Makaleler Bütün Yazılar Makale Edebiyat Lev Tolstoy’un Sanatında Sayıların Büyüsü
 

Lev Tolstoy’un Sanatında Sayıların Büyüsü Popüler

Makale

 

(RIA-NOVOSTI'den çeviri)

Rus edebiyatında en önemli tarihlerden biri olan 9 Eylül’de büyük yazar, dramaturg ve filozof Lev Nikolayeviç Tolstoy’un doğum günü kutlanıyor.

Doğumunun 180. yılı tüm Rusya’da, doğduğu yer Yasnaya Polyana’da kutlama yapılacak, “savaş ve barış” ve dünya edebiyatı klasiği olmuş diğer eserlerin yazarına adanmış uluslararası bilim ve edebiyat sempozyumu düzenlenecek.


Lev Nikolayeviç Tolstoy, 9 Eylül’de ( eski takvime göre 28 Ağustos) Yasnaya Polyana’da doğdu. Hayatı boyunca bu tarih, yazarın kaderinde büyük rol oynadı. En azından kendisi bunun böyle olduğunu düşünüyormuş. 28’inde oğlu Sergey dünyaya geldi. 28 Ekim’de Lev Tolstoy Yasnaya Polyana’dan ayrıldı.

“28” sayısı yazarın sanatsal biyografisinde de rol oynadı. Lev Nikolayeviç “ sanat nedir “ adlı çalışması için örnekler ararken çeşitli toplu eserlerin içinde Fransız yazarların 28. sayfalardaki şiirlerini seçti. “Diriliş” roman kahramanı Nehlyudov için 28 Nisan baştan çıkma tarihi olarak belirlendi.

Edebiyat araştırmacıları Tolstoy’un mirasının ne kadar büyük olduğunu gözlerinde canlandırmak için yeninden sayılara başvurmaya başladılar. Bu araştırmacıların hesaplarına göre Tolstoy’un 1928-1958 tarihleri arasında yaklaşık 31500 sayfadan oluşan 90 ciltlik toplu makalesi yayınlanmış.

Tolstoy’un eserlerinde 1415 karakter var. 715 tiple kadınlar, bu karakterlerin büyük kısmını oluşturur. Tolstoy, en canlı prototipleri kendi akrabalarının arasında seçmiş. Örneğin, yaşlı prens Volkonski karakterini yaratırken Yekaterina’nın hizmetinde general olan anne tarafından dedesinden ilham almış.

“Savaş ve Barış” romanında betimlenen prenses Mariya karakterinde Lev Nikolayeviç’in annesinin karakteristik çizgileri betimlenmiştir. Annesinin şaşırtıcı bir anlatma yeteneği varmış, ancak çok çekingen olduğundan hikayelerini anlatacağı zaman dinleyicileri ile birlikte karanlık bir odaya kapanıyormuş.

Tolstoy, anne ve babasını erken kaybetti. Kazan’da teyzesin yanında yaşarken dersleri kötü gidiyordu. Müfredat ve ders kitapları öğrenci Tolstoy’u sıkıyordu. Ancak kendi kendini eğitmek onun bilgi eksikliğini tamamlayabilirdi.

Lev Nikolayeviç, İngilizce, Fransızca ve Almanca’yı rahatça konuşuyor, İtalyanca, Polonyaca, Çekçe ve Sırpça okuyabiliyor, Yunanca, Latince Ukraynaca, Tatarca ve kilise Slavyanca’sını biliyordu. Hayatı boyunca dünyanın dört bir yanına 10 bin mektup gönderen Tolstoy'un 165 bin sayfa el yazması vardı. .

Yazarın, hayattayken dünya edebiyat klasiğine girdi. “Tolstoyculuk” yandaşları sadece Rusya ve Avrupa’da değil, Amerika ve Hindistan’da bile vardı.

Ancak yurtdışında tanınma Tolstoy için büyük rol oynamadı. 1906 yılında Rusya Bilimler Akademisi tarafından edebiyat alanında Nobel adayı olarak gösterildiği zaman Tolstoy, eserlerini Fince’ye çeviren tercümanı yazar Arvid Jarnefeldt’e hemen aramış ve yazdığı mektupta bu ödülün kendisine verilmemesi için “ne gerekiyorsa yapılmasını” rica etmiş. “Böyle bir şey olursa” reddetmek onun için hoş olmazmış yoksa. Tolstoy’un bu görülmedik ricası yerine getirilmiş ve böylece Nobel ödülü fazla tanınmayan İtalyan şair Giosuè Carducci’ye gitmiş.

http://www.rian.ru/culture/20080909/151103414.html

Fotoğraflarla Tolstoy’un son on yılı: http://www.rian.ru/photolents/20080909/151090746.html

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (12)
  • Korestierus
    avatar

    Emrah,
    Dosyoyevski'yi farklı şekilderde değerlendirmek bakış açısıyla ilintili bir şey tabi (Bahtin, Nabokov)...Beni, mesela, eserlerinde Tolstoy'un felsefi açılımları/fikirleri daha fazla ilgilendiriyor.
    Bence de "patlama ve sürekli değişim hali" sürekli okutan bir özelliğidir Dosyoyevski'nin...
    "Tolstoy'un disiplini, Dosto'nun yaratıcılığı."
    Tolstoy'da edebiyat formuyla felsefe, Dosyoyevski'de ise tam tersi olmasa da çoğunlukla edebiyat...Eserlerinde; birincisi, sosyolojiyi ( aynı zamanda sosyo-psikoloji, psikoloji), ikincisi (sosyolojik tahlilleri çoğunlukla zayıftır) ise psikolojiyi mükemmel kullanmıştır...
    Senin demek istediğin gibi Dosyoyevski'de edebiyat daha fazla...

  • emrahpolat
    avatar

    Korestier,

    Dosto'dan Suç ve Ceza, Budala, Cinler ve karamazov kardeşleri; Tolstoy'dansa Anna karenina'ı okudum. Uzun süredir de savaş ve barış'ı okuyorum.

    Dosto'nun kendi dilinde epey savruk yazdığını duymuştum, neyseki iyi çevirmenler sayesinde sorun yaşamıyoruz Türkçe'de.
    Benim dosto'da beğendiğim, bi dolu özellik yanında, romanlardaki patlama ve sürekli değişim hali.
    Tolstoy, daha 'istikrarlı' yazıyor.
    Okuduklarımdan yola çıkarak ikisi arasında tereddütsüz, "Dosto," derim yani.
    Bu tabi çok tartışmalı bir konu senin de bildiğin gibi: Nabokov, Dosto'yu romancı saymayıp (hatta Edebiyat Dersleri arasına almamıştır)Tolstoy'a önem verirken, Bahtin çok önem verir Dosto'ya.

    Şimdi aklıma geldi; üretme biçimleri açısından şöyle bir arayol bulsak nasıl olur acaba: Tolstoy'un disiplini, Dosto'nun yaratıcılığı.

  • Korestierus
    avatar

    Ayrıca birçok mektup ve yazılarının kendi sesiyle audio kayıtları da vardır...
    "Ben gene de Dostoyevski'nin romancılığını tercih ederim. Gerçi, Dosto da Tolstoy'a hayranmış ama."
    Farklı sınıflardan gelmiş olmalarına rağmen tamamen aynı olmamakla birlikte ikisi de çok fazla paralel sosyal konulara kafa yormuşlar...
    Dostoyevski'nin eserlerinde gramatik hataları var; sürekli ve çok yazdığı için nerdeyse düzeltmeye hiç zaman ayırmazmış...

  • AliOsman
    avatar

    Dillerin bir kısmı slav kökenli, dikkat. Mesela Lehçe, Çekçe, Sırpça... Birbirlerini gayet güzel anlıyorlar. Hatta (Bir Rus arkadaşdaş söyledi) Lehçe, neredeyse, Rusça'nın latin alfabesi ile yazılmış hali. Ukraynaca'da, Azerice'nin bize komik gelmesi gibi Ruslara da bu dil komik geliyor. Almanca, İngilizce, Fransızca için söylenecek sözüm yok tabii. Önümü iliklerim...

  • guclu
    avatar

    Ali Osman,

    O devirdeki bu kadar dili birden öğrenebilmek de, ne olursa olsun, çok kolay değil. Tolstoy anladığım kadarıyla kendi yüzyılına ait önemli yazarları, mesela Dickens'ı, Balzac'ı, Flaubert'i, Goethe'yi falan kendi dillerinde okuyan bir abimiz olsa gerekir diye düşünüyor ve bir ilik de ben atıyorum önüme:-)

  • emrahpolat
    avatar

    Ben gene de Dostoyevski'nin romancılığını tercih ederim. Gerçi, Dosto da Tolstoy'a hayranmış ama.

  • guclu
    avatar

    O zamanki temel iletişim biçimi mektuplaşmak olduğu için, Tolstoy da zaten habire yazdığı için bu müthiş sayıya ulaşılıyor. Ben de bildiği / hakim olduğu dillere vuruldum. Muazzam bir adammış...

  • Murat
    avatar

    Daha ilköğretimde öğrencilere edebiyatı veya müziği sevdirmek için bence bunun gibi ilgi çekecek şeyler anlatılmalı. Failatün'leri vaya müzik ölçülerini isteyen daha sonra kendi öğrenebilir.
    Çeviri için teşekkürler Korestier.

  • Korestierus
    avatar

    Tolstoy Nobel edebiyat ödülünün kendisine verilmemesini istemesinin sebebi bu ödülün onun antimilitarist -Tolstoy'un bu konuda çok sayıda yazısı vardır- görüşlerini ters olmasıydı...
    Bugün en büyük silah ihracatçısı -özellikle etnik ve sınır çatışmalarının olduğu Afrika ülkelerine- ülkelerinden biri olan İsveç utanmadan barış ödülü veriyor bir de!

  • guclu
    avatar

    Hocam, eline sağlık, çok güzel bir yazı. İnsanda okuma isteği uyandırıyor.

  • AliOsman
    avatar

    Beni en çok 10 bin mektup (kime gönderirsin kardeşim bu kadar mektubu ? 30 yıl mektup yazsa, yıllık 333 tane, yani ortalama nerdeyse günlük 1 mektup ) ile 165.000 sayfa elyazması yazı etkiledi... 40 yıl yazı yazsa, yıllık 4125 sayfa, böl onu 365'e, 11 sayfa... İnanılmaz bir disiplin. Ancak böyle Tolstoy olunuyor galiba. Daha doğrusu bu kadar yazsan bile Tolstoy olma ihtimalin çok yüksek değil. Hatırladığım kadarıyla benzer bir disiplin Jack London'da da var. Günde en az 10 sayfa yazıyormuş.

  • emrahpolat
    avatar

    "Annesinin şaşırtıcı bir anlatma yeteneği varmış, ancak çok çekingen olduğundan hikayelerini anlatacağı zaman dinleyicileri ile birlikte karanlık bir odaya kapanıyormuş." Çok hoşmuş ya.

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #12 Korestierus 11-09-2008 10:22
Emrah,
Dosyoyevski'yi farklı şekilderde değerlendirmek bakış açısıyla ilintili bir şey tabi (Bahtin, Nabokov)...Beni , mesela, eserlerinde Tolstoy'un felsefi açılımları/fiki rleri daha fazla ilgilendiriyor.
Bence de "patlama ve sürekli değişim hali" sürekli okutan bir özelliğidir Dosyoyevski'nin ...
"Tolstoy'un disiplini, Dosto'nun yaratıcılığı."
Tolstoy'da edebiyat formuyla felsefe, Dosyoyevski'de ise tam tersi olmasa da çoğunlukla edebiyat...Eser lerinde; birincisi, sosyolojiyi ( aynı zamanda sosyo-psikoloji , psikoloji), ikincisi (sosyolojik tahlilleri çoğunlukla zayıftır) ise psikolojiyi mükemmel kullanmıştır...
Senin demek istediğin gibi Dosyoyevski'de edebiyat daha fazla...
Alıntı
 
 
0 #11 emrah polat 11-09-2008 08:15
Korestier,

Dosto'dan Suç ve Ceza, Budala, Cinler ve karamazov kardeşleri; Tolstoy'dansa Anna karenina'ı okudum. Uzun süredir de savaş ve barış'ı okuyorum.

Dosto'nun kendi dilinde epey savruk yazdığını duymuştum, neyseki iyi çevirmenler sayesinde sorun yaşamıyoruz Türkçe'de.
Benim dosto'da beğendiğim, bi dolu özellik yanında, romanlardaki patlama ve sürekli değişim hali.
Tolstoy, daha 'istikrarlı' yazıyor.
Okuduklarımdan yola çıkarak ikisi arasında tereddütsüz, "Dosto," derim yani.
Bu tabi çok tartışmalı bir konu senin de bildiğin gibi: Nabokov, Dosto'yu romancı saymayıp (hatta Edebiyat Dersleri arasına almamıştır)Tols toy'a önem verirken, Bahtin çok önem verir Dosto'ya.

Şimdi aklıma geldi; üretme biçimleri açısından şöyle bir arayol bulsak nasıl olur acaba: Tolstoy'un disiplini, Dosto'nun yaratıcılığı.
Alıntı
 
 
0 #10 Korestierus 10-09-2008 13:04
Ayrıca birçok mektup ve yazılarının kendi sesiyle audio kayıtları da vardır...
"Ben gene de Dostoyevski'nin romancılığını tercih ederim. Gerçi, Dosto da Tolstoy'a hayranmış ama."
Farklı sınıflardan gelmiş olmalarına rağmen tamamen aynı olmamakla birlikte ikisi de çok fazla paralel sosyal konulara kafa yormuşlar...
Dostoyevski'nin eserlerinde gramatik hataları var; sürekli ve çok yazdığı için nerdeyse düzeltmeye hiç zaman ayırmazmış...
Alıntı
 
 
0 #9 Güçlü Kuvvetli 10-09-2008 06:01
Ali Osman,

O devirdeki bu kadar dili birden öğrenebilmek de, ne olursa olsun, çok kolay değil. Tolstoy anladığım kadarıyla kendi yüzyılına ait önemli yazarları, mesela Dickens'ı, Balzac'ı, Flaubert'i, Goethe'yi falan kendi dillerinde okuyan bir abimiz olsa gerekir diye düşünüyor ve bir ilik de ben atıyorum önüme:-)
Alıntı
 
 
0 #8 AliOsman KOCAK 10-09-2008 05:55
Dillerin bir kısmı slav kökenli, dikkat. Mesela Lehçe, Çekçe, Sırpça... Birbirlerini gayet güzel anlıyorlar. Hatta (Bir Rus arkadaşdaş söyledi) Lehçe, neredeyse, Rusça'nın latin alfabesi ile yazılmış hali. Ukraynaca'da, Azerice'nin bize komik gelmesi gibi Ruslara da bu dil komik geliyor. Almanca, İngilizce, Fransızca için söylenecek sözüm yok tabii. Önümü iliklerim...
Alıntı
 
 
0 #7 emrah polat 10-09-2008 03:56
Ben gene de Dostoyevski'nin romancılığını tercih ederim. Gerçi, Dosto da Tolstoy'a hayranmış ama.
Alıntı
 
 
0 #6 Güçlü Kuvvetli 10-09-2008 03:28
O zamanki temel iletişim biçimi mektuplaşmak olduğu için, Tolstoy da zaten habire yazdığı için bu müthiş sayıya ulaşılıyor. Ben de bildiği / hakim olduğu dillere vuruldum. Muazzam bir adammış...
Alıntı
 
 
0 #5 AliOsman KOCAK 10-09-2008 02:52
Beni en çok 10 bin mektup (kime gönderirsin kardeşim bu kadar mektubu ? 30 yıl mektup yazsa, yıllık 333 tane, yani ortalama nerdeyse günlük 1 mektup ) ile 165.000 sayfa elyazması yazı etkiledi... 40 yıl yazı yazsa, yıllık 4125 sayfa, böl onu 365'e, 11 sayfa... İnanılmaz bir disiplin. Ancak böyle Tolstoy olunuyor galiba. Daha doğrusu bu kadar yazsan bile Tolstoy olma ihtimalin çok yüksek değil. Hatırladığım kadarıyla benzer bir disiplin Jack London'da da var. Günde en az 10 sayfa yazıyormuş.
Alıntı
 
 
0 #4 Güçlü Kuvvetli 10-09-2008 02:37
Hocam, eline sağlık, çok güzel bir yazı. İnsanda okuma isteği uyandırıyor.
Alıntı
 
 
0 #3 Korestierus 10-09-2008 02:24
Tolstoy Nobel edebiyat ödülünün kendisine verilmemesini istemesinin sebebi bu ödülün onun antimilitarist -Tolstoy'un bu konuda çok sayıda yazısı vardır- görüşlerini ters olmasıydı...
Bugün en büyük silah ihracatçısı -özellikle etnik ve sınır çatışmalarının olduğu Afrika ülkelerine- ülkelerinden biri olan İsveç utanmadan barış ödülü veriyor bir de!
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile