ÖDP ve Aidiyet Popüler

Makale

Geçen gün siteden arkadaşlar ile aidiyet ve yaad etme kültürü üzerinden bir grup insanı yan yana getirebilen, kayda değer de ‘tıklar’ alabilen, ‘Köy Siteleri’ hakkında tartıştık uzun uzun. Belki de doğmadığı ya da 3-5 (Hatta 5-10) yılda bir ziyaret ettiği köyü için bu ‘ait’ olma kültürü nereden geliyordu ? Sonra laf döndü dolaştı, konu bize, sola geldi. Bugün solun yaşadıkları sıkıntıların sebebi olarak, tıkanan politikaları, önerdiği yaşam modelleri, hayatın içerisindeki sorun çözme yeteneği…vs ek olarak, yaratmakta zorlandığı aidiyet duygusunun yeri neydi ? Bugünkü gelinen noktada, ihtiyaç duyulan yeni politik açılımların yanında, yaşanılan sol pratiklerin duvara toslamasının katkısı neydi ?

{dropcaps on}

1996 yılında Ankara Yükseliş Koleji’nin Büyük Spor Salonu’nda ‘yasallaştık’. Partileşme sürecinde yaşanılan tartışmalar ile Türkiye Solu ilk kez bu kadar katılımcı bir şekilde ‘Özgürlükçü Sol’ kavramı ile tanıştı. Öncesinde, bir kısmının farkında bile olmadığımız tabularımız, sekterliklerimiz yavaş yavaş törpüleniyordu. Bizden olmayana, bize benzemeyene karşı daha farklı bakmaya başlamıştık artık. İnsanların saçları, taktıkları küpeler, dinledikleri müzikler, cinsel tercihleri bizleri daha az ilgilendiriyordu. Gerçi o dönemlerde ODTÜ öğrencisi olan bizler için bu kavramlar yeni değildi. Bizler için yeni olan yeni politik açılımlardı. Ama toplumun geneli olarak baktığımızda, yaşananlar ve değişim neredeyse devrim niteliğindeydi.

İlk ciddi pratik Susurluk’tu. Başta ÖDP’nin çektiği muhalif kesim, alanları doldurdu. Daha önce hiç görmediğimiz eylem biçimleri ile karşılaşmaya başladık. Önce sokaklar süpürüldü, sonra kamyoncuya teşekkür belgesi verildi. O sıralarda ben Beşiktaş İlçe’de çalışıyordum. Sadece Beşiktaş’tan Susurluk’a 10 veya daha fazla otobüs dolusu insan ile gittiğimizi hatırlıyorum. Susurluk Meydanı dolup taşmıştı. Nefes almakta zorladığım zamanlar bile oldu. Bu yeni durum, birçok insan için 17-18 sene sonra yeniden bir davaya kendini ait hissetmesine sebebiyet verdi. İnanç ve kararlılık geri dönmüştü. Fakat devletimiz yine ‘zaman her şeyin en iyi ilacıdır’ taktiği ile alanların karalılığını her hangi bir hukuk platformuna yansıtmadı. Ve insanlar evlerine geri dönmeye başladılar. Ardından yapılan seçimlerde %1 bile alamamak ( Hatırladığım kadarıyla 286.000 oy almıştık), yaratılan ruh halini yavaş yavaş dağıtmaya başladı.

Parti içindeki çekişmelerin varlığı, Susurluk gündemimizden çıkınca, daha bir açığa çıkar oldu. Önce bazıları ayrıldı. Ayrılanlan Partiler veya Platformlar kurdular. Kalanlar da yeni politikalar üretmekte zorlandılar. Bu dönem içinde neye hayır, neye evet dediğimizi bilmediğimiz durumlar oldu ( bakınız Avrupa Birliği, özelleştirmeler), sadece halkların kardeşliği ile çözdüğümüz sorunlarımız vardı (bakınız Kürt, Ermeni ve Kıbrıs sorunu- Annan Planı için kapsamlı eleştiri getirebilen sol siyasetler var mıydı bilmiyorum). Fikrimizin olmadığı sorunlar ise dağlar kadardı. Hadi bunları geçtik diyelim, evrensel bir ideoloji olan sol için Avrupa ve Dünya Solu ile yapılan sayısı 3-5’i geçmeyen toplantılar ile de geleneksel yapımızdan ne kadar çıkabildiğimizi gösterdik. {shadowboxwtw2 width=300px,float=right,textpadding=10px,bold=yes,italic=yes,shadowcolor=#000000,textcolor=black,align=right,sbmargin= 2px 4px,sbbackgrndcol=#fff,sbbordercolor=1px solid #555,shadowbotomwidth=-5px,shadowrightwidth=-5px,shadowbordercolor=1px solid #ddd,echo=yes} Bu vizyonsuzluk, özgürlükçüyüz zırvaları (kendisi zırva değil ama siyaseten o hale geldi) ile birleşince balon patladı. İnsanlar heyecanlarını tükettiler. Eskiden olan 'alter' kültürünün yerini 'anti' kültür aldi. Yani Anti-Emperyalist, anti-AKP, hatta anti-CHP.... {/shadowboxwtw2}

ÖDP, 1996 yılında kurulduğunda Partiye sıcak bakıp, çalışmalar içinde yer alan, bir o kadar da uzaktan sempati ile bakan, ulaşabileceği ciddi bir akademisyen grubu vardı. Partinin ihtiyaç duyduğu yeni politik açılımlar için yani Ege ve Kıbrıs sorunu, Avrupa Birliği, Transkafkasya Politikaları, komşular ile -ticaret dahil- ilişkiler, Latin Amerika…vs gibi konularda onlarca hatta hatta yüzlerce doktora ve master tezleri yazdırılabilirdi. Bunlar kitaplaştırılabilir, paneller ve toplantılar yolu ile tartışmalara açılabilirdi. Böylelikle doğrudan demokrasinin kanalları daha çok aralanabilirdi.

 

 

Her yıl yüzlerce insan, eğitim, çalışmak ve gezmek için yurtdışına çıkıyor. Orada yıllarca yaşayanlar bile olabiliyor. Partimiz, bunlar için gidilmeden oralarda kontaklar kurulup, gittikleri yerler ile iligili aylık rapor, mektup, sunum hazırlatılabilir, böylelikle daha çok dünyalı olunabilirdi. Bu durum hem parti, hem de yurdışındaki partili için iletişimin kopmaması anlamına gelirdi. Karşılıklı örenci değişim programları ayarlanabilirdi. Parti için gelecek vaad eden gençler (her genç gelecek vadeder...) Erasmus Bursları (veya benzeri), uluslararası kamplar ile hem bilgi ve görgülerini arttırmalarına katkı sağlar, hem de aidiyet duygusu yaratırlardı. Ama onlar öyle yapmadılar… DY, TKP, Kurtuluş…vs didişmelerini geçmeyen tartışmalar ile zaman öldürdüler. Şimdi de hayıflanıyoruz : Genç insanlar neden gelmiyor ? Akademik kadrolar mevzuya neden bu kadar az dahil oluyor ? Neden aidiyet duygusu hissetmiyorlar ?

Bir genci iki defa Uluslararası kampa göndersen, çok ciddi bir sorun yaşamazsa, aidiyeti en az 10 yıl surer. Bir başkasını Erasmus Bursu ile yurtdışında okuma sürecine dahil olup, ona gittiği ülkenin muhalif insanları ile buluşturma olanaklarını sağlasan, keza aynı şekilde… Bu bir tercih meselesi haline gelmiştir. Ya 1970’lerin kadroları ile devam edilecek ve küçülme kaçınılmaz olacak. Ya da gençliğin önü açılacak Çok yaratıcı olmadığını bildiğim halde tekrar etme ihtiyacaı duyuyorum : Gençliğe yatırım yapmayan partiler, dernekler, küçülmeye ve yok olmaya mahkumdurlar. Durum aslında bu kadar net !

Partinin sınıfsal ve toplumun katmanlarına ilişkin duruşu konusunda da yazmak isterim. Ama yazının okunamayacak kadar uzun olmasından korkuyorum. Artık onu başka bir yazıya ya da başka bir arkadaşımızın kaleme alacağı bir yazıya bırakıyorum.

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (4)
  • KenanKenan
    avatar

    Yav bu ÖDP liler kim, gidip kulaklarını çekip düzeltelim... arkadaşlar biraz kendimize de bakalım, hemen hemen herkes kendini çember dışında görüp eleştiri yapıyor. Bu konuda ben de dahil bir şey üretemedik. Bu gerçeği de bilerek konuşalım

    sevgilerle

  • Ayse S

    Selam Ali Osman,

    Konu ilgi cekiyorsa yazi uzun olsa da okunuyor, endiselenme.

    ODP'yi ve parti ici tartismalari sadece disaridan takip ettim/ediyorum. O yuzden ODP uzerinden konusmayayim. Ama genel olarak solun tikanmasi, daralmasi vb. uzerine aklima gelen bir iki seyi paylasayim.

    Senin onerdigin doktora, mastir tezleri, bunlarin kitaplastirilmasi, paneller vb.nin tali faaliyetler olmasi gerektigini dusunuyorum. Biraz da Aydinlanma kulturunun getirdigi bir sey sanirim bu: pur akademik bilgiye bazen fazlaca deger veriyoruz. Oysa bana gore hayata dair teorik bilgi universitelerden ziyade hayatin icinde uretilmeli. Ya da universitede uretilen bilgiyle hayatin icinde uretilen bilgiyi bulusturacak kanallar yaratilmali.

    Erasmus vb. ogrenci degisim programlari guzel bir fikir. Ancak, onu bir yana birak, lise ya da universite ogrencilerine burs saglanabilir ya. Siyasal Islami basortusune, siyasal Islamla mucadeleyi de basortusu yasagini savunmaya indirgiyoruz. Oysa siyasal İslamcilik, tarikat/cemaatler ve onlarin dayanisma aglariyla - ayni/nakdi yardimlar, ogrencilere burslar, ogrenci yurtlari vb. - orgutleniyor. Solcularin kurdugu ogrenci yurdu, kres, kadin siginmaevi vb. var mi?

    Kapitalizmin kulturel hegemonyasiyla mucadele etmek icin de yine basin aciklamalari, paneller, 6 bin tirajli gazeteler/dergilere siginiyoruz. Sanki biz o destan gibi basin aciklamalarinda, dergi/gazetelerde "dogru" seyleri yazinca birden herkes bize inanacak ve hareketimize katilacak. Oysa kultur denen seyin yaratilmasi hayatin icinde oluyor. Hayatin icinde, siradan, ortalama insanlarin (kadin ve erkeklerin) gundelik sorunlarina cozumler bularak, egemen kulturun sunduklarina alternatif yasam/ahlak modelleri sunarak sol bir kultur/hareket yaratabiliriz (Ve tabi bu yapilanlari etkili kanallarla iletmemiz de gerekiyor. Niye solun hala bir televizyon kanali yok?)

    Bir de sol partilerin diger sivil/muhalif hareketlerle iliskileri onemli. Ornegin kadin hareketi, cevre hareketi. Oysa sol partilerin, ornegin, kadin hareketiyle iliskisi kadin kollarindaki kadinlarin iliskisiyle sinirli. Biz sadece solcularla bir araya gelmeyi degil, kapitalizmle bir bicimde derdi olan ya da bunu bu sekilde teorize etmese de yasadigi sorun kapitalist uretim iliskilerinden kaynaklanan/beslenen her kesimle bir araya gelmeyi ve onlara sorunun kapitalizmden kaynaklandigini/beslendigini gostermeyi hedeflemeliyiz.

    Bir de yazinda soyle bir ifade var..."Bu vizyonsuzluk, özgürlükçüyüz zırvaları (kendisi zırva değil ama siyaseten o hale geldi) ile birleşince balon patladı." Neyi kastediyorsun?

    Selamlar

  • AliOsman
    avatar

    Kastetdiğim şey : Aslında ÖDP'nin yarattığı her türlü görece Özgürlük ortamının arkasında ciddi bir muhafazakarlık barındırmasıydı. Vizyonsuzluk ile ilgili fazla bir şey söylemeye gerek yok sanırım.

  • onder
    avatar

    Temel sorunu bence Ayşe çok isabetli bir şekilde dile getirmiş;

    "Kapitalizmin kulturel hegemonyasiyla mucadele etmek icin de yine basin aciklamalari, paneller, 6 bin tirajli gazeteler/dergilere siginiyoruz. Sanki biz o destan gibi basin aciklamalarinda, dergi/gazetelerde "dogru" seyleri yazinca birden herkes bize inanacak ve hareketimize katilacak. Oysa kultur denen seyin yaratilmasi hayatin icinde oluyor. Hayatin icinde, siradan, ortalama insanlarin (kadin ve erkeklerin) gundelik sorunlarina cozumler bularak, egemen kulturun sunduklarina alternatif yasam/ahlak modelleri sunarak sol bir kultur/hareket yaratabiliriz"

    Ayşe bunu etkili kanallarla uygulanması lazım, niye solun TV'si yok demiş. Ama parantez için de belirteyim, bu site tam da o amaçla kurulmuştur. Ve şahsen geniş katılımlı bir internet sitesinin TV'den çok daha etkili olduğuna yürekten inanıyorum..TV bir aptal kutusudur, solcular tarafından işletilse bile gerici, eski paradigmaya ait bir iletişim tarzıdır..Bugün ABD gibi çok derin bir TV kültürü olan bir ülkede bile TV, İnternet iletişimi karşısında gerilemektedir. Barrack Obama'nın bu kadar güçlü bir şekilde çıkmasının en büyük nedeni olarak İnternet gösteriliyor.

    Neyse bu parantezden sonra asıl meseleye gelelim; ÖDP Ayşe'nin de dediği gibi, dört başı mamur bir parti programı çıkarınca, doğruları dile getiren basın açıklamaları yapınca bütün görevini yerine getirmiş olmanın rahatlığıyla köşesine çekiliyor..

    Yani çok anlamsız bir varsayım var burda; ÖDP karşısında oluşmuş, kurulmuş politik özneler varsayıyor; bu özneler sanki Jüri üyeleri gibi en doğru politikanın hangi parti tarafından dile getireceğini değerlendirecekmiş gibi varsayılıyor. Oysa kurulmuş, olmuş, bitmiş politik özneler yok..Öznelerin otomatik olarak üretim süreçleri içinde kuruluduğu saptlantısı, sosyalist teoriyi bir dogma düzeyine indiren en büyük ortodoksluktur bence..

    Ali Osman kendi yorumunda bunu dile getirmiş, istediği kadar özgürlükçülükten dem vursun, aslında ÖDP yukarıda dile getirdiğim politik özneler varsayımına hala çok güçlü olarak sahip..

    Birgün'ü çıkarmaları da aslında bu tutuculuğun en büyük kanıtı..Hala anlayış şu; bir takım teorisyenler çıkacak, halkın yanında polıitikalar dile getirecek, potansiyel olarak devrimci özü olan emekçiler de okuyup aydınlanacak..

    Yani öznenin performatif sürecleri içinde sürekli olarak kurulması gibi bir perspektif yok..Mantık şu; biz çıkalım doğruları söyleyelim, millet okusun, aydınlansın, sonra gelip ÖDP'ye katılsınlar..

    Eğer yaklaşım bu olmasaydı, ÖDP insanları yaşamın içinde aktif olarak biraraya getirecek kanallar yaratabilirdi. Ama bunları yaratmayı bırakalım, bu yönde herhangi bir ihtiyaç bile hissedilmiyor. Koca partinin herhangi bir iletişim platformu yok, insanların bireysel yaratımlarını sergileyecebilecekleri alanlar, ya da sıradan sohbet edebilecekleri kanallar sunmuyor..Ama görülüyor işte, onca imkansızlığa rağmen, 3-5 kişi olarak biz bile böyle bir site çıkarabiliyoruz..Ama koca partinin bu yönde bir girişimi yok..Hiçbir zaman olmadı.

    Türkiye'de solculuk gerilim, kavga, baskı koşullarında oluşmuş. O yüzden devlet baskı yapmayı bıraktığı zaman bizim solculara adeta en büyük kötülüğü yapmış oluyor. Sudan çıkmış balık gibi oluyorlar. Baskı olsa, nasıl bir politika icra etmeli gibi bir dert olmayacak. Ama açık bir baskı olmayınca, Bülent Forta'nın deyimiyle "günler tespih taneleri gibi ard arda sıralanınca" nasıl tavır almak gerektiğini kimse bilmiyor..

    Neyse, çok uzun ve derin mesele..İlgi olursa devam ederiz..

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #4 KenanCelik 28-03-2008 16:15
Yav bu ÖDP liler kim, gidip kulaklarını çekip düzeltelim... arkadaşlar biraz kendimize de bakalım, hemen hemen herkes kendini çember dışında görüp eleştiri yapıyor. Bu konuda ben de dahil bir şey üretemedik. Bu gerçeği de bilerek konuşalım

sevgilerle
Alıntı
 
 
0 #3 Önder Kurt 25-03-2008 18:21
Temel sorunu bence Ayşe çok isabetli bir şekilde dile getirmiş;

"Kapitalizmin kulturel hegemonyasiyla mucadele etmek icin de yine basin aciklamalari, paneller, 6 bin tirajli gazeteler/dergi lere siginiyoruz. Sanki biz o destan gibi basin aciklamalarinda , dergi/gazeteler de "dogru" seyleri yazinca birden herkes bize inanacak ve hareketimize katilacak. Oysa kultur denen seyin yaratilmasi hayatin icinde oluyor. Hayatin icinde, siradan, ortalama insanlarin (kadin ve erkeklerin) gundelik sorunlarina cozumler bularak, egemen kulturun sunduklarina alternatif yasam/ahlak modelleri sunarak sol bir kultur/hareket yaratabiliriz"

Ayşe bunu etkili kanallarla uygulanması lazım, niye solun TV'si yok demiş. Ama parantez için de belirteyim, bu site tam da o amaçla kurulmuştur. Ve şahsen geniş katılımlı bir internet sitesinin TV'den çok daha etkili olduğuna yürekten inanıyorum..TV bir aptal kutusudur, solcular tarafından işletilse bile gerici, eski paradigmaya ait bir iletişim tarzıdır..Bugün ABD gibi çok derin bir TV kültürü olan bir ülkede bile TV, İnternet iletişimi karşısında gerilemektedir. Barrack Obama'nın bu kadar güçlü bir şekilde çıkmasının en büyük nedeni olarak İnternet gösteriliyor.

Neyse bu parantezden sonra asıl meseleye gelelim; ÖDP Ayşe'nin de dediği gibi, dört başı mamur bir parti programı çıkarınca, doğruları dile getiren basın açıklamaları yapınca bütün görevini yerine getirmiş olmanın rahatlığıyla köşesine çekiliyor..

Yani çok anlamsız bir varsayım var burda; ÖDP karşısında oluşmuş, kurulmuş politik özneler varsayıyor; bu özneler sanki Jüri üyeleri gibi en doğru politikanın hangi parti tarafından dile getireceğini değerlendirecek miş gibi varsayılıyor. Oysa kurulmuş, olmuş, bitmiş politik özneler yok..Öznelerin otomatik olarak üretim süreçleri içinde kuruluduğu saptlantısı, sosyalist teoriyi bir dogma düzeyine indiren en büyük ortodoksluktur bence..

Ali Osman kendi yorumunda bunu dile getirmiş, istediği kadar özgürlükçülükte n dem vursun, aslında ÖDP yukarıda dile getirdiğim politik özneler varsayımına hala çok güçlü olarak sahip..

Birgün'ü çıkarmaları da aslında bu tutuculuğun en büyük kanıtı..Hala anlayış şu; bir takım teorisyenler çıkacak, halkın yanında polıitikalar dile getirecek, potansiyel olarak devrimci özü olan emekçiler de okuyup aydınlanacak..

Yani öznenin performatif sürecleri içinde sürekli olarak kurulması gibi bir perspektif yok..Mantık şu; biz çıkalım doğruları söyleyelim, millet okusun, aydınlansın, sonra gelip ÖDP'ye katılsınlar..

Eğer yaklaşım bu olmasaydı, ÖDP insanları yaşamın içinde aktif olarak biraraya getirecek kanallar yaratabilirdi. Ama bunları yaratmayı bırakalım, bu yönde herhangi bir ihtiyaç bile hissedilmiyor. Koca partinin herhangi bir iletişim platformu yok, insanların bireysel yaratımlarını sergileyecebile cekleri alanlar, ya da sıradan sohbet edebilecekleri kanallar sunmuyor..Ama görülüyor işte, onca imkansızlığa rağmen, 3-5 kişi olarak biz bile böyle bir site çıkarabiliyoruz ..Ama koca partinin bu yönde bir girişimi yok..Hiçbir zaman olmadı.

Türkiye'de solculuk gerilim, kavga, baskı koşullarında oluşmuş. O yüzden devlet baskı yapmayı bıraktığı zaman bizim solculara adeta en büyük kötülüğü yapmış oluyor. Sudan çıkmış balık gibi oluyorlar. Baskı olsa, nasıl bir politika icra etmeli gibi bir dert olmayacak. Ama açık bir baskı olmayınca, Bülent Forta'nın deyimiyle "günler tespih taneleri gibi ard arda sıralanınca" nasıl tavır almak gerektiğini kimse bilmiyor..

Neyse, çok uzun ve derin mesele..İlgi olursa devam ederiz..
Alıntı
 
 
0 #2 AliOsman KOCAK 25-03-2008 17:21
Kastetdiğim şey : Aslında ÖDP'nin yarattığı her türlü görece Özgürlük ortamının arkasında ciddi bir muhafazakarlık barındırmasıydı . Vizyonsuzluk ile ilgili fazla bir şey söylemeye gerek yok sanırım.
Alıntı
 
 
0 #1 Ayse S 25-03-2008 16:46
Selam Ali Osman,

Konu ilgi cekiyorsa yazi uzun olsa da okunuyor, endiselenme.

ODP'yi ve parti ici tartismalari sadece disaridan takip ettim/ediyorum. O yuzden ODP uzerinden konusmayayim. Ama genel olarak solun tikanmasi, daralmasi vb. uzerine aklima gelen bir iki seyi paylasayim.

Senin onerdigin doktora, mastir tezleri, bunlarin kitaplastirilma si, paneller vb.nin tali faaliyetler olmasi gerektigini dusunuyorum. Biraz da Aydinlanma kulturunun getirdigi bir sey sanirim bu: pur akademik bilgiye bazen fazlaca deger veriyoruz. Oysa bana gore hayata dair teorik bilgi universitelerde n ziyade hayatin icinde uretilmeli. Ya da universitede uretilen bilgiyle hayatin icinde uretilen bilgiyi bulusturacak kanallar yaratilmali.

Erasmus vb. ogrenci degisim programlari guzel bir fikir. Ancak, onu bir yana birak, lise ya da universite ogrencilerine burs saglanabilir ya. Siyasal Islami basortusune, siyasal Islamla mucadeleyi de basortusu yasagini savunmaya indirgiyoruz. Oysa siyasal İslamcilik, tarikat/cemaatl er ve onlarin dayanisma aglariyla - ayni/nakdi yardimlar, ogrencilere burslar, ogrenci yurtlari vb. - orgutleniyor. Solcularin kurdugu ogrenci yurdu, kres, kadin siginmaevi vb. var mi?

Kapitalizmin kulturel hegemonyasiyla mucadele etmek icin de yine basin aciklamalari, paneller, 6 bin tirajli gazeteler/dergi lere siginiyoruz. Sanki biz o destan gibi basin aciklamalarinda , dergi/gazeteler de "dogru" seyleri yazinca birden herkes bize inanacak ve hareketimize katilacak. Oysa kultur denen seyin yaratilmasi hayatin icinde oluyor. Hayatin icinde, siradan, ortalama insanlarin (kadin ve erkeklerin) gundelik sorunlarina cozumler bularak, egemen kulturun sunduklarina alternatif yasam/ahlak modelleri sunarak sol bir kultur/hareket yaratabiliriz (Ve tabi bu yapilanlari etkili kanallarla iletmemiz de gerekiyor. Niye solun hala bir televizyon kanali yok?)

Bir de sol partilerin diger sivil/muhalif hareketlerle iliskileri onemli. Ornegin kadin hareketi, cevre hareketi. Oysa sol partilerin, ornegin, kadin hareketiyle iliskisi kadin kollarindaki kadinlarin iliskisiyle sinirli. Biz sadece solcularla bir araya gelmeyi degil, kapitalizmle bir bicimde derdi olan ya da bunu bu sekilde teorize etmese de yasadigi sorun kapitalist uretim iliskilerinden kaynaklanan/bes lenen her kesimle bir araya gelmeyi ve onlara sorunun kapitalizmden kaynaklandigini /beslendigini gostermeyi hedeflemeliyiz.

Bir de yazinda soyle bir ifade var..."Bu vizyonsuzluk, özgürlükçüyüz zırvaları (kendisi zırva değil ama siyaseten o hale geldi) ile birleşince balon patladı." Neyi kastediyorsun?

Selamlar
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile