Elveda Proleterya. Peki Ama Kime Merhaba? Popüler
Makale
Sosyalist teorinin ortaya çıktığı 19.yüzyıldan bu yana toplumsalın yapısında çok ciddi değişiklikler yaşandığında inanlardanım. Bu değişikliklerden en önemlisinin de sınıfların yapısı konusunda yaşandığına inanırım.
{dropcaps on}
Prangalarından başka kaybedecek hiçbirşeyi olmayan ve toplumunun ezici çoğunluğu haline geleceği öngörülen proleteryanın toplumsal devrimci sınıf olduğu nosyonuna inanlardan değilim. Bu nosyonun ortaya çıkışından sonra geçen yaklaşık 150 yıllık süre içinde kapitalizmin gelişimi Marx'ın öngördüğüne çok benzer bir çizgiyi takip etse de, bu gelişimin doğurmak zorunda olacağı toplumsal öznenin kuruluşu bekleneden çok daha çapraşık bir seyir izledi.
Bu durumun bize verdiği en büyük ders, üretim süreçlerinin teorik analiziyle, toplumsalın ideolojik analizi arasında çok da zorunlu bir neden-sonuç ilişkisinin olmadığı, her ikisinin de görece bağımsız alanlar olarak ele alınabileceği olasılığıdır. Başka bir ifadeyle, belli iktisadi süreçlerin zorunlu olarak belli politik özneleri doğuracağı fikrinin çok da doğru olmayabileceğidir. Kanımca toplumsal öznenin kuruluşu artık daha önce hiç olmadığı kadar iradi, başka bir deyişle ideolojik mücadelenin konusudur. İdeoloji sorunsalı da artık son derece çetrefilleşmiş, zorunlu olarak kendiliğinden oluşan değil de, kurulması için çaba harcanması gereken bir şey haline gelmiştir. İdeoloji konusunu çok karmaşık hale getiren bir başka fenomen ise, artık bir bağlayıcılığının kalmamasıdır. Yani insanlar bir ideolojinin taşıyıcısı olabilirler ama o ideolojinin gereklerini yerine getirmeyebilirler.
Bu durumun benim bildiğim en iyi özeti, Zizek'in, Marx'ın ideoloji betimlemesini tipik Hegelyen bir jestle ters çevirmesidir;
Marx:
"Yapıyorlar ama bimiyorlar"
Zizek
"Biliyorlar ama yine de yapıyorlar"
İçinde bulunduğumuz kesif sinizmin ifadesidir bu. Herkes herkese karşı bir sinizm içinde. "Bunu yapıyorsun ama vardır bir çapanoğlu arkasında". Ya da mesala kapitalizmin insanlığı bir yokloluşa götürdüğüne inanılıyordur da, "ben kendi kısa yaşamımın keyfini çıkarmaya bakarım" deniyordur, bile bile kötülüğün saflarında yer alınıyordur.
Zizek'in ters çevirmesi içinde bulunduğumuz sinizm koşullarını dile getirmekten çok daha önemli bir başka gönderime de sahip; idealojik öznelerin, maddi süreçlerin zorunlu bir ürünü olarak çıkmayacağı ya da ideolojinin eylemleri belirlemedeki etkisinin kaybolması.
Buraya kadar, devrimci özne olarak klasik proleterya nosyonunun artık iş yapamayacağına olan inancımı dile getirmeye çalıştım. Yani insanın maddi koşullarının belli bir bilinç durumunu illa ki ortaya çıkarmak zorunda olmadığı yönündeki "saplantımı" dile getirdim. Peki başka bir dünya, şu ya da bu toplumsal özne tarafından kurulmak zorunda olduğuna göre, proleteryanın olası varisi kim(ler)?
Küçük-Burjuva Yeni Toplumsal Fail Olabilir Mi?
Üstadın müthiş dehasından kuşkuya kapılmak haddimiz olamaz. Bizim küçük beyinlerimizle düşünebildiğimiz şeylerin onun aklına gelmemiş olması mümkün değil. İşte tam da bu yüzden sormadan edemiyorum; Acaba proleteryanın en belirleyici niteliği olarak "Zincirlerinden başka kaybedecek birşeyi olmaması"nın öne sürmesi, üstadın insanlığa olan derin güvensizliğini dile getiriyor olabilir mi? Yani acaba insanoğlu ancak herhangi bir başka alternatifi olmadığı zaman, ölümle yaşam arasında bir fark kalmadığı zaman toplumsalı değiştirmeye soyunabilir mi demek istedi? Büyük bir sırrı çözmüş gibi havalara girmemek lazım, bariz bir şekilde bunu dile getirdi herhalde. Peki biz sonraki kuşaklar aslında bu son derece aşağılayıcı betimlemeyi neden adeta bir övgü olarak ele aldık.? En azından kendi adıma ben öyle algıladım şu yaşıma kadar. Ama şimdi düşününce bunun insanın doğasına yönelik büyük bir hakaret olduğunun iddia edilebileceğine inanmaya başladım. İnsan denen canlı, ancak başka hiçbir alternatifi kalmadığı zaman iyiliğin yanında yer alır, en küçük bir şansı varsa bilinçli (Zizek versiyonu) ya da bilinçsiz (Marx versiyonu) "kötülük" cephesinde yer alacaktır.
Proleteryanin prangalarindan başka kaybedecek şeyi olduğunda yeni bir toplum modeli arayışında olmayacağını da, belki emperyalizm döneminde batıda hiçbir devrim olmaması gösterdi ya da içinde bulunduğumuz dönemde hiçbir ciddi radikal işçi sınıfı harekatının hareketinin olmaması. Dolayısıyla Negri, Foucault, Gorz vs gibi düşünürlerin klasik teoriyi eleştirileri yersiz değil. Bütün bu düşünürlerin toplumsal teoriye çok şeyler kattıklarına yürekten inanıyorum.
Ama eğer sadece işci sınıfı eksenli ideolojiye alternatif aranacaksa, bu yeni idealojinin muhattap alacağı yeni toplumsal kimlikler ne olacak? Tek tek her mesleği bir sınıf olarak ele almak çok da pratik olmadığına göre, pekçok bileşeni olan son derece geniş bir gönderimi de olsa küçük-burjuva sınıfından başlamak en azından bu yazının amaçları için uygun olacaktır.
Küçük burjuva kategorisini olası toplumsal fail olarak düşünmeye başladığımızda hemen ilk akla gelen, bu kategorinin kendini bir sınıf olarak görmesini sağlayacak bir bilinci kurup kuramayacağı sorusu oluyor. Yalnızca işci sınıfı eksenli ortodoks ideolojinin yetersiz kaldığı ve yeni teorik/pratik açılımlar aranması gerektiği konusunda hiçbir kuşkum yok. Ortaya çıkan çok parçalı sınıfsal yapıyı dikkate almayan bir ideoljinin toplumsal etki yaratabilmesi son derece zor görünüyor. Peki ama bu bakış açısının alternatifi olan yeni arayışların muhattap aldığı, hizmet sektörü çalışanları, kafa emeği gerektiren emek kategorileri vs cephesinde durum daha mı parlak?
Pek de öyle görünmüyor. Bir kere hemen akla, ortak bilinç oluşmasında elzem olan ortak mekan sorunsalı geliyor. Üstadın proleteryayı öncü sınıf olarak seçmesinde kitlesel olarak aynı fabrika çatısı altında çalışmalarının ve hatta o zamanın koşullarında aynı gettolarda yaşamalarının çok belirleyici olduğuna inanıyorum. Bu toplumsal günlük varoluş tarzı, bir sınıf bilinci oluşturabilmek için proleteryayı en "avantajlı" grup olarak ortaya çıkarıyordu. Üretim süreçlerinin dağıtılması ve pekçok alt sürece yayılması sonucunda proleteryanın bu "avantajını" kaybettiğini söylememiz sanırım mümkün. Ama diğer adaylarla kıyaslandığında, proletarya bir sınıf bilinci oluşturabilmek için hala en güçlü aday olarak görünüyor. Ve bu saptama da bizi alıp derin bir karamsarlığa fırlatıyor, işimiz proleteryaya kaldıysa vay halimize.
Ama aslında proleteryaya alternatif bir sınıf arayışının handikapı sadece sınıfların ontolojik yapısıyla ilgili değil. Gelenek ve meşruluk da işin içine giriyor. Toplumsal hareketlerin işçi sınıfı kadar yaygın, küçük-burjuva kategorilerini de hesaba katması gerektiğini tartışmak bile bence abes. Ancak bu alana baktığımızda, sınıfsal bilinci oluşturan ortak yaşam alanlarının, ortak varoluş pratiklerinin eksiliği kadar, bir başka büyük eksiklik daha var; belli bir forma bürünmüş, gelenekselleşmiş mücadele pratikleri yok.
Somut bir örnekle devam etmek istiyorum; sol yapıların espiri konusu olan, amip gibi bölünüp çoğalma durumunu ele alalım. Sol-soyağacının ana kollarından ayrılan 5-10 kişi bile çıkıp kendi yapılarını kurduklarında, şaka gibi ama en azından literatüre giren bir sol hareket haline gelebiliyor, iyi kötü bir şekilde kayda geçiyorlar ve iyi kötü bir kollektiviteyi mobilize edebiliyorlar. Benzer bir durumu küçük burjuvanın sol birliktelikleri için düşünebilir miyiz? Yani işinde-gücünde solcu ama küçük burjuva/orta sınıf 5-10 kişinin, solun ana damarından ayrılıp, en miniğinden ortodoks bir yapı kadar olsun etki yaratabileceğine ihtimal verebilir miyiz?
SOL HANEDANIN DIŞINDA BİR KOLLEKTİVİTE OLABİLİR Mİ?
Bu soruya olumlu bir cevap ermek en azından kendi bireysel gözlemlerime göre imkansız görünmeye başladı. Solun adeta bir hanedanı var, ve onunla kan bağını ya da soy ağacındaki yerini kanıtlayamayan bir hareketin en küçüğünden de olsa etki yaratması ve bir meşruluk kazanması imkansız görünüyor. Bu kitlelerin gözünde değil, hanedan dışı bir hareketin gerekliliğine inananların bizzat kendi gözünde böyle sanki. Bir kollektivite, bir hareket olmanın disiplin, özveri, ortak bir heyacan, ortak bir ruh hali gibi temel zorunluluklarının "gayri-meşru" bir zeminde kurulmasına tarihte hiç tanık olmadık. Bir hareket bir şekilde meşruluğunu , asil bir kana sahip olduğunu kanıtlamak zorunda kalıyor. İşin asıl üzücü olan tarafı bu meşruluğun rasyonel öncüllere göre değil, kan bağı, soyağacı gibi irrasyonel ölçütlere göre kuruluyor olması. Belki de bu yüzden Türkiye'de sol meşruluğunu kemalizmle olan bağına göndermede bulunarak kurabildi ancak. Gelişimin sonraki aşamalarında bu direk referans etkisini yitirse de meşruluk arayışı, yerleşik diğer yapılara gönderme yapmak zorunda kaldı.
İçinde bulunduğumuz paradoks şu bence; topumsal alanın yeni dinamikleri yeni bir ideolojik bakışı gerektiriyor; toplum içindeki oranları sürekli artan yeni küçük burjuva sınıf kategorilerini hesaba katmayan bir ideolojinin toplumal etki yaratması imkansız. Ancak bunları dikkate alacak yeni bir ideolojik bakış açısının, meşruluğunu kuracak olan, geleneksel yapılarla bir kan bağı yok. Bireysel yeteneklerin ve yaratıcılığın hizmetine verilebileceği bir pratikler bütünü yok; herşey sıfırdan kurulmak zorunda. Ama küçük burjuvanın da böyle sıfırdan bir yapı kurma iradesi olamıyor, ontolojik olarak mümkün değil galiba. Aslında belki küçük burjuva sistem içindeki hayatından memnun.
Eğer hanedanla en önemsizinden de olsa bir bağınız varsa ve dolayısıyla politik öznelerin gözünde meşru iseniz, 5-10 kişi olarak da biraraya gelseniz pratik işler üretebiliyorsunuz. Çünkü o meşruluk, insanların, kollektif bir oluşumun gerektirdiği disiplinle, özveriyle zamanlarını ayırmalarını sağlayacak motivasyonu üretebiliyor. Ama böyle bir motivasyonu küçük burjuva yapılar içinde kurmak zor. Ya da bu Türkiye'de zor. Başka ülkelerde, hatta Amerikada bile mümkün galiba. Bu da başka bir yazının konusu olsun.
KÜÇÜK-BURJUVA "YENİ" TOPLUMSAL HAREKETLERİN, DOLAYISIYLA İNSANLIĞIN BÜYÜK AÇMAZI
Küçük-burjuva sınıf kategorilerini kendisine çekebilecek yeni bir toplumsal hareketin gerekliliği bence tartışılamayacak kadar kesindir. Küçük burjuvaziyi kazanmadan solun açmazdan çıkması mümkün değil. Lakin temel problem, kimsenin yani hiçbir klasik öncü yapının çıkıp küçük-burjuvayı kurtarmaya soyunmayacağıdır. Basitçe şu nedenle; Proleteryayı kurtarmaya yönelik oluşmuş zengin bir mücadele pratikleri birikimi varken, küçük-burjuvanın nasıl kurtarılacağını bilen yok. Hatta küçük-burjavının kurtarılmak istediği de kesin bir veri deği. Eğer kurtulmak istiyorsa küçük-burjuvanın kendi kendini kurtarması gerekiyor. Ama küçük-burjuvanın kurtulmasının önündeki en büyük engel yine kendi küçük burjuvalığı, en muhalif olanlarının bile. Bu da ortaya totolojik bir durum çıkarıyor.
Bugün klasik ortodoks yapılara alternatif bir politika arayışının önemi yadsınamaz, ve bu arayışların da küçük-burjuvayı gözardı etmesi düşünülemez. Ama içinde bulunduğu koşullarla arasındaki ilişki çelişik olsa da, Laclau'nun ifadesi ile çözümsüz/antagonistik olmayan, muhalifliği toplumsal/pratik fazla bir gönderimi olmadan bireysel, etik bir tercih (yani birileri çıkıp iyi bir parti kurarsa oy verebilecek olma) düzeyinde kalan küçük-burjuva , politik arayışın yeni toplumsal fail adayı nasıl olacaktır? En sıradan geleneksel bir hareketin dahi, dar bir çevrede de olsa sağladığı motivasyonu, küçük burjuvanın hissetmesi nasıl sağlanacaktır, üstelik küçük-burjuvanın ontolojik yapısı iradi/gönüllü bir muhalifliğe taban tabana zıtken.
Klasik bir yapı içinde "iş" üretmek için fazla birşey yapmaya gerek yoktur. Ama küçük burjuvayı ikna etmek için kırk dereden su getirmek gerekecektir. Yaşamında kollektif mücadelenin gereklerinden çok daha önemli öncelikler, aşk-evlilik-aile, kariyer, geçiim kaygısı vs her zaman olacaktır. Politika, söylemde en önde olsa bile uygulamada günlük yaşamının her zaman en arkalarında yer alacaktır. Klasik yapılarda otomatik bir şekilde kurulan dayanışmacı disiplinin iyi kötü bir formu, gönüllü oluşumlarda nasıl kurulacaktır.?
Hepsinden daha da moral bozucu olan, günlük yaşam pratikleri biribirinden son derece farklı olan, aynı yaşam alanlarını/mekanlarını paylaşamayan insanların ortak bir kollektif ruhu yaşamaları nasıl sağlanacaktır? İmkansıza yakın görünüyor.
Keşke klasik örgütleyici ruh halini, toplumun diğer kimliklerine uygulamanın bir yöntemi bulunabilse.
Üye eleştirileri
-
2008-02-26 18:33:58 |SAdministrator| onder
-
2008-02-26 00:54:41 |Administrator| AliOsman
-
2008-02-26 00:56:53 |SAdministrator| onder

Dur hocam daha bitirmedim yazıyı ;-) Hala düşünüyorum üzerinde..Bunlar foreplay ;-)
"SOn cümle" yazı bitince son cümle olmaya için insanlar hangi cümleden bahsettiğini anlasınlar diye:
"Ama şimdi düşününce bunun insanın doğasına yönelik büyük bir hakaret olduğu iddia edilebilir. İnsan denen canlı, ancak başka hiçbir alternatifi kalmadığı zaman iyiliğin yanında yer alır, en küçük bir şansı varsa kötülük cephesinde yer alacaktır."
-
2008-02-26 00:59:38 |Administrator| AliOsman

Üstatın bunları düşünememesinin gayet rasyonel bir sebebi var. Kapitalizm kendini o kadar yeniledi ki ... Temel tesbitlerin yerinde elbet ama en azından şimdiye kadar sürekli çıkış yolu bulup ( yeni pazarlar, teknoloji, genetik bilimi...) bütün bunalımlarını aştılar. Ortasınıfın anlamı ve misyonu da değişti. Bunu söylerken yanlış anlaşılmak da istemem proleterya ile ortasınıfın rol değişmesi gibi bir şey söz konusu değil.
-
2008-02-26 01:02:16 |SAdministrator| onder
-
2008-02-26 16:24:55 |Publisher| emrahpolat

Önder Hocam,
Son zamanlarda iyilik ve kötülük üzerine okumalar yapıyorum. Åžu tespitin altına imzamı atarım maalesef, "İnsan denen canlı, ancak başka hiçbir alternatifi kalmadığı zaman iyiliğin yanında yer alır, en küçük bir şansı varsa bilinçli (Zizek versiyonu) ya da bilinçsiz (Marx versiyonu) "kötülük" cephesinde yer alacaktır.
İki gün önce Anna Karenina okurken gözüme çarpan bir cümleyi paylaşmak istiyorum, 'İyiliğin bir nedeni varsa, iyilik değildir artık o. Sonucu, yani ödülü varsa iyilik olmaktan çıkmıştır.
Lev Tolstoy (Anna Karenina, s. 786)
İnsan doğası -ki varsa böyle bir şey- epey karanlık olsa gerek.
-
2008-02-26 16:28:09 |Publisher| emrahpolat
Yorumlar
İnsan doğasının kötülüğüne inanmaya çok yatkınız..Ama karşı yönde ısrarcı olmak lazım belki..
Yazı ikiye bölmeye üşendim doğrusu ama iki sayfaya dağıtabilirim {mosbreak} komutunu yaziya sokunca sayfalara ayiriyor
Son zamanlarda iyilik ve kötülük üzerine okumalar yapıyorum. Åžu tespitin altına imzamı atarım maalesef, "İnsan denen canlı, ancak başka hiçbir alternatifi kalmadığı zaman iyiliğin yanında yer alır, en küçük bir şansı varsa bilinçli (Zizek versiyonu) ya da bilinçsiz (Marx versiyonu) "kötülük" cephesinde yer alacaktır.
İki gün önce Anna Karenina okurken gözüme çarpan bir cümleyi paylaşmak istiyorum, 'İyiliğin bir nedeni varsa, iyilik değildir artık o. Sonucu, yani ödülü varsa iyilik olmaktan çıkmıştır.
Lev Tolstoy (Anna Karenina, s. 786)
İnsan doğası -ki varsa böyle bir şey- epey karanlık olsa gerek.
Yazıyı tam da orta sınıftan bir bok olmayacağı inancı üzerine kaleme alıyordum..Sen bir sabret de yazı bitsin
Hala düşünüyorum üzerinde..Bunla r foreplay
"SOn cümle" yazı bitince son cümle olmaya için insanlar hangi cümleden bahsettiğini anlasınlar diye:
"Ama şimdi düşününce bunun insanın doğasına yönelik büyük bir hakaret olduğu iddia edilebilir. İnsan denen canlı, ancak başka hiçbir alternatifi kalmadığı zaman iyiliğin yanında yer alır, en küçük bir şansı varsa kötülük cephesinde yer alacaktır."

Hocam tesadufe bak..Ben de 5dk once Savas Ve Barıs'ın uyarlaması olan Sergeı Bondarchuk filmini bitirdim..Ikıser saatlik dort bolum ısımız var..Neyse ilk film bitti..
İnsan doğasının kötülüğüne inanmaya çok yatkınız..Ama karşı yönde ısrarcı olmak lazım belki..
Yazı ikiye bölmeye üşendim doğrusu ama iki sayfaya dağıtabilirim {mosbreak} komutunu yaziya sokunca sayfalara ayiriyor