Pornografi, Siddet ve Kapitalizm Popüler
Pornografi şiddet içeren cinsellik kurgusuyla kadınlara haddini bildiriyor, erkeklerin kendilerini güçlü ve iktidar sahibi hissetmelerini sağlıyor. Bir cinsin öteki cins üzerinde kurduğu hiyerarşiyi, aşağılamayı ve şiddeti erotikleştiren, metalaştırılmış, tektipleştirilmiş bir cinsellik temsilini bireysel özgürlük adı altında savunamayız.
Ayse Sargin, Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
(Bu sunum, 27 Subat - 1 Mart 2007 tarihlerinde Ankara'da duzenlenen ODTU Sosyoloji Gunleri'nde yapildi.)
Bu oturumda, pornografinin kadına yönelik şiddetle ilişkisi üzerine bildiklerimi, düşündüklerimi paylaşmak sizlerle. Üzerinde durmak istediğim iki temel soru şu: birincisi pornografide kadına yönelik şiddet ne ölçüde yer alıyor? İkincisi pornografi içerdiği temsiller ve kurgularla gerçek hayatta kadına yönelik şiddeti ne yönde etkiliyor? Buradan hareketle sunumda değinmek istediğim bir başka konu da içinde yaşadığımız toplumda – yani erkekegemen ve kapitalist bir toplumda – pornografiyi nasıl görmemiz gerektiği, ona karşı nasıl bir politik tutum belirlememiz gerektiği. Buna ilişkin görüşlerimi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Önce yarım saat kadar bir sunum olacak, ardından hep beraber konuyu tartışabiliriz sanıyorum.
Önce şunu sorayım. Bu salonda hiç internet üzerinden ya da VCD, video veya yazılı materyaller üzerinden pornografi görmemiş, izlememiş olan var mı? Bir kişi mi? Güzel, hemen hemen herkes izlemiş, görmüş. Ben de böyle olduğunu düşünüyordum zaten. Muhakkak aramızda düzenli olarak pornografi tüketen, pornografi sitelerine giren arkadaşlar da vardır.
Gerçekten internetin yaygınlaşmasıyla pornografiye erişim dünyada ve Türkiye’de hem kolaylaştı, hem de yaygınlaştı. Yaygınlaşmaya da devam ediyor.
Pornografi ağırlıklı olarak heteroseksüel erkekler için üretiliyor. Öte yandan gey pornosu üretimi de hayli yaygın. Yani pornografi tüketicileri çok büyük oranlarda erkekler - heteroseksüel ve eşcinsel. Kadınlar arasında da pornografi tüketiminin olduğunu biliyoruz - yüzde 20 civarlarında olduğu söyleniyor çeşitli lokal araştırmalarda. Başta oğlan çocukları olmak üzere, birçok çocuk seks hakkında ilk bilgiyi pornografi aracılığıyla öğreniyor. ABD’de bir çalışmaya göre, oğlan çocuklarının yüzde 90’ı, kızların yüzde 60’ı bir kez pornografi izlemişler. 14 yaşındaki oğlan çocuklarının üçte biri düzenli olarak pornografi tüketiyor.
Türkiye’de biz hep pornografiyi çocuk pornografisi üzerinden tartıştık. Aslında çocuk pornografisi, tüm varolan pornografik materyallerin sadece bir kısmını oluşturuyor. Asıl büyük pay, yetişkin pornografisi, yani içinde yetişkinlerin yer aldığı pornografi. Yani yasaklanmayan, tartışılmayan, bu salondakiler de dahil herkesin internete girip rahatlıkla baktığı, izlediği, kolayca eriştiği pornografi. Oysa tam da bu pornografi - yetişkin pornografisi - içerdiği kadın temsilleri, resmettiği cinsellikle hem kadına yönelik şiddete yer veriyor, hem de bu şiddeti doğallaştırıyor ve meşrulaştırıyor.
Hemen bir noktayı vurgulayayım. Ben konuşma boyunca pornografi derken aslında yetişkin pornografisini kastediyor olacağım. Ancak çocuk ve yetişkin pornografisi ayrımına hem politik olarak karşıyım, hem de bu ayrımı sakıncalı buluyorum. Sunumun ileriki kısımlarında bunun üzerine konuşma fırsatı da bulabiliriz.
Pornografiyi tanımlamak
İsterseniz işe pornografi teriminin kökenine bakmakla başlayalım. Pornografi eski Yunanca bir kelime. “Porne” (“fahişe”) ile “graphos” (“yazmak/çizmek”) sözcüklerinin bir araya gelmesiyle oluşan bir terim. Literal anlamda “fahişeler üzerine yazmak” anlamına geliyor. Sözcüğün İngilizce’y 19. yüzyılda girdiği söyleniyor çeşitli kaynaklarca.
Biz bugün pornografiyi “cinsel organların ve cinsel birleşmenin cinsel tahrik yaratma amacıyla alenen gösterildiği ya da tasvir edildiği yayınlar” karşılığı olarak kullanıyoruz. “Cinsel tahrik yaratma amacıyla” ifadesi burda kilit ifade. Yani örneğin bir anatomi ders kitabındaki görüntüler bu tanıma göre pornografik sayılmıyor.
Öte yandan bu tanım çok steril bir tanım. Yani, böyle bir tanımla pornografi sadece sıradan, doğal bir cinsel birleşme tasviri gibi duruyor. Ancak burada şöyle bir problem var. 1970lerden itibaren piyasada – önce video kaset ve dergi olarak, 1990lardan itibaren VCD, DVD formatında ya da internet üzerinden yaygın olarak erişilen pornografinin içeriğine baktığımızda, bu steril tanımda yer almayan birçok ortak tanımlayıcı nitelik görüyoruz. Bu ortak nitelikler kadınların ve cinselliğin temsiline ilişkin ve tam da bu nitelikler bugün seri olarak üretilen ve milyarca dolarlık bir endüstri haline gelmiş olan pornografiyi, kadınların ikincilleştirilmesini, kadına yönelik şiddeti ve şiddete zemin hazırlayan toplumsal cinsiyet kalıplarını yeniden üreten bir medya ürünü haline getiriyor.
Kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyet
Şimdi bu ortak niteliklere geçmeden önce kadına yönelik şiddetin temel dinamiklerinden kısaca bahsetmek istiyorum.
Kadına yönelik şiddetin uluslararası kabul görmüş tanımıyla başlayalım. 1993 yılında kabul edilen bir bildirge var: Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi. Burada kadına yönelik şiddet şöyle tanımlanıyor: “ister kamusal ister özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel ya da psikolojik zarar veya acı veren ya da verebilecek olan herhangi bir cinsiyet-temelli şiddet eylemi veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama ya da keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma”.
Bildirgede kadına yönelik şiddetin türleri de sayılıyor. Bunlar arasında, aile içinde - kız çocuklarına yönelik cinsel taciz ve evlilikiçi tecavüz de dahil olmak üzere - her türlü fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet ile işyerinde, eğitim kurumlarında ve diğer kamusal alanlarda tecavüz, cinsel taciz ile kadın ticareti ve fuhşa zorlama var.
Şimdi bildirgede dikkat çeken önemli bir nokta, kadına yönelik şiddetin cinsiyet-temelli şiddet olarak tanımlanmış olması. Cinsiyet-temelli şiddet - yani kadınların sadece kadın oldukları için yaşadıkları şiddet. Bir başka deyişle, kadına yönelik şiddet, toplumsal cinsiyetle yakından ilgili. Toplumsal cinsiyet rollerinin üzerinde yükseliyor ve bu rollere dayalı toplumsal düzenlemelerin devamını sağlıyor. Bundan neyi kastediyoruz?
İçinde yaşadığımız toplumda kız ve oğlan çocukları olarak, doğumdan itibaren, aile, din, eğitim sistemi ve medya aracılığıyla, erkekliği tanımlayan niteliklerin güçlü, egemen ve aktif olmak, kadınlığın ise uysallık ve itaat ile ilgili olduğunu duyarak görerek yetişiyoruz. Şiddet, öğrenilen bir davranış. Oğlan çocukları ve yetişkin erkekler, aileden, okuldan, dinden, medyadan kadınlar üzerindeki iktidar ve denetimlerini korumak, erkekliklerini hem kadınlara, hem de diğer erkeklere kanıtlamak için şiddete başvurabileceklerini öğreniyorlar.
Yani kadına yönelik şiddet, hem bu bahsettiğimiz toplumsal cinsiyet rollerinin bir uzantısı, hem de bu rollerin temelini oluşturduğu eşitsiz ilişkilerin devamını sağlayan, kadınların erkekler karşısında ikincil ve bağımlı konumda kalmalarını, erkeklerin kadınlar üzerindeki iktidar ve denetimlerini korumalarını sağlayan önemli bir mekanizma. Çok kısaca, kadına yönelik şiddetin toplumsal cinsiyet rolleri ve kadınların ikincilleştirilmesiyle ilişkisi böyle.
Şimdi isterseniz bugün seri halde ve yaygın olarak üretilen pornografide kalıplaşmış olan temsil ve kurgulara bir göz atalım ve kadına yönelik şiddetin bu özetlediğimiz temel dinamiği çerçevesinde tüm bunların nereye oturduğuna bir bakalım.
Pornografide seri üretilen kadın bedeni
Bugün piyasada yaygın olarak bulunan pornografinin en temel özelliği, hemen hemen her yaştan, her ırktan, her meslek grubundan kadının, pornografi tüketicisi erkeğin beğenisine sunuluyor olması.
Örneğin ortalama bir pornografi sitesine baktığımızda, düzenli pornografi tüketenlerin bir süre sonra aşina olacağı standart kadın sınıflandırmaları görüyoruz. Bu sınıflandırmalar, pornografide yer alan kadınların fiziksel özellikleri, yaşları, etnik/ırksal/ulusal aidiyetleri, meslekleri, medeni durumları/sosyal konumları ve sosyal statüleri üzerinden yapılıyor.
Kadınlar pornografide göğüs ya da kalça büyüklükleri, kiloları, saç ya da göz özellikleri ve yaşları gibi fiziksel özellikleri üzerinden sınıflandırılıyor. Birçok defa kadınlar sadece beden parçalarına indirgenmiş hallerde temsil ediliyor – örneğin bir resim sadece bir vajina, kalça ya da meme görüntüsünden ibaret olabiliyor.
Kadınların sosyal ve medeni özellikleri de, pornografide yer alan sınıflandırmaların kriterleri arasında. “Evli”, “eş”, “hamile”, “eski kız arkadaş”, “büyükanne”, “anneanne”, “anne” gibi kategorilerin yanı sıra, “bakire”, “ilk defa” gibi kategoriler de mevcut. Her bir kategori belli bir cinsel tema ya da senaryoyla özdeşleştiriliyor.
“Bakire” kategorisinde yer alan görüntüler, “bakire cenneti”, “gencecik sü..kler sizi bekliyor”, “tatlı ergen kızlar gözlerinizin önünde bekaretini kaybediyor”, “gerçek bekaret bozma görüntüleri” gibi tanıtım yazıları eşliğinde sunuluyor.
Kadınlar, pornografide etnik, ırksal ve ulusal aidiyetleri üzerinden de sınıflandırılıyor. Bu alandaki kategorilerin en bilinenleri: “siyahi”, “Afrikalı”, “Asyalı”, “Latin”, “Brezilyalı”, “Japon”, ve “Rus” başlıklı kategoriler.
Her bir kategoride yer alan kadınlar belli cinsel senaryolarla özdeşleştiriliyor ve yaygın olarak bu senaryolarla temsil ediliyor. Örneğin Asyalı ve Japon kadınlar, cinsel şiddet ve bu şiddete itaat ya da zorunlu boyun eğme içeren senaryolarda kullanılıyor. Öte yandan, Afrikalı, siyahi ve Latin kadınlar cinsel yönden doyumsuz kadınlar olarak temsil ediliyor.
Bu senaryoların ne kadar oryantalist ve ırkçı olduğu dikkatinizi çekmiştir. Bu, bize pornografinin ağırlıklı olarak beyaz, Batılı, orta sınıf erkek göz önünde bulundurularak üretildiğini gösteriyor. Öte yandan, bu materyallerin Batı-dışı kültürlerin mensupları erkekler tarafından da yaygın olarak tüketildiğini düşündüğümüzde, bu erkeklerin, pornografi aracılığıyla aynı etnisite veya ırkı paylaştıkları kadınları Batılı erkeğin gözüyle seyrederek ötekileştirmesi tehlikesini de görebiliyoruz.
Kadınların yaşları, ruhsal ya da maddi durumları nedeniyle dezavantajlı olduğu konumlar da pornografide erotizm unsuru olarak kullanılıyor. “Masum kız”, “aptal kız”, “sarhoş”, “fakir kız” gibi kategorilerde, sergilenen kadınların yaşanan cinselliğe “aptal”, sarhoş ya da paraya ihtiyaç duydukları için katlandıkları izlenimi veriliyor. Yani kadınların aşağılanması ve bunun erotize edilmesi pornografide sıkça yer verilen bir unsur.
Kadınlar, pornografide meslekleri üzerinden de sınıflandırılıyor. Popüler meslek grupları arasında, ev kadını, hemşire, sekreter ve öğretmen gibi meslekler var. Pornografide liseli kız çocuklarını içeren cinsel senaryolara da sıkça yer veriliyor.
“Liseli kız” ya da “öğretmen” kategorilerinde sıkça yer alan temalardan biri, kız öğrencinin notlarını yükseltmek için öğretmeniyle cinsel ilişki yaşamak zorunda kalışı.
Yetişkin pornosunda özendirilen çocuk pornosu
Geçtiğimiz günlerde çocuk pornografisi içeren materyaller bulundurduğu için yakalanan bir adamla ilgili bir haberi izlemiştim. Adam polis arabasında. Muhabir soruyor işte “pişman mısınız, utanmıyor musunuz çocuk pornosu indirmişsiniz, izliyorsunuz falan” diye. Adam şöyle cevap veriyor: “yok ya çocuk değil onlar, 13-14 yaşında”.
Bunu ergenliğe girmişler anlamında söylüyor. Hakikaten birçok toplumda çocukluktan çıkma yasal yaşı olan 18, bu anlamda geçerli sayılmıyor. Ancak bu olay, çocuk pornosuyla yetişkin pornosu arasında yapılan ayrımdaki bir ironiyi düşündürttü bana yeniden. O da şu: biz pornografiyi ikiye ayırıyoruz, çocuk ve yetişkin pornosu diye. İçinde çocukların - yani 0-18 yaş arası kişilerin - yer aldığı pornografi yasaklı. Öte yandan, içinde yetişkinlerin yer aldığı pornografide, yetişkin erkeklerle kız çocuklarının cinsel ilişkisi sıkça rastlanan temalardan biri. Yetişkin pornografisinde “okul kızı”, “kolej”, “liseli”, “liseli kız”, “küçük kız”, “ergen”, “yeniyetme”, “ponpon kız”, “öğrenci”, “bebek bakıcısı”, “lolita” gibi başlıklar altında yer verilen bir sürü cinsel senaryo var. Bunlarda yasal zorunluluk nedeniyle 18 yaş üstü kadınlar kullanılırken, bu kadınlar kız çocuğu görüntüsüne sahip olanlar arasında seçiliyor ve 18 yaş altı izlenimi veren kıyafetlerle görüntüleniyor. Bir başka deyişle, bu tip pornografik materyallerde yer alan kadınlar yasal olarak 18 yaş üstü oldukları için bu görüntüler teknik olarak çocuk pornografisi sayılmasa da, alenen çocuklarla cinsel ilişkiyi çağrıştırıcı ve olumlayıcı mesajlar içeriyor.
Bu nedenle çocuk pornografisinin yaygınlığı karşısında hayrete, dehşete düşmek yersiz, çünkü pornografi endüstrisi için ergen kızlar, 18’inde genç kadınlar, masumiyet, bekaret, tüm bunlar erotik kabul edilen ve sıkça yer verilen unsurlar.
Yine geçerken vurgulayalım, çocuk pornografisi tüketen erkeklerin hepsi de ergenliğe girmemiş çocuklarla seks yapmak isteyen ve halk arasında “sapık” tabir edilen adamlar değil. Pornografi sitelerinde “teen” yani “ergen” veya “barely legal” - “henüz 18’ini doldurmuş” diye çevirebiliriz bunu - olarak tanıtılan kadınların görüntülerini arayıp bulan, bu kadınları izleyerek boşalan ve onlarla yatmanın hayalini kuran ve bunu gerçek hayatta da gerçekleştirmenin yollarını arayan yığınla “normal” erkek var.
Pornografide şiddet erotize ediliyor
Şimdi yeniden pornografideki kadın temsillerine dönersek –özetle pornografide her kadın, hangi yaştan, ırktan ve meslekten olursa olsun sınıflandırılıyor, etiketleniyor ve pornografide sunulan cinselliğin nesnesi haline getirilerek izleyici erkeğe sunuluyor. Yani pornografide kadınlar doğal varlıklarıyla, çeşitlilikleriyle, tarihleri, kişilikleri, kimlikleri olan özneler olarak bulunmuyor; her durumda, her an ve her erkek için cinsel arzu nesnesi olarak sunuluyor. Düzenli olarak pornografi tüketen erkekleri düşünün. Bu erkeklerin gerçek hayatta kadınları öznellikleri, insani özellikleri ve farklılıklarıyla görmesi ve kabullenmesi hayli güç.
Şimdi piyasada yaygın olarak bulunan pornografide yer verilen cinsellik kurgusuna bir bakalım. Bir defa, pornografide sunulan cinsellik, neredeyse hiçbir zaman kadın ile erkek arasında karşılıklılığa ve eşitliğe dayalı bir cinsellik değil. Rızaya dayalı izlenimi veren bir cinsel ilişki görüntüsü dahi “si...me, becerme, geçirme” gibi sözcüklerle anılıyor. Yani kadınların cinsellikteki rolü pasif ve itaat eden nesne rolüyle sınırlandırılıyor.
Yine kadınlar bu kurgularda en hafif ifadeyle “bebek” sıklıkla da “ka...k”, “sü...k”, “budala fa...e”, “a...k” gibi sıfatlarla anılıyor. Cinsellik, pornografide erkeğin kadın bedenini ele geçirmesi, fethetmesi, kendi arzuları doğrultusunda kadın bedenine egemen olmasından ibaret.
Pornografide sıkça yer alan cinsel birleşme kategorilerine bakalım: “çift kol”, “çift si...ş”, “çift vajinal”, “ağız si...e”, “arkaya kol sokma”, “dörtlü parmaklama”, “döl yalatma”, “kol sokma” gibi başlıklar var. Bu başlıklarla tanımlanan cinsel eylemler, karşılıklılığı ve kadınla erkeğin tüm bedenleriyle yaşadıkları bir cinsel yakınlığı ifade etmiyor. Aksine, erkeğin kadının bedeninin bir bölümü üzerinde tek taraflı olarak uyguladığı bir eylemi ifade ediyor. Bu kategorilerde yer alan görüntü ve yazılarda, diyelim kadın bu eylemlere rıza göstermiş. Öyle bile olsa bu sayılan cinsel eylemler sırasında kadının çektiği acı ve yaşadığı zorlanma dahi erotik unsurlar olarak sunuluyor – ki bu saydıklarımız gerçekten fiziksel olarak acı veren cinsel eylemler. Mesela pornografide “acı”, “ağlama” başlıklı kategoriler var. Burada cinsel ilişki sırasında acı çeken ya da ağlayan kadınların görüntüleri yer alıyor.
“Bağlama”, “bandajlama”, “cezalandırma”, “işkence”, “kalça şaklatma”, “popoya işkence”, “tokatlama”, “zincirlenmiş”, “boğulan” başlıklarını sıklıkla görüyoruz pornografide. Buralarda da, kadınların iple bağlandıkları, tavana asıldıkları, dövüldükleri ve çeşitli şekillerde işkenceye maruz kaldıkları görüntüler var. Bunlar da pornografik materyallerde erotik bir bağlamda sunulan şiddet görüntüleri arasında.
Öte yandan, açıkça kadının rızası dışında gerçekleştiği ifade edilen cinsel eylemler, yani tecavüz ve taciz görüntüleri ve yazıları da, pornografinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Bunların önemli bir kısmı temsili görüntüler. Örneğin bir ara Irak’ta ABD askerlerinin tecavüzüne uğrayan kadınların görüntüleri diye bazı fotoğraflar dolaşıyordu internette. Tam da Ebu Garib işkence skandalının patlak verdiği dönemde. Ben onları bu olaydan çok daha önce “savaşta tecavüz” konulu İngilizce bir pornografi sitesinde görmüştüm. Bu sitede bu ve benzeri “savaşta tecavüz” temalı pornografik görüntüler vardı. Site, Ebu Garip skandalından sonra kapatıldı. Görüntülerin de gerçek olmadığı ortaya çıktı. Ama çeşitli bağlamlarda – örneğin okulda, hapishanede, karakolda, hastanede, gerdek gecesinde vb. – tecavüzün işlendiği bol miktarda temsili görüntü var internet pornografisinde.
Öte yandan, bazı internet sitelerinden, gizli çekim tecavüz ve taciz görüntülerine ulaşmak da mümkün. Son dönemdeki internet denetimleriyle birlikte bu görüntülerin birçoğu kaldırıldı.
İnternet üzerinden yaygın olarak ulaşılan gerçek ya da temsili bu tip görüntülerde cinsel şiddetin erotize edilmesinde şöyle bir problem var. Böyle bir resmediş, bir defa cinsel saldırının herşeyden önce bir hak ihlali ve suç olduğunu gözden siliyor. Cinsel şiddet mağduru kadınlar için cinsel saldırının erotik değil, travma yaratan bir deneyim olduğu gerçeğini ortadan kaldırıyor. Düzenli olarak, cinsel saldırı pornografisi tüketen kişilerde, cinsel saldırıyı, rıza içeren cinsellikten ayırmakta güçlük çekme ve cinsel saldırı mağduru kadınlara yönelik empati geliştirme eksikliği gibi tutum ve davranışlar gelişebileceğine ilişkin kimi araştırmalar mevcut. Örneğin ABD’de bir araştırmaya göre, yasal olarak tecavüz olarak tanımlanan cinsel davranışları gösteren üniversiteli erkekler, göstermeyenlere göre daha çok Playboy, Penthouse ve Hustler benzeri dergileri okuyor, izliyor.
Başta sorduğumuz sorulara dönersek - birincisi pornografide kadına yönelik şiddet ne ölçüde yer alıyor? Hayli sık yer alıyor arkadaşlar. Hatta bazı araştırmacılara göre, bu oran gittikçe artıyor. Yani bugünkü pornografi 30 yıl önceki pornografiye göre gittikçe daha çok şiddet ve aşağılama içeriyor kadınlar açısından. Bunlar “gerçekten” kadına yönelik şiddet mi peki? Yani pornografi neticede kurgu, değil mi?. Aslında değil. Çünkü örneğin popüler filmlerdeki şiddet görüntülerinde özel efektler, film hileleri falan yapılıyor. Ama porno bir filmde kurguda kadının kalçalarının tokatlanarak kızarması gerekiyorsa gerçekten bu yapılıyor. Ya da “fisting” kategorisinde gerçekten bir erkek bir kadının vajinasına kolunu sokuyor. Yani bu kadınlar çekim sırasında gerçekten bedensel acı çekiyor ve zarar görüyor – ki bu Birleşmiş Milletler bildirgesinde kadına yönelik şiddetin tanımlayıcı özelliklerinden biri.
Kaldı ki görüntülerin temsili olduğu durumlarda bile – örneğin bir tecavüz ya da işkenceyle seks kurgusunda – şiddet erotize edilerek verildiği için izleyici erkeği kadına yönelik şiddete duyarsızlaştırma, şiddet karşısında hissizleştirme ihtimali hayli yüksek. Yani ikinci sorumuza geldik. Pornografi içerdiği temsiller ve kurgularla gerçek hayatta kadına yönelik şiddeti ne yönde etkiliyor? Şiddeti cinselliğin doğal bir parçası, kadınları da bu şiddete rıza gösteren ve bundan zevk alan varlıklar olarak gösterdiği için bu etkinin pek olumlu olduğu söylenemez. Şiddet içerikli pornografiyi bir tarafa bırakalım. Tüm pornografik materyallerde, kadınların sadece meme kalça vajinadan ibaret, sözleri, tarihleri, kimlikleri, kişisel sınırları, mahremiyetleri olmayan her an her türlü sekse hazır ve sekste erkeğe itaat eden, onun zevklerine ve isteklerine sürekli uyum gösteren varlıklar olarak temsili, toplumda varolan “egemen aktif erkek/pasif itaat eden nesne kadın” kalıplarını yeniden üretiyor ve güçlendiriyor. Bir başka deyişle, pornografi, kadına yönelik şiddetin üzerinde yükseldiği toplumsal cinsiyet rollerini güçlendirerek kadınları erkek şiddetine açık hale getiriyor.
Yaygın medya pornografi tüketimini meşrulaştırıyor
Konuşmamın başında bir konuya daha değinmek istediğimden bahsetmiştim: erkekegemen ve kapitalist bir toplumda pornografiyi nasıl görmemiz gerektiği, pornografiye karşı nasıl bir politik tutum belirlememiz gerektiği.
Pornografi özellikle internetin yaygınlaşmasıyla artık çok yaygın olarak tüketiliyor. Ev bilgisayarları bir yana, işyerlerinin, internet kafelerin, üniversitelerin, kamu kurumlarının, sendikaların bilgisayarlarından pornografi içerikli sitelere giriliyor. Kahvelerde, bazı üniversitelerin erkek yurtlarında belli saatlerden sonra erkeklerin topluca porno filmler izlediklerini duyuyoruz. Pornografi tüketimi konusunda bir erkeğin siyasi görüşleri hiç de belirleyici değil. Sağcı, solcu, İslamcı birçok erkek yalnız kaldıklarında pornografi içerikli internet sitelerine giriyor, aralarında bunları düzenli olarak takip edenler de var.
Pornografinin başta verdiğim tanımına göre, tarihin ilk dönemlerinden bu yana cinsel birleşme tasvirleri mağara duvarlarında, tablolarda, vazolarda vs. yer alıyor. Ancak cinsel ilişkinin biraz önce anlattığım hiyerarşik, kadına yönelik şiddet ve aşağılama içeren kurgusu, çok daha yeni dönemlere özgü. Bu kurgunun yaygınlaşması, seri halde üretime sokulması ve gündelik hayatın bir parçası haline gelmesi ise, 1970lerden sonra kapitalizmin spesifik bir döneminde gördüğümüz bir şey. Yani pornografi özgür, doğal cinselliğin ve çıplaklığın özgür ve doğal temsili değil, bu işten milyarlarca dolarlık kar eden patronların olduğu ciddi bir endüstri. Sinema, yaygın medya ve internet endüstrileri de bu işin önemli bir parçası.
Artık her türlü pornografik materyale rahatlıkla erişebildiğimiz gibi, pornografi tüketimi yaygın medya aracılığıyla hayatın doğal, normal bir parçası haline de getiriliyor. Pornografide sıkça tekrarlanan temalar, yaygın medya ürünlerinde de kullanılıyor.
“Zor Hedef Fare” diye yabancı bir film var, belki görmüşsünüzdür. Bu bir çocuk filmi. Eski, tarihi bir evde yaşayan bir fare var. İki “kötü” adam evi satın alıp sonra restore ederek satmak istiyorlar. Fare bunlarla mücadeleye girişiyor falan. Filmin bir sahnesinde, kötü adamlardan biri banyoya yeni bir küvet taktıracak. Satın almış, eve getiriyor falan. Arkadaşına, “harika bir küvet, bu evi satınca alacağımız parayla küveti üniversiteli kızlarla dolduracağım” diyor. “Üniversiteli kız” pornografide sıklıkla yer alan kategorilerden biri. Bu bir çocuk filmi ve bunu kız ve oğlan çocukları izliyor.
Yine başka bir çocuk filminde – bu seferki çizgi sinema. “Kahraman İnekler” adı. 3 tane inek filmin kahramanı. Çiftlikleri satılacak, bunu önlemek için yola düşüyorlar. Bir sahnede, ikisi kavgaya tutuşuyor, çamur birikintisi var ve çamura düşüyorlar kavga ederken. Birden izleyen bir erkek köpek bağırıyor neşeyle “yaşasın çamur güreşi” diye. Kadınların çamur güreşi de pornografide rastlanan temalardan biri. Yani bir amacı, ideali, mücadelesi olan özne kadınlar bile bir şekilde izleyen erkeğin cinsel nesnesi haline dönüştürülmekten kurtulamıyor ve bu bir çocuk filminde yer alıyor.
Bu ünlü bir yabancı kozmetik şirketinin çıkardığı yüz kreminin reklamı. (slayt)
Bu da yine ünlü bir yabancı giyim firmasının reklamı. (slayt)
İkisinde de kadının yüzündeki madde - ikinci reklamda bu süt – oral seks sonrası olsa gerek, erkek menisini çağrıştıracak şekilde serpiştirilmiş. Giyim firmasının reklamınında bu tema zaten daha belirgin.
Türkiye’de de yayınlanan popüler Amerikan sitkomlarını bilirsiniz. Artık ortalama, sıradan bir Amerikan ailesinin hayatıyla ilgili sitkomlarda bile porno tüketimi, striptiz kulübü vs. üzerine düzenli olarak espriler geçiyor. Porno tüketmek yaygın medyada hayatın ve özellikle erkekliğin doğal bir parçası gibi sunuluyor. Yani verilen mesaj şu: “sağlıklı” bir erkeksen mutlaka porno tüketirsin.
Pornografi cinselliğimizi belirliyor
Pornografideki ırkçı unsurlardan bahsetmiştim. Anadolu’nun bir şehrinde ortak kullanıma açık bir bilgisayardan arama yapıyorum. Arama motorunda “Japon kızlar” ibaresinin aranmış olduğunu gördüm. Bahsettiğim şehirdeki insanların yüzde 80’i hayatı boyunca canlı Japon görmemiştir, Japon bir erkekle de ilgilendiklerini sanmıyorum. Ancak pornografi sayesinde, bir yerde yaşayan bir halk, bir başka yerde yaşayan, kültürünü, yaşamlarını, acılarını, üzüntülerini, sevinçlerini, bayramlarını bilmedikleri bir halkın kadınlarını pornografi aracılığıyla cinsel fantezi nesnesi yapabiliyor. Yine geçtiğimiz günlerde, Ankara’da bir fuhuş çetesi ortaya çıkarıldı. Telefon konuşmaları yayınlandı gazetelerde. Bir müşteri Japon kadın istiyor. Hatta satıcı “Japon yok, Kırgız olsa olur mu, o da çekik gözlü” minvalinde bir yanıt veriyor. Yine aynı şey. Pornografide “Japon kadınlar/Japon okul kızları” hayli rastlanan temalardan.
Pornografi kurduğumuz cinsel fantazilerde de hayli belirleyici. Birçok erkek, pornografide gördüğü cinsel pozisyonlarda birleşmek istiyor, birçok kadın erkekler bunu istediği ve pornografideki kadınlar bunu yaptığı için istemediği ve acı duyduğu pozisyonlarda seksi kabulleniyor.
Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir haberde, galiba Antalya’da, 8 adam arabayla iki seks işçisini kaçırıyor ve grup sekse zorluyor. Grup seks ve grup tecavüzlerine duyulan merak ve ilginin pornografiyle yakından ilgisi olduğu açık.
Yine cinsel birleşmeyi ya da tecavüzü görüntülemede de benzer bir durum var. Şimdiye kadar çocuklar arasında bilinen iki olay var böyle. Yanılmıyorsam, biri Kahramanmaraş’ta, diğeri Antalya’da, birkaç oğlan öğrenci, bir kız öğrenciye tecavüz ederek görüntülüyor. Bunlar geçtiğimiz sene meydana gelen olaylar. İngiltere’de geçtiğimiz aylarda yeni bir vaka oldu. 13 yaşındaki bir çocuk 15 yaşındaki iki arkadaşının yaşadığı cinselliği görüntülemiş.
Pornografinin bu kadar çok yaygınlaşması, gündelik hayatın bir parçası haline gelmesi, getirilmesi çok tesadüfi olaylar değil. Kapitalizmin 70li yıllardan itibaren üretimden hizmet sektörüne yönelmesi ve bunun kadınların ve feminist hareketin güçlendiği bir döneme denk düşmesiyle çok ilgisi var. Kapitalizm herşeyi metalaştırıyor – kadın bedeni ve cinsellik de dahil. Pornografide anlattığımız türde bir cinselliğin bu kadar merkezde olmasının sebebini ise ben feminist harekete ve kadınlar ile erkekler arasındaki hiyerarşinin erkekler aleyhine bozulmasına bağlıyorum. Pornografi tam da bu noktada devreye giriyor; içerdiği temsiller ve cinsellik kurgusuyla kadınlara tabiri yerindeyse haddini, yerini bildiriyor, hatırlatıyor; erkeklerin kendilerini yeniden güçlü ve iktidar sahibi hissetmelerini sağlıyor. Pornografide yer alan heteroseksüel ve hatta eşcinsel cinselliğin “yapan/yapılan”, “aktif/pasif” “özne/nesne” üzerine kurulu olması bununla çok ilgili.
Ne liberal bireysel tercih, ne sağcı genel ahlak
Son olarak değinmek istediğim konu şu: bu kadar yaygın tüketilen ve cinsler arasındaki hiyerarşiyi, eşitsiz ilişkileri yeniden üreten bir medya ürününe karşı politik tavır ne olmalı? Liberallere göre, herşeyde olduğu gibi, pornografide de bireysel özgürlük ve ahlaki tercihlerdeki çeşitlilik esas. İstiyorsan izlersin, istemiyorsan izlemezsin. Ancak üretimine ve izlenmesine engel olamazsın. Çünkü 18 yaşını geçen herkes kendi seçimlerinden sorumludur ve bu seçimleri yapabilecek akıl ve hür iradeyle donanımlıdır.
Sağa baktığımızda, sağ bu bireyci, atomist anlayış yerine daha toplumsal bir noktadan hareket ediyor. Ancak referansı, temeli, dine dayanan muğlak bir “genel ahlak” anlayışı. Sağa göre her türlü cinsel temsil, tasvir ortadan kalkmalı; hatta evlilikdışı serbest cinsel ilişkinin kendisi de.
Liberalizmin çizdiği tabloda şöyle bir problem var. Birincisi, biz liberalizmin resmettiği gibi uzayda yaşamıyoruz. Tercihlerimiz, seçimlerimiz – tüm bunlar aile, din, medya gibi çeşitli sosyal yapılar aracılığıyla şekilleniyor. Üstelik, tercihlerimizi belirleyen bir sürü maddi koşul da var. Kadınların iş piyasasında ucuza ve sigortasız olarak çalıştırıldığı bir sistemde işsiz olan ya da düşük ücretli bir işte çalışan bir kadının para kazanmak için pornografi içerikli filmlerde oynamayı tercih etmesi, ya da bir işçi erkeğin, sosyal ilişkilerin, dayanışmanın, bir arada olmanın sürekli baltalandığı bir toplumda gün boyu 10 saat çalışıp akşam evinde yalnız kaldığında kendisine eğlence diye pazarlanan pornoyu izlemesi ne ölçüde bireysel, hür iradeyle yapılmış tercihler bunlar tartışılır ve bunları tartışmamız gerek. Üstelik liberalizm bu bireysel tercih söylemini bize pazarlarken, bir yandan bu dayatılan tercihler üzerinden milyarlarca dolar kazanan bir endüstri olduğu, bu endüstrinin en temel insani güdüler de dahil herşeyi metalaştıran ve tüketime sokan azgın bir piyasanın gereklerine göre hareket ettiği gerçeğini de gizliyor.
Sağa gelince, referanslarını dinden alarak yaşamak isteyenler için reçeteler hazır. Bu bir tercih tabi. Ancak, şunu anlamak önemli. Piyasa, cinsel özgürlük adı altında cinselliği metalaştırıp, bu metalaştırılmış formu dolaşıma sokarken, sağ da bu meta formuna karşı çıkmak adına aslında cinselliğin özgür, doğal, insani biçimine de karşı çıkıyor. İnsani olanı dışlamak açısından aslında liberaller ve sağ aynı noktada buluşmuş oluyor.
İşte burada alternatif bir bakış açısı gerekiyor bize. Ben bunun feminizmle birlikte hareket eden soldan geleceğini düşünüyorum. Eşitlikçi, hiyerarşisiz, özgür ve insani, cinsiyetçilik de dahil her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırıldığı bir toplum için mücadele eden solun, pornografiyi, pornografi tüketimini kamusal alanda tartışmaya açması, pornografiyle mücadeleye ilişkin bir söz, politika geliştirmesi gerekiyor. Çünkü pornografinin yaygınlaşması, genetiği değiştirilmiş organizmaların yaygınlaşmasından hiç de farklı değil. Piyasa insani ve doğal olan her alanı kaplıyor ve kar alanı haline sokuyor. Irkçılığın yaygınlaşması, cinsiyetçiliğin kök salmasından hiç farklı değil. Hatta ikisi elele gidiyor. Burada kilit nokta, feminizmin “kişisel olan politiktir” sloganından hareket etmek. Solcu erkeklerin, evde, yalnızken, ilişkilerinde yaşadıklarının, aslında siyasi mücadelelerinden apayrı alanlar olmadığını bilmeleri, bunun üzerine tartışmaları bana çok önemli geliyor.
Biz heteroseksüel, eşcinsel ya da transseksüel tüm kadın ve erkekler bir arada yaşıyoruz. O yüzden bir cinsin öteki üzerinde kurduğu hiyerarşiyi, ona uyguladığı aşağılama ve şiddeti erotikleştiren, metalaştırılmış, tektipleştirilmiş bir cinsellik temsilini bireysel özgürlük adı altında savunmamız mümkün değil. Aynı şekilde her türlü cinsel ilişki tasvirini, temsilini muğlak bir “genel ahlak” adına yasaklayan bir sistemi de savunamayız. Alternatifi, bu ikisine de ve toplumdaki tüm cinsiyetçi yapılara karşı çıkmaktan ve ötekileştirme, ezme üzerine kurulu olmayan, doğal ve insani ilişkileri savunmaktan geçiyor.
{mos_fb_discuss:20}
