Türkiyeli Ve Ukraynalı Kadınlar Popüler
Makale
Kadınlara yönelik tacizlerin ilk elden anlatıldığı yazılardan sonra, ben de bu sorunun kendimce nedeni üzerine yazmak istedim. Türkiyede kadınların cehennem hayatı yaşamalarının temel gerekçesi olarak muhafazakar kültürümüz görüyorum. Bu iddiami desteklemek için karşılaştırmalı örnekler verceğim.
Kadın ticaretinin inanılmaz boyutlara ulaştığı ve çocuk pornosun iğrenç ağlarının en yaygın olduğu ülkelerden biri olarak Ukrayna’yı kadınların günlük hayat içinde tacizten uzak ve çok daha özgür oldukları bir topluma örnek olarak vermek pekçoklarına çelişik gelecektir ama ben bu yazıda içtenlikle inanara k bu iddiamı desteklemeye çalışacağım; zira kadına yönelik tacizin, farklı ülkelerde farklı görünümler altında heryerde olduğunu bilsem de, doğulu ve resmi olarak muhafazakar toplumlarda çok daha yaygın olduğuna inanmaktayım; Tam da bu yüzden iki yüzlü sözde iffettli toplum örneğine karşı ahlaksızlığın, fuhuşun tipik örneği olarak Ukrayna’yı özellikle örnek veriyorum;
Ukrayna erkeklerin cenneti olarak bilinir. Bence kadınların da cenneti.2004’ün yazını Ukrayna’da geçirdim , Kiev ve Donetsk’de bulundum. Bu ülkede hemen dikkatiniz çeken şey kadınların günlük hayat içinde her yerde olmaları. Bir cafeye ya da bara gittiğinizde tek başına outran bir kadın görmeniz hiç de sıradan biro lay değildir. Sanırım bu sitenin üyelerinin bile ilk aklına gelen herhalde çok saf olduğumdur. Sizleri temin ederim “o iş” için orda değiller. Tabii ki o iş için olanlar da var, ve malum ki çok fazla. Ama işinde gücünde herhangi bir kadın da oturup bizdeki erkekler gibi birasını içebiliyor.
Birgün Donetsk’de geleneksel bir kutlama törenine denk geldim. Sanırım herşehirde olan ve numunelik olarak korunan Lenin meydanında muazzam bir kalabalık toplanmıştı. Kadınlı, erkekli. Ve içki nehir olup aktı adeta. Kutlamalar bittiğinde sizi temin ederim, yere atılmış bira şişelerinden zemin görünmez hale gelmişti. Böylesi tehlikeli olaylara potansiyel olarak açık toplumsal bir etkinlikte inanın tek bir polis yoktu ve en küçük bir olay da çıkmadı. Siz Taksim meydanında benzer birşeyi tasavvur edebilir misiniz.? Onca polis ordusuna rağmen yılbaşı geceleri yaşanan kepazelikleri biliyorsunuz. Üstelik ortada çok ciddi bir fark var; son yıllarda Taksim’in maganda toplanma merkezi olduğu türkler tarafından bilindiği için, pekaz türk kadını o gece Taksim’de olmayı göze alabilir.Bildiğiniz gibi ülkemiz adına son derece aşağılayıcı tacizler hep konudan habersiz turist kadınlara yönelik olur. Dolayısıyla Ukrayna örneği ile arada son derece ciddi bir fark da var. Donetsk’deki kutlamalar, herhalde güzeller güzeli onca kadının o kadar dar bir alanda bir araya geldiği ender etkinliklerden biri olmuştur. Ve üstelik nerdeyse çıplaklar. Düşünün metre kare başına dünyanın en güzel kadınlarının en yoğun olduğu bir etkinlik yapıyorsunuz, içilen biralardan yerlerde şise dağları oluşuyor ve ortada tek bir polis yok; böyle bir senaryo Tükiye’de gerçekleşse ne olur? Bir sürü yaralı ve cinayet olmadan sonlanabilir mi? Kadınların maruz kalacakları taciz üzerine fazla lafa da gerek yok sanırım. Ama Donetks’de tek bir kadına tek bir taciz bile olmadı. Çünkü gece boyunca volta attık, kalabalık arasında dolaştık, en küçük bir sarkıntılığa, en küçük bir kavgaya tanık olamadık. Bu volta esnasında hayatlarımızın ne kadar boş geçtiğini ve ne kadar çarpık bir ortamda büyüdüğümüzü düşündüm. O an Ukrayna’da doğmuş olmayı çok istedim.
Erkekler kadınlara yaklaşıyor, teklif ediyor ve red cevabını alınca da, paşa paşa dönüp gidiyorlar. Her iki taraf da anormal birşey olmuş gibi davranmıyor.
Kadınlara yönelik taciz, bence kadını günlük hayattan uzaklaştıran muhafazakar toplumlarda olur ancak. Kadının bu ötekileştirilmesi yüzünden o sadece bir cinsel obje olarak agılanmaya başlar. Başka türlü nasıl olabilir ki? Normal hayat ilişkileri içinde karşınıza çıkmıyor; ancak evlenirseniz ya da geneleve giderseniz bir kadınla yakınlaşabiliyorsunuz.Sadece cinsel anlamda değil; normal sıradan insani ilişkiler açısından da. Bu baskıcı kültür hayatı aslında sadece kadınlar için çekilmez hale getirmiyor, erkekler için de çirkin, iki yüzlü bir günlük hayat ortaya çıkıyor. Kadın-erkek ilişkilerinin baskılanımlı yaşanması, cinsellğin tabulaştırılması yüzünden, yaratıcı enerjilerin büyük bir çoğunluğu da cinsellik gibi aslında sıradan bir alana yatırılmış oluyor. Belki temelsiz bir iddia olacak ama ortadoğulu ülkelerin her konuda bu kadar geri olmasının temel nedeni de cinselliğin bu kadar baskılanması ve insanların onu gerektiği gibi yaşayamamasıdır.
Sıradan bir kafede bir çay içip dinlenmek istediğinizde, çevrenizde kadınların olması, keza günlük hayatın her alanında kadınların sadece görünmesi dahi, pozitif bir enerji hissetmeniz için yeterli oluyor. Aksine, kadınların olmadığı ortamlar da çekilmez, keyifsiz, karabasan gibi hava baskın oluyor.
Ukrayna’dan Türkiye’ye dondüğümde, için acayip kararmıştı. Hemen havaalanında hissettim bunu; ortalıkta ne kadar az kadın vardı.
Üye eleştirileri
-
2009-07-17 20:51:26 |Publisher| gurkangur
-
2009-07-17 22:01:06 |SAdministrator| onder
-
2009-07-17 02:52:22 |SAdministrator| onder
-
2009-07-17 01:34:32 |Publisher| gurkangur

27 Mart-5 Nisan....
25 tane yazi/yanit/yanita yanit/...
Konu Kadinin ozgurlugu olmaliydi. Kapitalizmdeki yeri. Eski sosyalist ulkelerde nasildi, var olan sosyalist ulkelerde nasil ve nasil olmali?
Gercek 1: Kadin kapitalizmde iki kez somurulur. Herseyde oldugu gibi kadin da kapitalizmde kapitaldir.
Gercek 2: "Medeni" olarak kendilerini niteleyen Bati Avrupa ulkelerinde kadina karsi uygulanan siddet (tecavuz ve benzeri dahil) Turkiye gibi yari-somurge/yeni-somurge ulkelerdekinden az degil.
Gercek 3: "Avrupa Birligi" eski dogu blok'u ulkelerine el attigindan beri kadinin toplumdaki yeri de "Bati standartlarina" indirilmistir.
Gercek 4: Avrupa'dan memlekete donen arkadaslarin ici karariyormus. Ben 16 senedir Avrupa'dayim ve memleket hasreti kanser gibi uzerime cokmus durumda. Avrupa'ya ve Avrupali'ya oldugundan fazla deger bicmek haksiklik olur. Haksizligi kendi halkimiza, insanimiza yapmis oluruz.
Gercek 5: Tum yazilari satir satir okumadim. Yukaridaki kisa ve oz yorumlarim okuduklarimdan aklimda kalanlar. Yani eksik olabilir.
Gercek 6: Feminizm yanilmiyorsam 18.yuzyildan beri bir bicimde var. Ayse arkadas tarihcesini iyi biliyordur. Bu konuda yanlisim varsa ve duzeltirse sevinirim. Yani endustrilesmenin gelismesiyle basladi. Feodalizmde zaten sesini cikartan cadi diye yakildi. (Demek ki o donemde de varmis!)Endustrilesme ile birlikte is gucune olan ihtiyac, kadini propeterya kapsamina aldi. Ev hapsinden kurtuldu ancak isyeri hapsine alindi bu kez. Erkekten daha dusuk ucret ve esit calisma kosullari. Bugunun Ingiltere'sinde hala kadinlarin bazi is kollarinda maaslari erkeginden azdir. Hala esit ucret tartismasi yurutuluyor.
Feminizm bu kosullara bir tepki olarak olustu ve hala da devam etmekte. Ancak sosyalizmde feminizmin geregi de ortadan kalkacaktir. Ihtiyac kalmayacaktir. Kuba'da feminizmden bahsedildigini ne gordum ne de duydum. Aksini iddia eden var mi?
Sosyalizmde kadin ve erkek esittir. Degilse orada sosyalizm yoktur.
Saygi ve sevgilerimle,
Kucuk bir not: Tartisma yazilari az ve oz olursa zaman kaybi olmaz. Verimlilik artar.
-
2008-04-05 11:36:09 |Publisher| Korestierus

"Kadın ticaretinin inanılmaz boyutlara ulaştığı ve çocuk pornosun iğrenç ağlarının en yaygın olduğu ülkelerden biri olarak Ukrayna’yı kadınların günlük hayat içinde tacizten uzak ve çok daha özgür oldukları bir topluma örnek olarak vermek"
çocuk pornosunun yaygın olduğunu hangi bilgiye dayanarak iddia ediyorsunuz?
bie erkek olarak bence, yaşadığımız topraklarda kadının "bu" durumda olmasının sebebi sadece gelenek, görenekler, muhafazakarlık -bunlar büyük ölçüde erkekler tarafından yaratılan şeyler- vs. değil, erkeklerdir...
erkekler doğuştan ve hayat boyu verili erkeklikten vazgeçmediği sürece bu böyle devam eder.
aslında burada, yani yaşadığımız zaman ve mekanda kadın sorunu yok, erkek sorunu var.
-
2008-04-05 12:05:05 |SAdministrator| onder

Soz konusu bilgiye Zizek adli yazarin bir kitabinda yaptigi gozleme dayandiriyorum. Baska bir baglamda bir cozumleme yaparken, cocuk pornosunun kurbani olan ulkelerden biri Ukrayna gibi bir ifade kullaniyordu.
Ben biyolojik olarak belli davranis kaliplarini fiziksel bir yasa kesinliginde her toplumda sunan erkeklik ya da kadinlik durumlarina inanmiyorum..Fiziksel olarak daha guclu olmasi nedeniyle elbette erkegin daha saldrigan olmak vs gibi ozellikleri vardir ama ben temel onceligin kulturde, uretim iliskilerinde, ve bunlarin belli gelenek ve orflerde icerilmesinde olduguna inaniyorum. Ne yapayim marksistim ve toplumun ekonomik faaliyetlerinden kaynaklanan maddi surecleri disindaki dinamiklerin ancak ikincil olabilecegine inanirim..
Cinsler arasi ayrimin, metalarin mubadalesi ile, yani ozel mulkiyet iliskilerinin dogmasi ile ciktigina inanirim..Temel antropoloji okumalari bence bunu gosterir..Dilenirse sitede boyle bir ortak okuma yapilabilir..Insanligin ozel mulkiyet yokken anaerkil, meta iliskilerinin cikmasi ile babaerkil olmasi bence bunu gosterir.
Toplumun uretim iliskileri otesinde bir kadinlik ve erkeklik tanimlamasi benim zihnimin alabilecegi birsey degildir..
-
2008-04-01 02:39:54 |Publisher| bulent

tek bır sey bız su anda 64 daırelı bır apt oturuyorum ılk defa boyle bır sıtede oturuyorum.dogu veya batı bızım alt katla ust kat arasında nekadar farkvarsa dogu ıle batı arasın da da okadar fark var. toplumun katmanları arasın dakı hıyarsık bır yapı ve bu yapıdakı farklılıklar dan bırı bırsekılde dıyerıne baskın oldugu surece.cınsıyetler arasında da bırı dıyerıne baskın olacaktır. bu baskınlıgı yaratan erkek egemnlıgını olusturan zemın ordadan kalkması yıne donınat yapının cozumlenmesı ıle olusacak gıbı gelıyor. bır bıyolog olrak baktıgım da gen havuzuna ne kadar farklı genler aktarılırsa bu donınatlık bır kac kusak sonra bozulmak da.bunuda saglayacak zemın soldan yana bır zenım oldugunu dusunuyorum.tabı bu bırıncı veya ıkıncı kusaklarda olmayacagınıda bezelyeler bıze kanıtlamısdır .herhalde bu deneyı bırcoklarımız hatırlamıstır. bu yazısmalar da bır nevı havuzdakı genlergıbı bırıkmekde.
-
2008-03-31 18:52:48 |Administrator| AliOsman

Arkadaşlar,
'Diğer arkadaşlar' gibi ifadeler kullanıldığı için vicdan yaptım. Malumunuz evimi taşıdığım ve akabinde çıkan sorunlar ile uğraşmaya çalıştığımdan şu günlerde, siteye olan aktif katılımım düştü. Yukarıdaki konuya ilişikin yazmak istediklerim var ama kafamı toparlayamıyorum. Kısa zaman sonra aktif olarak aranızda olacağım.
-
2008-03-31 21:54:34 |Unregistered| Ayse S
Onder,
Benim ilk yorumumu tekrar oku ve lutfen hangi cumlede seni cinsiyetcilikle sucladigimi soyle. Ben boyle bir cumle goremiyorum. (Ki ben bunu bir onceki yorumumda da yazdim "seni suclamadim cinsiyetcilikle" diye, hala ayni seyi yaziyorsun. Haybeye mi yazisiyoruz biz??!!)
Ayrica sen ilk yazinda "doguda kadinlar batiya gore daha cok eziliyor" demiyorsun. "Ukraynadaki cok guzel kadinlar hic tacize ugramadan yasamlarini surduruyorlar. Bizim toplumumuz muhafazakar ve kapali bu yuzden kadinlara daha cok taciz var diyorsun." Bu onermeye dayaniyor yazin.
Ben de yorumumda, o cok "guzel" kadinlarin isyerinde tacize, evde aileici cinsel siddete maruz kaldiklarini, ayrica feminist analize gore cinsel tacizin/saldirinin sehvet duygusuyla, dolayisiyla guzellikle alakasi olmadigini, bir siddet eylemi oldugunu anlattim. Senin onermenin elestirisinden yola cikarak baska baska seyler anlattim. Emek verilerek yazilmis, yazmak icin oturup istatistik taranmis bir yaziydi. Seni dogrudan hedef alan "iste bizim solcu erkeklerimiz de boyle hoduktur" falan gibi bir ifade ya da gizli anlam falan da icermiyordu. Dikkatli okumuyorsun, onyargilisin, anlama caban yok, ustelik de yazarken kirip dokuyorsun karsindakini ve aldirmiyorsun buna. (Iste bak bu cumleler suclama, artik tutamadim kendimi.)
"Doguda mi kadin daha cok eziliyor batida mi tartismasi" ayri bir tartisma. Ayrica tartisalim ama ben bu yazinin altinda yapmak istemiyorum bu tartismayi.
Guclu,
Onder'in yaptigi "topa cok sert girmek"ten baska bir sey. Hakarete varan ve kirici laflar etmis. Ustelik de soylemedigim seyler uzerinden. Niye etmis peki? Onun yazisinin temel onermesini - kisiligine ve genel durusuna dair hicbir soylemeden - elestirdigim icin. (Ne haddime oysa onu elestirmek??!!)
Ayrica "soylem polisligi" ile ilgili kaygini anliyorum. Ama daha once de yazmistim bunu ben. Politik dogruculuk meselesinden baska bir sey bu. Dil kulturu yeniden uretiyor. Ornegin, "bayan" kelimesini kullandikca, bekareti ve bekaret uzerinden kizlik-kadinlik ayrimini olumlamis oluyoruz. Kizdigimiz kadina "orospu" dedikce kadinlar uzerindeki namus baskisini, kufur olarak "sikme"yi kullandikca, cinselligin erkegin nesnelestirdigi kadin bedeni uzerinde tek tarafli olarak - kimi zaman da cezalandirma olarak - uyguladigi bir eylem oldugu yonundeki bakis acisini yeniden uretmis oluyoruz. Dil ideolojiktir. Soylem polisligi degil derdim benim, sadece bunu ortaya koymak. Bu nasil baska turlu ortaya konur, baska bir yol varsa soyle oyle yapayim.
Tanidigin feminist kadinlar nasil davraniyor bilemiyorum. Ancak ben kendim uzerinden anlatayim. "Sanki normal kosullarda toplumdaki erkek egemenlige duyulan tepkinin acisi, en yakindaki sosyalist erkeklerden cikariliyormus gibime geliyor." diyorsun ya. Hakli olabilirsin. Ama erkekegemenlik, biz kadinlarin bedenimiz, diger kadin ve erkeklerle iliskilerimiz ve butun toplumsal varolusumuz uzerinde o kadar buyuk bir baski kuruyor ki bu baski bizi hassaslastiriyor olabilir. "Yuh artik sosyalist erkeklere de mi tekrar tekrar bunlari anlatacagiz" umutsuzluguna surukluyor bazi seyler. Bunlari samimi bir bicimde konusalim, paylasalim isterim ayri bir baslik altinda.
Feminist politika hakkinda kitap onerisi tabi ki yaparim. Ilk aklima gelen iki tanesini hemen yazayim.
Bell Hooks, Feminizm Herkes Icindir, Citlembik Yayinlari, 2002.
Josephine Donovan, Feminist Teori, Iletisim Yayinlari, 2003.
Selamlar
-
2008-03-31 18:31:02 |SAdministrator| onder

Güçlü,
Ben çok basit birşeyi anlamaya çalışıyorum; Ayşe'ye sordum cevap alamadım. Diğer arkadaşların katılıp yorum yapması anlamamda yardımcı olur, belki ben birşeyi gözden kaçıyırıyorum. Anlamak istediğimi şu;
Doğuda kadınlar batıya kıyasla daha çok ezilir demenin neresinden, nasıl bir gizli cinsiyetçilik suçlaması çıkar. Başka bir ifadeyle; tartışmayı başlatan yazı ortada. Bu yazıdan tartışma buraya nasıl gelir?
Biri bana bunu anlatabilir mi? Doğuda kadının durumu batıdakiyle aynı mıdır? Benim bütün sorum bu..
Batıda cinsiyetçilik yok mu demişim..Hayır..Ee Peki nasıl olur da hepimizin günlük hayatlarımızda gözlemlediğimiz bir gerçeği dile getirmek, batıda da kadın çok eziliyor gibi bir vurgu yapmayı gerektiriyor.? Kadınlar batı'da pekçok açıdan doğudan daha iyi durumdadır gibi bir saptamaya nasıl karşı çıkılabilir? Ki bu doğu-batı karşılatırılması yorumlar içinde gelişti..Orjinal yazıda ben sadece günlük hayat içinde kadınlarla fazla karşılaşmamamızdan yakındım..Ne var şimdi bunda?
Böylesine bir konudan tartışma çıkması işte benim aklıma daha en baştan eleştiri yapmaya hazırlıklı gelindiği izlenimi uyandırıyor..Bu bende şok etkisi yarattı..Ne yazarsam yazayım eleştirilecek demek ki..
Eminin tutup doğudaki namus düşkünlüğü, kadınların üzerinde bu kadar sıkı kontrol uygulanması, fuhuşu, zinayı önlemek açısından çok iyidir deseydim de eleştirilecektim..Eeeh naapacağız bu sitede biz o zaman? Yurttan sesler korosu gibi Feminist yazarlarımızın şarkılarındaki nakaratları mı söyleyeceğiz sadece?
-
2008-03-31 09:16:17 |Unregistered| Ayse S
Onder,
Yorumun bir suru suclamayla ve kavram kargasiyla dolu. Bunlari yanitlamaya kalkmayacagim. Ben yorumumda sadece yazina temel aldigin onermeyi elestirdim, bu onermenin dayandigi argumantasyonun sonuclarina ornek verdim.
"Benim onermem o degil, suydu" ya da "benim onermemin dayandigi argumantasyon bu degil" ya da "o argumantasyondan o sonuc cikmaz" demen yeterli olurdu. Oysa ne "erkek dusmanligim" ne "otorite hayranligim" kalmis.
Yazilara bagli kalmayip, yazilar uzerinden karsidakinin tum kisiligini ve siyasi durusunu yargilamaya yonelik genellemeler yapacaksak, yazilar uzerinden tartismanin anlami nedir?
Ben sitede bu sekilde varolmaya ve yazmaya devam edecegim. Umarim sitedeki feministlerin sayisi artar. Daha cok okumaya, yazismaya ve tartismaya ihtiyacimiz oldugunu dusunuyorum.
-
2008-03-31 17:54:22 |Administrator| guclu

Bence gorus farkliliklari tartismalarin zenginlesmesi acisindan olumlu. Futbol tabiri kullanayim, "topa girildigi, oyuncuya vurulmadigi" surece de cok faydali. Kisisel duzeyde alinganliga neden olacak argumanlar one surulmedigi muddetce, bence kiran kiran tartismalar olmali.
Ayse,
Feminist politika hakkinda bilgilenmemizi saglayacak kitap, yazar ismi verebilir misin? Benim kisisel olarak bilgi eksikligim var konu hakkinda. Uygun bir zamanda okumak istiyorum.
Bir de feminist arkadaslarda gozlemledigim bir sey, taa ODP gunlerinden beri dikkatimi ceker, o da daha onceden de bir vesileyle belirttigim gibi, "soylem polisligi" yapmalari. Sanki normal kosullarda toplumdaki erkek egemenlige duyulan tepkinin acisi, en yakindaki sosyalist erkeklerden cikariliyormus gibime geliyor. Bundan tabi ki ,aslinda sosyalist erkeklerin de erkek egemen kulturden arinmis olduklari anlami cikmaz. Bircok sosyalist erkekte de malesef maco egilimler, hatta saldirganliklar had safhada. Ornegin, esini doven solcu adamlar biliyorum. Bunlar tamam ama, feminist arkadaslarin solcu erkeklerin cumlelerindeki cinsiyetci ogeleri ayiklama cabasi da, bana sadece havanda su dovmek gibi geliyor. "Politik dogruculuk" cok da samimi buldugum bir sey degildir zaten. Erkeklerin cinsiyetcilikten kurtulmasi, arinmasi cok ama cok zor bir sureci gerektiriyor; bunu bir kenara koyalim, kadinlarin onemli bir kismi erkek egemenliginin bizzat kendisini sorun olarak malesef gormuyor. On yil kadar once iki yoldasim sokak ortasinda kocasindan dayak yiyen bir kadini kurtarmaya kalktiklarinda, kadin kocasiyla bir olup bizim cocuklari kovalamisti. Avaz avaz da bagiriyormus, "benim kocam, sever de dover de" diye.
Onder,
Kisisel dusuncem, parmak bastigin ve elestirel oldugun konularda hakli olabilecegin ama "topa cok sert girdigin" yonunde...
-
2008-03-31 01:34:39 |Publisher| bulent

ben ce kadın erkek ılıskısı .toplumun baska katman ılıskılerın den ayrılamaz. bır hıyarsısı vardır.onemlı olan bu hıyarsının ustunde bulunanın dıyerıne baskı uygulaması sonucu dogan ılıskıler aydır.bu katmanlar arasın da bırının cozumlenmesı le duzelecek bır anlasma veya sozlesme olamaz .ben kendı adıma baskalarına tahukum uygulamayacagıma soz veremen. sadece bu tahakkum nasıl olusmus oldugunu gozlemler .basıt sıradan cozumler sadece benım ıcın gecerlı olur.bu yasam bıcımı benım ve benım elımde olmayan sekılde bıcımlenmıs oldugunu ıcın.bu davranıs bıcımının onaylanan davranıs seklı olmadıgını bılmem yeterlıdır.bunu dayatmadıgım zaman zıncır bır bakıma kırılmıs olur.su anda bızler zıncır nereden nasıl kırıla bılcegımıze ulasmalıyız. ezen ıle ezılen arasın dakı ılıskı ezılenle ezen arasın da olusur.ezen ezdıgı ıle bır ılıskı yasamak zorunda degıl.....
-
2008-03-31 01:40:15 |SAdministrator| onder

Sevgili Ayşe,
Yorumun benim şahsıma yönelik kişisel eleştiriler olduğu için tepki göstermedim kesinlikle ; kırılmamın sebebi türbanlı kadınlar için bu kadar anlayışlı olabilirken, senin tarafındaki insanlarda sadece eleştirecek şeyler bulmandır. Yazılanları aktif çaba göstererek anlamaya çalışıp ondan sonra yorumlamak varken, ne yazılmış olursa olsun doğrudan eleştirme yapmaya önbelirlenmiş bir zihinle yazmaya başlamana tepki gösteriyorum. Sende, spesifik bir konu olarak feminizmi geçelim cinselliği ve kadın-erkek ilişkisini uzaktan yakından ilgilendiren her konuyu ipotek altına alma, bu konuda tek sözü ancak kadınların söyleyebileceği şeklinde bir yaklaşım sezinliyorum. Bizden beklediğin sadece yazdıklarını onaylamak, "şok oldum, erkek olmaktan utanç duydum" gibi kısa replikler sadece. Ancak bu yapılırsa biz erkekler olarak feminizme destek vermiş oluruz. Sen entellektüel bir iletişim değil, hristiyan etiğine benzer bir şekilde karşındaki erkeklerden süreğen bir pişmanlık, sırf erkek olmakla işledikleri kötülüklerden dolayı süreğen bir suçluluk duymalarını, mutlak dinsel bir nedamet içinde yaşamalarını istiyorsun, hepsi o..Nasıl bir Hrıstiyan Hz.İsa'nın 2000 yıl önce çarmıha gerilmesinden suçluluk duyarsa (ama birey olarak aslında alakası yoktur ), İsa'nın kendisi için acı çektiğine inanırsa, sen de bizden bütün kadınların erkekler için kendilerini feda ettiğine inanmamızı ve bunu için doğrudan icracılar olmasak dahi suçluluk duymamızı bekliyorsun. Rusya'da aile içi şiddetin olması gibi bizim için son derece dolayımlı bir meseleden dolayı sorumlu hissetmemizi bekliyorsun..Ya da Kerbela'da Hz.Huseyin'i kurtarmaya gitmeyen Åžiilerin 1500 yıl pişmanlık duyması gibi biz de birey olarak bizimle doğrudan ilgisi olmayan şeylerden dolayı nedamet içinde olmalıyız. Bana senin iletişim adına beklediğin sadece bu gibi geliyor. Her iki cinsiyet için, her insan için koşulsuz özgür bir toplum değil de, entellektüel bir dinin esaslarına, son derece katı ahlaki kodlara göre bir toplum kurguluyorsun adeta. Mutlak olarak özgür bir toplumdan ziyade çileci, münzevi, sert bir oto-kontrole dayanan bir ters-ütopya etkisi bırakıyor bende. Her türlü kısıtlamayı kaldırmak yerine daha fazla kısıtlma koymaktan yanasın. Kısıtlamalara gerek doğuran dinamiklerin kendisiyle ilgili değilsin. Yasakla olsun bitsin. Pornoyu yasaklayarak ortadan kaldıramazsın, pornoya olan talebi ortadan kaldırarak gereksizleştirebilirsin ancak, ki bu da senin sandığından çok daha zor bir mücadeledir.
Senin yazın ve şu anki yorumun "ad hominem" mantık yürütmelerle dolu. Benim ele aldığım konuyla bağlantısı olmayan rakamlarla, argümanlarla dolu. Nasıl mı?
Åžu orjinal yazımı bir ele al, tek cümleyle özetle deseler, ne derdin benim bu yazımın "tezi" hakkında.? Kadınlar doğulu toplumlarda, günlük kamusal hayata batıda olduğundan çok daha az katılır ve bu durum da kadını nesneleştirmede ve başkalaştırmada etkili olur. Hepsi bu..Tek tez bu..Batı'da kadın ezilmiyor gibi bir iddia asla yok..
Ya insaf, bu yazıda bundan başka ne gibi bir tez var? Buyur bir ikincisini bul tartışalım..Eeh peki yanlış mı bu "tez"im? Bak karmaşıklaştırmaya değil basitleştirmeye çalışalım, farklılığı değil, ortak yönlerimizi bulalım..Yoksa işin içinden çıkılmaz. Åžimdi bu benim biricik "tez"im doğru mu yanlış mı? Lütfen evet ya da hayır. "Evet ama.." ya da "Hayır ama.." değil..Aması yok çünkü bu kısacık sıradan yazıda ben başka birşey kanıtlamaya çalışmadım..
Åžimdi lütfen, bunun neresinde, nasıl bir eleştiri noktası bulmayı başarabiliyorsun? Beni boşver. Kendini ve kısıtlı zamanını tek bir birey olarak beni ikna etmeye ayırman elbette saçma olur. Mücadelesini verdiğin hareket açısından düşün, böyesine, tez olmayı bırak bariz bir olgunun dile getirilmesini bile sorgulayacak düzeyde bir eleştirellikle kimleri ikna edebileceğini düşünüyorsun? Ya da bunları yazan ben değil de bir kadın olsaydı tepkin aynı mı olacaktı.?
Åžöyle ya da böyle bir sosyalist olarak sana son derece zıt bir ideolojinin insanları olarak türbanlılar için gösterdiğin empatinin binde birini az çok ortak bir toplumsal perspektife sahip olduğun insanlar için de gösterebildiğini düşünüyor musun? Ben pek göremiyorum, tek gördüğüm sırf kadın olduğu için ilkesel/teorik olarak savunulamayacak bir pozisyonu kadınlar adına savunabildiğin, dinsel bir dünya görüşünün sahibi insanlarda anlayış gösterilebilecek birşeyler bulabilirken, sırf erkek oldukları için teorik olarak daha yakınındaki insanlarda sadece eleştirilecek şeyler bulduğundur.
Senin istediğin erkekleri sınırsız eleştirebilmek. "Yani, sen egitimli ve sosyalist bir erkek oldugun icin cinsiyetcilik elestirilerinden muaf degilsin." derken de bu katıksız eleştirelliğini devam ettirebilmek ve erkeklerin her lafının altında cinsiyetçilik bulabilmek için aslında açık çek istiyorsun. Yani aslında "Biz cinsiyetci bir topluma dogduk ve cinsiyetci kulturle sekillendik/sekilleniyoruz." fikri, bir önceki cümlede yeralan sınırsız eleştiri hakkını elde edebilmek için bahane gibi daha çok..Eğer öyle olmasaydı benim “5000 yıllık uygarlık tarihinin yükünü biz mi taşıyacağız.? Ne yapayım insanlık böyle kurulmus†lafının da birebir aynı şeyi dile getirdiğini görürdün. Söyler misin ne fark var senin "Biz cinsiyetci bir topluma dogduk ve cinsiyetci kulturle sekillendik/sekilleniyoruz." lafınla benim saptamam arasında? Tam da senin dile getirdiğin şeyi ifade etmeye çalıştım ben de. Toplumun ta derinlerine inmiş kadim yapıları öyle ha diyerek, tribün radikalizmi ile kaldıramazsın. Bunun bir başka örneği de Sovyetlerde bir dönem dini elimine etme çabasıdır. İki asırlık sosyalizmin, insanın maymunluktan çıkıp insanlaştığı andan itibaren varolan din yapısını silmeye boyu yetmez. Bırak dindar insanların dinden vazgeçmesini, en materyalist insanlar olarak bizler bile yaşlandıkça bir din ihtiyacı duymaya başlıyoruz.
Hadi diyelim benim lafımın niyetini anlamakta yeteri kadar özen göstermedin Peki "sorunun buyuklugu, giriftligi ve kokunun eskilere dayanmasi bizi yildiracaksa, ne isimiz var burada, politik mucadelenin icinde?" sorusuna ne demeli? Åžimdi burda bana bir soru mu soruyorsun yoksa kafandaki 16-17 yaşındaki yeni yetme hayali bir delikanlıya düşünce silsilesindeki hatayı pedagojik bir uslupla göstermeye mi çalışıyorsun? Bu bariz sorunun benim aklıma gelmemesi mümkün mü? Bu gibi tartışmaları yıllardır yapan, eh az çok okuyan insanlar olarak tek düzlemde değil çok katmanlı olarak düşünmek lazım. Yani sadece o anda karşında duran yazıları değil, yazma sürecini ve yazanın bireysel tarihini, önceki yazdıklarını, yaşını, tecrübesini falan da hesaba katmak lazım. "Åžimdi böyle bir saptamadan sonra bu adam kendisine getirilecek ilk eleştirinin bu olacağını öngörmüştür, eeh bu adam hiçbirşey yapmayalım, dükkanı kapayıp gidelim de demiyor, solculuğu molculuğu külliyen bırakmış pekçoğuna kıyasla iyi kötü elinden geldiğince kollektif birşeyler yapmaya çalışıyor, hani liberal ya da sosyal-demokrat bir partıde de değil prestiji en düşük sosyalizm alanında tartışıyor, ha o zaman '5000 yıllık uygarlık tarihinin yükünü biz mi taşıyacağız.? Ne yapayım insanlık böyle kurulmus' derken mücadeleyi kökten bırakalım diyor olamaz. Öyleyse ne?"
İşte empatik iletişim bu soruyu sorabilmektir..Ha bunu yapacağız diye tek tek her insanı masaya yatırıp, söylediklerinden söylemediklerini de çıkarabileceğimiz duruma gelelim demiyorum..Pratik değil..Ama böylesine empatik bir iletişim için bir sürü zaman ayırmak gerekmiyor, sadece daha dikkatli ve farklılıkları yakalamaktansa, ortaklıkları bulmaya daha çok çaba gösteren bir okuma yapmak yeterli..Baştan, daha okumadan eleştirel bir formasyon oluşturulmazsa, yeterli olur..Eğer bunu yapabilmiş olsaydın benim o lafımın bütün vermeye çalıştığı mesajın tam da “arkadaslar, x konusunu oncelikli olarak ele alalim; y konusunu stratejik olarak erteleyelim†türünden bir gücünü hesap etmek çabası olduğunu anlardın.
Ben şunu diyorum;
İslamcı bir partinin yüzde 47, aşırı milliyetçi bir partinin yüzde 18 civarı, kendine sol diyen ulusalcı bir partinin yüzde 24, yani şu ya da bu rengi ile hepsi de otoriter, yasakçı, muhafazakar sağ partilerin yüzde 90'ların üzerinde oy aldığı, buna karşın iyi kötü evrensel bir sosyalizm bakışını savunan partilerin toplam birkaç yüzbin oy aldığı 2008'in Türkiye'sinde şu sitede gördüğün gibi bir şekilde biraraya gelmiş 3-5 sosyalist insan birlikte ne yapabilir? Benim sorunsalım ve menzilim ancak bu kadardır. Mevcut kollektif gücümüz ancak bu kadarına izin verir. Bunu aşan herşey benim için fantezidir. Ama ufkumuzun sadece bu kadarı ile sınırlı olduğu anlamına gelmez bu. Ne kadar ekmek o kadar köfte. Åžimdi şurda şu 3-5 kişi olarak bizim "bütün dünyada cinsiyetciliğin her görünümü mutlak şekilde kayıtsız kısıtlamasız hemen şimdi aşılmalıdır" demesinin ne gibi pratik bir anlamı vardır? Ya da birkaç yüz kişi ile tek yol devrim demenin? Ben 3-5 kişi iken, 5-10 olabilir miyiz diye bakarım. Birincil hedefim budur.
Aynı durum ÖDP için de geçerli ama maalesef onlar da güçlerinin muhasebesini iyi yapamayıp, büyük hedefler peşinde koşmaktan realize edilebilecek olanları ihmal ettiler. İki yüzbin oyla ülkenin ve dünyanın ekonomik altyapısını değiştirebilmeye yönelik politikalar icra etmeye çalıştılar, klasik devrim perspektifi birkaç yüzbün oyla icra edilemez. İktidar perspektifli politikalar, günlük hayat politikalarını gölgede bıraktı.
Benim alıntıladığın pasajımda anlatmak istediğim budur, yoksa mücadeleyi külliyen bırakalım değil.
Senin realize edilebilir, eldeki malzemenin muhasebesine göre tavır alan bir feminizmin değil, ütopik, köktenci ve koşulsuz bir erkek düşmanlığına dayanan feminizme eğilimli olduğunun ipucunu veren şu pasajına bakalım;
"Bu bilgilerin, tam bir zihinsel donusum yaratmasi, gundelik yasamimiza, tercihlerimize, duygularimiza, senin yanitinda “siradan gozlem†diye notrlestirip, reifiye ettigin dusuncelerimize yansimasi cok daha uzun bir surecte ve emekle gerceklesiyor"
Söyler misin benim yazımda doğuda kadınlar günlük hayattan dışlanmışlardır şeklindeki düşüncemin neresinde, bir cadı avına çıkmayı gerektirecek ve "sıradan gözlem diye reifiye edilmiş" gizli cinsiyetçi bir yaklaşım var? Burda feminist dedektiflik yapmayı gerektiren ne var? Hangi açılardan cinsiyetçi bir gözlemdir bu? Sen insanın hamurunu değiştirmeye, insan ırkını baştan yaratmaya soyunuyorsun adeta. O yüzden bu kadar bariz, bu kadar apaçık bir gözlemde dahi cinsiyetçiliğin izini bulmak gibi zor bir işi başarabiliyorsun. Oysa bu kadar analitik olmana gerek yok, benim satır aralarımda benim cinsiyetçiliğimi elinde büyüteçle Sharlock Holmes usulü aramana gerek yok. Sorsan kabul ederdim zaten. Sen yapmasan da ben kendi kendimi cinsiyetçi önyargılarımla yakalıyorum çok defa.
Ancak senin bu radikal eleştirelliğin nedeniyle, böyle her adımımız korkarak atacaksak, her kelimemizi kılı kırk yararak seçeceksek işimiz var demektir. Bu şekilde iletişime geçecek kimseyi bulamazsın..Åžu sitede bırakalım özenli yazıları, insanları çalakalem günlük deneyimlerini aktarmaya ikna edemiyoruz, öyle dört başı mamur, poltically correct, ince ince dokunmuş yazılar yazacak bütün ülkede 5 kişi bulabilir misin? Senin bu köktenci, mükemmeliyetçi yaklaşımın iletişimi bir ağ gibi yaymaya değil, marjinalleştirmeye, 3-5 kişi üzerine kapanmasına yarar sadece. Åžahsen benim sol politikada en haz etmediğim tavır, taviz vermez edalarla kendi elinle marjinal olmaktır, çocuksu bir romantizmle dar bir cemaat içinde kapanmaktır.
Åžahsen benim böyle yorucu bir etkileşimi kaldıracak enerjim yok..Eğer neyin sadece feministler tarafından ele alınabileceğini belirleyebilirsek ben seve seve o konulardan uzak dururum, zaten herhangi bir şekilde bana ilginç gelen bir alan değil..
Yalnız karşılığında da benim yazdığım herşeyin altında gizli hain cinsiyetciliğimin açığa çıkarılmaya çalışılmamasını isterim..Kollektif iletişim biraz taviz verme işidir de..
Kırk yaşında hala pedagojik bir yaklaşımın nesnesi olmak istemiyorum açıkcası..
Pedagojik yaklaşım deyince, son olarak sosyalistliğimi deklare etmemin gerekçesini açıklamak istiyorum; bu konu da kusura bakma ama karşındakini anlamak için ne kadar az çaba gösterdiğinin ve belli bazı şeylerin dile getirilmesinde kendi tavrının etkisini hesap etmeyişinin kanıtıdır. Ben sosyalistliğime iki yerde vurgu yaptım;
Birincisi şu:
"Karşında sosyalist oduğunu deklare etmiş, az çok okuyan,düşünen insanlar var, tipik anadolulu maço erkeği değil."
Bu senin didaktik, karşındakini aklı henüz yetmeye başlamış, dünyadan habersiz bir çocukmuş gibi ele alan pedagojik yaklaşımına bir tepkidir. Sen tartışmada muhattabın olan insanı karşılıklı entellektüel bir etkileşime girebileceğin dengin olan bir insan olarak değil, eğitilmesi, derin uhrevi bilgilerle aydınlatılması, içinde bulunduğu gafletten kurtarılması gereken yontulmamış bir kalas gibi ele alıyorsun. Ya da benim durumumda "bu adam bir mühendis kafası ancak formüllere basar, ancak pozitivist düşünebilir" diye varsayıyorsun herhalde. Sosyalist olmak en kötü durumda bile senin akademik, ince detaylarmış gibi sunduğun bariz verilerden haberdar olmak anlamına gelir. Çünkü en cahil sosyalist bile gazete başlıklarını okur. Kadının ezilmesine yönelik verdiğin verilerden haberdar olmak için de sosyalist medya bile olması gerekmiyor, Hürriyet falan gibi gazeteleri bile okumak yeterlidir. Senin karşında cahili cuhela varmış gibi aktardığın verilere bir tepkidir bu. Asla Mehmet'in varsaydığı gibi, bir kimliğin ardına sığınıp, eleştirilerden muaf olma çabası da değildir. Zira yine alim olmaya gerek yok, sadece kadının ezilmesi konusunda değil, en temel sosyalist tavırlar açısından da sosyalistim demenin sosyalistliği içselleştirmek anlamına gelmediğini "bilmek" için, en temel zihinsel yeteneklere sahip olmak yeterlidir. Çevremiz sosyalistim deyip işçi sömüren, sosyalistim deyip her türlü kollektif çabayı iki yüzlülükle küçümseyen vs. insanlarla dolu. Elbette ki ben de salt sosyalist olmanın insanı her konuda kusursuz davranmasını sağlamaya yetmediğinin farkındayım, lakin çocuk gibi eğitilmeleri gerektiğine de inanmam. Ama senin tavrın bu; eğitmek, aydınlatmak, gerçekleri görmelerini sağlamak.
İkinci defa kullandığım yer de şu;
"Biz sosyalistiz, batı uygarlığını en ideal toplum tarzı olarak görmeyiz. Kapitalizmi, dolayısıyla batı uygarlığını aşmak sosyalistlerin asli hedefidir. Ama bizimkisi gibi hala arkaik baskıcı, despotik geleneklerin hüküm sürdüğü ülkelerde, batı modeli hala ileri bir aşamadır."
Bu da senin konuyu batıdaki cinsiyetçiliğe yöneltmene verilmiş bir yanıtdır. "Kadın doğuda daha fazla ezilir ama bu batıda ideal bir durum yaşandığı anlamına da gelmez" demek içindi..Sosyalistlerin ufku batı liberalizmi ile sınırlı değildir, cinsiyetçilik bağlamında da sosyalistlerin ufku kadınlara kimi medeni haklar vermekle sınırlı değildir..Anlatılmaya çalışılan buydu, senin sandığın gibi sosyalist olmakla içinde yetiştiğimiz cinsiyetçi kültürden bağışık olduğumuz değil. Eğer öyle olsaydı, aynı yazı içinde aynı zamanda şu ifadeleri kullanır mıydım?;
"Anlayışlı olmaya çalışmak lazım. Sonuçta kendi kendini eğitmeye, kendi kendine aydınlanmaya çalışan insanlarız. Ve hepsinden önemlisi de bütün çabamıza rağmen sonuçta bu toprakların ve bu kültürün çocuklarıyız. Kimseden peygamber saflığı ya da filozof tutarlılığı beklenemez. Merkepten safkan yarış atı olmaz"
Sosylist olmakla otomatik olarak en yüksek bilinç düzeyine ulaştığımı düşünüyor idiysem, Nirvana'ya erdiğime inanıyorduysam kendimi niye "merkep"e benzettim?
Oto kontrolümü kaybetmeme yolaçan, insanların benden farklı düşünmeleri değildir, karşısındaki anlamak için başka alanlarda kullandığı çabanın çok daha azını bile göstermemeliridir.
O yüzden tartışmasız bariz bir olguya dayanan bir gözlem bile böyle tartışma konusu olabiliyor..Nerden çıktı bu kadar sayfalar dolusu yazı? Neymiş efendim doğuda kadınlar batıya kıyasla çok daha fazla ezilir, günlük hayattan dışlanmışlardır demişim. Olayın bütün özeti bu..Günlerdir tartıştığımız konu bu. Åžaka gibi resmen, inanmak istemiyorum ama bu ülkenin gerçeği bu işte. Bu saptamayı ben değil de ne bilim Ece Temelkuran, Perihan Mağden vs ünlü biri (tercihan kadın ) dile getirmiş olsaydı kimsenin dikkatini bile çekmez, malumu ilan etmiş işte diye geçilir giderdi. Ama işte bunu "dostlar" arasında kendiniz dile getirdiğiniz zaman yanlış olmak zorundasınız, siz dile getirdiğiniz için mutlaka yanlış bir tarafı vardır. Bu ülkenin "sol" kültürü bu işte.
Denemesi bedava; herhangi ünlü biri tarafından dile getirilmiş düşünceyi kendi fikriniz olarak dile getirin ve tepkilere bakın. Sonra orjinal yazıyı yollayın ve ona gelen tepkilere bakın..
Burdan da ilginç bir başlık çıkar. Bu toplum cinsiyetçi olduğu kadar otorite hayranıdır da aynı zamanda. Hatta sosyalistler arasındaki gizli otorite tapınımı, gizli cinsiyetçilikten çok daha fazladır.
İddia ediyorum benim yazıma birebir bir kadın yazar imza atmış olsaydı asla ve asla bu kadar uzun bir tartışma ortaya çkmazdı. Bundan adım gibi eminim. Erkeğiz ya, mutlaka cinsiyetçi birşeyler vardır.
-
2008-03-28 16:04:30 |Administrator| AliOsman

Sıkıcı bir Almaya seyahatinden sonra, pasaport kontrolünden çıkmış, valizlerin olduğu bölüme doğru ilerlerken iki Polisin konuşmalarına şahit oldum. Biri diğerine bir yeri tarif ediyor :
1. Polis : Åžimdi dosdoğru gideceksin, sağa dönünce bir bina çıkacak, gördün mü binayı?
2. Polis :Gördüm Abi
1. Polis : Gir binaya, girdin mi ?
2. Polis : Girdim abi
1. Polis : En son koridordan sağa dön, döndün mü ?
2. Polis : Döndüm abi
1. Polis : Soldan 3. kapı, anladın mı ?
2. Anladım abi
Bu durum benim için resmen Hoşgeldin Partisi gibi olmuştu. Birden canım memleketim olmuştum.
-
2008-03-30 15:24:54 |Unregistered| mehmet polat
Önder Ayşe’ye verdiğin yanıtı okudum ve haksızlık ettiğini düşündüm: Sanıyorum feminizmi,özellikle “doğulu/kadın/sosyalist†bireylerin takıntısı gibi algılıyorsun. Bence feminizmle ilgili birkaç temel bilgiye sahip olman ve bu konuları ondan sonra tartışmanda yarar var. Küresel ölçekte etkili bir hareket ve pek çok kuramcısı bulunuyor.
Çünkü şu kullandığın dil ve verdiğin örnekler, benim de pek çok kez bu tür tartışmalarda şahit olduğum “sosyalist ama kadın sorunu hakkında bilgisiz†insanların ifadelerine benziyor. Tıpkı 70’lerde bizim sosyalizmin genel ifade edilişi üzerinden fikir yürüterek yaptığımız tartışmalar gibi. Ayşegül Devecioğlu’nun yazısını bu yüzden “sosyalist/Türk/erkekâ€ler için oldukça aydınlatıcı bulduğumu, bir kez daha belirtiyorum.
Ayrıca bazı temel konuları atladığını düşünüyorum. Görebildiklerimden bazıları şunlar:
-“Bizlerin erkeklik gibi kendi seçmediğimiz bir kimlik yüzünden…†demişsin. Hatırlarsan, “tarihi insanların yaptığı ama kendi seçtikleri koşullarda yapmadığı†fikri Marks’ın temel önermelerinden biridir. Yani dünyanın değiştirilmesi eski bir eşyanın atılıp yenisinin konulması kadar kolay olsaydı, çoktan değiştirirdik.
- “..gerici kimlikleri dahi toplumun ilerici unsurlarına karşı savunmak…†derken, post modern dönemin öne çıkan özelliklerinden birinin, bireyin çok kimlikli hale gelerek toplumsal ve bireysel düzlemde çok eksenli parçalanma yaşamak olduğunu unutmuş görünüyorsun. Gericilik senin de bildiğin gibi tarihsel bir kategori. Toplumda ilerletici rol oynayan iki olgu var: Biri ezilen sınıfların ezen sınıf iktidarını, ikincisi üretici güçlerin üretim ilişkilerini zorlaması. Konuyu uzatmadan belirtip geçiyorum: Bu “ilerleme-geriletme†ikilemi ekonomi/politika/ideoloji bütünlüğü içinde yaşanırken, durumu parçalardan birine bağlı kalarak açıklayamıyoruz. Bu nedenle Engels’in deyimiyle (hatırladığım kadarıyla aktarıyorum) “toplumda belirleyici olan tek şey, toplumun kendini yeniden üretişidir†Erkek egemenliği bir olgudur, kadınlar ezilen konumundadır. Yaşadığımız dönemde bu ezilmişlik küresel ölçekte yeniden üretilirken; Afganistan’da burka, ABD’de porno ticareti, Türkiye’de namus cinayeti, İngiltere’de tecavüz, Suudi Arabistan’da kadının araba kullanamayışı arasındaki bağlantıları küresel kapitalizm zaten kuruyor. Bu yüzden yaşanan anda erkekten bağımsızlaşmayı getirici ama uzun vadede erkek egemenliğini yeniden üretici bir harekete karşı, modernleşme döneminde olduğu gibi an’ı bir yana bırakıp yalnızca uzun vade üzerine düşünemiyor ve eyleyemiyoruz. Örneğin şu anda ABD’de tüm yönetim kademelerinde, mülk edinmede, karar vericilikte bir anda kadınlar tek egemen duruma gelseler; elbette kapitalizmin artıdeğere el koyuşu değişmez. Ama şunu düşünüyor musun; eğer böyle bir değişim bir anda gerçekleşmiş olsa; küresel kapitalizmi ayakta tutan ve tarihte tüm ezen sınıf iktidarlarının deneyiminden güç alan ne kadar iktidar varsa yerle bir olur. Ondan sonra artıdeğere el koymak için ne Türkiye’de, ne Afganistan, Arabistan vs.de egemenlik dikiş tutmaz. (Tabi böyle bir değişimi savunan ve erkekleri hayattan tamamen dışlayan feministler de var. Tıpkı bin çeşit sosyalist olduğu gibi, onlar da kadın hareketinin yalnızca bir çeşidini oluşturuyorlar. En iyisi eleştirdiğin şeyi bir parça öğrenmek.)
-“ Biz sosyalistiz, batı uygarlığını en ideal toplum tarzı olarak görmeyiz†diyorsun.Yukarıda her birimizin çok kimlikli olmasından bahsedişim bu konuyla da ilgili. “Sosyalist†olmamız yalnızca bir dünya görüşünü tercih edişimizin ifadesi. Sosyalizmin kendi içinde bir tarihinin olması, bireysel olarak bu dünya görüşünü tercih ettiğimiz zaman otomatik olarak bu tarihi de içselleştirdiğimiz anlamına gelmiyor. Yoksa kabile döneminde düşmanının kalbini vs. yiyerek onun cesaretini kazandığını sananlar gibi düşünmüş oluruz. Doğrusu, sosyalist/beyaz/Türk/erkek/şişman/zayıf/sigara içen/aydın/köylü/vs…oluşumuz. Seçtiğimiz ya da seçmediğimiz bu özelliklerimiz, farklı durumlarda bir kimliktir. Ama örneğin, sigara içiyorum diye sigara içilmeyen bir kompartımanda seyahat ederken, “ee, ne yapalım, benim kimliğim bu, dumanına katlanın†demiyoruz. Böyle bir kısıtlamayı çok olağan karşılıyoruz. Ama nedense sosyalist bir erkek olmaktan kaynaklanan kısıtlama/eleştiri benzeri argümanları “biz bildiğiniz erkeklerden değiliz†misali karşılık vermeye fazlasıyla eğilimliyiz. Sence neden? Kadınların sosyalizm ve sınıf mücadelesi yerine “takıntılı†konularla uğraşmasından mı? Bu bir Kürdün hangi sınıf/inanç grubu/cinsiyetten olursa olsun; kendi dilini konuşurken bile kısıtlanmasına karşı harekete geçmesi üzerine; “kardeşim bırak bu milliyetçi işleri, gel bizi destekle. Biz zaten senin istediklerini veririz†demeye benziyor. Böyle diyen birinin bunu gerçekten sosyalist olduğundan mı, yoksa ezen ulus milliyetçiliğinden mi söylediğini nereden bileceğiz? Noterde sözleşme mi yapacağız? O bakımdan, sosyalist olsak da gece kaldırımda yalnız başına yürüyen bir kadının arkasından yürüdüğümüzde, korktuğunu aklımızdan çıkartmıyoruz. Sosyalist bile olsak, bulunduğumuz yerlerdeki iktidar organlarında kadınlarla eşit sayıda olmaya çalışıyoruz. Buna benzer şeyleri yapmak için de kadınların yerine düşünmüyor, onların -doğru ya da yanlış- kendi deneyimlerini geliştirmeleri için alan açıyoruz. Kadınlara feminizm dersi vermeye kalkışmak bir yana, sosyalizm dersi de vermiyoruz.
Diğer pek çok örneğinde, bizim gibi ülkelerde kadınların içinde bulunduğu durumu kapitalizm öncesi kültürlerin kalıntısı gibi gördüğünü düşünüyorum. Lenin’in basit ama her zaman geçerli önermesini hatırlatayım: “Emperyalizm dönemine girdikten sonra kapitalizmin ilerici rolü sona ermiştir.†Krizinin derinleştiği bugünlerde bu önerme daha da geçerli. Kapitalizm sermayenin küresel ölçekte kesintisiz akışını sağlayabilmek için, yararlanabileceği her şeyi kullanıyor. Bunun için bir yerde gerici bir özelliği yok etmesi gerekiyorsa yok ediyor. Yaşatması gerekiyorsa, o gerici özelliğin rüyalarında bile göremeyeceği şaşaalı bir döneme girmesini sağlıyor. Bizim gibi ülkelerde solun sık sık “iki arada bir derede†kalışının nedenlerinden biri de bu değil mi? Yani ortada bir kalıntı filan yok. Hepsi küresel kapitalizmin içinde bir role sahip olan sayısız eski dönem özelliğiyle birlikte yaşıyoruz. Tıpkı zaman/mekân kavramından arınmış, post modern kültür örneği filmlerdeki gibi…
-
2008-03-30 22:51:30 |Unregistered| Ayse S
Selam Onder,
Yorumumun seni kirmis ve kizdirmis oldugunu goruyorum. Boyle olmasina uzuldum. Ancak yorumumda senin yazinda ortaya koydugun argumanlari elestirdim, sahsini degil. Yazilarimiza getirilen elestirileri bu kadar kisisel alacaksak nasil tartisacagiz?
Kirginligin ve kizginligindan olsa gerek, yanitinda bazi yerlerde cok sert ve yargilayici ifadeler kullanmissin. Buna canim sikilmis olsa da ustunde durmak istemiyorum. Sadece bir iki seyi vurgulayayim.
Yazinin ilk bolumunde, “ben sosyalist bir erkegim, az cok okuyup yaziyorum, bana niye bunlari soyluyorsun?†mealinde bir seyler diyorsun. Maalesef bir erkegin okumus yazmis ve hatta sosyalist oldugunu ilan etmis olmasi, onun otomatikman kendisini cinsiyetcilikten arindirdigi anlamina gelmiyor. Bunun yuzlerce ornegi var. Siteye en son ekledigim, Aysegul Devecioglu’nun “Esitlik Vaadi Goz Boyamadan Ibaret Degilse†baslikli yazisinda da bu konu ayrintili olarak isleniyor.
Yani, sen egitimli ve sosyalist bir erkek oldugun icin cinsiyetcilik elestirilerinden muaf degilsin. Hatta birak seni, bir feminist olarak ben bile degilim. Biz cinsiyetci bir topluma dogduk ve cinsiyetci kulturle sekillendik/sekilleniyoruz. Entelektuel olarak bir seyleri “bilmek†sadece ilk asama. Bu bilgilerin, tam bir zihinsel donusum yaratmasi, gundelik yasamimiza, tercihlerimize, duygularimiza, senin yanitinda “siradan gozlem†diye notrlestirip, reifiye ettigin dusuncelerimize yansimasi cok daha uzun bir surecte ve emekle gerceklesiyor. (Bu boyle diye, kendimizde ve bireysel hayatlarimizda cinsiyetcilikle mucadele etmeyecek degiliz. Aksine mucadelenin onemli bir kismi burada olmali. Cunku bizim yasam pratiklerimiz cinsiyetciligi yeniden uretiyor.) Ozetle, sen sosyalistsin ve biz de seninle sinif mucadelesinde ortaklasiyoruz diye belli bir konudaki cinsiyetci bakis acini ve tutumunu gormezden gelecegim anlamina gelmiyor bu. (Aslinda, ben yorumumda seni cinsiyetcilikle de suclamamistim. Yazina temel aldigin bir onermenin yanlisligini ortaya koyup oradan daha genel bir analiz sunmustum.)
Bu arada, benim feminizmim, sik sik soyledigin gibi “radikalâ€, “realize edilebilir politik hedefler†icermeyen bir politik mevzi falan degil. (Hos boyle olsa ne olur, komunizm/sosyalizm bugunden yarina realize edilebilir bir politik hedef mi sanki?) Ayrica soylediklerim yeni de degil zaten. Feminizmin pornografi ve seks endustrisi elestirisinin, kadina yonelik siddet kavramsallastirmasinin gecmisi 1970lere dayaniyor.
Ayrica senin dedigin gibi, “5000 yıllık uygarlık tarihinin yükünü biz mi taşıyacağız.? Ne yapayım insanlık böyle kurulmus†diyeceksek; sorunun buyuklugu, giriftligi ve kokunun eskilere dayanmasi bizi yildiracaksa, ne isimiz var burada, politik mucadelenin icinde? Kadin-erkek iliskilerindeki iktidar ve somuru cok eski de, erkekler arasindaki yeni mi? Niye sinif mucadelesi derdimiz? Bu dedigin, ben universitedeyken cevredeki amca-teyzelerin “birakin isci hakki, ezilme, somuru vb. islerini. Boyle gelmis boyle gider. Bazi insanlar zengin dogar, bazilari fakir, insanlik boyle kurulmus†demesini hatirlatiyor.
Ustelik su da var: Eger sen feminist hareketin icinde olsaydin ve “arkadaslar, x konusunu oncelikli olarak ele alalim; y konusunu stratejik olarak erteleyelim†falan diyor olsaydin yine biraz daha anlasilir olurdu tutumun. Sen, kadina yonelik siddet ve cinsiyet ayrimciligi temel mucadele alanlarindan biri olmayan bir erkek olarak, senin de – ister bilincli, ister bilincsiz olarak – yararlandigin bir ayricalik/hiyerarsi sistemiyle mucadelede, bana disaridan, oncelik dayatip, “sununla mucadele et, bunla etme, bu degismez†falan diyorsun. Bir tuhaflik yok mu bunda?
Yanitinda yaptigin Ukrayna-Afganistan-Suudi Arabistan-ABD vb. kiyaslamalari uzerinden kadina yonelik siddetin ve cinsiyetciligin farklı toplumlarda farkli bicimlerini daha sonra ayrintili olarak – baska bir yazida ya da forumda – tartisiriz.
Selamlar
-
2008-03-30 23:24:36 |SAdministrator| onder

Mehmet Hocam,
Benim son derece sıradan kişisel bir gözleme dayanan, bir analiz/inceleme/araştırma yazısı olmaktan olabildiğince uzak, anı/deneme/gözlem türünde yazılmış bir yazım sonrasında tartışmanın bu noktaya gelmiş olması bile ortada son derece ters birşeylerin olduğunun kanıtı değil mi?. Bu yeterince empati göstermediğimizi, her söylenenin altında eleştirilecek birşeyler arandığını göstermez mi? Eleştiriye tahammül edememek değil bu bence; kendin de emin olmadığın, uzmanlık gerektiren ya da en azından biraz okumuş olmayı gerektiren bir konuda yazsan, zaten en başta kendin eleştiri, karşı görüş beklersin. Ama kişinin kendi yaşamından çıkarak yaptığı bireysel gözlemler bile uzun tartışma konusu haline getirilirse, solun tipik hastalığını yinelemekten öteye gidilmez. Eleştirmek istedikten ve yeterince zorladıktan sonra, "Bugün de hava çok sıcak" gibi bir gözlemde bile eleştirilecek birşeyler bulunur, bunun adı da tartışma olur. Da ne işe yarar bilemiyorum.
İki dakikada okunup geçilip gidilecek bir yazıydı benimkisi, teorik bir analiz değil. Eeh öyleyse niye yazdım? Gerçekten yıllardır aklıma gelen ve her defasında melankolik olmama neden olan bir gözleme dayanır. Bu ülkede kadın ve erkek nerdeyse kalın duvarlarla birbirinden ayrılmış kopuk toplumsal alanlarda yaşar. Eğer geniş bir ailen ya da çevren, veya insanlarla muhattap olmanı sağlayan, halkla ilişkiler, insan kaynakları, finans, eğitim vs gibi meslek alanlarında çalışmıyorsan çevrende kadınların bulunması imkansıza yakındır. Günlük hayat içerisindeki sıradan pratiklerinde de nerdeyse imkansızdır; Bir bara, cafeye vs oturduğunda yani günlük spontan aktivitelerin içinde de doğal karşılaşmlar yaşamak kolay değildir. Yanlış anlaşılmasın, yine ısrarla vurgu yapmak ihtiyacı duyuyorum, bunu tek gecelik ilişkiler yaşamak kolay olsun diye talp etmek için söylemiyorum, tam anlamıyla genel ve bütünsel kültürel bir varoluş olarak eleştiriyorum.Toplumda cinsiyetçiliğin olmasının en öemli nedeni olarak da sunmuyorum.
Gittikçe vahşileşen küresel kapitalizm heryerde sadece cinsler arası insani yakınlaşmayı değil, genel olarak bireylerin toplumsal ilişkiler içinde biraraya gelmesini de zorlaştırmıştır (ya da kolaylaştırmıştır ama boşlaştırmıştır). Ancak, kadın ve erkeğin yalnızca aile kurumu içinde biraraya gelmesi,kadının toplumsal hayattan tamamiyle dışlanması sadece doğuya has bir durumdur. Benim beynimim biyo-kimyasal yapısını ameliyatla, ilaçla falan değiştirmedikten sonra, yağlı kazığa da oturtsan aksine inandıramazsın.
Benim bu sıradan gözlemime, "batıda da kadınlar eziliyor" demek dam üstünde saksağan bir yaklaşımdır.
Post-modern toplumlarda kimlik siyasetlerinin öne çıkması, toplumsal faillerin çok parçalı olması, elbette benim kabul ettiğim gerçeklerdir. Ama bu her "kimliğin" toplumsal mücadeleler açısından bir anlamı olduğu anlamına gelmez. Çemişkezekli olmak bir kimliktir ve ülkenin şu anda için bulunduğu hazin durumda solcu olmaktan çok daha etkili bir kimliktir, solculuktan çok daha fazla insanı ortak birşeyler üretmek için mobilize eder. Ama bu durum Çemişkezekli olmayı ve bunun etrafında bir takım kollektif etkinlikler yapmayı, sistem karşıtı mücadele perspektifinden anlamlı hale getirmez.
Ben post-modern durumu bir realite olarak kabul ederim; ama post-modernist değilimdir. Herşeyin göreceleştirilmesine, her marjinal kimliğin toplumsal fail olarak kavranmasına ve hele hele "ilericilik", "gericilik" gibi nosyonların relativize edilmesine de son derece karşıyım. Evet toplumsal failler artık birden fazladır; ama bunları bazıları ilericidir, bazıları gerici. Ha elbette kimin ilerici kimin gerici olduğunu saptamanın anahtarı da bir takım ayrıcalıklıların elinde olamaz. Toplumsal süreçt içinde anlaşılır.
Kadınların bir anda erkeklerin yerini almasıyla bütün iktidar yapılarının çökeceğine özür dilerim ama hiç inanamıyorum. Çok materyalist bir yaklaşım gibi gelmedi bana. Kadınların iktidarda olduğu durumlarda emekçiler açısından hiç de olumlu gelişmeler olmadığı açık. İnsanlık tarihinin en gerici, en emek düşmanı liderlerinden birinin, Thatcher'in ,ya da bizden Çiller'in, ya da Filipinler'in şimdiki başbakanı Arrayo'nun performansları ortada. Keza Indra Gandhi'nin Sih'leri ezen politikaları, Nikaragua'yı sosyalist çizgiden alıp tekrar amerikaya bağlayan kadının..İktidar olup da insalığın geneli adına iyi şeyler yapmış bir kadını daha göremedik.
Ayrıca şirketlerde sistemin mantığını en vahşi şekilde üreten bölümleri olan "İnsan Kaynakları" nerdeyse tamamen kadınlardan oluşur; bu durum nerdeyse artık endstri standardı haline gelmiştir. Kapitalizmin matığına aykırı kişisel bir yapın var mı, rekabetçi misin, başkalarını gerektiğinde ezebilir misin gibi şeyleri anlamak için insanları teste alan hep kadınlardır. Ayrıca silah sektöründen sonra en büyük paraların döndüğü sektörlerden biri kozmetiktir. Burda aldığım bir "Marketing" dersinde, ABD'de pazarının tamamında bütün alışverişlerin 80%'i tetikleyenlerin kadınlar olduğu anlatılmıştı.
Eeh şimdi bu tikel örneklerden yola çıkıp kadınlar iktidar yanlısıdır, tüketim kültürünü benimsemişlerdir diye bir genelleme mi yapayım? Bu ne kadar yersiz olursa, kadınların erkeklerin yerini almasının daha güzel bir dünya yaratacağını iddia etmek de o denli temelsizdir, ve kanımca Marksist materyalist dünya görüşüyle hiç bağdaşmıyor.
Toplumsal dinamikleri cinsiyetlere göre yorumlamak bana hiç materyalist bir yaklaşım gibi gelmiyor doğrusu..
Sosyalist olma kimliğimi sigara içme "kimliğiyle" nasıl eşitleyebildin bilmiyorum ama bana aşırı bir zorlama gibi geldi? "Sigara içen kimliğimin" bir gereği olarak kitap okuyup aydınlanmaya çalışmıyorum, ya da diğer sigara içen "yoldaşlarla" sigara içenler olarak kollektif birşeyler kotarmaya çalışmıyorum. Ve tabii ki rahatsız olanların bulunduğu ortamda sigara da içmiyorum..Sigara içenler diye bir kimlik tanımlamak zaten son derece yersiz. Post-modern kafa karışıklığının bir örneği bence.
Sosyalizmin tarihini içselleştirmek konusunda ise bireysel olarak vicdanım rahat. Sosyalizmin amacı aslında yalın birşeydir; toplumdaki özel mülkiyetin ve onun doğurduğu iktidar ilişkişlerini elimine etmek; bunu karmaşıklaştıran post-modernizmdir.
O bağlam içinde sosyalistliğimi deklare ederken sadece, doğuya karşı batıyı savunurken, en son hedefimiz olarak batıyı görmediğime vurgu yapmaktı..İsteyen arkadaşlarla tartışırız; batılılaşmak sosyalist teorinin zorunlu olarak içerilen aşamalarından biridir. Kültürel anlamda değil tabii ki kastettiğim; kapitalizm batıdan çıktığına göre, kapitalizmin sosyalizme varacak şekilde "sağlıklı" gelişmesini, her ortama göre mutasyon geçiren virütik yapısına karşı çıkıp evrensel standartlara göre gelişmesini istemek sosyalist bir taleptir.
Åžöyle demişssin;
"Ama nedense sosyalist bir erkek olmaktan kaynaklanan kısıtlama/eleştiri benzeri argümanları “biz bildiğiniz erkeklerden değiliz†misali karşılık vermeye fazlasıyla eğilimliyiz. Sence neden? Kadınların sosyalizm ve sınıf mücadelesi yerine “takıntılı†konularla uğraşmasından mı? Bu bir Kürdün hangi sınıf/inanç grubu/cinsiyetten olursa olsun; kendi dilini konuşurken bile kısıtlanmasına karşı harekete geçmesi üzerine; “kardeşim bırak bu milliyetçi işleri, gel bizi destekle"
Kesinlikle benim niyetim ve yaklaşımım bu değildir. Tam da aksine Ayşe'nin batıdaki kadın ezilmesi konusundaki söylediklerine katıldığımı belirtmek için dile getirdim. Evet doğru batıda "bile" hala cinsiyetçilik var ama bu zaten bizim ufkumuzun sınırı değil ki..Derdim buydu..Yani tipik bir şekilde geri kalmış doğuya karşı batıyı öne çıkarmak değil..Bunu yapanlara Atatürkçü aydınlanmacılar diyoruz..Herhalde benim neyin kemalizm neyin sosyalizm olduğunun ayrımında olmadığım söylenemez.
Ben feministlerin hangi takıntılı konularla uğraştıklarını dert etmiyorum; itirazım onların ilgi alanlarının ne olduğu değil. Ben kendi perspektiferini, "takıntılarını" bana dayatmalarına, söylediğim her lafın altında bir cinsiyetçilik aranmasına itiraz ediyorum. Burda da olan odur. Feminizm nedir, ne olmalıdır gibi sorularla alakası olmayan, kadının günlük hayata tam olarak katılamaması ile ilgili bir gözlem yapıyorum, ki yerçekiminin varlığı gibi her canlının birebir yaşayıp hissetiği türden bir "olgu"dur, bunu bile dile getirince, "Ah işte senin de en tipik maço erkeklerden farkın yok, keraneler olmalı ki erkekler nefislerini hayat kadınlarında söndürsün" yaklaşımı ile suçlanıyorum..Buna artık el insaf denir, bu son derece saldırgan bir usluptur. Böyle bir feminizmi tatmin etmek asla mümkün değildir, ne söylersen söyle altında bir çapanoğlu bulacaktır, başka bir bağlamda karşı çıkılmış şeyin bu sefer tam zıttı da da dile getirilse eleştirilecek birşey gene bulunacaktır; çünkü bu yaklaşım daha işin başında karşı çıkmaya şartlanmıştır. Bir erkek olarak görüş bildiriyor olman, eleştirmek için yeter koşuldur. Karşısındaki her erkeği, eğitilmesi, aydınlatılması, yontulması gereken bir kalas olarak gören feminizmin anlayış gösterme gibi bir çabası da olamaz. Kimse kusura bakmasın ama kendime yontulması gereken kalas rolü veremem, ya da eğitilmesi gereken bir yeni yetme.
Bütün yazında tek katıldığım pasaj son pargrafın..Ama küçük bir düzeltemeyle;
"Diğer pek çok örneğinde, bizim gibi ülkelerde kadınların içinde bulunduğu durumu kapitalizm öncesi kültürlerin kalıntısı gibi gördüğünü düşünüyorum."
Bunu tek neden olarak görmüyorum..Fark burda. Kapitalizm öncesi kültürün kalıntıları doğuda kadının sömürülmesini ikiye katlıyor diyorum..Kadın heryerde ezilen cinstir, ama kapitalist öncesi kültürün etkilerinden dolayı doğuda insan yerine bile konmaz.
Ardından söylediklerin ise yüzde yüz doğru bence..Kapitalizm amip gibidir, her koşula uyar, her şekle girer. Åžimdi de ılımlı islam perspektifi adıyla, türbanı, ve bilumum gerici unsurları destekliyor. Kapitalizm Suudi Arabistan'da çok da güzel yaşıyor. Kadın sorunu falan hiç umrunda değil. Kadınların türban takmasından da hiç rahatsız olmaz.
-
2008-03-28 09:44:08 |Administrator| AliOsman

İşimden dolayı sık sayılabilecek bir sayıda yurtdışına çıkıyorum. Fakat Türkiye'ye geliş, ben de diğer arkadaşların yaşadıkları şiddette bir karabasan psikolojisi oluşturmuyor. Hatta hemen her seferinde özlemle geliyorum. Hadi itiraf edeyim : 1 Haftalık bir ayrılıktan sonra 'Trafiğini bile özlemişim bee' dediğim bile oldu. Açık söyle doktor, ben mazoist miyim ? :-))
-
2008-03-28 11:29:50 |SAdministrator| Murat
-
2008-03-28 02:34:19 |SAdministrator| onder

Ayşe,
Bu yazını yazmadan önce, kimleri muhattab aldığını sordun mu kendine; kimlere karşı neyi ispat etmeye çalışacağım sorusu aklına geldi mi? Ya da benim yazdıklarımın, az çok tanıdığın kişiliğimle, az çok haberdar olduğun dünya görüşümle birleştirdiğinde, "keraneler olmalı ki vatandaş nefsini, hayat kadınlarında söndürsün ve böylece iffetli karılarımıza, kızlarımıza sarkıntılık yapmazlar" şeklindeki en iğrenç muhafazakar ikiyüzlülükle aynı kefeye konamayacağı aklının ucundan şöyle bir dahi olsun geçmedi mi? Salt erkek olduğumuz için bu kadar yoğun bir aşağılamayı hak ediyor muyuz? Karşında sosyalist oduğunu deklare etmiş, az çok okuyan,düşünen insanlar var, tipik anadolulu maço erkeği değil. Bizlerin erkeklik gibi kendi seçmediğimiz bir kimlik yüzünden aslında ne kadar iğrenç, iki yüzlü yaratıklar olduğumuzu, yazdığımız herşeyin arkasında mutlaka gizli cinsiyetçilik bulunduğunu kanıtlamak sana ve hareketine ne kazandıracak.? Yazına şöyle bir baktığında, karşındakinin en sıradan görüşlerinde dahi erkek egemen zihniyetin rafine de edilmiş olsa bir versiyonu bulunduğunu kanıtlama çabasının didaktik tonunu görmüyor musun? Bütün sınıfları, bütün kimlikleri,bütün kültürleri çapraz kesen homojen ve evrensel bir erkek kategorisi tanımlayıp, bütün mücadeleni ona göre yönlendirmen, sırf kadın olduğu için gerici kimlikleri dahi toplumun ilerici unsurlarına karşı savunmak gibi bir sonuç çıkarmaz mı? Sen toplumdaki cinsiyetçiliğe duyduğun hınçla, adeta bütün temel toplumsal çatışma dinamiklerini önemsizleştiriyor, seçim yapman gerektiğini sandığında -ki gerekmiyor- sınıf mücadelesi gibi sosyalistliğin temel bileşenini dahi cinsiyet ayrımcılığı ile mücadeleye kurban ediyorsun. Gelelim yazdıklarına;
Ben son derece sıradan bir gözlem yaptım; Türkiye gibi ülkelerde kadının ezilmesi baskı kültürü yüzünden çift katlı yaşanır dedim; Senin agıladığın gibi Batı'da cinsiyet ayrımcılığı yoktur, kadına orada hiçbir cinsel tacizde bulunulmaz demedim. Bunun dendiğini iddia etmenin benim zihinsel kapasiteme bir haksızlık olacağı görülmüyor mu? Üstelik yazımda da belirttim, işte buyur;
"zira kadına yönelik tacizin, farklı ülkelerde farklı görünümler altında heryerde olduğunu bilsem de, doğulu ve resmi olarak muhafazakar toplumlarda çok daha yaygın olduğuna inanmaktayım".
Biz sosyalistiz, batı uygarlığını en ideal toplum tarzı olarak görmeyiz. Kapitalizmi, dolayısıyla batı uygarlığını aşmak sosyalistlerin asli hedefidir. Ama bizimkisi gibi hala arkaik baskıcı, despotik geleneklerin hüküm sürdüğü ülkelerde, batı modeli hala ileri bir aşamadır.
Herhangi bir toplumsal marazın herhangi bir ülkede olduğunu kanıtlamak için herhangi bazı rakamlar bulunabilir. Ama önüme koyacağın hangi rakam, bana benim kendi hayatımı oluşturan deneyimler bütününden daha ikna edici olabilir; hangi akademik çalışma bana Afganistan'daki bir kadının İngiltere'deki bir kadınla aynı haklara, aynı özgürlüğe sahip olduğuna inandırabilir? O İngiltere ki, bir kadın olan kraliçeleri için hayatlarını feda etmek en büyük erkeklik onurudur. O İngiltere ki kadını yücelten edebi eserlerle dolu devasa bir kültüre sahiptir. Yine o İngiltere ki, "courtly love" olarak ulaşılmaz, adeta yüce bir varlık, ulaşılmaz kutsal bir canlı olarak kadını hayatın merkezine koyar..Ha sen bunda da kadını bir süs düzeyine indirgeyen bir cinsiyetçilik görebilirsin ama cinsiyetçiliğin bu en ince tezahürlerini dahi toplumdan elimine etmek ne sana, ne de 5.nci, 10.kuşaktan torunlarına kısmet olacak..Bu denli radikal bir cinsiyetçilik mücadelesi, belki de en son kazanlacak toplumsal mücadeledir. Öyleyse daha realize edilebilir, daha makul hedeflere yönelmek gerekmez mi?
Batılı toplumlarda da cinsiyetçilik var tabii, ama sen hangi çağdaşlaşmış toplumda "namus cinayeti" diye bir mefhumun olduğunu iddia edebilirsin, hangi batılı toplumda "aile meclisi" toplanır ve falanca erkekle görüldü diye sülalenin en küçük erkeğine kızkardeşini öldürme emri verilir? Hangi batılı toplumda üniversite mezunu erkekler dahi bekaret beklentisi içinde olur. Hangi batılı toplumda kanlı gerdek çarşafını bayrak gibi sallamak bir örf ve adettir.? Hangi batılı toplumda kadınlar başlık parasıyla satın alınır ve bakire çıkmazsa bozuk mal satmışsınız diye "iade edilir". Hangi batılı toplumda babalar kumar borcunu ödemek için öz kızını senet olarak verir.?
Hangi batılı ülkede kız çocuklarının da okula göderilmesinin sağlanması türünden bir sorunsal olabilir?
Ya da basitçe, hangi batılı toplumda zıvanadan çıkmış bir erkek, ulu orta bir kadının karşısında masturbasyon yapabilir, başka hangi ülkede bir kadın 3 farklı durumda böylesine akıllara ziyan bir garabetle karşılaşabilir ve sonradan bunun "sıradan" bir durum olduğunu öğrenir.?
Daha saymamı ister misin?
ABD'de bundan çok daha hafif bir sarkıntılık yapmaya kalksa bir erkek, hayatı kaymış demektir. Hayatının geri kalanında sürüm sürüm sürünür. Üstelik bu hareketi bir hayat kadınına yaptı diye de indirim almaz. ABD'ye ilk gelenlere yapılan uyarıdır; ofiste bir kadınla asla aynı odada kapı kapalıyken kalma ..Tamam o aynı ABD en büyük porno üreticisidir ama kadına karşı en büyük yasal korumaların da olduğu ülkedir de..Senin işyeri tacizi dediğin suçu işlemeyi ABD'de bizim gibi sıradan çalışanlar akıllarının ucundan bile geçirmeye cesaret edemez. Ona ancak çok güçlü senatörler, CEO'lar, yüksek memurlar cesaret edebilir. Ama bu ülkede köyün zeka özürlü kızına bütün esnafın, eşrafın sırayla tecavüz etmesi haberi sıradan bir 3.sayfa haberidir. Peki en ilginci; sen bana, erkeklerin hayvanlara tecavüz etmesinin, köylü gençlerin ilk aşklarını eşekle yaşaması gibi akıl almaz bir durumun çok sık rastlandığı, hatta daha bir yıl kadar önce olduğu gibi, makine mühendisi olmuş birinini bir ata tecavüz edebildiği ikinci bir ülke örneği verebilir misin Batıdan?
Ama hiçbir kapitalist ülkede kadına yönelik taciz tamamen ortadan kaldırılamaz, kapitalizmin yeteneğinin, kapasitesinin ötesinde birşeydir bu. Kapitalizm bir iktidar toplumudur, kadın da iktidarın en büyük gösterenidir. Toplumdaki iktidar ilişkileri tamamıyle elimine edilmeden, cinsiyetçilik de elimine edlemez. Toplumdaki iktidar ilişkilerini elimine etmek de, iktidar ilişkilerinin en büyük kaynağı olan sermaye ilişkilerini yoketmekle mümkün olur ancak..
Benim bu basit küçük yazıda bütün anlatmaya çalıştığım, gelişmiş toplumlardaki ince/gizli cinsiyetçiliğe karşın, doğulu toplumlarda günlük hayat içinde kadının çok daha bariz ve açık bir şekilde ezildiğidir. Ha biryerlerde birileri porno film de çekiyordur, ama kimse de "Ya birader bu ABD'de çok porno film üretiliyor, kadınların hepsi fahişe olsa gerek" diyerekten sokakta karşısına çıkan ilk kadının karşısına geçip masturbasyon yapmaz, burnundan getirirler adamın. Keza bana verdiğin rakamların benzerini Afganistan için de verseydin muhtemelen kayıtlara geçmiş kadın taciz olayları ABD'ye göre çok daha düşük çıkardı. Bu kadınların Afganistan'da daha özgür bir ortama sahip oldukları anlamına mı gelirdi?
Verdiğin rakamlar sağduyuya aykırı, kimseyi inandıramazsın, çünkü çok daha sağlam verilerle aşık atıyorlar; insanların birebir kendi hayat deneyimleriyle. Verdiğin rakamlar böyle bir beyhude savaştan galip çıkamaz..Bir beyni olan ve karşılaştırma yapma şansını doğuracak kadar gezmiş görmüş bir insan, kadınların batıda doğuda olduğundan çok daha saygı gördüğünü,çok da özgür olduklarını, hareket alanlarının çok daha geniş olduğunu çıkarsayabilir, hiçbir rakam bu çıplak öz deneyimleri çürütemez. Neyi kanıtlamaya calışıyorsun o rakamlarla, Irak'taki, Pakistan'daki, İran'daki, Afganistan'daki ya da Türkiye'deki kadınların, batılı ülkelerdeki hemcinslerinden daha fazla ezilmediklerini mi? Alla aşkına kimi inandırabilirisin buna, verdiğin rakamlarla..Bu doğulu ülkelerin hangisinde kadın taciz olaylarının, aile içi şiddettin yüzde kaçı kayıtlara geçiyor ki? Bu ülkelerin çoğunda "aile içi şiddet" diye bir mefhum yoktur dahi. Batılı eğitimi almış aydınlar böyle bir kategori tanımlar ve ona göre istatistik tutar. Ama o ülkenin vatandaşı için senin aile içi şiddet dediğin şey töredir, gelenektir, örf ve adettir. Afganistanda aile içi şiddet %1 iken ABD'de diyelim 20% olması, Afganistanı kadınlar için daha yaşanılır bir yer haline mi getirir?
Suudi Arabistan'da kadınlar araba bile kullanamaz, yanlarında bir erkek olmadan sokağa çıkamazlar ama orda porno, fuhuş ve haşa kadına en küçük taciz yoktur. Ama ABD her türlü çirkefliğn, sapıklığın yaşandığı ve bilmem kaç milyar dolarlık porno pazarının olduğu bir ülkedir..Peki hal böyleyken sence kadınların yüzde kaçı ABD'dense Suudi Arabistan'da yaşamayı seçer?
Bence porno sektörünün olmasından ya da olmamasından yola çıkıp, doğuyu ve batıyı kadın sömürüsü konusunda aynı düzeyde eşitleyen düzleştirici bir mantığı uygulayan sensin ve bunu en bariz sağduyulara karşı yapıyorsun. Böyle bir feminizm en yoğun cinsel tacizi yaşayan kadınlar arasında bile ancak marjinal olur.
Son olarak gelelim beni sıradan bir hödük sağcıyla eşitleyen eleştirine;
Ukrayna örneğini verirken, kadınlara ulaşmak daha kolay olsun, kadınlar her önüne gelenle yatarsa erkekler daha az tacizde bulunur gibi embesil bir iddiayı desteklemek aklımda yoktu. Benim zihinsel yetime ne büyük bir hakaret içerdiğini nasıl görmezsin böyle bir eşitlemenin?
Ben olayı sadece doğrudan cinsellik eksenli vermedim. Bu ülkelerde yürürlükte olan "bir bütün olarak" günlük hayatı bizdekiyle karşılaştırmak içim verdim. Ki "bir bütün olarak" kadın-erkek ilişkisi cinseliği çok ama çok aşar. Bu kültürlerde kadın ve erkek günlük hayata birlikte daha fazla katılır. Kadınlar iş hayatında daha fazla yer alır. Eski doğu bloku ülkelerinde koca koca tırları, belediye otobüslerini süren kadınlar görürsün..Çelik işcisi kadınlar vardır. En erkeksi sayılan işlerde bile kadınlar vardır. Soçi'de çimento karan, kazma sallayan Türkiye'de olsa kafadan manken olacak son derece güzel bir kadın görmüştüm de dumura uğramıştım. Aman Allah'ım burası nasıl bir ülke böyle diye yaşadığım şaşkınlığı asla unutamam..Tikel bir örneğe takılıp, çürütmek için karşı örnekler vermişsin, benim o örneği vererek aktarmaya çalıştığım ruhu, günlük hayat kültürününün bizimkinden ne kadar farklı olduğu iddiasını anlamaya hiç çalışmamışsın, konuyu getirip "kadınlar erkeklerle daha çok yatarsa cinsel taciz olmaz" gibi bir iddiaya dayandırmışsın. Bunun ne kadar vulgarize edici bir yaklaşım olduğunu görmüyor musun? Sence ben bu kadar sığ bir iddiayı desteklemek için mi yazdım o yazıyı? Rusya'da bilmem kaç bin aile içi şiddet vakasının olması hadi ondan çok daha önemli olarak Ukrayna'nın en büyük fuhuş ihracatcısı ve çocuk pornosunun en çok beslendiği ülke olması, benim asıl vermeye çalıştığım mesajı değiştirir mi?
Yine Soçi'de bir köye yolumuz düştü. Yine güzeller güzeli bir kadın nerdeyse çırılçıplak (hani erkekler de sıcak da ağır iş yaparken üstlerini başlarını çıkarır ya) bahçe sulamak için kazmayla ark yolu açıyordu. Böyle bir sahne ancak Fellini flmlerinde olur sanırsın ama bu ülkelerde gayet normal birşey. Sen hangi anadolu köyünde böyle bir sahne görebilirsin?
Bu örneği seksin ne kadar kolay ulaşılabilir olduğunu kanıtlamak için mi veriyorum? Tabii ki Hayır! kadının erkek gibi günlük hayat içinde nasıl normalleştirildiğini izah etmek için anlatıyorum. Bu ülkelerde kadınlar bizim aklımıza bile getiremeyeceğimiz her alanda karşına çıkıyor. Kadın hayatın her köşesinde. Çocukluktan beri böyle yetişiyorlar. Yaşamlarının ilk anında itibaren çevrelerinde her yanda kadınları gören erkekler onları bizde olduğu gibi ötekileştirip, nesneleştirebilir mi? Kadın bu ülkelerde normal bir insan gibi hayatın içinde. Sadece cinsel obje olarak değil, binlerce farklı mesleği icra eden herhangi bir insani varlık gibi. Benim örneği vermemdeki amaç kadının nasıl sıradanlaştığını göstermek içindi (olumlu anlamda sıradanlaşmak tabii ki).
Yahu lütfen, bu anlatmaya çalıştığım durum Rusya'da bilmem ne kadar aile içi şiddet var diyerek çürütülebilir mi? Israrla kendim söylüyorum porno pazarının en çok beslendiği ülkeler bunlar aynı zamanda. Lakin bunun benim anlatmaya çalıştığım şeyle uzaktan yakından alakası yok. Sonuçta bu ülkeler de yeryüzü cennetini kurmuş, Atlantis uygarlığı değil. Binbir sorunla uğraşıyorlar.
Ama kendi yaşam sınırlarımız içinde örnek olarak alınabilecek cinsiyetçiliğin azaldığı, kadının göreceli olarak özgürleştiği, "realist feminizm" perspektifinden, bu ülkeler bizden fersah fersah ileridedir.
Sen ütopik bir feminizm pespektifinden her farklı toplumsal görüngüyü tek bir erkek-kadın ayrımı altında düzleştiriyorsun. Senin için, birşeyi ideolojik kültürel bağlamına bakmaksızın kadın yapıyorsa iyidir, erkek yapıyorsa kötüdür.
Böyle bir feminizmin müttefiğin olabilecek erkekler üzerinde yaratacağı gerilimi düşünmeye davet ediyorum seni.
Hiçbir insanoğlu her lafının, her hareketinin arkasında hain bir cinsiyetçilik aranmasının yaratacağı gerilime dayanamaz. Bu ülkede her türlü haksızlığa, her türlü sömürüye karşı mücadele etmek isteycek bir avuç insan var zaten. Herhangi bir iş için 5 kişi biraraya gelince mutlu oluyoruz.Böylesine ender bulunan kaynakları bu kadar kolay harcamamak lazım. Anlayışlı olmaya çalışmak lazım. Sonuçta kendi kendini eğitmeye, kendi kendine aydınlanmaya çalışan insanlarız. Ve hepsinden önemlisi de bütün çabamıza rağmen sonuçta bu toprakların ve bu kültürün çocuklarıyız. Kimseden peygamber saflığı ya da filozof tutarlılığı beklenemez. Merkepten safkan yarış atı olmaz. O yüzden iyisi mi, her lafın altında buzağı aramaktan vazgeçip, kişilerin niyetini sorgula bence. Ettiği her lafın bir dedektif titizliğiyle ne kadar cinsiyetçi olduğunu kanıtlamaya çalışmaktansa "Ya bu adam sürçü lisan ediyor ama acaba iyi niyetli mi" diye sorgulamak lazım. Bu ülkede çok stressiz, çok daha kolay politik görevler için insan bulunamıyor. Bu kadar herşeyi sorgulanan, söylediği herşey çürütülmeye çalışılan bir politik özne olmanın yükünü kaldıracak kimse bulamaz, kendi kendinle kavga eder durursun..Zaman sinik bireyler çağı..Hayalperest, ya da Don Kişot'vari kendi kendini tatmin eden bir politikacılık oyunu değil, gerçekten icra edilebilir, kendi yaşam sınırlarımız içinde realize edlebilir politik hedeflere yönelik pratik bir mücadele isteniyorsa, romantik bir tavırla ya da tribün radikalizmiyle (BJK Çarşı) "herşeye karşı" olmaktan, binlerce yıllık kadim sorunları kendine hedef diye koymaktan vazgeçip, yutulabilir lokmalar seçmek lazım. 5000 yıllık uygarlık tarihinin yükünü biz mi taşıyacağız.? Ne yapayım insanlık böyle kurulmuş. Sırf erkek olduğum için, binlerce yıllık cinsiyet ayrımcılığının hesabını ben mi vermek zorundayım?
El insaf yani.
-
2008-03-27 15:42:40 |Administrator| guclu
-
2008-03-27 17:10:46 |Publisher| KenanKenan
-
2008-03-27 17:17:53 |SAdministrator| onder

Bence iyi fikir..Bloglar zaten boyle bir amacla dusunduk..Ama herhangi bir makalede de yapilabilir..Metin editorunde yeralan ikon'lr arasinda bir tane de resim ekleme ile ilgili olan var..Bu sekilde her makaleye tek tek esim eklenebilir..Ayrica makaleler icine oldukca guzel efekli resim galerileri de eklemek mumkun..Ihtiyac olusursa koyariz..
Artik site oldugu icin elde fotograf makinesi le dolasmakta fayda var..Ya da kaliteli bir kamerasi oan cep telefonu ile..
-
2008-03-27 17:22:46 |Publisher| bulent

marmarıs den ızmıre gelıncede aynı duygulara kapıldım.bız zaten ordayken derdık burası muz cumhurıyetı dıye.oglumun dıkkatını bıle cektı.burda ınsanlar neden reklı gıyınmıyorlar ve yuzlerı gulmuyordıye.benım tezgah sahılde ıcmelerde sahılde ıdı .guneslenenler ve bıkını ıle dolasanlarn arasında pantolonlu bırı tam tersıne bu burda ne arıyor derdık.tamamam yasam bıcımı ve davranısla ılgılı. ınglızler ozellıkle cok kıbar ınsanlar acaba yabancı bır ulkedemı boyle dıye dusunurduk ama zamanla bu ınsanların kendı ulkelerın de de boyle oldugunu anlıyorsun. ıcıne kapanık ve korku toplumları ne yazıkkı boyle ısde. ya cok cıvıtıyorlar yada sesızler. barlar sokagın da hangı gurubun bızden hangısının yabancı oldugunu durusların dan anlardık .gıysıler aynı olsada davranıs ve o acaba bana bakıyorlarmı sımdı.var ya o ısde ele verıyor.erkek veya bayan farketmıyor.bızde bayan olmak cok zor...... bunların sıyasal yasam bıcımıyle hıcbır ılgısı yok bu topraklardan bu cıkıyor ne ekersen onu alırsın ya ısde bu.cunku bu tpraklar hep 30 cm surulmus hıc bır zaman derın surum yapılmamıs.masravlı olur dıye....sevgıyle
-
2008-03-27 17:29:55 |SAdministrator| onder

Bulent Hocam,
Dedigin olayi ben de Ukrayna'da yasadim. O kadar guzel kadinlar gelip geciyor, cafeye bara oturuyor, tek bir insan da donup bakmiyor (tabii goreceli olarak)..Ama bizimkileri gozlemliyorsun, sanki adamlar bakislri ile yiyecekler..Soyle bir yere otur, tavirlariyla, oturusuyla, etrafina bakislari ile kim turk, kim degil hemen anlayabiliyorsun. Sovyetler yikildiginda orda olanlarin gozlemlerine gore, insanlar turklere karsicok sicak kanliymis o zamanlar..ICQ'da yaptigim sohbeterden sonra gordum ki, cok kisa bir zamanda Avrupa'nin diger ulkelerinde oldugu gibi artik eski sovyet cumhurietlerinde de turkler en sevilmeyen, en guvenilmez yabancilar statusune ulasmis..Ondan sonra da Avrupa bizi sevmiyor die yakinalim..
-
2008-03-27 17:40:17 |SAdministrator| Murat

Bülent son benzetmen harika, çok güzel özetlemişsin.
Diğer ülkelerdeki kadınların özgüvenlerinin yüksek olması çocukluklarını yaşarken az kısıtlanmalarıyla da ilgili. İlkokul veya ortaokul yaşlarında bir grubunun şehrin sokaklarında bağıra çağıra, kendi hallerinde taşkınlıklar yapmalarına izin veriyorlar. Örneğin geçen hafta İngilitere'de tanık olduğum bir olay: üç tane genç kız trafiğe kapalı gezinti yolunda bağıra çağıra (ama gerçekten bağırıyorlardı) birbirlerine cinsel içerikli şakalar yaparak yürüyorlar ve kimse de dönüp onlarla ilgilenmiyor. Aynı şeyi Almanya'da da görmüştüm. Bu çocukları o anda yasaklarsan ileride büyük ihtimalle içine attığı şeylerin dışavurumu fena olacaktır.
Önder dediğini yapmaya çalışacağım. Bundan sonra yanımda fotoğraf makinası olacak.
-
2008-03-27 20:07:39 |Unregistered| Ayse S
Merhaba Onder,
Oncelikle yazina dayanak olan temel onermenin - cinsel taciz ve saldirinin Dogulu ve cinselligin bastirildigi toplumlarda daha yaygin oldugu onermesi - yasanan gerceklik gozonune alindiginda dogru olmadigini soylemekle baslayayim.
Uluslararasi Af Orgutu’nun raporlarindan, Ukrayna'da – ve yine kadinlari cok “guzel†olan ve cinselligin serbest bir bicimde yasandigi Rusya’da - aile icinde kadina yonelik siddetin yaygin oldugunu biliyoruz - ki bu siddetin icine cinsel siddet de var (yani evlilik ici/iliski ici tecavuz.) Ayrica, okudugum bir rapora gore, Ukrayna'da isyerlerinde kadinlara yonelik cinsel taciz yayginmis. Yine gecenlerde Rusya’da, trenlerde sarhos erkeklerin tacizinden korunmalari icin kadinlara ozel tren uygulamasina iliskin bir haber okumustum. Benzer bir uygulama Japonya’da da dusunuluyormus.
Ayrica, cinsellige iliskin bahsettigin tabularin olmadigi bircok Bati ulkesinde de cinsel siddetin yaygin oldugunu biliyoruz. Birkac rakam vereyim: Kanadali kadinlarin yuzde 51'i en az bir kez cinsel ya da fiziksel siddete maruz kalmis. ABD'de 90 saniyede bir kadin, Fransa’da her sene 25 bin kadin cinsel saldiriya ugruyor. Isvec’te 2002 yilinda yapilan bir arastirmaya gore, 6 kadindan biri eski kocasi ya da beraber yasadigi kisi tarafindan, 4 kadindan biri de iliski yasamadigi (tanidigi olabilir ama) bir erkek tarafindan cinsel siddete maruz kalmis. Ingiltere’de 1991 yilinda yapilan bir arastirmaya gore, arastirmaya katilan kadinlarin yuzde 25’i cinsel saldiriya ya da cinsel saldiri girisime ugramis. (Sana yazmak icin biraz istatistik karistirdim – iyi de oldu.)
Bu arada, Taksim'le kiyaslayarak Donetsk Meydanindaki kutlamalar ornegini vermissin, ama ben Fransa’da, Paris’in unlu Champs Elyssee’sinde yapilan geleneksel yilbasi kutlanmasinda mahseri bir kalabaligin icinde, ustelik erkek arkadasimin yaninda, ellendigimi biliyorum. Ayni gece gittigimiz kalabalik bir barda da adamin biri, yine erkek arkadasimin yaninda, surtunup gecti. Ingiltere’de Trafalgar Meydaninda katildigimiz yilbasi kutlamalarinda, saat 12.00’yi vurunca, yan gruptaki adamin teki bizim gruptaki kadinlardan birini zorla opmeye kalkismisti.
Kaldi ki su var: turist kadinlar her zaman daha cok saldiriya acik oluyor. Birincisi, turist kadin, yerli erkek icin egzotik kadindir. Hele de turist kadinin gittigi ulkede, geldigi ulkedeki kadinlara dair “bu ulkenin kadinlari kolay†gibi bir mit yayginsa bu daha da etkili oluyor. (Turkiye'de turist kadinlara yonelik taciz ve saldirilarda, bulvar gazetelerinin “Helga killi erkeklere bayildigini soylediâ€. “Maria Turk erkeklerini cok begeniyor†tarzi asparagas haberlerin etkisinin yadsinamaz oldugunu dusunuyorum.) Ornegin ben Lubnan’da 3 ay calistim. Beyrut’ta bindigim dolmusun soforu konusma sirasinda bir yandan yanagimi sikmaya, elini dizime koymaya calisirken, bir yandan da “Turkey good good, you enter European Union, Turkish women modern†falan diye bir seyler geveliyordu. Meger Lubnanli erkeklerin gozunde AB’ye girmeye calisan modern Turkiye’nin kadinlari da “modern†(yani “kolayâ€)mis. Bu arada, ozellikle Maronit/Hiristiyan Lubnanli kadinlara da Suudi Arabistan’da o muamele yapiliyormus.
Turist kadinlarin cinsel taciz ve saldiriya daha acik olmasinin – ya da yerli erkeklerin turist kadinlara taciz ve saldirida daha cesaretli olmalarinin - bir diger sebebi de, yerli erkegin kendisini evinde, turist kadini ise deplasmanda gormesi. Kadin dil, yol yordam vb. bilmiyor. Polise gitse, polis yabanci bir kadina mi, yoksa – muhtemelen hemcinsi olan - yerli bir erkege mi inanacak? Yasadigi tacizi/saldiriyi nasil ispatlayacak? Hukuk sistemi kimbir nasil? Yalniz basina yabanci bir ulkede seyahat eden ya da bir sureligine o ulkede belli bir yerde yalniz kalan bir kadin icin bu, karanlik bir sokakta yalniz basina yurumekten farksiz.
Konumuza donersek, kisaca, cinsel taciz ve saldiri, sadece Dogulu ve cinselligin bastirildigi toplumlara ait bir sorun degil. Sorunun kaynagi cinselligin ozgurce yasanmamasinda arandiginda ise iki turlu problem oluyor: 1) Rakamlarin ortaya koydugu gerceklikle ters dusuyorsun. 2) Cinsel taciz ve saldiriyi, saldirgan erkegin, icinde yasadigi toplumun kapaliligindan kaynaklanan cinsel acligina indirgeyerek dogallastirmis oluyorsun – ya da bu yone cikacak bir argumantasyon uretmis oluyorsun.
Oysa, feminist analize gore, cinsel saldirinin kokeninde cinsellik, cinsel duygular, cinsel aclik vb. degil, siddet var. Yani taciz ve tecavuz cinsellige/sehvete dayali eylemler degil, siddete dayali ve taciz/tecavuz magduru kadinin bedeninde iktidar kurmaya yonelik eylemler. Cunku tecavuz, erkekegemen kulturun yarattigi ve besledigi kolektif erkek fantazilerinde oldugu gibi “nazlanan kadinin sonunda erkege duydugu istege karsi koyamayip kendini teslim etmesi†seklinde degil, bicakla, silah zoruyla, yumrukla, tehditle, bayiltici ilacla, ickiyle vb. gerceklesiyor ve taciz/tecavuze ugrayanda etkisi yillarca gecmeyecek ruhsal ve fiziksel travmalar yaratiyor.
Ustelik meseleyi kapali/muhafazakar toplum yapisina indirgedigimizde, soyle bir varsayimla da hareket etmis oluyoruz. Erkegin oyle dizginlenemez, dogaustu, kasirga gibi bir sehveti, cinsel istegi var ki dayanamiyor taciz/tecavuz ediyor. (Taciz ve tecavuzu telin etsek de, bunu kapali toplumla ve cinselligin tabu olusuyla acikladigimizda bu mana cikiyor. Bu mantik, kollektif erkek bilincinde cok yaygin. Soyle diyen erkekleri cok duydum: “Bak kapattilar genelevleri, tecavuzler basladi.†Oysa birak tecavuzun aslinda bir sehvet eylemi degil, siddet eylemi olusunu, seks isciligi de – ister rizayla yapilsin, ister zorla – zaten kadina yonelik cinsel siddetin bir turu.)
Halbuki, erkek cinselliginin dogustan boyle olmadigini, aksine toplumsal olarak, kadinlarin cinsel duygulari bastirilirken erkeklerinkinin kiskirtildigini biliyoruz. Ayrica, erkekler hukuk sisteminde bosluklar oldugunda ve taciz/tecavuzun cezai olarak karsiligi olmadigini bildiklerinde de taciz/tecavuze daha meyilli oluyorlar. Bu yuzden savas zamanlarinda, catisma ortamlarinda kadinlara yonelik cinsel siddet artiyor cunku merkezi otorite yok, cunku militarist kultur, savasan her iki orduyu, karsi tarafin kadinlarini “savas ganimeti†olarak gormekte ortaklastiriyor. Bir yerde okumustum: ABD’de erkek universite ogrencileri arasinda yapilmis bir arastirmaya gore, bunlarin yaklasik yuzde 20’si yakalanmayacagini bilse bir kadina tecavuz edebilecegini soylemis. Toplumun – dunyanin hemen hemen her yerinde – cinsel saldiridan korunma yukumlulugunu kadinin omzuna yuklemis olmasi (“erkegi tahrik etme!â€) ve cinsel saldirida once saldiriya ugrayan kadini suclamasi da potansiyel saldirgan erkekleri cesaretlendiren bir durum. Ingiltere’de yapilan bir arastirmaya gore, arastirmaya katilanlarin yuzde 34’u, flort eder bir havada davranan kadinin kismen ya da tamamen tecavuzu hak ettigini dusunuyor.
Bir de yazida soyle bir ifade kullanmissin:
“Kadınlara yönelik taciz, bence kadını günlük hayattan uzaklaştıran muhafazakar toplumlarda olur ancak. Kadının bu ötekileştirilmesi yüzünden o sadece bir cinsel obje olarak agılanmaya başlar.â€
Dedigin bir bakima dogru. Gercekten de ozellikle kapali toplumlarda kadinla erkek ergenlikten itibaren o kadar birbirinden uzak tutuluyor ki, erkegin kadini “insan†gibi gormesi olasi degil; kadin satin alinacak, uremeye ve ciftlesmeye yarayan bir mal gibi. Ancak, erkeklerin ve erkekegemenligin kadinlari cinsel nesnelestirmesinin, kadin-erkek iliskilerinin gorunurde hic de boyle olmadigi toplumlarda da yaygin oldugunu unutmayalim. Bugun kuresel kapitalizmin en karli sektorlerinden biri olan pornografi sektoru, tam da cinselligin ozgurce yasandigi toplumlarda (Hollanda, ABD, vb.) seri bicimde uretilmeye baslandi. Musterileri ise sandigin gibi sadece Dogulu, kapali toplumlarin erkekleri degil. ABDli, Iskoc, Fransiz, Norvecli vb. bir suru erkek hem bu sektorun, hem de milyonlarca kadinin ekonomik olarak somuruldugu ve cinsel siddete maruz kaldigi fuhus sektorunun musterisi. (Son Dunya Kupasinda Almanya’daki seks endustrisinin nasil canlandigini, Dogu Avrupa menseili kadin kacakciliginin hedef musteri kitlesinin Bati Avrupa'nın “cinsel acidan ozgur†toplumlarinin erkekleri oldugunu hatirlayalim.)
Kadinla erkek arasinda ozgur bir cinselligin yasanmasi insani ve istenen bir durum. Ancak bu acidan, kapali Dogu toplumlarinin alternatifi, kadin bedeninin yaygin bir bicimde metalastirildigi ve kar kapisi haline geldigi Bati toplumlari degil. (Bu arada “Batiâ€-“Dogu†kavramlarindan hoslanmadigimi ekleyeyeyim. Toplumlari cografi konumlarina gore degil, uretim iliskilerine gore siniflandirmak daha dogru geliyor bana. Feodal iliskilerin hakim oldugu toplumlar ya da ileri kapitalist toplumlar vb. gibi)
Kadinlari kamusal alanda daha cok gorme meselesine gelince, bunu herseyden once biz kadinlar istiyoruz. Bunun icin cinsel taciz ve saldirinin ortadan kalktigi ya da bunlarla etkin mucadele icin yeterli yasal ve kulturel mekanizmalarin oldugu bir toplum yaratmak gerekiyor. Ote yandan, Viyana’da gezerken metro cikisinda yerde gordugum satilik eski dergileri animsiyorum da...Bir tanesinin kapagi, sadece, one egilmis halde duran ciplak bir kadinin cinsel organinin ve kalcalarinin butununun yakin plan cekiminden olusuyordu.
Erkekegemen kapitalizm, cok defa, sadece meme, vajina ve kalcalardan olusan bir “organizma†olarak varolma alani taniyor kadinlara....
Yorumlar
her konu sonunda bir veda var neredeyse !
Yazik cunku gorus ayriligi kacinilmaz olacaktir. Ancak bu nedenle boyle bir platformu terk etmek dogru degil.
E maili varsa ben bir mesaj gondermek isterim.
Maalesef Ayşe arkadaş, siteyle uzlaşmaz görüş farklılıkları olduğunu söyleyerek aramızdan ayrıldı..Dolayı sıyla soruna cevap veremez sanırım.
25 tane yazi/yanit/yani ta yanit/...
Konu Kadinin ozgurlugu olmaliydi. Kapitalizmdeki yeri. Eski sosyalist ulkelerde nasildi, var olan sosyalist ulkelerde nasil ve nasil olmali?
Gercek 1: Kadin kapitalizmde iki kez somurulur. Herseyde oldugu gibi kadin da kapitalizmde kapitaldir.
Gercek 2: "Medeni" olarak kendilerini niteleyen Bati Avrupa ulkelerinde kadina karsi uygulanan siddet (tecavuz ve benzeri dahil) Turkiye gibi yari-somurge/ye ni-somurge ulkelerdekinden az degil.
Gercek 3: "Avrupa Birligi" eski dogu blok'u ulkelerine el attigindan beri kadinin toplumdaki yeri de "Bati standartlarina" indirilmistir.
Gercek 4: Avrupa'dan memlekete donen arkadaslarin ici karariyormus. Ben 16 senedir Avrupa'dayim ve memleket hasreti kanser gibi uzerime cokmus durumda. Avrupa'ya ve Avrupali'ya oldugundan fazla deger bicmek haksiklik olur. Haksizligi kendi halkimiza, insanimiza yapmis oluruz.
Gercek 5: Tum yazilari satir satir okumadim. Yukaridaki kisa ve oz yorumlarim okuduklarimdan aklimda kalanlar. Yani eksik olabilir.
Gercek 6: Feminizm yanilmiyorsam 18.yuzyildan beri bir bicimde var. Ayse arkadas tarihcesini iyi biliyordur. Bu konuda yanlisim varsa ve duzeltirse sevinirim. Yani endustrilesmeni n gelismesiyle basladi. Feodalizmde zaten sesini cikartan cadi diye yakildi. (Demek ki o donemde de varmis!)Endustr ilesme ile birlikte is gucune olan ihtiyac, kadini propeterya kapsamina aldi. Ev hapsinden kurtuldu ancak isyeri hapsine alindi bu kez. Erkekten daha dusuk ucret ve esit calisma kosullari. Bugunun Ingiltere'sinde hala kadinlarin bazi is kollarinda maaslari erkeginden azdir. Hala esit ucret tartismasi yurutuluyor.
Feminizm bu kosullara bir tepki olarak olustu ve hala da devam etmekte. Ancak sosyalizmde feminizmin geregi de ortadan kalkacaktir. Ihtiyac kalmayacaktir. Kuba'da feminizmden bahsedildigini ne gordum ne de duydum. Aksini iddia eden var mi?
Sosyalizmde kadin ve erkek esittir. Degilse orada sosyalizm yoktur.
Saygi ve sevgilerimle,
Kucuk bir not: Tartisma yazilari az ve oz olursa zaman kaybi olmaz. Verimlilik artar.
Ben biyolojik olarak belli davranis kaliplarini fiziksel bir yasa kesinliginde her toplumda sunan erkeklik ya da kadinlik durumlarina inanmiyorum..Fi ziksel olarak daha guclu olmasi nedeniyle elbette erkegin daha saldrigan olmak vs gibi ozellikleri vardir ama ben temel onceligin kulturde, uretim iliskilerinde, ve bunlarin belli gelenek ve orflerde icerilmesinde olduguna inaniyorum. Ne yapayim marksistim ve toplumun ekonomik faaliyetlerinde n kaynaklanan maddi surecleri disindaki dinamiklerin ancak ikincil olabilecegine inanirim..
Cinsler arasi ayrimin, metalarin mubadalesi ile, yani ozel mulkiyet iliskilerinin dogmasi ile ciktigina inanirim..Temel antropoloji okumalari bence bunu gosterir..Dilen irse sitede boyle bir ortak okuma yapilabilir..In sanligin ozel mulkiyet yokken anaerkil, meta iliskilerinin cikmasi ile babaerkil olmasi bence bunu gosterir.
Toplumun uretim iliskileri otesinde bir kadinlik ve erkeklik tanimlamasi benim zihnimin alabilecegi birsey degildir..
çocuk pornosunun yaygın olduğunu hangi bilgiye dayanarak iddia ediyorsunuz?
bie erkek olarak bence, yaşadığımız topraklarda kadının "bu" durumda olmasının sebebi sadece gelenek, görenekler, muhafazakarlık -bunlar büyük ölçüde erkekler tarafından yaratılan şeyler- vs. değil, erkeklerdir...
erkekler doğuştan ve hayat boyu verili erkeklikten vazgeçmediği sürece bu böyle devam eder.
aslında burada, yani yaşadığımız zaman ve mekanda kadın sorunu yok, erkek sorunu var.
Benim ilk yorumumu tekrar oku ve lutfen hangi cumlede seni cinsiyetcilikle sucladigimi soyle. Ben boyle bir cumle goremiyorum. (Ki ben bunu bir onceki yorumumda da yazdim "seni suclamadim cinsiyetcilikle " diye, hala ayni seyi yaziyorsun. Haybeye mi yazisiyoruz biz??!!)
Ayrica sen ilk yazinda "doguda kadinlar batiya gore daha cok eziliyor" demiyorsun. "Ukraynadaki cok guzel kadinlar hic tacize ugramadan yasamlarini surduruyorlar. Bizim toplumumuz muhafazakar ve kapali bu yuzden kadinlara daha cok taciz var diyorsun." Bu onermeye dayaniyor yazin.
Ben de yorumumda, o cok "guzel" kadinlarin isyerinde tacize, evde aileici cinsel siddete maruz kaldiklarini, ayrica feminist analize gore cinsel tacizin/saldiri nin sehvet duygusuyla, dolayisiyla guzellikle alakasi olmadigini, bir siddet eylemi oldugunu anlattim. Senin onermenin elestirisinden yola cikarak baska baska seyler anlattim. Emek verilerek yazilmis, yazmak icin oturup istatistik taranmis bir yaziydi. Seni dogrudan hedef alan "iste bizim solcu erkeklerimiz de boyle hoduktur" falan gibi bir ifade ya da gizli anlam falan da icermiyordu. Dikkatli okumuyorsun, onyargilisin, anlama caban yok, ustelik de yazarken kirip dokuyorsun karsindakini ve aldirmiyorsun buna. (Iste bak bu cumleler suclama, artik tutamadim kendimi.)
"Doguda mi kadin daha cok eziliyor batida mi tartismasi" ayri bir tartisma. Ayrica tartisalim ama ben bu yazinin altinda yapmak istemiyorum bu tartismayi.
Guclu,
Onder'in yaptigi "topa cok sert girmek"ten baska bir sey. Hakarete varan ve kirici laflar etmis. Ustelik de soylemedigim seyler uzerinden. Niye etmis peki? Onun yazisinin temel onermesini - kisiligine ve genel durusuna dair hicbir soylemeden - elestirdigim icin. (Ne haddime oysa onu elestirmek??!!)
Ayrica "soylem polisligi" ile ilgili kaygini anliyorum. Ama daha once de yazmistim bunu ben. Politik dogruculuk meselesinden baska bir sey bu. Dil kulturu yeniden uretiyor. Ornegin, "bayan" kelimesini kullandikca, bekareti ve bekaret uzerinden kizlik-kadinlik ayrimini olumlamis oluyoruz. Kizdigimiz kadina "orospu" dedikce kadinlar uzerindeki namus baskisini, kufur olarak "sikme"yi kullandikca, cinselligin erkegin nesnelestirdigi kadin bedeni uzerinde tek tarafli olarak - kimi zaman da cezalandirma olarak - uyguladigi bir eylem oldugu yonundeki bakis acisini yeniden uretmis oluyoruz. Dil ideolojiktir. Soylem polisligi degil derdim benim, sadece bunu ortaya koymak. Bu nasil baska turlu ortaya konur, baska bir yol varsa soyle oyle yapayim.
Tanidigin feminist kadinlar nasil davraniyor bilemiyorum. Ancak ben kendim uzerinden anlatayim. "Sanki normal kosullarda toplumdaki erkek egemenlige duyulan tepkinin acisi, en yakindaki sosyalist erkeklerden cikariliyormus gibime geliyor." diyorsun ya. Hakli olabilirsin. Ama erkekegemenlik, biz kadinlarin bedenimiz, diger kadin ve erkeklerle iliskilerimiz ve butun toplumsal varolusumuz uzerinde o kadar buyuk bir baski kuruyor ki bu baski bizi hassaslastiriyo r olabilir. "Yuh artik sosyalist erkeklere de mi tekrar tekrar bunlari anlatacagiz" umutsuzluguna surukluyor bazi seyler. Bunlari samimi bir bicimde konusalim, paylasalim isterim ayri bir baslik altinda.
Feminist politika hakkinda kitap onerisi tabi ki yaparim. Ilk aklima gelen iki tanesini hemen yazayim.
Bell Hooks, Feminizm Herkes Icindir, Citlembik Yayinlari, 2002.
Josephine Donovan, Feminist Teori, Iletisim Yayinlari, 2003.
Selamlar
'Diğer arkadaşlar' gibi ifadeler kullanıldığı için vicdan yaptım. Malumunuz evimi taşıdığım ve akabinde çıkan sorunlar ile uğraşmaya çalıştığımdan şu günlerde, siteye olan aktif katılımım düştü. Yukarıdaki konuya ilişikin yazmak istediklerim var ama kafamı toparlayamıyoru m. Kısa zaman sonra aktif olarak aranızda olacağım.

Ayse ye ulasın ya !hatta diz cokun onunde yalvarın donsun yazsın dusuncelerini ...tartıssın sizinle...kimle tartısabilmeniz mumkun olacak yoksa !
her konu sonunda bir veda var neredeyse !