Makaleler Bütün Yazılar Makale Edebiyat Özgürlükçü Bir Edebiyat Üzerine -2 : "Olumsuzlamanın Olumsuzlanması" Olarak Edebiyat
 

Özgürlükçü Bir Edebiyat Üzerine -2 : "Olumsuzlamanın Olumsuzlanması" Olarak Edebiyat Popüler

Makale

{definitionbot=disable} Zizek, bana post-ortodoksizm diye vaftiz edilebilecek yeni bir perspektifin manifestosu gibi görünen mükemmel son kitabı "In Defense Of Lost Causes" / "Yitik Davaların Savunusu"nda, Çin ve Sovyet devrimlerinin yenilmesini Hegelci "Olumsuzlamanın Olumsuzlaması" boyutunun eksik olmasıyla açıklıyor. Yani, -biraz indirgeyerek- kapitalist iktidarın "olumsuzlaması" olarak devrimin yeni bir toplum kurmaya yetmeyeceği, devrimin ertesi sabahı açılan tuhaf yeni alanın da sürekli "olumsuzlanarak", "fabric of life" / hayatın dokusunun da sürekli dönüşüme tabii tutulması gerektiğini söylüyor. Kısacası iki düzeyde bir olumsuzlamanın gereğini vurguluyor.

 

Sadece Devrim Değil Ayrıca Yeni Bir Günlük Hayat

Aslında bu yeni bir perpektif değildir. Bizde de Yalçın Küçük hoca yıllar önce Sovyetlerin çöküşünü "boş zamanı hoş zamana çevirememe"ye bağlarken aynı şeyi kastediyordu.

Hatta yine Zizek'in aktardığı gibi bizzat Sovyetler'de bile "olumsuzlamanın olumsuzlanması" yönünde, en azından başlarda, büyük bir irade vardır; önceki sistemin, daha doğrusu özel mülkiyet ve sınıflı yapısıyla belirlenen beş bin yıllık bütün bir insan uygarlığının kadim günlük varoluşunun dönüştürülmesi ve baştan aşağı yeni bir günlük hayat pratiği kurma yönünde girişimler olmuştur. Zizek'in verdiği örnek;

"İşte burada, Sovyetler Birliğinde  erken 1920'lerde, tutkulu bir hevesle günlük varoluşun yeni kurallarını icat etme yönündeki girişimler hakkındaki raporları okumanın ilginçliği yatıyor; Kur yapmanın yeni kuralları nedir? Bir doğumgünü nasıl kutlanmalı?"

Eski Sovyet Cumhuriyetlerini ziyaret edenler, farklı bir günlük varoluş yönünde yapılan girişimlerin kalıntılarını gözlemleyebilmişleridir; Apartman komplekslerindeki ortak mutfaklar, ortak tuvaletler, her bir bloğun ortak kullanımına yönelik bir iç avlu. Soçi'yi ziyaret ettiğimde bizim için şok edici bir sahneye tanık oldum; erkek tuvaletlerinde kapı yoktu. İnsanlar gayet normalmiş gibi onca kalabalığın ortasında hacetlerini gideriyordu. İşini görenlerin yüzünde en küçük bir utanç, ya da bu bakımsızlık yüzünden en küçük bir kızgınlık yoktu. Uzaya çıkmış koca Sovyetlerin, en önemli turistik merkezinde tuvaletlere derme çatma da olsa kapı koymaya gücü yok muydu?

Peki ya patalojik olan, bizim edebli kültürümüzün doğal bir işlevimizi gözden uzak tutması, hergün dışkılamak zorunda olan canlılar olduğumuz unutturmaya çalışması ve plastik, steril bir insani varoluş kurgulaması ise? Yine Zizek aktarmıştı; ABD'de Genetik Mühendisliğinin öncülerinden birinin, istediğimiz kadar yiyip dışkılamak zorunda kalmayacağımızı "müjdelemiş".

Peki 1920'lerde Sovyetler, "olumsuzlamanın olumsuzlaması" ile bambaşka bir insan varoluşu kurgulama olabildiğince radikal iddiasına sahiplerken, nasıl oldu da buna rağmen Sovyetler "olumsuzlamanın olumsuzlaması" boyutunun eksiğliği yüzünden çöktü? Cevap malum görünüyor; Stalin. Zizek'in aktardığı şu Mao pasajına bakalım;

"Engels üç kategori hakkında konuşmuştu, ancak ben bu kategorilerin ikisine inanmıyorum. (Karşıtların birliği en temel yasadır, niceliğin ve niteliğin birbirine dönüşümü, nicelik ve nitelik karşıtlarının birliğidir.  Olumsuzlamanın olumsuzlaması ise hiçbir şekilde yoktur.) (...) Olumsuzlamanın olumsuzlaması diye birşey yoktur. Olumlama, olumsuzlama, olumlama, olumsuzlama... şeylerin gelişiminde, olaylar zincirinin her halkası hem olumlamadır hem olumsuzlama" Mao Zedung "On Pratice and Contradiction" S181 aktaran Zizek "In Defense Of Lost Causea" s 187-188

Mao'nun  bu satırları, daha doğrusu genel olarak "olumsuzlamanın olumsuzlaması" üzerine bu tartışma, somut hayatla çok da direk ilişkisi olmayan, akademik ya da kılı kırk yaran metafizik bir tartışma mıdır? Bence değil. Mao'nun (tabii Stalin'in de. Zira Zizek'in aktardığı üzre "Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm Üzerine" adlı kitabında olumsuzlamanın olumsuzlanmasını Marxism'in dört temel özelliği arasında göstermez)  "olumsuzlamanın olumsuzlanması"ndan hoşlanmayışının, pratik hayatta çok somut ve derin bir nedeni var. Devrim yapılmıştır, kapitalizmin sınıflı topluma dayanan iktidarı alaşağı edilerek görev tamamlanmıştır. "Devrimin ertesi sabah"ı ortaya çıkan kaotik durumun bir an önce kontrol altına alınması ve yeni bir iktidar düzenin bekasının güvenceye alınması ve kurumsallaşmasının sağlanması gerekir. Eğer olumsuzlamanın olumsuzlanmasını kabul ederseniz, yeni bir iktidar düzenin çökelmesinin rasyonalize edilmesi için gereken bahanelerden yoksun kalırsınız. Zizek bunu Çin'deki kültür devrimi hakkında bir örnekle gösteriyor; 1960'ların başında iktidarı sallanan Mao, kültür devrimi ile geniş kitleleri eski düzenin/kültürün  her kalıntısına, aile düzenine, ikonlarına, anıtlarına vs karşı başkaldırmaya çağırıyor. Kültür devrimi boyunca yaşanan kaotik durumun yardımıyla rakiplerini etksiz hale getirdikten sonra, kendi çağrılarını fazlasıyla ciddiye alan Şangay Komününü ezmek üzere orduyu görevlendiriyor.

Beni bu yazıyı yazmaya iten,  "olumsuzlamanın olumsuzlaması"nın açtığı alanın en iyi edebiyat ile genişletilebileceği düşüncesini desteklemek için başka alıntılar yapmak durumundayım.

Zizekl'in yukarıda adı geçen kitapta, Amerikalı Marxist Frederic Jameson'dan aktardığı enfes satırlara geçmek istiyorum.

"Platonov'un 1927-1928 yıllarında -zorunlu kollektivizim politikalarından hemen önce-  yazdığı köylü ütopyası Chevengur hakkındaki enfes makalesinde  Frederic Jameson, devrim sürecinin iki momentini betimler. Devrim, radikal bir olumsuzlama jesti ile başlar:

Dünyanın-indirgenmesinin -world-reduction-, putların kırılmasının ve eski bir dünyanın şiddet ve acı içinde bu süpürülüp atılmasının bu ilk momentinin kendisi, yeni birşey kurmanın önkoşuludur. Mutlak içkinliğinin bir ilk momenti gereklidir, yeni ve daha önce hayal edilmemiş duygulanım ve hislerden önce, köylü içkinliği ve cahilliğinin boş levhası -blank slate- varlığa gelebilir. Jameson - Seeds Of Times 1994 - p.89

Ardından ikinci aşama, yeni bir yaşamın icatı -sadece ütopyen düşlerimizin gerşekleştirileceği yeni bir sosyal gerçekliğin inşaası değil, bu düşlerin kendilerinin (yeniden)inşaası gelirş;

Ütopyen inşaa ya da yeniden inşaa demenin çok basit ya da yanıltıcı olacağı bir süreç. Zira o en başta Ütopya'yı hayal etmeye başlamanın bir yolunu bulma çabasını içerir. Belki de daha çok Batılı psikanalitik bir dille, Ütopyen sürecin başlangıcını, böyle bir şey hakkında fantazi oluşturmanın ya da gündüz düşlerine dalmanın yeni kuralları ile birlikte, arzulamayı arzulamak, arzulamayı öğrenmek, Ütopya denen arzuyu icat etmek olarak da düşünebiliriz" Jameson a.g.y - p.90

Burda psikanalize referans önemli ve çok yerindedir: radikal bir devrimde insanlar sadece "eski (özgürleştirici vs) düşlerini gerçekleştirmekle" kalmazlar; daha çok, düş kurma modunun bizzat kendisini yeniden icat etmek zorunda kalırlar. (...) eğer düşlerimizi gerçekleştirmek için sadece mevcut gerçekliği değiştirmekle yetinir, aynı zamanda bu düşlerin kendisini değiştirmezsek, er ya da geç bu eski gerçekliğe gerisin geri döneriz." Zizek  a.g.y  - s.196

"Ütopya Denen Arzuyu İcat Etmek" ya da  Çağdaş Marxistler/Özgürlükçü Yaşam-Filozofları Ne Üzerine Düşünür?

Reel sosyalizmlerin çöküşünün formülü, metalara duyulan kadim beş bin yıllık arzuya ya da kendi üzerine kapan bireysel güç toplama arzusuna karşı,  işte bu "Ütopya denen arzuyu icat etme" heyacının yitirilmesi olarak ileri sürülemez mi?
Deleuze & Guattari'nin önemli kavramlarından biri olan arzulayan makineler / desiring machines tam da Jameson kastettiği türden "arzulamayı arzulayan" kollektif özne konumuna gönderme yapmaz mı? - Herhalde belirtmeye gerek yok, ancak yine de vurgulayalım Deleuze'ün kastettiği, burjuvazinin büyük bir başarıyla pazarladığı hedonist bir arzulama değildir sözkonusu olan. Peki mevcut sosyalizm kavrayışlarımızda eksikliği hala devam eden tam da bu değil mi? İşin sadece politik mücadele boyutuna odaklanmış ortodoksi sadece "olumsuzlama" aşamasında kalmaz mı? Peki "devrimin ertesi sabahı" kendimizi karşı karşıya bulacağımız, o ana kadar bastırılmış insanlık durumunun yapısal sorunlarının bütün açmazlarıyla  yüzeye çıkacağı o kaotik, kuralsız durumda, binlerce yıllık sınıflı toplumun değer yargılarıyla oluşmuş benliklerimizle, baştan aşağı yeni bir günlük varoluş kurmak için gereken "Ütopya denen arzuyu icat etme" iradesini nerden bulacağız?
Deleuze, Negri gibi ve yukarıdaki örnekler ışığında artık Zizek'i de katabileceğimiz düşünürlerin sorunsallaştırdığı alan işte budur. 150 küsür yıllık klasik marxist politikanın uğraştığı klasik sorunlarla kıyaslandığında, bu alanın nasıl çok daha karmaşık, çok daha muğlak olduğu ortaya çıkar diye düşünüyorum. Bir mazaret olarak değil ama bu düşünürlerin, klasik yazarlarla kıyaslandığında çok daha zor anlaşılır olmalarının temel gerkeçesi de bence budur.
Bu düşünürler, kapitalizmin bekası için çalışan bodrolu fikir önderleri değil, ortodoks  marxismin dahi yetersiz kaldığı sorunsallara uğraşan insanlardır. Örneğin Deleuze, Fransa'da kendi generasyonu içinde komunist hareketle hiçbir ilişkiye girmemiş - Foucault bile kısa bir süreliğine FKP'ye üye olmuştur- ender düşünürlerden biridir,  kendi düşüncelerininin sol olarak klasifiye edilmesine de karşı çıkar. Ancak bu sağcı olduğundan ya da insanlığın özgürleşmesi ile hiç ilgilenmediğinden değil, alışılageldiği biçimiyle "sol"un kendi özgürleşme projesi için yeterince radikal olmadığına inanmasındandır.

Felsefe/Politika "Ütopya Denen Arzuyu İcat Etmek" İçin Yeterli Midir?

Bence kesin bir Hayır!. Arzulamayı arzulamak isteyen, arzulamayı öğrenmeye kararlı öznelere çözüm adına felsefenin/politikanın analitik dilinin sunabilecekleri yapısal bir sınıra gelip dayanacaktır. Reel Sosyalizmlerde de tam anlamıyla olan da bu değil midir? Sevgili Ulus Baker'in güzel saptamasıyla, "felsefeyi uygulamaya sokmaya çalışan bir halk olarak Ruslar, hadi şu sosyalizmi de bir deneyelim" diye giristikleri maceranın sonunda, bilinen toplumsal dokudan çok da farklı birşey bulamayıp gerisin geriye döndüler, tıpkı Zizek'in belirttiği gibi mevcut gerçekliği değiştirmekle yetinip düş kurma modumuzun kendisini de değiştirmediğimiz sürece, eski gerçekliğe gerisin geri dünüş kaçınılmazdı.
"Moskova Gözyaşlarına İnanmıyor" adlı geç dönem Sovyet filmini seyrettiğimde büyük bir şaşkınlık geçirmiştim, onların günlük yaşamının da aynı bizimkisi gibi olması karşısında. Taşralı bir genç kadın büyük şehirde, kariyerist bir kameraman tarafından ayartılır, evlenir ve bir kızı olur..Ancak sorumsuz adam tarafından terkedilir. Kadın boşanmadan sonra mesleğinde çok başarılı olur ve büyük bir fabrikanın yöneticiliğine getirilir. Metroda bir gün, ayakkabıları çamur içinde, büyük oyuncu Aleksey Batalov'un canlandırdığı, bir anlamda halk bilgesi bir adamla karşılaşır ve büyük bir aşk başlar. Filmin arka planındaki her fenomen son derece bildik günlük hayat pratikleri idi. Büyük bir etkinlik için süslenen kızlar, evlilik kurumu, mesleğinde başarılı olmaya çalışmak, güçlü insanlarla ilişkileri geliştirmek vs hepsi de bizim kapitalist toplumumuzda olanlardan hiç de farklı değildi..Bu bende büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştı..Görünen hayatın dokusunu / fabric of life'i değiştirememişlerdi. Herşey bu kadar benzer olacak ise, neden sosyalizmi istiyoruz ki? İmgelemimde nerdeyse bir uzaylı uygarlığı gibi bambaşka bir toplumsal varoluşa sahip bir yapı olarak canlandırıyordum Sovyetleri..Oysa karşımda bizim dünyalı uygarlığımızın başka bir örneği sergileniyordu.
Peki böylesi sorunsallar ile, yani bu yaşamın dokusunu değiştirmeye yönelik, arzulamayı arzulayan, arzu makineleri bireylerden oluşan bir uygarlığa doğru gitmenin sorunsalları ile uğramanın, felsefenin çözümleyici ve rasyonel mantığıyla "tamamen" kapsanması mümkün müdür? Olamayacağı, bu alanda uğraşan düşünürlerin, klasik felsefe dilinden bir hayli uzaklaşmalarında görülebilir. Nietzsche'nin dili felsefeden çok fazla edebiyatın diline yakındır. Aynı şey Deleuze & Guattari için de geçerlidir. Nietzsche'nin sistem kuran klasik metafiziksel felsefeden olabildiğince nefret etmesinin ana sebebi de, yaşamın kesintisiz ve sonsuz "oluşunu"/"akışını" birkaç öncül üzerinde yükselen kapalı bir felsefi sistem içinde kavramaya çalışmasıdır. Sonsuz çeşitliliği ve dinamikleriyle, yaşamın kaotik dinamikleri analitik bireysel bir akla sığar mı?
Felsefenin/politikanın dili rasyonel çıkarımlara dayanır; neden-sonuç ilişkileri yanılmaz bir kesinlikle gösterilmek durumundadır. Peki "devrimin ertesi sabahı" bütün sonsuz potansiyelleri ile önümüze dökülen hayatın bu tür matematiksel bir mantıkla çözümlenmesi mümkün mü? Olayları anlaşılabilir kılan genel düşünsel matriks artık yoktur. Ortaya çıkan seçenek ya bu sürekli "olumsulamanın olumsuzlanması" ile kendini karakterize eden devrimci süreci devam ettirmek ya da yeni bir düşünsel/ideolojik matriks oluşturarak devrimci sürecin o noktada kristalize olmasına izin vermektir. Çöken sosyalizm deneyimlerinin yaptığı da tam olarak bu. "Olumsuzlamanın olumsuzlanması" devrimci sürecini durduran toplumlar gerisin geri kapitalist gerçekliğe dönmüştür. Zizek'in tabiriyle sadece bugün için değil, insanlık tarihinin tamamındaki en ideal kapitalist devletin Çin olması da bunun kanıtı değil midir?
Peki felsefenin/politikanın "olumsuzlamanın olumsuzlanmasının" açtığı bu alanda yetersiz kalmasının sebebi nedir? Dilinin İmgeleme/düş kurmaya izin vermemesidir bence.
İşte bu açıdan, argümanları arasında mutlak bir tutarlılık kurmak zorunda olmayan, Derrida'nın  "herşeyi anlatabilmenin mümkün olduğu"nu söylediği edebiyat yapabilir bunu ancak.
"Eski (özgürleştirici vs) düşlerini gerçekleştirmekle" kalma(yıp); daha çok, düş kurma modunun bizzat kendisini yeniden icat etme"ye ancak edebiyatın betimsel, imgesel, düşsel dili muktedirdir.
Şimdi yazının asıl amacına geliyoruz; bize "edebiyat" diye sunulan bireysel süprüntüler bunu mu yapıyor?

 

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile