunu Napolyan edasıyla büyük orduları yöneten bir tatktik ve strateji dehası haline getirmek istemesi. Yani adama düz bir galibiyet yetmiyor, "Bak kimsenin aklına gelmeyen bir kadro çıkarttım, Hamit'ten sağ bek yarattım, ben bir Kutuzov'um, Patton'un..Sıradan bir futbol oyunu, bir satranç haline getirdim" edası yatıyor..Adamın bir takım meziyetleri olsa gerek..Åžu egosu 100'e bir oranında küçük olsaydı, örneğin bir Lucescu olabilseydı, aslında çok daha başarılı olabilirdi..Maç esnasındaki bende biraz İtalyan vücut dilini mimikliyormuş izlenimi bırakan aşırı abartılı hareketlerine bakıyorsun, arkadaş bu hareketler kime? Sanki gemicilerin bayrak iletişimi, karmaşık bir koda göre yapılan el kol hareketleri..Hani sahadaki futbolcu bu hareketleri takip edebilmesi için, oyunu falan unutup Terim'in kodlarını çözmeye uğraşması gerekir..Hadi vakit buldu da, okudu hareketleri, eh nasıl çözecek? Bariz bir şekilde belli ki kameraya, yani "Büyük Öteki"ne yönelik olarak bir kareografi sergiliyor..Aslında kendi adına ben utanıyorum, o kadar yapamcık ki..Yaw birader altı üstü bir futbol maçı işte..Leonard Bernstein gibi Flarmoni Orkestrası yönetmiyorsun ki..Bu ne kasıntı, bu ne tuluat boyle..Bir ego nasıl bu denli büyür? Yani bizim Allah göstermesin bir Da Vinci'miz falan olasaymış ortaya çıkacak ego güneş sistemine sığmazmış demek ki, bir futbol direktörlüğü böyle bir ego çıkarıyorsa, evrensel dev bir sanatçı olmak nasıl bir ego çıkarırmış acaba?
Aslında Terim bir istisna değil..Bu kişilik tarzı çok yaygın bizde..Åžahsen ben çok sık karşılaşıyorum..
-
2008-06-29 13:11:06 |SAdministrator| Murat

Onder dedigin gibi bu tip insanlar ozellikle is hayatinda insanin karsina siklikla cikiyor. Benzer egoyu ben 2000 sonrasi mezunlarda goruyorum. Kardesim insan iki yil is tecrubesinden sonra ben oldum artik beni burada birsey yapmiyorlarsa ceker giderim deyip gercekten cekip gidenler oluyor. Butun sektor benim pesimde, istedigim her yerde is bulurum vs. Sanirim sistem insanlari bu hale getiriyor. acayip pompalaniyorlar herhalde. Terim ise karsimizdaki en buyuk orneklerden biri. Onu bu hale getiren birileri olsa gerek. Bir zamanlar herkesin begenisi toplayan Oguz, Metin gibileri ornegin. Adam mac sirasinda donup Metin'i fircaliyor, Oguz'u tartakliyor. Olacak gibi degil.
Yorumlar
Ben MESAM'da çalışırken şişli havarisinde yemeğe çıkardık. Bazı tipler vardı etraftaki işyerlerinden -umumiyetle bankalardan- tasmalarını boyunlarından çıkarmazlardı. Bazıları plastik kısmı gömleğinin içine koyardı. Herkesin kimlik kartıyla ilişkisi farklı oluyordu, gözlemlemek baya hoşuma giderdi, ama iş dışı takanların çogu bunu bir statü göstergesi sayıyordu belli ki. Bir de Ankara'da bundan önceki evin önünden mesai bitimi, çocuğunu muhtemelen kreşten almış mahalleye dönen hoş bi hatun vardı, tabii ki tasması boynunda, "Muhtemelen" diye düşünürdüm. "Sekreter ya da çok kritik olmayan bi pozisyonda çalışıyor, ama eve dönerken tasmasını unutmuş numarası yaparak 'ne kadar önemli bir insan' olduğunu cümle aleme gösteriyor.
Ali Osman gözün aydın; Fatih Terim'in sözleşmesi uzatılmış ve maaşına zam yapılmış.
Bu tasmalardan bir tane de bana verdiler. Rahatsiz oldum tabii..Ben de Amerika'da daha yaygin oldugu gibi toka gibi birseyle kemere taktim..Sonra bir gun ufak tefek Cin'li bir hatun bana onu boynuna takman lazim dedi..Niye oyle hosuma gitmiyor boylesi daha rahat dedim..Biraz da sok oldum zira, hatun her calisanla samimi sohbetler yapan biri..Cok yukse bir gorevde degil saniyordum..Meg erse firmanin Turkiye'deki butun yapilanmasinda ilk 3-4 mudurden biriymis...Iyi ki CV saglam da simariklik yapabiliyoruz..
Bir de şöyle bir durum var: Türkiye'de kaç insan acaba Aragones gibi final maçında geçici kimlik kartını boynunda taşıyan bir hoca ister, bu da ayrı bir tartışma konusu. (Zaten seni tanıyan tanıyo; üç gün önce işe başladığı plazadan verilen tasmasını evine giderken bile boynunda taşıyan bi yeni yetme değilsin ki!)
Terim'in yaptığı bence şişik egosuyla teknik direktörlük işini inanılmaz ölçülerde abartıp, bunu Napolyan edasıyla büyük orduları yöneten bir tatktik ve strateji dehası haline getirmek istemesi. Yani adama düz bir galibiyet yetmiyor, "Bak kimsenin aklına gelmeyen bir kadro çıkarttım, Hamit'ten sağ bek yarattım, ben bir Kutuzov'um, Patton'un..Sıra dan bir futbol oyunu, bir satranç haline getirdim" edası yatıyor..Adamın bir takım meziyetleri olsa gerek..Åžu egosu 100'e bir oranında küçük olsaydı, örneğin bir Lucescu olabilseydı, aslında çok daha başarılı olabilirdi..Maç esnasındaki bende biraz İtalyan vücut dilini mimikliyormuş izlenimi bırakan aşırı abartılı hareketlerine bakıyorsun, arkadaş bu hareketler kime? Sanki gemicilerin bayrak iletişimi, karmaşık bir koda göre yapılan el kol hareketleri..Ha ni sahadaki futbolcu bu hareketleri takip edebilmesi için, oyunu falan unutup Terim'in kodlarını çözmeye uğraşması gerekir..Hadi vakit buldu da, okudu hareketleri, eh nasıl çözecek? Bariz bir şekilde belli ki kameraya, yani "Büyük Öteki"ne yönelik olarak bir kareografi sergiliyor..Asl ında kendi adına ben utanıyorum, o kadar yapamcık ki..Yaw birader altı üstü bir futbol maçı işte..Leonard Bernstein gibi Flarmoni Orkestrası yönetmiyorsun ki..Bu ne kasıntı, bu ne tuluat boyle..Bir ego nasıl bu denli büyür? Yani bizim Allah göstermesin bir Da Vinci'miz falan olasaymış ortaya çıkacak ego güneş sistemine sığmazmış demek ki, bir futbol direktörlüğü böyle bir ego çıkarıyorsa, evrensel dev bir sanatçı olmak nasıl bir ego çıkarırmış acaba?
Aslında Terim bir istisna değil..Bu kişilik tarzı çok yaygın bizde..Åžahsen ben çok sık karşılaşıyorum. .

Hep Fatih Terim Fenere gitse diye içimden geçirirdim.. Fener teklifde bulunmuş ama anlaşamamışlar.. keşke anlaşsalardı..