Makaleler Bütün Yazılar Makale Politika Mad Max Dünyası Gerçek Mi Oluyor?
 

Mad Max Dünyası Gerçek Mi Oluyor? Popüler

Makale


Bugünkü Hürriyet'te bu başlıkla bir haber görünce acaba medyadaki bazı tipler bizim solcu listelerin de üyeleri mi diye içimden geçirdim.Zira kendim de defalarca arkadaş ortamlarında ya da listelerde "Mad Max dünyası gerçek olacak" diye "derin" tespitlerde bulunmuştum.

 

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/8676418.asp?gid=229&sz=58726

 

İlginç olan benim bu tespiti Hürriyet'ten önce yapabilmiş olmam değil tabii ki. O filmi seyretmiş ve dünyanın halleri hakkında üstünkörü bir bilgiye sahip olan herhangi biri böyle bir parallelik kurabilirdi. İşin asıl ilginç olan yanı, normal bireyler olarak bizler dahi kapitalizmin insanlığı götürdüğü bu sonu görebiliyorken, bu bireysel farkındalıkların bir toplumsal farkındalık haline gelememesi.

Uygarlıklar kurmaya başladıktan sonra şu ya da bu şekilde beş bin yıl kadar türünü devam ettirebilmiş olan insanlığın, kapitalizmle birlikte topu topu bir iki yüzyılın sonunda yokolma tehlikesi ile karşı karşıya kalması, onca bilgi birikimine onca teknolojiye rağmen, yiyecek, barınma, sağlık, toplumsal varoluş içinde bulunma gibi en temel insani ihtiyaçlarını karşılamakta taş devri insanından bile daha geriye doğru gidiyor olmasının genel bir bilinç haline gelememesi, tam aksine soyut bir demokrasi kisvesi altında kapitalist mantığın bütün insanlık tarafından kabul görmesi, sosyalizm dahil bütün alternatiflerin itibarını kaybetmiş olması ilginç olan. İnsanlık nasıl bu kadar kör olabiliyor ve kapitalizmin tamahkar mantığına kendini kaptırabiliyor? Dokunduğu herşeyin altın olmasını dileyen Midas'ın kralının, isteğinin gerçekleşmesi sonucunda yiyecek birşey bulamayarak açlıktan ölmesi gibi, bütün insanlık da kapitalizmin dizginsiz kar mantığı sonucu pek az kişinin kullanabildiği lüks maddeler  üretip satmak adına, en temel ve normal koşullarda doğada kendiliğinden bulunan kaynaklara ulaşamaz hale geldi. Birileri başka birilerinin yiyeceklerine dokunuyor, onları altın haline getiriyor ama sonuçta ortada altın pirinçler ve buğdaylardan başka birşey kalmıyor. Dünyanın bir yerinde temel gıda ürünlerine ulaşamayan yüz milyonlarca insan varken, başka bir yerinde başka  insanların fazla gıdadan semirip obezlik gibi bir sorunla karşı karşıya kalmalarına, ardından o fazla yağları atmak için milyarlarca dolarlık egsersiz/diyet sektörü oluşmasına sebeb olacak , ya da pazar fiyatlarını düşürmesin diye fazla gıda ürünlerini denize dökebilecek kadar akıl dışı bir sistemi insanlık nasıl sineye çekebiliyor?

Kendini mükemmel sanat ürünlerinde, hayretler içinde bırakan bilimsel kazanımlarda ifade etmiş olan o hayranolunası dehasına rağmen insanlık, biyolojik varoluş, yani hayatta kalabilme, türünü devam ettirebilme perspektifinden bakıldığında, bir tür olarak en ilkel yaşam formundan daha başarısız hale nasıl gelebildi? Hamam böcekleri 200 milyon yıldır değişmeden türlerini devam ettirebilmişler, insanlık birkaç yüzbin yıl sonunda soyu tükenen bir canlı olacak. İçinde bulunduğumuz duruma bakın, ne olacak memleketin hali muhabbetlerinde "bak hamam böcekleri kadar olamıyoruz" olayına kadar düştük. Yeni siyasi rakibimiz hamam böcekleri.

Bu Mad Max türü insanlığın geleceğine yönelik ters-ütopya filmleri/bilim-kurgu romanları hakkında New Left Review'ın Mayıs/Hazira 2007 tarihli 45.sayısında Sven Lütticken adlı bir yazarın "Doğal Olmayan Tarih" adlı bir makalesine denk geldim. Üşenmezsem bu makaleyi kısım kısım çevirip siteye koymayı planlıyorum.

Sözkonusu makalenin ilginç bir tezi varmış gibi geldi bana; bu tip filmler/romanlar insanlığı bekleyen karanlık geleceği çizerek kapitalizme karşı bir tepki oluşturmayı, onun irrasyonel mantığını sorunsallaştırmayı değil, tam aksine o kaçınılmaz sonu normalleştirip rasyonalize ederek, insanları o karanlık geleceğe psikolojik olarak hazırlamayı hedeflediklerini iddia ediyordu sanki. En kötü durumda bile, yani Mad Max filminde olduğu gibi bütün dünya çölleştiğinde, enerji ve yiyecek kaynakları çok sınırlı hale geldiğinde bile, insanlar hala kapitalist mantığı sürdürmektedir. Mad Max'de hatırlanırsa yarışmacı, rekabetçi  mantık hala yürürlüktedir. Sınırlı kaynakların kontrolünü elinde bulunduran, şimdiki korparasyonlara tekabül ettiği söylenebilecek çeteler vardır ve bunlar birbirleriyle sınırlı kaynaklar için savaşırlar. Bu tür koşullarda olması gereken dayanışma, birlikte hareket etme, dolayısıyla hep birlikte hayatta kalma şansını arttırmak gibi bir fikir yoktur. Kapitalist mantık kendisinin çölleştirdiği dünyada bile yine de en son ayakta kalandır. Keza Blade Runner’ınki gibi karanlık bir dünyada her yerde hazır ve nazır olan, bütün gücü elinde bulunduran yine dev korparasyonlardır. Aynı şekilde Jeunet'nin yönettiği Alien Ressurection’da da o iğrenç yaratığı bile, insan genleriyle çaprazlayarak kapitalist kar çarklarını daha da iyi döndürecek yenilmez süper bir tür yaratmaya çalışan yine dev bir şirkettir. Resident Evil’de insanları zombiye çeviren gazlar üreten dev bir başka şirket vardır, vs.vs.

Bütün bunlar kapitalizmi bütün kötülüğüne rağmen normalleştiren, hayatın kadim bir gücüymüş ve asla yokedilemezmiş gibi sunan yaklaşımlardır. Muhaliflik gösterip, kaderine razı olmak vurur, sinizm aşılar; dünyayı sen kurtaramazsın, her koyun kendi bacağından asılır, “everyman for himself” durumları. Hatırlanırsa, Mad Max aslında bir ters-kahramandır, öyle insanlığı kurtarmak falan gibi bir derdi yoktur. Yalnız kurttur, herhangi bir çeteye bağlı değildir  , maceraları kendi kontrolünde olmayan koşulların zorlaması ile başlar. Kendini istemediği ve taraf olmak zorunda kaldığı bir çatışmanın ortasında bulur, yaptıkları kendi hayatta kalma mücadelesidir.(Bireysellik adına ortalıkta kasım kasım kasınan böyle erkek tipler solcular arasında da vardır. O kadar özeldirler ki, hiçbir toplumsal çalışma onları kapsayacak kadar iyi olamaz, karşılarında hepsi naif girişimler olarak kalır)

Hürriyet'den aktardığım türden haberler okuyunca ya da alıntılanan türden filmler seyredince kendimi bir özsavunma durumuna çekilmiş olarak yakalıyorum; “Birader dünya güvenli bir yer olmaktan çıkıyor, Türkiye çöl olup aç insanlar birbirini yemeye başladığında hangi güvenli limana sığınalım? Acaba ABD’ye mi kapak atsam”. İşte kapitalizmin gidişatını eleştirir gibi görünen filmlerin vermeye çalıştığı mesaj da bu galiba.

Sovyetlerin yıkılmasından sonra tos pembe kapitalist bir demokratik dünya düşünün tuzla buz olması için 10 yıl bile fazla geldi. O ilk zamanlardaki liboş zafer naraları, iyimser dünya tabloları yok artık. Kendileri bile insanlığı çok karanlık bir geleceğin beklediğini kabul ediyorlar . Şimdi ileri sürdükleri koz ise, “Yapacak birşey yok, bu karanlık dünyaya kendinizi hazırlayın. Birkaç milyar insan şu ya da bu şekilde ölecek ya da yeryüzündeki biyolojik hayat bitecek diye koskoca kapitalist sistemi değiştirecek değiliz ya.” Bu durum da bende komplocu çağrışımlar yaratıyor. Kapitalist sistem mutlak olarak olumsal mıdır, yoksa birileri biryerlerde ince ince "intelligent design" usulü, sistemin bir sonraki aşamasını planlıyor ve kitle kültürünün araçlarını bu amaçla kullanıyor mu? Ben bir intelligent design durumları olduğuna şahsen inanıyorum. Hatta Peter Handke'nin "Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi" adlı eserinde olduğu gibi muhaliflerin ilk hamleleri hesap edilerek 2., 3. katmanlara göre bile hesaplar yapıyorlardır. Kaleci, penaltıyı atacak oyuncunun kendisinin hep sola yattığını bildiğini bilir. O yüzden ilkin sağa yatmaya karar verir. Ama sonra, oyuncunun da kendisinin bildiğini bildiğini düşünür ve onun bu bilgiyi hesaba katarak, bekleneni yaparak beklenmeyen bir atış yapmak istemesi ve sola atmasının da mümkün olduğu aklına gelir. Ama bunun sonu yoktur, bu şekilde gider. Lakin bu yazının bağlamına uygun olarak en azından, muhalif olduğunu düşündüğümüz tavırların, aslında intelligent design'da hesabı yapılmış ve önlemi alınmış bir hareket olabileceğini hesaba katmak gerektiğini söylemek yeterli.

New Left Review yazarı, Al Gore'un son yıllarda keşfettiği çevreciliğini bu argümanlarla eleştiriyor. Karşı karşıya kalınan küresel ısınma problemini yaratan kapitalist üretim sistemi olmasına rağmen, Gore bunu hiç sorunsallaştırmaz. Problemi yaratan kapitalist yaratıcılığın çözümü de kendi içinde yaratacağı düşünülür.

Acaba, bu karanlık gelecek seneryolarına yaşlandıkça daha çok mu meyil ediyorum? İnsanlığın her döneminde bir felaket tellallığı hep yapılmıştır. İnsalık hep bir kıyamet günü bekleyip durmuş. Bu felaket beklentisi, ölüm korkusuna karşı bir panzehir olabilir mi? Benim bu dünyadaki zamanım azalıyor ama geride kıskanılacak bir dünya da kalmıyor, ölmek için mükemmel zamanlama. Tam zamanında dünyadan silinmiş olacağım.

Neyse tek başıma olduğum için dert edecek fazla birşey yok, en kötü durumda dayarız şakağımıza silahı ve çekeriz tetiği. Çocukları olanlar düşünsün. Zira onlara korkunç bir dünya miraz bırakılıyor.

 

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (2)
  • KenanKenan
    avatar

    Her şeyi çok güzel anlatmışsın be Önder ama son cümlen yüreğime bir ok gibi saplandı...
    keşke yazmasaydın....

  • onder
    avatar

    Sevgili Kenan,

    O cümleyi özellikle yazdım ama elbette ne seni ne de başka çocuk sahibi insanları üzmek değildi amacım.

    Reel sosyalizmin yenilgisinden sonra sosyalist solun insanlara farklı bir söylemle gitmeleri gerektiğini yıllardır hepimiz söyleyip duruyoruz..Yani kapitalizmin mağduru sadece işçi sınıfı değil, ya da insanların mağduriyeti sadece iktisadi kökenli değil..Kapitalist toplumda maddi durumunuz iyi bile olsa sizi ve çocuklarınızı iyi bir gelecek beklemiyor..Tüketim kültürü aşılmazsa dünya yaşanılır bir yer olmaktan çıkacak vs. türü argümanlar yalnızca işci sınıfına değil bütün herkese hitap eder. Benimkisi bu tür bir söylemsel değişiklik, ideolojik çağrıda farklı bir perspektif oluşumuna katkı çabasıdır..Ne kadar ürkütücü de olsa, ancak bu tür argümanlarla sosyalistlere yeniden kulak verilmeye başlanabilir..Gerçekler hoş olmak zorunda değil..Bir de biz sosyalistlerin de artık küçük-burjuva varoluşlarımızdan çıkmak için birşeyler yapmaya başlamamız lazım..Yoksul öğrencilik yıllarından sonra mezun olduk, para kazandık, görece refaha ulaştık ve sanki sınıf atladık gibi hissetmeye başladık..Küçük amerika rüyasını biz ve çocuklarımız tatlı tatlı yaşayacak sandık..Ama görünen o ki çok yakın bir gelecekte çok karanlık bir dünya bekliyor insanlığı..Bunu ben söylemiyorum, pekçok saygın düşünür, araştırmacı söylüyor...Tospembe bir küçük-burjuva rüyasından çıkmamız lazım..

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #2 Önder Kurt 25-04-2008 18:39
Sevgili Kenan,

O cümleyi özellikle yazdım ama elbette ne seni ne de başka çocuk sahibi insanları üzmek değildi amacım.

Reel sosyalizmin yenilgisinden sonra sosyalist solun insanlara farklı bir söylemle gitmeleri gerektiğini yıllardır hepimiz söyleyip duruyoruz..Yani kapitalizmin mağduru sadece işçi sınıfı değil, ya da insanların mağduriyeti sadece iktisadi kökenli değil..Kapitali st toplumda maddi durumunuz iyi bile olsa sizi ve çocuklarınızı iyi bir gelecek beklemiyor..Tük etim kültürü aşılmazsa dünya yaşanılır bir yer olmaktan çıkacak vs. türü argümanlar yalnızca işci sınıfına değil bütün herkese hitap eder. Benimkisi bu tür bir söylemsel değişiklik, ideolojik çağrıda farklı bir perspektif oluşumuna katkı çabasıdır..Ne kadar ürkütücü de olsa, ancak bu tür argümanlarla sosyalistlere yeniden kulak verilmeye başlanabilir..G erçekler hoş olmak zorunda değil..Bir de biz sosyalistlerin de artık küçük-burjuva varoluşlarımızd an çıkmak için birşeyler yapmaya başlamamız lazım..Yoksul öğrencilik yıllarından sonra mezun olduk, para kazandık, görece refaha ulaştık ve sanki sınıf atladık gibi hissetmeye başladık..Küçük amerika rüyasını biz ve çocuklarımız tatlı tatlı yaşayacak sandık..Ama görünen o ki çok yakın bir gelecekte çok karanlık bir dünya bekliyor insanlığı..Bunu ben söylemiyorum, pekçok saygın düşünür, araştırmacı söylüyor...Tosp embe bir küçük-burjuva rüyasından çıkmamız lazım..
Alıntı
 
 
0 #1 KenanCelik 25-04-2008 16:35
Her şeyi çok güzel anlatmışsın be Önder ama son cümlen yüreğime bir ok gibi saplandı...
keşke yazmasaydın....
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile