Çin Mucizesi Popüler
Makale
Çin mallarıyla sanırım ilk olarak Tahtakale üzerinden tanıştık.Önceleri kalitesiz ama inanılmaz ucuzluğuyla farkı kapatan küçük pratik ürünlerle girdiler hayatımıza; tornavidalar, saatler, tıraş makineleri. Derken en ünlü yüksek teknoloji ürünlerinin fason üreticileri olarak gördük; “marka” bilgisayarlarımızın, cep telefonlarımızın, mp3 çalarlarımızın arkasında “Made In China” yazısını kanıksadık iyice.
Çin’in muazzam ekonomik büyümesi sanırım artık en yüksek aşamasına da ulaştı; artık kendi markalarıyla, toplu iğneden otomobil sektörüne kadar her sektörde en büyük oyuncular. Belli ürünlerde ucuz emeğin merkezi önemini anlarım; ama Türkiye gibi yıllardır kendi sanayi altyapısını kurmaya çalışan bir ülkede Çin malı çay kaşıklarının olması salt iktisadi verimlilikle açıklanabilir mi? Çin malı çay kaşığı gördüğümde ilk aklıma gelen bu olmuştu; böylesine ilkel bir teknolojiyi gerektiren bir metada bile ucuz emek kar marjını yükseltmekte belirleyici olabilir mi?
Yalnızca bizim başımıza gelen birşey değil bu. ABD’de de WalMart, Target gibi dev süpermarket zincirlerinde satılan ürünlerin tamamına yakını Çin ürünü. DVD çalarlardan, ofis mobilyalarına, saksılardan, iç çamaşırlarına kadar herşey Çin malı.
Çin’in son yıllara kadar alışık olduğumuz ufak tefek meta üreticliğinden, herhangi bir gelişmiş dünya kapitalistliği aşamasına geçişinin, binlerce kilometre uzaktaki sıradan orta sınıf bireyleri olarak bizim için anlamı nedir? Kapitalizmin merkez ülkelerini de tehdit ettikleri için sevinsek mi, yoksa kendi maddi çıkarlarımıza da zararları olabilir diye üzülsek mi? Ya da üzülmek için başka bir sebeb, bu kadar “kolaylaşan” ve ucuzlayan kitlesel üretimin çevresel sonuçlarını dünya kaldıramaz iddiası olabilir mi?.
Çin “mucizesi” sonuçları ne olursa olsun, ben de iki etki bırakıyor; Birincisi bizim sakallının dehasına olan hayranlığımı katlıyor. İkincisi de ABD’denin hegemonyasını kendi anladığı dilde kırdığı için seviniyorum. Dinsizin hakkından imansız böyle gelir işte. SSCB’nin salt silahlanma yarışına dayanan stratejisi ABD’ye karşı ciddi bir rekabet yaratamadı. Ama ABD’nin dünyanın her yanına götürmek için didinip durduğu “liberal ekonomi” ile yani kendi silahı ile Sovyetlerin yapamadığını Çin yapmış görünüyor. Böyle iddialı bir sonuca varmanın gerekçesini vermeden önce, Çin mucizesinin bende bıraktığı şu iki etkiyi açayım;
İlk olarak sakallının dehasıyla ilgili olanı. Malum üstat, klasik ekonomi-politik yazarlarının aksine (gerçi değerin kaynağı olarak emek teorisini ilk ortaya atan Ricardo imiş ) metaların değerinin kaynağının emek olduğunu ortaya koymuştur. Üretim araçlarının devrimcileştirilmesiyle, innovation ile rakiplere karşı kazanılan üstünlük kapitaliste geçici bir tekel üstünlüğü sağlar. Ama zamanla bu yeni teknoloji diğerleri tarafından da uygulanır ve görece kazanılan ekstra artı değer zamanla nötralize edilir. Artı-değerin aşılamaz mutlak kaynaği canlı emektir. Benim sevdiğim bir örnekle açıklamam gerekirse, marketiniz hemen arka bahçesinde bir tarafından ineği verip diğerinden hiçbir atık ürün oluşmadan paketlenmiş sosis aldığınız mucizevi bir makine kar etmenize imkan vermez. Elbette rakipler bu mucizevi makineyi taklit edene kadar bir avantajınız olur, ama bu makine kaçınılmaz olarak bir standard haline geldiğinde kar etmek imkansızdır. Kısacası karın/artı-değerin oluşabilmesi için, metanın üretimine canlı insan emeği katılmak zorundadır. Artı-değer ancak karşılığı ödenmeyen canlı emek sömürüsü ile mümkündür. İşte Çin’in bütün dünya pazarlarını hemen her sektörde ele geçirmesi, üstadın bu tezinin fiziksel bir yasa kesinliğiyle kanıtlanması olarak görünüyor bana. Finans kapital, borsa karları, spekülasyon karlarının pek bir analitik değeri var gibi görünmüyor. Nerdeyse sınırsız bir canlı emek kaynağına sahip Çin, bu çok yalın olgu sayesinde batının bütün avantajlarını silip süpürecek görünüyor.
İkinci olarak da ABD’nin serbest pazar, demokrasi söylemlerinin iki yüzlülüğü ortaya çıkmış oldu. Totaliter bir yöntemle de pazar ilişkileri gelişebiliyormuş. ABD’de 250 milyon otomobil varmış, Çin’de ise sadece 80 milyon. Zenginleşen Çin’lilerin Amerikalı akranları gibi otomobil sevdasına kapıldığını düşünelim; ki tüketim toplumu bayraktarlığı yapanlar tutarlılıklarını kaybetmeden Çin’lileri bu sevdasına karşı çıkabilirler mi? Siz deli gibi çalışın üretin, biz lüksünü yaşayalım denebilir mi? Çinliler kendilerine dayatılanı yaptılar ve böylece serbest piyasa söylemlerinin maskesini düşürdüler. Bir belgeselde Küresel Isınma konusunda konuşan bilim adamının dediği gibi, “Çinlileri tüketmeme konusunda ikna edebilirsek fazla yapacak birşey kalmaz, kurtuluruz. Yok edemezsek yine yapacak birşey olmaz, batarız”. Yani bütün insalığın kaderi resmen Çin’in ve Hindistan’ın seçeceği gelişme çizgisine bağlı görünüyor.
Çin ile hiçbir alanda artık kimsenin rekabet edemiyeceği ile ilgili kanıma gelelim. Böyle bir düşünceye kani olmama, telekomünikasyon sektöründe faaliyet gösteren bir Çin firmasında çalışmaya başlamam yolaçtı. İlk elden Çin’lilerin nasıl çalıştığını gördüm.
Klasik tabirle sineğin yağını hesap ederek, ki bu bazen öyle abartılıyor ki profesyonelliğin dışına çıkılıyor izlenimine kapılıyor insan, maliyetleri inanılmaz oranda düşürmeye çalışıyorlar. Örneğin, görev bölgesinin dışına iş seyahatine giden çalışanlar otelde kalmıyor. Evler tutuluyor ve 2, 3 hatta bazen 4 insan öğrenciler gibi aynı evde kalıyor. Biz türkler biraz da tecrübeli isek sıradan bir mühendis bile olsak şımarıklık edip, kabul etmiyoruz. Ama söylentilere göre oldukça önemli bir pozisyondaki Çin’li müdür, eşi ve diğer iki bekar Çin’li ile birlikte aynı evde kalıyorlarmış.
Dışarıda lokantada yemek yemiyorlar. Çin’den aşcı getirmişler, yemekleri ofiste pişiriliyor. Bu yüzden koca ofis Çin lokantası gibi kokuyor. Bir Çin’linin “Yok ya ben bugün dışarıda yiyeceğim” demesi bütçeleri açısından pek mümkün değil. Zaten böyle bir tutkuya da hiç kapılmıyorlar, kendi mutfaklarından başka hiçbir mutfağı beğenmiyorlar.
Biz “şımarık” lokal mühendisler olarak 5:30’da ofisi terkediyoruz. Çin’liler 7:30’kadar kalmak zorunda. Bir rivayete göre, bazıları çok daha fazla çalışıp eve gitmiyorlarmış. Bilgisayar masasının altında uyuyorlarmış.
En köklü batılı firmalarda bile, standart bir ürünün teknik sorunların çözümü haftalar aylar alır, yani upgrade etme olayı. Çin’deki Arge merkezine talep gönderilikten sonra 24 saat içinde yeni yazılım patch’i bitirlip gönderiliyormuş. Salt Arge bölümünde 30000 mühendis çalılıyormuş.
Bu şirketi topu topu 15-20 yıl önce bir general, $2000 sermaye ile kurmuş. Şu anda sektörün çok eski dev aktörlerinin korkulu rüyası haline gelmiş durumda.
Benim edindiğim izlenime göre, bu gelişmelerin bariz mantıkı sonucu olarak, bu sektörde artık hiçbir aktör bu Çinli firma ile rekabet edemez.
Bunun bizler için sonucu ne olacak; hayatın tamamı çalışma alanı haline gelecek, eski güzel günlerdeki gibi yüksek ücretler alınmayacak. Ücret değil de ilk problem çok daha ürkütücü; bu adamlar bütün dünyayı ve mekanlarını dev bir fabrika haline getiriyor. Bütün hayat sadece üretim ilişkileri alanı ile kısıtlanıyor, boş zaman diye birşey kalmıyor. Gerçekten adamların yaklaşımları bu; işim hayatımdır. İşin ilginç tarafı böyle bir varoluştan da hiç şikayetçilermiş gibi gelmiyor bana. İnsanlığa geçmiş olsun.
Üye eleştirileri
-
2008-07-25 12:21:02 |Publisher| bulent
-
2008-05-31 04:41:16 |Publisher| Korestierus
-
2008-05-29 04:24:59 |SAdministrator| Murat

Benimde gördüğüm zaten büyük firmaya kapağı atabilmiş mühendislerdeki memnuniyetsizlikti. Fakat orada çalışabilmenin ne kadar büyük bir nimet olduğunun her fırsatta altını çiziyorlar ve dediğin gibi oteldeki garsondan marketteki kasiyere kadar tüm Çinlilerde yabancılara para harcatma manyaklığı var. Para harcaman için tüm ülke seferber olmuş durumda.
Temizlik mevzuunda ise gaz maskesi ile dolaşmamıştım ama burada anlatamayacağım bir sürü iğrençlik yaşadığımı söyleyebilirim. Tek söyleyebileceğim herkeste gördüğüm bir tükürme durumu. Adamlar her yerde, her koşulda, toplantıda, ofiste, her yerde tükürüyorlar. Birde küçük çocukların pantolonlarının kıç kısmı açıktı. Çocuk ihtiyacı olduğu zaman direk çömelip olduğu yere yapıyor.
Dediğin gibi bekleyip göreceğiz nereye gidecekler.
-
2008-05-29 07:24:43 |SAdministrator| onder

Demek ki boşuna değil; çoğu salgın hastalık Çin'den çıkıyor.
Hep merak ederdim o bölgenin nüfusu niye bu kadar çok diye. Derken pirinç ile bir korelasyon olabileceği aklıma geldi..Bu düşüncemi bir Hintliye aktardığımda gülmüştü, ne alkası var diye..Ama birkaç gün önce haklı olduğum ortaya çıktı. Fernand Braudel Maddi Uygarlık adlı kitabında çok detaylı rakamlarla pirinci diğer uygarlık bitkisi buğday ile karşılaştırıyor. Neden buğday uygarlıklar görece az nüfusa sahipken pirinç uygralıkları almış başını gitmiş? Buğdaya kıyasla pirinç çok daha az bakım istiyor. Buğday'dan yılda bir kez hasat alınıyor ve ertesi sene nadasa bırakmak gerekiyor. Ama pirinç yılda 2-3 kez hasat verebiliyormuş.Üstelik buğday 1'e 7-8 verirken, pirinc 20-30 olabiliyormuş..Ayrıca birim başına pirinçin kalorisi fark atıyor..
Pirincin bakımı o kadar kolay ki iyice abartmışlar. İşte bu noktada senin gözlemlerinin Çin tarihiyle çok iyi örtüştüyor..Adamlar insan dışkısını pirinç üretiminde gübre olarak kullanıyorlarmış. Batılı seyyahların anlattığına göre, köylüler ürünlerini satmak için şehre indiğinde gübrelik insan dışkısıyla dönerlermiş ve ülke dayanılmaz kokular altında yaşarmış..
İnsan dışkısı gübre olarak nasıl işlenir, nasıl toprağa atılır düşünmek bile ürpertiyor..
Mükemmel denge..Kayıpsız geri dönüşüm..
-
2008-05-29 10:20:59 |Administrator| AliOsman
-
2008-05-29 10:42:17 |SAdministrator| onder

Vay anasını, gerçekten bilmiyordum ve ihtimal da vermiyordum açıkcası..
Ee niye o zaman bizim millet helal kesilmis et mi diye o kadar sorur soruştur, domuz eti yemez ki gerekçelerinden biri kendi dışkısı içinde eşelenmesidir vs.
Gerçi resmen kanalizasyon atıklarını arıtıp içme suyu da elde ediyorlar..Toprak da bitkiye geçene kadar arıtıyor demek ki
-
2008-05-29 11:25:24 |Administrator| AliOsman
-
2008-05-29 11:44:51 |SAdministrator| onder
-
2008-05-29 11:49:23 |Administrator| AliOsman
-
2008-05-30 01:24:23 |Publisher| KenanKenan
-
2008-05-30 02:22:20 |Administrator| AliOsman
-
2008-05-29 02:08:33 |SAdministrator| Murat

Yazdıklarının çoğuna katılıyorum Önder fakat sonda yazdığın şikayetçi olmadıkları kısmına katılamayacağım. Batıdan Çin'e mühendisler veya başka sektör çalışanları gidip geliyor. Biz oraya gidince seninde dediğin gibi şımarık mühendisler olarak en lüks otellerde kalıp bir gecede adamların bir maaşını harcayabiliyoruz. Bunu yavaş yavaş görüp rahatsız olmaya başladıklarını kendim gördüğüm için biliyorum. Biraz çalışma koşullarından bahsetmek gerek. Çok kötü. Örneğin bir yemekhaneleri yok işçiler ve mühendisler kendi getirdikleri yemekleri ayakta, ağaç altında orada burada yiyorlar. Ben çoğunlukla imalat atölyesinde bulunmuştum. Atölyelerde ısıtma veya havalandırma yok. Kışın soğuğunda kapılar açık çalışılıyor. Onlar bizim buraya geldikten sonra ise küçük bir takım iyileştirmeler yapmışlar. Fakat en büyük rahatsızlık maaşları ile ilgili sıkıntıları. Müdür olmadan ev almak imkansız gibi birşey. O da yıllarca borca giriyorlar öyle. Dediğin gibi insanlığın kaderi onların ellerinde olabilir ama onlar daha önce pislik ve hastalıktan kendi kendilerini yok etmezlerse...
-
2008-05-29 02:34:22 |SAdministrator| onder

Murat tabii haklisin, normal koşullarda şikayet etmemek imkansız..Ama bana anlatılana göre bu adamlar bizim firmada çalışmayı zaten çok büyük bir ayrıcalık olarak görüyorlarmış. Yani ne bilim diyelim bizde Koç Holding'te çalışmak gibi birşey. Çin'de her yıl ortalama 1 milyon mu ne üniversite mezunu işsiz katılıyormuş..Bu akıllara zarar rekabetten çıkıp Çin önemli bir firmasında bir pozisyon kaptıkları zaman öpüp başlarına koyuyorlar.
Åžirketle ilişkileri bizdeki gibi profesyonel değil. Cidden "kendi" şirketleri gibi görüyorlar. İnanılmaz uygulamaları var; artı ve eksi puanlandırma sistemleri. Mesala şirket bilgisayarına harici hard disk taktın şu kadar uyarı puanı, ya da senin sirkete avans borcun yok ama şirketin sana harcırah borcu var..süreyle orantılı artı puan..
Görüp de kıskanmaları mümkün değil..İnsanlığı bekleyen kabus da o zaten..Eüer Çin batılılar gibi refah toplumu olur, o düzeyde tüketmeye başlarlarsa boku yedik demektir..
Karşı karşıya kaldıkları kirlilik sorununu da seyrettim bir belgeselde..Çok ciddi bir temiz su kaynakları problemi var. Hiç aklımdan çıkmıyor, bir köylü o büyük nehirlerinden birine küreği daldırdı, simsiyah iğrenç bir kütle çıktı tabandan.. Sebzeleri, meyveleri o kadar atık madde içeriyormuş ki, batıda satılmaları mümkün değilmiş..Sokaklarda gaz maskeleri ile dolaşıyormuş insanlar falan..Nerey varacak bakalım bu işin sonu..
Yorumlar
. Bu konuda eşşekten iyisi yoktur.. asil hayvanlardır..
Ee niye o zaman bizim millet helal kesilmis et mi diye o kadar sorur soruştur, domuz eti yemez ki gerekçelerinden biri kendi dışkısı içinde eşelenmesidir vs.
Gerçi resmen kanalizasyon atıklarını arıtıp içme suyu da elde ediyorlar..Topr ak da bitkiye geçene kadar arıtıyor demek ki
Hep merak ederdim o bölgenin nüfusu niye bu kadar çok diye. Derken pirinç ile bir korelasyon olabileceği aklıma geldi..Bu düşüncemi bir Hintliye aktardığımda gülmüştü, ne alkası var diye..Ama birkaç gün önce haklı olduğum ortaya çıktı. Fernand Braudel Maddi Uygarlık adlı kitabında çok detaylı rakamlarla pirinci diğer uygarlık bitkisi buğday ile karşılaştırıyor . Neden buğday uygarlıklar görece az nüfusa sahipken pirinç uygralıkları almış başını gitmiş? Buğdaya kıyasla pirinç çok daha az bakım istiyor. Buğday'dan yılda bir kez hasat alınıyor ve ertesi sene nadasa bırakmak gerekiyor. Ama pirinç yılda 2-3 kez hasat verebiliyormuş. Üstelik buğday 1'e 7-8 verirken, pirinc 20-30 olabiliyormuş.. Ayrıca birim başına pirinçin kalorisi fark atıyor..
Pirincin bakımı o kadar kolay ki iyice abartmışlar. İşte bu noktada senin gözlemlerinin Çin tarihiyle çok iyi örtüştüyor..Ada mlar insan dışkısını pirinç üretiminde gübre olarak kullanıyorlarmı ş. Batılı seyyahların anlattığına göre, köylüler ürünlerini satmak için şehre indiğinde gübrelik insan dışkısıyla dönerlermiş ve ülke dayanılmaz kokular altında yaşarmış..
İnsan dışkısı gübre olarak nasıl işlenir, nasıl toprağa atılır düşünmek bile ürpertiyor..
Mükemmel denge..Kayıpsız geri dönüşüm..

dıskıdan ısler bunlar ama cın en cok bızım gıbı basıt olarak uretım yapan ev atolelerını ve kucuk uretıcılerı vurdu gectı.yaptıgımız bır urun en cok bır ay ıcınde pıyasaya gırıyor ve bızım fıyatın yarı fıyatına bunu da yaratan toptancılar daha oncelerı ıcımız den bırıne ben bunu 10 ytl alıyorum sen 8 yap senden alırım dıyorlardı sımdı cın.ısde vahsı kapıtalızım bu bız de merdıven altı atolyeler veya eve cekılmeler le bunlara karsı savasıyoruz bunu gercek savası ıse uretım ve tuketım koperıtıflerının karsılıklı calısması ıle engellene bılır