Sevgili Serkan;

Söylermisiniz bizlere, sizce en mütekamil insan/sanatçı veya levhi mahfuz saflığında bir şiir nasıl olmalıdır?

Balzak "bilim sadece saptar ve açıklar; ne şuçlar ve ne de yargılar" demektedir. Bu tespitlerinizi ortaya koyarken Yelda'nın soyismini vermemenizin/verememenizin nedeni kişisel bir hakaret davasına maruz kalacağınızı bilmenizden kaynaklanan çekinceler midir? Eğer böyleyse daha kötü. İşin içinde başına dert almamakla ilgili bir korku da var demektir. Bunun dışavurumu olarak, eleştiride geçerli nesnellik ölçütünün çok dışına işi taşıdığınızı ve daha da beter bir şekilde kendi öngörülerinizden bile korkar durumda olduğunuz anlamına gelecektir. Başkalarının yazışmalarından ve ağzından deliller ortaya koyarak referans göstermeniz, bakın ve görün; elalemde benim gibi düşünüyor, Yelda K. ile ilgili common-sense işte budura işaret buyurmanıza, kanaat oluşturmanıza ne demeliyiz? Gerçeği bulma adına değil kendi fikrini ispatlama yönündeki tutucu gayretkeşliğinizdeki israr, argümanlarınızın göreceli ve geçici, önyargılarınızın ise zayıflığının diğer bir ifadesidir diye yorumlayabilir miyiz?

Kişileri düşkünlükleri, sapkınlıkları ve patalojik anomalileri üzerinden değerlendirmek psikologların; yargılayıp mahkum etmek ise yargıçların işi değil midir?

İnsanın olduğu yerde "en bayağı gidilen yolda bile bir güzellik olduğunu söylüyor" Balzak.

Allah islah etmezse, ben teşhir ederek islah ederim diyorsanız yine de sizin bileceğiniz işdir.

Selamlar