Makaleler Bütün Yazılar Makale Politika YAŞASIN, YOK SAYILAN, HİÇ SAYILANLARIN BAYRAMI 1 MAYIS
 

YAŞASIN, YOK SAYILAN, HİÇ SAYILANLARIN BAYRAMI 1 MAYIS Popüler

Makale

 

Bu yazıyı 30 Nisan akşamı, yarın olacakların-olabileceklerin tedirginliği ile yazıyorum.

 

Taksim Meydan'ı 1978 yılından beri yani tam 30 yıldır işçilere, sendikalara, sosyalistlere, solculara yasak..! Kimler gelip geçmedi ki bu 30 yılda. Milliyetçi Cephe Hükümeti mi demezsin, 12 Eylül Cuntacıları mı, Özal ve Prensleri, Semra ve Papatyaları mı demezsin,  SHP'nin iktidar ortaklığı mı, Refah Partisi, MHP, DSP, Başbakan Ecevit mi demezsin, AKP mi..? Bu otuz yılda o kadar çok şey değişti ki... Ama nerdeyse hepsinin çok da fazla olmayan ortak noktalarından  bir tanesi Taksim'i 1 Mayısta işçilere kapatmak !

Televizyonlara bakıyorum, gazeteleri karıştırıyorum ve gördüklerim karşısında şaşkına dönüyorum. Herkesin dilinde neden bu sendikalar ve solcular Taksim konusunda bu kadar inat ediyorlar ? Yahu bu kadar aymazlık, bu kadar utanmazlık, bu kadar aptallık düşman başına... Nereden baksan tutarsızlık kokuyor. Hani 'nesnel' olarak baksan tek inat eden sadece sendikalar değil, devlet yetkilileri ve hükümet de inat ediyor. Aklıselim olarak baksan bu sorunu çözmek, devlete düşüyor. Ama o ne yapıyor ?Görmezden geliyor, yasaklıyor.

O kadar acayip bir durum var ki ortada, faşist bile olamayacak kadar kaba, ilkel ve zorbalar. Hani tam da Ufuk Uras'ın dediği gibiler : Milliyetçilik mi insanları aptallaştırıyor, aptallar mı milliyetçi oluyor ? Yani nasıl olur bu kadarı..? Bu yazıya ahlakımı ve  seviyemi koruyarak devam edemeyeceğim. Herkesten özür dilerim.

Umarım yarın çok kötü şeyler olmaz !

 

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (9)
  • onder
    avatar

    Murat,

    Ben yazmiyorum, konuşuyorum aslında. O yüzden bu kadar çok "metin" çıkıyor.

    Åžimdi bir "düzeltme" yapayım; senin yazılarını beğeniyorum derken kesinlikle amacım gaza getirmek, siteye yeni aktif bir yazar kazandırmak için falan değil..Yani seni motive etmek için dile getirmedim..Aslında son derece bireysel bir tepkiydi..Bir takım düşüncelerim var, bakıyorum egemen politik kültür içinde yer bulamıyor, sendikal mücadelesiydi, parlementerizmdi, seçim çalışmalarıydı falan derken kendine bir yer bulamıyor. O yüzden iliklerime kadar nefret ettiğim bireyciliğe mi saplandım diye paranoyaya kapılıyordum..Ama derken bakıyorsun, tamamen farklı hayatlardan çok benzer çözümlemeler çıkıyor. İşte bu da bana "demek ki kendi bireysel sorunlarımı genelleştirmiyormuşum" tesellisi veriyor. Ha demek ki her ne kadar egemen politik kültür içinde yer alamasa da, yine de toplumsal olan, kapsanmamış bir ortak sorunsallar kümesi var..Sadece seninle de değil, sitedeki diğer arkadaşlarla da bambaşka yollardan gelerek çok benzer sonuçlara varıyoruz..İşte bu bana yeni bir muhalafet kavrayışının oluşmakta olduğunın ipuçlarını veriyor..

    "Kapitalizmin ihtiva ettiği çelişkilerin emekçi mücadelesine su taşıyacak dinamizme tam olarak erişmediği” çözümlemesinin sadece Türkiye'ye yönelik olduğu gözümden kaçmış..O zaman ben de sana katılırım..Hatta Taraf gazetesi çevresinin, Altan'ların falan AKP'den bekledikleri de tam bu.İşte akılları sıra AKP'nin laik statukoya karşı evrensel kapitalizmin kurallarını çalıştırabileceğini sanıyorlar..Çok itici gelebilir ama ikinci cumhuriyetçilerin bu beklentisiyle benim hiç bir problemim yok..Devletçi kapitalizm bu ülkede normal olarak bekleneceği gibi sosyal haklarına paranoyakça sarılan bir sol denge değil, sağ denge kuruyor. Devlet kapitalizmi solcu değil sağcı statükocular yaratıyor.

    O yüzden gençken olduğu gibi özelleştirmeye falan karşı değilim..Türkiye küresel kapitalizmin rekabetine dolayısıyla onun çözümsüz çelişkilerine açılmalı..

    "ÖDP’ li başkanın dediğinin aksine; sosyalizm milliyetçiliği dışlamakla kalmaz; sekter bir kavram olarak onu hem teorik hem pratik düzlemde yok eder."

    Bu paragraf bende ilginç bir çağrışım yaptı..Åžimdi bir ÖDP'li sosyalistlik milliyetçiliği dışlamaz dedi değil mi? Niye? Aklı sıra milliyetçilike karşı çıkılarak bu ülkede oy alınmaz, bari ben de takiyye yapayım biraz oy toplayayım..Zübük politikacılığın en ucuz örneği..Ama bunu bile tutarlı yapamıyor..Perinçek'i eleştiririz..Ama adamlar ideolojimizi tamamen değiştiriyoruz bundan sonra artık milliyetçiyiz dediği zaman bunu sonuna kadar götürüyor..en azından bir tutarlılık var..Peki ÖDP'de durum ne? Bir taraftan sosyalistlik milliyetçiliği dışlamaz diyebilen bu partinin genel başkanı diğer tarafta ne yapıyor? Milliyetçilerin en büyük düşmanı kürt politikacıların dizinin dibinden ayrılmıyor..Dün ahmet Türk'ün istifası ve vekil genel başkanın o görevi de üstlenmesi üzerine verilen haberde, Ufuk Uras her karede o güler yüzüyle beliriyordu..Bu görüntülerden sonra kürtlerden oy alabilirsin ama en sosyal demokratı da dahil olmak üzere hiçbir Türk'ten oy alamazsın..

    ÖDP adeta her gördüğünü isteyen bir çocuk gibi..Düşünmeye, çözümlemeye dayanan bir politikası yok..En tipiğinden popülist bir parti..Onu da yapalım, bunu da yapalım diye loto oynayıp duruyor..Ya da büyük bir altılı yapıyor, her favori ata oynuyor..Hiçbir ilkesellik yok.. O yüzden adı Havetçi partiye çıktı..Ne yardan vazgeçiyor, ne serden..

    Benim şahsi kanaatim, apo yasal bir kişiliktir, imralı kapansın vs diyen kürt milliyetçisi bir partiyle anılan politik bir şahsiyet bu halktan sittin sene oy alamaz..Hem bu toplumun standartlarına göre en uçtaki bir partiyle haşır neşir ol, hem de halka şirin görünmek için kırk takla at..

    Emperyalizm kavramından da o yüzden vageçemiyorlar, alternatif bir politika üretemeyecek kadar kabız oldukları için anti-emperyalizm'de ısrar ediyorlar..Åžahsen ben emperyalizmin bugünün kürselleşen dünyada kapitalizmle açıklanamayacak hiçbirşeyi açıkladığını düşünmüyorum..ama milliyetçi bir iklim hakim ya ülkede, anti-emperyalizm dolayımı üzerinden milliyetçi pastadan pay almaya çalışıyorlar..Ama bu yaklaşımı da tutup kendi elleriyle öte taraftan dinamitliyorlar..

  • Murattı
    avatar

    Yazdıklarımı beğenmene sevindim. Ben de senin metin üretme yeteneğine hayranım doğrusu.

    -/-

    Descartes’ ın yöntem ve yaklaşımı hislerime tercüman olmanın da ötesinde içimi titretti. Ve fakat kendim için istediklerim üzerinden toplumun beklentilerine de çare olmak gibi bir iç dürtüyle birlikte kendimi var edebildiğimi hissediyorum. Zira inanıyorum ki devrim/dönüşüm salt ileriye dönük kökten değişimlerin değil, mutlak özgürlüğün adıdır ve her kişisel devrim/dönüşüm özde kamusaldır; çünkü özgürlük hem içsel derinlikte hem dışsal genişlikte var olmak ister.(Bu meselelere benden daha fazla kafa patlattığını çabalarından ve birikiminden anlıyorum). Ufuk Uras örneğine gelince; pratik olarak bazı güncel meselelerin popüler düzeyde ve doğrudan algılanması açısından çabaları var; hepsi bu. Kaldı ki Uras’ ın kendi özgün atraksiyonunu bile yaratmasının ön koşulu reel siyasetin dinamiklerinden sıyrılabilmesi olduğundan ve bu da meclis dekorunda tamamen fantazi olduğundan politik magazin potasından seslenmekten öteye gidemiyor. Ben de bu gözle takip ediyorum.

    -/-

    "Kapitalizmin ihtiva ettiği çelişkilerin emekçi mücadelesine su taşıyacak dinamizme tam olarak erişmediği” yorumunu salt Türkiye bazında Türkiye’ nin özgül koşullarına dikkat çekmek maksadıyla yapmıştım. Sonraki paragraftaki baskın siyasi gelenekten tut, dinin ve milliyetçiliğin toplum ve siyaset üzerindeki etkisi, feodal toplumdan “modern topluma” kitlesel reflekslerle değil seçkinci azınlığın dayatmasıyla geçilmesi ve bu azınlığın giderek sivil-askeri iktidar bloğuna dönüşmesi, dönüşürken bütün süreçleri dondurma gayreti beraberinde başka şeylerin de donmasına sebep oldu; buna kapitalizmin çelişkileri de dahil. Ve bana kalırsa solun didiklemesi ve sonuç çıkarması gereken en stratejik noktalardan biri de burası. Dünya ölçeğindeki bütün argümanlarına elbette katılıyorum.

    -/-

    "... İdeolojik skalanın en sağından ortanın soluna kadar her grup/kişi iktidar balonunun ipine yapışınca bütün özgürlük nutuklarını yutuyor." Henüz “hakiki” sol iktidarı tecrübe etmediğimiz için skalayı kısa kesmiştim. Sembolik sol olarak tanımladıklarımın da skalanın ucunu hak ettiklerini düşünmüyorum. Bana göre sol kavramının en temel kriteri eylemde ve söylemde tarihi/insanlığı ileriye sürükleyebilmesi, bütün entellektüel süreçlerin(felsefe, sanat, siyaset vb) başını çekmesidir. ÖDP’ li başkanın dediğinin aksine; sosyalizm milliyetçiliği dışlamakla kalmaz; sekter bir kavram olarak onu hem teorik hem pratik düzlemde yok eder.

    Selamlar

  • onder
    avatar

    Murat walla çok güzel yazıyorsun..Söylediklerinin nerdeyse tamamında birebir aynı düşünüyorum..Ama özellikle çok hoşuma giden yönlere vurgu yapacağım..

    Birinci paragrafın konusu olan "kazanımı" ben de çok abartmıyorum..Benim solcu olduğunu sanan dayım dahil, "soldan" insanların laik bürokrasiye karşı AKP'nin şeyinde boncuk aramaları durumu artık o kadar rahat yapılamayacak..ben sadece bunu belırtiyorum..takke-takiye düştü o bildiğimiz kel göründü..

    "hayatın sınırsız bileşenlerden üç beş tanesinin tarihsel olarak bir araya gelipte literatürde adı geçmeyen bir olguya işaret etmesi halinde yetersiz kalabiliyor"

    İşte bu bence son derece önemli bir gözlem. Türkiye'de solun güdük kalmasını son derece güzel formüle ediyor..Benzer duruma ben "türkiye solcusu ancak kriz anlarında politika yapabilir" diye dikkat çektim pekçok kez. Kriz anında gevezelik yapmaya kimse cesaret edemez, literatürdeki en temel olgular öne çıkar ve bildik yöntemler uygulanabilir..

    CNNTürk'deki Ahmet Hakan programında Seyfettin hoca bir saptama yapmıştı; Marx'ın iki hatası olmuştur demişti..İkincisi söyleme fırsatı pek olmadı ama birincisi Marx'ın kaynakların sınırsızı olduğu, üretimin sınırsızca büyüyebileceği ama üretim aygıtları üzerindeki kapitalist mülkiyetin bu büyümeyi engellediği..Buna katılıyorum..Åžu anda sorun üretimin arttırılamaması değil, tam aksine kapitalizmin fütürsuz, plansız, programsız, ve gereksiz alanlarda büyümesi..Ki bu konu bile literaturde bahsi gecmeyen detay, ince, dolayımlı bir olgu değil..Çok temel bir mesele..senin kastettiğini düşündüğüm günlük hayat içinde binlerce başka 21.yüzyıla özgü durumlar var..Sol bunun üzerine hiçbirşey söyleyemiyor..

    Gelelim "çözüm" önerine;

    "Kendi açımdan, bu noktada ‘beklenmedik’ olguyu salt ideolojik referanslardan faydalanarak çözümlemeye çalışmaktan ziyade sezgisel olarak kavrayıp kendi özgün cümlelerimle tanımlamaya çalışmayı -tekil bir tutum ama- kendi açımdan daha samimi, daha tatmin edici buluyorum..."

    Kalp kalbe karşıymış; ben de dün tam bu kaygıdan dolayı Forum'da Ufuk Uras'çıları eleştiren bir yazı yazdım..Bana inanılmaz absürd geliyor..Bir dolu insan Ufuk Uras'ın peşine takılıyor..Kardeşim senin gibi tikel bir insandan ne bekliyorsun? sorunlarını niye havale ediyorsun? Asıl önemli olan, Uras gibi tikel bir birey olarak senin özgün geröekliğin, özgün sorunun ne? Descartes yöntemi uygula, herşeyden kuşku duy, sıfır noktasında kuşku duymadığın bir temel olguyu yakala ordan yola çık..Bir birey olarak senin bu sistemle çelişkin ne? Hiç görmediğin emekçiler, yoksullar için değil kendin için ne istiyorsun, sistemle çelişkin ne?

    Bu kesinlikle burjuva bireyciliğ değil..Sorun toplumsal olduğuna göre çözüm de toplumsal olmalı..Niye Ufuk Uras diye bir özel isim adı altında toplanıyorsunuz? Ne bilim "memnuniyetsizler", "şizofrenler" vs gibi bir isim adı altında toplan problemlerini "kendi özgün cümlelerimle tanımlamaya çalış". Ufuk Uras senin hayatında iletişme geçebileceğin, birebir etkileşim içinde bir kollektivite yaratabileceğin kanlı canlı somut biri değil ki, soyut bir isim sadece..ama çevrende bu etkileşimi kurabileceğin, seninle aynı dertlere sahip bir dolu geröek insan var..Ufuk uras'ın kuyruğuna niye takılıyorsun? Sen önce kendin kendi somut sorunların etrafında bir hareket ol, ondan sonra Ufuk uras'ı bir parlementer aracı olarak kullan kullanabiliyorsan..

    "Kapitalizmin ihtiva ettiği çelişkiler emekçi mücadelesine su taşıyacak dinamizme tam olarak ulşamadı kanımca."

    Yazında bir tek bu konuda farklı düşünüyorum..Geçen İshak Alaton'un Adam Smith öldü, "görünmez el" artık piyasaları düzenleyemiyor, enerji ve gıda fiyatları artık kontrol edilemiyor, zengin yoksul arasındaki açık yeni bir dinsel retorik doğuracak kadar terbiyesizce arttı, bütün dünya yeni bir Sodom-Gomorra gibi günahkarlıga gömüldü..Geçen "Mad Max Dünyası mı geliyor" başlıklı yazıyı da bunun için yazdım..Haiti'de, Mısır'da insanlar artan yiyecek fiyatları yüzünden sokağa döküldü, yağmalar yapıldı..daha dün Güney afrikada yoksullar rakip gördükleri yabancı afrikalılara saldırıp öldürdüler..Küresel ısınma, çölleşme yüzünden bu durum daha vahimleşecek..Daha hiçbirşey görmedik..Bizimkiler türban meselesini tartışırken ülkenin temiz su kaynakları, verimli ovaları elden gidiyor..Zenginleşen Çin geleneksel beslenme alışkanlıklarından vazgeçip, proteine yöneliyor, bu gıda üzerinde muazzam bir baskı kuracak..Bu gibi devasa sorunların üstesinden gelmesi kapitalizm için mümkün değil..İşte bu fenomenler yüzünden kapitalistler cephesinde de büyük bir panik yaşandığına inanıyorum..Kapitalistlerin has sözcüsü Eyüp Can efendilerinin kaygısını dile getirdi; Yoksullukla savaşmalıyız, bunu yüce gönüllülükle değil, başka çaremiz olmadığı için yapmalıyız mealinde şeyler söyledi..İstediğiniz kadar zengin olun, istediğiniz kadar güvenlikli siteler arkasına kaçın, çocuğunuzu sokağa rahat rahat salamayacaksanız, zenginliğinizin de bir anlamı yok..Kapitalistler kursaklarında asla ödün vermeyeceklerdir, yapısı gereği plan yapamaz..O yüzde tam da mad max dünyası olacak, yeni bir feodalizm gelecek, silah gücü belki devleten dev corporasyonlara geçecek, korporasyonların inşaa ettiği ortaçağ usulü duvarlarla çevrili özel şehirler kurulacak belki..Gerçekten abartmıyorum..Sistem kendini buna hazırlıyor..Bir ingiliz araştırmacı, insanlığın bir kaç bin yıl içinde iki farklı türe evrileceğini iddia ediyordu..Yoksul-Zengin arasındaki kültürel/sosyolik ayrım, biyolojik bir ayrım haline gelecek..Adamların ters-utopyası bu..Böyle bir dunyada solun onemi cok fazla artacak..Ben buyuk bir sol yukselis umuyorum..

    "Bu ülkede siyasetin son kertede nasıl olması gerektiğini belirleyen baskın bir gelenek var. Artık osmanlıdan mı geliyor, yerli jakobenlerin mirası mı bilmiyorum. İdeolojik skalanın en sağından ortanın soluna kadar her grup/kişi iktidar balonunun ipine yapışınca bütün özgürlük nutuklarını yutuyor."

    Burda da biraz çekingen davranmışsın..Ben skalayı ortanın en soluna kadar genişletiyorum..Güya en ilerici partimiz olarak ODP'nin bir belediye başkanı adayının "Sosyalizm milliyetçiliği dışlamaz" diyebildiğini hatırlıyorum 2003 seçimlerinde..Bu tam bir Zübük politikacılığı..Dediğin gibi kokleri çok eskiye dayanıyor..En ileri teorilerin söylemlerini dile getirmelerine, parti programlarına almalarına rağmen, uygulamada hala çok eski refleksleri gösteriyorlar..

  • Murattı
    avatar

    Sivil-askeri bürokrasinin cumhurbaşkanlığı vb konulardaki tavrı nasıl küçülme trendindeki tayyibi -mağdur durumda bırakarak- büyüttüyse ve seçimi kazanmasında faydası olduysa, tayyibin 1 mayıstaki sert tavrı da emekçilerin mahduriyeti anlamına geldi ve daha acınası bir kitle olarak algılanmalarına sebep oldu –politikayla ortalama ölçülerde ilgilenen vatandaşın gözünde. Bu durum günlük popüler siyasetin saman alevi kazanımlarından öte değil benim için ve haftaya seçim olsa kazandırmaz. Emekçiler açısından köklü politik bir kazanımdan bahsetmek safdillil olur yani ve fakat ülkücülerin ve depolitize ofis tikilerinin dahi vicdanına temas edebil(miş) olması, hadi iyi diyelim iyi olsun. O arkadaşları seneye alanlarda görmek isteriz tabi.

    -/-

    Açıkcası mücadele sürecinin -klasik anlamda- aktif bir öznesi olmadığım için politik, ideolojik ve ekonomik mücadele süreçlerinin hangisinin ağır bastığı konusunda net şeyler söylemeye çekiniyorum. Aktif olarak çalışan arkadaşlarım var ve bu dengeyi tutturmaya çalıştıklarını biliyorum ama yöntem ve bakış açıları sorunları en genel haliyle kavramaya yetse de –ki bu noktada herşeyin yolunda olduğuna dair bir yanılsamaya kapıldıklarını gözlemlemiyor değilim- hayatın sınırsız bileşenlerden üç beş tanesinin tarihsel olarak bir araya gelipte literatürde adı geçmeyen bir olguya işaret etmesi halinde yetersiz kalabiliyor. Kendi açımdan, bu noktada ‘beklenmedik’ olguyu salt ideolojik referanslardan faydalanarak çözümlemeye çalışmaktan ziyade sezgisel olarak kavrayıp kendi özgün cümlelerimle tanımlamaya çalışmayı -tekil bir tutum ama- kendi açımdan daha samimi, daha tatmin edici buluyorum...

    -/-

    Kitlesel bir potansiyelin salt ekonomik dürtülerle sıkıştırılması stratejik bir yanlış olduğu kadar müsriflik de.

    -/-

    Kapitalizmin ihtiva ettiği çelişkiler emekçi mücadelesine su taşıyacak dinamizme tam olarak ulşamadı kanımca. Yani o da bir çok şey gibi güdük. Ve fakat palazlanırken yarattığı vahşeti günün her saniyesinde birçokları hissediyor ancak çok az insan bunun patalojik bir duruma tekabül ettiğinin farkında. Çünkü biliyorsun sistem kendini meşru kılan ve ileriye atılım yapmasını sağlayan manüpilasyonu günün her saniyesinde yeniden ve yeniden üretebilecek bütün araçlara sahip olduğu kadar muhalif hamleler karşısında kanun yapıcı konumda... İçime fenalık bastı gene.

    -/-

    Bu ülkede siyasetin son kertede nasıl olması gerektiğini belirleyen baskın bir gelenek var. Artık osmanlıdan mı geliyor, yerli jakobenlerin mirası mı bilmiyorum. İdeolojik skalanın en sağından ortanın soluna kadar her grup/kişi iktidar balonunun ipine yapışınca bütün özgürlük nutuklarını yutuyor. Bu noktada sembolik solun iktidar tecrübesi nasıl yaşanırdı, doğrusu merak ediyorum. Açıkcası it dalaşı diyorum, ilgilenmiyorum. Reel siyasetin ürettiği hiç bir partiye güvenmediğim gibi rötuş mantığıyla yol almaya çalışanların ipiyle kuyuya inilmemesi gerektiğini söylüyorum.

    -/-

    Alaka meselesine bir ara girerim.

  • Murattı
    avatar

    (Selam Önder,
    Bakıyorum hortlamışsın gene :-)

    Bu seneki 1 Mayıs hakkında kısa yorumum şuydu:

    •Devlet PROVOKASYON ihtimalini gerekçe göstererek Taksim’ de kitlesel bir gösteriye izin vermeyeceğini önceden belirtmiş; malın ve canın tek sorumlusu olarak her türlü YÖNTEME başvurma hakkına da sahip olduğunu İMA etmişti. Neyse ki ima ettiği şeyi -30 yıl önce yaptığı gibi- yapmadı. Sonuçta Taksim ve 1 Mayıs sembolünde yaşanan emek-sermaye savaşını burjuvazinin devleti orantısız güç kullanarak kazandı... Benim açımdan olan biten buydu ve kendini hem zamansal hem -taksim özelinde- mekansal sembollerle sınırlandırmış 'solun' hasmıyla anlamsız biçimde inatlaşmasından başka birşey değildi. Ne var ki iş inatlaşmayla bitmedi; sol inatlaştığı ölçüde hasmını büyüttü ve kaleyi ele geçiremediği noktada kendini küçülttü. 1 Mayıs akşamı Süleyman Çelebi' nin Disk' teki konuşmasının ne tarihsel ne de stratejik açıdan ağırlığı olmadığı gibi savurduğu tehdit başta burjuva iktidar olmak üzere bütün hasımları için sinek vızıltısından daha büyük bir etki yaratmadı(bence)... Evet, eylem ve söylem ideolojik mücadele sürecinin iki temel bileşenidir ancak hayatın -öyle ya da böyle- ürettiği zamansal parametrelerle ilişkilendirilmedikleri ölçüde sembolik kalırlar; hedeflerde sembolik olmaya mahkumdur. Ve gerçekte her sembol yabancılaşmanın -bir tür- nesnel neticesidir; onlarca slogan, binlerce 'solcu' ya da TAKSİM gibi...
    (Bunlara KÜBA' yı da ekliyorum)

  • onder
    avatar

    Hortlamak "HayalEt"lerin varoluş tarzıdır Murat..Hoşgeldin bu arada..Yazını izini almadan yayınladık ama kusura bakmamışsındır umarım..

    Yorumuna bazı nüanslarla büyük ölçüde katılıyorum. Nüanslardan biri de sistemin kendi açısından hata yaptığı. Emekçi mücadelesini gerçekte olduğundan daha büyük gösterdi diye düşünüyorum ben..

    "kendini hem zamansal hem -taksim özelinde- mekansal sembollerle sınırlandırmış 'solun'"

    "Ve gerçekte her sembol yabancılaşmanın -bir tür- nesnel neticesidir"

    gibi ifadeler benim düşünsel yapıma çok uygun..

    Sol mücadelesini birtakım yabancılaşmış rituellere indirgedi..Hayatın içinde somut varoluşlar düzeyinde yeralamıyor..Dediğin gibi sembollerin hegemonyasında..

    İçkin bir mücadele, yani özel hayat-politika alanı gibi yapay bir ayrımı aşan bir mücadele hattı geliştiremedi..

    Ama bazı şeyler değişiyor gibime geliyor

  • Murattı
    avatar

    Sistemin 1 mayıstaki tavrı alışıldıktı, emekçilerin tepkisi de. Fark; Avrupa birliği yolunda liberallerin motivasyonuyla oluşturulmaya çalışılan sivil tepkinin popülaritesindeydi bence; burjuva medya tarafından bile hükümet topa tutuldu ve emekçilerin tavrıyla örtüştüğü oranda emekçilerin tepkisini ve beklentilerini apolitik kitlelerin nezdinde kısmen de olsa meşrulaştırdı, meşrulaştırmış olabilir. Sanırım sen bu noktada birşeyleri büyüttüğünü tespit ediyorsun. Olabilir. Ama bütün bunlar sembolik solun motivasyonuyla olmadı. Demek istediğim bu. Sonuçta gelinen nokta nedir, açıkcası çok kestiremiyorum. İşin içinde popülarite varken somut beklentilere girmeye çekiniyorum doğrusu. Åžu resmi kesinlikle arzu etmem: başbakan ve erkanı elinde karanfiller, taksime giren işçileri karşılıyorlar. Bunu hayal eden emekçilerin tavrını isteyerek ya da istemeyerek meşrulaştıran sıkı liberaller ve sivil toplumculardı... Sistemin iktidarını/hegomonyasını parlatan her türlü uzlaşma mekanından ve anından uzak durulması gerektiğini düşündüğüm için zaten Taksim saplantısına karşıydım. Seneye Taksimin işçilere açılması kimin zaferi anlamına gelir, iyi düşünülmeli. Kadıköy olsun, Tuzla olsun, her mahalle kendi içinde kutlasın, şiddete meyletmeyen otonom tepkiler günün anlamını ve raiyasını çay bahçelerine, kafelere, meyhanelere yaysın, ev ziyaretlerinde kahve sohbetlerinde konuşulsun, isteyen gitsin istediği kitlenin peşine takılsın. (Bunlar için öncelikle 1 mayısın tatil olması lazım tabi)... Evet, hayatın her metre karesi ve saniyesi ideolojik mücadele alanıdır ve terk edilmemelidir. Kendi adıma tam olarak başarabildiğimi söyleyemem. Bu noktada içkin dinamikleri canlı tutmaya, yapabildiğim ölçüde beslemeye çalışıyorum ama hakkatten kolay olmuyor... Bi de ben Küba' yı da Kabe' yi de, Yeni Delhi' yi de New York' u da merak ediyorum. Kur bakalım alakayı..:-))

  • onder
    avatar

    Evet Murat aynen belirttigin noktada sistemin daha doğrusu tayyibin muhalefeti kendi eliyle büyüttüğünü düşünmüştüm..

    Bununla ilgili de ilginç bir olay aktarıldı bana; okuldan bir arkadaşın kardeşinin işyerinde katıksız faşist arkadaşları varmış, onlar bile "Bu ne ya, bu kadar da sertlik olmaz ki..Yeminle seneye biz de 1 Mayıs'ta Taksim'deyiz" demişler..

    Tabii genelleme her zaman olduğu gibi doğru değil ama ben kendi işyeri ilişkilerimde de herkesin çok tepkili ve müdahalenin çok sert olmasını eleştirdiklerine tanık oldum..

    Benim asıl anlatmaya çalıştığım, emekçilerin kendi mücadelelerinin sol açısından çok fazla bir etkisi olmuyor..Çoğunlukla ideolojik olmaktan çok ekonomist dürtülerle belirleniyor..Paradoksal bir şekilde en azından şu konjüktürde kapitalizmin kendi çelişik mantığı sol adına daha çok hizmet ediyor..Ama liberallerin ve bir kısım "özgürlükçü" solcuların da kafasını AKP fena halde karıştırdı..Bu partide bir Hristiyan Demokrat liberalliği olabilir sandılar..Oysa bu adamlar bizim kırk yıllık bildik bozkır muhafazakarları..Demokrat Parti'nin kötü bir reenkarnasyonu..

    "Sistemin iktidarını/hegomonyasını parlatan her türlü uzlaşma mekanından ve anından uzak durulması gerektiğini düşündüğüm için zaten Taksim saplantısına karşıydım"

    Bu saptama mükemmel..Aynen katılıyorum..Hani sinemamız, tiyatromuz, sporumuz ne düzeyde ise solumuz da o kadarcık işte..Delikanlılık muhabbeti..İnatlaşma..Bunun adı mücadelenin yükseltilmesi oluyor..Sol kriz dönemleri dışında politika yapamıyor bu ülkede..Bülent Forta'nın tabiriyle "günlerin bir tespih tanesi gibi ard arda dizildiği" günlerde politika yapmaktır aslolan..Diyelim Taksim'de düzenledin ve 1 milyon da insan katıldı..Eeh sonra.? Miting biter köylü köyüne evli evine gider..
    Solcular normal zamanlarda çok zorlarlarsa 3-4 ayda bir dost meclısleri kurup sosyalleşebiliyorken yılın birgünü bir mitingde toplanmak fazla muhalif enerjileri deşarj edip, sefil hayatlarımıza dönmek için gerekn zindeliği sağlar...Böyle yaparak solcu olunur işte bu ülkede..

    "Kadıköy olsun, Tuzla olsun, her mahalle kendi içinde kutlasın, şiddete meyletmeyen otonom tepkiler günün anlamını ve raiyasını çay bahçelerine, kafelere, meyhanelere yaysın, ev ziyaretlerinde kahve sohbetlerinde konuşulsun, isteyen gitsin istediği kitlenin peşine takılsın. (Bunlar için öncelikle 1 mayısın tatil olması lazım tabi)..."

    Bu satırlarından sonra da ne iyi ettin de aramıza katıldınö daha doğrusu ben de ne iyi etmişim de senin yazını yayınlamışım ve o sayede bizi bulmuşsun..İşte bu site de "hayatın her metre karesini" politize etme derdi ile kuruldu..

    Bu işi başaramamanda şaşılacak taraf yok..Kimse başaramıyor ki..Çünkü bu iş bireysel çaba ile olmaz..Bir kollektivite, bir toplumsallık gerektirir..

    Alakayı da kuramadım doğrusu..

  • onder
    avatar

    Az once is cikisi Mecidiyekoy'den Sisli'ye dogru yurudum, cunku yol kapaliydi hala..Derken cok uzun bir askeri konvoy gecti Sisli'den Mecidiyekoy istikamaetine dogru..Sastim kaldim..Bu ne kindir, bu ne hinctir arkadas..Resmen sanirsiniz ulkede seferberlik ilan edilmis de savasa hazirlik yapiliyor..Neden butun bu sert onlemler? Bu ne olcusuz onlemler zinciridir..

    Simdi AKP'de demokrat bir yan goren ve solcu gecmise sahip bir akrabamin soyledikleri aklima geliyor da iyice tepem atiyor..Bu adam Ozal'in bile cok cok gerisinde..

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #9 Önder Kurt 28-05-2008 07:32
Murat,

Ben yazmiyorum, konuşuyorum aslında. O yüzden bu kadar çok "metin" çıkıyor.

Åžimdi bir "düzeltme" yapayım; senin yazılarını beğeniyorum derken kesinlikle amacım gaza getirmek, siteye yeni aktif bir yazar kazandırmak için falan değil..Yani seni motive etmek için dile getirmedim..Asl ında son derece bireysel bir tepkiydi..Bir takım düşüncelerim var, bakıyorum egemen politik kültür içinde yer bulamıyor, sendikal mücadelesiydi, parlementerizmd i, seçim çalışmalarıydı falan derken kendine bir yer bulamıyor. O yüzden iliklerime kadar nefret ettiğim bireyciliğe mi saplandım diye paranoyaya kapılıyordum..A ma derken bakıyorsun, tamamen farklı hayatlardan çok benzer çözümlemeler çıkıyor. İşte bu da bana "demek ki kendi bireysel sorunlarımı genelleştirmiyo rmuşum" tesellisi veriyor. Ha demek ki her ne kadar egemen politik kültür içinde yer alamasa da, yine de toplumsal olan, kapsanmamış bir ortak sorunsallar kümesi var..Sadece seninle de değil, sitedeki diğer arkadaşlarla da bambaşka yollardan gelerek çok benzer sonuçlara varıyoruz..İşte bu bana yeni bir muhalafet kavrayışının oluşmakta olduğunın ipuçlarını veriyor..

"Kapitalizmin ihtiva ettiği çelişkilerin emekçi mücadelesine su taşıyacak dinamizme tam olarak erişmediği” çözümlemesinin sadece Türkiye'ye yönelik olduğu gözümden kaçmış..O zaman ben de sana katılırım..Hatt a Taraf gazetesi çevresinin, Altan'ların falan AKP'den bekledikleri de tam bu.İşte akılları sıra AKP'nin laik statukoya karşı evrensel kapitalizmin kurallarını çalıştırabilece ğini sanıyorlar..Çok itici gelebilir ama ikinci cumhuriyetçiler in bu beklentisiyle benim hiç bir problemim yok..Devletçi kapitalizm bu ülkede normal olarak bekleneceği gibi sosyal haklarına paranoyakça sarılan bir sol denge değil, sağ denge kuruyor. Devlet kapitalizmi solcu değil sağcı statükocular yaratıyor.

O yüzden gençken olduğu gibi özelleştirmeye falan karşı değilim..Türkiy e küresel kapitalizmin rekabetine dolayısıyla onun çözümsüz çelişkilerine açılmalı..

"ÖDP’ li başkanın dediğinin aksine; sosyalizm milliyetçiliği dışlamakla kalmaz; sekter bir kavram olarak onu hem teorik hem pratik düzlemde yok eder."

Bu paragraf bende ilginç bir çağrışım yaptı..Åžimdi bir ÖDP'li sosyalistlik milliyetçiliği dışlamaz dedi değil mi? Niye? Aklı sıra milliyetçilike karşı çıkılarak bu ülkede oy alınmaz, bari ben de takiyye yapayım biraz oy toplayayım..Züb ük politikacılığın en ucuz örneği..Ama bunu bile tutarlı yapamıyor..Peri nçek'i eleştiririz..Am a adamlar ideolojimizi tamamen değiştiriyoruz bundan sonra artık milliyetçiyiz dediği zaman bunu sonuna kadar götürüyor..en azından bir tutarlılık var..Peki ÖDP'de durum ne? Bir taraftan sosyalistlik milliyetçiliği dışlamaz diyebilen bu partinin genel başkanı diğer tarafta ne yapıyor? Milliyetçilerin en büyük düşmanı kürt politikacıların dizinin dibinden ayrılmıyor..Dün ahmet Türk'ün istifası ve vekil genel başkanın o görevi de üstlenmesi üzerine verilen haberde, Ufuk Uras her karede o güler yüzüyle beliriyordu..Bu görüntülerden sonra kürtlerden oy alabilirsin ama en sosyal demokratı da dahil olmak üzere hiçbir Türk'ten oy alamazsın..

ÖDP adeta her gördüğünü isteyen bir çocuk gibi..Düşünmeye , çözümlemeye dayanan bir politikası yok..En tipiğinden popülist bir parti..Onu da yapalım, bunu da yapalım diye loto oynayıp duruyor..Ya da büyük bir altılı yapıyor, her favori ata oynuyor..Hiçbir ilkesellik yok.. O yüzden adı Havetçi partiye çıktı..Ne yardan vazgeçiyor, ne serden..

Benim şahsi kanaatim, apo yasal bir kişiliktir, imralı kapansın vs diyen kürt milliyetçisi bir partiyle anılan politik bir şahsiyet bu halktan sittin sene oy alamaz..Hem bu toplumun standartlarına göre en uçtaki bir partiyle haşır neşir ol, hem de halka şirin görünmek için kırk takla at..

Emperyalizm kavramından da o yüzden vageçemiyorlar, alternatif bir politika üretemeyecek kadar kabız oldukları için anti-emperyaliz m'de ısrar ediyorlar..Åžah sen ben emperyalizmin bugünün kürselleşen dünyada kapitalizmle açıklanamayacak hiçbirşeyi açıkladığını düşünmüyorum..a ma milliyetçi bir iklim hakim ya ülkede, anti-emperyaliz m dolayımı üzerinden milliyetçi pastadan pay almaya çalışıyorlar..A ma bu yaklaşımı da tutup kendi elleriyle öte taraftan dinamitliyorlar ..
Alıntı
 
 
0 #8 Murat Müfettişoğlu 28-05-2008 05:21
Yazdıklarımı beğenmene sevindim. Ben de senin metin üretme yeteneğine hayranım doğrusu.

-/-

Descartes’ ın yöntem ve yaklaşımı hislerime tercüman olmanın da ötesinde içimi titretti. Ve fakat kendim için istediklerim üzerinden toplumun beklentilerine de çare olmak gibi bir iç dürtüyle birlikte kendimi var edebildiğimi hissediyorum. Zira inanıyorum ki devrim/dönüşüm salt ileriye dönük kökten değişimlerin değil, mutlak özgürlüğün adıdır ve her kişisel devrim/dönüşüm özde kamusaldır; çünkü özgürlük hem içsel derinlikte hem dışsal genişlikte var olmak ister.(Bu meselelere benden daha fazla kafa patlattığını çabalarından ve birikiminden anlıyorum). Ufuk Uras örneğine gelince; pratik olarak bazı güncel meselelerin popüler düzeyde ve doğrudan algılanması açısından çabaları var; hepsi bu. Kaldı ki Uras’ ın kendi özgün atraksiyonunu bile yaratmasının ön koşulu reel siyasetin dinamiklerinden sıyrılabilmesi olduğundan ve bu da meclis dekorunda tamamen fantazi olduğundan politik magazin potasından seslenmekten öteye gidemiyor. Ben de bu gözle takip ediyorum.

-/-

"Kapitalizmin ihtiva ettiği çelişkilerin emekçi mücadelesine su taşıyacak dinamizme tam olarak erişmediği” yorumunu salt Türkiye bazında Türkiye’ nin özgül koşullarına dikkat çekmek maksadıyla yapmıştım. Sonraki paragraftaki baskın siyasi gelenekten tut, dinin ve milliyetçiliğin toplum ve siyaset üzerindeki etkisi, feodal toplumdan “modern topluma” kitlesel reflekslerle değil seçkinci azınlığın dayatmasıyla geçilmesi ve bu azınlığın giderek sivil-askeri iktidar bloğuna dönüşmesi, dönüşürken bütün süreçleri dondurma gayreti beraberinde başka şeylerin de donmasına sebep oldu; buna kapitalizmin çelişkileri de dahil. Ve bana kalırsa solun didiklemesi ve sonuç çıkarması gereken en stratejik noktalardan biri de burası. Dünya ölçeğindeki bütün argümanlarına elbette katılıyorum.

-/-

"... İdeolojik skalanın en sağından ortanın soluna kadar her grup/kişi iktidar balonunun ipine yapışınca bütün özgürlük nutuklarını yutuyor." Henüz “hakiki” sol iktidarı tecrübe etmediğimiz için skalayı kısa kesmiştim. Sembolik sol olarak tanımladıklarım ın da skalanın ucunu hak ettiklerini düşünmüyorum. Bana göre sol kavramının en temel kriteri eylemde ve söylemde tarihi/insanlığ ı ileriye sürükleyebilmes i, bütün entellektüel süreçlerin(fels efe, sanat, siyaset vb) başını çekmesidir. ÖDP’ li başkanın dediğinin aksine; sosyalizm milliyetçiliği dışlamakla kalmaz; sekter bir kavram olarak onu hem teorik hem pratik düzlemde yok eder.

Selamlar
Alıntı
 
 
0 #7 Önder Kurt 23-05-2008 01:25
Murat walla çok güzel yazıyorsun..Söy lediklerinin nerdeyse tamamında birebir aynı düşünüyorum..Am a özellikle çok hoşuma giden yönlere vurgu yapacağım..

Birinci paragrafın konusu olan "kazanımı" ben de çok abartmıyorum..B enim solcu olduğunu sanan dayım dahil, "soldan" insanların laik bürokrasiye karşı AKP'nin şeyinde boncuk aramaları durumu artık o kadar rahat yapılamayacak.. ben sadece bunu belırtiyorum..t akke-takiye düştü o bildiğimiz kel göründü..

"hayatın sınırsız bileşenlerden üç beş tanesinin tarihsel olarak bir araya gelipte literatürde adı geçmeyen bir olguya işaret etmesi halinde yetersiz kalabiliyor"

İşte bu bence son derece önemli bir gözlem. Türkiye'de solun güdük kalmasını son derece güzel formüle ediyor..Benzer duruma ben "türkiye solcusu ancak kriz anlarında politika yapabilir" diye dikkat çektim pekçok kez. Kriz anında gevezelik yapmaya kimse cesaret edemez, literatürdeki en temel olgular öne çıkar ve bildik yöntemler uygulanabilir..

CNNTürk'deki Ahmet Hakan programında Seyfettin hoca bir saptama yapmıştı; Marx'ın iki hatası olmuştur demişti..İkinci si söyleme fırsatı pek olmadı ama birincisi Marx'ın kaynakların sınırsızı olduğu, üretimin sınırsızca büyüyebileceği ama üretim aygıtları üzerindeki kapitalist mülkiyetin bu büyümeyi engellediği..Bu na katılıyorum..Åž u anda sorun üretimin arttırılamaması değil, tam aksine kapitalizmin fütürsuz, plansız, programsız, ve gereksiz alanlarda büyümesi..Ki bu konu bile literaturde bahsi gecmeyen detay, ince, dolayımlı bir olgu değil..Çok temel bir mesele..senin kastettiğini düşündüğüm günlük hayat içinde binlerce başka 21.yüzyıla özgü durumlar var..Sol bunun üzerine hiçbirşey söyleyemiyor..

Gelelim "çözüm" önerine;

"Kendi açımdan, bu noktada ‘beklenmedikâ €™ olguyu salt ideolojik referanslardan faydalanarak çözümlemeye çalışmaktan ziyade sezgisel olarak kavrayıp kendi özgün cümlelerimle tanımlamaya çalışmayı -tekil bir tutum ama- kendi açımdan daha samimi, daha tatmin edici buluyorum..."

Kalp kalbe karşıymış; ben de dün tam bu kaygıdan dolayı Forum'da Ufuk Uras'çıları eleştiren bir yazı yazdım..Bana inanılmaz absürd geliyor..Bir dolu insan Ufuk Uras'ın peşine takılıyor..Kard eşim senin gibi tikel bir insandan ne bekliyorsun? sorunlarını niye havale ediyorsun? Asıl önemli olan, Uras gibi tikel bir birey olarak senin özgün geröekliğin, özgün sorunun ne? Descartes yöntemi uygula, herşeyden kuşku duy, sıfır noktasında kuşku duymadığın bir temel olguyu yakala ordan yola çık..Bir birey olarak senin bu sistemle çelişkin ne? Hiç görmediğin emekçiler, yoksullar için değil kendin için ne istiyorsun, sistemle çelişkin ne?

Bu kesinlikle burjuva bireyciliğ değil..Sorun toplumsal olduğuna göre çözüm de toplumsal olmalı..Niye Ufuk Uras diye bir özel isim adı altında toplanıyorsunuz ? Ne bilim "memnuniyetsizl er", "şizofrenler" vs gibi bir isim adı altında toplan problemlerini "kendi özgün cümlelerimle tanımlamaya çalış". Ufuk Uras senin hayatında iletişme geçebileceğin, birebir etkileşim içinde bir kollektivite yaratabileceğin kanlı canlı somut biri değil ki, soyut bir isim sadece..ama çevrende bu etkileşimi kurabileceğin, seninle aynı dertlere sahip bir dolu geröek insan var..Ufuk uras'ın kuyruğuna niye takılıyorsun? Sen önce kendin kendi somut sorunların etrafında bir hareket ol, ondan sonra Ufuk uras'ı bir parlementer aracı olarak kullan kullanabiliyorsan..

"Kapitalizmin ihtiva ettiği çelişkiler emekçi mücadelesine su taşıyacak dinamizme tam olarak ulşamadı kanımca."

Yazında bir tek bu konuda farklı düşünüyorum..Ge çen İshak Alaton'un Adam Smith öldü, "görünmez el" artık piyasaları düzenleyemiyor, enerji ve gıda fiyatları artık kontrol edilemiyor, zengin yoksul arasındaki açık yeni bir dinsel retorik doğuracak kadar terbiyesizce arttı, bütün dünya yeni bir Sodom-Gomorra gibi günahkarlıga gömüldü..Geçen "Mad Max Dünyası mı geliyor" başlıklı yazıyı da bunun için yazdım..Haiti'd e, Mısır'da insanlar artan yiyecek fiyatları yüzünden sokağa döküldü, yağmalar yapıldı..daha dün Güney afrikada yoksullar rakip gördükleri yabancı afrikalılara saldırıp öldürdüler..Kür esel ısınma, çölleşme yüzünden bu durum daha vahimleşecek..D aha hiçbirşey görmedik..Bizim kiler türban meselesini tartışırken ülkenin temiz su kaynakları, verimli ovaları elden gidiyor..Zengin leşen Çin geleneksel beslenme alışkanlıkların dan vazgeçip, proteine yöneliyor, bu gıda üzerinde muazzam bir baskı kuracak..Bu gibi devasa sorunların üstesinden gelmesi kapitalizm için mümkün değil..İşte bu fenomenler yüzünden kapitalistler cephesinde de büyük bir panik yaşandığına inanıyorum..Kap italistlerin has sözcüsü Eyüp Can efendilerinin kaygısını dile getirdi; Yoksullukla savaşmalıyız, bunu yüce gönüllülükle değil, başka çaremiz olmadığı için yapmalıyız mealinde şeyler söyledi..İstedi ğiniz kadar zengin olun, istediğiniz kadar güvenlikli siteler arkasına kaçın, çocuğunuzu sokağa rahat rahat salamayacaksanı z, zenginliğinizin de bir anlamı yok..Kapitalist ler kursaklarında asla ödün vermeyeceklerdi r, yapısı gereği plan yapamaz..O yüzde tam da mad max dünyası olacak, yeni bir feodalizm gelecek, silah gücü belki devleten dev corporasyonlara geçecek, korporasyonları n inşaa ettiği ortaçağ usulü duvarlarla çevrili özel şehirler kurulacak belki..Gerçekte n abartmıyorum..S istem kendini buna hazırlıyor..Bir ingiliz araştırmacı, insanlığın bir kaç bin yıl içinde iki farklı türe evrileceğini iddia ediyordu..Yoksu l-Zengin arasındaki kültürel/sosyol ik ayrım, biyolojik bir ayrım haline gelecek..Adamla rın ters-utopyası bu..Böyle bir dunyada solun onemi cok fazla artacak..Ben buyuk bir sol yukselis umuyorum..

"Bu ülkede siyasetin son kertede nasıl olması gerektiğini belirleyen baskın bir gelenek var. Artık osmanlıdan mı geliyor, yerli jakobenlerin mirası mı bilmiyorum. İdeolojik skalanın en sağından ortanın soluna kadar her grup/kişi iktidar balonunun ipine yapışınca bütün özgürlük nutuklarını yutuyor."

Burda da biraz çekingen davranmışsın..B en skalayı ortanın en soluna kadar genişletiyorum. .Güya en ilerici partimiz olarak ODP'nin bir belediye başkanı adayının "Sosyalizm milliyetçiliği dışlamaz" diyebildiğini hatırlıyorum 2003 seçimlerinde..B u tam bir Zübük politikacılığı. .Dediğin gibi kokleri çok eskiye dayanıyor..En ileri teorilerin söylemlerini dile getirmelerine, parti programlarına almalarına rağmen, uygulamada hala çok eski refleksleri gösteriyorlar..
Alıntı
 
 
0 #6 Murat Müfettişoğlu 22-05-2008 22:47
Sivil-askeri bürokrasinin cumhurbaşkanlığ ı vb konulardaki tavrı nasıl küçülme trendindeki tayyibi -mağdur durumda bırakarak- büyüttüyse ve seçimi kazanmasında faydası olduysa, tayyibin 1 mayıstaki sert tavrı da emekçilerin mahduriyeti anlamına geldi ve daha acınası bir kitle olarak algılanmalarına sebep oldu –politikayla ortalama ölçülerde ilgilenen vatandaşın gözünde. Bu durum günlük popüler siyasetin saman alevi kazanımlarından öte değil benim için ve haftaya seçim olsa kazandırmaz. Emekçiler açısından köklü politik bir kazanımdan bahsetmek safdillil olur yani ve fakat ülkücülerin ve depolitize ofis tikilerinin dahi vicdanına temas edebil(miş) olması, hadi iyi diyelim iyi olsun. O arkadaşları seneye alanlarda görmek isteriz tabi.

-/-

Açıkcası mücadele sürecinin -klasik anlamda- aktif bir öznesi olmadığım için politik, ideolojik ve ekonomik mücadele süreçlerinin hangisinin ağır bastığı konusunda net şeyler söylemeye çekiniyorum. Aktif olarak çalışan arkadaşlarım var ve bu dengeyi tutturmaya çalıştıklarını biliyorum ama yöntem ve bakış açıları sorunları en genel haliyle kavramaya yetse de –ki bu noktada herşeyin yolunda olduğuna dair bir yanılsamaya kapıldıklarını gözlemlemiyor değilim- hayatın sınırsız bileşenlerden üç beş tanesinin tarihsel olarak bir araya gelipte literatürde adı geçmeyen bir olguya işaret etmesi halinde yetersiz kalabiliyor. Kendi açımdan, bu noktada ‘beklenmedikâ €™ olguyu salt ideolojik referanslardan faydalanarak çözümlemeye çalışmaktan ziyade sezgisel olarak kavrayıp kendi özgün cümlelerimle tanımlamaya çalışmayı -tekil bir tutum ama- kendi açımdan daha samimi, daha tatmin edici buluyorum...

-/-

Kitlesel bir potansiyelin salt ekonomik dürtülerle sıkıştırılması stratejik bir yanlış olduğu kadar müsriflik de.

-/-

Kapitalizmin ihtiva ettiği çelişkiler emekçi mücadelesine su taşıyacak dinamizme tam olarak ulşamadı kanımca. Yani o da bir çok şey gibi güdük. Ve fakat palazlanırken yarattığı vahşeti günün her saniyesinde birçokları hissediyor ancak çok az insan bunun patalojik bir duruma tekabül ettiğinin farkında. Çünkü biliyorsun sistem kendini meşru kılan ve ileriye atılım yapmasını sağlayan manüpilasyonu günün her saniyesinde yeniden ve yeniden üretebilecek bütün araçlara sahip olduğu kadar muhalif hamleler karşısında kanun yapıcı konumda... İçime fenalık bastı gene.

-/-

Bu ülkede siyasetin son kertede nasıl olması gerektiğini belirleyen baskın bir gelenek var. Artık osmanlıdan mı geliyor, yerli jakobenlerin mirası mı bilmiyorum. İdeolojik skalanın en sağından ortanın soluna kadar her grup/kişi iktidar balonunun ipine yapışınca bütün özgürlük nutuklarını yutuyor. Bu noktada sembolik solun iktidar tecrübesi nasıl yaşanırdı, doğrusu merak ediyorum. Açıkcası it dalaşı diyorum, ilgilenmiyorum. Reel siyasetin ürettiği hiç bir partiye güvenmediğim gibi rötuş mantığıyla yol almaya çalışanların ipiyle kuyuya inilmemesi gerektiğini söylüyorum.

-/-

Alaka meselesine bir ara girerim.
Alıntı
 
 
0 #5 Önder Kurt 19-05-2008 19:39
Evet Murat aynen belirttigin noktada sistemin daha doğrusu tayyibin muhalefeti kendi eliyle büyüttüğünü düşünmüştüm..

Bununla ilgili de ilginç bir olay aktarıldı bana; okuldan bir arkadaşın kardeşinin işyerinde katıksız faşist arkadaşları varmış, onlar bile "Bu ne ya, bu kadar da sertlik olmaz ki..Yeminle seneye biz de 1 Mayıs'ta Taksim'deyiz" demişler..

Tabii genelleme her zaman olduğu gibi doğru değil ama ben kendi işyeri ilişkilerimde de herkesin çok tepkili ve müdahalenin çok sert olmasını eleştirdiklerin e tanık oldum..

Benim asıl anlatmaya çalıştığım, emekçilerin kendi mücadelelerinin sol açısından çok fazla bir etkisi olmuyor..Çoğunl ukla ideolojik olmaktan çok ekonomist dürtülerle belirleniyor..P aradoksal bir şekilde en azından şu konjüktürde kapitalizmin kendi çelişik mantığı sol adına daha çok hizmet ediyor..Ama liberallerin ve bir kısım "özgürlükçü" solcuların da kafasını AKP fena halde karıştırdı..Bu partide bir Hristiyan Demokrat liberalliği olabilir sandılar..Oysa bu adamlar bizim kırk yıllık bildik bozkır muhafazakarları ..Demokrat Parti'nin kötü bir reenkarnasyonu..

"Sistemin iktidarını/hego monyasını parlatan her türlü uzlaşma mekanından ve anından uzak durulması gerektiğini düşündüğüm için zaten Taksim saplantısına karşıydım"

Bu saptama mükemmel..Aynen katılıyorum..Ha ni sinemamız, tiyatromuz, sporumuz ne düzeyde ise solumuz da o kadarcık işte..Delikanlı lık muhabbeti..İnat laşma..Bunun adı mücadelenin yükseltilmesi oluyor..Sol kriz dönemleri dışında politika yapamıyor bu ülkede..Bülent Forta'nın tabiriyle "günlerin bir tespih tanesi gibi ard arda dizildiği" günlerde politika yapmaktır aslolan..Diyeli m Taksim'de düzenledin ve 1 milyon da insan katıldı..Eeh sonra.? Miting biter köylü köyüne evli evine gider..
Solcular normal zamanlarda çok zorlarlarsa 3-4 ayda bir dost meclısleri kurup sosyalleşebiliy orken yılın birgünü bir mitingde toplanmak fazla muhalif enerjileri deşarj edip, sefil hayatlarımıza dönmek için gerekn zindeliği sağlar...Böyle yaparak solcu olunur işte bu ülkede..

"Kadıköy olsun, Tuzla olsun, her mahalle kendi içinde kutlasın, şiddete meyletmeyen otonom tepkiler günün anlamını ve raiyasını çay bahçelerine, kafelere, meyhanelere yaysın, ev ziyaretlerinde kahve sohbetlerinde konuşulsun, isteyen gitsin istediği kitlenin peşine takılsın. (Bunlar için öncelikle 1 mayısın tatil olması lazım tabi)..."

Bu satırlarından sonra da ne iyi ettin de aramıza katıldınö daha doğrusu ben de ne iyi etmişim de senin yazını yayınlamışım ve o sayede bizi bulmuşsun..İşte bu site de "hayatın her metre karesini" politize etme derdi ile kuruldu..

Bu işi başaramamanda şaşılacak taraf yok..Kimse başaramıyor ki..Çünkü bu iş bireysel çaba ile olmaz..Bir kollektivite, bir toplumsallık gerektirir..

Alakayı da kuramadım doğrusu..
Alıntı
 
 
0 #4 Murat Müfettişoğlu 16-05-2008 14:32
Sistemin 1 mayıstaki tavrı alışıldıktı, emekçilerin tepkisi de. Fark; Avrupa birliği yolunda liberallerin motivasyonuyla oluşturulmaya çalışılan sivil tepkinin popülaritesinde ydi bence; burjuva medya tarafından bile hükümet topa tutuldu ve emekçilerin tavrıyla örtüştüğü oranda emekçilerin tepkisini ve beklentilerini apolitik kitlelerin nezdinde kısmen de olsa meşrulaştırdı, meşrulaştırmış olabilir. Sanırım sen bu noktada birşeyleri büyüttüğünü tespit ediyorsun. Olabilir. Ama bütün bunlar sembolik solun motivasyonuyla olmadı. Demek istediğim bu. Sonuçta gelinen nokta nedir, açıkcası çok kestiremiyorum. İşin içinde popülarite varken somut beklentilere girmeye çekiniyorum doğrusu. Åžu resmi kesinlikle arzu etmem: başbakan ve erkanı elinde karanfiller, taksime giren işçileri karşılıyorlar. Bunu hayal eden emekçilerin tavrını isteyerek ya da istemeyerek meşrulaştıran sıkı liberaller ve sivil toplumculardı.. . Sistemin iktidarını/hego monyasını parlatan her türlü uzlaşma mekanından ve anından uzak durulması gerektiğini düşündüğüm için zaten Taksim saplantısına karşıydım. Seneye Taksimin işçilere açılması kimin zaferi anlamına gelir, iyi düşünülmeli. Kadıköy olsun, Tuzla olsun, her mahalle kendi içinde kutlasın, şiddete meyletmeyen otonom tepkiler günün anlamını ve raiyasını çay bahçelerine, kafelere, meyhanelere yaysın, ev ziyaretlerinde kahve sohbetlerinde konuşulsun, isteyen gitsin istediği kitlenin peşine takılsın. (Bunlar için öncelikle 1 mayısın tatil olması lazım tabi)... Evet, hayatın her metre karesi ve saniyesi ideolojik mücadele alanıdır ve terk edilmemelidir. Kendi adıma tam olarak başarabildiğimi söyleyemem. Bu noktada içkin dinamikleri canlı tutmaya, yapabildiğim ölçüde beslemeye çalışıyorum ama hakkatten kolay olmuyor... Bi de ben Küba' yı da Kabe' yi de, Yeni Delhi' yi de New York' u da merak ediyorum. Kur bakalım alakayı..:-))
Alıntı
 
 
0 #3 Önder Kurt 15-05-2008 17:31
Hortlamak "HayalEt"lerin varoluş tarzıdır Murat..Hoşgeldi n bu arada..Yazını izini almadan yayınladık ama kusura bakmamışsındır umarım..

Yorumuna bazı nüanslarla büyük ölçüde katılıyorum. Nüanslardan biri de sistemin kendi açısından hata yaptığı. Emekçi mücadelesini gerçekte olduğundan daha büyük gösterdi diye düşünüyorum ben..

"kendini hem zamansal hem -taksim özelinde- mekansal sembollerle sınırlandırmış 'solun'"

"Ve gerçekte her sembol yabancılaşmanın -bir tür- nesnel neticesidir"

gibi ifadeler benim düşünsel yapıma çok uygun..

Sol mücadelesini birtakım yabancılaşmış rituellere indirgedi..Haya tın içinde somut varoluşlar düzeyinde yeralamıyor..De diğin gibi sembollerin hegemonyasında..

İçkin bir mücadele, yani özel hayat-politika alanı gibi yapay bir ayrımı aşan bir mücadele hattı geliştiremedi..

Ama bazı şeyler değişiyor gibime geliyor
Alıntı
 
 
0 #2 Murat Müfettişoğlu 15-05-2008 17:14
(Selam Önder,
Bakıyorum hortlamışsın gene :-)

Bu seneki 1 Mayıs hakkında kısa yorumum şuydu:

•Devlet PROVOKASYON ihtimalini gerekçe göstererek Taksim’ de kitlesel bir gösteriye izin vermeyeceğini önceden belirtmiş; malın ve canın tek sorumlusu olarak her türlü YÖNTEME başvurma hakkına da sahip olduğunu İMA etmişti. Neyse ki ima ettiği şeyi -30 yıl önce yaptığı gibi- yapmadı. Sonuçta Taksim ve 1 Mayıs sembolünde yaşanan emek-sermaye savaşını burjuvazinin devleti orantısız güç kullanarak kazandı... Benim açımdan olan biten buydu ve kendini hem zamansal hem -taksim özelinde- mekansal sembollerle sınırlandırmış 'solun' hasmıyla anlamsız biçimde inatlaşmasından başka birşey değildi. Ne var ki iş inatlaşmayla bitmedi; sol inatlaştığı ölçüde hasmını büyüttü ve kaleyi ele geçiremediği noktada kendini küçülttü. 1 Mayıs akşamı Süleyman Çelebi' nin Disk' teki konuşmasının ne tarihsel ne de stratejik açıdan ağırlığı olmadığı gibi savurduğu tehdit başta burjuva iktidar olmak üzere bütün hasımları için sinek vızıltısından daha büyük bir etki yaratmadı(bence )... Evet, eylem ve söylem ideolojik mücadele sürecinin iki temel bileşenidir ancak hayatın -öyle ya da böyle- ürettiği zamansal parametrelerle ilişkilendirilm edikleri ölçüde sembolik kalırlar; hedeflerde sembolik olmaya mahkumdur. Ve gerçekte her sembol yabancılaşmanın -bir tür- nesnel neticesidir; onlarca slogan, binlerce 'solcu' ya da TAKSİM gibi...
(Bunlara KÜBA' yı da ekliyorum)
Alıntı
 
 
0 #1 Önder Kurt 01-05-2008 17:28
Az once is cikisi Mecidiyekoy'den Sisli'ye dogru yurudum, cunku yol kapaliydi hala..Derken cok uzun bir askeri konvoy gecti Sisli'den Mecidiyekoy istikamaetine dogru..Sastim kaldim..Bu ne kindir, bu ne hinctir arkadas..Resmen sanirsiniz ulkede seferberlik ilan edilmis de savasa hazirlik yapiliyor..Nede n butun bu sert onlemler? Bu ne olcusuz onlemler zinciridir..

Simdi AKP'de demokrat bir yan goren ve solcu gecmise sahip bir akrabamin soyledikleri aklima geliyor da iyice tepem atiyor..Bu adam Ozal'in bile cok cok gerisinde..
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile