Siyasetimizin Abileri Popüler
Makale
Türkiye’de sosyalist –sol siyasetin kökleri yüzyıldan fazla bir zamana kadar uzanmakla beraber, bugün güdük de olsa, siyasi arenada boy gösteren siyasi oluşumların çoğunun geçmişi 40 yıllık bir süreye dayanır. 1968 rüzgarının etkisi altındaki, ‘gerillacı -devrimci’ yorum, 70’li yıllar siyasetine damgasını vurdu. Temelde, Küba-Latin Amerika gerilla hareketleri ve Çin halk devrimi yine bu dönem siyasetinde derin izler bıraktı.
Dünyada yaşanan bu yeni dönemin önder kadroları da geçmiş yıllardaki parti geleneklerinin aksine genç ve dinamik kişilerden oluşuyordu. Fidel Castro ve Che Guevera’nın Küba Devrimi’ni yaptıklarında yaşlarının 25-30’lu, Deniz, Hüseyin, Ulaş, Mahir gibi devrimci önderlerin öldüklerinde yaşlarının 25 civarı olması bu yeni dönemin en göze çarpan özelliklerindendi. THKPC ve THKO hareketlerini takip eden, yeni siyasi oluşumlar da ‘genç önderler’ eğiliminden ziyadesi ile nasibini aldılar. Bir kısmı üniversite öğrencisi olan, 30 yaşın üzerinde neredeyse önder kadrosu olmayan bu siyasi hareketler, dönemin yoğun siyasi gündemini, bilgileri ve yetenekleri çerçevesinde yönlendirmeye başladılar. Çoğu ilk kez uygulanan bu siyaset yapma biçimi, dönemin siyasi rüzgarını da arkasına alınca kayda değer bir kitleye ulaştı.
1980 sonrası yaşanan dağınıklık ve tüm dünyada esmeye başlayan neo-liberal dalga, belki de en kolay Türkiye’de yer buldu. Hatta şu anda liberalizmin kalelerinden biri olan İngiltere’de bile sendikaların önderliğinde, kömür madenleri ve liman işçilerinin ardı arkasına yaptığı grevler ile Demir Lady Theacher’a kabus dolu aylar yaşatmışlardı. Fakat 12 Eylül darbesi ile kendinden geçen Türk Solu, Özal dönemindeki yaşanan yoğun değişimlere bile sosyal demokrat partilerin kanatlarında altında ( SHP-ML), ‘vatanı sattırtmayız’ çizgisinde muhalefetini sürdürdü.
1994-95 tartışma süreçleri, 1996 ve ÖDP… Yeni bir siyaset yapma biçimi ile tanıştık. Özgürlükçü Sol kavramı memlekete merhaba dedi. Geçmişteki siyasetin genç simalarının bir kısmını da bu süreçte tekrar gördük. Lakin eksik olan bir şeyler vardı. Bir türlü istenilen olmuyor, üstelik sürekli olarak da kan kaybediliyordu. Siyasetimizin ‘abileri’ bu duruma bir çözüm üretemiyor, bir grup kişinin dinamizmini ayakta tutmaya yarayan, gruplar arası polemikler yaşanıyor, yine bitmek tükenmek bilmeyen geçmiş referanslar, aynı cümleler ile ifade ediliyordu. Bu arada daha önce yaygın olmayan bir ‘abicilik edebiyatı’ başladı. İşte abiler geçmişte şöyle şeyler yaşanmışlar, böyle direnmişler, şu kadar fedakarlıkta bulunmuşlar… Anlatılanlar içinde muz tarlalarını satıp dergiye bağışlayanlar bile vardı. Yüzlerce insanın hayatı ile bedel ödediği bir dönemden sonra, bir abiyi yüceltmek için söylenen ne zavallı bir sözdür bu..!
Geçenlerde Ufuk Uras’ın mail gurubunda Melih Pekdemir’in Birgün’deki bir yazısı üzerine çıkan tartışmada birilerinin ‘Melih Abimin dediği gibi’ şeklinde bir ifade kullanınca tepem attı. Yahu hala kafamızı kaşıyabildiğimiz dönemde, ismi ile hitap edilen Melih Pekdemir ( Sözüm sadece ona değil tüm Abilere …), zaman içerisinde siyasetin gerilemesi ile beraber Melih Abi’ye, oradan da Melih Abim’e terfi etmiş olduğunu gördüm. İnsan sırada ne var acaba diye düşünmeden edemiyor. Bu insanlar için hiçbir yoğun eleştirim yok. Olan tüm eleştirilerim makul seviyede. Onlar, daha öncede aktardığım gibi bilgileri, tecrübeleri, yetenekleri ölçüsünde bir dönemi ve insanlarını yönlendirmiş kişiler. Lakin artık başka bir şeyler söylemek gerekiyor. Şu anda yapılan şey inandırıcı bir dava veya bir projeyi hayata geçirmek değil. Güne ilişkin bir iki kelam edip, batıdan gelecek sol rüzgarı beklemek… Böyle bir rüzgar gelir gelmez o ayrı mevzu ama geldiğinde bizler açısından durumda hiçbir değişiklik olmayacak. Bu saate kadar tekke beklendiği için yine takkeyi giyilecek. Yine eskisi gibi kitleleri ‘yönlendirecekler’… Benim kafaya taktığım böyle bir rüzgardan sonra bu ağabeylerimizin tekrar işbaşına gelmesi değil. Sorun, bugünden yaratıcı ve farklı politikaları yaratamayıp, günü kurtarıcı aktiviteler ile kelimenin tam anlamıyla zaman öldürmek ! Bizim bu siteyi hayata geçirirken kendimiz için söylediğimiz ‘Yeni şeyler söylemek lazım’ lafı, kelimenin tam anlamıyla, laf olsun diye değil, yeni bir şeylerdi. Sol ve ahlak, sol ve teknoloji, sol ve sendikalar, sol ve partiler, parti olmayan parti, örgüt olmayan örgüt olunması lazım dedik. Haleti ruhiye yaratmak gerekir diyoruz… Bunun için bildik argümanların ve yöntemlerin dışında bir şeyler yapılması gerektiğine inanıyoruz. Bu konu için açılımlar yapmaya gayret ediyoruz. Ham olan bazı düşüncelerimizi, site aracılığı ile sizler ile paylaşmaya çalışıyoruz. Bu sitenin mantığı ve uygulamaları bile bu yeni çıkış noktasına ışık tutuyor. İşe ihtiyacı olana iş bulmak, çalışana ihtiyacı olana eleman bulmak ( en azından iş görüşmeleri ayarlamak), tecrübeleri paylaşmak ( okunan kitapların ve sinema-tiyatro tavsiyeleri), bir çoğumuzun gerek iş, gerekse başka sebeplerden dolayı gittiği restoran veya benzeri mekanların paylaşmak, tatil mekanlarının gidilen mekanlardan diğerlerini haberdar etmek, hobileri sergilemek… Yani hayatın içinde ve hayatın kendisi olmak. Tüm bu aktivitelere katılacak insanlar ile beraber hayatın içinden yeni bir sol duruş yaratmak. Bize sinema, kitap köşeleri için yazabilecek profesyonel-yarıprofesyonel insanlar ile ilişkiye geçmemiz salık verildi. Biz uzmanlığa karşı değiliz ama bir uzmanın tavsiyeleri yerine, bir arkadaşımın önereceği bir filme gitmek, bir kitabı okumak veya bir pansiyonu seçmek… İşte demek istediğimiz şey tam da bu… Biraz da bu yüzden bizlerin uzmanlara, abilere, bilen insanlara ihtiyacımız düşünüldüğü kadar ‘çok’ değil. Hayatımızda uzmanlar olacaktır, olmalıdır. Lakin politikaya yön vermek konu olunca, işler biraz değişiyor. Varolan tıkanıklığın bilinen yöntemler ile aşılamayacağı aşikar. Artık hayatımızda farklı parametreler var. 30’lu yaşların üzerindeki bizlerin bile 15-20 yaş kuşağının dertlerini, taleplerini, dünyalarını anlamaktan ziyadesi ile uzağız. Hatta o kadar ki iş yerimizde bir pozisyon oluştuğunda bile 30 yaş altındaki kişiler ile diyalogsuzluğumuzdan kaynaklı kimselere ulaşamıyoruz. Bırakın 15-20 yaşındaki gençleri anlamayı… Mesela benim neredeyse tanıdığım bu yaşlarda kimse yok yada çok az diyalogum var. İşte aşılması gerekenlerin başında bu tip durumlar geliyor. Hemen herkesin fayda göreceği bir platform yaratmak ! Yapmamız gereken kapitalizm içinde bir koza örmek. Ve bu kozanın içinde yaşamak.. ! Ne dışarıdan kopmak, ne de dışarıyı sarma fikrinden vazgeçmek. Kapitalizmi kozanın içine gömmek ! Ve o çirkin tırtıldan, dünyalar güzeli bir kelebek yapmak !!!
Üye eleştirileri
-
2008-04-28 09:41:03 |Publisher| Naşşal Keme
-
2008-04-28 01:17:05 |SAdministrator| onder

Bir dönemin neden kapanmak zorunda olduğu ya da ÖDP'nin neden ihtiyacımız olan yeni bir açılım yapamayacağına dair birşey aklıma geldi.
Ben Melih Pekdemir'in görüşlerini beğenirim, eski okuldan olup da radikal biçimde farklı bir dünyada olduğumuzu biraz çekingenlikle de olsa kabul eden düşünürlerden biridir. Lakin işte bu çekingenlik eski-yeni çatışmasındaki temel problem..Biraz da bu yüzden eski okul ile yeni okul arasında bir köprü kurulamıyor. Pekdemir'in kendisi anlatıyordu biryerde; Tanıl Bora bir yazı istemiş kendisinden birikim için; Ya Tanıl bunca yıldan sonra kendime sivil toplumcu dedirtemem gibi bir bahane ile redetmiş teklifi..
İşte Melih Pekdemir özelinde bu durum eski kuşakların eski alışkanlıklarını son derece yerinde tahliller yapsalar bile bırakamayacaklarının kanıtıdır..Åžimdi sivil toplumcu olarak algılanabilir diye Birikim'e yazmayan bir zihniyetin -ki kesinlikle olumsuzlamıyorum, bu insanın onca yıllık cim bom taraftarlığından sonra fenerbahçeli olması kadar zor birşey..Fener üst üste 5 kez şampiyonlar ligi şampiyonu da olsa, dünyanın en iyi takımı da olsa tutabilir miyiz?- proleteryanın öncülüğü, anti-emperyalizmin mutlaklığı gibi retoriklerden vazgeçip, günlük hayat içinde belirsiz, dengesiz kimliklere dayalı bir siyaset yapmalarını tahayyül edebilir miyiz? 6.Filo Defol, emperyalizme geçit yok diye bir ömür harcamış insanları "Ya bu tür nosyonların sıradan insanların günlük hayatında bir gönderimi kalmamıştır, yeni sorunsallara yönelik farklı bir söylem geliştirmemiz lazım" düşüncesine ikna edebilir miyiz?
-
2008-04-27 23:13:01 |Administrator| AliOsman
-
2008-04-27 23:21:09 |SAdministrator| onder

Anladım..Yalnız sen öyle düşünsen de genelde Özgürlükçü Sol kavramını ÖDP'liler keşfetmiş gibi bir intibah var toplumda..
ÖDP'nin özgürlükçülüğü son derece şekilsel ve salt retorik bir Özgürlükçü Solculuk..İsteyen istediğini söyleyebiliyor diyorlar..Bugün de Baykal muhaliflere benzer şekilde meydan okuyordu..Kardeşim madem çok değerli fikirlerin var, çık kur partini al oyunu diyordu..ÖDP'ninki de o hesap..İsteyen istediğini söylesin ama yeni fikirleri etkisiz kılmanın en etkili yolu, bastırmak değil olabildiğince dile getirilmesini sağlamak ama aktif olarak desteklemeyip sessiz kalmaktır..Zevahir kurtarılıyor, insanlar ilgi göstermiyor deyip çıkabiliyorlar..Ama gerçek liderlik gerektiğinde yeni ve doğru olanın lehine zamanında çekilmesini bilmek ve onu aktif olarak desteklemektir..Bunların yaptığı yeni fikirleri pasif kalarak nötralize etmek...O yüzden değil midir ki gazetelerinde bile serbest sınırsız katılıma burjuva gazeteleri kadar bile izin vermiyorlar..Okuyucu yorumlarına bile izin yok..Her yazılan bir editör kontrölünden geçmek zorunda
-
2008-04-27 22:59:50 |SAdministrator| onder

ODTU yazısında yazdığı yorumda Güçlü çok önemli bir tespit yapmıştı; 1917'den mi başlatırsınız, 1848'den mi çok önemli değil ama bu tarihlerin birinde açılan bir dönem artık kapandı..Bunu beğensek de beğenmesek de böyle. Solun yeniden yükselişe geçmesi bu olguyu kabul edip etmemesine bağlı bence.
Nedir bu kapanan dönemim temel karakteristiği; geçen tanıttığım postyapısalcı anarşizm kitabında ileri sürüldüğü gibi "temsiliyetçilik" ile belirlenen bir dönem. Lakin ben anarşistlerin algıladığı gibi temsiliyet fikrine karşı değilim..Pratik nedenlerle birileri birilerini temsil etmelidir..Ama temsil eden kişinin temsil ettiği kesimin doğal bir üyesi olması kaydıyla..Türkiye'nin saydığın genç önderler dahil bütün sol camiasına bakalım, mücadelesi verilen kesime ait değildir devrimciler çoğunlukla..Hep işçi sınıfı adına mücadele verilir ama mücadeleyi verenler ezici çoğunlukla geleceği parlak öğrencilerdir..
İşte bu anlamda temsiliyetçiliğin kapandığını düşünüyorum..Post-modern zamanlarda bu artık iyice böyle..
Herkes kendi kapısının önünü süpürmelidir. Åžehirlerin lüks semtlerinde oturuken varoşlarda mahalle çalışması yapmak iki yüzlülüktür, son derece yapmacıktır..Post-modern zamanların sol adına açtığı yeni bir fırsat vardır; kapitalizme sadece iktisadi olarak değil etik olarak da karşı çıkma imkanı doğmuştur; kapitalizm ve tüketim kültürü gezegenemizi çok küçük bir azınlık dışında insanlığın tamamı için yaşanılır bir yer olmaktan çıkarmaktadır..Böyle bir perspektif her kesimden insanı potansiyel olarak anti-kapitalist yapar.
Yazında tek bir noktaya karşı çıkıyorum; ÖDP ile yeni bir politika yapma tarzıyla tanıştığımız fikrine katılmıyorum. Özgürlükçü Sol denilen şey özgün bir fikir değil türk solunun yaptığı herhangi çevirilerden biridir. Özgürlükçü Sol denilen şey batıda Libertarianism adı altında çok eskiden beri vardır. Bizimkilerin yaptığı, "politik açılım" adına bir kavramı içselleştirmeden çevirmektir..Bunun içsellesştirilmediğinin en büyük kanıtı da ÖDP'nin net bir yeni perspektif sunamaması, çetrefilli bir mesele ile karşılaşıldığında takkenin düşüp kelin ortaya çıkmasıdır. Ortaya çıkan kel de ÖDP'nin 80 öncesi anlayışlardan hiçbir farkının olmadığıdır. Hala sendikalizm, ulusal bağımsızlık, anti-emperyalizm taraftarlığı gibi arkaik öncüllere dayanıyorlar. Bunca değişikliğe rağmen, yürüyüş, miting, takvimde belli günlerde yapılan fiks ritüeller dışında herhangi bir farklı eylem perspektifi geliştiremediler..
ÖDP'nin ilerici kanadı bile meclise milletvekili sokmayı ahım şahım birşey sanıyor..Hala tek bir insanın peşine takılıyorlar..Sıradan günlük hayat içinde sıradan insanların "kurucu" bir birlikteliğini hedeflemiyorlar..Vaaz ettikleri politik tavır, Ufuk Uras'ın merkezde olduğu temsiliyetçi arkaik bir perspektif..Tutucu kanadı sorgulamaya bile gerek yok..
Külliyen farklı bir perspektife ihtiyacımız var diye düşünüyorum..
Yorumlar
Sol kimliğin Fetullah'a bıraktığı alan...başarısı nın arkasında iktisadi güç kadar gerçek veya cemaatçi amaç çerçevesinde yapay "dayanışma" anlayışı var...Orta yaşlarda en kaldırılamaz sorun işsizlik olsa gerek...Amin Maalouf'un roman kahramanına dillendirdiği gibi;
"Beş yüzyıl önce Adil Nuşiran'ın huzurunda üç bilge kişi hayat denilen bu derina cılar denizinde en acımasız dalganın ne olduğu konusunu tartışıyorlarmı ş. Araya girmekten çok hoşlanan İskenderiyeli Cari'nin sesi bu. Bilge kişilerden biri hastalık ve acıdır, demiş. diye devam ediyor Cari. Biri de, yaşlılık ve yoksulluktur, demiş. Üçüncü bilge kişi, yaklaşan ölüm ve işssizliktir, diye diretmiş. Sonunda üçü de anlaşmışlar bu sonuncusunun en kötüsü olduğunda...Yak laşan ölüm ve işssizlik."
Sol'un kaybettiği bu "insani" özellik tekrar gündemin merkezine oturtulabilirse sol cemaat içinde diğer meseleler tali bir ayrıntı haline gelir...
Ben Melih Pekdemir'in görüşlerini beğenirim, eski okuldan olup da radikal biçimde farklı bir dünyada olduğumuzu biraz çekingenlikle de olsa kabul eden düşünürlerden biridir. Lakin işte bu çekingenlik eski-yeni çatışmasındaki temel problem..Biraz da bu yüzden eski okul ile yeni okul arasında bir köprü kurulamıyor. Pekdemir'in kendisi anlatıyordu biryerde; Tanıl Bora bir yazı istemiş kendisinden birikim için; Ya Tanıl bunca yıldan sonra kendime sivil toplumcu dedirtemem gibi bir bahane ile redetmiş teklifi..
İşte Melih Pekdemir özelinde bu durum eski kuşakların eski alışkanlıkların ı son derece yerinde tahliller yapsalar bile bırakamayacakla rının kanıtıdır..Åžim di sivil toplumcu olarak algılanabilir diye Birikim'e yazmayan bir zihniyetin -ki kesinlikle olumsuzlamıyoru m, bu insanın onca yıllık cim bom taraftarlığında n sonra fenerbahçeli olması kadar zor birşey..Fener üst üste 5 kez şampiyonlar ligi şampiyonu da olsa, dünyanın en iyi takımı da olsa tutabilir miyiz?- proleteryanın öncülüğü, anti-emperyaliz min mutlaklığı gibi retoriklerden vazgeçip, günlük hayat içinde belirsiz, dengesiz kimliklere dayalı bir siyaset yapmalarını tahayyül edebilir miyiz? 6.Filo Defol, emperyalizme geçit yok diye bir ömür harcamış insanları "Ya bu tür nosyonların sıradan insanların günlük hayatında bir gönderimi kalmamıştır, yeni sorunsallara yönelik farklı bir söylem geliştirmemiz lazım" düşüncesine ikna edebilir miyiz?
ÖDP'nin özgürlükçülüğü son derece şekilsel ve salt retorik bir Özgürlükçü Solculuk..İstey en istediğini söyleyebiliyor diyorlar..Bugün de Baykal muhaliflere benzer şekilde meydan okuyordu..Karde şim madem çok değerli fikirlerin var, çık kur partini al oyunu diyordu..ÖDP'ni nki de o hesap..İsteyen istediğini söylesin ama yeni fikirleri etkisiz kılmanın en etkili yolu, bastırmak değil olabildiğince dile getirilmesini sağlamak ama aktif olarak desteklemeyip sessiz kalmaktır..Zeva hir kurtarılıyor, insanlar ilgi göstermiyor deyip çıkabiliyorlar. .Ama gerçek liderlik gerektiğinde yeni ve doğru olanın lehine zamanında çekilmesini bilmek ve onu aktif olarak desteklemektir. .Bunların yaptığı yeni fikirleri pasif kalarak nötralize etmek...O yüzden değil midir ki gazetelerinde bile serbest sınırsız katılıma burjuva gazeteleri kadar bile izin vermiyorlar..Ok uyucu yorumlarına bile izin yok..Her yazılan bir editör kontrölünden geçmek zorunda
Nedir bu kapanan dönemim temel karakteristiği; geçen tanıttığım postyapısalcı anarşizm kitabında ileri sürüldüğü gibi "temsiliyetçili k" ile belirlenen bir dönem. Lakin ben anarşistlerin algıladığı gibi temsiliyet fikrine karşı değilim..Pratik nedenlerle birileri birilerini temsil etmelidir..Ama temsil eden kişinin temsil ettiği kesimin doğal bir üyesi olması kaydıyla..Türki ye'nin saydığın genç önderler dahil bütün sol camiasına bakalım, mücadelesi verilen kesime ait değildir devrimciler çoğunlukla..Hep işçi sınıfı adına mücadele verilir ama mücadeleyi verenler ezici çoğunlukla geleceği parlak öğrencilerdir..
İşte bu anlamda temsiliyetçiliğ in kapandığını düşünüyorum..Po st-modern zamanlarda bu artık iyice böyle..
Herkes kendi kapısının önünü süpürmelidir. Åžehirlerin lüks semtlerinde oturuken varoşlarda mahalle çalışması yapmak iki yüzlülüktür, son derece yapmacıktır..Po st-modern zamanların sol adına açtığı yeni bir fırsat vardır; kapitalizme sadece iktisadi olarak değil etik olarak da karşı çıkma imkanı doğmuştur; kapitalizm ve tüketim kültürü gezegenemizi çok küçük bir azınlık dışında insanlığın tamamı için yaşanılır bir yer olmaktan çıkarmaktadır.. Böyle bir perspektif her kesimden insanı potansiyel olarak anti-kapitalist yapar.
Yazında tek bir noktaya karşı çıkıyorum; ÖDP ile yeni bir politika yapma tarzıyla tanıştığımız fikrine katılmıyorum. Özgürlükçü Sol denilen şey özgün bir fikir değil türk solunun yaptığı herhangi çevirilerden biridir. Özgürlükçü Sol denilen şey batıda Libertarianism adı altında çok eskiden beri vardır. Bizimkilerin yaptığı, "politik açılım" adına bir kavramı içselleştirmede n çevirmektir..Bu nun içsellesştirilm ediğinin en büyük kanıtı da ÖDP'nin net bir yeni perspektif sunamaması, çetrefilli bir mesele ile karşılaşıldığın da takkenin düşüp kelin ortaya çıkmasıdır. Ortaya çıkan kel de ÖDP'nin 80 öncesi anlayışlardan hiçbir farkının olmadığıdır. Hala sendikalizm, ulusal bağımsızlık, anti-emperyaliz m taraftarlığı gibi arkaik öncüllere dayanıyorlar. Bunca değişikliğe rağmen, yürüyüş, miting, takvimde belli günlerde yapılan fiks ritüeller dışında herhangi bir farklı eylem perspektifi geliştiremediler..
ÖDP'nin ilerici kanadı bile meclise milletvekili sokmayı ahım şahım birşey sanıyor..Hala tek bir insanın peşine takılıyorlar..S ıradan günlük hayat içinde sıradan insanların "kurucu" bir birlikteliğini hedeflemiyorlar ..Vaaz ettikleri politik tavır, Ufuk Uras'ın merkezde olduğu temsiliyetçi arkaik bir perspektif..Tut ucu kanadı sorgulamaya bile gerek yok..
Külliyen farklı bir perspektife ihtiyacımız var diye düşünüyorum..

"İşe ihtiyacı olana iş bulmak, çalışana ihtiyacı olana eleman bulmak ( en azından iş görüşmeleri ayarlamak), tecrübeleri paylaşmak ( okunan kitapların ve sinema-tiyatro tavsiyeleri), bir çoğumuzun gerek iş gerekse başka sebeplerden dolayı gittiği restoran veya benzeri mekanların paylaşmak, tatil mekanlarının gidilen mekanlardan diğerlerini haberdar etmek, hobileri sergilenmek…" üzerine birkaç kelam etmek gerekiyor;
Sol kimliğin Fetullah'a bıraktığı alan...başarısının arkasında iktisadi güç kadar gerçek veya cemaatçi amaç çerçevesinde yapay "dayanışma" anlayışı var...Orta yaşlarda en kaldırılamaz sorun işsizlik olsa gerek...Amin Maalouf'un roman kahramanına dillendirdiği gibi;
"Beş yüzyıl önce Adil Nuşiran'ın huzurunda üç bilge kişi hayat denilen bu derina cılar denizinde en acımasız dalganın ne olduğu konusunu tartışıyorlarmış. Araya girmekten çok hoşlanan İskenderiyeli Cari'nin sesi bu. Bilge kişilerden biri hastalık ve acıdır, demiş. diye devam ediyor Cari. Biri de, yaşlılık ve yoksulluktur, demiş. Üçüncü bilge kişi, yaklaşan ölüm ve işssizliktir, diye diretmiş. Sonunda üçü de anlaşmışlar bu sonuncusunun en kötüsü olduğunda...Yaklaşan ölüm ve işssizlik."
Sol'un kaybettiği bu "insani" özellik tekrar gündemin merkezine oturtulabilirse sol cemaat içinde diğer meseleler tali bir ayrıntı haline gelir...