BİR ETİK ELEŞTİRİSİ IŞIĞINDA “İÇKİN BİR SOL” Popüler
Makale
Alain BADIOU Metis yayınevinden türkçeye çevrilen aynı adlı kitabında radikal bir “Etik” eleştirisi yapıyor. Bu eleştiri, egemen sol mücadele anlayışının eleştirisi ve yeni bir tarzin olanaklılığının tartışılması için çıkış noktası olarak alınacaktır.
Çevirmen Tuncay Birkan, “Badiou Etik’te, etiğin son yıllarda postmodern kültür ortamı içinde iyice öne çıktığına dikkat çekip hakim postmodern etik anlayışının bütün o Öteki’ne/farklılığa saygı retoriğiyle sahici bir Etik’in gelistirilmesini nasıl engellediğini, mevcut neo-liberal iktidar yapılarıyla nasıl bir suç ortaklığı içine girdiğini gözler önüne seriyor” şeklinde bir saptamada bulunuyor. Ancak genel olarak Badiou’nun kitapta yapmaya çalıştığı şeyi özetlese de bana önemli bir noktayı gözden kaçırıyor gibi de görünüyor; Badiou’nun egemen Etik eleştirisinin postmodern durumla sınırlı tutulamayacağını düşünüyorum.Konumuz belli bir tarz solculuğun eleştirisi olduğuna göre, ben şunu iddia ediyorum; Badiou’nun eleştirileri “öteki”nin acılarına duyduğu empatiyle vicdani bir katarsis yaşayan postmodernist “güzel ruh”lara olduğu kadar, ortodoks militan solculuğa da yöneliktir diyorum. Aşağıdaki pasaja bakalım:
“İdeolojik ‘etik’ çerçevesini redetmeli ve olumsuz kurban-insan tanımına hiçbir şekilde taviz vermemeliyiz. Bu çerçeve insanı basit, ölümlü bir hayvanla eşitler, rahatsız edici bir muhafazakarlığın semptomudur ve –soyut, istatiksel genelliği yüzünden- durumların tekilliğini düşünmemizi önler” Etik –Metis Yayınları sh.31
Bu pasajdaki “kurban-insan” ibaresi, Etik’in dinsel dogmalarla beraber, solcu kavranışının da niteliği hakkında sezgisel bir ipucu sağlıyor bize. Etiğin bu tür kavranışında, kurban durumunda olan bir “öteki” vardır; kurban olduğunun bilincinde değildir,içinde bulunduğu insanlık dışı durumdan çıkabilmesi için, halihazırda aydınlanmış olanlar tarafından hidayete “dışarıdan” erdirilmesi gerekir. Böyle bir “kurban etiği”, yardımına soyunduğu insanı örtük olarak bir aciz konumuna indirirken, yardım edeni de bir aziz konumuna yükseltir. Son tahlilde ne kadar yüce gönüllü olunursa olunsun, bu tür bir kurban etiğiyle dürtülen her türlü “özgürleşme pratiği” daha işin başında eşitsizliği özselleştirerek gerçek anlamda bir kurtuluşu olanaksızlaştırmaktadır. Kaçınılmaz olarak varılacak sonuç, doğru yolun gösterilmesi gereken ve herhangi bir özgürleşme yetisine sahip olmayan tabanla, onu yönlendirecek tavan arasında, aşılması mümkün olmayan, dönüşmüş tezahürlerle kendini hep yeniden üretecek olan dikey bir toplum örgütlenmesidir.
Uzun erimde ortaya çıkacak olan bu totaliterizm tehlikesinin yanında “kurban etiği”sol mücadelenin bugünkü gelişimi önünde de büyük bir tehlikedir. Zira ortada bir kurban varsa, onun için özveriyle mücadele verecek bir kurtarıcı konumu da olmak durumundadır, ve tabi haliyle o konumu en çok hak ettiğini düşünen aziz adaylarının kutsal ego savaşları da. Bir Che ya da bir Deniz gibi gerçek azizler olunamadığı durumlarda kurban etiğinin üretebileceği de, en iyi durumda yüce gönüllülüklerinin manevi rantından beslenen temiz ruhlu mahalle papazları-imamları, en kötü durumda ise kutsal görevlerinin envai çeşit maddi rantıyla beslenen entellektüel metamorfoz geçirmiş farklı tip asalaklar olacaktır. Nitekim son birkaç onyılda daha çok tanık olduğumuz “değerinin bilinemediği” bahanesiyle sol mücadele alanının “keşfedilememiş dahi edalarıyla” küsülerek terk edilmesi, ya da kurbanlar için ortalamanın üzerinde çalışıldığı, “herkesin kendisinin yapmış olduğu kadar yapsa tüm insanlık sorunlarının çözüleceği” fedakarlık eşiğinin de aşıldığı düşünülerek vicdani temizlik sağlandıktan sonra yaşanan “biraz da kendi çıkarlarına bakmak” mantığı, hep solculuğu bir “öteki”ni kurtarma algılayışında temellenen “özsel olarak dinsel” kurban-etiğiyle kurmanın sonucudur.
Nietzsche’de ve Deleuze’de acımaya karşı büyük bir tiksinti vardır. Acıma baştan bir eşitsizliği kabul etmez mi?Bu “talihsizlerin” varlığı kendi ayrıcalıklı varoluşumuzun keyfini çıkarmak için adeta gereklidir.Zira bu yüzden olsa gerek yoğun bir acıma duygusunun ardından genellikle kendinden bir memnuniyet duygusu gelir.Hem kendi talihli yerimizin bir tescili, hem de “iyi bir insan” olmanın keyifli uyuşukluğu olarak. Lakin her defasında bu “talihsizlerle” içten ve eşit bir ilişki kurma fırsatını es geçeriz.
Sol politika alanında da“talihsizlerle”,“kurban insanlarla” aslında kendi ideolojik-etik varoluşlarımızın hep iki yüzlü tavırlarıyla iletişime geçiyoruz.Böyle yaparken de aslında öncelikle kendimizi kurtarmamız gerektiğini unutuyoruz. Başka bir deyişle bir toplumsal özgürleşme projesinin aslında bir “dışarısı” ya da bir “öteki” konumunun olmadığını gözden kaçırıyoruz.
Toplumun yapısal çeliskileriyle birlikte bir içkinlik alanı olduğu doğruysa, sol politika alanını bir dışarısına göre tasarımlamaktansa, kendi insanlar arasındalık durumumuzu dönüştürmek ve bir özgürleşme pratikleri alanı kurgulamak gerekmektedir. Özgürlüğü ideolojik bir boş-gösteren olarak ajitasyon öğesi şeklinde değil de, sürdürülmekte olan hayatın doğal akışının doğurduğu zorunlu bir ihtiyaç gibi yaşayan gündelik yaşam alanları, toplumun bünyesinde fizyolojik bir değişiklik olarak yayılacaktır, adeta bir mutasyon gibi. Böyle bir mutasyon ise, kurtarılması gereken kurbanlara bilinç taşıyarak değil, vaaz edilen yaşamları kurgulayıp onun için yeni eşit ortaklar arayarak mümkün olabilir.
Üye eleştirileri
Yorumlar
'Etik duruş için ideolojik etiği red etmek lazım', iddialı ve üzerinde düşünülmesi gereken bir konu...

Yazılanlar, ocak ayından beri sitede yazmaya-anlatmaya çalıştığımız kavramlar ile çok iyi bütünlük sağlamış. Hayatımızda uzmanlara, tahmin ettiğimizden daha az ihtiyacımız var, bir arkadaşımın tavsiyesi çoğu zaman bir uzmanınkinden daha etkilidir; aydınlatmacı felsefenin eleştirisi, sosyalizme ( ya da post kapitalist bir yaşam modeline) herkesin -sadece işçi sınıfının değil- ihtiyacı vardır; bu modeli sadece insanlık için değil bizati kendim için istiyorum... Bu dönüşümleri sağlamak için hayatın içinde ve kendisi olmak gerekiyor.
'Etik duruş için ideolojik etiği red etmek lazım', iddialı ve üzerinde düşünülmesi gereken bir konu...