Makaleler Bütün Yazılar Makale Önemli Makaleler Yeni, Yine ve Yeniden: Henüz Kapitalizm Ölmedi!
 

Yeni, Yine ve Yeniden: Henüz Kapitalizm Ölmedi! Popüler

Makale

Yazar

İnsan: - Uzun vadede hepimiz öldük ama kapitalizm ölmedi.
Tarih: - Keynes’in kehaneti kısa vadede tutmuş görünüyor. [1]

 

İnsan: - Uzun vadede hepimiz öldük ama kapitalizm ölmedi.
Tarih: - Keynes’in kehaneti kısa vadede tutmuş görünüyor. [1]

29 Bunalımı’ndan sonra bir nefes arayan kapitalist dünya, Keynes’in daha fazla hükümet müdahalesi isteyen tezlerine dört elle sarıldı. Keynes, hükümet harcamalarını [2] arttırıcı politikaların istihdam ve büyüme yaratacağını söyleyip, liberal ekonomistlere karşı çıktığında, kapitalizm henüz toparlanma çabalarının başında bulunuyordu. Keynes’in müdahale isteyen tezleri, 29 Bunalımı’nı takiben patlak veren 2. Paylaşım Savaşı sayesinde büsbütün taraftar topladı ve her iktisatçıya nasip olmayacak bir süreç de başlamış oldu. İktisat dünyasında tez sahibi olmak değildir mesele, mesele, o tezleri hayata geçirecek politik güce sahip olmak veya politik gücü o tezlere ikna etmektir. İşte bu yüzden Keynes, yaşadığı dönemde hem yazmış hem de motor demiş ender iktisatçılardandır.

Liberal politikaların hükümet müdahalelerini dışlayıcı tavırlarının altında kapitalizme aşırı güven yatıyor/du. Liberallere göre sistemi kendi haline bırakmak, en doğru ortaklık için ilk koşuldu. Klasik iktisatçıların, fazla teori kokan idealistliklerinden esinlenilen bu serbestlik, 29 Buhranı’yla duvara tosladığında geri dönüş için çok geç kalınmıştı. Her iktisadi sistem bir istemler ve sunumlar bütünüdür ve bu sistem kapitalizm ise ona güven beyhudedir; bu öğrenilmişti ama öküz öldükten sonra...

Keynes politikaları, 2. Paylaşım Savaşı sonrası iktisat dünyasına mühür vururken çok sade olarak şunu vurguluyordu:  Kapitalizm kendi haline bırakılacak kadar ideal bir sistem değildir ve fakat sosyalizmden de kötü değildir. Ona müdahale etmek demek onun eksikliğine vurgu yapmak demek değil, onu daha uzun vadede yaşanılır kılmak çabasıdır. Bu manada Keynes’in kapitalizm dışı herhangi bir duruşu söz konusu değildir; vurgulamış olayım. Keynes’e göre piyasaları canlandırmak, ekonomik büyümeyi artıya geçirmek ve nihayetinde istihdam sağlamak için piyasalarda bir aktörün bulunması şart. Bu aktör hükümet olduğunda, bütün ekonomiye nüfus edilmesi çok daha kolaydır. Hem klasik, hem de liberal ekonomistlere göre piyasaların yek ve yegane aktörleri firmalardır. Firmalar, kar maksimizasyonlarının peşinde koşuşturdukça sistem dengeye gelecek ve en nihayetinde bütün insanlık ihya olacaktır. Bu olmadı. Bunun olmadığı fark edildiğinde aktörlük görevi hükümete verildi. Doğaldır ki firmalar yine kapitalist sistemin kalbini teşkil ediyorlardı ama onlar sadece vücuda kanı pompalamakla görevlendirileceklerdi; kan akışını, miktarı ve debiyi hükümet müdahaleleri yani maliye politikaları birleyecekti.  

Burjuva iktisat dünyasının bu tezlerin hegemonyasında olduğu bir dönemde, ABD’nin New Hampshire eyaletinin Bretton Woods kasabasında toplanan Birleşmiş Milletler, 1944 Bretto Woods anlaşmasıyla, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu’nun (AyEmEf) kurulmasına karar verdi. Bu iki kuruluştan Dünya Bankası, stratejik kalkınma planlarıyla, AyEmEf’de  küresel boyutta kredi işleriyle meşgul olacaklardı. Yani biri yapısal, diğeri de parasal bir enstrümantal olarak kapitalist sistemi regüle edecekti; ki hala bu memuriyetlerini ifa etmekteler. Her iki kurum da Keynes[3] teorilerine paralellik arz eder. Keynes hem kariyerinin hem de memuriyetinin zirvesine böylece çıkmış oluyordu.

Ve fakat mesele kapitalizm olunca hiçbir zafer sonsuza kadar sürmüyor. 70’li yıllarda görülen stagflasyon (durgunluk içinde enflasyon) Keynes’in maliye politikalarının terk edilmesine başlangıç oldu. Talep yaratmak ve bu talebi yaratırken ekonomik büyümeyi bir çarpan etkisiyle büyütmek rüyaları böylece sona ermeye başladı. 1944 yılında İngilizlere kaybeden Amarikalılar böylece sazı ellerine aldılar. En çıplak örneğini Milon Friedman’da [4] tecelli eden Monetarizm [5], kapitalist sahneye çıkmaya başladı.

Vartayı atlatan kapitalizmin, birden bire ve bütün benliğiyle freedom (özgürlük) diye yaygara koparması ve bunu Friedman isimli bir zatın yol göstericiliğinde yapması kafiyeli ve fakat kifayetsizdir.  Şikako Öküzleri’nden olan Friedman, “enflasyon her yerde ve her zaman bir parasal olgudur” derken bahsettiği aslında işçi sınıfının ücret düzeyiydi. Her kapitalist slogan, altında koca bir yalanı saklar; Monetaristler’in bayraklaştırdığı “özgürlük” sloganı da altında sınıf savaşını saklıyordu. Belki politik arenadan bir kaç isim vermek meseleyi daha bir aydınlatacaktır. İngiltere’de Demir [6] Lady Margaret Teacher, Amarika’da Eski Artist Ronald Reagan ve Şili’de Şili Kasabı Pinoşe Moneterizm’in siyasi aktörleriydi. İngiliz işçi sınıfı yılların birikiminden, Şili, Allende liderliğindeki sosyalizmden oldu. ABD’den bahsetmeye gerek yok sanırım. Keynes’in Maliye politikaları bir anlamada savaş ve kriz yorgunu kapitalizmin işçi sınıfına zeytin dalı uzatmasıydı. Buna muhakkak ki sosyalizmin ayakta olması katkı sunmuştur. Friedman’ın Para Politikaları eksenli liberalizmi ise, savaş ve kriz sendromunu atlatmış bir kapitalistin küstahlığından başka hiçbir şeydi. Buna muhakkak ki sosyalizmin yatakta olması katkı sunmuştur.

Keynes ile birlikte kapitalizm cephesinde sınıf savaşı sona ermiştir yani kapitalizm Friedman ile yenilmezliğini deklare etmiştir. Burjuva iktisadını bilenler bilir, iktisadi denklemler bütününde her şey vardır, ve fakat, bir tek insan yoktur. İnsan, bu denklemlerde ne sendika, ne ücret, ne de üreten olarak yer alır. Bu yüzdendir ki Keynes’in naif çarpanı, yerini matematiksel denklemlere, tahlili lüzumsuz istatistiklere ve oyun teorilerine bırakmıştır. Monetaristler’in parasal yaklaşımları günümüzde, takibi mümkün olmayan borsa endekslerine, debisi ve yıkıcı gücü büyük günlük parasal akımlara, ülke piyasalarını teslim alıcı para barajlarına ve arkalarında bir bataklık bırakmaktan başka iş görmeyen iktisadi tufanlara dönüşmüştür. Bu manada Fridman ile Keynes kapitalist madalyonun birer yüzü ve tamamlayanıdırlar.

G-20’lerin [7] toplantısından çıkan kararlar da bu madalyon meselesine örnek teşkil etmektedir. Daha düne kadar AyEmEf ve Dünya Bankası gibi kuruluşların miladını doldurduğunu söyleyen İngiliz başbakanı [8] G-20 zirvesine hem ev sahipliği yaptı hem de zirveden çıkan kararlara tek kelime laf etmedi/edemedi. Bu zirveden hem dünya bankası hem de AyEmEf güçlenerek çıktı. Yetmedi bir de Mali İstikrar Kurulu’nun kurulmasına karar verildi. Kapitalist dünya Monetarist yaraları neo-Keynesyen ilaçlarla pansuman yolunu seçerken,  pratikte de her iki akımı el ele tutuşturarak, kapitalizmin hekimliğine soyundurmuş bulunuyor. 20. yy.ın iki büyük burjuva iktisatçısı, 21.yy.da iç içe yeni bir döneme taşınmıştır. Ortada sosyalist ve hatta en hafifinden toplumcu bir meltemin dahi esmediği bir dünyada bu, kapitalizmin iç barışı mı,  yoksa sosyalizmin gerekli ve elzem olduğunun anlaşılmasının doğum sancıları mı bilinmez. Bilinen, kapitalizmin bütün tökezlemelerine, hatta kimi zaman iflasına karşın, onu son bir gayretle tarihin çöplüğüne atacak olan işçi sınıfının, hem pratikte hem de teoride meydanda bulunmadığıdır.

Hasever
Zürich, 6 Nisan 2009


(Güncelleme) Not: Kapitalistler, İsviçre'nin dağ ve kardan müteşekkil kasabası Davos'ta, yine toplandılar (26-30 Ocak 2011). Daha geçenlerde, aleyhinde yürüyüş ve toplantıların yapıldığı, alternatif forumların düzenlendiği forum, sanırım alışkanlık” yapmaya başladı; buralarda pek yaprak kımıldamadı. Coğrafi yakınlıktan mı yoksa “muhabir” sorumluluğundan mı kaynaklıdır bilmem ama mesele hakkında bir şeyler yazayım dedim; bir iki doküman, haber araştırması ve eski yazım derken, baktım ne hakkında konuşacağım şeyde ne de cümlelerimde bir değişiklik var. Belki, netleşmiş fotoğrafa şöyle bir katkım olabilir: “Keynes-Friedmann el ele, güzel günlere!” Zaten onlar da, "Yeni gerçek için ortak normlar" sloganıyla toplanmışlardı.

Beyaz zeminde beyaz harflerle özeleştirimi veriyorum: “Her yaşadığın gün için / Günahkarım

[1] John Maynard Keynes, (5 Haziran 1883, Cambridge - 21 Nisan 1946 Sussex, İngiltere) radikal ve müdahaleci    iktisadi teorileriyle iktisat dünyasında çığır açmış İngiliz iktisatçı. En ünlü eseri 1936 yılında yayınlanmış olan, İstihdamın, Paranın ve Faizin Genel Teorisi’dir; kısa adıyla Genel Teori.
[2] Pratikte devletin bir harcama yapması mümkün değildir zira o bir örgütlenme biçimidir. Ama Türkiye gibi ülkelerde hükmet ve devlet bir sayıldığı için hükümet harcamaları değil de, devlet harcamalı diye bilinir.
[3] Keynes, Bretton Woods konferansına İngiliz heyetinin başkanı olarak katılmıştır.
[4] Milton Friedman, (31 Temmuz 1912 Brooklyn - 16 Kasım 2006 San Francisco) Nobel ödüllü ABD'li ekonomist. Monetarizm’in kurucusu olarak bilinır.
[5] Parasalcılık. İktisadi istikrar enstrümantali olarak para politikalarını gören iktisadi yaklaşım.
[6] Teacher’ın “demirliği” amansız iktisadi politikaları yürürlüğe sokmasından gelir.
[7] 1 Nisan 2009 tarihinde Londra’da toplanan G-20’ler, “istikrar, büyüme ve istihdam” sloganını atarken, fena halde 1 Nisan Şakası gibi görünüyorlardı...
[8] Ne öngörü ama! Bu zat başbakanlığa maliye bakanlığından terfi etti. Pozisyonuna ve kariyerine paralel bir bilmişlik yapmak isterken duvara toslayan, süper çocuk Gordon, kalıbının boşluğunu da böylece dünya aleme ifşa etmiş oldu.

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile